Çarşamba, 20 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/09/02
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hilafetin Yıkılışının 105. Yıldönümünde... Yeryüzü Yeniden Onun Geri Dönüşüne Hazırlanıyor

Dünya genelinde ve İslam ülkelerinde yaşanan son gelişmeleri izleyen biri, İslam Ümmeti için tablonun giderek daha karamsar ve karanlık hâle geldiğini; kalkınma ve izzetini geri kazanma umudunun solduğunu ya da yok olmaya yüz tuttuğunu düşünebilir. Ancak bu gelişmelere derinlemesine bakıldığında; her geçen gün umudun kökleşip yeşerdiği, kalkınma yolunda adım adım ilerlendiği görülecektir.

Batı ve küfrün İslam ve Müslümanlara yönelik saldırıları hız kesmeden devam etse de, azı dişlerini gösteren sömürgeciler dünyanın dört bir yanında Müslümanlara karşı tek bir vücut gibi hareket etseler de, kendisini temsil eden bir siyasi nizamdan ve başındaki İmamdan yani Hilafet Devleti ve Halife’den yoksun olmasına rağmen ümmet, yine de birbirine kenetlenmiş, daha fazla direniş sergileyerek bu saldırılara göğüs germiş ve sömürgeci kâfir Batı’yı aciz bırakan bir meydan okumayla bu saldırılara karşılık vermiştir. Hatta bu direniş, pek çok kez Batı’nın İslam coğrafyasındaki sömürgeci hayallerini yerle bir edecek bir seviyeye ulaşmıştır.

Dahası Ümmetin bu direnişi, Batı’nın tamamında, ümmetin kimliğinin yok edilemeyeceği ve Batı uygarlığında asimile edilemeyeceği yönünde bir kanaat oluşturmuştur. Bu yüzden Batı, İslam ülkelerindeki seküler hayatın ve sömürgeci statükonun ancak baskı ve zorbalıkla ayakta kalabileceğinin bilincindedir. Nitekim Ümmet, orada burada ayağa kalkıp kendisine dayatılan bu gayr-i tabii şartları üzerinden silkip atmaya çalıştıkça, Batı baskısını daha da artırmakta, ajanlarını ve araçlarını kullanarak şehirleri varil bombalarıyla vurmakta, çocuk, kadın ve yaşlıları katletmek için ölüm mangalarını devreye sokmaktadır. Hatta artık rahatlıkla sömürgeci kâfir Batının, İslam beldelerinde kamuoyunu bombaladığını.” söyleyebiliriz.

Kuşkusuz İslam Ümmetinin bu kararlı direnişi ve bitmek bilmeyen intifadası, Batı’da genel bir umutsuzluk dalgası yaratmıştır. Hatta düşünürleri ve medya mensupları, kendi ilkelerini çiğnemeye ve özgürlük iddialarına darbe yapmaya mecbur kalmışlardır. Müslümanları diğer tüm insanlardan ayırarak, sadece onların siyasi görüşlerini ifade etmelerini, hatta iffetli İslami hayatlarını açıkça yaşamalarını bile yasaklama çağrıları yapmaya başlamışlardır. Batıda, Batı’nın tamamından Müslümanların kovulması ve hatta kendi ülkelerinde Müslümanlara karşı işlenen katliamlara bile itiraz etmenin suç sayılması çağrısında bulunan sesler yükselmiştir.

Batı’nın İslam Ümmeti hakkındaki bu genel umutsuzluk hissi, kuşkuya ve siyasi anlamsızlık kaygılarına yol açmıştır. Ülkelerinin dış politikasından şüphe eder hale gelmişler; İslam beldelerindeki varlıklarını, faydadan çok zarar getiren bir siyasi beyhudelik olarak görmeye başlamışlardır. İşte bu ruh halinden; “Önce Amerika” ve “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” gibi kendi içine kapanma çağrıları doğmuştur. Ayrıca, daha önce “insan sermayesi” çekmek için kullanılan sığınma ve göç kurumları, her yabancıya zulmeden ve kapıları insanların yüzüne kapatan bir siyasi polis teşkilatına dönüşmüştür.

Bütün bunlar, aslında bir uygarlık başarısızlığın ifadesidir. Yani Batı, artık kendisini diğer halkları kendi uygarlık potasında eritebilen bir güç olarak görmemekte; aksine uygarlığını dünyanın geri kalanından izole etmek istemektedir. Tüm bunlar, İslam Ümmetinin uygarlığına ve kimliğine sımsıkı sarılmasının ve otoritesini geri isteme kararlılığının bir sonucudur.

İşte bu yüzden, sadece tüm dünyanın, İslam ümmetini İslami hayatına dönme kararlılığından vazgeçiremeyeceği ümitsizliğine kapılmış olmasının bir göstergesi olarak, Hilâfetin yıkılışının 105. Yıldönümünde, yeryüzünün onun geri dönüşüne hazırlandığını söylüyoruz.

Ümmet ise bugün Hilafetin kurulmasının, sadece ümmet içinde güç ve kuvvet ehli olan orduların saatler içinde evet, sadece saatler içinde alacağı bir karara baktığının farkına varmalıdır. Zira ümmetin evlatları, aralarındaki sınırların kaldırılmasını, ülkelerinin yeniden tek bir yurt olmasını, gençlik enerjilerinin tek bir sancak altında toplanmasını, böylece düşmanlarıyla açıkça hesaplaşmayı, mukaddesatlarını geri almayı ve yer altı–yer üstü zenginliklerini çıkarmayı arzulamaktadırlar. Onları bundan alıkoyan tek şey; acziyet ve zayıflık pompalayan yalanlar, asılsız efsaneler ve uydurma hikâyelerdir. Bu vehimlere, yalanlara ve efsanelere verilecek en basit cevap şudur: İslam Ümmeti atılgan, hızlı ve tek bir iradeye sahiptir. Bir işi başarabileceğini idrak ederse, göz açıp kapayıncaya kadar onu gerçekleştirir. Nitekim biz bu Ümmetin, yıkılmaz ve sarsılmaz denilen en azgın diktatörleri ve en baskıcı rejimleri ansızın gafil avladığına ve onları tarihin çöplüğüne attığına bizzat tanık olduk!

Dolayısıyla bugün İslam beldelerini kaplayan bu zifiri karanlığın ardında, aslında büyük bir umut ve Allah’ın izniyle yakın bir kurtuluş saklıdır. Bu, Allah’ın kâinattaki sünnetidir ve ve O’nun şu kavlinin tecellisidir:

إِن يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِّثْلُهُ وَتِلْكَ الأيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُواْ وَيَتَّخِذَ مِنكُمْ شُهَدَاء وَاللهُ لاَ يُحِبُّ الظَّالِمِينَ“Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. İşte günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.” [Ali İmran 140]

Bu sebeple biz, Hilâfetin yıkılışının 105. yıldönümünü, ne hâlimize ağıt yakmak ne de musibetimize ağlamak için değil, aksine İslam ümmetine, yeniden ihyası gereken şanlı geçmişini ve geri alınma zamanının geldiği yitik izzetini hatırlatmak adına anıyoruz. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَنُرِيدُ أَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ“Biz ise, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (mukaddes topraklara) vâris kılmak istiyorduk.” [Kasas 5]

Hizb-ut Tahrir Merkezî Medya Ofisi olarak biz, Hizbin bu yıldönümünü ihya etmek amacıyla dünya çapında düzenleyeceği faaliyetlerini takip edip aktaracağız. Umulur ki Allah, bu yılı Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetsiz geçirdiğimiz son yıl eyler.

Bu; şahit olup kulak veren herkese açık bir davettir. Gelin, İslam’ın muazzam piramidini yeniden inşa etmek için omuz omuza verelim; onu, gök ve yeryüzü sakinlerinin razı olacağı Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet olarak yeniden kuralım.

Mühendis Selâhaddin Adada
حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi Müdürü

Devamını oku...

Hilafetin Yıkılışının 105. Yıldönümünde, Raşidi Hilafet’i Yeniden Kurmak İçin Ümmetin Tüm Güçlerine Enerjilerini Seferber Etmeleri Yönündeki Çağrının Yinelenmesi

H. 28 Recep 1342, M. 3 Mart 1924 tarihinde sözde Türkiye Büyük Millet Meclisi, Hilafetin resmen ilga edildiğini bildiren meşum bir kararname yayınladı. Hilafet’in ilga edilmesiyle birlikte şeri hükümler de ortadan kalktı, bey’at müessesesi askıya alındı, Müslümanların toprakları milliyetçilik ve ulusçuluk temelinde Batı’ya bağımlı, zayıf ve kırılgan karton devletçiklere bölündü. Bu kartondan devletçikleri yönetmek üzere de başlarına kiralık ajan yöneticiler getirildi. Vahdet fikri ölümcül bir darbe aldı; vahdet (Hilafet) fikrinin düşmesiyle birlikte Beyt’ül Makdis ve Mübarek Toprak da düştü. Müslüman coğrafyasının kalbine kanserli bir hücre gibi Yahudi varlığı yerleştirildi.

İslam Ümmeti, o kara günden bu yana ve Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümünde dahi, bunca zorlu ve kurak yıllar boyunca aynı acı tabloyu yaşamaya devam etmektedir. Yahudi varlığının çöküşünü önlemeye çalışan sömürgeci kâfir Batı ile Mübarek Topraktan vazgeçmek istemeyen İslam Ümmetinin iradesi arasında Filistin’de yaşanan uygarlıklar çatışması; yakındaki uzaktaki herkesin halen şahit olduğu bir meseledir. Ne vahşi katliamlar durmuştur ne de sömürgeci savaşlar dinmiştir. Musibetler ve fitneler dünyanın her yerinde İslam Ümmetini çepeçevre kuşatmış durumdadır. Hindular katletmek ve yok etmek için Müslümanlar üzerine çullanmakta, Çin’de bir halk sırf Müslüman olduğu için topluca zindanlara atılmaktadır, Müslüman ülkeler ise anlamsız ve yıkıcı savaşlarla paramparça edilmektedir!

Yeryüzünün tüm milletleri, İslam’la ve Hilafetin dönüşüyle savaşmak üzere aralarında konsensüs sağlamış durumdadırlar. Öyle ki Hilafet’in adı artık siyasi çevrelerde, insanlar arasında; hatta üzerlerine zillet ve yoksulluk damgasının vurulduğu İslam ve Müslüman düşmanı kindarların dillerine bile pelesenk olmuştur. Zira herkes, Hilafet’in, Allah’ın izniyle yaklaşmakta olan bir değişim projesi olduğunun ve azametiyle geri döndüğünde ise, ümmetin enerjisini volkan gibi patlatacağının, dünyayı içinde bulunduğu bu durumdan kurtarmak için dünyadaki asli rolünü yeniden uygulamaya başlayacağının farkındadır. Kâfir Batı, köklü bir akideye sahip tek ve canlı bir ümmet olması vasfıyla Ümmetin canlılığını asla yok edemeyeceğinin gayet iyi farkındadır.

Dünyadaki küfrün elebaşları Hilafetin dönüşünden korkuyorlar. Bu nedenle ümmetin, devletiyle yeniden bütünleşmesi durumunda insanlık tarihinde nükleer patlama etkisi yaratacak bir olay olacağını bilmeliyiz. Çünkü devlet, güçtür ve üretken icra organıdır. Devlet var olduğunda Ümmetin güçleri düzen altına girer, enerjisi infilak eder, dağınık yetenekleri organize edilerek üretken bir güç haline gelir. Devletin yokluğunda ise Ümmet çöker ve zenginlikleri yağmalanır.

Bu nedenle halkıyla, alimiyle, ordusuyla, güç ve kuvvet ehliyle İslam Ümmeti’ni, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın rızasına nail olmak için, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti kurmak üzere hemen Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya davet ediyoruz. Çünkü Hilafet, farzların tacıdır, vaat edilen zaferdir.

Biz, Hilafet Devleti’nin ve Hanif Şeriatın yönetimi altındaki o eski büyük izzet ve şerefi yeniden elde etmek için, Ümmetin tüm güçlerine enerjilerini seferber etmeleri yönündeki çağrımızı yineliyoruz.

Hizb-ut Tahrir, bu yüce lütfa geri dönüş yolunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Hizb, Ümmeti sömürgeci kâfir Batı’nın dayattığı beşerî küfür sistemlerine olan bağımlılıktan kurtarmak, onu kalkındırmak, onurunu iade etmek, kutsallarını özgürleştirmek, insanlığı kapitalizmin karanlıklarından ve zulmünden çıkarıp İslam’ın adaletine ve rahmetine kavuşturmak için gece gündüz ümmetle birlikte çalışmaya devam etmektedir.

Ubey b. Kab’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: «بَشِّرْ هذهِ الأُمَّةَ بِالسَّنَاءِ والدِّينِ والرِّفْعَةِ والنَّصْرِ والتَّمْكِينِ فِي الأَرضِ، فمَن عملَ منهُم عَمَلَ الآخرةِ للدُّنيا لم يَكُن لَهُ فِي الآخرةِ مِن نَصيبٍ»“Bu ümmeti yücelikle, üstünlükle, dinle, zaferle ve yeryüzünde temkinle müjdele. Onlardan her kim ahiret amelini dünyalık için yaparsa onun ahirette hiçbir payı olmaz.” [Ahmed]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi
Kadın Kolları

Devamını oku...

Mübarek Toprak - Filistin: Hilafetin Yıkılışının 105. Yıldönümünü Anma Etkinlikleri

  • Kategori Filistin
  •   |  

Hizb-ut Tahrir/ Mübarek Toprak Filistin:

Hilafetin Yıkılışının 105. Yıldönümünü Anma Etkinlikleri

Bu sayfada, Hizb ut Tahrir'in Mübarek Toprak Filistin'de, Hilafet devletinin 28 Receb 1342'de yıkılışının 105. Hicri yıldönümünü anmak için düzenlediği etkinlikleri yer vereceğiz.

Cuma, 13 Receb 1447 Hicri - 2 Ocak 2026 Miladi

filistin

Hilafetin Yıkılışının 105. Yıl dönümünde Mescid Konuşmaları ve Dersler!

“Ümmet arasında veya imamlar arasında Hilafet'in farziyeti konusunda hiçbir ihtilaf yoktur!”

Şeyh Eymen Halaf (Ebu Ubeyd) tarafından verilen hutbe
Kalkilya - Mübarek Toprak (Filistin)

Cuma, 20 Receb-ul Muharrem 1447 H, 9 Ocak 2026 M

"Receb-ul Muharrem, Hilafetin yıkılmasının anısını yas tutuyor!”

Üstad Ubeyde Mahmud Kara'an'ın camide yaptığı konuşma
Kalkilya - Mübarek Toprak (Filistin)

Pazar, 22 Receb-ul Muharrem 1447 H, 11 Ocak 2026 M

"Hilafet, dinin kurulduğu endüstri ve varlıktır"

Üstad Rıdvan Nasır Abdul Aal'ın cami konuşması
Kalkilya - Mübarek Toprak (Filistin)

Pazartesi, 23 Receb-ul Muharrem 1447 H, 12 Ocak 2026 M

“Hilafetin yıkılışının yıldönümü, yas tutma zamanı değil, onu yeniden kurmak için çok çalışmamız gerektiğini hatırlatma zamanıdır!”

Üstad Enes Kaşu'nun camide yaptığı konuşma
Kalkilya - Mübarek Toprak (Filistin)

Çarşamba, 25 Receb-ul Muharrem 1447 H, 13 Ocak 2026 M

“Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümünde İslam ümmetine yönelik aydınlatma, müjde ve hatırlatma”

Şeyh Yusuf Şavahna (Ebu İslam) tarafından camide verilen ders
Cenin el-Kassam - Mübarek Toprak (Filistin)

“Hilafet... Onun sayesinde zafer kazanacaksınız ve onun sayesinde şerefleneceksiniz!"

Üstad Edib Nofal’ın camide verdiği ders
Halil-ur Rahman - Mübarek Toprak (Filistin)

Pazar, 29 Receb-ul Muharrem 1447 H - 18 Ocak 2026 M

"Hilafetin yıkılışı.. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra yaşanan en büyük trajedidir!"

Şeyh Abdul Rahman Ez-Zayud (Ebu Musab) tarafından camide verilen ders
Cenin el-Kassam - Mübarek Toprak (Filistin)

Pazar, 29 Receb-ul Muharrem 1447 H - 18 Ocak 2026 M

Allah'ın izniyle, gelecek Hilafet dünyadaki siyasi boşluğu dolduracak!

Üstad Abdul Rahim Hasan'ın cami konuşması
Kalkilya - Mübarek Toprak (Filistin)

Cuma, 4 Şaban 1447 H - 23 Ocak 2026 M

Hilafetin yıldönümünde... yeni bir Yüksek Komiser!

Şeyh Burhan Samman (Ebu Amir) tarafından yapılan cami konuşması
Kalkilya - Mübarek Toprak (Filistin)

Cuma, 4 Şaban 1447 H - 23 Ocak 2026 M

filistin

Hizb-ut Tahrir/ Mübarek Toprak Filistin Kadın Kolları:
Hilafetin Yıkılışının 105. Yıldönümü Mesajları!

Resullerin Efendisi Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve onun asil ve celil Sahabeleri (Allah onlardan razı olsun) tarafından kurulan İslam Devleti'nin Arap ve Türk hainleri tarafından yıkılışının 105. elim yıldönümü münasebetiyle, Hizb-ut Tahrir Mübarek Toprak (Filistin) Kadın Kolları, İslam ümmetini, Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hak olarak müjdelediği “خلافة راشدة على منهاج النبوة” Nübüvvet minhacı üzere Raşidi Hilafet'i yeniden kurmak için, Hizb-ut Tahrir ile birlikte gayretle çalışmaya teşvik etmek amacıyla bir dizi mesaj sunmaktadır.

filistin

Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümünde,
Herkesi bu fırsatı değerlendirmeye çağırıyoruz! Cevap veren ve önderlik edenlere ne mutlu!

Cuma, 13 Receb 1447 Hicri - 2 Ocak 2026 Miladi

Hilafetin yıkılması en büyük trajedilerden biriydi ve bu, Mübarek Toprak Filistin'den bir mesajdır... Bu eylemsizlik devam edecek mi? Yoksa Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Roma'nın fethiyle ilgili müjdesi yaklaştı mı? Gelecek şanlı tarihte iz bırakmak isteyen herkes için alan açıktır...

filistin

Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümünde,
Filistinli bir kadın, ümmetin gençlerine seslenerek onlara yükümlülüklerini hatırlatıyor!

Cuma, 20 Receb 1447 Hicri - 9 Ocak 2026 Miladi

İslam ümmetinin atan kalbi ve itici gücü olan gençlere, dinlerini desteklemek için çalışmaya çağrı yapıyor, onlara atalarını, Peygamberimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sahabelerini (Radıyallahu anhum) hatırlatıyor ve bu hatıraların, kararlılıklarını güçlendirmek, azimlerini keskinleştirmek ve bu dünyada ve ahirette ödül kazanmak için bağlılıklarını yenilemek için bir ilham kaynağı olduğunu hatırlatıyor.

filistin

Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümünde: Acı ve umut!

Çarşamba, 25 Receb 1447 Hicri - 14 Ocak 2026 Miladi

Koruyucu bir kalkanın yokluğunda Müslümanların çektiği acılar için duyulan acı; Gazze'den Sudan'a, Burma'dan Şam'a kadar Müslüman topraklarında güvenlik ve emniyet yok, orada ölüm, yıkım, açlık, cehalet ve yolsuzluk var. Ve aynı zamanda umut, Allah'ın vaadine ve Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesine inananların kalplerinde yer almaktadır. İsra ve Mi'rac (Peygamber Efendimiz'in gece yolculuğu ve göğe yükselişi) diyarından, Hizb ut Tahrir ile birlikte Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet'i kurmak için gayretle ve ciddiyetle çalışmaya çağrı.

filistin

Hilafetin Yıkılışının 105. Yıl dönümünde.. Hilafet bir farz, bir vaat ve müjdedir!

Cuma, 27 Receb 1447 Hicri - 16 Ocak 2026 Miladi

Hilafetin yokluğunda İslam ümmetinin durumu... Dünyanın ilk devleti olduktan sonra, devletinin yıkılmasıyla milletlerin en dibine düştü... Yükseklerden düştü, yoksulluk ve kayıplarla tükendi... İşte Gazze ve orada halkımıza olanlar. Onu kurtarmak için hiçbir ordu harekete geçmedi ve alimlere ve ordulara bir çağrı gönderildi: Bir yükümlülük, bir vaat ve müjde olan Hilafeti yeniden kurmak için çalışmanın zamanı gelmedi mi? Zamanı gelmedi mi?

filistin

Etiketler

#أقيموا_الخلافة

#في_ذكرى_هدم_الخلافة

ReturnTheKhilafah#

#YenidenHilafet

#خلافت_کو_قائم_کرو

#TurudisheniKhilafah

filistin

İlgili Bağlantılar:

 

Devamını oku...

Kaçırılan Penaltı Vuruşundan Ülkenin Evlatlarına Yönelik Saldırılara

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Kaçırılan Penaltı Vuruşundan Ülkenin Evlatlarına Yönelik Saldırılara
Fas Versiyonunda Ekmek ve Stadyum Politikası

Hikaye, bazılarının hakem hatası olarak gördüğü bir şutla ceza sahasında başlıyor; ancak bu şut hakikatte daha geniş ve daha tehlikeli sahneye açılan bir penceredir. Geçersiz sayılan bu şut, milli takımını stadyum ışıklarının gizleyemediği çatlakları örtbas etmek için parlak bir cephe olarak kullanan bir ülkedeki adaletsizliğin yansımasından başka bir şey değildir.

2030 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapma ısrarı sportif bir hırs değil, aksine ulusal bir kılıfla kaplanmış özel bir yatırım projesidir. Nitekim büyük bir çıkar örtüsünün arkasında, servet mühendisliği süreci başlamıştır; zira stratejik gayrimenkuller ele geçirilip otel zincirleri satın alınarak nüfuzlu ailelerin finansal portföylerine dahil edilmektedir. Bu bina, ülkeye hizmet etmek için değil, aksine Dünya Kupası hazırlıkları adı altında ülkenin servetlerinin sistematik olarak kamu mülkiyetinden özel mülkiyete dönüştürülmesi sürecidir.

Burada temel bir hakikati ortaya koymak gerekir ki o da şudur; bu rejimler asıl olarak insanların işlerini gözetmek veya onların refahını sağlamak için kurulmamıştır, aksine onlar, Batı'nın halkları ezmek için kullandığı bir sopa olarak tasarlanmış işlevsel-görevlendirilmiş rejimlerdir. Denklem açık ve utanç vericidir; zira Batı servetleri yağmalamakta, rejim ise protestoları bastırmaktadır. Zira rejimin rolü, yolsuzluğuna ve iktidarının temellerinin pekiştirilmesine sessiz kalınması karşılığında, dış güçlerin çıkarlarını güvence altına almak ve kaynakların akışını sağlamaktır. Bu yüzden Dünya Kupası ve diğer turnuvalar, baskı üzerine kurulu aşırı bir istikrarı dünyaya göstermek için rejimin Batı'ya sunduğu iyi davranış belgelerinden başka bir şey değildir.

Bizler, antik Roma kuralının modern bir versiyonuyla karşı karşıyayız; zira ekmek kıtlığı, oyunların sayısının artırılmasıyla telafi edilmektedir. Çünkü ülkenin bütçesi yükselen fiyatların ağırlığı altında ezilirken, milyarlarca dirhemle stadyumlar inşa edilmektedir!

Bu, bu ülkenin evlatlarını önemsiz bir ulusal komaya sürükleme girişimidir; bu da zaferin sevincinin bedelinin, zaten eğitim ve sağlık bütçesinden ödendiğinin unutulmasını sağlamak içindir. Ancak futbolun büyüsü, pazara geri dönüldüğü anda etkisini kaybeden bir uyuşturucu gibidir; zira taraftar, pazara döndüğünde niyetin ekmek almaya yetmediğini ve futbol başarılarının bankalara yatırılmadığını keşfeder.

Yaklaşan patlama, halkı tezahürat yapan bir kalabalık, ülkeyi ise sömürülecek bir çiftlik olarak gören politikanın kaçınılmaz bir sonucudur. Bu süreç şu denklemle özetlenebilir: (lüks ve eğlence + siyasi boşluk ve işlevsel baskı ÷ çökmüş yaşam gerçekliği = kaçınılmaz çöküş).

Jeopolitik savaşın davulları, futbol yanılsamasına yapılan bu yatırımın kırılganlığını ortaya koymaktadır. Oysa stadyumlar bizi korumayacak ve büyük adamların sahip olduğu oteller de çocuklar için güvenlik sağlamayacaktır. Patlama, hakemin düdüğüyle sönmeyecektir; çünkü şişirilmiş derinin büyüsü, açlık, zulüm ve dışarıya bağımlılık karşısında her zaman buharlaşır.

Bu sahte vatancılık labirentinin sonunda bu halkın, tevhid sancağı altında olduğumuz ve ordularımızın Endülüs'ün kalbine ulaşıp Paris sınırlarında fatihler olarak durduğumuz günlerdeki İslam'ın izzetiyle dolu görkemli bir tarihe sahip olduğunu öğrenmesinin zamanı gelmedi mi? İzzetimiz hiçbir gün ayakların tekmelediği bir top olmamış, aksine akide sayesinde dünyayı kendisine yaklaştıran bir ihtişam var etmiştir.

Allah’ın sünnetleri sabit olup hiç kimseye bir güzellik yapmaz; إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ Şüphesiz ki bir kavim, kendini nefsini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez.” [Rad 11] İstenen değişim, stadyumlarda deri bir topa tekme atmakla değil, aksine Allah'a verdikleri sözü yerine getiren, Allah'ın vaadini ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesini gerçekleştirmek için kesin ve samimi bir şekilde çalışan insanların çabalarıyla gerçekleşecektir ki böylece ümmet dinine geri dönsün ve hakkı sahibine, ümmeti onuruna ve İslam'ı da çalınan izzetine yeniden kavuşturacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşid Hilafet kurulsun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Manar Abdulhâdi

Devamını oku...

Libya Krizi, Dışarıdan Nasıl Yönetiliyor?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Libya Krizi, Dışarıdan Nasıl Yönetiliyor?

Haber:

Doğu Libya güçleri, Cuma günü resmi bir davete yanıt olarak, Kuvvetler Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'in Paris ziyareti sırasında Fransa ile askeri ilişkileri geliştirme arzusunu dile getirdi.Doğu Libya Güçleri'nden yapılan açıklamaya göre, Saddam Hafter, Elysee Sarayı'nda Fransa Cumhurbaşkanı'nın Genelkurmay Başkanı General Vincent Giraud ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Özel Temsilcisi Paul Soler ile bir görüşme gerçekleştirdi.Hafter, işbirliğinin Libya'da istikrarı destekleme ve çeşitli güvenlik tehditleriyle mücadele etme açısından olumlu ve verimli sonuçlar verdiğini söyledi. (El Cezire)

Yorum:

Libya, iki hükümet arasında bir çatışma krizi yaşıyor; bunlardan biri uluslararası alanda tanınan, merkezi başkent Trablus'ta bulunan ve ülkenin batısını kontrol eden Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti'dir.Diğeri ise 2022 yılının başında Temsilciler Meclisi tarafından atanmış olup başkanı Usame Hammad'dır ve merkezi Bingazi'de bulunmakta ve doğu ile güney şehirlerinin çoğunu yönetmektedir.

Hafter'in Fransa ile ilişkilerini geliştirmesi, geçici bir diplomatik ayrıntı değildir, aksine bölgesel ve uluslararası alanda askeri ve siyasi konumunu güçlendirmeyi amaçlayan çok boyutlu bir strateji kapsamına girmektedir. Hafter, ne yazık ki Libya'da (meşruiyetin) saha kontrolünden değil, Batı'nın tanınmasından kaynaklandığının farkındadır.

Dolayısıyla o, özellikle Muhammed Haddad'ın suikastından sonra, askeri sahnede kendini kabul ettirmeye çalışıyor; ancak bunu savaşarak değil, isyancı bir generalden güvenlik ortağına dönüşen imajını yeniden sunarak yapıyor. Nitekim Hafter'in söylemi, kendisini “terörizmle” mücadelede bir lider ve siyasi İslam'ın karşıtı olarak sunması nedeniyle, Kuzey Afrika ve Sahel bölgesindeki Fransız güvenlik doktriniyle kesişmektedir.Fransa'nın Libya'daki etkisi güçlü olmasa da, kendisini Afrika'nın giriş kapısının koruyucusu ve Türkiye'nin etkisine karşı bir denge unsuru olarak sunmaktadır; bu da Avrupa'daki kendisine muhalif olan fikir birliğinin kırılmasına olanak sağlayabilir.

Hafter askeri bir çözüm üzerine bahis oynamıyor, aksine kendisini, gelecekteki herhangi bir siyasi çözümde ana bir taraf ve çatışma sonrası Libya'da temel bir konum olarak dayatmaya çalışıyor. Zira o, mevcut aşamanın misilleme amaçlı bir yanıt vermekten ziyade güvenlik kontrolü aşaması olduğunu sezmiştir; bu yüzden belki de bu hamle, onu uluslararası alanda müzakere edilebilir emrivaki bir güç olarak yeniden sunmak için yapılmıştır.

Libya’nın gerçekliği, kazananın veya kaybedenin olmadığı, aksine dışarıdan yönetilen ve içeriden finanse edilen geçici bir dengenin söz konusu olduğu kırılgan bir istikrar aşamasına doğru ilerlemektedir. Burada tehlike, bu dengenin kalıcı bir duruma dönüşmesinde, devletin yerini kriz yönetiminin almasında ve bölünmenin, istikrar adı altında yeniden üretilmesinde yatmaktadır.

Libya halkı için gerçek çözüm, kendilerine sunulan iki seçenekten birini temsil eden dış diktelere boyun eğmeyi reddetmekte ve üçüncü bir seçeneğe gitmelerinde yatmaktadır; bu üçüncü seçenek ise, köklü ve nihai bir çözüm olan şeriatın tatbik edilmesidir; zira şeriat, kapitalizmin pençesinden kurtaracak ve makam ve sahte otorite için tavizler vermek amacıyla yarışan bu hükümetleri devirecektir.

Ey İslam ehli, çözüm Hilafeti kurmak ve onu yeniden kurmak için çalışanlarla birlikte çalışmaktır;Allah'ın izniyle Hilafetin şafağı yaklaşmıştır, zira Batı ülkelerini saran bu histeri, İslam devinin uluslararası arenaya geri döneceğine dair kesin bilgilerinden kaynaklanmaktadır.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يُرِيدُونَ أَنْ يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلَّا أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ * هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kâfirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır. O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Rasulü’nü hidayet ve hak din ile gönderendir.” [Tevbe 32-33]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...

Özgürlükler Putu Yaptılar, Acıktıklarında Da Yediler!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Özgürlükler Putu Yaptılar, Acıktıklarında Da Yediler!

Haber:

(Gayrimüslim) bir kız öğrencinin kemoterapi şapkası taktığı için okuldan atılması ve taharetlenmeye yönelik savaş. (BBC)

Yorum:

İslamofobi Avrupa'da yaygın olup, Müslümanlara ve İslam'a karşı dini güdülerle beslenen iğrenç bir nefreti yansıtan tutumlar ve uygulamalar gün geçtikçe artmaktadır.Bu ise birdenbire ortaya çıkmamıştır; aksine bu, politikacılar, medya organları, çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından Müslümanlara ve onların akidelerine yönelik sistematik şeytanlaştırmanın bir sonucudur.

Bu düşmanca tutum, yaralı başını örtmek için şapka takan hasta bir kadına yönelik değildir, aksine İslam'ın hükümlerine ve her ne kadar onlar bunu bir bez parçası olarak nitelendirseler de İslam'ın sembollerine yöneliktir;zira bu İslam karşıtı kışkırtıcı söylem, artık sadece peçe ve nikaba değil, aksine şapka gibi her şeye ve herhangi bir şeye karşı kullanılmaktadır!!

Bazıları şaşırıyor, hatta şunu soruyor: Özgürlükleri savunduğunu iddia eden bir ülkede bu tür ırkçı uygulamaların olması akıl işi midir? Evet, bu ve daha fazlası oluyor; şimdi onlara hatırlatalım; Fransa 2004 yılında devlet okullarında, ortaokullarda, liselerde ve devlet kurumlarında başörtüsünü yasaklamadı mı?!2010 yılında kamusal alanlarda nikabı yasaklamadı mı?!Spor müsabakalarında başörtüsünü yasaklayan yasa tasarısını da unutmayalım!! Nitekim bu yasaların kapsamı genişletilerek, uzun elbise veya uzun etek giyen bazı Müslüman kızları okuldan atmak için yöneticilerden yetkililere kadar bireylerin heva ve özel çıkarlarına uygun hale gelmiştir!! Bu, özgürlükler ülkesindeki uygulamalardan sadece buz dağının görünen kısmıdır.

Gerçek özgürlük, insanlara kulluk etmekten kurtulup, insanların Rabbi olan Allah’a kulluk etmeye yönelmektir; zira kanunlar insandan değil, Allah Subhanehu ve Teala’nın katından gelmelidir; çünkü insan yapımı yasalar zulüm ortaya çıkarmakta olup bu zulüm karşısında sadece Müslümanlar değil, tüm insanlık eşit şekilde etkilenecektir.

Kafir Batı, zulmü nedeniyle siyasi akidesine karşı çıkmaya başlayıp İslam ve Müslümanlara karşı yasalar çıkarmaya başladığında bir çöküş dönemi başlamıştır;zira bu düşmanca uygulamalar, İslami yönetimin gölgesinde diğer dinlerin mensuplarının yüzyıllar boyunca haklarının ve geçim kaynaklarının garanti ve güvence altına alındığı durumun aksine Batı medeniyetinin Müslümanları kontrol altına alamadığının ve haklarını garanti edemediğinin bir kanıtıdır.

Bu ırkçı uygulamalar karşısında ortaya çıkan güçlü gerçek, hak ile batıl arasındaki savaşın, Allah'ın bir sünneti olduğunu kanıtlanmasıdır; ama zafer, Allah'ın izniyle İslam'ın ve ehlinin olacaktır. Zira Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ Muhakkak ki Resullerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edeceği o günde yardım ederiz.” [Mümin 51]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Rana Mustafa

Devamını oku...

Receb Ayı ve Müslümanların Vahdeti

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Receb Ayı ve Müslümanların Vahdeti

Günümüzde birçok Müslümana Hilafet kelimesi yabancı gibi görünmekte, bazıları bu kelimeyi tarih kitaplarıyla ilişkilendirmekte, diğerleri ise Hilafeti soyut veya alışılmamış bir şey olarak görmektedir. Bu, özellikle modern ulus devlet sisteminin gölgesinde yaşayan bir nesil için anlaşılabilir bir durumdur. Ancak her yıl Recep ayı bize, Müslümanların tarihindeki önemli bir dönüm noktasını hatırlatmaktadır. Zira H. Receb 1342 yılında Hilafet yıkılmıştır. Bu sadece bir hükümetin sonu olmamış, aksine on üç yüzyıldan fazla bir süredir İslam ümmetini düzenlemek için çalışan bir çerçevenin kaybı olmuştur.

İslam'ın özünde, Müslümanların, iman, sorumluluk ve ahlaki bağlılıkla birleşmiş tek bir ümmet ve tek bir toplum olduğu fikri yatmaktadır. Bu bir metafor ya da duygusal bir slogan değil, aksine Kuran'da geçen açık bir ilkedir. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.” [Enbiya 92]

Ayrıca Allah vahdeti, doğrudan hidayet ve koruma ile ilişkilendirmiştir; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünmeyin.” [Al-i İmran 103]

İlk dönem fıkıh alimleri, Allah'ın ipinin, toplumsal itaati ve otoriteyi içeren kapsamlı bir yaşam biçimi olan İslam'a işaret ettiğini açıklamışlardır. Abdullah ibn Mesud Radıyallahu Anh, Allah'ın ipinin, toplum olduğunu, yani birleşmiş olan Müslümanların toplumu olduğunu söylemiştir.

Bu nedenle İslam'da vahdetten-birlikten kastedilen, sadece kişisel ruhi yönle sınırlı kalmak değildir, aksine bundan amaçlanan, Müslümanların siyasi, sosyal ve ekonomik olarak toplumsal yaşamlarını tanzim etme keyfiyetini ortaya koymaktır.

İslam tarihinin büyük bir bölümünde bu vahdet, pratik olarak somutlaşmıştır. Zira Hilafet, Müslümanların adaletle, güvenlikle, genel refahla ve karşılıklı korumayla yönetildiği siyasi çerçeve mesabesinde olmuştur. Dolayısıyla Hilafet, kültürleri veya dilleri yok etmemiştir; aksine çeşitlilik var olan ve kabul edilen bir şey olmuştur. Müslümanları birleştiren ırk veya toprak olmamıştır, aksine bizzat İslam olmuştur.

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu toplumsal sorumluluk fikrini şu kavliyle vurgulamıştır: مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” [Sahih-i Müslim]

Hilafet kaldırıldığında Müslümanlar imanlarını kaybetmemişler, İslam da birdenbire pratikte uygulanamaz bir hale gelmemiştir. Değişen şey yapı olmuştur. Daha da önemlisi bu yapı, tarafsız bir şeyle değiştirilmemiş, aksine Müslümanların kimlik, sadakat, otorite ve sorumluluk anlayışını tedrici olarak (aşama aşama) yeniden şekillendiren yeni düşünce yolları ortaya çıkmıştır.

Bu fikirlerin en çok etkili olanlarından biri milliyetçilik olmuştur ama tek fikir olmamıştır. Milliyetçilik Müslümanlara, ümmete karşın ulus devleti, kardeşliğe karşın sınırları ve ahlaki vacibe karşın “ulusal çıkarları” öncelikler olarak almayı öğretmiştir!

Milliyetçiliğin yanı sıra diğer mefhumlar da İslami düşünceyi yeniden şekillendirmiştir. Nitekim laiklik, dini özel hayata hapsetmiştir. Ayrıca kapitalizm, başarıyı kâr ve güç perspektifinden yeniden tanımlamıştır. Yine bireyselcilik, toplumsal sorumluluğu zayıflatmıştır. Böylece bu fikirler bir araya gelerek, İslami siyasi bilinci yeniden şekillendirmiştir.

Allah Subhanehu ve Teala bizleri uyarmış ve şöyle buyurmuştur: وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُKendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın.” [Al-i İmran 105]

Sonuç olarak bugün birçok Müslümanın idrak ettiği bir gerçeklik ortaya çıkmıştır. Zira Müslümanlara zulmedildiğinde, derin bir endişe ve dayanışma ortaya çıkarken, ancak aynı zamanda acı verici bir acziyet duygusu da ortaya çıkmaktadır. Bu ise Müslümanların umursamazlığından dolayı değil, aksine ümmetin parçalanmış olmasından dolayıdır.

İbn Teymiye (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir; Müslümanlar ne zaman bölünseler, Allah düşmanlarının onlara galip gelmesine izin vermiştir.

Eğer Hilafet bu şekilde anlaşılırsa, o zaman Hilafet bir hayal ya da kargaşaya davet olmaz; aksine Hilafet, Müslümanların hayatını, sorumluluk ve adaleti temel alan İslami değerlere göre düzenleme çabasıdır.

Receb, sadece bir anma ayı değildir, aksine düşünme ve arınma ayıdır; dolayısıyla bu ay Müslümanları, bir slogan olarak değil, aksine canlı bir sorumluluk olarak vahdet hakkında derinlemesine düşünmeye davet etmektedir. Ümmetin bölünmesi bir tesadüf olmadığı gibi aynı şekilde Müslümanların kalplerinde hala var olan birbirlerine tutunma ve adalet özleminin bölünmesi de bir tesadüf değildir; tıpkı Allah Subhanehu ve Teala’nın bize, şu kavlinde hatırlattığı gibi: إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.” [Enbiya 92]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yasmin Malik

Devamını oku...

Amerika, 75 Ülkenin Vatandaşlarına Vize Vermeyi Askıya Aldı!

Haber-Yorum

Amerika, 75 Ülkenin Vatandaşlarına Vize Vermeyi Askıya Aldı!

Haber:

Fox News, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 21 Ocak tarihinden itibaren süresiz olarak Arap ve Müslüman ülkeler de dahil 75 ülkenin vatandaşlarına yönelik tüm vize verme işlemlerini süresiz olarak askıya almaya karar verdiğini açıkladı.Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir iç müzekkereye göre, bakanlık tarama ve inceleme prosedürlerini yeniden değerlendirirken, dünya çapındaki ABD büyükelçilikleri ve konsoloslukları çalışanlarına mevcut yasalar uyarınca vize başvurularını reddetmeleri talimatı verildi.Rapora göre, etkilenen ülkeler listesinde Somali, Rusya, Afganistan, İran, Irak, Mısır, Nijerya ve Yemen yer alıyor.Ayrıca Dışişleri Bakanlığı, geçen Kasım ayında diplomatik misyonlara yeni talimatlar yayınlayarak, kamu yükü şartı uyarınca genişletilmiş tarama kurallarının uygulanmasını vurguladı ve bu şart, gelecekte ABD hükümetinin yardımına bağımlı hale gelme olasılığı yüksek olduğu düşünülen başvuru sahiplerinin vize başvurularının reddedilmesine olanak tanıyor.Değerlendirilen faktörler arasında sağlık durumu, yaş, İngilizce dil yeterliliği, mali durum ve uzun süreli tıbbi bakıma ihtiyaç duyma olasılığı da yer almaktadır. (El Cezire Net)

Yorum:

Amerika, geniş bir ülke üzerine kurulmuş ve beyaz bir adamın bu ülkeyi sömürgeleştirmesinden bu yana, yani yaklaşık 300 yıldır 100 milyondan fazla olan yerli halkı, yani Kızılderilileri öldürdükten sonra burayı sömürgeleştirmiştir.Bu insanlık dışı devlet, sanki bu toprakların ve ülkenin sahibiymiş gibi, sanki sadece kendisi o ülkede yaşama ve hareket etme hakkına sahipmiş gibi, yeryüzünün sakinlerinin, özellikle de iş arayan ve alın teriyle geçimini sağlayanların bu ülkeye göç etmesini engelliyor.Sakinlerinin Amerika'ya göç etmesini engellediği bu ülkelerin servetinin çoğunu ele geçiren Amerika, onların Amerika'ya göç etmesini engellemekten hiç haya edip utanmıyor;burada onlardan (göçmen olarak gelinen ülkelerden) yağmalanan servetin bir kısmını geri almaktan bahsetmiyorum, bu ülkelerin ve halkların servetleri, madenleri ve uzmanlığıyla inşa edilen fabrikalarda, kurumlarda ve şirketlerde alınteri ile çalışmaktan bahsediyorum.

Amerika, insanların ülkesine göç etmesini tamamen engellemek istemiyor; aksine Amerika, İslam ülkeleri ve üçüncü dünya ülkelerinin servetlerini yağmaladıktan sonra, yüksek veya nadir yeteneklere sahip olan genç ve eğitimli nesillerin elitlerini çalmak istiyor;yani Amerika, şirketlerine, ailelerinin geçimini sağlamak için çok çalışacak yüksek yetenekleri olan köleler eklemek isterken, kapitalistler ve dev şirketlerin sahipleri ise bu yetenekli kişilerin üretiminden yararlanmaktadırlar ki bu ıstılahta, emek hırsızlığı olarak adlandırılmaktadır.Yani Amerika, liderleri kendilerine komplo kuran zayıf halkların servetlerini çalınmasını sağlamasının ardından emekleri, uzmanlıklarını ve yüksek yetenekleri de çalmaya devam etmek istiyor ve karşılığında ise, ülkesine göç etmek isteyenlere, gıda, barınma ve sağlık gibi temel yardımlar bile olsa veya bu yardımlar Amerika'nın bu göçmenlerin ülkelerinden yağmaladığı miktarın onda birini bile bulmayan kırıntılar bile olsa,herhangi bir nedenle ve herhangi bir şekilde devlet yardımlarına başvurmayacaklardır şeklinde şartlar koyarak kendini korumak istiyor.

Amerika, insanlığın yalnızca Hollywood'un ürettiği aksiyon filmlerinden tanıdığı eski işgalcilerden daha az vahşi, barbar ve suçlu değildir.Bununla birlikte dünya servetlerinin büyük bir oranı Amerika'da birikmiş olmasına rağmen yine de Amerika'daki yoksulluk, sömürülen ve yağmalanan bu ülkelerdekinden daha fazladır; zira Amerika'da yoksulların sayısı kırk milyonu aşmıştır. Bu da nüfusun geri kalanının lüks içinde yaşadığı anlamına gelmiyor; aksine ülke halkının çoğu yoksulluk sınırının altında ve orta sınıf olarak bilinen gelir düzeyinde yaşamaktadır ve bunlar nüfusun %99'undan fazlasını oluşturmaktadır;yani nüfusun %1'inden azı Amerika'daki para ve servetlerin büyük çoğunluğuna sahiptir; bu nedenle “Biz %99'uz” sloganını atan “Wall Street'i İşgal Et” adlı bir halk hareketi başlatılması şaşırtıcı değildir.

İslam beldelerinde ve üçüncü dünya ülkelerindeki gençlerin, örneğin üniversiteden mezun olduklarında veya olgunlaşıp kendilerine bir gelecek kurmaya hazır olduklarında akıllarına gelen ilk şey, bal ve süt nehirlerinin kendilerinin içmesini beklediğini zannederek, yurt dışına seyahat ediyorlar, yani başta Amerika olmak üzere Batı ülkelerine gidiyorlar.Ancak gerçekte durum tamamen farklıdır, özellikle de koronavirüs pandemisi öncesinde, sırasında ve sonrasında; zira koronavirüs pandemisinden daha güçlü bir ekonomik pandemi, Batı ülkeleri de dahil olmak üzere tüm dünya ülkelerini etkisi altına almış ve tüm ülkeleri ekonomik durgunluğa sürüklemiştir. Ancak genç nesil, bu ekonomik durgunluğun göç etmek istedikleri ülkeleri de kasıp kavurduğunu bilmiyor ve durgunluk ve yoksulluğun sadece kendi ülkelerinde var olduğunu düşünüyor; ancak kitap okuyan, haberleri takip eden ve ülkeler arasında seyahat edenler, dünyada diğerlerinden daha iyi ekonomik durumda olan hiçbir ülke olmadığını ve mevcut nesil ile gelecek nesillerin mevcut koşullarda onurlu bir yaşam süremeyeceğini kesin olarak bilmektedir; şimdi herkesi, Doğu ülkelerinden önce Batı ülkelerindeki yaşanan durgunluğun boyutunu ve gelecekte durumun şu andakinden daha kötü olacağını gösteren uluslararası raporlara ve ekonomik araştırmalara yönlendiriyorum.

Bu nedenle gençler amaçsızca dolaşıp Batı ülkesinde iyi bir yaşam arayışıyla kendilerini denize atmak yerine, öncelikle hayallerini hiçbir ülkede gerçekleştiremeyeceklerini anlamaları, kendilerini bu gerçeği deneme ve doğrulamaya çalışmanın zahmetinden kurtarmaları ve ülkelerini sömürgeci Batı'dan ve onun servetlerini yağmalamasından kurtarmak için çalışmaları gerekir; şairin şu sözleri onların sloganı olsun: “Ya dostu memnun eden bir hayat, ya da düşmanı öfkelendiren bir ölüm.” Bu ise ancak adil ve hak olan bir devletin gölgesinde, yani vahşi insanların kanununu ve Sam amca ve onun torunu Trump'ın kanununu değil yaratıcı Subhanehu ve Teala'nın şeriatını uygulayan İslam Devleti'nin gölgesinde gerçekleşebilir;zira Allah'ın hepsini rızıklandırdığı servetleri tüm insanlığın paylaşmasını sağlayacak ve kamu mülkiyeti ile özel ve devlet mülkiyeti arasındaki ayrımı vurgulayacak olan sadece Hilafettir;işte sadece o zaman insanlar, kendi ülkelerinde onurlu ve refah içinde yaşayacak, zenginliklerinden ve servetlerinden yararlanacak ve yüce Allah'ın rızasını kazanacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Muhacir – Pakistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER