حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Pakistan Vilâyeti
Medya Bürosu
| No: PK–BA–2026–MB–TR–24 |
H. 19 Rabi-ul Evve 1448 M. Salı, 01 Eylül 2026 |
Pakistan’ın Sivil ve Askerî Yönetimi, Amerika’nın Ortadoğu’daki Nüfuzunu Koruması İçin Trump’a Yardım Ediyor! Ey Askeri Güç Sahipleri! Gücünüzü ve Nüfuzunuzu İslam’a Hizmet Etmek ve Bu Yöneticilerin Amerika’ya Hizmet Etmesini Engellemek İçin Kullanın
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Andırabi, İslamabad’daki haftalık brifinginde Genelkurmay Başkanı’nın son İran ziyaretiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Brifingde Andırabi, “Bazı çevrelerin Genelkurmay Başkanı ve Savunma Kuvvetleri Başkanı’nın Başkan Trump’ın veya ABD’nin bir elçisi olarak İran’ı ziyaret ettiği yönündeki iddialarının yanıltıcı ve fiilen gerçek dışı olduğunu, bu ziyaretin, Pakistan’ın süregelen arabuluculuk rolü ve arka planı bağlamında gerçekleştiğini vurgulamak isterim.” dedi. Sözcü, aynı basın toplantısında ziyaretin amacını da açıklayarak bunun “bölgesel gerilimin düşürülmesine, askeri çıkmazın kırılmasına ve barış ile istikrarın yeniden tesis edilmesi için müzakere yoluyla bir çözüm aranmasına odaklandığını” belirtti.
Sözcü ayan beyan ortada olan bir gerçeği inkâr etmeye çalışmaktadır; yani İslam beldelerinde tırmanan gerilimi, askeri çatışmayı ve istikrarsızlığı örtbas etmek istemektedir. Bölgede yaşanan bu istikrarsızlığın sebebinin, Amerika’nın Müslümanlara karşı yürüttüğü savaş nedeniyle Amerikan askeri üsleri ve Amerikan askerlerinin Orta Doğu’ya konuşlanması olduğunu bilmeyen yoktur. İkinci olarak bu ziyaret, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in 24 Ağustos 2026’da “Ekonomik D-Day” olarak adlandırdığı ve İran’ın küresel finans işlemlerini ve can damarını kesmeyi amaçlayan “ekonomik izolasyon” kampanyası duyurmasıyla eş zamanlı gerçekleşmiştir.
İşin aslı şudur ki, Amerika’nın İran’a karşı gerçekleştirdiği başarısız askeri maceranın ardından askeri gücü savunmasız kalmış ve deşifre olmuş durumdadır. Askeri üsleri tahrip edilmiştir ve İran’ın onayı olmadan bunların yeniden inşa edilmesi mümkün değildir. Geriye, cephaneliğindeki son silahı olan uluslararası ekonomik sistemi kullanmaktan başka çare kalmıştır. Ancak bunun başarılı olması da diğer devletlerin yardımına bağlıdır. 2015 yılında Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na (JCPOA) varılmasının ardından eski ABD Başkanı Obama büyük bir üzüntüyle bu tür bankacılık yaptırımlarının aslında ABD’yi de vurabileceğini itiraf ederek şöyle demişti: İran’a gerçekten zarar vermek için... Çin gibi ülkeleri ABD finans sisteminden tecrit etmemiz gerekir. Ancak Çinliler borçlarımızın en büyük alıcılarından biri olduğu için bu tür önlemler ekonomimizde şiddetli çalkantılara yol açabilir... ve uluslararası alanda doların küresel rezerv para birimi rolü hakkında soru işaretleri doğurabilir.”
On yıl sonra, Amerika ekonomisi 40 trilyon dolarlık borç yükü altındayken, ordusu stratejik silah sıkıntısı çekerken ve halkı yeni bir savaşı kaldıramayacak durumdayken aynı yöntemi yeniden uygulamaya çalışmak mantıklı olmadığı gibi sadece bir hüsnükuruntudan ibarettir. Gerçekte Mareşal Asım Münir, 38 günlük kesintisiz ve istenmeyen can kayıpları ve yıkımın ardından ilk ateşkesin sağlanması, ateşkesin uzatılması ve bir mutabakat zaptına varılması için Trump’ın en güvenilir ve en etkili elçisi olarak hareket etmiştir. Trump, Amerikan güç koridorlarında sıkça bataklık olarak adlandırılan bu durumdan kendisini kurtarması için bir kez daha bu güvenilir ele sığınmıştır.
Amerika’nın siyasi, askeri ve ekonomik olmak üzere tüm biçimleriyle hegemonik sisteminin çöktüğü ayan beyan ortadadır. Ancak Müslümanların yöneticileri, ona can suyu olmaya ve hayat vermeye devam etmektedir. Gaspçı Yahudi varlığını kurtarma operasyonunun en önemli tezgahlayıcıları Mısır, Türkiye ve Katar’dır. Sonra da Pakistan’ın da dâhil olduğu D-8 İslami Ülkeler Grubu, Yahudi varlığı ve onu aktif ortağı olan Amerika’nın suçlarına hukuki ve ahlaki kılıf giydirmek için devreye girmişlerdir. Amerika’nın İran’a karşı yürüttüğü savaşın fiyaskoya uğramasının ardından Trump’ın “Gözde Mareşal” olarak nitelendirdiği Asım Münir bir kez daha devreye girerek Amerika’nın imdadına yetişmek istemiştir. Amerika, kendi başına gerçekleştiremediğini, şimdi Müslümanların yöneticileriyle iş birliğiyle gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Ey insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ümmeti! Allah, Pakistan’a nükleer bir güç olma, endüstriyel kapasiteye dayalı güçlü bir orduya sahip olma ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’yı razı edip şehadet mertebesine ulaşma yönünde güçlü bir arzu lütfetmiştir. Pakistan; Hilafetin çatısı altında vahdet farzını yerine getirmek için ümmetin topraklarını ve kaynaklarını birleştirmenin nüvesi olabilecek bir güçtedir. Örneğin Ensar ve Muhacirler, Halife Ömer’in şehadetinden sonra ümmetin üç gün ve üç gece halifesiz kalmasına izin vermemişlerdir. Dolayısıyla bu ümmetin iki halifeye sahip olması bile caiz değilken, elliden fazla yöneticiye sahip olması nasıl caiz olabilir?! Ebu Said el-Hudri’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
إذا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ، فاقْتُلُوا الآخِرَ منهما “İki Halifeye biat edildiği zaman, onlardan sonuncusunu öldürün.”
Ey Pakistan silahlı kuvvetlerinin cesur subayları! Dünya ve ahirette şeref ve kurtuluşa nail olmak ancak Yüce Allah’ın şeriatını tatbik ederek O’nu rızasını elde etmekle mümkündür. Bizler, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şeriatını çiğneyen tağutu reddediyoruz.
قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَن يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انفِصَامَ لَهَا وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ “Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” [Bakara 256] Öyleyse haydi dünya karşılığında ahireti satın alanlardan olun.
إِنَّ اللهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ حَقّاً فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ “Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerine hak bir vaattir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” [Tevbe 111]
Hiç şüphesiz Hilafet Devleti, Müslümanların ve genel olarak tüm insanlığın tek umudu ve yegâne kurtuluşudur. Nübüvvet metodu üzere Hilafeti kurmak; şer’i bir farzdır. Müslümanlar, bu farzı hayatta var etmek için ellerinden geleni yapmalı ve Medine’deki Ensar gibi sevabını Allah’tan beklemelidirler.
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Pakistan Vilâyeti Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi P.O. Box 1924, Lahore / Pakistan Telefon: +(92) 345–428–7323 / +(92) 333–561–3813 https://bit.ly/3hNz70q |
Fax: +(92) 21–520–6479 E-Mail: spokesman@hizb-ut-tahrir.com.pk |