حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Mübarek Toprak (Filistin)
Medya Bürosu
| No: FL-BA-2026-MB-TR-08 |
H. 28 Zilka’de 1447 M. Cuma, 15 May 2026 |
Mescid-i Aksa Basılıyor ve Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ’in Ümmetinin Gözü Önünde Yıkılması Çağrıları Yapılıyor!
Dün, 14 Mayıs 2026 Perşembe günü Ben-Gvir, beraberindeki bir dizi hahamla Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi, avlusunda dans etti ve 1967’de Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı işgal ettikleri gün ordusunun attığı “Tapınak Tepesi bizimdir” sloganını atarak “Bugün Mescid-i Aksa, her zamankinden daha fazla bizim ellerimizde.” dedi. (El Cezire)
Gazaba uğramış bu varlığın bakanları ve Knesset üyelerinin de katıldığı “Bayrak Yürüyüşleri” ve kitlesel baskınlar da Ben-Gvir’in bu baskınına eşlik etti. Görüldüğü gibi Mescid-i Aksa ve onun mübarek şehrini Yahudileştirme politikası, Netanyahu’nun “Tüm dünyaya ilan ediyorum ki; Kudüs, İsrail egemenliği altında birleşik, tarihi ve ebedi başkentimiz olarak kalacaktır.” sözleriyle de tamamlanmış olmaktadır. (El Cezire)
Mescid-i Aksa’nın kutsiyetini ayaklar altına alan, hatta yıkılması için çağrılar yapılan ve varlığı tehdit edilen bu topyekûn saldırı karşısında Mahmud Abbas, Fetih Hareketi’nin 8. Kurultayı’nda yaptığı konuşmasında adeta alay edercesine “İhanet anlaşması olan Oslo’yu istiyoruz, onu korumalıyız; evet o bir ihanettir ama yine de onu korumalıyız!” ifadelerini kullandı. İhanetin anası ve babası kendisi olduğu halde ihanetle alay etmektedir. Allah onu kahretsin. Mescid-i Aksa’ya yönelik baskılardan tek kelime bile etmemiştir. Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) bağlı Kudüs İşleri Dairesi’nin yayınladığı ve “Aksa’nın yıkılması çağrıları benzeri görülmemiş bir tırmanıştır” (WAFA) diyen bildirisi de onu bu ihanetten kurtaramaz. Bu bildiri ne bir yaraya merhem olacak ne de bir açlığı giderecek türdendir. Zaten ihaneti bir espri ve alay konusu olarak gören bir başkana sahip örgütten daha fazlası da beklenemez! Allah onları da rezil etsin!
Sözde “Vesayet Sahibi” Ürdün rejiminin yaptıkları ise, kınamanın ötesine geçemedi ve Ben Gvir’in baskınlarını “uluslararası hukukun açık bir ihlali, kabul edilemez bir kışkırtma ve mevcut tarihi ve hukuki statüye yönelik çirkin bir tecavüz” (WAFA) olarak nitelendirdi. Halbuki Yahudileri Filistin’e yerleştiren bizzat o uluslararası hukuk değil mi? Mübarek toprağın işgal edilmesi, gözden çıkarılması, mukaddesatın çiğnenmesi, mübarek toprak halkının katledilmesi ve sürgün edilmesi “kabul edilebilir sınırlar içindeki” bir provokasyon değil mi? Ürdün rejimi sanki Filistin’i Yahudilerin elinden kurtarmak için o tarihi ve hukuki statüye bel bağlamaktadır!
Arap Birliği’nin açıklamaları da bundan daha az şerli değildir. Tam bir faciadır. “Filistin halkı için uluslararası koruma talep etmekte ve uluslararası toplumun çabalarının birleştirilmesini... Doğu Kudüs dahil olmak üzere Filistin topraklarındaki yasadışı işgaline son vermesi için İsrail’a baskı yapılmasını” (WAFA) istemiştir. Sanki Arap Birliği, Filistin halkıyla hiçbir ilgisi yokmuş da onları “uluslararası toplum” denen efendilerine havale ediyormuş gibi davranmaktadır! Daha da acısı, bu bildirilerinin Filistin’in işgal edildiği Nakbe (Büyük Felaket) yıldönümüne denk gelmesidir. Hem Nakbeyi bir felaket olarak görmektedirler hem de Yahudilerin o Nakbe’de gasp ettikleri topraklar üzerindeki haklarını dolaylı olarak hukuken tanımaktadırlar! Bu ne açık bir ihanettir!
Sözde Filistin Yönetiminin, vesayet sahiplerinin, Arap Birliği’nin ve coğrafyamızdaki mevcut rejimlerin bu tutumları İslam ümmeti için yeni bir şey değildir. Bunlar Filistin’i ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra yurdu olan Mescid-i Aksa’yı, gazaba uğrayanlara bedelsiz şekilde satmışlardır. Onların yaptıkları tek şey yalnızca uluslararası topluma yalvarmaktan ibarettir. Çünkü onlar Mescid-i Aksa ve Filistin toprağını kendi meseleleri olarak görmemektedirler.
Ancak onların bu tutumları, Ümmete işgalin üzerinden neredeyse seksen yıl geçmiş olmasına rağmen onların Filistin ve Beytülmakdis’i kurtarmak için henüz harekete geçmediklerini hatırlatmaktadır. Bugün ümmet, Mescid-i Aksa’nın gözleri önünde basıldığını görmekte ve kulaklarıyla onun yıkılması, yerine sözde bir tapınak kurulması çağrılarını işitmektedir. Oysa Yahudiler ümmetten ve ordularından ciddi bir eylem görselerdi, ne bunları yapmaya cesaret edebilirlerdi ne de Filistin’de kalıcı bir düzen kurabilirlerdi.
Ümmetin, gözleri önünde katledilen, malları yağmalanan, arazileri ellerinden alınan ve ağaçları kesilen hiçbir güç ve kuvvet sahibi olmayan mazlum Filistin halkına “sabredin” demesi ciddi bir eylem değildir. Ciddi bir eylem; ancak güce sahip olanın, gücü olmayana yardım etmesi ve kurtuluş bekleyene icabet etmesiyle olur.
Bugün ümmetin artık ciddi bir eylemde bulunması, yöneticilere çağrı yapıp orduları harekete geçirmelerini istemek değildir. Çünkü onlar kendilerini artık işgalci varlığın ve onun devamının savunucusu konumuna yerleştirmişlerdir. Sadece pasif kalmakla yetinmemiş, doğrudan komplonun bir parçası olmuşlardır. Gerçek eylem; bu rejimlerin tamamen ortadan kaldırılmasını, ümmetin ordularının onların pençesinden kurtarılmasını ve zincirlerinden arındırılarak Mescid-i Aksa’ya ve mübarek toprağa doğru yürütülmesini gerektirir.
Mescid-i Aksa, çevresi ve halkı; bağrından binlerce Selahaddin, binlerce Kutuz ve sayısız mücahit çıkaran ümmetten, Filistin’i kurtaran, hatta dünyanın efendileri olan o mücahitlerden medet beklemektedir. O halde nasıl olur da kükremesi devletleri yıkan bir ümmet, ilk kıblesine yardım etmekte, Rasûlü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra’sını özgürleştirmekte ve Filistin’deki evlatlarını kurtarmakta gevşek davranabilir?! Nasıl olur da doğası gereği insanların en korkağı olan, savaşta en zayıfı ve hayata karşı en hırslısı olan bir düşmandan Filistinlileri kurtarmak için gevşek ve isteksiz davranabilir? Bu ümmet, cihat ve şehadet ümmeti değil mi?!
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنجِيكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ * تُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ “Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” [Saff 10-11]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Mübarek Toprak (Filistin) Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Telefon: 0598819100 www.pal-tahrir.info |
E-Mail: info@pal-tahrir.info |