- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Gazze, Tehcir Planı İle Ümmetin Sessizliği Arasında
Haber:
Yahudi varlığının sözde ulusal güvenlik bakanı aşırı sağcı Ben-Gvir, geçtiğimiz Ağustos ayında varlığın Kudüs'teki İslami kutsallara, özellikle de Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlallerini tırmandırmasıyla eş zamanlı olarak Gazze Şeridi sakinlerinin tehcir edilmesi yönündeki çabaları sürdürme sözü verdi. (El Cezire Net)
Yorum:
Ben-Gvir, bir kez daha ortaya çıkarak Gazze halkını yerinden etme planından geri adım atmayacağı tehdidinde bulundu; bu tablo, yaşananların yalnızca geçici açıklamalardan ibaret olmadığını, aksine Filistinliyi toprağından söküp atmayı, işgalin bizzat yarattığı soruna çözüm olarak gören siyasi bir zihniyeti açıkça ortaya koymaktadır. Bu plan “gönüllü göç” adı altında gündeme getirilmektedir; ancak göz ardı edilemeyecek soru şudur: İnsan bir yıkımın ortasında yaşarken ve evini, güvenliğini ve yaşamının temel unsurlarını kaybetmişken, göç nasıl gönüllü olabilir ki?! Terimin değiştirilmesi, eylemin hakikatini değiştirmeyeceği gibi zorla tehcir de, işgalcinin ona gönüllü sıfatını vermesiyle gönüllü hale gelmez!
Bu açıklamaların en tehlikeli yanı, sürgün suçunun olağan bir siyasi projeye dönüştürülmeye ve dünyanın, milyonlarca Filistinlinin topraklarından sökülüp atılabileceğine, ardından da davalarının dosyasının kapatılabileceğine inandırılmaya çalışılmasıdır. Ancak Gazze, halkı olmayan bir toprak olmadığı gibi Gazze halkı da, siyasi cetvellerdeki rakamlardan ibaret değildir. Nitekim onlar, yıllar süren çatışmalar boyunca, özellikle de son savaş sırasında, insanın evini kaybedebileceğini, ancak dinine olan bağlılığını asla kaybetmeyeceğini ve ne kadar ağır sıkıntılar yaşarsa yaşasın dininden asla vazgeçmeyeceklerini kanıtladılar.
İşte burada İslam ümmetinin rolü devreye girmektedir; bu rol de Filistin’in duygusal bir mesele olarak değil, bir hak ve sorumluluk meselesi olarak görülmesidir. Çünkü Mescid-i Aksa geçici bir tarihi simge değildir, aksine Allah’ın etrafını mübarek kıldığı bir mescittir; nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ “Bir gece, (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir.” [İsra 1]
Bu nedenle asıl soru, Ben Gvir'in ne istediği değildir? Zira bu, yaptığı açıklamalarda ve planlarında gayet açıktır. Asıl soru, ümmetin bunun karşısında ne yapacağıdır? Kınama ve tepki açıklamalarıyla mı yetinecek? Yoksa kendi meselelerinin yeniden farkına varıp, halkını ve kutsallarını korumada gerçek bir ağırlığa sahip olmak için gücünü ve birliğini inşa etmeye mi çalışacak?
Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ “Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.” [Al-i İmran 139] Bu ayet, vakıaya teslim olmaya yönelik bir çağrı değildir; aksine ümmetin Rabbine olan güvenini kaybetmesinin ve maddi güç dengesini geleceği hesaplamada tek kriter haline getirmesinin caiz olmadığına dair bir hatırlatmadır.
Bugün Gazze halkı topraklarına sıkı sıkıya tutunduklarını ve asla ayrılmayacaklarını söylerlerken, işgalciler ise onları süreceğiz demektedir. Bu iki irade arasında ise ümmetin görevi durmaktadır; bu görev ise sırf sempati duymaktan bilince, bilinçten eyleme, tepki vermekten ise gücün nedenlerine sahip olmaya geçmektir.
Filistin’in söylenip sonra unutulan daha fazla sözlere değil, aksine kutsalların temenniyle korunamayacağını ve hakların yalnızca bildirilerle güvence altına alınamayacağını idrak eden bir ümmete ihtiyacı vardır.
Gazze, halkı olmayan bir toprak olmadığı gibi Filistin, bir tehcir projesi değildir ve El-Aksa da önemsiz bir mesele değildir. İşgalciler bir evi yıkabilir, bir ağacı kökünden sökebilir ve bir abluka uygulayabilir; ancak bu ümmet hayatta olduğu, bilinci yerinde olduğu ve dinine ve davalarına sıkı sıkıya bağlı olduğu sürece, bir ümmetin hafızasından sarsılmaz olan bir hakkı silemez.
Geriye şu çağrı kalmıştır: Ey İslam ümmeti! Sıkıntının uzun sürmesi, davayı unutmanın bir nedeni olmasın; çünkü bugün Gazze için istenen şey, yarın tüm Filistin için istenen bir şeyin başlangıcı olabilir. O halde Gazze halkının simgesi sebat etmek olsun ve ümmetin simgesi de bilinç ve eylem olsun ki Filistin, Allah Azze ve Celle'nin vaadi gerçekleşene kadar Müslümanların vicdanında kalmaya devam etsin: غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ “Allah emrine galiptir. Ancak insanların çoğu bilmezler.” [Yusuf 21]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon