Perşembe, 21 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/09/03
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

- Basın Açıklaması - Feribot Trajedisinin Gerçekleşmesi Bekleniyordu!

Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, denizde feribotun batmasına yol açan trajik kazada ölenlerin akrabalarına taziyelerini sunar ve yaralılar için Allah'tan acil şifalar diler.

Hizb-ut Tahrir, dar alanlarda yolcu taşıyan ve insanların yaralanmalarına ve mal kayıplarına yol açan feribotların durması ve tıkanıklığı da dahil günlük olarak kazaların meydana geldiği feribot taşıma şartlarını esefle karşılar. Bu felaketlerin sorumluluğunu, şu ana kadar bunları engellemek için gerekli önleyici tedbirleri almamasından dolayı Kenya hükümeti taşımaktadır. Dolayısıyla bu, sağlam bir idarenin bulunmadığına ve Kenya Ulaştırma Bakanlığı'nın feribot hizmetleri için başarısız stratejiler takip ettiğine işaret etmektedir. Zira ihmal, kamu güvenliği konusunda kararlı olduğunu iddia ederek olay yeri ortaya çıkıncaya kadar felaketleri beklemeye devam eden feribot hizmetleri idaresi de dahil hükümetin ve Ulaştırma Bakanlığı'nın bir özelliğidir.

İslam bizlere, bir olayın kaza olduğunun manasını, üzerimize zorla meydana gelenler, yani gerçekleşmesine ve defedilmesine muktedir olamadığımız fiiller olarak öğretmiştir. Kendisine hükmettiğimiz hususlara gelince; bunları engellemek için yapmamız gereken prosedürleri yerine getirmeliyiz. Zira İslam bizlere, ister yolcu isterse sürücülerden olalım tehlikelere karşı dikkatli olmamızı emretmiştir. Ayrıca İslam, kazaların olmasını önlemek için denize açılmadan önce gemilerin denetlenmesi yoluyla yolcu taşıma araçlarının güvenliğini sağlamak da dahil kamu güvenliği meselesinin gözetilmesini farz kılmıştır.

Ancak bu gözetim stratejileri, İslam Nizamı'nın gölgesinde yolcuların güvenlik gözetimini kamil bir şekilde tatbik edecek olan Hilafet Devleti'nden önce asla uygulanmayacaktır.


Şaban Muallim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Doğu Afrika

Devamını oku...

Ey Yemen Halkı: Sizleri Sapkınlığa Sürükleyen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni Kaldırıp Atınız

  • Kategori Yemen
  •   |  

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 28.01.2013 Pazartesi günü Sana'a'da, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yanı sıra Körfez İşbirliği Konseyi'ndeki beş iktidar rejimlerinin gözetiminde görünüşte 23.11.2013'de Riyad'ta imzalanan Yemen'deki mevcut siyasî çözümü tamamlamak için bir oturum düzenlemiştir. Nitekim bu oturumu düzenlemek için 22.01.2013 Salı günü Sana'a'ya Cemal Bin Ömer'in ulaştığı ve 27.01.2013 Pazar günü de Güvenlik Konseyi Başkanı ile diğer üyelerin ulaşacağı açıklanmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, neden hikmet ve iman sahibi topraklardadır?

İslam'a dönük düşmanlığı ve sivil bir devletin kurulması arzusunda olduğu bilinen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ülkelerinin harekete geçmesi şaşırtıcı değildir. Zira Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ülkeleri, başkaları pahasına kendi hedeflerini ve çıkarlarını gerçekleştirmeyi bir alışkanlık haline getirmiş olup isteyerek yada istemeyerek onun isteklerine itaat edip boyun büken daimi üye olmayan diğer ülkeler de onunla birlikte hareket etmektedir. Rezil kararlara ve halkı yerlerinden edilen Filistin gibi İslam ülkelerinde kara bir tarihe sahip olan ve katledilen Bosna-Hersek halkının sahnesi gözlerinin önünden geçerken, Doğu Timor Endonezya'dan ve Güney Sudan da Sudan'dan koparılırken kılını dahi kıpırdatmayan Güvenlik Konseyi, hala da İslam ülkelerini parçalamayı düşünmektedir. Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin geneli, Sovyet işgalinden bu yana Afganistan işgaline, bugün de NATO işgaline katılırken şimdi de Güvenlik Konseyi üyeleri olan Rusya ve Çin'den her biri, Beşar ile Suriye rejiminin işlemiş oldukları vahşî katliamlara karşı herhangi bir kararın alınmasını engellemektedirler.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Sana'a'da yaptığı oturumunda Hadi'ye siyasî desteğini sunmuş ve Yemen'deki siyasî girişimleri tıkayan kişilere dayatılma olasılığı olan yaptırımların dayatılmasını ve Yemen'de yapılacak bir sonraki diyalog meselesini tartışmıştır. Nitekim bu oturum, bir taraftan Avrupa Birliği'nin desteklediği İngiltere'nin diyalog girişimine doymasının, diğer taraftan da Amerika'nın, Amerikan Büyükelçisi Gerald Feierstein'in 22.01.2013 günü, Yemen Diplomatik Çalışmalar Merkezi'nde diyalogu başarmanın faktörleri hakkında bir konferans vermesi sınırına kadar ulaşan Sana'a ve Aden'de defalarca yaptığı ziyaretlerin ve açıklamaların ardından gerçekleşmiştir.

Kesinlikle Güvenlik Konseyi yapmış olduğu oturumunda ve şu anda Mali'yi işgal eden Güvenlik Konseyi üyesi olan Fransa, diyaloga katılanlar bundan sonra anayasayı yapanların kendilerinin oldukları şeklinde yalan söylesinler diye elimizde var olan eski anayasa yerine Yemen anayasası için yeni formüller sunmayı ihmal etmeyeceklerdir!!

Güvenlik Konseyi'nin Yemen'in sorunları için çözümler ortaya koyması akıl işimi ey iman ve hikmet sahibi Yemen halkı? أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنْ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ "Yoksa onlar hala cahiliye hükmünü mü istiyorlar. İnanan bir kavim için Allah'tan daha iyi hüküm veren mi vardır?"[el-Maide 50] Dolayısıyla devlet, sizin maslahatlarınız için değil kendi çıkarları için çalışmakta olup onun ilgilendiği tek şey, Bab el-Mandeb üzerinden petrol tedarik etmek ve komşu petrol kuyularının güvenliği için bir tehdit oluşmasın diye mevcut rejimin tamamen çökmesini engellemektir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Sana'a'da bir araya gelecek ama kesinlikle kongrenin yada başka herhangi bir yasal kuruluşun izni veya denetimi olmaksızın insansız uçakları kendi sınırları dışındaki saldırılarda kullandığı için kendi ülkesinin idaresine saldıran, "Bizler, elimizde masum sivilleri öldüren silahlarla bu ülkelerden herhangi birine karşı savaş ilan edemeyiz" ve "Bu katliam operasyonlarının boyutu, ahlakî ilkeler ve bu saldırıların meşruiyeti için bir tehlike oluşturmaktadır" diyen Amerikan Kongresi Üyesi Dennis Kucinich'e göre füzeleri Yemen'deki insanları öldürmek için kalkan ve 15.11.2012 tarihine kadar yaklaşık 2000 kişiyi öldüren Amerikan insansız uçaklarını ele almayacaktır. Amerikan kamuoyunun, idaresinin eylemlerini onaylamadıkları ve Ünlü Amerikalı gazeteci Jeremy Skahil, Amerikalı Yahudi aktivist Medya Benjamin ile Amerika'nın insansız uçaklarla yaptıkları hava saldırılarına karşı çıkanların yaptıkları kampanyadan etkilendikleri görünmektedir.

Yemen'e gelince; Amerika'nın insansız uçaklarla yaptığı hava saldırıları, "Abyan, Sana'a, Şabva, Hadramut, el-Beyda, Marib ve el-Cef" gibi Yemen'in yedi iline ulaşıncaya kadar genişlemiştir. Çünkü o, iman ve hikmet sahibi halktan kendisine bir şey söyleyecek ve onu durduracak bir kimse bulunmadığından dolayı geri dönmüş olup onların en iyi yöntemi, 22.01.2013 Salı günü Birleşik Arap Emirliklerinde Reuters Haber Ajansı ile yaptığı röportajda, mevcut terörizmle mücadele stratejisini daha çok etkili olan bir başkasıyla değiştirmenin daha iyi olacağını, çünkü bunun hedef alınan bölge sakinlerini öfkelendirdiğini söyleyen ve kara operasyonlarının kullanılmasını destekleyen İnsan Hakları Bakanı Huriye Meşhur'un yöntemidir!!

Abd Rabbi Mansur Hadi, Basendwah hükümeti ve diğer siyasî partiler, Amerikan insansız uçaklarının yaptıklarına karşı neden sessiz kalmaktadırlar acaba? Ayrıca neden Amerikan Büyükelçisi ve Amerikan yetkilileri ile görüşmeye devam etmektedirler? Yoksa onlar, iman ve hikmetlerini terk mi ettiler?!

Sessizlik, hain Amerikan füzeleriyle katledilenler için bir gerekçe olabilir. Ancak Hadi, Basendwah ve tabiilerinin sessizlikleri asla bir gerekçe olamaz ve ölmedikleri sürece de kabul edilemez!  Aynı şekilde Yemen halkından (Reformcular ve Husiler gibi) İslam kılıfına bürünenler de sessiz kalmaktalar, kardeşlerini katleden Amerika'nın yaptıklarına razı olmaktalar, diğerleri de gerçeği bildiklerini ancak aynı şekilde uzlaşı hükümetindeki geniş katılımlarından yararlandıklarını ve Amerika'yı öfkelendirmek istemediklerini iddia etmektedirler. Dolayısıyla bunların tamamı, birbirlerinden daha suçludurlar.

Bu, zulmedenlere güvenenler için riskli bir göstergedir. Zira el-Hak Subhânehu ve Te'âla, şöyle buyurmaktadır:

وَلا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ثُمَّ لا تُنْصَرُونَ " Sakın zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz!" [Hud 113]

Dolayısıyla aynı şekilde bu, İslam'ın ve Müslümanların düşmanlarının planlarının işlemesini tercih etmeleri, dahası onlara hizmet etmeleri ve Müslüman halklarının kafir düşmanları tarafından katledilmelerine rıza göstermelerinden dolayı riskli bir göstergedir!

Yemen halkının, Allah'ın Nebisi Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in lisanı üzerinden iman ve hikmet sahibi olarak nitelendirilmesi, Yemen halkının İslamî akidelerinden ayrılmayacaklarına dair bir kanıttır. O halde dünya ve ahiretteki geleceklerini imar etmede kendileri için hiçbir söz söylemeyenleri ve kendilerini kolay bir şekilde susturanları nasıl kabul edebilirler? Ayrıca Güvenlik Konseyi'nin, bizleri hayra ve doğruya yönelttiğine nasıl inanabiliriz? Allahu [Subhânehu ve Te'âla], şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ "Ey iman edenler Yahudileri ve Nasranileri dost edinmeyin. Çünkü onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Şayet sizden her kim onları dost edinirse o onlardandır. Muhakkak ki Allah zalimler toplumunu hidayete erdirmez."[Maide 51]

Ve Subhânehu şöyle buyurmaktadır:

ِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا "Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler." [Âli İmran 120]

Ve Subhânehu şöyle buyurmaktadır:

هَآأَنْتُمْ أُوْلاۤءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلاَ يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِٱلْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوۤاْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ عَضُّواْ عَلَيْكُمُ ٱلأَنَامِلَ مِنَ ٱلْغَيْظِ قُلْ مُوتُواْ بِغَيْظِكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ "İşte siz öyle kimselersiniz ki onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara iman edersiniz. Onlar ise sizinle karşılaştıklarında "Biz de iman ettik"derler. Kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden geberiverin! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir." [Âli İmran 119]

Ey Yemen Halkı!

Batılı fikirler temelindeki diyaloglar yerine Yemen'deki bir sonraki diyalogu, İslam ile yönetmek üzere biat edilecek olan bir Halife'yi nasbetmenin keyfiyeti için yapınız. İşte o zaman Amerikalıların insansız uçaklarının sizleri öldürmelerine karşı kendinizi savunabilirsiniz. O halde Fransa'nın ülkenizle ilgili anayasa formülünü reddediniz, onu kaldırıp atınız ve Hizb-ut Tahrir'in Kur'an ve sünnetten istinbat etmiş olduğu anayasa taslağını alınız ki böylece Allah'ın izniyle kurtuluşa erenlerden olacaksınız.

Ey Yemen halkı!

Akidenize geri dönün, onu düşüncenizin temeli kılın ve amellerle ilgili düşüncede onun fikirleri sizlere liderlik etsin. Zira İslam, Allah'ın yeryüzündeki insanların işlerini düzenlemek için indirdiği sağlam bir kulptur. O halde İslam'ı kurtuluşunuzun reçetesi kılın ve sizin ülkenizde küfrü size taşımaları ve sizleri dininizden saptırmaları yerine İslam ile hükmetmek, İslam ülkelerini birleştirmek ve İslam'ın nurunu daha henüz ulaşmayanlara taşımak için olan İkinci Raşidi Hilafet Devleti'nin altındaki hayatınızın tüm işlerinde onu hakem kılın.

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Maliki Liderliğindeki İşgal Hükümeti Sinsi Davranmaktadır

Maliki liderliğindeki işgal hükümeti, hala sinsi davranmakta ve tüm netlik ve meşruiyetine rağmen halkın taleplerine cevap verme hususunu sürüncemede bırakmaktadır. Dahası göstericilere iftira atmaları için kuyruklarını ortaya çıkarmaya başlamış ve göstericileri, eski rejimin ve el-Kaidenin kalıntıları ve dış ajandalara göre çalışan kimseler olarak nitelendirmiştir! Aslında insanlara hizmet etmek ve onların üzerinden zulmü kaldırmak için gelmeyen, dahası haysiyetleri ve acıları pahasına insanların üzerine işgalcinin kanunlarını uygulamak için gelen bir hükümetin bunu yapması şaşılacak bir durum değildir. Zira daha geçen Cuma günü en son Felluce'de düşen ölü ve yaralılar bunun sonuncusu olmayacaktır. Şayet bu davranışlar bu şekilde devam ederse kesinlikle ülke, ne geriye bir şey koyan ne de bırakan çok büyük bir fitneye doğru sürüklenecektir. Ancak Irak halkı ile ilgili hüsnü zannımız, onların bu komploların farkında olacak olmalarının yanı sıra bununla birlikte kesinlikle sonsuza dek sessiz kalmaya devam etmeyeceklerinin ve sonra da zalim efendilerinin imdatlarına koşmayacaklarının farkında olacak olmalarıdır. Zira "Bin Ali'nin, Mübarek'in ve Kaddafi'nin" kendilerini terk ettikleri çokta uzak değildir. Dolayısıyla akıllı biri, başkasından ders alan ve unutmanın meyvesinin çok pahalıya mal olacağını unutmayan kimsedir! Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır: فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ أَنْجَيْنَا الَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّوءِ وَأَخَذْنَا الَّذِينَ ظَلَمُوا بِعَذَابٍ بَئِيسٍ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ "Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık." [Âraf 165]

Ey Irak Halkı!

Bu cesaret verici duruşunuz, övgü ve hayranlığı hak eden bir duruş olup belki de gerek sizler gerekse bütün Müslümanlar için hayırlı bir başlangıç olabilir. Zira zulmü inkar etmek ve zalimlerinden elinden tutmak, büyük nefislerin alışkanlıklarından ve şeri vaciplerim emrettiği hususlardan biridir. Ancak tüm çalışmalarınız Rabbinizin rızası için olsun diye bizler, yeniden çabalarınızın meyvesini hasat etmeniz için son derece tehlikeli şu iki hususu unutmamanızı nasihat ediyoruz:

1- Federalizme çağıran seslerin yükselişi, bizzat ölümdür. Zira bu, en çok düşmanlarınızın temenni ettiği bir şeydir. Çünkü bunda, ülkenizin zarar görmesi söz konusudur.  Dolayısıyla konuşmalarınızın farklı olması ve kafirlerin otoritelerinin başınızın üzerinde kalmaya devam etmesi, Allahuteala'nın kerim kitabında haram kıldığı bir husustur. وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (sulta) kılmayacaktır!" [en-Nîsâ 141] Nitekim sizler, birçok yöneticinin olmasının ve ülkenin parçalanmasının haram olduğunu ve İslam'daki yönetim sisteminin tek bir sistem olup federal bir sistem olmadığını çok iyi bilmektesiniz.

2- Meşru bile olsa taleplerinizle sınırlı kalmayın ve bunun çıtası, Allahuteala'nın şeriatıyla hükmedilmesini talep etmeye kadar yükselsin. O halde batıl sayfaları ve cahiliyye yönetimini kaldırıp atın ve onun yerine Allah Azze ve Celle'nin yönetimini getirin. Zira O'nun emrine en uygun olan budur: وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللهُ وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللهُ إِلَيْكَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللهُ أَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيراً مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ "Aralarında Al lah'ın indirdikleri ile hükmet! Sakın onların hevalarına tabi olma ve Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın! Eğer (hükümlerden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına bela etmek ister. Zaten insanların birçoğu da yoldan çıkmışlardır. Oysa akleden bir toplum için hükmü Allah'tan daha güzel olan kim vardır?" [el-Mâide 49 50] Dolayısıyla bu şekilde adaletin ve güvenliğin tadını çıkaracak, kokuşmuş demokrasiyi kökünden söküp atacak ve ülkeyi de kafirler ile onların kiralık kuyruklarının pisliğinden temizleyeceksiniz. وَاللَّهُ

مَعَكُمْ وَلَنْ يَتِرَكُمْ أَعْمَالَكُمْ "Muhakkak ki Allah sizinle beraberdir ve O, amellerinizi asla heder etmeyecektir." [Muhammed 35]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Mısır Vilayeti'nden Bir Heyet, Heram'daki Şeri Meclisi Ziyaret Etmiştir

26.01.2013 cumartesi günü, Üstad Ebu Nur ile Üstad Ebu Ubeyde adlı üyelerin de katıldığı Dr. Yasin Sabir başkanlığındaki Hizb-ut Tahrir'den bir heyet, Şeri Meclis'in Heram Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Şeyh Ahmed Fargalî'yi ziyaret etmiştir. Nitekim heyet, İslam ümmeti için hayati bir mesele olması vasfıyla ve Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın İslam ümmetinin üzerine farz kılmış olduğu bir farz olması itibarıyla hizbin ikame etmek için çalıştığı Hilafet meselesini ele almıştır. Faziletli Şeyh Fargalî, Hilafet'in kendisi için çalıştıkları meselelerin başında olması için İslam için çalışanlar arasındaki çabaların birleşmesinin zaruretini vurgulamıştır. Ayrıca Filistin meselesi ile onun kurtarılmasına yönelik çalışma keyfiyeti de ele alınmıştır.

Görüşme kardeşlik atmosferinde gerçekleşmiş ve heyet Şeyh Ahmed Fargalî'ye, "Hizb-ut Tahrir'in Değiştirme Metodu" ile tatbik konumuna konulması gereken "Hilafet Devleti'nin Anayasa Taslağı" kitaplarının birer nüshasını hediye etmiş ve Allah'ın kelimesinin yükseltilmesi için karşılıklı ziyaretlerin ve yardımlaşmaların devam etmesi kararlaştırılmıştır.

رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ "Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın." [Âraf 89]


Hizb-ut Tahrir
Mısır Vilâyeti
Medya Bürosu Başkanı
Şerif Zâyid

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Patriot Füzeleri, Batılı Planın İlan edilmemiş Bir Parçası Olup İslam'ın Ortaya Çıkmasını Önlemek İçindir

NATO ve Hollanda Savunma Bakanı Lahey'de, Hollanda menşeli hava savunma füzeleri olan patriotların ilkinin Türkiye'nin Adana iline konuşlanacağını ve bir gündür çalışma için hazırlık yapıldığını açıklamıştır. Nitekim patriotlardan birisi İncirlik'teki Amerikan askerî üssüne, diğerleri de Türkiye'nin Güneyindeki sivil havaalanlarına konuşlandırılmıştır. Onların iddialarına göre bu, Suriye'nin Scud füzeleriyle olası herhangi bir saldırısına karşı Suriye sınırlarına komşu Türkiye şehirlerini korumak için gerçekleşmiştir.

Hollanda'nın yanı sıra Almanya ve Amerika da Türkiye'ye patriot füzeleri göndermişlerdir. Dolayısıyla toplam 6 patriot füze bataryası konuşlandırılacak olmasının yanı sıra her bir ülkeden de 300 asker konuşlandırılacaktır. Dolayısıyla Almanya ve Amerikan patriot füzelerinin, önümüzdeki Şubat ayının başlarında Türkiye'nin Kahramanmaraş ve Gaziantep illerinde çalışmaya başlaması beklenmektedir.

Hava savunma füzeleri patriotların Hollanda ve Amerika tarafından konuşlandırılması, Suriye rejiminin vahşetine karşı Tür halkını korumak içindir. İşte propagandasını yaptıkları ve halkın da inanmasını bekledikleri şey budur. Dolayısıyla her durumda onlar, bu çalışmayı süslü gösterecekler ve aslında tamamen aksi bir durum olmasına ve hakikatte hedefleri ortaya koydukları ve propagandasını yaptıkları şeylerden farklı olmasına rağmen bunu Türk halkına bir hediyeymiş gibi tasvir edeceklerdir. Onlar daha baştan hata etmişlerdir ki bu da; Türkiye'nin Beşar Esed rejiminin olduğu Suriye rejimi tarafından tehdit ediliyor olmasıdır. Bir defa bu, deliliğin zirvesidir. Zira Türkiye, kesinlikle tehdit edilmemektedir. Nitekim bunu, Hollanda Dışişleri Bakanı Frans Timmermans ile Hollanda Savunma Bakanı Heinz Blachert'in, patriot füzelerinin Türkiye'ye konuşlandırılması hakkında Hollanda Parlamentosu Başkanı'na yönelik mesajlarında vurgulamışlardır. Zira mesajda şöyle demişlerdir: "Şu anda Türkiye için gerçek bir Suriye tehdidi söz konusu değildir. Zira Suriye rejimi, Türkiye'ye saldırma niyetinde olmadığı gibi Suriye'nin Türkiye'ye saldırmak istediği anlamına gelebilecek herhangi bir etkinlik de görünmemektedir."

Sorulması gereken soru şudur: Şayet yetkililer, Suriye rejiminin Türkiye'ye saldırma niyetinde olmadığı açıklamasında bulunuyorlarsa o zaman Türkiye'ye patriot füzelerinin konuşlandırılmasının arkasında yatan gerçek sebep nedir? Neden şu anda konuşlandırılmaktadır? Nitekim vahşî Suriye rejimi şu anda çok zayıf bir durumdadır. Zira birçok kaynaklar, Beşar Esed'in annesinin Suriye'yi terk ettiğini, dahası bizzat Beşar Esed'in de sarayını terk ederek Rus donanmasına ait bir gemide yaşadığını vurgulamaktadırlar. Bilakis uzak yakın herkes, Beşar Esed rejiminin Suriye'deki ayaklanmacılarla olan savaşını sona erdirmeye muktedir olamadığının ve iktidardaki günlerinin sayılı olduğunun farkındadırlar. Peki o zaman Beşar, Türkiye ile nasıl yeni bir cephe açacak ki? Şayet tehlikenin kaynağı Esed değilse o halde Türkiye'nin kendisini Esed'den korumak istediği gerçek neden nedir? Ayrıca patriot füzelerinin konuşlandırılmasını nasıl okumalıyız?

Bu soruların cevabı, Amerikan İstihbarat Başkanı David Petraeus'un 03/Eylül/2012'de Türkiye'yi ziyaretinde gizlidir. Zira Suriye'nin geleceğini, Beşar'ın devrilmesinin ardından oluşacak muhtemel boşluğu ve Beşar'ın devrilmesinin ardından Suriye'de İslamî bir devleti talep eden büyüyen İslamî guruplarla nasıl başa çıkılacağını tartışmak için meslektaşı ile bir görüşme yapmıştır.

Vahşî Suriye rejimine karşı ayaklanan Suriye halkı İslam'a iman ettikleri gibi aynı şekilde Suriye için tek çözümün Suriye'de İslam Nizamı'nı tatbik edecek olan İslamî bir devletin kurulmasında olduğuna iman etmektedirler. Zira Suriye ayaklanması, tüm ölçütleriyle İslamî bir ayaklanma olup şu ana kadar 60.000'den fazla şehit verilmiştir. Yoksa özgürlükler nutku çekip duran Batı, Müslümanların kendi geleceklerini ve kendi siyasî sistemlerini kendilerinin belirlemelerini istemiyor mu?!

Türkiye'nin, Batılı ülkelerin patriot füzelerini kendi topraklarına konuşlandırmalarına izin vermesi Truva atlığını üstlenmesinden öte bir şey değildir. Ancak Ankara, Hollanda ve Batılı ülkeler, Türkiye'deki Müslümanların Suriyeli kardeşlerinde ve İslamî bir devlette kendileri için herhangi bir tehlike görmediklerini, bilakis tamamen bunun tersine bir durum olduğunu bilmelidirler. Çünkü onlar, akidede kardeş oldukları Suriye halkına katılmaktalar ve İslam Devleti kurulup İslam râyesi yükseklerde dalgalandığında da mutlu olacaklardır.


Okay Pala [Ebu Zeyn]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Hollanda

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Şam Ayaklanmasını Desteklemeye Dönük Gösteriye Davet

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, 25.01.2013 Cuma günü, mübarek Şam ayaklanmasına destek vermek ve tüm uluslar arası güçlerin gözü kulağı, dahası kutlamaları önünde, mücrim Suriye rejiminin işlemiş olduğu vahşî katliamları kınamak için bir gösteri düzenleyecektir.

Gösteri, Cuma namazının ardından (yaklaşık saat 12:30'da) Saadnayel'deki İmam Ali İbn-u Ebi Talib Mescidi'nin önünde başlayarak katılımcılara konuşmaların yapılacağı Taalabaya'daki Emir-ul Mü'minin Ömer İbn-u el-Hattab Mescidi'ne kadar ulaşacaktır.

 

Herkes Davetlidir

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Elektrik Krizi İle Başa Çıkmak İçin Temel Yönergeler Yayınlamıştır "Elektriğin Maliyet Fiyatları Karşılanacaktır"

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, boğucu elektrik krizi ile başa çıkmak için temel yönergeler yayınlamıştır. Nitekim krizin, özelleştirme politikasının doğrudan bir sonucu olup bunun da üretim azlığına, vurgunculuğa, elektrik fiyatlarının yükselmesine ve birikmiş büyük borçlara yol açtığını belirtmiştir. Dolayısıyla bu yönergeler, devletin üretim maliyetini aldığı petrol, doğalgaz, termik kömür ve tüm kamu mülkiyetlerinden üretilen elektriğin dağıtılması yoluyla bu krize dönük İslam'ın çözümünü koymak için gelmiştir.

İslam'da kamu mülkiyeti, devletin yada bireyin mülkiyeti değildir. Bilakis o, herkesin mülkü olup bunlar, ırkına veya diline veya dinine veya cinsine bakılmaksızın tüm teba tarafından kullanılacaktır. Dolayısıyla devletin, bunların üretim işini kurumlara yada özel şirketlere devretmesi caiz değildir.

Bu belge, ileri gelenler, siyasî danışmanlar, siyasiler, gazeteciler, avukatlar, bürokratlar, alimler ve benzerleri de dahil toplumun tüm kesimlerine dağıtılmıştır. Nitekim bu belgeye, Hizb-ut Tahrir'in hazırlamış olduğu Hilafet Devleti'nin anayasasından ilgili maddeler de eklenmiştir. Bu maddeler, Rabbanî şeri nasslardan istinbat edilmiş olup Arapça olan bu maddeler Urduca ve İngilizceye de tercüme edilmiştir.

Not: Hilafet Devleti'nin anayasası ile ilgili tam bir siyasete ve ilgili maddelere muttali olmak için internet üzerinden aşağıdaki linke girilmesi rica olunur:  http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Devamını oku...

Elektrik Krizini Çözmek İçin Takip Edilmesi Gereken Siyaset

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, sanayi ve tarımı felce uğratmasının yanı sıra insanların günlük hayatını büyük bir ıstıraba dönüştüren ülkedeki ağır elektrik kriziyle başa çıkmak için birtakım ana hatlar yayınlamıştır.

1-Başlangıç: İnsanların elektrik parasını üstlenmeleri ve demokratik hükümetler tarafından benimsenen ve uygulanan kapitalist özelleştirme mefhumu nedeniyle onun kullanılmaması imkansızdır.

Kapitalist demokrasinin tatbik edilmesi nedeniyle Pakistan'daki elektrik krizinden sorumlu olan hükümettir. Zira mevcut kapitalist sistem, özelleştirme yoluyla yerel ve yabancı kapitalistlerden oluşan küçük bir gurubun çıkarlarını garanti altına aldığı gibi insanların geneli sıkıntı içerisinde yaşarken onların elektrik kaynaklarından kamil bir şekilde faydalanmalarını sağlamakta ve özelleştirme sayesinde elektrik fiyatları da yükselmektedir. Çünkü özel sektörün sahipleri, çok yüksek karlar elde etmek istemektedirler. Buna bir örnek olarak elektrik fiyatlarının yükselmesini yakından takip eden Dünya Bankası'nı verebiliriz. Zira 2000-2004 yılları arasında elektrik fiyatlarının yükselmesini gözetlemiş ve hatta durum, özelleştirmeden önce insanların yazın doruğunda ödediklerinden daha fazlasını kış mevsiminde ödemelerine kadar ulaşmıştır. Bundan dolayı özel sektör sahipleri, elektriğin devasa kaynaklarını mülk edinmeleri yoluyla servetlerini birleştirdikleri bir sırada toplumun diğer kesimleri elektrik fiyatlarının yükselmesinin ve yükselmeye devam etmesinin acısını çekmeye devam etmektedirler. Bunun yanı sıra aynı hükümet, elektriğin azlığından dolayı bu özel şirketlere milyarlarca Rupi borca girmiştir. Bu da elektrik üreten özel şirketleri, hükümetin borcunu ödememesi nedeniyle elektrik üretimini azaltmaya yöneltmiş ve bu "borç krizleri" nedeniyle de 19.855 megawattan daha fazla üretim gücü olmasına rağmen 10.000 megawattan daha az elektrik üretilmiş ve baraj nehirlerinin akış seviyelerinin düşük olduğu vakitlerde de 15.150 megawatta düşmüştür. Oysa bu üretim, soğuk aylarda 11.500 megawatt arasında değişen ve sıcak yaz mevsiminin doruğunda 17.500 megawatta ulaşan bir elektriğe ihtiyacı olan bir ülke için uygun değildir. Bundan dolayı yeterli elektrik üretiminin olmaması nedeniyle elektrik kesintileri yazın günlük olarak 12-18 saate uzarken kış aylarında da altı saate uzamaktadır. Dolayısıyla tüm bunların sonucunda elektrik üretim sektörü, insanların hakları hiç hesaba katılmaksızın devasa servetler elde etmeye dönük bir çıkara dönüşmüştür.

2-Siyasi mülahazalar: Kapitalizmin elektriğe tahakküm etmesi sömürgecilerin çıkarı için olup mevcut yöneticiler de sadece ümmeti bundan mahrum etmektedir.

a-Pakistan, petrol ve doğal gaz yanması gibi termik kaynaklardan %65 elektrik üretirken baraj su basıncını kullanarak %33 Hidroenerji (Hidroelektirik) üretmekte ve üretim kapasitesi yıl boyunca mevcut talepleri karşılamak için yeterli olandan daha fazla olmasına rağmen %2 nükleer enerji üretmektedir.

b-Termik stoklarla ilgili olana gelince; ümmet, dünya petrol rezervlerinin yarısından daha fazlasına sahip olmakla birlikte dünya doğalgaz rezervlerinin yüzde kırkından daha fazlasına sahip olup Pakistan da küresel kömür rezervlerine sahip olan birçok ülkelerden birisi sayılır.

c-Müstakbeldeki talebi karşılamak için güneş enerjisi üretmek, met-cezir ve rüzgar enerjisi gibi elektrik üretilmesine dönük başka formların geliştirilmesiyle ilgili olana gelince; İslam ümmetinin içerisinde bu kaynaklardan enerji üretmeye muktedir olanlardan daha yüksek performanslı uzmanlar bulunmaktadır.

d-Bununla birlikte özelleştirme nedeniyle bu bol kaynaklardan faydalanan bu şirketler ile yabancı sömürgeci güçler ve aynı şekilde yöneticilerin maiyeti yada bizzat yöneticilerin sahip oldukları yerel şirketlerdir.

e-Mevcut yöneticiler ile sömürgeci efendileri, insanların ekonomik trajediler denizinde boğulmasından yararlanmaktadırlar. Bundan dolayı ümmetin, kalkınma ve mevcut fasit rejimi alaşağı etme gücü hafiflemektedir. Bu da Amerika'nın eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in dediği "kaosun oluşması" anlamına gelmektedir.

3- Şeri yönler: İnsanların enerji ve yakıt güvenliğinin sağlanması.

İslam, kapitalist ekonomiyi ortadan kaldıracak ve onun yerine İslam'ın ekonomik sistemini getirecektir. Zira İslam'ın ekonomik sistemi, elektrik, kömür, petrol ve doğalgaz gibi kamu mülkiyeti mekanizması kapsamında servetin adil bir şekilde dağıtılmasını sağlayacaktır. Çünkü bu kaynaklar, ne devletin ne de bireylerin mülkiyetidir. Bunun yerine devlet, ırkına veya mezhebine veya rengine veya fikrine veya dinine bakmaksızın tüm tebaanın istifade etmelerini garantilemek için bu kaynakları idare edecektir. Ayrıca Hilafet, büyük ölçüde fiyat artışlarına yol açan yakıt ve enerji üzerindeki vergileri kaldıracaktır. Bu arada insanlar, bu kaynakların maliyet fiyatlarını karşılayacaklardır. Dolayısıyla bu kaynakların bazıları düşman olmayan ülkelere satıldığında bunların gelirleri insanların ihtiyaçları için harcanacaktır. Bundan dolayı Hilafet'in gölgesinde İslam'ın elektrik politikası, Pakistan'da güçlü üretim sütunları oluşturacaktır.

Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Taslağı'nın 137. maddesinde şöyle geçmektedir: (Kamu Mülkiyeti şu üç şeyde tahakkuk eder: a- Şehir meydanları gibi toplumun yararlandığı her yer. b- Petrol yatakları gibi zengin maden kaynakları. c- Nehirler gibi tabiatı gereği fertlerin sahiplenmesi mümkün olmayan şeyler.) Ayrıca 138. maddesinde şöyle geçmektedir: (Fabrika esas itibariyle ferdî mülklerdendir. Ancak fabrika, ürettiği maddenin hükmünü alır. Eğer madde ferdi mülklerden ise o fabrika ferdî bir mülk olur, tekstil fabrikaları gibi. Eğer madde kamu mülklerinden ise o fabrika kamu mülkü olur, demir-çelik fabrikaları gibi.) Yine 139. maddesinde şöyle geçmektedir: (Devletin, ferdi mülkiyeti kamu mülkiyetine dönüştürmesi caiz değildir. Çünkü kamu mülkiyeti, malın tabiatında ve niteliğinde sabittir, devletin görüşüne bağlı değildir.) Ayrıca 140. maddesinde de şöyle geçmektedir: (Ümmetin fertlerinden her ferdin, kamu mülkiyetine giren her şeyden faydalanma hakkı vardır. Devletin tebadan kayırdığı bir kimseye kamu mülklerini mülkiyet edinme veya kullanma izni vermesi caiz değildir.)

Not: 137, 138, 139 ve 140. maddelerin Kur'an ve sünnetten olan şeri delillerine tam olarak muttali olmak için Hizb-ut Tahrir'in anayasa mukaddimesine müracaat edilmesi rica olunur.

4- Dünyanın Önde Gelen Süper Devleti Hilafet Olacaktır.

a-Hilafet, doğalgazı, kömürü, petrolü ve elektriği yeniden kamu mülkiyetine ait kılacak ve bundan, elektrik için makul fiyatlar ile maliyet fiyatını çıkaracaktır.

b-Enerjinin sağlanması, güçlü bir sanayi üssü geliştirmek için zaruri bir husus olup bu, dünyaya liderlik etmeyi arzulayan herhangi bir ülke için gerekli bir şeydir.

c-Benzersiz İslamî mefhumlar, enerji noktasında dünya için parlak bir örnek olacak ve dünyayı kapitalizmi terk etmeye yöneltecektir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER