Perşembe, 21 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/09/03
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

- Basın Açıklaması - Demokrasinin Altında Aşağılık İnsanlar, Allah'a, Resulüne ve Müminlere Saldırmaktadırlar

Son zamanlardaki bazı raporlar, Selma adındaki bir kadının İslam'dan çıktığını, kendisinin nebi olduğunu ilan ettiğini, vahiyle hareket ettiğini ve kendisine bağlı tabiilerinin olduğunu iddia ettiğini ifade etmektedirler. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِن يَقُولُونَ إِلا كَذِبًا "Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka bir şey de söylemiyorlar." [Kehf 5]

Dolayısıyla bu saldırı, Zengibar ve Darusselam'ın her birinde Mushaf-ı Şerif'e yönelik hakaret dalgasından birkaç ay sonra gerçekleşmiş ve bu saldırı, bu küstah mürted kadın tarafından yapılmıştır Zira kadın şerir fikirlerini, Zengibar Müftüsü'nün önünde ve onun ofisinde açıklamıştır.

Bu olay bağlamından Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, aşağıdaki hususları vurgular:

Birincisi: Bu olay, iktidara ulaşana kadar bazı Müslümanların yanlışlıkla oy verdiği laik demokratik hükümetin ikiyüzlülüğünü ifşa etmiştir. Yine bu olay, demokrasi ile İslam akidesi arasındaki mutlak çelişkiyi ifşa etmiştir. Zira Zengibar'daki insanların geneli Müslüman olmalarına rağmen, "ibadet özgürlüğü" gerekçesi altında bu iğrenç eylem gerçekleşmiştir. Bu arada hükümet, mesele devlet içerisindeki üst düzey yetkililerinin eleştirilmesiyle yada sendikalar sorunu gibi devletin politikasına muhalefet edilmesiyle ilgili olduğunda, "ifade özgürlüğü" ifadesini bir kenara atmakta ve politikalarını yada yetkililerini korumak amacıyla devlet tarafından sert önlemler almaktadır!

İkincisi: Bu şarlatanın Zengibar'a ait olmadığı iddia edilmek yoluyla ırkçılık duyguların güçlendirilmesine yönelik daha fazla kışkırtmanın olması için bu sorun istismar edilecektir. Dolayısıyla bu bağlamda bizler, şu iki noktayı açıklamak isteriz: Birincisi; ırkçılığın İslam'da yeri yoktur. İkincisi; mesele, İslam'dan çıkma meselesi olup onun kabilesinin ikametgahının yada ortaya çıktığı yerin kesinlikle hiçbir kıymeti yoktur. Amma şayet Hilafet Devleti mevcut olsaydı bu mürted kadının cezası, köyüne salıverilmek değil idam edilmek olurdu.

Üçüncüsü: Bu şarlatanın, irtidadını Müftünün ofisinde ilan edecek kadar cüretkar olmasının nedeni, Müslümanların İslam'ı koruyacak kalkanlarının olmadığını bilmesidir.

Bizler; Hilafet Devleti'ni kurmak amacıya Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmanın vacip olduğunu Müslümanlar bir kez daha hatırlatmak isteriz. Bu ise akidemizin korunması için olup Hilafet'in gölgesinde bu tartışmaya yer verilmeyeceği gibi medya da asla bu iftiraları örtmekle meşgul olmayacaktır. Zira Hilafet, bu şarlatana tevbe etmesi için üç gün mühlet verecek ve şayet tevbe etmez ise Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in aşağıdaki hadiste geçen kavlini binaen ona idam haddi uygulanacaktır:

من بدل دينه فاقتلوه "Kim dinini değiştirirse, onu öldürün."

 

Mesud Müslim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi Yardımcısı
Doğu Afrika

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ürdün Hükümetinin Kendilerini Terk etmesinin Ardından! -Ez-Zaateri- Mülteciler Kampının Kadınları ve Çocukları, Son Derece Kötü Hava Koşulları Altında Yaşam Mücadelesi Vermektedirler!

Ürdün şu anda sıcaklık derecesinin düşmesiyle birlikte sert hava şartlarına ve yoğun yağışlara tanıklık etmektedir. Bu da bu kötü yaşam şatları nedeniyle hayatta kalmak için yaşam mücadelesi veren Suriyeli mültecileri büyük oranda etkilemektedir. Nitekim yoğun yağmur, kar ve fırtınalı rüzgarlar kampı, bataklık çamuruna dönüştürmekle birlikte kampın sakinlerinin genelinin, yaşları 18'in altında olan kadınlardan ve çocuklardan oluştuğu da bilinmektedir. Dolayısıyla kamptaki yardım ekipleri, bu zayıf gurubun ihtiyaçlarını karşılayacak kaynakların yetersiz olmasıyla birlikte yetersiz beslenme ve vücut ısısının düşmesi riskinin acısını çektiklerini vurgulamaktadır. Ayrıca onlardan bir çoğu da özellikle tıbbî gözetimin olmamasıyla birlikte hayatlarını tehdit eden hastalıkların acısını çekmektedirler. Zira orada, daha yaşları dokuz aya bile ulaşmamış çocuklarda dahil çocuklar, kuraklık ve şiddetli ishal nedeniyle ölmektedirler. Nitekim el-Cezira kanalı ile diğer medya organlarının raporlarına göre 08 Ocakta, yaşadıkları sert şartlar neticesinde ez-Zaateri kampında şiddetli protestolar patlak vermiştir. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir / Merkezîş Medya Bürosu Üyesi Dr. Nesrin Nevaz, şöyle bir yorumda bulunmuştur:

Suriye kamplarının durumu, Ürdün hükümeti ile tüm bu zulümlere suç ortaklığı eden mücavir hükümetler için bir ayıp ve utanç vericidir. Zira tüm dünya, Suriye Müslümanlarının tagut Esad rejiminin kendilerine uyguladığı korkunç zulümden kaçtıklarını ve komşu ülkelere başvurmak zorunda kaldıklarını bilmektedir. Ancak onlar, umut ve rahatlık bulmak yerine sefaletle ve yoksullukla karşılaşmışlar ve kendisinden kaçtıkları katliamlardan daha riskli olan içerisinde ölümü bekledikleri kamplara konulmuşlardır. Yani onlar, yağmurdan kaçarken doluya yakalanmışlardır. Bölge liderleri ise onların ihtiyaçlarını karşılamak için herhangi bir siyasî eğilimde de bulunmamaktadırlar.

Hizb-ut Tahrir şebâbatı olarak bizler, Suriye'deki Müslümanların yaşamlarını koruma yada mültecilerin temel ihtiyaçlarını garantileme sorumluluğunu Müslümanların tüm yöneticilerine yükleriz. Ayrıca bizler, tüm meydana gelenlerin sorumluluğunu da mücrim Esad rejimiyle suç ortaklığı yapan, bu insanlık felaketine izin veren ve hepsinin elleri kana bulaşmış Ürdün, Suudi Arabistan, Türkiye ve İran'daki Batı ajanı hükümetlere yükleriz. Nitekim onların üzerine şu ayeti kerime intibak etmektedir:

ٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ ٱللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى ٱلأرْضِ أُولَـۤئِكَ هُمُ ٱلْخَاسِرُونَ "Onlar öyle kimseler ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten hüsrana uğrayanlardır." [Bakara 27]

Hilafet, Müslümanların öldürülmesi ve zulmedilmesine mülteciler meselesi olarak bakmayacak, bilakis sorunu kökünden çözecek olan askerî müdahaleye muhtaç bir mesele olarak bakacaktır. Aynen Emevî Hilafet'i günlerinde olduğu gibi. Zira o vakit, el-Haccac İbn-u Yusuf es-Sakafi, sindh'in saldırısına maruz kalan kadınları ve çocukları savunması için Muhammed İbn-ul Kasım liderliğinde devasa bir ordu göndermiştir. Dolayısıyla tarih, Müslüman olmayan ülkelerin zulmünden kaçan gayrimüslim mültecilerin karşılaştığı insanlık muamelesine tanık olmuştur. Aynen engizisyon mahkemeleri günlerinde Hıristiyan İspanya'dan kaçan ve onlara devletin vatandaşları gibi koruma sağlayan ve gölgesi altında refah ve mutluluk içerisinde yaşadıkları Osmanlı Hilafet Devleti'nden himaye talep eden Yahudiler üzerinde meydana geldiği gibi. Nitekim bu da onları, tekrar asıl vatanlarına geri dönmeyi istememeye sevketmiştir.

İnsan haklarını garantileyip onların kanlarını koruyacak olan sadece kavmiyetçi olmayan İslam Devleti'dir. Ayrıca Müslüman kadınların ve çocukların acılarını ortadan kaldıracak olan da odur. Hizb-ut Tahrir şebâbatı olarak bizler, Suriyeli bacılarımıza ve kardeşlerimize deriz ki; bizler, Müslümanların yöneticilerinin hayatlarını koruma noktasındaki ihmallerini şiddetle kınamaktayız ve bizler, gerek Müslümanlar gerekse diğerleri için koruyucu kalkan olacak bir devleti kurmak için olan bir daveti taşımak yoluyla zalim ve baskıcı ülkeleri ortadan kaldırmak için dünyanın dört bir tarafında çalışmaktayız ki bu da, Hilafet Devleti'dir. Yine bizler bacılarımızı, herkesin gölgesinde adil, güven ve güvenlik içerisinde yaşayacağı Allahuteala'nın hükümleri altında İslamî hayatı yeniden başlatmaya dönük bu celil çalışmaya katılmaya davet ediyoruz.


Devamını oku...

-Basın Açıklaması- "Ölüm Kampları" Cumasında: Şam Ayaklamasından, Yöneticilerini Devirmeleri ve Kendisiyle Korunulup Arkasında Savaşılacak Olan Müslümanların Halifesi'ne Biat Etmeleri İçin Tüm İslam Ümmetine Bir Nida

İşte Şam ayaklanması, tamamının kesilen damarların üzerinde bir araya geldiklerini göstermek için Müslümanların kibirli ölü yöneticilerine yardım için çığlık atmaktadır. Zira onlar, katil Beşar rejimini desteklemekle, neredeyse tamamen çökmesine rağmen onun ayakta kalmasını sürdürmesi için çalışmakla, ayaklanmanın başarılı olması yüzünden iğrenç ajan rejimleri düşük yapmadan önce düşük yapması için ayaklanmayı bir biri ardına sarmalama girişiminde bulunmakla yetinmemişler, bilakis onlar hala önlerinde katil Beşar rejiminin katliam, yıkım ve tecavüz cehenneminden Beşar'dan daha beter olmasının şaşkınlığını yaşayacakları komşu ülkelerdeki ailelerine ve kardeşlerine kaçmaktan başka hiçbir yol bulamayan mustazaf erkekler, kadınlar ve çocuklar üzerinde komplo kurmaktadırlar. Zira bu baskıcı rejimler, insanları aşağılamaktan ve onların insanlıklarına ihanet etmekten başka bir şeye önem vermezler. Dolayısıyla bu rejimler, sanki Müslümanları katletmek, onları abluka altına almak ve onların korunmalarını engellemek için bulunmaktadırlar.

Nitekim ister Ürdün'deki Abdullah Bin Hüseyin olsun ister Irak'taki Maliki olsun ister Lübnan'daki Nasrallah ve müttefikleri olsun ister Türkiye'deki Erdoğan olsun ister Suudi Arabistan'daki ister Katar'daki isterse de diğerlerinde olsun bu rejimler, Allah'a, Resulüne ve Müslümanlara olan düşmanlıklarını kanıtlamışlardır... Dolayısıyla onların bu ümmet ile hiçbir ilgileri olmadıkları gibi etkilerini bu Ruvaybidaların kendi koltuklarının altından alevlenen bir ateş gibi hissettikleri mübarek ayaklanmalarını cezalandırmak için Şam halkını aşağılamayı amaçlamaktadırlar. Yine canlarını ve ırzlarını savunmaları için Şam halkından para ve silahları engellemekle de yetinmemişler, bilakis onlardan suyu, ilacı ve insan için yeterli konutu bile engellemişledir. İslam ümmetinin ayaklanması olan Şam ayaklanmasının içerisinde olarak bizler onlara, sömürgeci kafirin kurup gözettiği güneşi batmaya yüz tutmuş rejimlerinin ve tahtlarının yok olacağını ve artık Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdesinin doğmasının zamanının geldiğini müjdeleriz. Zira o, Hilafet'in geri dönüşüyle ilgili hadisin sonunda şöyle buyurmaktadır:

ثمُ تكَون جَبّرِيَةً، فتكَون مَا شاَء الله أَن تَكُونَ، ثمُ يَرفْعُهَا إذِاَ شاَء أَن يَرْفَعَهَا، ثمُ تكَون خلِافةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّة "Sonra Zorba Diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra onu kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere [Raşidi] Hilafet olacaktır."

Yine Aleyhi's Salatu ve''s Selam, İslam yayılmasını müjdelediği hadisinde şöyle buyurmuştur:

لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الدِّينُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ، وَلا يَتْرُكُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بَيْتَ مَدَرٍ وَلا وَبَرٍ إِلا أَدْخَلَهُ اللَّهُ هَذَا الدِّينَ، بِعِزِّ عَزِيزٍ أَوْ بِذُلِّ ذَلِيلٍ، عِزٌّ يُعِزُّ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بِهِ الإِسْلامَ، أَوْ ذُلٌّ يُذِلُّ بِهِ الْكُفْرَ "Muhakkak ki bu din, (İslam) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır. Allah Azze ve Celle ne bir kerpiç ev ne de bir keçe çadır bırakmayacak; azizi aziz ederek, zelili zelil ederek, bu dini ona dahil edecektir. Allah'ın bu işte aziz edeceği İslam'dır. Allah'ın bu işte zelil edeceği küfürdür."

Vallahi İslam'ın izzeti, güneşi Şam halkının ve diğer İslam ülkelerinin üzerine doğmaya başlamış olan Hilafet'in geri dönmesine bağlı olduğu gibi küfrün ve tabiilerinin zelil olması da aynı şekilde Hilafet'in geri dönmesine bağlıdır.

Ey Ölü Kamplar Ülkesindeki Sabırlı Müslümanlar!

Göçmen halkımıza işkence üzerine işkence tattıran ve katil Beşar'ın cürümünü tamamlayan bu ajan yöneticiler, katliam ve cürümde Beşar'ın ve rejiminin ortaklarıdırlar.  Dolayısıyla bugün onların ortadan kalkmasının gerekliliği, Beşar ile zümresinin ortadan kalkmasının gerekliliğinden daha az değildir. Bu yüzden yeniden İslamî Hilafet Devleti'nin Râyesi altındaki tek bir devlet içerisinde tek bir ümmet olabilmemiz için bu Ruvaybidaların hep birlikte ortadan kaldırılmaları kaçınılmazdır. İşte Şam'daki kardeşleriniz, sizin önünüze bir yol açmışlardır. Dolayısıyla bu günden sonra sizlerin, Rabbiniz katında hiç bir mazeretiniz olmayacaktır. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ"Muhakkak ki müminler kardeştirler." [Hucurat 9]

Ve şöyle buyurmaktadır:

وَإِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ "Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve Rabbiniz de Benim; O halde Benden ittika edin!" [Müminun 52]


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...

İlan Hizb-ut Tahrir'in, Hazırlığını Tamamlamış Olduğu Kurucu Meclis Önündeki Protesto Gösterisi Düzenlenecektir

Kamuoyu ve bütün destecilerimize; 07 Ocaktan 14 Ocak 2013'a kadar Kurucu Meclis önündeki alana rezervasyon yaptıran dernek ile hizbin şebâbına daha önceden hazırlığını tamamlanmış olduğu protesto gösterisini yapmalarına imkan verilmesi temeli üzerinde bir anlaşmanın olduğunu ve bunu da Bardo bölgesinin başkanına bildirdiklerini ilan ederiz.

Bizler, bu bağlamda iyilikle çaba gösterenlere şükranlarımız sunarız. Zira gerek bizler gerekse onlar, Allah ve Resulüne bağlı kalmak üzere gayret göstermekteyiz. Allah onları hayırla mükafatlandırsın...


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hindistan, Kontrol Hattını Yükseltmektedir Hintlilerin Sınırlarımıza Dönük Saldırılarını Sona Erdirecek Olan Sadece Hilafet'tir

İster son zamanlarda sınırlarda yaşanan gerginlikler olsun isterse daha öncekiler olsun Hintlilerin bize yönelik saldırılarını cesaretlendiren General Keyâni'nin politikalarıdır. Zira daha önceki Amerikan Başkanı Bill Cliton'un döneminden bu yana Keyâni'nin Amerikalı efendileri, ister Hindistan'a Keşmir davasını sonsuza dek gömecekleri şeklinde vaatlerde bulunmak yoluyla olsun ister Hindistan'a Pakistan'da stratejik çıkarlar oluşturmak yoluyla olsun isterse Hindistan'ın ekonomisini güçlendirmek ve onun bizim büyük pazarlarımıza ulaşmasına imkan vermek ve nükleer silahlar da dahil bizim askerî gücümüzü zayıflatmak yoluyla olsun Hindistan'ı kendi nüfuzlarına kazandırabilmek için Pakistan'ı istismar etmektedirler. Nitekim General Keyâni, General Müşerref'in sağ kolu olmuş ve Keyâni, Müşerref'in Amerikan askerî güçleri ile istihbaratının benzeri görülmemiş bir seviyede sınırlarımıza girmelerine imkan tanımasına yardım etmiştir. Aynı şekilde Amerika'nın Afganistan'a dönük işgaline de imkan tanıdığı gibi Müşerref-Keyâni ortaklığından en çok faydalanan da sadece Amerika olmuştur. Zira şu an Afganistan içerisinde ve dışında ve Pakistan'daki Kabileler Bölgesi ile Belucistan'da benzeri görülmemiş bir şekilde nüfuz elde eden Hindistan'ın önündeki kapıların derhal açıldığı gibi Silahlı Kuvvetlerimizin Amerika'nın fitne savaşına bulaşmasının ve bununla meşgul olmasının ardından Hindistan, bizi Keşmir'den çıkarmak için rahat bir nefes almıştır. İşte tüm bunlar, bizim Silahlı Kuvvetlerimize fütursuzca bakması için Hindistan'a cesaret vermektedir.

Hilafet'in yokluğu bize, sadece ekonomik sefalet getirmemiş, bilakis dış siyasette bize yönelik büyük bir ihanetin olmasına da neden olmuştur. Zira her taraftan benzeri görülmemiş tehlikelerle sarıldık. Hatta bu, ülkemizin güvenliğinin Hindistan devleti tarafından tehdit edilmesi sınırına kadar ulaşmıştır! Ayrıca askerî ve sivil liderliklerdeki hainler tarafından yoksulluğun ve sefaletin boyutu artırıldığı gibi ileride de İslam'a ve Müslümanlara karşı dış komploları takip etmeyi de sürdüreceklerdir. Bundan dolayı bizim her birimiz, Silahlı Kuvvetleri'ndeki evlatlarımıza, kardeşlerimize ve babalarımıza bir Halife'nin olması gerektiği gibi liderlik edeceği Hilafet Devleti'ni kurmak için acil ve etkin bir şekilde çaba göstermeliyiz. Zira Müslümanların Silahlı Kuvvetleri'nin konumunu yükseltecek ve ülkedeki yabancı askerî varlıklar ile istihbaratları da ortadan kaldıracak olan Halife olduğu gibi Endonezya'dan Fas'a ve Orta Asya'dan Sudan'a tüm İslam ülkelerini tek bir devlet altında birleştirmek için ciddî bir şekilde çalışacak olan da Halife'dir. Ayrıca bizlere, Hintlilerin saldırılarına sonsuza dek son verme gücü sağlayacak olan da sadece Hilafet'tir.

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ndeki Subaylar!

Haydi hainlerin ve efendilerinin başlarını devirecek olan gerçek ve kapsamlı bir değişim için koşun, zaman geçmeden önce onların önüne geçerek hainleri kaldırıp atın ve Hilafet Devleti'ni kurması için de Hizb-ut Tahrir'e nusret verin ey cesur adamlar!

إِن يَنصُرْكُمُ اللّهُ فَلاَ غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكِّلِ الْمُؤْمِنُونَ "Allah size yardım ederse artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse ondan sonra, artık size kim yardım eder? O halde müminler ancak Allah'a tevekkül etsinler." [Âl-i İmrân 160]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Kurucu Meclis Önünde, "Allah İle Birlikle İlah mı Vardır" Başlığı Altında Yapılan Protesto Gösterisiyle İlgili Olarak

Kamuoyu, Hizb-ut Tahrir'in 11 Ocak 2013 günü Kurucu Meclis'in önünde, ülkenin anayasasının hazırlanmasındaki metodolojiyi protesto etmek için kitlesel bir gösteri yapmayı amaçladığını açıkladığını bilmektedir. Nitekim Resmî Sözcüsü bunu, 06 Ocak 2013 gününden bu yana birçok medya aracılığıyla daha önceden ilan etmiştir.

Ancak bildirimde bulunmak için emniyete gidildiğinde hizbin temsilcisine, "Kültürel Kalkınma" adındaki bir derneğin, 07 Ocaktan 14 Ocak 2013'a kadar Kurucu Meclis önündeki alana rezervasyon yaptırdığı, bu şekilde mi yani diye sorulduğunda evet, bu şekilde olduğu söylenmiştir... Meclisin önündeki adı geçenlerle irtibat kurduğumuzda uzun bir süre kalacaklarını söylemişler ve Cuma günü gösteri yapmak için iki saat bile feragatta bulunmayı reddetmişlerdir... Nitekim onlardan birinin, biz bu yerde Cuma namazı kılma niyetindeydik dediği de bilinmektedir. Dolayısıyla derneğin başkanı ile irtibata geçilmesinin ardından bu yeri geçici olarak bile boşaltmayı reddetmiştir...

Bizler, Hizb-ut Tahrir'in Kurucu Meclis önünde bir gösteri yapmasını engellemeye dönük bu aldatıcı organizasyonu ifşa ederek kamuoyunu aydınlatır ve buna aşağılık bir eylem olarak itibar ederiz... Ayrıca bizler, Allah'ın izniyle bu gösteriye devam edeceğimizi ve en yüksek derecede disipline bağlı kalacağımızı ilan ederiz. La Havle vela Kuvvete İlla Billah... Allahu Veliyyuttevfîk...


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Üstad Saad Cagravî'nin Serbest Bırakılması Tagutların Yönetiminin Sona Ermesi ve Hilafet Devleti'nin Kurulması Kaçınılmazdır


Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَقُلْ جَاء الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا "De ki: Hak geldi batıl zail oldu. Zaten batıl yok olmaya mahkumdur." [el-İsrâ 81]

Keyâni, Zerdâri ve baltacıların rejimi, hak sözü susturmak için ucuz girişimlerde bulunmak noktasındaki yöntemlerini değiştirmesinin ardından rejim, 2012 yılının Mayıs ayından buyana hala nerede olduğu bilinmeyen Hizb-ut Tahrir'in Resmî Sözcüsü Navit Butt gibi Hilafet davetini taşıyanları kaçırmak yoluyla Hilafet'e davetin hızını kesme hususunda başarısız olmuştur. Dolayısıyla bu ucuz yöntemlerde başarısız olmasının ardından rejim, davet taşıyıcılarına iftira atmaya ve yalan söylemeye başvurmuştur. Zira rejim, davet taşıyıcılarına sıhhatten yoksun fabrikasyon uydurma davalar açmış ve rejim, yine rejimin koyduğu yasalar ve mahkemeler yoluyla davet taşıyıcılarına baskı uygulaması için onları mahkemelere göndermiştir.

Ancak tüm bunlara rağmen mahkemeler, Hizb-ut Tahrir üyelerinde ülke için "tehlike" oluşturacak bir şey bulamamıştır. Aslında Üstad Saad'ın serbest bırakılması, Pakistan sakinlerinin Müslümanlar olduklarını, atalarının İslam için fedakarlık yaptıklarını ve onların da hala günümüze kadar İslam için fedakarlıklar yapmaya devam ettiklerini teyit etmektedir. Nitekim Beyaz Saray'daki efendilerinin emirlerine itaat eden tagutların baskılarına rağmen mahkemelerin, Hilafet'e davet edenleri serbest bırakmalarının sebebi işte budur. Ayrıca mahkemelerin Üstad Saad Cagravî'yi serbest bırakmaları, ülkemize dönük tehdidin gerçek kaynağının bizzat Amerika ile rejimin içerisinde bulunan sivil ve askerî liderliklerdeki ajanlarından oluşan küçük bir gurubun olduğunu da teyit etmektedir.

Bizler, bu başarısız rejimin çok yakında sona ereceğini ve baltacılarının uygulamaları ile davet taşıyıcılarına yönelik yalanlarının akıbetinin Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın izniyle başarısız olacağını vurguladığımız gibi rejime, Hilafet'e davet edenler, ister tagutların cezaevlerinde ister insanlar arasında isterse Navit Butt'da olduğu gibi bilinmeyen bir yerde olsunlar, yani her nerede olurlarsa olsunlar onların tamamının merhametlilerin en merhametli olan Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın himayesinde ve rahmetinde olduklarını da vurgularız. Ey askerî ve sivil liderliklerdeki hainler ile bunlara bağlı olan baltacılar sizlere de, çok az bir zaman daha bekleyeceğinizi vurgularız. Zira Halife, atının sırtına binmiş bir şekilde sizin yanınıza gelerek ümmetin servetlerini yağmalayarak inşa ettiğiniz saraylarınızı başınıza yıkacak ve sizlere şeytanın vesveselerini bile unutturacaktır. Bu yüzden sizlerden, davet taşıyıcılarına merhamet etmenizi istemiyoruz. Ancak kötülükten vazgeçmek yoluyla gerek bu yakın güne gerekse bir kenara atılacak olmanıza karşı kendinize merhamet ediniz!

Güç ve kuvvet ehlini, Keyâni ile Zerdâri'nin başarısız rejimini kaldırıp atmak ve bunu Hilafet'in olduğu İslamî Yönetim Sistemi ile değiştirmek için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya davet ediyoruz. Artık bundan sonra hainlere tahammül etmeyiniz. Zira onlar, ülkemizi düşmanlarımız için yıkmaya çalışmaktadırlar. Dolayısıyla sizden en akıllı olanı, dünyaya karşılık ahireti satın alarak İslam'ı sahih konumuna geri getirmek için çalışandır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ey Aoun Akımı: Yerlerinden Edilen Suriyeliler, Ne Misafir Ne de Yabancıdırlar Bilakis Onlar Şam Topraklarındaki Ailelerinin Arasındadırlar

Tüm dünyanın, Beşar Esad rejiminin Suriye'nin içinde ve dışında milyonlarcasını evsiz bıraktığı ve on binlercesini de katlettiği Suriye halkının trajedisine tanık olduğu bir sırada rejimin Bakanlarından birisi olan Cibran Basil'in şahsının temsil ettiği Esad rejiminin müttefiki olan Aoun akımı, sanki onlar kendilerinden kurtulunması gereken sorunlu parazitlermiş gibi Lübnan'daki yerlerinden edilenlerle uğraşmaya ve daha fazla giriş yapmalarını engellemeye kalkışmaktadırlar!

Sizin işleriniz gerçekten çok garip ey Aounlular. Zira sizler, kırmızı çizgileri aştığınız gibi duyguları istismar etmeyi ve ırkçı partizanlığı bir araç olarak kullanmaktan da hiç geri durmuyorsunuz. Hatta en trajik insanî durumları bile ucuz siyasî pazarınızın bir aracı olarak alıyorsunuz! Bu bir utançtır ey ekselansları ve liderlikler! Nitekim siyasî yaklaşımınızda en düşük insanî itibarınızı bile kaybetmeniz, ayıbınızı ve ahlakî iflasınızı gizlemenizden daha az değildir!

Daha önce Filistin'den yerinden edilmiş olanlara yapmış olduğunuz gibi Lübnan'daki yerinden edilenlerin istikrar bulmaları noktasında Nasranileri korkutuyorsunuz. Zira yeniden demografik dengesizlik meselesini kışkırtmaya geri dönmektesiniz. Halbuki bununla sizlerin, taifecilik dengeyi kasdettiğnizi herkes bilmektedir. Şayet yerinden edilenlerin çoğunluğu Müslümanlardan olmamış olsaydı bunu yayacaktınız.

Allah aşkına siz hangi dengeden bahsediyorsunuz?! Nasraniler nüfuzun dörtte birinden fazlasını oluşturmadıkları halde hala şu ana kadar Lübnan'daki taifecilik dengesi üzerinde bahse girmiyor musunuz?! Sizler hala sahil şehirleri olan küçük Gavro, Akkar, Cenub ve Beka'nın Osmanlı Cebel-i Lübnan otoritesine dahil olduğu ve Şam ülkesindeki ümmetlerinden ve halklarından olan yüz binlerce kişiyi nüfuzundan çıkarmak için de seleflerinizin büyük Lübnan adlandırmasını bir hediye olarak sunduğu 1920'lerde mi yaşadığınızı sanıyorsunuz ey Aounlular?! Bu vehim geçmişte kalmıştır ey sevgili Aounlular. Dolayısıyla bugün sizlerin, kesinlikle taifeci denge üzerinde bahse girmekten sakınmanız ve yüz yıllar boyunca dayandığınız demografik dengenin olmadığı teminatınıza geri dönmeniz gerekmektedir ki işte sizin teminatınız budur. Zira Müslümanlar, din ve taife sahipleriyle güzel komşuluğa ve hoşgörüye sımsıkı sarılmışlar ve onlar da Müslümanlardan sadece asil bir karakteri öğrenmemişler bilakis onlardan İslam'ın bununla ilgili emrettiği emirlerine boyun eğmeyi de öğrenmişlerdir. Taifecilik dengesi üzerinde bahse girmeye ve günahkar azınlıklarla ve serseri Batılı zorbalarla ittifak etmeye gelince; şüphesiz bu, kaybedilmiş bahisten başka bir şey değildir. O halde sert dalgalara binmekten geri durun ey Aounlular. Zira ümmetin ezici dalgası, ister kibirli olanlar olsun isterse de onu aldatanlar olsun karşısında duran herkesi boğacaktır.

Şimdi Çok İyi Dinleyin Ey Aounlular!

Yerinden edilen Suriyeliler, daha önceki Filistinliler gibi Lübnan'da ne yabancıdırlar nede misafirdirler. Bilakis onlar, kendi ülkelerinde ve mübarek Şam topraklarındaki ailelerinin arasındadırlar.   Zira bizler gerek sizlerden gerekse sizin tutumunuzu takip edenlerden, onları evlerinize almanızı ve yaptıklarınızla onları mutlu etmenizi istemiyoruz. Ancak ailesinin faziletini bilenlere ve asıllarına ihanet etmeyenlere gelince; onlar, sizin müttefikiniz olan "kasap Esad'ın" yerlerinden ettiği ailelerini ve kardeşlerini kabul etmekten dolayı mutluluk duymaktadırlar.

Ey Aoun akımı; Suriye halkının, 2006 yılında Lübnan'dan yerinden edilenlere dönük konukseverliğini hiç müttefiklerinize sordunuz mu?!

Gerçekten Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şu kavlini yeniden tekrar etmekten başka bir şey yapamıyoruz:  إِنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلَامِ النُّبُوَّةِ إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ "İnsanların Nübüvvet sözlerinden ilk öğrendiklerinden biri de: Eğer haya etmiyorsan dilediğini yap."

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER