- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Bangladeş ve Mekke Anlaşması: Müslümanların Umudu ve Acı Gerçeklik
Haber:
Bangladeş, bu ayın başlarında Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşmasına katılabilir. Bangladeş Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Hamayun Kabir, Pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, ülkesinin Mekke Anlaşması olarak bilinen anlaşmaya katılmaya davet edildiğini söyledi, ancak davetin kimin tarafından yapıldığını belirtmedi. Anlaşma, üç ülkeden herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörmektedir; bu, NATO gibi büyük askeri ittifakların kolektif savunma mantığına yakın bir formüldür. Bangladeş'in katılımı, Hindistan ve Pakistan gibi iki nükleer rakibin civarında olması göz önüne alındığında, büyük jeopolitik bölünmelerden uzak durmaya çalışan bir ülke olarak sahip olduğu bölgesel konumunu sarsabilir. Bangladeş-Pakistan güvenlik ittifakının, Yahudi devletiyle güçlü ilişkileri bulunan Hindistan tarafından bir tehdit olarak görülmesi muhtemeldir. (Middle East Eye, 25 Ağustos 2026)
Yorum:
Bangladeş'teki ve dünyanın dört bir yanındaki birçok Müslümanda, Bangladeş'in Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ile bir savunma paktına katılma ihtimali haberi derin ve doğal bir duygu uyandırmaktadır. Şüphesiz bu, her müminin kalbinde kök salmış bir duygu olup, İslam ümmetinin tek bir varlık altında birleşmiş olarak durduğunu görme özlemidir. Zira Müslüman ülkelerin birbirlerini savunmaktan söz ettiğini gördüğümüzde, bu bize umut vermektedir. Bu, hepimizin hayalini kurduğu birliğe doğru atılmış küçük bir adım gibi görünmektedir; zira kardeşlerimiz ve bacılarımız sınırlarla bölünmeyecek, aksine onları ortak şehadet sancağı koruyacaktır. Bu özlem güzel ve doğaldır.
Bununla birlikte duygularımızın, durumun hakikatini görmemizi engellemesine izin vermemeliyiz. Nitekim Müslüman ülkeleri arasındaki bu sözde askeri ittifaklar, zahirde göründükleri gibi olmaktan son derece uzaktır. Zira bu askeri ittifaklar, kendi özel İslami gereklilikleri doğrultusunda hareket etmiyorlar, aksine çoğu zaman nihayetinde Batı hegemonyasına fayda sağlayan gizli gündemlere hizmet ediyorlar. Zamanlamaya bir bakın: ABD, özellikle İran olmak üzere yaşadığı çatışmalar nedeniyle tükenmiş durumdadır. Bu yüzden bölgedeki askeri yükünü paylaşmak için yeni bir vekalet ittifakı kurmak istemesi şaşırtıcı değildir. Zira bu anlaşma, ümmetin kalkınmasıyla ilgili değildir; aksine güçlülerin çıkarlarına hizmet etmekle ilgilidir.
Acı gerçek şu ki, gerçek İslam birliğinin, ulus devlet çerçevesi içinde var olması mümkün değildir. Bu yüzden Batı, bizi bölmek için ulus devlet sistemini dayatmaktadır. Ama bizim aramızı ayıran yapay sınırlara tutunarak ümmetin birliğinin sağlanması mümkün değildir. Bunu daha önce de gördük; zira İslam İşbirliği Teşkilatı, tüm sözlerine rağmen Filistin ya da Keşmir için hiçbir şey yapmamıştır. Sözde yöneticilerimiz ise, içi boş vaatlerle insanları defalarca aldatmışlardır.
İslam birliğine giden tek gerçek yol, Batı’nın egemenliğinden kurtulmak, sömürgecinin türettiği bu sınırları yıkmak ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmaktır; zira hepimizi Allah’ın hükümleri altında birleştirecek tek ve adil olan sistem Hilafettir. Bu yüzden o zamana kadar bu anlaşmalar, vehimler ve komplolardan başka bir şey değildir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Şiraz - Bangladeş