حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi
| No: HT–BA–2026–MB–TR–38 |
H. 13 Safer 1448 M. Pazartesi, 27 Temmuz 2026 |
Filistin’in Kurtarılması Sadece Filistin Halkının Değil, Tüm İslam Ümmetinin Sorumluluğudur
Suriye Devlet Başkanı’nın, Yahudi varlığıyla ilişkilerine dair yaptığı; Suriye’nin onunla çatışmadan kaçındığını, onunla karşı karşıya gelmek gibi bir niyetlerinin bulunmadığını, çeşitli ülkelerin katılımıyla Yahudi varlığıyla bir güvenlik anlaşmasına varılması için çalıştıklarını ve bu anlaşmanın başarıya ulaşmasının “kapsamlı bir barışın” önünü açabileceğini, bununla birlikte Suriye’nin işgal altındaki Golan Tepeleri üzerindeki haklarından vazgeçmeyeceğini ifade eden açıklamaları; hiç şüphesiz bütün samimi Müslümanlar ve devrimciler açısından büyük bir hayal kırıklığı oluşturmuş, üzerinde durulması gereken ciddi bir mesele hâline gelmiştir.
Yahudi varlığı, Filistin’i gasp eden bir varlıktır. Filistin; Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra ve Miraç yolculuğunun gerçekleştiği belde, fatihlerin ve kahramanların diyarı, mahşer ve neşir yurdu, Müslümanların ilk kıblesi ve Harem-i Şeriflerden üçüncüsünün bulunduğu mübarek İslam toprağıdır. Şehitlerin kanlarıyla sulanmış bu İslam toprağını, Filistinli olmayan ümmetin Faruk’u Ömer RadıyAllahu Anh ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ashabı fethetmiş; Kürt olan Selahaddin Eyyubi kurtarmış ve Osmanlı olan Sultan II. Abdülhamid muhafaza etmiştir. Dolayısıyla Filistin, Müslüman beldelerin incisidir, gözbebeğidir. Yüz binlerce Müslüman onu ve kutsiyetini savunmak için canını vermiştir. Bu sebeple Filistin, yalnızca Filistin halkına ait değildir; dünyadaki herhangi bir devletin, yönetimin veya örgütün de tek başına tasarrufunda değildir.
Yahudilerin Filistin’i işgal etmesiyle ortaya çıkan mesele, sadece Filistin halkının değil, bütün İslam ümmetinin meselesidir. Bu gerçek ümmetin vicdanında ve akidesinde kesin olarak yer etmiş olup, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu ayeti var oldukça da varlığını sürdürecektir:
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescidi Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescidi Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” [İsra 1] Nitekim Şam devrimcileri de tâğût Beşşar’a karşı devrimlerinin ve onun rejiminden kurtulma mücadelelerinin en hararetli anlarında, “Milyonlarca şehit olarak Kudüs’e gidiyoruz” ve “Halk Filistin’in kurtuluşunu istiyor” gibi sloganları sıkça dile getirmişlerdir.
Batı’nın istediği siyasi kurallar çerçevesinde düşünmek, sömürgeciliğin ve işgalin devam etmesi anlamına gelir. Oysa ümmetin izzetine ve kurtuluşuna giden yol; sömürgecilerin İslam ümmetini parçalamak ve her bir ülkeyi tek başına avlamak için inşa ettiği Sykes-Picot hapishanesini sağlamlaştırmaktan değil, Yüce Allah’ın kitabına ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetine dayanan gerçek bir birlikten geçer. Bu nedenle Suriye halkının Yahudi varlığıyla olan sorunu yalnızca Golan’ın işgaliyle sınırlı değildir; aksine bu sorun Müslümanların topraklarının her bir karışının işgaliyle ilgilidir.
Bu sebeple Sykes-Picot kutusu içinde düşünmeye geri dönmekten, sömürgecilerin şartlarına boyun eğmekten, aşamacılık fikirleriyle nefsi kandırmaktan, statükoya teslim olmaktan ve mevcut duruma razı olmaktan şiddetle sakınılmalıdır! Eğer Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve güzide ashabı, zayıflıklarına ve ihtiyaçlarına rağmen mevcut duruma ve realiteye razı olsalardı, İslam hiçbir zaman ayakta kalamazdı ve İslam nimeti bugün bizlere kadar ulaşamazdı. Bizler şu şiarın ümmetiyiz:
وَاللهِ لَوْ وَضَعُوا الشَّمْسَ فِي يَمِينِي، وَالْقَمَرَ فِي يَسَارِي عَلَى أَنْ أَتْرُكَ هَذَا الْأَمْرَ حَتَّى يُظْهِرَهُ اللهُ، أَوْ أَهْلِكَ فِيهِ مَا تَرَكْتُهُ “Ey amca! Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem, Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.”
Böylesine teslimiyetçi kavramlar, fedakârlıklar ve kanlarıyla bu asrın en azılı çeteleri ve tağutlarını bile deviren bir halka asla yakışmaz. Zira bu tür kavramlar ümmete şimdiye kadar zilletten, sömürgecilikten, parçalanmışlıktan ve İslam beldelerinin kaybından başka hiçbir şey kazandırmamıştır.
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Merkezî Medya Ofisi |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi el-Mezra’a, P.K. 5010-14, Kolombiya Merkezi B Blok Kat:2, Beyrut/Lübnan Telefon: TEL: 0096 113 07 59 4 / GSM: 0096 171 72 40 43 www.muslimworld.today |
E-Mail: media [@] muslimworld.today |