Logo
Bu sayfayı yazdır

بسم الله الرحمن الرحيم

Soru Cevap
Irak ve İran Yanlısı Grupların Akıbeti

Soru:

Şarku’l Avsat gazetesi 4 Ağustos 2026 tarihinde internet sitesinde şu ifadelere yer verdi: “Irak hükümeti son derece hassas bir denklemle karşı karşıya. Siyasi ve güvenlik açısından tam bir felç yaşıyor. Washington’un silahlı grupların silahsızlandırılması yönündeki talepleriyle, İran’ın Irak’ın siyasi, güvenlik ve ekonomik kurumları içindeki kökleşmiş nüfuzu arasında sıkışıp kalmış durumda... Haşdi Şaabi Heyeti, 29 Temmuz 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, ABD ve Suudi Arabistan savaş uçaklarının Irak’ın çeşitli vilayetlerindeki resmî Haşdi Şaabi karargâhlarına düzenlediği saldırılarda en az 20 mensubunun hayatını kaybettiğini, 32 unsurunun da yaralandığını duyurmuştur...” (04.08.2026 Şarku’l Avsat) Ayrıca “Amerika Birleşik Devletleri ve Suudi Arabistan, Irak’ta İran destekli milislere ait olduğu belirtilen hedeflere ortak bir saldırı düzenlemiştir... (31.07.2026 El Hurra) Bu saldırıların, Başbakan Ali Falih ez-Zeydi’nin Amerika Birleşik Devletleri’ne gerçekleştirdiği resmî ziyaretten hemen sonra gerçekleştirilmiş olması dikkat çekicidir! Peki tam da bu zamanda yaşanan tüm bu gelişmelerin arka planında ne yatıyor? Amerika’nın Irak üzerindeki hakimiyeti eskisine nazaran daha da mı artmıştır?

Cevap:

Bu sorularla ilgili tablonun tam olarak netleşebilmesi için aşağıdaki hususlara bir göz atmamız gerekiyor:

1- Amerika, Saddam Hüseyin’in Irak’ını işgal ettiğinde, Irak rejimine/Baas rejimine ve onun arkasındaki güce, yani tüm bölgedeki İngiliz nüfuzuna öldürücü bir darbe indirmiştir. Ancak İngiliz nüfuzu, Suudi Arabistan üzerinden varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Nitekim Eski Suudi Dışişleri Bakanı Suud el-Faysal, Amerika’nın Irak politikasını açıkça eleştirerek Amerika’nın Irak’ta işgal ettiği bölgeleri İran’a teslim ettiğini söylemiştir. Fakat İngiliz ajanı Kral Abdullah’ın 2015 yılında vefat etmesi ve Amerika’nın ajanları Selman ile oğlu Muhammed’in Suudi Arabistan’da yönetimi devralmasıyla Amerika, bölgedeki İngiliz nüfuzuna kesin ve ölümcül bir darbe daha indirmiştir. Böylece İngiltere’nin elinde yalnızca Körfez’deki küçük devletçikler ve Ürdün kalmıştır; ki bunların hepsi, küçük devletçiklerdir, Amerika’nın nüfuzuna karşı koyabilecek hatta onun bu nüfuzuna karışıklık çıkarabilecek hiçbir güç ve kudretleri yoktur! Dolayısıyla Amerika, bölgenin fiilî tek hâkim gücü hâline gelmiştir.

2- Diğer yandan, Amerika’nın terörizm bahanesiyle İslam’a karşı yürüttüğü politika, İslam coğrafyasının mezhepsel temelde bölünmesini gerektirmiştir. Bu strateji doğrultusunda İran, mezhep eksenli siyasetin bir kutbu hâline getirilirken, diğer kutup olarak da Suudi Arabistan ön plana çıkarılmıştır. Yine bu politikanın bir gereği olarak İran’ın bölgedeki rolü genişletilmiştir. Bu çerçevede İran; Amerikan işgali altındaki Irak’a sızmış, kendine “nüfuz” alanı yaratmış, ayrıca Yemen ve Lübnan’daki mezhepsel gruplar aracılığıyla nüfuzunu Suriye başta olmak üzere diğer bölgelere kadar yaymıştır. Dolayısıyla ABD, kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda İran’ın bu rolüne uzun süre şiddetle ihtiyaç duymuştur.

3- Amerika’nın Suriye’de İran’a duyduğu ihtiyaç sona erince, Amerikan politikasının İran için çizdiği rol de sona ermiş ve bu aşamadan sonra İran’dan geri çekilmesini talep etmeye başlamıştır. İran da Suriye’den fiilen geri çekilmeye başlamış ve kuvvetlerini hemen geri çekmiştir. Lübnan’daki partisinin liderlerinin suikasta uğramasına rağmen Yahudi varlığına karşı savaşa katılmamış; fakat nükleer programı konusunda geri adım atmayı da reddetmiştir. Bunun üzerine Yahudi varlığı 2025 yılında İran’a karşı bir saldırı başlatmıştır. İran ise beyaz öküzün yendiği gün (yani 7 Ekim 2023 olaylarının patlak verdiği an) savaşa girmediğine ve sadece Lübnan’daki partisinin rolüyle yetindiğine büyük pişmanlık duymuştur. Yani beyaz öküzün yendiği gün savaşa girmemesinin bedelini sonradan ödemiştir... Dolayısıyla 2025’te başlayan bu savaş ve daha sonra Amerika’nın öncülüğünde beslemesi Yahudi varlığıyla birlikte gerçekleştirilen yeni saldırı dalgaları, İran’ın bölgedeki rolünü tasfiye etme politikasının bir parçasıdır. Bu süreçte Tahran yanlısı Iraklı gruplar da İran’ın yanında savaşa girerek Irak’taki veya bazı Körfez ülkelerindeki Amerikan hedeflerine karşı füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemeye başlamışlardır. İşte bu noktada Amerika, Trump yönetiminin İran’ı tabi bir devlet statüsüne indirgeme ve mümkünse bölgesel rolünü küçültme yönündeki yeni politikası kapsamında, İran’ın Irak’taki rolünü tasfiye etme konusunda ısrarcı olmuştur... Dolayısıyla, bugün Irak’ta yaşanan siyasi gelişmelerin temel motivasyonu, Trump’ın İran’ın Irak’taki nüfuzunu tasfiye etme politikasıdır.

4- 2003 yılında Irak’ı işgal eden ve oradaki siyasal sistemi mezhepsel temel üzerine oturtan ve böylece İran’a Irak üzerinde büyük bir nüfuz kazandıran Amerika; bugün bu durumu sona erdirmek istemektedir. Bu doğrultuda Irak hükümetlerinden kendilerini mezhepçi bir devlet olarak değil, bir Arap devleti olarak yeniden konumlandırmalarını; yani İran ile bağlarını koparıp Körfez ülkeleri ve diğer Arap devletçikleriyle ilişkilerini yeniden normalleştirmelerini talep etmektedir. Bütün bu adımlar, İran’ın Irak’taki nüfuzuna karşı yürütülen savaşın veya oradaki varlığını tasfiye etme stratejisinin bir parçasıdır. Bu çerçevede Amerika, Irak’a ihraç edilen İran doğalgazına yaptırımlar uygulamaya başlamış ve Bağdat’a bu gaz için İran dışında başka alternatifler arayışı içerisine girmesi çağrısında bulunmuştur. Nitekim Irak’ın bu bağlamda bulabileceği en mantıklı alternatif olan Türkmenistan gazının İran üzerinden geçmesi gerekmesi sebebiyle Amerika bunu da kabul etmemiş; dahası Irak’ın İran’dan elektrik ithal etmesine bile karşı çıkmıştır: “ABD yönetimi, Başkan Donald Trump’ın Tahran üzerinde “azami baskı” kurma politikası kapsamında Irak’ın İran’dan satın aldığı elektrik için ödeme yapmasına olanak sağlayan yaptırım muafiyetini sonlandırmıştır.” (09.03.2026 el-Cezire) Bundan önce de ABD, İran ile dolar üzerinden işlem yapan herhangi bir Iraklı kuruma veya tarafa benzer yaptırımlar uygulamıştır: “Wall Street Journal gazetesi Çarşamba günü ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde, Amerika Birleşik Devletler’in 14 Irak bankasının dolar üzerinden işlem yapmasını yasakladığını bildirmiştir. Gazetenin haberinde, Hazine Bakanlığı ve New York Federal Rezerv Bankası tarafından getirilen yasağın, Amerikan para biriminin İran’a transferini engellemeye yönelik kapsamlı bir operasyonun parçası olduğu belirtilmiştir. (19.07.2023 El Kuds el Arabi)

5- Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri, Irak hükümetinden İran yanlısı gruplara baskı yapmasını ve onları hükümetten uzaklaştırmasını talep etmiştir: “Kaynaklar, İran destekli silahlı grupların kurulacak Irak hükümetine dahil edilmesi durumunda, ABD’nin üst düzey Iraklı siyasetçileri bizzat Irak devletini de kapsayacak yaptırımlarla tehdit ettiğini ve bu yaptırımların New York Merkez Bankası’nda tutulan petrol gelirleri gibi Irak’ın en kritik finansal damarlarını dahi hedef alabileceğini bildirmişlerdir. Reuters’a konuşan dört kaynağa göre bu uyarı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Irak’taki İran bağlantılı grupların nüfuzunu azaltmak amacıyla yürüttüğü kampanyanın şimdiye kadarki en sert örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.” (23.01.2026 Skynews Arabia) Irak hükümetinin Amerika’nın talimatlarına boyun eğdiğini gösteren önemli gelişmelerden biri de, hükümetin İran’a karşı yürütülen savaşta tarafsız olduğunu açıklamasıdır. Bu tarafsızlık, aslında İran’ın yanında yer almadığı anlamına gelmektedir. Oysa Amerikan ordusu İran’ı ve Irak’taki İran yanlısı grupları vurmak için Irak topraklarını kullanmakta, bazı gazetelerin de ifşa ettiği Yahudi varlığının da Irak topraklarında askeri üsler kurmasına önayak olmaktadır: “Irak topraklarında bir İsrail üssünün bulunduğuna dair daha önceki raporların ardından New York Times gazetesinde yer alan bir rapor, İsrail’in Irak’ın batı çölünde ikinci bir gizli askeri üs kurduğunu ortaya çıkarmıştır” (18.05.2026 Deutsche Welle)

6- Daha sonra ABD, Irak hükümetinin başına kimin geçeceği konusunda da açıkça müdahale etmeye başlamıştır. Nitekim Nuri el-Maliki, Amerika’ya son derece bağlı Amerikan ajanı bir siyasetçi olmasına ve işgal yıllarında Irak’ı Amerikan politikaları doğrultusunda sıkı bir şekilde yönetmiş olmasına rağmen, Trump yönetimi onun yeniden başbakan olmasına açıkça karşı çıkmıştır. Trump konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir: “El Maliki döneminde ülke yoksulluğa ve büyük bir kaosa sürüklenmiştir. Onun çılgın politikaları ve ideolojileri nedeniyle bu durumun tekrar yaşanmasına kesinlikle izin verilmemelidir. Eğer El Maliki seçilirse, Amerika Birleşik Devletleri Irak’a hiçbir yardımda bulunmayacaktır.” (29.01.2026 Skynews Arabia) “Hâlbuki Maliki, Irak parlamentosundaki en büyük siyasi blok tarafından başkanlığına aday gösterilmişti.” (14.02.2026 El Arabiya) El Maliki, Trump’ın bu müdahalesine sert tepki gösterse de ve Bağdat’ta yüzlerce kişi Amerikan Büyükelçiliği yakınlarında protesto gösterileri düzenlese de, Trump yönetiminin tutumu değişmemiştir: “ABD Başkanı Donald Trump’ın tehditlerine karşılık eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, Amerika’nın Irak’ın iç işlerine yönelik açık müdahalesini reddettiğini ve bunu ülkesinin egemenliğinin ihlali olarak gördüğünü açıkladı. Trump’ın açıklamalarını protesto etmek amacıyla yüzlerce kişi Bağdat’ta, Amerikan Büyükelçiliği’nin bulunduğu Yeşil Bölge yakınında gösteri düzenledi.” (28.01.2026 France 24) Şüphesiz Trump’ın bu açıklamaları, ABD’nin ajan devletlere ve ajanlarına nasıl davrandığını açıkça gözler önüne sermektedir. Nitekim El Maliki fiilen saf dışı bırakılmış ve 27 Nisan 2026 tarihinde Amerika’nın kabul ettiği bir isim olan Ali ez-Zeydi göreve getirilmiştir. Bu olay ve gerçeklik, İran’ın Irak’taki nüfuzunun son derece kırılgan olduğunu, hatta gerçek anlamda bir nüfus seviyesine bile ulaşmadığını; gerçekte Amerika’nın kendi politikalarını uygulayabilmesi için İran’a belirli bir hareket alanı açtığını ve ona çeşitli kolaylıklar sağladığı göstermektedir.

7- Amerika, geçmişte İran’a verdiği bu rolü sona erdirmek istediğinde, Irak hükümetinden İran yanlısı silahlı grupların silahsızlandırılmasını ve bunun için kesin tarih belirlemesini talep etmeye başlamıştır. Lübnan hükümetinden de Lübnan’daki İran partisine karşı benzeri talepte bulunmaktadır. Nitekim iki Iraklı grup silahsızlanmayı kabul etmiştir: “Haziran ayının başlarında, Şii din adamı Mukteda es-Sadr’a bağlı milis güçleri olan ‘Seraya es-Selam’ savaşçıları, silahlarını Irak hükümetine teslim etmek üzere Samarra şehrinde toplanmışlardır. Bu silahsızlanma süreci, grubun hem devlet içinde hem de devlet dışında faaliyet gösteren ve çoğunluğu Şii milislerden oluşan güçlü Haşdi Şabi ittifakından ayrılması anlamına geliyor. Seraya es-Selam’a bağlı binlerce savaşçı bu koalisyondan çekilen ilk grup olmuştur ve sonuncusu da olmayacaktır: Güçlü bir milis gücü olan ‘Asaib Ehli Hak’ da Haşdi Şabi’den çekileceğini açıklamıştır... Buna karşılık İran destekli diğer bazı önde gelen milisler ise Irak’ta ve daha geniş bölgede Tahran’ın çıkarlarına hizmet etmeye sıkı sıkıya bağlı kalmaya devam etmektedirler. Ancak Haşdi Şabi içerisindeki bu bölünme, İran için ciddi bir darbe niteliğindedir.” (12.07.2026 İndependentarabia) Irak devleti de silahların teslim edilmesi için kesin bir takvim belirlemiştir: “Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi Salı günü yaptığı açıklamada, önümüzdeki Eylül ayının sonundan itibaren devletin denetimi dışında hiçbir tarafın silah taşımasına izin verilmeyeceğini söyledi. Ez Zeydi, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, hükümetinin temel ilkesinin silahın yalnızca resmî güvenlik kurumlarının elinde bulunması olduğunu vurguladı.” (14.07.2026 Skynews Arabia) Dolayısıyla bugün Irak’ta yaşanan siyasi gelişmeler, Amerika’nın İran’ın Irak’taki eski rolünü ve nüfuzunu tasfiye etme politikasıyla doğrudan bağlantılıdır. Amerika’nın bu alandaki başarısı oldukça büyüktür. Irak’a uyguladığı baskı yalnızca askerî ve siyasî alanla sınırlı değildir, aynı zamanda finansal alanda da baskı uygulamaktadır. Nitekim Irak’ın petrol gelirleri ABD Hazinesi nezdindeki bir hesaba aktarılmaktadır. Bu nedenle Irak yönetimi, ABD Hazinesi’nin onayı olmadan devlet memurlarının maaşlarını dahi ödeyememektedir!

8- Geriye bir mesele kalmıştır; o da Irak’ta başlatılan yolsuzluk ve yolsuzluk yapanları ortaya çıkarma kampanyasıdır. Bu kampanya, Irak’taki İran bağlantılı kişileri hedef almaktan ve onları bu şekilde tehdit etmekten başka bir anlama gelemez. Gerçi bu kampanya başka kesimleri de uzanmaktadır; zira Amerika’nın bölgede bir demokrasi modeli olması için inşa ettiği Irak rejimi, tepeden tırnağa yolsuzluğa gömülmüş olup dünyanın en yolsuz yönetimlerinden biri hâline gelmiştir. “Irak hükümeti yaptığı son açıklamalarda, mali ve idari yolsuzluk suçlamalarıyla şu ana kadar 21 görevlinin tutuklandığını, aranan diğer kişilerin ise halen firari durumda olduğunu belirtti...Başbakan Ali ez-Zeydi de Bakanlar Kurulu toplantısında yaptığı açıklamada, hükümetin yolsuzlukla mücadele ve kamu mallarını geri alma konusunda kararlı olduğunu vurguladı. Öte yandan ekonomi uzmanı Abdurrahman el-Meşhedânî, El Cezire Net’e yaptığı değerlendirmede, Irak’ta mali ve siyasi yolsuzluğun ülkeye verdiği ekonomik zararın 1 trilyon doları aştığını, ayrıca yağmalanan servetin önemli bir bölümünün yabancı ekonomilere aktarıldığını belirtti.” (03.07.2026 El Cezire)

9- Böylece, Irak Cumhurbaşkanı’nın Ali ez-Zeydi’yi Başbakan olarak görevlendirmesinin ardından, Eş-Şark kanalının 10 Mayıs 2026 tarihli haberine göre, Amerika’nın talepler listesi; İran nüfuzunu Irak hükümetinden uzaklaştırmak için pratik adımlar atılmasını ve silahlı grupların silahsızlandırılmasını içermektedir. Nitekim ez-Zeydi Amerika’nın bu taleplerini harfiyen uygulamaya başlamıştır bile: “Başbakan Ali ez-Zeydi’nin, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşmesinin ardından ve Washington’a yapacağı ziyaret öncesinde güvenlik ve ekonomi alanındaki kritik kurumlarda gerçekleştirdiği geniş çaplı görevden almalar ve değişiklikler, bu adımların devlet otoritesini yeniden tesis etmeye yönelik bir girişim mi, yoksa İran’a yakın grupların nüfuzunu hedef alan Amerikan baskılarına verilmiş bir yanıt mı olduğu yönünde tartışmalara yol açmıştır.” (19.06.2026 El Cezire) Ardından Irak’taki siyasi gelişmeler daha da hız kazanmıştır. “Irak’ın başkenti Bağdat’taki ‘Yeşil Bölge’ eşi benzeri görülmemiş bir güvenlik operasyonuna sahne olmuştur; Başbakan Ali ez-Zeydi’nin emriyle Irak elit güçleri, aralarında mevcut 12 milletvekilinin de bulunduğu 47 yetkiliyi yolsuzluk suçlamasıyla gözaltına almıştır. Operasyon kapsamında, ABD yaptırımları altında bulunan Petrol Bakanlığı Müsteşarı Ali Meâric de görevden alınmıştır. (30.06.2026 BBC)

10- Böylelikle Irak’taki siyasi nüfuzun tamamen ve katıksız bir Amerikan nüfuzundan ibaret olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Zira Amerika, İran yanlısı olarak nitelendirilen “Koordinasyon Çerçevesi”nin Nuri Maliki’yi aday göstermesini kabul etmemiş ve bunun yerine Ali Ez Zeydi’yi aday göstermeleri gerektiğini dayatmıştır; nitekim Koordinasyon Çerçevesi de bu emre uymuştur. Ardından ABD, henüz göreve atanmasının üzerinden birkaç gün geçmiş olmasına rağmen ez-Zeydi’ye bu grupları tasfiye etmesi ve silahsızlandırması emrini vermiş, ez-Zeydi de derhal bunu uygulamaya koymuştur. Daha sonra ise geniş kapsamlı bir yolsuzlukla mücadele kampanyası başlatmıştır... Bu nedenle söz konusu yolsuzlukla mücadele kampanyasının, görünüşte başka yetkilileri de kapsasa bile, esas itibarıyla İran’a yakın kişi ve grupların üzerinde sallandırılan bir Demokles kılıcı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Irak’ta yolsuzluğa bulaşmamış bir devlet görevlisi bulmak neredeyse imkânsızdır. Sanki Ez-Zeydi hükümeti ve arkasındaki ABD; silahlı gruplara, İran yanlısı kesimlere ve yetkililere devletin emirlerini derhal yerine getirmeleri gerektiği, aksi takdirde veya ağırdan almaları halinde kendilerini devasa bir yolsuzluk dosyalarının beklediği mesajını vermektedir. Bütün bu arka plan ve bağlam göz önünde bulundurulmadan, temellerinden tepesine kadar her köşesi yolsuzlukla malul olan böylesi bir siyasal sistemde, yolsuzlukla mücadele kampanyasının gerçek mahiyetini ve arkasındaki asıl motivasyonu anlamak mümkün değildir.

11- Bazı çevrelerin; Ali ez-Zeydi’nin 13 Temmuz 2026 tarihinde Beyaz Saray’ı ziyaret edip ABD Başkanı Trump tarafından sıcak bir şekilde karşılanması, ardından Washington dönüşü 23 Temmuz 2026’da Tahran’a bir ziyaret gerçekleştirmesini delil göstererek Irak’ın ABD ve İran nüfuzu arasında bir denge kurmaya çalıştığını zannetmesi gerçeklikten tamamen uzaktır. “Axios sitesinde yayımlanan bir habere göre, ez Zeydi; İran’ın ziyareti iptal ettirme girişimlerine rağmen Amerika Birleşik Devletleri’ne resmî bir ziyaret gerçekleştirme konusunda ısrar etti ve ardından ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da görüştü. Raporda, Irak Başbakanı’nın Washington’a gitmeden birkaç gün önce İran’ın lideri Ali Hamaney’in cenaze törenine katıldığı, ardından da Washington’a geçtiği belirtildi. Bu tablonun Bağdat’ın hem Tahran hem de Washington ile ilişkilerinde korumaya çalıştığı denge politikasının niteliğini yansıttığı ifade edildi.” (16.07.2026 El Arabiya) Ancak bu denge iddiası gerçeklikten uzaktır. Irak’taki Amerikan nüfuzunun gerçekliğini gösteren en açık delil, 2003 yılından beri devam eden Amerikan askerî varlığıdır. Birçok yetkili, ABD güçlerinin Irak’tan çekildiğinden söz etse de, ancak daha sonra bu güçlerin hala Irak’ta bulunduğu ve Irak içerisindeki grupları dahi vurabilecek kapasitede olduğu ortaya çıkmıştır. Hatta İran’a karşı yürütülen savaş sırasında Amerika, Iraklı silahlı grupları helikopterlerle vurmuştur. Bu durum, bu saldırıların yapıldığı hava üslerinin ne kadar yakın olduğunu göstermektedir. Ayrıca Amerika’nın, Yahudi varlığının İran’a saldırılar düzenlemesi için Irak’ta geçici askeri üsler kurmasına kolaylık sağladığı da görülmüştür. Bütün bunların yanı sıra, Irak petrol gelirleri de dünya genelindeki ithalatçı ülkeler tarafından Amerikan Hazine Bakanlığı’ndaki özel bir hesaba yatırılmaktadır. Amerika da Irak hükümetine, Amerikan politikasına gösterdiği uyum ölçüsünde ödeme yapmaktadır. Bugün ise Amerika, hükümetten en kısa sürede Irak hükümetini İran nüfuzundan ve Nuri el-Maliki gibi katıksız Amerikan ajanları olsalar dahi İran ile ilişkisi olan yetkililerden temizlemesini talep etmektedir. Aynı şekilde Amerika, İran’a bağlılığıyla bilinen “Koordinasyon Çerçevesi”ni Ali ez Zeydi’yi aday göstermeye zorlamış, ardından da birkaç gün içinde ez Zeydi’yi Koordinasyon Çerçevesi’ne bağlı gruplara karşı darbe yapmaya sevk etmiştir. Şimdiyse Amerika ez Zeydi hükümetinden Devrim Muhafızları ile bağlantılı olan ve Amerika’ya karşı bazı operasyonlar yürüten silahlı grupların en hızlı şekilde silahsızlandırılmasını talep etmektedir. Irak hükümeti de bu grupların silahlarını teslim etmesi için 30 Eylül 2026 tarihini son gün olarak belirlemiştir. Bu da hükümetin, Washington’dan gelen talimatlar doğrultusunda Iraklı gruplara darbe indirmek için kendi güvenlik güçlerini kullanacağı anlamına gelmektedir! Trump ise Irak’taki ABD nüfusu ve yağma düzeniyle övünerek, Irak hükümetinin artık ABD’nin nüfuzunu korumak için ABD güçlerine ihtiyaç duymadığını söylemiştir. “Nitekim Trump, Oval Ofis’te ez-Zeydi ile yaptığı görüşmede ‘Irak’tan ayrılacağız çünkü artık orada askeri bir varlığa ihtiyacımız olduğunu düşünmüyoruz. Tüm Petrol şirketleri şu an Irak’a yönelmiş durumda ve onunla ortaklıklar kuruyorlar.” demiştir. (15.07.2026 İndependentarabia) Görüldüğü gibi Amerika, kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için ajanlarını böyle kullanmaktadır!

12- Sonuç olarak; bir zamanlar Hilafet’in merkezi olan, halifesinin Rum Kayseri’ne “Cevap, işiteceğin değil, göreceğin şey olacaktır!” dediği ve Müslüman ordularını harekete geçirip ona aklına başına getirecek bir ders verdiği Irak’ın, bugün işlerinin yalnızca siyasi olarak değil, finansal olarak da ABD tarafından yönetilmesi, hatta Irak’ın paralarına Amerika’nın el koyması ve memurlarının maaşlarını bile Amerika’nın izin verdiği ölçüde ödeyebilmesi gerçekten son derece acı verici ve büyük bir suçtur! Güçlü ve Aziz olan Allah, bu rejimler hakkında ne kadar da doğru söylemiştir:

سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ “Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.” [Enam 124] Ümmet; halkına asla yalan söylemeyen öncü Hizb-ut Tahrir’e nusret verip Raşidi Hilafet’i yeniden kurduğunda ancak bu zilletten kurtulabilecektir. İşte o zaman Allah’ın şu vaadi gerçek olacaktır:

وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55] Keza içinde yaşadığımız bu ceberut saltanattan sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu müjdesi de gerçekleşecektir. Huzeyfe’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra da sustu” Ve böylece Allah’ın yardımı tecelli edecektir:

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

H.22 Safer 1448
M.05 Ağustos 2026

 

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.