Logo
Bu sayfayı yazdır

بسم الله الرحمن الرحيم

Soru Cevap
Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan Üçlü İttifakı

Soru:

Al Arabiya Net, 18 Ağustos 2026 tarihinde Trump’ın Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki üçlü anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını aktardı: “ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalamış olmasından dolayı büyük bir memnuniyet duyduğunu belirterek, bunu büyük, cesur ve son derece önemli bir adım olarak nitelendirdi. Trump, aynı zamanda Orta Doğu ülkeleri arasındaki güvenlik koordinasyonundan ve ortak savunma kapasitelerini güçlendirme yönündeki eğilimlerinden de övgüyle söz etti...” Al Arabiya Net’in 17 Ağustos 2026 tarihinde yayımladığı habere göre, “Trump, Truth Social platformu üzerinden yaptığı paylaşımında, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalamış olmalarını görmekten büyük mutluluk duyuyorum.” dedi ve söz konusu anlaşmanın Orta Doğu’yu bir araya getirdiğini ve ülkelerin kendilerini daha etkili bir şekilde savunabileceklerini ortaya koyduklarını gösterdiğini belirtti. Daha önce Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA ise, 07 Ağustos 2026 Cuma günü internet sitesinde şu haberi yayımlamıştır: “Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, üç devletin ortak güvenliklerini daha da güçlendirme, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etme konusundaki ortak kararlılıklarını yansıtan Mekke Ortak Savunma Anlaşmasını imzalamıştır. Bu anlaşma, güvenli ve müreffeh bir gelecek hedefi doğrultusunda atılmış bir adımdır.” Şimdi soru şu: Bu üç ülkenin bu anlaşmayı imzalamasının boyutları ve anlamları nelerdir? Bu, Yahudi varlığı gibi İslam beldelerine saldıranlara karşı savaşmak için kurulmuş bir ittifak mıdır? Yoksa özellikle Körfez’de suların ısındığı bir dönemde sadece İran’a karşı Suudi Arabistan’ı desteklemek için kurulmuş bir ittifak mıdır? Ayrıca, bu üç ülkenin Amerikan yanlısı olduğu ve Amerika’nın onayı olmadan bu anlaşmayı imzalamaları pek olası görülmediği halde, Amerika neden bu anlaşmaya ancak on gün sonra destek açıklamasında bulunmuştur? Özetle, bu anlaşmanın gerçek amacı nedir? Allah mükafatınızı artırsın.

Cevap:

Bu soruya net bir cevap verebilmek için aşağıdaki hususlara bir göz atmamız gerekir:

1- Suudi Arabistan Haber Ajansı “SPA” 7 Ağustos 2026 Cuma günü şu haberi yayınlamıştır: “Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, üç devletin ortak güvenliklerini daha da güçlendirme, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etme konusundaki ortak kararlılıklarını yansıtan Mekke Ortak Savunma Anlaşmasını imzalamıştır. Bu anlaşma, güvenli ve müreffeh bir gelecek hedefi doğrultusunda atılmış bir adımdır” Ajans, Mekke’de Cuma günü gerçekleştirilen toplantının ardından imzalanan ortak bildiride “Anlaşmanın, her türlü saldırı eylemine karşı ortak caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlamakta olup 3 devletten herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, hepsine yapılmış bir saldırı olarak kabul edileceğini hükme bağladığını, ayrıca anlaşmanın, 3 ülke arasındaki savunma iş birliğinin tüm alanlarda geliştirilmesini öngördüğünü.” belirtmiştir. Görüldüğü üzere bu anlaşma, bölgenin büyük güçleri sayılan bölgesel aktörler arasında, içlerinden herhangi birine yönelik bir saldırıyı caydırmak amacıyla kurulmuş ortak bir askeri ittifak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak aynı zamanda bu anlaşmanın, diğer İslam beldelerine yönelik gerçekleşecek herhangi bir saldırıyla hiçbir ilgisinin olmadığını, dolayısıyla böyle bir saldırıyı püskürtmek için müdahale etmeyeceğini de zımnen (üstü kapalı olarak) ilan etmektedir!

2- İşte bu yüzden Yahudi varlığı hiçbir tepki göstermemiştir; çünkü bu anlaşmanın veya bu ittifakın kendisi için bir tehdit oluşturmadığının bilincindedir... Bilindiği üzere, bu anlaşmayı imzalayan bu üç devletten her biri, eğer samimi olsaydı, Gazze’yi yerle bir eden, yüz binlerce insanı öldüren ve yaralayan, evlerini yıktıktan sonra milyonlarcasını yerlerinden eden, en iğrenç suçları işleyen, halkını açlık ve susuzluktan ölüme terk eden, hastalıkla boğuşmalarını ve yaralar içinde kıvranmalarını sağlayan ve halen de suç işlemeye devam eden bu varlığı tehdit etmeye ve onu haritadan silmeye muktedir olduklarını bilirler, sessizce bakıp izlemezlerdi. Bu devletler ne birlikte ne de tek başlarına bu suçları durdurmak için kıllarını dahi kıpırdatmamışlardır. Üstelik bu varlık, bu suçlarıyla da kalmamış Batı Şeria’da da benzer suçlar işlemiştir. Öyle ki Yahudi askerlerinin koruması altında Batı Şeria’daki gaspçı sürüleri, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmakta, ekini ve nesli helak etmekte, insanları öldürmekte, yaralamakta, hapse atmakta, toprakları gasp ederek halkını oradan sürmekte ve evlerini başlarına yıkmaktadırlar... Hatta metnine göre bu üçlü ittifakın kapsamı Yahudi varlığına bile açıktır! Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açık olduğunu” söylemiştir. Dolayısıyla anlaşmada Yahudi varlığını açıkça dışlamamış, aksine muğlak bırakmıştır. Bu ise Yahudi varlığına verilmiş bir güvencedir. Zira Türkiye, bu varlığı tanımakta olup, Gazze’de vahşi katliamlar işlediği ve bir kısmını “güvenlik” adı altında alıkoyduğu/işgal ettiği bir dönemde bile onunla diplomatik ve ticari ilişkilerini kesmemiştir!

3- Türkiye Cumhurbaşkanı’nın açıklamasına benzer şekilde, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisi ve Genel İşler Müsteşarı Raid Krimli de 07 Ağustos 2026 tarihinde X platformunda yaptığı açıklamada, “Anlaşma, bölgedeki herhangi bir ülkenin güvenliğine tehdit oluşturmadığı gibi herhangi iki devlet arasındaki gerilimi tırmandırma amacı da taşımamaktadır.” ifadelerini kullanmıştır. Suudi Arabistan, Yahudi varlığının yanında bir Filistin devletinin kurulmasını savunmakta ve açıkça iki devletli çözüme çağrıda bulunmaktadır! Yani Suudi yetkili, bu ittifakın Yahudi varlığına karşı kurulmuş bir ittifak olmadığını söylemek istemektedir... Aynı şekilde Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de 07 Ağustos 2026 tarihinde X platformunda yaptığı paylaşımda anlaşmayı “tarihi” olarak nitelendirmiş... ve anlaşmanın “gelecek nesiller için bir barış kalkanı olacağını ve üç ülkeye refah getireceğini” belirtmiştir. Yani Şahbaz Şerif, bu anlaşmayı saldırganlara karşı savaşmak için kurulmuş bir ittifak olarak değil, aksine bir barış projesi olarak sunmuştur! Bunun yanı sıra Pakistan Dışişleri Bakanlığı da ““Mekke Anlaşması’nın” herhangi bir saldırıya karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçladığını ve üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının hepsine yönelik bir saldırı sayılacağını” vurgulamıştır. (07.08.2026 euronews) Başka bir deyişle; Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye’deki Amerikan ajanı ve yandaşlarının imzaladığı bu anlaşmanın amacının, mübarek toprağı işgal eden ve İlk Kıble’de ardı ardına suçlar işleyen Yahudilerle savaşmakla hiçbir ilgisi yoktur!

4- Zirvenin sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verilmiştir: “Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlamakta ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Bildirgede ayrıca, anlaşmanın üç ülke arasındaki “tarihi bağlara” ve ortak stratejik çıkarlara dayandığı; bölgesel ve küresel güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi hedeflediği ifade edilmiştir. (07.08.2026 BBC) Şu dönemde bu üç ülke arasında saldırılara maruz kalan tek ülke Suudi Arabistan’dır ve bu saldırılar İran’dan gelmektedir... Bu durum göz önüne alındığında, üç ülkenin açıklamalarının ne anlama geldiği ve açıklamalarından ne kastedildiği daha iyi anlaşılabilir! Nitekim Türk Dışişleri Bakanı Fidan bu anlaşmanın amacına üstü kapalı bir şekilde değinmiştir: “Şu anda dediğim gibi biz yani bir herhangi yazıya çiziye bağlanmış, üstünde altına imza attığımız ortak tehdit diye bir husus yok. Bize saldırmayan hiçbir ülke hedefimizde değil.” (09.08.2026 CNN Arabia) Fidan’ın bu açıklamasının mefhumu, şayet İran saldırırsa -ki halihazırda zaten saldırmaktadır- onun bu açıklamasının mefhumuna göre bizim hedefimiz haline gelecektir... Fidan başka bir açıklamasında ise bu anlaşmanın hedeflerini bölgede istikrarı sağlamak olarak şirin göstermeye ve allayıp pullamaya çalışmış, ancak yolunu şaşırarak şöyle demiştir: “Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye yayılmacı ülkeler değil. Bu bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım. Bakın bu bölge son 100 yıldır Osmanlı’nın bölgeden çekilmesinden beri istikrarsızlıkla anılan bir bölge. O veya bu şekilde.” (08.08.2026 CNN Arabia) Bununla birlikte bu yetkili, gerçeği olduğu gibi söylemekten de çekinmektedir. Zira Fidan’ın Osmanlı Devletinin bölgeden çekilmesi şeklindeki ifadesi; kafir devletlerin, Arap ve Türk ajanlarıyla birlikte Birinci Dünya Savaşı’nda Hilafet’i yıkmak için Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmak üzere birleştikleri gerçeğini ifşa etse de aslında kâfir devletleri kızdırmamak için söylenmiş bir sözdür... Ardından bu devletler İslam coğrafyasında bozgunculuk çıkarmaya, kendi ajanlarını bulup onları kral ve başkan yapmaya, toplumun önde gelen şahsiyetlerini de arayıp bularak onları aşırılık ve terörizmle yaftasıyla zindanlara atmaya başlamışlardır. Böylece İslam ümmetinin, küfür devletlerinin faaliyetlerini reddedip onlara karşı direnmesi sebebiyle kargaşa yayılmış ve istikrarsızlık hâkim olmuştur... İşte bu yüzden Fidan; (“...küfür devletleri ile Arap ve Türk hainlerin, Osmanlı Hilafetini yıkmak için Osmanlı’ya karşı birleşmesinden bu yana”) demek yerine, (“...Osmanlı Devleti’nin çekilmesinden bu yana”) ifadelerini kullanmıştır... Bu devletleri kızdırmaktan korktuğu için bunu söylemekten kaçınmıştır! Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar!

5- Amerika’nın bu anlaşmaya neden ancak on gün sonra tepki verdiğine gelince; eğer anlaşma Amerika’nın çıkarlarına aykırı olsaydı, derhâl karşı çıkardı. Öyle anlaşılıyor ki hemen destek açıklamasında bulunmayarak bu işin arkasında kendisinin olduğu izlenimini vermek istememiştir. Zira o zaman anlaşma siyasi cazibesini yitirebilirdi. Çünkü o zaman anlaşmanın Amerika’nın talimatıyla yapıldığı ortaya çıkar ve böylece üç ajanının konumu sarsılabilirdi. Halbuki onlar, söz konusu anlaşmayla kendi egemenliklerine önem verdiklerini ve kendilerine saldıranlara karşı durabilecek bağımsız devletler olduklarını göstermeye çalışmışlardı. İşte Amerika bu yüzden biraz beklemiş... sonra da Trump anlaşmayı desteklediğini, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti dile getirmeye ve üç ülkenin liderlerini takdirle karşıladığını ifade etmeye başlamıştır!

Bu nedenle Al Arabiya Net’in 18 Ağustos 2026 tarihinde aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump bugün yaptığı açıklamada, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalamış olmasından dolayı büyük bir memnuniyet duyduğunu belirterek, bunu büyük, cesur ve son derece önemli bir adım olarak nitelendirdi. Trump, aynı zamanda Orta Doğu ülkeleri arasındaki güvenlik koordinasyonundan ve ortak savunma kapasitelerini güçlendirme yönündeki eğilimlerinden de övgüyle söz etti...” Al Arabiya Net’in 18 Ağustos 2026 tarihinde aktardığı bir haberinde ise Trump Truth Social platformu üzerinden yaptığı açıklamada “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasından dolayı çok mutlu olduğunu belirterek, anlaşmanın Orta Doğu’daki ülkelerin savunma alanında daha güçlü bir iş birliğine yöneldiğini gösterdiğini ifade etti.”

Trump’ın övgü ve destek bildirimini geciktirmesinin sebebi işte budur. Yoksa ister Amerika’nın NATO dışı stratejik ortakları olan Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ajan devletler olsun, isterse NATO üyesi olup Amerikan uydusu olan Türkiye gibi bir devlet olsun hepsi de Amerikan yanlısıdırlar.

6- Amerika, ABD yanlısı bu üç ülkenin bölgede, özellikle de İran’a ve bölgenin Müslüman halklarına karşı belirli bir rol üstlenmesini istemektedir... İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile Amerikalı mevkidaşı Trump arasında 18 Haziran 2026 tarihinde video konferans yoluyla çevrim içi olarak bir mutabakat zaptı imzalandığı duyurulmuş olsa da Amerika henüz istediğini elde edememiş ve müzakereler çıkmaza girmiştir... Bu nedenle ABD, bölgedeki bu büyük devletleri İran üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmak istemektedir! Dolayısıyla İran’ı, Amerika ile müttefik olan komşu devletlerle kuşatmaktadır. Böylece İran’ın yumuşayacağını, şartlarını kabul edeceğini ve böylelikle yaklaşan ara seçimlerde partisinin başarısızlığa uğramasını engelleyeceğini düşünmektedir. Bu nedenle Amerikalı Cumhuriyetçi Temsilci Joe Wilson, 8 Ağustos 2026 tarihinde X platformundaki hesabında yaptığı paylaşımında, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın Orta Doğu’da barışı, istikrarı ve refahı teşvik ettiğini belirterek bunu ABD Başkanının bir başarısı olarak nitelendirmiştir.” Aynı şekilde Washington’ın eski Riyad Büyükelçisi Michael Ratney de yaptığı paylaşımında; “Amerika’nın, bu anlaşmayı bölgenin güvenliğini güçlendiren bir unsur olarak gördüğünü, İran’ın sürekli saldırılarıyla başa çıkmasını sağlayacağını ve dolayısıyla Mekke Anlaşması’nın tüm bölgenin korunmasına yardımcı olacağını belirtmiştir. Ratney, ABD Başkanı Trump’ın bu üçlü bloğu kendisine yardımcı olacak bir araç ve istikrarı güçlendirecek bir unsur olarak gördüğünü ifade etmiştir... (18.08.2026 El Arabiya) Bütün bunlar, bu anlaşmanın arkasında Amerika’nın olduğunu ve bunun Amerikan Başkanı Trump için bir başarı olarak görüldüğünü göstermektedir. Bu nedenle Amerika, ABD yanlısı bu üç ülkeyi İran üzerinde dolaylı bir baskı aracı olarak kullanmak üzere harekete geçirmiştir.

7- Ayrıca Türkiye, bir NATO üyesidir ve aralarında Amerika’nın da bulunduğu üye ülkeleri savunmakla yükümlüdür. Hal böyleyken bu taahhütlerine aykırı hareket etmesi mümkün müdür? Aksine Amerika’ya olan bağlılığı ve yanlılığı çerçevesinde hareket edecektir. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan, ittifak içinde özellikle Amerika ile Avrupa arasındaki anlaşmazlıkları gidermeye ve NATO’yu güçlendirmeye büyük özen göstermiştir. Bu kapsamda ittifakın liderlerini, başta Trump olmak üzere, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da ağırlamıştır. Trump’ı havaalanında karşılamış, ardından Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Trump için şaşalı bir tören düzenlemiş ve NATO Zirvesi başlamadan önce onunla ikili bir görüşme gerçekleştirmiştir. Karşılama törenindeki görüntüler, ikili arasındaki dostluk ve yakınlığın ne denli derin olduğunu ortaya koymuştur. Trump bu ziyaret sırasında yaptığı açıklamada, “Açıkçası, NATO zirvesi Türkiye’de düzenlenmemiş olsaydı ve dostum olan çok güçlü bir lider, çok güçlü bir kişi burada olmasaydı muhtemelen katılmayabilirdim.” demiştir. Ayrıca Trump, Türkiye’nin İran’dan yana tavır almayıp tarafsız kalmasını da övgüyle karşılamıştır... Dolayısıyla Erdoğan’ın Suudi Arabistan ve Pakistan ile aynı ittifakta yer alması, Amerika’ya olan bağlılığı ve Kuzey Atlantik Savunma Antlaşması’na (NATO) olan yükümlülüğü çerçevesinde gerçekleşen bir katılımdır.

8- Diğer taraftan, Tahran’dan yapılan açıklamalar, İran’ın Türkiye-Pakistan Suudi Arabistan arasında yapılan yeni savunma anlaşmasının hedefinde kendisinin olduğunu anladığını gösteriyor. Nitekim İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Üyesi İbrahim Rızai, X platformunda anlaşma hakkında yaptığı ilk değerlendirmesinde, “Suudiler, Türkiye ve Pakistan ile “kağıt üzerindeki anlaşmanın” onlara güvenlik getirmeyeceğini bilmeli. Tıpkı yıllarca Amerikalılara tek taraflı kaynak aktarmanın, sağmal inek muamelesi görmenin güvenlik getirmediği gibi. Başkalarından güvenlik dilenmek zorunda kalmamak için politikalarınızı düzeltin.” ifadelerini kullanmıştır. (07.08.2026 CNN Arabia) Bunun yanı sıra, Kudüs el-Arabî’nin 9 Ağustos 2026 tarihinde aktardığı üzere İran gazeteleri de bu anlaşmayı sert bir şekilde eleştirmişlerdir. İran dini liderinin ofisine yakınlığıyla bilinen “Keyhan” gazetesi, bu üçlü anlaşmanın amacının (Yemen direnişi, Ensarullah, İran ve Direniş Ekseni ile yüzleşmek) olduğunu belirtmiştir. Devrim Muhafızları’na yakın Tasnim haber ajansı ise “Suudi Arabistan, güvenliğini garanti altına almak için ABD’ye güvenmenin faydasız olduğunu anladıktan sonra, stratejisini değiştirmek yerine “güvenlik satın alma” politikasını genişletmeye yönelmiştir. “Direniş Cephesi”nin tepkilerine karşı kendisini güvence altına almak için Mekke’deki üçlü anlaşma yoluyla Türkiye ve Pakistan’a para pompalamaya başlamıştır.” ifadelerine yer vermiştir. Bütün bunlar, İran’ın üç ülke arasındaki bu anlaşmanın amaçlarını nasıl gördüğünü ve Amerika’nın bunu İran’a karşı bir baskı aracı olarak kullandığını ortaya koymaktadır.

9- Aslolan Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan’ın yanı sıra diğer tüm Müslüman ülkelerinin, Allah’ın Kitabı ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünnetine göre hükmeden tek bir halifenin emri altında tek bir devlette tek bir ülke olmalarıdır. Sömürgeci devletlerin çıkarına ittifaklar kuran, onların kurduğu ittifaklara dahil olan birbirinden bağımsız devletçikler olmaları değil. Allah Subhânehu ve Teâlâ muhkem ayetlerde ipine sımsıkı sarılmayı emretmiş; ayrılığa düşmeyi, ülkelerin devletçiklere bölünmesini, kâfirleri dost edinmeyi ve onlar hesabına çalışmayı kesin bir dille haram kılmıştır. Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmeyi de haram kılmış ve bunu küfür, zulüm veya fasıklık yahut bunların hepsinin bir arada bulunduğu bir nitelik olarak kabul etmiştir. Allah, Aziz kitabında Raşidi Hilafet’in geri döneceğini vaat etmiştir:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55] Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de bugün bu üç ülkede ve diğer tüm İslam coğrafyasında kurulu bu ceberut saltanat yönetimlerin yok olacağını, sonra da Hilafet’in yeniden kurulacağını müjdelemiştir. Bu bağlamda SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra da sustu” [Ahmed] Şüphesiz Hilafet, Allah’ın izniyle mutlaka geri dönecektir... Ne var ki Allah Subhânehu ve Teâlâ, bizler oturup dururken gökten bizim için Hilafeti kuracak melekler indirmeyecektir. Aksine çalışmalı, çabalamalı, gayret göstermeli, yaptığımız işlerde doğruluğu ve ihlası gözetmeliyiz. Ancak o zaman Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vaadinin ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesinin gerçekleşeceğinden emin olabiliriz. Bütün bunlar Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in siretinde ayan beyan ortadadır. İşte Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem böyle çalışmış, Allah onlardan razı olsun sahabeleri de O’nu böyle örnek almışlardır. Bizim de böyle olmamız gerekir. O zaman Allah’ın izniyle Allah’ın yardımı mutlaka gelecektir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

H.05 Rabiu’l Evvel 1448
M.18 Ağustos 2026

 

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.