Siyasi Vizyon I ABD'nin Yeni Orta Doğu Vizyonu
- Kategori Seçkiler
- |
Suudi Arabistan ve BAE: Nüfuz Ajanları ve Uluslararası Çıkarların Hizmetkarlarıdır
On yılı aşkın bir süredir devam eden Yemen çatışmasının merkezinde, uluslararası denklemin olduğu net bir şekilde görünmektedir; dolayısıyla Yemen, iç çatışmanın yaşandığı bir alan değil, aksine uluslararası nüfuzun kesiştiği bir bölge olup bu karmaşık sahnede Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Amerika ve İngiltere gibi büyük güçlerin çıkarlarına hizmet eden ana araçlar rolünü oynamaktadır.
Suudi Arabistan'ın rolü Amerikan nüfuzunu korumada kendini göstermektedir; zira onun rolü, doğrudan askeri müdahaleden krizlerin yönetimine ve istikrarın kontrol edilmesine dönüşmüştür. Böylece siyasi ve askeri yükleri üstlenirken, Amerika ise çatışmanın bataklığına doğrudan karışmadan Bab El-Mendeb'deki stratejik çıkarları ile enerji ve deniz nakliye rotalarını korumaktadır.
Öte yandan ise Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen'de İngiliz nüfuzunun ekonomik ve siyasi ajanı rolünü oynamaktadır; zira limanlar ve deniz çıkışları üzerindeki kontrolünü genişletmeyi başarmış olup güneydeki grupları destekleyerek, nüfuzunu doğrudan kontrol etmek yerine yerel ajanları aracılığıyla yönetmeyi alışkanlık edinen İngiliz politikasının geleneksel hedefi olan Yemen devletinin parçalanmasını sağlamıştır.
Bu bağlamda Yemen çatışması, uluslararası nüfuzun bir test alanı olarak anlaşılabilir: Yani Suudi Arabistan, Amerikan lehine güvenlik ve askeri bir rol oynarken, BAE ise İngiltere lehine ekonomik ve siyasi hegemonyasını pekiştirmeye çalışmaktadır.
Yemen’deki gruplara gelince, yerel önemlerine rağmen bağımsız projeleri yoktur; aksine sahnenin uluslararası kontrol çemberi içinde kalmasını ve böylece çatışmanın çözümsüz bir şekilde devam etmesini sağlamak için birer araçlar olarak kullanılmaktadırlar.
Binaenaleyh Yemen'deki savaş, sadece yerel veya bölgesel bir çatışma değil, aksine bölgesel ajanlar aracılığıyla uluslararası nüfuzun yeniden dağıtılması için bir sahadır. Dolayısıyla Yemen artık sadece bir çatışma sahnesi değil, aksine ABD'nin bölgedeki stratejisinin fiili bir testine dönüşmüştür.
Özellikle şu anda Washington, Yemen dosyasını, insani dürtülerle değil, aksine sahadaki bir uygulama aracı olarak Suudi Arabistan'dan yararlanarak bölgeyi yeniden yapılandırmak ve stratejik çıkarlarını korumak hedefiyle sonlandırmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla yıllardır savaşın yükünü omuzlayan Suudi Arabistan, Amerika'ya hizmet edecek şekilde Yemen'deki grupları yönlendirmek ve baskı altına almak için kullanılırken, Amerika ise doğrudan her türlü çatışmadan uzak kalmaya devam etmektedir.
Nitekim savaş herkesi yıpratmış olup küresel deniz güvenliği için gerçek bir tehdide veya nüfuz sisteminin kendisini tehdit eden bir yüke dönüşmeden önce bu dosyanın tasfiye edilmesinin zamanı gelmiştir. Dolayısıyla Amerika’nın hamlesi, bir tesadüf ürünü değil, aksine daha geniş bölgesel bir stratejinin parçasıdır: Yani Suudi Arabistan sahayı yönetmekte ve Yemen'deki gruplar da onun baskısı altında hareket etmekte olup böylece doğrudan çatışmanın bedelini ödemeden, deniz yollarını koruyan ve İran'ın etkisini sınırlayan siyasi bir gerçeklik şekillendirmektedir.
Bu denklemde kazanan, sahada savaşanlar değil, aksine uzaktan plan yapanlardır; en büyük kaybeden ise, kan, yıkım, servetlerinin yağmalanması ve uluslararası denizcilikteki hayati coğrafi konumlarının sömürülmesi şeklinde bedel ödeyen Yemen halkı olmaya devam etmektedir.
Yemen halkı ve diğer tüm parçalanmış Müslüman halklar için gerçek kurtuluş, beklemek veya geride durmak değil, aksine devleti, onuru ve izzeti yeniden tesis etmek için yorulmak bilmeden çalışmakla mümkündür. İşte halkına asla yalan söylemeyen bu lider, sizleri harekete geçmeye ve kaybedilen onuru geri kazanmak için çalışmaya davet etmektedir. Haydi o zaman kurtuluş gemisine.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak
Haber - Yorum
Adaletin, Sömürgecinin Bir Aracına Dönüşmesiyle Venezuela Devlet Başkanının ABD'de Yargılanması Maskaralığı
Haber:
New York'ta bir yargıç, tutuklu Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu yaklaşık yarım saat dinledikten sonra duruşmayı erteledi ve 17 Mart'ta yapılacak duruşma için mahkemeye gelmesi yönünde karar verdi.Maduro, ABD'deki uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı terör davası konusunda kendisine yöneltilen suçlamaları reddederek suçsuz olduğunu iddia etti. (El Cezire)
Yorum:
Hukuka değil de hegemonyaya dayalı Amerikan politikasının özünü yansıtan bir sahnede, zaman zaman Amerika'nın egemen devlet başkanlarını yargılamak veya takip etmek için girişimlerde bulunduğunu görmekteyiz ve bunların en sonuncusu ise, Venezuela devlet başkanının Amerikan mahkemelerinde yargılanmasına yönelik yapılan propagandadır.Bu, adalet veya sözde uluslararası hukuka saygı çerçevesinde değil de, siyasi şantaj ve hesaplaşmaların tasfiye edilmesi şeklinde anlaşılması gereken bir adımdır.
Bu sözde yargılama, tam anlamıyla hukuki maskaralıktan başka bir şey değildir; zira ülkelerin egemenliğine saygı duyduğunu iddia eden bir ülke, nasıl olur da başka bir ülkenin devlet başkanına yargıçlık yapabilir?!Hangi hukuki mantık, mahkemelerin, kendi coğrafi ve egemenlik alanları dışındaki ülkelerin liderlerini yargılamasına izin vermektedir?!Dolayısıyla bu, kendini hukukun üstünde gören ve dünyayı eşit devletlerden oluşan bir sistemden ziyade kendisinin nüfuz alanı olarak gören bir imparatorluğun zihniyetidir.
Bu olayda dikkat çeken husus, sadece Venezuela'nın egemenliğinin ihlali değil, aynı zamanda ABD'nin davranışlarına hakim bariz çifte standartlardır.Zira Amerika, üvey evladı Yahudi varlığının durumunda olduğu gibi müttefiklerinin suçlarına göz yummakta, dahası onları koruyup eylemlerini haklı çıkarırken, mesele kendisine boyun eğmeyi reddeden ülkelerle ilgili olduğunda ise insan hakları ve demokrasi sloganı atmaktadır.
Eğer Amerika adalet iddialarında samimi olsaydı, Irak ve Afganistan'ı yok eden savaşlardan, darbelere ve dünyadaki baskıcı rejimlere destek vermelerinden dolayı kendi liderlerini yargılardı.Ancak bu, sadece kendi hegemonyasına karşı çıkanları gören ve çıkarları etkilendiğinde harekete geçen seçici bir adalettir.
Venezuela devlet başkanının hedef alınması, özgür halkların iradesini kırmayı ve ABD'ye itaat evinden çıkan herkesi suçlu ilan etmeyi hedefleyen daha geniş bir projenin parçasından başka bir şey değildir.Sahip olduğu doğal kaynakları ve bağımsız siyasi duruşuyla Venezuela, sadece itaatkar yöneticileri ve bağımlı ekonomileri kabul eden zalim küresel sistemin nazarında kabul edilemez bir modeli temsil etmektedir.
Yaptırımlar, ablukalar ve halkları boyun eğdirme konusunda başarısız olduğunda Amerika, siyasallaştırılmış yargı silahına başvurmakta ve tamamen siyasi bir çatışmaya sahte hukuki bir kılıf sağlamaya çalışmaktadır.
Bugün yaşananlar, çağdaş uluslararası sistemin iflasının ve insanlığın, güç dengelerine boyun eğmeyen ve güçlülerin zayıflar aleyhine bir sopa olarak kullanılmadığı gerçek adil bir modele ihtiyaç duyduğunun bir başka kanıtıdır.
Venezuela devlet başkanının ABD'de yargılanması, hukukun savunulması değil, aksine hegemonyanın çıkarlarıyla çeliştiğinde hukukun çöktüğünün açık bir beyanıdır; bu ise tüm halklara, kendilerinin türettiği uluslararası sistemin yalnızca güçlüleri koruduğuna dair bir mesajdır.
Bu maskaralık karşısında, siyasi bilinç, hak olana bağlı kalmak ve daha adil bir dünya düzenini aramak, siyasi bir tercih olmaktan önce şerî bir vacip olarak kalmaya devam etmektedir; bu ise ancak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'nin temsil ettiği İslam'ı yeniden tesis etmek için ciddi bir çalışma ile başarılabilir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon
Haber - Yorum
Osman Hadi'nin Ölümü ve Batı'nın Demokrasi Disiplini Konusundaki Favori Efsanesi!
Haber:
Şerif Osman Hadi'nin öldürülmesi, Bangladeş'i 2014'teki dramatik siyasi geçişten bu yana en çalkantılı dönemlerinden birine sürüklemiştir.Protestoların ikinci gününe girilirken, yollar kapatılmış ve büyük gazetelerin ofisleri de dahil olmak üzere binalar ateşe verilmiştir; bu da ülkeyi, kamuoyunun öfkesi, siyasi hesap verebilirlik ve demokratik öz denetim arasında hassas bir denge kurmakla karşı karşıya bırakmıştır. Bu trajedi, Hasina sonrası siyasi sahnede derin çatlakları ortaya çıkararak adalet, egemenlik ve siyasi ifadenin geleceği hakkında kritik soruları gündeme getirmiştir. (Eurasia Review)
Yorum:
"Demokratik Disiplin İçin" başlıklı makaledeki, 2024 devrimini ateşleyen kitle hareketini koruma çağrısı, yalnızca gerçekliğin yanlış okunması değil, aynı zamanda ideolojik bir aldatmacadır.Burada ithal edilip tekrarlanan bu anlatı, devrimi, insanların kendisine karşı ayaklandığı aynı yozlaşmış seküler rejimle ilişkilendirerek etkisiz hale getirmeye çalışmaktadır.Hadi, şekli demokrasi için öldürülmedi; aksine demokrasinin eliyle öldürüldü. Zira o gücünü, perde arkasından yabancıları destekleyen laik bir elitin yönettiği bir oyun olan siyasetimizin boş özünü ortaya çıkarmasından almaktaydı. Nitekim başlatmış olduğu darbe platformu, İslami adalete, insafa, Hindistan hegemonyası karşısında egemenlik onuruna ve kapitalist açgözlülüğün ve politikacı elitlerin tamamen reddedilmesine dayalı bir toplum gibi köklü tasavvurları yeniden tesis etmek için milyonlarca insanı seferber etmiştir.
Onun görevinin, kendisini susturan kurumların korumasına ihtiyaç duyduğu iddiası saçma bir şeydir; peki hangi kurumlar?!Hasina'nın ayrılmasından sonra bile mazlumları hayal kırıklığına uğratmaya devam eden yargı sistemi mi?! Yoksa siyasi sahne aynı seküler palyaçoların elinde olup da Batı tarafından mı finanse ediliyor?!Ya da Müslüman çoğunluğun akidesini dışlamak için tasarlanmış laik bir çerçeve mi, yoksa bizzat İslam, Bangladeş için bu “yeni çağda” sürekli saldırı hedefi olmaya devam mı ediyor?
Hadi'nin tasfiye edilmesi, demokrasiyi korumada bir başarısızlık değil, aksine bu kurumların statükoyu koruma konusundaki bir başarısı olmuştur.Gerçek ders, bu bağlamda Batı demokratik modelinin iflasıdır; bizim gerçekliğimizde demokrasi, çoğu zaman sadece bir görünüşten ibaret olup yabancı çıkarlara ve yerel zenginlere hizmet eden rejimlerin meşrulaştırılmasına izin vermek için kullanılırken, akideye dayalı halk hareketlerini bastırmak için de kullanılmaktadır.Adalet, bu yozlaşmış sütunlara başvurarak gerçekleşmeyecektir.Hadi'nin egemenlik onurunu, İslami adalet ve yabancının egemenliğinden kurtuluşu elde etme davası, ancak Batı'nın desteklediği siyasi sistemin sonsuza dek ortadan kaldırılmasıyla gerçekleştirilebilir.Onun anısını onurlandırmak, bu seküler demokrasi oyununun kurallarına uymaya yönelik aldatıcı çağrıları reddetmek anlamına gelmektedir.Zira onun savaşı, insanları ezmek için tasarlanmış bir sistemi reform etmek için değil, köklü devrimler için bir çağrıydı.İnsanları köleleştirmek ve onları ezmek için tasarlanmış bu sahte demokrasiden kurtuluş, doğal sistemimize, yani Nübüvvet Minhacı üzere Hilafete geri dönmektir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İrtiza Çaudrî – Bangladeş