Perşembe, 21 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/09/03
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

- Basın Açıklaması - Kafir Batı İle Günahkar Demokratik Sisteminin Akidesi, Zulüm ve Fesattır

El-Anbar ili ile ülkenin diğer şehirlerindeki kitleler, "Malikî hükümetinin" uygulamaları ile kıvılcımı güvenlik güçlerinin Maliye Bakanı'nın muhafızlarını ve korumalarını tutuklamalarına kadar ulaşan "tartışmaları politikalarına" karşı gösteri yapmaya davet edilmiştir. Nitekim çok fazla geçmeden el-Anbar, Ninova ve Salahaddin gibi üç ilde yoğunlaşan gösteri noktaları genişlemiştir. Ayrıca Bağdat, Vasıt, Babil ve Zikar'dan bir takım heyetler, ön saflarda din alimlerinin, aşiret şeyhlerinin ve hukukçuların yer aldığı yüz binlerce öfkeli Iraklıya ulaşmak için bazı haber ajanslarını dolaşmışlardır. Ancak bu çeşitliliğe rağmen göstericilerin talepleri, neredeyse aşağıdaki hususların dışına çıkmamıştır:

1-Özellikle kadınlar olmak üzere yıllardan beri tutuklu bulunanların serbest bırakılması.

2-Marjinalleşme ve dışlama politikasının iptal edilmesi.

3-İnsanların boyunlarına bir kılıç gibi musallat olan terörizmin (4.) maddesinin iptal edilmesi.

4-Gizli muhbirler yoluyla gelişigüzel baskın ve tutuklama kampanyalarının durdurulması.

5-Kötülüğüyle ün yapmış sorgulama ve adalet yasasının iptal edilmesi.

Ey Irak Halkı!

Bu gibi meşru talepler için sokaklara dökülmeniz ve gösteri yapmanız ve bunlar gerçekleşinceye kadar da oturma eylemlerini sürdürmede ısrarcı olmanız, damarlarınız ve akıllarınızdaki yaşam enerjisinin sağlıklı ve etkili olduğunun kanıtıdır. Bu ise işlerinizin güzel bir şekilde gözetilmesi, başınıza dikilen yöneticilerin önceliklerinden biri olması içindir! Bu da ancak müntesibi olmakla onur duyduğunuz Allahuteala'nın şeriatının öğretilerinden kaynaklanmaktadır. Aynen Rabbiniz Azze ve Celle'nin şu kavlinde olduğu gibi:

فَلَوْلاَ كَانَ مِنَ ٱلْقُرُونِ مِن قَبْلِكُمْ أُوْلُواْ بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْفَسَادِ فِى ٱلأَرْضِ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّنْ أَنجَيْنَا مِنْهُمْ "Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır (bunlar görevlerini yaptılar)." [Hud 116]

Ancak çok iyi biliniz ki sefaletinizin ve kötü halinizin nedeni, Tahir Irak topraklarını kirlettikleri sırada işgalci kafirlerin gerçekleştirdiği sözde "siyasî sürece" dönmektedir. Bu da kendisinden iğrenç demokratik rejimlerinin çıkmasının yanı sıra doğal yapıları fesat ve kendilerini harekete geçiren de arzuları olmasına rağmen "halk temsilcilerini" helal ve haram yapma hususunda bir araç kılan (dini hayattan ayıran) bir akideye dayalı olduğu içindir... Dolayısıyla sapmaktalar, saptırmaktalar ve ülkeyi de başarısızlık ve savaş atmosferine sürüklemektedirler... Nitekim Allah Celle ve Âla şu kavlinde ne kadar da doğru söylemiştir:

وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَاوَاتُ وَٱلأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ "Eğer hak, onların arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökte, yeryüzünde ve bunların arasında bulunanlar bozulur giderdi." [Muminun 71]

Dolayısıyla bu, Allahuteala'nın kitabında ve Resulü Mustafa [Salavatullahi ve Selamuhu Aleyh]'in sünnetinde gelen İslam şeriatıyla hükmedilmesini gerektiren [لا إله إلا الله، محمد رسول الله] akidesi olan bağışlayıcı ve lekesiz akidenize aykırı olan iğrenç bir akidedir.

Ey Irak'taki Müslümanlar!

Bizler; Allahu Subhânehu'nın en hayırlı bir ümmet kıldığı, emri bil maruf ve'n nehyi anil münker için seçilmiş, hayattaki ölçüsü haram ve helal olan ve gayesi de Allah'ın rıdvanına nail olmak olan mübarek azim bir ümmetiz... O halde siyasî, ekonomik, içtimai ve kültürel olmak üzere hayatın her alanında Allahuteala'nın şeriatının tatbik edilmesine dönük ısrarlı talepleriniz göklere ulaşsın ve bunun, anlık çıkarların ve elleri kelepçeli politikacıların kırıntılarının gerçekleşmesi seviyesine inmesinden de sakının. Dahası İslam'ın, Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet'in gölgesinde yönetime ulaşması için muhlislerle birlikte güçlü bir şekilde çalışın. İşte bu şekilde Rabbinizi razı edecek, düşmanınızı korkutacak ve gerçek bir izzeti tadacaksınız.

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا "Hayır! Rabbine ant olsun ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda Seni hakem kılıp içlerinden de bir sıkıntı duymaksızın verdiğin hükme tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkları sürece iman etmiş olmazlar." [en-Nîsa 65]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Mermiler Onları Asla Kurtaramayacak... Zira Müslümanlar, Hasina, Halide ve Demokratik Sistemi Kaldırıp Atacaklar ve Hilafet'i Talep Edeceklerdir

Hasina hükümeti polise, göstericilerin üzerine plastik mermi sıkmasını emretmiştir. Nitekim mermi, bir kişinin göğsüne isabet etmiş ve onlarca Müslüman da tutuklanmıştır. Bu ise Hizb-ut Tahrir'in bugün Dakka'daki Ulusal Basın Kulübü'nün dışında düzenlemiş olduğu yürüyüşe katılan yüzlerce kişiyi dağıtmak için olmuştur. Zira hizib, halkın Amerika ile Hindistan'ın ajanları olan Hasina ile Halide'yi ve bu tür ajanları doğuran demokratik sistemi reddettiğini ifade etmek amacıyla bir yürüyüş düzenlemiştir. Nitekim göstericiler yürüyüşte, "Hasina ve Halide Reddedilmektedirler", "Ajanlar Reddedilmektedirler", "Demokrasi Reddedilmektedir" ve "Halk Hilafet İstiyor" gibi sloganlar atmışlardır.

Kafir rejim kurum, bu sloganları işitmesinin ardından tir tir titremiş ve bu rejimi korumanın bir aracı olarak vahşî bir şekilde güç kullanmaya başvurmuştur. İşte bu araç, aynen dünyanın dört bir tarafındaki şerir hedeflerini gerçekleştirmek için silahsız masum sivillere karşı şiddet kullanan Amerika, İngiltere ve Hindistan'ın olduğu bu rejimin liderlerinin araçları gibidir.

Nitekim kafir yönetim rejimi, zulmüne rağmen Hilafet davetinin insanların kalplerine ve akıllarına kadar ulaştığını, yani geri dönüşü olmayan bir noktaya kadar ulaştığını fark etmektedir. Bunun içindir ki rejim, halkı susturmak amacıyla umutsuz bir şekilde hareket etmektedir. Hizb-ut Tahrir olarak bizler; rejimin asla başarılı olamayacağını, bilakis bunun aksine rejimin zulmünün halkın azimetini artıracak olmasının yanı sıra Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın yardımıyla bu rejimin düşmesini gerçekleştirmek için çalışanların çabalarını daha da artıracağı gibi Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın izniyle bu rejimin koruyucularını çok şiddetli bir cezayla  muhasebe edecek olan Hilafet Devleti'nin çok yakında kurulacağını vurgularız.

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ "Bir kısım insanlar onlara (müminlere); "Düşmanlarınız olan insanlar size karşı (bir ordu ile) toplandılar, aman sakının onlardan!" dediklerinde bu, onların imanlarını daha da arttırdı ve "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!" dediler." [Âl-i ‘İmrân 173]

Devamını oku...

Fasit Rejimler ile Fasit Yöneticilerin Tek Alternatifi Hilafet'tir

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Müslümanlar, Pakistan'ın sivil ve askerî liderliklerindeki hainlere eşi benzeri görülmemiş bir şekilde öfkelenmektedirler. Ekonomik sefalet açısından olana gelince; bizler, yakıt, enerji, gıda ile işlerin sağlanması ve sağlık ve eğitimin gözetimi için şiddetli acılar çekmekteyiz. Dış politika açısından olana gelince; bunun adresi zillettir. Zira Amerika, Abbottabad, Salale ve benzeri hususlarda Silahlı Kuvvetlerimize bir şamar indirdiği bir sırada Amerikan savaşı nedeniyle bizler de canlarımız ve mallarımızdan büyük kayıplar verdik. Nitekim maddî kaynaklarımızın bolluğuna, Silahlı Kuvvetlerimizin güçlü olmasına ve halkımız da Allahu [Subhânehu ve Te'âla] ile Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in sevdiği canlı ve aktif asil bir halk olmasına rağmen General Keyâni, Devlet Başkanı Zerdâri ve bu ikisinin tabiileri ülkemizi felç etmek için çalışmaktadırlar. Nitekim Subhânehu ve Te'âla, şöyle buyurmaktadır:

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ بَدَّلُوا نِعْمَةَ اللَّهِ كُفْرًا وَأَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ "Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helak yurduna sürükleyenleri görmedin mi?" [İbrahim 28 ]

Görünen o ki yakında bir patlama olacaktır. Zira yaklaşan seçimler, sadece bazı yeni yüzlerin yanı sıra bazı eski yüzlerin gelmesi için olacaktır. Ancak insanların sefalet ve aşağılanma içerisinde yaşamalarının gerçek nedeni, halen tatbik edilen demokratik kapitalist sistem olup bu sistem kalmaya devam ettiği sürece de bu sefalet devam edecektir. Ayrıca diktatörlüğün durumunda olduğu gibi bizzat demokrasi de fesat, sefalet ve aşağılanma üretmektedir. Zira demokraside egemenlik halka ait olduğu gibi neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu belirleyen de halk olup onda egemenlik Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya ait değildir. Buda sadece demokratik sistemde seçilmeyi bilen bireylerin kişisel çıkarlarına hizmet etmek içindir. Zira demokratik sistem onlara, kendi çıkarlarına hizmet eden kanunlar çıkarma imkanı vermekte olup her bir fasit, seçimler yoluyla bir temsilci olabilmek için milyonlarca rupi "yatırım" yapmaktadır. Nitekim bu "yatırım", büyük bir maddî menfaat olarak kendisine geri dönecektir. Zira bu seçimler, halkın maslahatlarının gözetilmesi için değildir. Ancak seçimler, gerek fasit unsurların işlerinin gerekse kendilerini yönetim için seçen sömürgecilerin işlerinin gözetilmesi için pratik bir yoldur.

Sömürgecilerin, çıkarlarını garantilemesi ve ülkemizi baltalaması için arka kapıdan ülkemize girmesine izin veren bizzat bu demokrasidir. Çünkü yasama egemenliği, seçilen meclislerin ellerinde gizli olup sömürgeciler de ülkeyi ve kaynaklarını sömürmek için sisteme egemen olmaktadırlar. Dolayısıyla diktatörlükte sömürgecilerin, kendi çıkarlarına hizmet eden kanunları ve politikaları belirlemek için diktatörleri ve maiyetlerini koruması gerekmektedir. Demokraside ise gerek ajan yöneticiler gerekse politikacılar da aynı şeyi garantilemektedirler. Bunun içindir ki demokrasi yoluyla, ister ekonomide olsun ister dış siyasette olsun isterse de diğer herhangi bir meselede olsun sömürgeciliğin politikalarını uygulamak amacıyla kanunlar çıkarılmaktadır. Nitekim Pakistan anayasasının on yedinci maddesinde yapılan değişiklik, Amerikan savaşının garantilenmesine dair bir örnek olup Ulusal Uzlaşma Yasası ise Amerikan ajanlarının, daha fazla suç işlemeleri için yönetime gelmeden önce işlemiş oldukları suçlarını "temizlemek" içindir. Ayrıca anayasanın yirminci maddesinde yapılan değişiklik de siyasi partilerin tüm üyelerini, Amerikan ajanlarının politikalarıyla birlikte yürümeleri için bir araya toplamaktır. Bu, uzun bir listesi olan örneklerden sadece üç tanesidir. Zira bu, Keyâni, Zerdâri ve geçmişteki kanunlar sayesinde İslam'a ve Müslümanlara hıyanet etmeye devam eden bunların zümrelerinin yoludur. Gelecek açısından olana gelince; demokraside sadece yüzler değişecek olup fesat olduğu gibi kalmaya devam edecektir.

 

Ey Pakistan'daki Müslümanlar!

Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

لا يُلدغ المؤمن من جحر واحد مرتين "Mümin bir delikten iki defa sokulmaz."

Dolayısıyla bu demokratik sistemin gölgesinde yapılan birçok seçimler, sefalet ve zilletin kapılarını asla kapatamayacaktır. Zira yöneticiler ve seçilen parlamenterler, alenen Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın hükümlerine çiğneyen yüzlerce kanunların ve politikaların çıkarılmasına izin vermektedirler. Bunun içindir ki bizlere düşen, bu fasit demokratik sistemden uzaklaşmak için ona sırtımızı dönmektir. Zira fasit yöneticileri ve sanki bir fabrika gibi fasit kanunları doğuran işte bu sistemdir. Aynı şekilde diktatörlükten de uzaklaşmak için de tamamen ona sırtımızı dönmeliyiz. Nitekim demokraside hainler, hem kendi arzu ve isteklerini karşılamak hem de sömürgeci efendilerinin çıkarlarını karşılamak için başkalarına kölelik yapmaktalar ve Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın kitabı ile Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetini ise göz ardı etmektedirler.  Nitekim [Subhânehu ve Te'âla], şöyle buyurmaktadır:

وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ "Aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet! Sakın onların hevalarına tabi olma ve Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın!" [el-Mâide 49]

Bizler, nefsimizi demokrasiden kurtarıp Hilafet'in olduğu yönetim sistemini tatbik etmek yoluyla İslam'ı tatbik etmedikçe asla rahat ve güven bulamayacağız. Zira sömürgeciler ile onların ajanlarının yüzüne kapıları kapatacak olan sadece Hilafet olduğu gibi o, anayasa ve kanunların Kur'an, sünnet ve sadece bu ikisinin irşat ettiklerinden çıkarılmasını farz kılmaktadır. Bundan dolayı ümmet meclisine seçilen erkek ve kadınlar, kendi maslahatları için kanunlar çıkaramayacaklar, bilakis onların işleri İslam esası üzere meşveret ve yöneticileri muhasebe etmek olacağı gibi sistemin gölgesindeki egemenlik de sadece Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya ait olacaktır. Dolayısıyla Halife'nin, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın emirleri ve nehiylerinden istinbat edilen kanunlar dışındaki herhangi bir kanunu tatbik etme hakkı yoktur.

Hakeza bizim üzerimizdeki sefaleti, fesadı ve aşağılanmayı kaldıracak olan da sadece Hilafet'tir. Zira Hilafet'te yöneticiler, kanunlar çıkaramayacaklar, bilakis tüm tebaa gibi Allah'ın kanunlarına boyun bükeceklerdir. Dolayısıyla Hilafet'in gölgesinde, yönetime atandığında valilerin kişisel servetleri taktir edilecek olup görevleri sona erdiğinde -şayet meydana gelirse- yönetimleri döneminde kazanmış oldukları şeyler bundan fazla olursa alınacaktır. Bu yüzden bizim üzerimizden elektrik gücü, doğalgaz, dizel, gazyağı ve benzin eksikliğinin acılarını kaldıracak olan sadece İslam'dır. Çünkü Hilafet Sistemi'nde, yakıt ve enerjileri kapsayan kamu mülkiyetlerinin özelleştirilmeleri caiz olmadığı gibi bilakis insanlar, bu mülkiyetlerin gerçek sahipleri olup devletin rolü ise sadece insanların bunlardan faydalanmalarına imkan sağlamaktır. Bunun içindir ki Hilafet, bu kamu mülkiyetlerini özel çıkarları için sömürmeyecek, bilakis tüm toplumun bundan faydalanmasını garantileyecektir. Ayrıca mevcut sistemin gölgesinde insanları felce uğratan vergilerin meşakkatine karşı bizim imdadımıza yetişecek olmasının yanı sıra bizleri dış borçların yükünden kurtarmaya başlayacak olan da Hilafet'tir. Aynı zamanda Hilafet, ülkede devasa kaynakları yatırım yapmak için insanların karşısına çıkacaktır. Zira İslam'da, devletin kaynaklarını taktir edecek olan Allahu [Subhânehu ve Te'âla] olup yoksulların üzerine vergiler dayatmayacaktır. Dolayısıyla doğalgaz, petrol, bakır ve altın gibi kamu mülkiyeti gelirleri, öşür ve harac gibi tarım gelirleri ve ticaret kaynaklar üzerindeki zekatlar yoluyla sanayi gelirleri de dahil gelirleri tahsil etmede yegane sistemi olan İslam'dır. Dış siyaset açısından olana gelince; yabancıların Müslümanlar üzerindeki hegemonyasının kökünü kazıyacak olan Hilafet'tir. Çünkü o, fiili savaş durumundaki kafir ülkelerle olan ilişkileri kesecek olmasının yanı sıra onlara bağlı büyükelçilikleriyle askerî üslerini ve özel askerî kuruluşların konutlarını da kapatacaktır. Ayrıca silah ve mallar hususunda kafirlere güvenmek yerine onların askeri ve siyasi yetkilileriyle ilişkileri kesecektir. Çünkü Hilafet, tüm İslam ülkelerini tek bir devlet altında birleştirmek için çalışacak olmasının yanı sıra İslam davetini taşımayı kolaylaştırmak için muharip olmayan ülkelerle ilişki kuracağı gibi muharip ülkeleri izole etmek için de çalışacaktır. Bu, Hizb-ut Tahrir'in Allah'ın izniyle Hilafet'in kurulduğu ilk andan itibaren tatbik edilmesi için saydığı sadece birkaç örnekten ibarettir.

Tüm çabalarımızı, İslam'da yönetim sistemini tatbik etmek ve Hilafet Devleti'nin olduğu devletimizi kurmak için harcamamız gerektiği gibi hepinizin, dünyanın dört bir tarafında Hilafet'i kurma yönünde ciddî olarak çalışan Hizb-ut Tahrir'li kardeşlerinizin ve bacılarınızın yanında yer almanız gerekmektedir. Yine bizlerin, işlerimizin efendisi olabilmemiz için sefalete ve aşağılanmaya karşı susmak yerine sessizliğimizi kırmamız gerekmektedir. O halde evlerde, okullarda, kolejlerde, mescitlerde, ofislerde, sokaklarda, pazarlarda ve genel mekanlarda Hilafet talebi çağrısının yükselmesini sağlayınız.

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri İçerisindeki Subaylar!

Keyâni ve diğer hainlerin olduğu Amerikan ajanları, akıllarını yitirmişlerdir. Zira onlar, İslam'ın ve Hilafet Devleti'nin olduğu devletinin kalkınmasını ertelemek için hiçbir çabadan kaçınmamaktadırlar... Dolayısıyla bu, ister bu fasit demokratik sistemin gölgesindeki yeni seçimler yoluyla olsun isterse de sizin aranızda Hilafet için çalışanlara zulmetmek yoluyla olsun fark etmez. Çok iyi biliniz ki; ister Hilafet'in ilk olarak Pakistan'da kurulması şeklinde olsun isterse Suriye veya Mısır veya başka herhangi bir yerde, yani her nerede kurulursa kurulsun Hilafet'e katılmanız şeklinde olsun Amerikalılar sizlerden korkmaktadırlar. O halde kendinizi, bugünün ensarları olmakla onurlandırınız. Aynen Medine-i Münevvera'da ilk İslam Devleti'nin kurulması için nusret veren kimseler gibi. Öyleyse Hilafet'in kurulması sayesinde ümmetin kurtuluştan dolayı ferahlaması için Hizb-ut Tahrir'e nusret veriniz. Zira Allahu  [Subhânehu ve Te'âla], şöyle buyurmaktadır:

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ (4) بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 4-5]

Devamını oku...

Navid Butt'a Özgürlük "Müslüman Bacıdan Samimi Bir Mesaj"

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Bismillah er-Rahman er-Rahim

Beşeriyet tarihi boyunca hem Allah Subhanehu ve Teala hem de Peygamberler yalanlanmıştır. Bugünün zalimleri, geçmişteki zalimler gibi aynı şeyleri ifade etmektedirler.

((قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ۖ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيم))

Dediler ki: "Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur." [Yasin: 18]

Buna karşın Peygamberlerin cevabıyla, günümüz Müslümanlarının cevabı aynıdır:

َ((قَالُوا طَائِرُكُم مَّعَكُمْ ۚ أَئِن ذُكِّرْتُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُون ))

Elçiler de, "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz" dediler. [Yasin: 19]

Hak sözden başka bir şey söylemeyen, hiç kimseyi tehdit etmeyip, korkutmayan Navid Butt yedi ay önce kaçırılmış ve şuana kadar nerede olduğu hakkında hiç bir bilgi bulunmamaktadır. Bütün dünyada bu durumu sessizce izlemektedir.

Hainlere zalimlere karşı hakkı söyleyen Navid Butt'a yapılanların hiçbir gerekçesi yoktur. Allah'in vaadi gerçekleşinceye kadar daha fazla ve yeni Navid Butt'lar zuhur edecektir. Allah'in vaadi hilafeti engellemek icin atılacak her adım, yapılacak her mücadele boşunadır. Hiç şüphesiz ki Allah vaadini gerçekleştirecektir.

وَعَدَ اللَّـهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَىٰ لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا ۚ يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا ۚ وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَأُولَـٰئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

"Allah, sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halîfe kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam'ı) yeryüzünde hâkim kılacağını, (geçirdikleri) bu korku durumlarını güvene çevireceğini vaâdetti. Zira onlar yalnız Bana ibadet ederler ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Her kim de bundan sonra inkâr ederse işte onlar fâsıkların ta kendileridir." [Nur: 55]

Sadak-Allahul azim!

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Natenyahu-İkinci Abdullah Görüşmesi Devamedegelen Komplolar Serisinin Bir Halkasıdır

Bazı haber ajansları ve gazeteler, Kral İkinci Abdullah ile Natenyahu arasında Amman'da gizli bir görüşmenin olduğunu aktarmışlardır. Nitekim bu görüşme,-medya organlarının yayınlara göre- Suriye'deki durumları ele almak amacıyla gerçekleşmiştir. Dolayısıyla (bu ikisi, coğrafî haritaları yüklenmek için bir araya gelmişlerdir.) Zira  Yahudi varlığının Stratejik İşler Bakanı Moşe Ya'alon, şöyle bir açıklamada bulunmuştur: ""İsrail" ve Ürdün'ün birçok ortak çıkarları bulunmakta olup bu ikisi, Suriye'deki durumun bozulmasından dolayı endişelenmektedirler."

Ürdün rejimi ile İslam ülkelerini ve mukaddesatlarını gasbeden Yahudi varlığı arasındaki her türlü ortak çıkar, Müslümanların maslahatlarını vurmaya, onların ülkelerine komplo kurmaya, Müslümanların özlemlerini öldürmek için hazırlık ve plan yapmaya ve onların bağlılık, despotizm ve zulümden kurtulma noktasındaki özlemleriyle savaş açmaya yönelik işbirliği çıkarından öte bir şey değildir. Dolayısıyla Ürdün rejimi, Yahudi varlığını korumak için olan ortaklığının çökmesinin, Şam'daki ayaklanmacıların talep ettiği İslam Devleti projesiyle sonuçlanmasından endişe duymaktadır.

Ürdün rejimi ile Filistin gaspçısı olan varlığın her ikisi de ikisinden birinin ortadan kalmasının diğerinin de ortadan kalkacağı anlamına geldiğini ve her ikisinden birinin tehdit altında olmasının diğerinin de tahdit altında olması anlamına geldiğini fark etmektedirler. Ayrıca Şam'daki İslamî ayaklanmanın başlamasından bu yana, ayaklanma ile ayaklanmacıların hırslarının Esad rejimi düşünceye, dahası fürunun aslına geri dönmesine kadar durmayacağını ve bunun da Yahudi varlığı ile onların varlıklarını korumak için bulunan rejimlerin ve varlıkların yok olması anlamına geldiğini de fark etmişlerdir.


Ey Ürdün'deki Müslümanlar!

Görüşmenin gizli olması ve ele alınan konuların şiddetli bir şekilde gizlenmesi, Suriye ve tüm Şam ülkesindeki Müslümanlara karşı kurulan komplolar ile Ürdün rejimi ile Yahudi varlığının Şam konuları hakkındaki anlayışların çok büyük olduğuna delalet etmektedir. Dolayısıyla her ne şekilde olursa olsun bu anlayışlar, Ürdün rejiminin Allah'a, Resulüne ve müminlere dönük hıyanet sicili ile Müslümanlar ile ülkelerine yönelik komplo kurmada kaydettiği yeni bir hıyanetten öte bir şey değildir.


Ey Ürdün'deki Müslümanlar!

Şam'daki kardeşleriniz, Haçlı Yahudilerinin İslam dünyasındaki mevcut zalim rejimlerle birlikte hem ümmetin hem de izzet ve onur ayaklanması olan İslamî ayaklanmalarına yönelik komplolarının büyüklüğü karşısında sizlerin yardımını beklemektedirler. O halde tüm gücünüzle onlara yardım ediniz, Allah'a içinizde bir hayır olduğunu gösteriniz ve Nebiniz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şu kavlini hatırlayınız:

ما من امرئ يخذل امرءا مسلما في موطن ينتقص فيه من عرضه وينتهك فيه من حرمته إلا خذله الله تعالى في موطن يحب فيه نصرته، وما من أحد ينصر مسلما في موطن ينتقص فيه من عرضه وينتهك فيه من حرمته إلا نصره الله في موطن يحب فيه نصرته "Irzının kınandığı ve hurumatının çiğnendiği bir yerde bir Müslümanı yardımsız bırakıp rezil eden bir kimse yoktur ki, kendisine yardım edilmesini arzu ettiği yerde Allahutela onu rezil rüsvay etmesin. Buna mukabil ırzının kınandığı ve hurumatının çiğnendiği bir yerde bir Müslümana yardım eden bir kimse yoktur ki, kendisine yardım edilmesini arzuladığı yerde Allahutela ona yardım etmesin." [Ahmed ve Ebu Davud rivayet etti]

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ "Şüphesiz ki Allah, emrine galiptir. Velakin insanların çoğu bunu bilmezler!" [Yusuf 21]

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Kenya'da Demokrasinin Fesadı Görülmeye Başladı

Bağımsız Seçim Komisyonu tarafından seçmen kaydı sona ermiştir. Nitekim toplamı 30 milyon olan seçmenlerden kayıtlı seçmen sayısı 14 milyon olmasına rağmen komisyon, 18 milyon seçmenin kayıt olmasını beklemektedir. Dolayısıyla bu, Kenyalıların genelinin 2013 Mart seçimlerini boykot edeceklerine dair bir işarettir. Hatta birçok politikacı, vatandaşları seçimlere kayıt olmaya teşvik etmediği için seçim komisyonunu suçlarlarken komisyon da vatandaşları kayda teşvik etmedikleri için politikacıları suçlamaktadır. Bununla birlikte Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, ortada insanların kaydolma sürecini boykot etmelerine yol açan birçok temel nedenlerin olduğunu görmektedir ki bunlar şunlardır:

İnsanların, liderlerden umutlarını kesmeleri: İnsanların geneli, uzun süreler için liderlik koltuğuna ulaşmalarının ardından insanların sorunlarını çözmeyen politikacılara olan güvenlerini kaybetmişlerdir. Nitekim artık vatandaşlar, demokrat politikacıların bencil olduklarını ve insanlar yoksul olarak kalmaya devam ederlerken otoriteyi karınlarını doldurmanın bir aracı olarak kullandıklarını fark etmişlerdir! Partiler ve koalisyonların içerisinde rekabet edenlerin tamamı, insanlara gizli değillerdir. Dolayısıyla sıradan vatandaşların hayatında hiçbir değişim gerçekleştiremeyen, bilakis ister iş fırsatları eksikliği olsun ister çalışanlar için düşük maaşlar olsun ister yolların kötü durumları olsun ister kötü sağlık hizmetleri olsun ister gıda fiyatlarındaki artışlar olsun isterse de benzerleri olsun vatandaşların hayatlarını daha da dayanılmaz bir hale getiren birinci, ikinci ve üçüncü hükümetlerin üyeleri rekabet etmektedirler.... Dolayısıyla da Batı'nın, Kenya'daki çok partili politikaya teşvik etmesinden bu yana ardı ardına yapılan dört seçimlerin ardından tüm bu sorunlar çözülememiştir.

Demokratik seçimlerdeki şiddet: Tamamen açıktır ki; demokratik seçimler barışçıl olmayıp dahası iktidardaki politikacıların zulmetmeleri nedeniyle çok şiddetlidir. Bu yüzden sadece Kenya'da değil bilakis aynı zamanda Afrika'nın geri kalanlarında da demokratik seçimlerin öncesinde ve sonrasında zulümlerin olması doğal bir hale gelmiştir. Nitekim Kenya'da bizler, kabile katliamlarına tanık olmaktayız. Zira İnsan Hakları Örgütlerinin raporlarına göre katliamlardaki ana faillerin bizzat politikacılar olduğu ortaya çıktığı gibi 1992, 1997 ve 2007 yılındaki katliam operasyonları da demokratik seçimlerin gaddarlığına dair örneklerdir. Dolayısıyla insanlar, elleri kana bulaşmış politikacıları unutmamış ve unutmayacaklar da! Bu ise demokratik seçimlerdeki oylamanın, insanların hayatlarını tehdit ettiğine dair bir kanıttır.

Bunun içindir ki demokratik seçimlerin boykot edilmesi, insanların sömürgecilerin Kenyalıların yeniden kurtuluşu iddiaları altında 1992 yılında Kenya'ya getirmiş olduğu demokratik çoğulculuğa karşı yapmış olduğu sessiz bir protestodur. Nitekim şuan yaklaşık yarım asır geçmesine rağmen Kenya, şu ana kadar yolsuzluk, uyuşturucu ve benzeri şerlerden kurtulamamıştır. Zira demokrasinin sunduğu tek şey, sadece sıradan insanları "(inek gibi) sağan" küçük bir siyasi azınlığın hayatını iyileştirmektir! Batının hedefi ise bu tür politikaları sunarak, yeni bir kılıf altında Kenya'daki sömürgeciliği korumaktır.

Hizb-ut Tahrir, uygulanan bu politika devam ettiği sürece seçimlere dönük bu boykotun da devam edeceğini vurgular. Nitekim bu durum, sadece Kenya'da olmamakta, bilakis bu iğrenç politikayı yayan Amerika ve İngiltere de dahil tüm ülkelerde olmaktadır. Zira Amerikalıların geneli, bu yıl yapılan Kasım seçimlerini boykot ettikleri gibi Kenya toplumunun da dünyanın dört bir tarafına yayılan demokrasinin fesadıyla yanıp tutuştukları da bilinmektedir. Allah'ın izniyle çok yakında dünya sahih bir ideolojinin tatbik edilmesine tanık olacaklardır ki bu, demokratik politikanın şerleri ile kapitalizm fikrini ortadan kaldıracak olan Hilafet Devleti'nin gölgesindeki İslam'dır.


Şaban Muallim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Doğu Afrika

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hilafet Davetini Taşıyan Birisinden Bir Mektup: "Yöneticilerin, Bizlere Karşı Uydurdukları İğren Suçlamalar Yoluyla Bizlerden İntikam Almaları, Fikren İflas Ettiklerinin Kanıtıdır"

Esselamu Aleykum;

Adım Arşad. Orta tabakadan olan bir ailedenim ve üç çocuk babasıyım. Mesleğim, Bilgi Teknoloji Danışmanı olup bilgim ve becerim sayesinde 10 yıldan fazla toplum hizmetine katkıda bulundum.

Motosikletimi almak için polis merkezine gittiğim sırada 11 Ağustos 2012'de polis tarafından tutuklandım ve gerçekten 24 saat boyunca Amerika'nın direktiflerine bağlı birimlerin mahzenlerden biri olan çok küçük bir zindana konuldum. Zira sivil ve askerî liderlikteki hainler, benim gibi davet taşıyıcılarına zulmetmekte ve aynı zamanda tutuklanıp sorgulanmak için polisi merkezine gelen benim arkadaşlarıma ve diğerlerine yalan atmakta ve polis de benim kendi ellerinde olmadığımı ve yerimi de bilmediklerini iddia etmektedir.

12 Ağustosta bana bir suçlama yöneltildi ve sanki benim yanımda bir cephanelik çıkmış gibi yüzüm kapalı bir şekilde medya organlarına sunuldum. Nitekim benim için uydurulan suçlamalardan biri de mahkemenin kefaletle bile serbest bırakması imkansız olan büyük hıyanet suçlamasıdır. Çünkü mahkeme, Pakistan ordusunun yasalarına boyun bükmektedir. Zira ordu, benim askerî mahkemeye sevkedilmemi sağlamış ve mahkemelerde bu batıl davayı ispatlamaları halinde bu suçun cezasının idama kadar varacağını bildirmiştir. Bu sırada ben, mahkeme işlemlerinin tam ortasında idim ki orada bana karşı sunulmak üzere hazırlanan başka bir dava daha bulunmaktaydı. Zira aynı hafta içerisinde benim için, başka bir polis merkezinde başka bir uydurmada daha bulunulmuş olup bu yeni suçun maddeleri ise daha da serttir. Nitekim bu suçlamalar karşısında ben, bir buçuk ay cezaevinde kaldım ve sonunda da bana yöneltilen suçlama karşısında mahkeme, benim beraatıma karar verdi.

Benim bu halim, rejimin muhlis davet taşıyıcılarına karşı uyguladığı sırf intikam ve öç alma eylemlerine bir örnektir. Nitekim bu barbarca eylem beni, Hizb-ut Tahrir'in barışçıl siyasilerine karşı işkence, kaçırma ve tehdit etme kampanyasına başladıkları bir sırada yöneticilere bir mektup göndermeye itmiştir. Zira bu hainlerin kampanyasına, İmran Yusufzay, Muhterem Şeyh Dr. Abdulkayyum, Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsü Mühendis Navit Butt ve Hizb-ut Tahrir / Pakistan Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Üstad Saad Cagravî gibi eğitimli şebâba yapılan zulümler de dahil olduğu gibi daha ortada, bu yöneticilerin bu tür zulümleriyle karşılaşan vatandaşların uzun bir listesi bulunmaktadır.

Ayrıca bu kampanyaya, hükümetin evlerin kutsallığını göz ardı ederek tartışmaların yapıldığı oturumlara baskınlar düzenlemesi de dahil olmuştur. Halbuki onlar çok iyi biliyorlar ki bu oturumlarda bölgesel, uluslararası ve fikrî olmak üzere önemli konular tartışılmakta, bu konulara dönük Kur'an ve sünnetten çözümler sunulmakta ve bu tartışmalara, tüccarlar, öğretmenler, doktorlar, Mühendisler, bilişim teknoloji uzmanları, emlakçılar, muhasebeciler, talebeler ve toplumun çeşitli kesimlerinden diğer insanlar katılmaktadır. Nitekim bunlar, tutuklanarak azimetlerine zarar vermek için aşağılayıcı bir şekilde medya organlarının önüne sunulmuşlardır. Dolayısıyla onlardan bazıları görevlerini kaybettikleri gibi diğer bazılarının üniversite öğrenimleri etkilenmiş ve diğer bazıları da ticaretlerinde ekonomik olarak etkilenmişlerdir. Dahası toplum içerisinde saygınlığı olan bu kimseler, sırf toplumda gerçek bir değişim istediklerinden dolayı zulme maruz kalmışlardır. Çünkü onlar, Hilafet yeniden kurulmadıkça bu değişimin imkansız olduğunu idrak ettiklerinden dolayı bu amaç için ideolojik bir hizib olan Hizb-ut Tahrir'e katılmışlardır. Nitekim bu hizib, hükümetlere dönük fikrî çatışma ve siyasî mücadeleye dayalı bir hizib olduğu gibi bu hükümetleri korkar hale getiren de odur. Ayrıca Hizb-ut Tahrir, metodunda maddî araçları kullanmayan siyasî bir hizib olmasına rağmen 2003 yılında Amerika'yı hoşnut etmek için General Müşerref tarafından yasaklanmıştır. Çünkü Hizb-ut Tahrir'in, Amerika'nın ajanları ile onun yanlılarının hainliğini ve hıyanetini ifşa etmesi ile bu hizbin üyelerine karşı baskı, yasaklama ve habis propaganda çakışmakta olup bu propaganda kampanyası hala bu güne kadar da devam etmektedir. Nitekim sıhhatten yoksun bu iddialardan biri de hizbin, dînî ve taifeci bir hizib olduğu ve kışkırtıcı fikirler yaydığıdır. Oysa bu iğrenç suçlamalar, hizib ile Pakistan Silahlı Kuvvetleri arasında ikilik ve ihtilaf oluşturmak içindir. Halbuki hakikat, bunun tam tersidir. Zira Hizb-ut Tahrir, insanlar arasındaki eşitliği gerçekleştirmek amacıyla çeşitli İslam ülkeleri ile çeşitli ırklardan ve renklerden oluşan İslam ümmetini tek bir devlet altından birleştirmek için çalışmaktadır. Dolayısıyla bu devlet de dünyada en ideal bir devlet olacaktır.

Hizb-ut Tahrir, yönetim merkezi olacak olan bir devlet fikri sunmasının yanı sıra bu devletin ekonomisi, sadece yoksulluğu ortadan kaldırmakla sınırlı kalmayacak ve ondaki yargı, adaletin hızlı ve serbest bir şekilde gerçekleşmesine dayalı olacaktır. Ayrıca devletin öğretim sistemi, geçmişte olduğu gibi dünya halklarının dikkatini çekecek, dış politikası yeni bir küresel sistem üretecek ve ordusu, Keşmir'i, Afganistan'ı, Filistin'i ve işgal edilmiş tüm İslam topraklarını kurtaracaktır. Nitekim bu politikalar bağlamında, Amerika'nın siyasî ve ekonomik hegemonyası ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla Batı'nın bildiği bu vizyondan dolayı o, Hilafet'in geri dönmesinden korkmakta olup geri döneceğini de tahmin etmesinden dolayı da ajanı olan yöneticilerden, ülkelerindeki Hilafet'i dikkat çekici bir odak noktası haline getirecek olan Hizb-ut Tahrir'i takip etmelerini ve yasaklamalarını talep etmektedir.

Pakistan, Amerika'nın çıkarlarına hizmet etmek için değil İslam adıyla ortaya çıkmıştır. Peki "Pakistan'ın anlamı nedir(?)", dolayısıyla [لا إله إلا الله] sloganının anlamı nedir? Ki atalarımızın kendisi için hayatlarını feda ettikleri bu slogan olup atalarımız Pakistan olarak adlandırılan bu ağaç için hayatlarını vermişlerdir. O halde bundan sonra bu ülkede İslam'ı tatbik etmek için çalışmak, nasıl büyük bir cürüm olarak nitelendirilebilinir ki? Dolayısıyla İslam Devleti'ni kurmak için çalışanlar tutuklanmaktalar ve işkencelere maruz kalmaktadırlar. Çünkü onlar, bu yöneticilere Allah'tan ittika etmeyi hatırlattıkları gibi her bir hainin hıyanetinin boyutuna göre râyesini kaldıracağı bir gün olan kıyamet gününde Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ın karşısında duracaklarını da hatırlatmaktadırlar.

Hizb-ut Tahrir şebâbı olarak bizler, fikren iflas etmiş bu yöneticilerin politikalarını muhasebe etmemizden dolayı bizlerden intikam almak amacıyla bizlere karşı çeşitli suçlar uydurulduğu gibi bu yöneticiler, İslam'ı sevmemizden ve İslam'ın siyasî otoriteye geri dönmesi için mücadele etmemizden dolayı bizlere zulmetmektedirler.

Şimdi ben sorarım: İslam'ın küresel değerleri, siyasî İslam Nizamı ve Raşidi Hilafet'in yeniden kurulması hakkındaki müzakerelerin yasaklanması mı gerekir? Müslümanların yöneticilerinin gizli anlaşmaları ile ilişkilerinin yanı sıra özellikle Amerika olmak üzere Batı ile olan alenî işbirliğini ifşa etmek, yasaklanmayı hak ediyor mu? Sivil ve askerî liderliklerdeki hainlerin, Pakistan halkına ve Silahlı Kuvvetleri'ne karşı olan komplolarını ifşa etmek bir yasaklamanın olmasını mı gerektiriyor?

Hizb-ut Tahrir, tüm bu amelleri siyasî mücadele yoluyla yapmaktadır. Peki bu, Hizb-ut Tahrir'in yasaklı olmasını mı gerektiriyor?

 

Ben, aşağıdaki hususları talep ediyorum:

a) Özgür medya organlarından, Hizb-ut Tahrir'e yönelik sıhhatten yoksun ve hiçbir gerekçesi olmayan bu yasağı ifşa etmelerini ve ona kendi bakış açılarına davet etme hakkı vermelerini talep ediyorum.

b) İnsan Hakları Örgütlerinden, Hizb-ut Tahrir'e ve onun, vatandaşlar olarak en temel haklarından bile mahrum bırakılan şebâbına dayatılan yasağa karşı kampanya düzenlemelerini talep ediyorum.

c) Yargından da, Hizb-ut Tahrir şebâbına karşı batıl iddiaları araştırmasını, bunların batıllığını ilan etmesini ve Hizb-ut Tahrir'in faaliyetlerinin yasaklanmasını iptal etmesini talep ediyorum.

 

İstihbarat görevlileri de dahil yasayı uygulamakla mükellef olan görevlilere, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın liderlerinin emirlerine tabi oldukları şeklindeki özürlerini asla kabul etmeyeceğini hatırlatmak istiyorum. Çünkü onlar bu emirlerin, Amerika'nın çıkarlarını garantilemek amacıyla sivil ve askerî liderliklerdeki hainlerden geldiğini çok iyi bilmektedirler. Nitekim Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmuştur:

السَّمْعُ وَالطَّاعَةُ حَقٌّ مَا لَمْ يُؤْمَرْ بِالْمَعْصِيَةِ فَإِذَا أُمِرَ بِمَعْصِيَةٍ فَلَا سَمْعَ وَلَا طَاعَةَ "Masiyetle emrolunmadıkça işitip itaat etmek haktır. Şayet masiyetle emrolunursa işitmek de itaat etmek de yoktur." [Müslim rivayet etti]

 

Bu kelimeleri yazdığım sırada, bana karşı terörizm suçlamasıyla başka bir yalan davanın açıldığını öğrendim ve bu mektup medya organlarına ulaşıncaya kadar hak sözü söylememden dolayı bana karşı kaç davanın olacağından da emin değilim.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsü'nün Kaçırılması Davası Sözcü Navit Butt'un Ailesi, Onun Derhal Serbest Bırakılmasını Talep Etmektedir

Esselamu Aleykum;

Şu an Navit Butt'un kaçırılmasının üzerinden yedi aydan fazla bir zaman geçtiği gibi bunun üzerinden bir Mübarek Ramazan ayı ile iki bayram geçmiştir. Bununla birlikte Pakistan yöneticileri, daha katı olmalarının yanı sıra hiçbir şekilde etkilenmedikleri gibi ne Ramazan ayının kutsallığını nede iki bayramın saygınlığını gözetmektedirler. Peki sizler, Navit Butt'un bu şekilde kayboluşunun ailesi ve çocukları üzerinde bıraktığı etkiyi hayal edebiliyor musunuz?

Mühendis Navit Butt, hayatını Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın ve Nebisi Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şeriatının yönetim sistemi olan Hilafet'i kurmak için çalışmaya adamıştır. Nitekim Navit Butt'u tanıyan ve onunla karşılaşan herkes, onun mücadelesini fikrî çatışma ve siyasî mücadeleyle sınırlandırdığını çok iyi bilir. Dolayısıyla o, Hilafet'i kurmak için çalışan ve Hilafet Devleti'ni kurarken maddî güç kullanılmasını Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in metoduna aykırı bulan siyasî bir hizible çalışarak İslam'ın şanını yüceltmek için mücadele etmiştir. Aynı şekilde onun, ülkedeki mevcut zulmün altında bile olsa hak sözü yükseltirken Allah'tan başka hiçbir kimseden korkmadığını da bilmektedirler. Nitekim bu mücadele sırasında sadece delil ve kalem gücüyle konuşmasını kullanmaya devam etmiştir. Bunun üzerine İslam için çalışan Navit Butt, yedi ay önce rejimin baltacıları tarafından masum çocuklarının önünden kaçırılmış olup şu ana kadar da hiç kimse onun nerede olduğunu bilmemektedir. Ayrıca ailesi, sessiz kalsınlar diye tehdide ve gözdağına maruz kalmışlardır. Zira baltacılar, Navit'in kardeşinin oğlunu başkent İslamabad sokaklarında birçok araçlarla kovalamışlar ve üzerine silahlarıyla ateş etmişlerdir. Sonra kadınların varlığının kutsallığını ve küçük çocukları gözetmeksizin başka bir kardeşinin oğlunun evine de baskın düzenlemişlerdir.

Navit Butt'un ailesi olarak bizler, bu mevcut duruma karşı olan öfkeli duygularımızı ifade ederek insanların işlerine önem verenlere deriz ki; birkaç aydır Navit Butt gibi bir adamın kaçırılması gibi Allah'ın hükmünü yeryüzüne geri getirmek için çalışanları hedef alan bu büyük cürüme karşı sessiz kalmak caiz değildir. Şimdi İnsan Hakları Komisyonlarına şu soruyu yöneltiyoruz: Fesatlarından ve yanlış kararlarından dolayı yöneticileri muhasebe etmek ile bir adımın kendisi için bir avukat bile belirlenmesine imkan verilmemesi aynı derecede olan büyük bir cürüm müdür? Askerî ve siyasî liderliklerdeki hainlere de deriz ki; hiç Allah'tan korkmuyor musunuz? Yoksa onlar, dünya hayatının çok kısa olduğunu ve yapmış olduklarından dolayı Allah katında hesap vereceklerini bilmiyorlar mı? Navit Butt'un kaçırılmasıyla Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın dininin yönetime geri dönüşünün engelleneceğini mi sanıyorlar?!

Navit Butt'un fedakarlıklarıyla onun karşı karşıya kalmış olduğu zulmün, onu tanıyan ve seven insanları Hilafet'i kurmak için daha samimi bir şekilde çalışmaya sevkettiğini, aynı şekilde bizlerin daha kararlı ve güçlü bir şekilde dünyanın dört bir tarafında Hilafet'i kurmak için çalışanların yanında yer aldığımızı, Navit Butt'un derhal serbest bırakılmasını ve onu kaçıran suçlulara daha ağır ceza verilmesini talep ettiğimizi, Pakistan halkını da, İslam ümmeti İslamî Devletin kurulması yoluyla izzetini ve onurunu yeniden elde edinceye kadar bu mücadelede bize katılmaya davet ettiğimizi ve işte o zaman müminlerin ferahlayacaklarını önemle vurgularız. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ (4) بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 4-5]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER