حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Afganistan
Medya Bürosu
| No: AF–BA–2026–MB–TR–09 |
H. 2 Rabi-ul Evve 1448 M. Pazar, 16 Ağustos 2026 |
Rejimin Çöküşünden Beş Yıl Sonra: Kaçırılan Fırsatlar ve Geride Kalan Dersler
Beş yıl önce, 15 Ağustos 2021’de, Afgan halkının Müslüman kimliğine, inancına ve değerlerine dayanmayan aksine işgalin gölgesinde şekillenmiş olan ve yirmi yıl boyunca Batı’nın siyasi ve fikri nüfuzuna, yaygın yolsuzluğa ve yabancı değerlerin hegemonyasına zemin hazırlamış olan bir rejim çökmüştür. Rejimin çöküşü, Müslüman ve mücahit Afgan halkının işgale ve kendisine dayatılan bu rejime karşı yıllarca verdiği mücadelenin, fedakârlığın, direnişin bir meyvesidir.
Hizb-ut Tahrir / Afganistan Vilayeti Medya Bürosu; bu tarihi dönüşümün beşinci yıldönümü münasebetiyle Müslüman Afgan halkını, mücahitleri, davetçileri ve işgal ile ajan rejimin karşısında duran herkesi en içten dilekleriyle tebrik eder.
Şimdi, aradan beş yıl geçmişken ciddi biçimde şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Bu rejimin devrilmesi köklü bir değişim meydana getirdi mi, yoksa önceki rejimin fikrî ve siyasi çerçevesinin önemli bir bölümü hâlâ varlığını sürdürüyor mu?
İslam’ın bazı bölgelerde uygulandığı doğrudur; ancak acı gerçek şudur ki, rejimi devirmiş olmamıza rağmen onun fikrî ve siyasi mirasını henüz tamamen ortadan kaldırabilmiş değiliz. Ulus-devlet çerçevesi, siyasi ve idari yapı, siyasi zihniyet, “ulusal çıkarlar” merkezli bakış açısı, başarıya yönelik ekonomik vizyon, sömürgeci sınırlar ve son yirmi yılın siyasi ve sosyal iklimini şekillendiren pek çok kavram, hala düşünce ve politika yapımı üzerinde etkisini sürdürmekte, gölgesini hissettirmektedir.
Kukla rejimin çöküşü, dünyanın büyük dönüşümler evresine girdiği bir döneme denk gelmiştir. Uluslararası sistem rekabet ve çatışmalardan daha fazla etkilenir hale gelmiş; süper güçlerin heybetinin arkasında uzun yıllar gizli kalan zafiyetler ve bölünmeler gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Amerika dış politikasının ağırlık merkezini Çin’e doğru kaydırmış, Ukrayna’daki savaş Rusya’nın zayıflığını ortaya çıkarmış, Gazze ve İran’daki savaşlar ise Amerika’nın o sarsılmaz imajının bir illüzyondan ibaret olduğunu ifşa etmiştir Bu ortam, Afganistan’daki mücahitler için İkinci Raşidi Hilafet’i kurarak Afganistan’ı sadece ulus-devlet çerçevesine hapsolmuş bir coğrafya olmaktan çıkarıp, onu İslam beldelerinde büyük bir dönüşümün başlangıç noktası yapmak için tarihi bir fırsat sunabilirdi. Ne yazık ki bu fırsat değerlendirilemedi.
Evet, hazırlık ve güç sahibi olmak İslam’ın uygulanması ve yayılmasının şartlarındandır; zira ağır sanayiden ve makine üretiminden yoksun bir toprak parçası, ekonomik bağımlılığın esiri olarak kalmaya mahkumdur. Buna rağmen, geçen bu beş yıl boyunca askerî hazırlık ve sanayi bağımsızlık yönünde hiçbir ciddi adım atılmadığı gibi; bilginin üretilmesinin ve seçkin kadroların yetiştirilmesinin temeli olan eğitim, üniversite ve araştırma kurumlarının güçlendirilmesine de gereken ehemmiyet verilmemiştir!
Rejimin devrilmesinden sonra yeni yönetimin önündeki en büyük fırsat yalnızca ekonomiyi yeniden inşa etmek, gelir toplamak, yollar yapmak veya güvenliği sağlamak değildi. Asıl fırsat, tüm diğer bağımsızlık biçimlerinin temelini oluşturan fikrî bağımsızlığı gerçekleştirmekti. Ancak bu fırsat da değerlendirilememiştir!
Yirmi yıllık işgalin ardından Afganistan; İslami akideye dayalı, İslami düşünceyi devletin, siyasetin ve yöneticilerin siyasi düşüncesinin temeli kılan ve yüce İslam Ümmeti kavramını yeniden canlandıran yeni bir siyasi ve sosyal kimlik inşa edebilirdi. Böylesi bir iklimde Müslümanlar ırk, dil, milliyetçilik veya maddi çıkarlar etrafında değil, İslami akide etrafında birleşebilirdi. Halife de meşruiyetini şer’i bir biat ile İslam Ümmeti’nden alabilirdi. Ümmet de yöneticilere nasihat eder, onları İslam temelinde muhasebe edebilirdi, devlet de İslami kimliğin koruyucusu ve sancaktarı olabilirdi.
Ancak bu yönde kararlılıkla ilerlemek yerine, milliyetçi kavramların yanı sıra vatanseverlik ve etnik duygular pekiştirilmiştir. Nasihat, iyiliği emredip kötülükten nehyetme ve siyasi muhasebe için daha geniş ufuklar açmak yerine, baskı ve sansür atmosferi artmıştır. Bu yaklaşım, kimlik, yoksulluk ve işsizlik sorunlarıyla boğuşan bir toplumun bu topraklardan kolayca göç etmesine zemin hazırlarken, devlet ile halk arasındaki uçurumu da iyice genişletmiştir.
Bu nedenle iktidar ve nüfuzun kişisel ayrıcalıklar veya herhangi bir kabileye, örgüte ya da belirli bir gruba ait mülkler olmadığı anlaşılmalıdır. Bunlar, sorumluların Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın huzurunda hesabını verecekleri şer’î bir emanettir.
Şu konulardan hesaba çekilecekler: Bu iktidarı insanları İslam temelinde hidayete erdirmek için mi, yoksa mevcut düzenleri korumak için mi kullandılar? İnsanları ümmet kimliğine mi yönlendirdiler, yoksa ırksal, dilsel ve ulusal kimlikleri olduğu gibi mi bıraktılar? Toplumu yüce İslam Risâlet’ine hazırladılar mı, hazırlamadılar mı? Toplum, dost ve düşmanı İslami akide temelinde mi tanımlıyor, yoksa ulusal çıkarlar temelinde mi? İnsanlar başarıyı güvenlik, ticaret, kalkınma projeleri ve uluslararası sistem tarafından kabul edilmekle mi ölçüyorlar, yoksa başarıyı kendi İslami Risâletlerine göre mi değerlendiriyorlar?
Ajan rejimin çöküşü, ilk günden itibaren Hilafet’in kurulmasına ve toplumun köklü bir şekilde dönüşmesine yol açmamış olsa bile hiç olmazsa son beş yılın Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’in ikame edilmesine yönelik açık, hedef odaklı ve sınırları belirlenmiş bir geçiş aşamasına dönüştürülmesi gerekirdi. Bununla birlikte biz, fırsatın hâlâ mevcut olduğuna inanıyoruz. Yönetimde bulunan bazı liderlerde hayrın, umudun ve samimiyetin hâlâ var olduğunu düşünüyoruz. Yeter ki bu fırsata, ibret ve imkânlar perspektifinden bakılsın. Aksi takdirde, mücadele eden ve İslam ruhunu taşıyan o kimseler günden güne İslami Risâletlerinden uzaklaşacaklar, İslam Risâleti’nin yerini yolsuzluk alacak ve bunun sonucu olarak da bu yolda denenmek üzere başkaları o kimselerin yerine gelecektir.
وَإِن تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْ ثُمَّ لا يَكُونُوا أَمْثَالَكُمْ“Eğer O’ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar.” [Muhammed 38]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Afganistan Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Telefon: http://hizb-afghanistan.org/ |
E-Mail: info@hizb-afghanistan.org |



