Pazartesi, 18 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/31
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Birleşmiş Milletleri'nin Vaftiz Babası İbrahimî ile Muhalefet Çevrelerinin Yeni Komplosu Mücrim Beşar Gölgesindeki Geçici Hükümet Yoluyla Ayaklanmaya Kürtaj Yapmaktır

Görünen o ki Suriye'deki ayaklanmayı sona erdirmeye dönük yeni komplo girişiminin sunumunu hazırlamak ve sözde "Suriye Ulusal Koalisyon'un" oluşumunu tamamlamak için medya organları, Fransız "Le Figaro" Gazetesi'nin 24.11.2012'de "İbrahimî'nin Planı, Suriye'yi Sakinleştirmek İçindir" başlığı altında yayınladığı haberi dolaştırmaktadırlar. Burada Birleşmiş Milletler Elçisi el-Ahdar el-İbrahimî'nin bu Kasım ayının 29'unda Güvenlik Konseyi'ne, 2014 yılında Birleşmiş Milletler denetiminde yapılacak olan parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gerçekleşmesi için Suriye'deki krizi sona erdirmek amacıyla Suriye liderliğinin "tam yürütme yetkisini" sağlaması bakımından "geçici ulusal hükümetin" oluşturulmasına dair metnin geçtiği bir plan sunacağı ifşa olmuştur. Nitekim "Le Figara", İbrahimî'ye yakın olanlardan birinin şu sözünü aktarmıştır: "Aynı şekilde yerel seçimleri de kapsayacak olan bu seçimler, aynı zaman diliminde olacaktır." Ayrıca kaynaklardan alıntı yaparak, "Esad, görevini tamamlayacak ancak sadece temsili rolü olacaktır" şeklindeki metnin geçtiği planı kaydederek geçici hükümete, muhalefet üyeleri ile mevcut Suriye rejimindeki bazı yetkililerin dahil edileceğine ulaştığını yazmıştır. Dahası kaynaklar bunun, "Özellikle 2014 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olamaması halinde Beşar Esad'ın siyasî geleceğiyle ilgili olduğunu ve İbrahimî'nin konumunun ise ister yanlı ister muhalefet olsun herhangi bir kampın vurulmaması için kasten gizlendiğini" açıklamışlardır. Yine "Le Figaro" İbrahimî'ye yakın olanlardan, onun planının büyük ölçüde Yeni Suriye Ulusal Koalisyonu'na güvendiğini nakletmiştir... Fransız gazete burada, "İbrahimî'nin, planın kabul edilmesi bakımından Suriyeli Muhalif Koalisyona egemen olan Suriye'deki Müslüman Kardeşlere baskı uygulaması için Cumhurbaşkanı Mursî'yi ikna etmek istediğine " dikkat çekmiştir. İbrahimî'ye yakın kaynaklara göre "Suriye'deki arkadaşlarını bu doğrultuda hareket ettirmeye" muktedir olan sadece Mısır'daki Müslüman Kardeşler Cemaati'dir. Aynen en son olarak Cumhurbaşkanı Mursî'nin, Hamas'ın liderlerini "İsrail" ile anlaşmayı kabul etmeye ikna ettiğinde yapmış olduğu gibi.

Bizler bu haber bağlamında aşağıdaki yorumu kaydederiz: Hakeza çözüme dönük bu gibi plan, imkansız değildir. Çünkü İbrahimî'nin çapı dar olup çok seçenekler taşımadığı gibi bu planın yeni olmadığı da gizli değildir. Zira o, Esad'ın ardından Suriye'deki yönetimin kendi elinde kalması hususundaki Amerikan çıkarlarını gerçekleştirecek olan bir Amerikan planıdır. Bu nedenle geçici hükümetin oluşumuna, Suriye'de aktif olan Amerikan Büyükelçisi Ford'un ortaya çıkardığı muhalefet koalisyonu üyelerinin yanı sıra mevcut Amerikan ajanı Esadlı Suriye rejiminin bazı yetkilileri dahil edilecektir. Ancak iddia edildiğine göre bunlar, elleri Müslümanların kanlarına bulaşmamış kişiler olacaktır! Aynı şekilde bu hükümet, sorumluluklarını kasap Beşar Esad ile mücrim baskıcı güvenlik birimlerinin gölgesinde uygulayacaktır. Belki de bu planın bir Amerikan planı olduğuna delalet eden en büyük gösterge, onun vaftiz babası olan el-Ahdar el-İbrahimî'nin, meşhur bir Amerikan vaftiz babası ve uluslar arası zor görevlerin adamı olmasıdır. Sonra Amerika, bu çözüm sayesinde ajanı Beşar'ın başını koruyacak ve üst düzey yetkililerinin açıkladığı gibi Suriye'deki iktidar geçişini barışçıl siyasî bir şekilde sağlayacaktır. Yani iktidarı, sağ elinden sol eline aktarmış olacaktır!

Suriye'deki Müslümanların üzerine düşen, kasap Beşar ile mücrim rejiminin boynundaki halkanın daraldığını, Batı'nın işinde acele eder hale geldiğini ve içerideki topraklarda hızla ilerleyen İslamî çözümün önüne geçmek istediğini çok iyi fark etmeleridir. Aynı şekilde Müslümanların üzerine düşen, "Suriye Ulusal Koalisyon'un" inşası, Dımeşk şeyhi (Muaz el-Hatib'in) getirilmesi ve onun öne çıkarılması oyununun Müslümanların gözlerine kum serpmek için olduğunu fark etmeleridir...! Zira Batı ve tabiileri, Müslümanların, hızla türetmiş oldukları "koalisyona" liderlik edeceklerini, kendilerine karşı işlemiş oldukları vahşî cürümlerin acılarını unutacaklarını, kaybetmiş oldukları izzetlerinin kaynağı ve rüşte erdikten sonra da yollarının kandili olacak olan Hilafet Devleti'nin kurulması noktasındaki umutlarından taviz vereceklerini zannetmektedirler... Ancak Batı ile tabiilerinin bu zannı, Allah'ın izniyle kendilerini helak edecektir.

Ey Dâr-ul İslam'ın Merkezi Suriye'deki Sabreden Müslümanlar ve Ey Sahabelerini ve Fatihlerin Evlatları!

Artık Batı'nın, Müslümanların geleceğiyle oynayan ellerini kaldırmaya mecbur bırakmanızın zamanı gelmiştir. Artık Batı'ya uzanan tüm ajanların ellerini koparmanın zamanı gelmiştir. Artık tüm Müslümanların, liderliklerini işlerini İslam ile gözetenlerden başkasına teslim etmemeleri gerektiğini bilmelerinin zamanı gelmiştir. Zira bunlar, ayaklanmanızın tarihinin önemli anlarıdır. O halde liderliğinizi, dini ikame etmek ve Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Raşidi Hilafet'i ilan ederek şeriatı hakim kılmak için çalışan muhlislere veriniz. Zira bulunmuş olduğunuz durumdan kurtulmanız için tek umut odur. Aha işte Hizb-ut Tahrir, sizlere elini uzatmaktadır. O halde siz de ellerinizi ona uzatınız ve Allah'ın elini, Subhânehu'nun kendisiyle anlaşma yaptığı tüm ellerimizin üzerine koyunuz. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ "Muhakkak ki Allah, müminlerden mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, öldürülürler. (Bu,) Allah'ın Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da üzerine aldığı hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösteren kim vardır? O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur." [Tevbe 111]


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Bangladeş Liderlerine Açık Bir Mektup

 

Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun,

Ve ba'd;

 

Dünyanın korkunç sessizliğinin gölgesinde öldürme, yakma, gasbetme ve yerinden edilme gibi Myanmarda'daki Müslüman kardeşlerimize karşı işlenen iğrenç cürümler, çocukların bile saçlarını ağartmakta ve kalpleri titretmektedir. Zira bu kardeşlerimiz, yöneticilerimizin ve ordularımızın gözleri önünde doğranırlarken kendilerine ne bir yardımcı nede bir kurtarıcı bulabilmektedirler. Dolayısıyla onların hali, Filistin, Suriye, Çeçenistan, Afganistan, Doğu Türkistan, Patanili ve diğer işgal edilmiş İslam ülkeleri gibi dünyada zulüm gören diğer Müslümanların hali gibidir. Ancak Bangladeş hükümetinin, Myanmar Müslümanlarını kovma, onların kabul edilmelerini reddetme ve hiçbir merhameti ve acıması olmayan kafir Budistlerin ellerinde ölerek yada boğularak helak olmaları için açık denizlere atma şeklinde yapmış oldukları ise trajediyi daha da artırmakta ve kalpleri kanatmaktadır. Dolayısıyla Şeyha Hasina liderliğindeki Bangladeş hükümeti, bu hükümetin en basitiyle İslamî duygularını kaybettiğini gösteren bu iğrenç uygulamaları yoluyla katil Budistlerin cürümlerine ortak olmaktadır.

Ey Bangladeş'teki Muhlis Subay ve Lider Kardeşlerimiz!

Şüphesiz Allahu [Subhâneu ve Teâla] sizlere, ilk olarak Myanmar'daki Müslüman kardeşlerinize yardım etmenizi farz kılmıştır. Çünkü onlara en yakın olan sizlersiniz. O halde hükümetinizin komploları, kafir Batı için çalışmaları ve Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanet etmeleri, sakın sizleri Allah'ın üzerinize farz kılmış olduğu farzları eda etmekten alıkoymasın. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ "Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, onlara yardım etmek üzerine borçtur." [el-Enfâl 72]

Bu ise ancak mücrim Budist rejime karşı Myanmar'daki Müslümanlara yardım etmek için Bangladeş ordusunu harekete geçirmekle olacaktır. Yok eğer hükümetinizin kardeşlerinize karşı olan davranışlarına sessiz kalırsanız, hem dünyada hem de ahirette sizlere utanç ve aşağılanma isabet edecektir.

Bizler bu hitabı sizlere Şam topraklarından yönlendiriyoruz. Zira sizlerin uğramış olduğu felaketlerin benzerine bizler de uğramaktayız. Dolayısıyla bu belanın aslı ve bu hastalığın başı, Müslümanlara Allah'ın kitabı ve Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetiyle liderlik edecek,  bu dini yaymak için cihad râyesini kaldıracak, mustazaflara yardım edecek ve dünyanın dört bir tarafında adaleti ikame edecek bir Halife'nin olmayışıdır. O halde sizleri, Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet'i kurmak için çalışmaya davet ediyoruz. Çünkü yeryüzünün Doğusu ve Batısındaki bütün mustazaflara yardım edecek olan sadece odur.

اسْتَجِيبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللَّهِ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَإٍ يَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَكِير "Allah'tan geri çevrilmesi imkansız bir gün gelmezden önce Rabbinize uyun. Çünkü o gün, hiçbiriniz sığınacak yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz." [Şura 47]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Bangladeş Büyükelçiliği'nin Önünde, "Sizler, Onların Ortaklarısınız" Sloganı Altında Yapılan Gösteri Allah'a Hamd Olsun Tamamlanmıştır

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti'nin, Bangladeş Büyükelçiliği'nin önünde sıkı güvenlik uygulamasının ortasında "Sizler, Onların Ortaklarısınız" sloganı altında çağrıda bulunduğu gösteri, Allahuteala'ya hamd olsun tamamlanmıştır. Nitekim gösteri yerinin her bir tarafı, Allahuekber haykırışlarının yanı sıra rezil Şeyha Hasina rejiminin tutumlarını kınayan sloganlarla çınladığı gibi konuşmacılar, Myanmar'daki Müslümanlara yardım etmek ve onları bulunmuş olduğu durumdan kurtarmak için Bangladeş ordusunun harekete geçirilmesini talep eden birkaç konuşma yapmışlardır.

Bu sırada Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Üstad Ali es-Sâmidî başkalığındaki hizbin heyeti, Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti'nin Bangladeş liderlerine yönelttiği açık bir mektup teslim etmiştir. Nitekim açık mektup, hizbin heyeti ile görüşmesi esnasında rejiminin Myanmar'daki Müslümanlara yardım etmekten aciz olduğunu ve Bangladeş ordusunun Müslümanlara yardım etmek için herhangi bir savaşa girmeye muktedir olamadığını bahane eden Amman'daki Bangladeş Büyükelçisi yardımcısına teslim edilmiştir.

Hizbin heyeti de buna, bu yenilgi ruhuyla yapılan konuşanların, güç ve kuvvet sahibi Subhânehu ve Te'âla'nın hesaplarından çıkarılarak yapıldığı ve dünyadaki güç dengelerini İslamî ümmetlerinin lehine değiştirmek için yanıp tutuşan İslamî ümmetin muhlis evlatlarının gücünü hüsrana ve kayba uğrattığı şeklinde cevap vermiştir. Nitekim Büyükelçi yardımcısı hizbin heyetine, açık mektubun ülkesinin hükümetine ulaştırılacağı sözü vermiştir.

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Üstad Memduh Ebu Seva Katşiyat, katılımcılar ile Medya Bürosu Başkanı ve birçok katılımcılarla birçok röportajlar yapan yerel ve uluslararası medya organlarının önünde açık mektubun metnini okumuştur.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Batı'nın İstekleriyle İslam'ın Emrettikleri Arasında Yemen'de Diyalog

Yemen'de günlük olarak yayınlanan el-Ulâ Gazetesi'nin 06. Kasım Salı günkü 558.sayısında, bu Kasım ayında çalışmasına başlanılması planlanan diyalog konferansının iç prosedür taslak bentlerinden 24. bendin tartışıldığı sıradaki uyuşmazlığın ardından 05. Kasım günü diyalog konferansı için hazırlanan Teknik Komite Toplantısı'nın ertelendiği haberi geçmiştir. Nitekim uyuşmazlık, bir taraftan Husilerin cemaatinin temsilcileri ile diğer taraftan Ortak Muhalefet Bloğu'nun mensupları olan Reform ve Sosyalist Partileri arasında patlak vermiş ve komite, taraflar arasındaki uyuşmazlığın içeriğini bile açamamıştır. Uyuşmazlık konusu olan 24. bentte şu metin geçmektedir: "Cumhurbaşkanı, başbakan, ve G-10 Büyükelçileri ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Özel Temsilcisi'nden her biri, daha önceki izin şartı olmaksızın gözlemciler olarak "Diyalog Konferansı'na" girmeye hak sahibidirler ve davet edilmeleri halinde bunlar, diyalog guruplarının çalışma oturumlarına katılabilirler." Nitekim Husilerin cemaatinin temsilcileri, özellikle Amerikan Büyükelçisi olmak üzere on ülkenin Büyükelçilerinin katılımına itiraz etmişler ve Firestein'in katılacağı oturumlardan çekilmekle tehdit etmişlerdir.

Yemen'de yapılacak bir sonraki diyaloga katılacak siyasî güçlerin tamamı, Yemen'deki değişim ayaklanmasının durdurulmasından ve bunun, bundan sonraki adını Körfez Girişimi yapmak amacıyla Salih'i yönetimden uzaklaştırmak için 30-60 günlük planla söndürülmesinin ardından Körfez rejimlerini arkasında durduğu "G-10 gurubu" için bir örtü olarak alan Batılı ülkelerin müdahalesini ve Batı ülkelerinin diyalogun gözlemcisi olmasını zımnen kabul etmişlerdir. Halbuki diyaloga katılan siyasî tarafların önünde, şartlarının konulduğu ve bentlerinin reddedildiği çok ucuz kazançların gerçekleşmesinden başka bir şey yoktur. Özellikle de bu taraflar, İslam'ın fikirlerini ve hükümlerini bir kenara atıp uluslar arası konunlar ve sözleşmeler temelinde muamele etmeye başlamışlar, Batılı müdahalede yanlış bir şey görmemişler ve bunların ortaya attıkları çözümleri kabul etmişlerdir. Dahası bu siyasî taraflar arasında, diyalogun düzenlenip başarılı olması için Batı'nın katılımından başka garantörlerin olmadığına inanan kimseler bulunmaktadır!

Ancak bu taraflar, şuan içinde bunduğumuz trajedilerin arkasındaki sebebin, geçen elli yıl boyunca süren Batılı müdahalenin olduğunu görmemektedirler!

El-Hak Subhânehu ve Te'âla, şöyle buyurmaktadır:

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!" [en-Nîsa 141]

O halde bizim içimizde onların bizim aleyhimize yol kılmasını isteyen biri nasıl olabilir?

Batı'ya gelince; fikirleriyle, sistemleriyle, hükümleriyle ve ülkelerinin bizim aleyhimize çatışmasıyla hayatımızı ifsat etmesinin ardından "uluslar arası kararların" olduğu siyasi çalışmaları ve siyasilerinin, Büyükelçilerinin ve elçilerinin açıklamaları yoluyla Yemen'e katılmaya devam etmesi, sorunları çözmek için değildir. Çünkü sorunların nihai olarak çözülmesi, bizim üzerimizdeki egemenliğinin sona ermesi anlamına gelmektedir. Ancak tüm bunların ateşini küller altında gizlemekte, çıkarlarını korumak, komşuların petrol tehdidini önlemek ve gemilerinin denizlerimizde güvenle hareket etmesini sağlamak için Yemen'deki siyasî rejimin çökmesini engellemektedir.

Yemen'de yapılacak bir sonraki diyalog, Batı fikirlerini, hükümlerini ve bizim üzerimizdeki egemenliğini kaldırıp atmak ve İslam'ın fikirlerini, sistemlerini ve hükümlerini, Hilafet Devleti'ni kurarak İslamî hayatı yeniden başlatmak için tatbik mahalline getirmek yoluyla gerçek değişimin gerçekleşmesi için Yemen'deki siyasî tarafların önündeki bir fırsat olacaktır.


Dr. Muhammed Et-Taşî
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Yemen Vilâyeti

Devamını oku...

Onur ve İzzet, Allah'ın İndirdikleriyle Hükmetmektedir

  • Kategori Kuveyt
  •   |  

Yerel arena, birkaç aydan beridir zorlu siyasî kriz hakkında eşi benzeri görülmemiş geniş halk hareketliliğine tanık olmaktadır. Nitekim siyasî vakıayı incelediğimizde, sorunun iki ana sebepte odaklandığını görürüz: Demokrasi ve kafirlerin nüfuzu. Demokrasiye gelince; o, hatalı bir fikirdir. Çünkü dini hayattan ayırmaya dayanmakta olup insan için de elverişli değildir. Çünkü demokrasi, vakıaya uygun olmadığı gibi insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemekten de acizdir. Çünkü ondaki doğru olan ölçü, çoğunluk olup buda hatalı bir ölçüdür. Tüm bunlardan da önce demokrasi, batıl bir sistemdir. Çünkü o, İslam akidesi ile çelişmektedir.

Kafirlerin nüfuzuna gelince; Kuveyt'in yöneticileri, Kuveyt (Hilafet Devleti'nin) olduğu Osmanlı Devleti'nden ayrılmasından günümüze kadar kafirleri kendileri için bir siper olarak almaktadırlar. Buda kafirler için Müslümanlar aleyhine bir yol vermektedir. Dolayısıyla kafir, ülkeyi kendi çıkarlarına hizmet etmesi için kullanmakta, hayali anlaşmalarla mallarımızı gasbetmekte, haksız ittifaklarla petrollerimizi yağmalamakta, kültürleriyle akıllarımızı zehirlemekte, hadaratıyla hayatımızı ifsat etmekte ve nüfuzuyla velayetimizi satın almaktadır. Bununda ötesinde irademizi gasbetmekte ve kendisini adım adım ve karış karış takip eder hale gelmemiz için bizleri saptırmaktadır.

Nitekim bir kişi şöyle söylese: Şu anki iç siyasî krizle kafirin nüfuzunun ne gibi bir ilişkisi vardır? Buna cevap şöyledir: Kafirin nüfuzu sayesinde, kısır bile olsa bizim üzerimize demokrasiyi dayatmakta, verimli bile olsa sistem olarak İslam'ı almamızı engellemekte ve bir hayat nizamı ve kuvvetin, izzetin, gücün ve onurun esası olması sıfatıyla İslam'ı bizden gizlemek için bizleri fasit kültürüyle işgal etmektedir.

Bu krizden çıkmanın köklü çözümü ise demokrasi ve kafir nüfuzun olduğu nedenlerine çözüm getirmekle olacaktır.

Demokrasiye gelince; onun kaldırılıp atılması ve ona alternatif yönetim nizamı olarak Allah'ın kitabı, Resulünün sünneti ve bu ikisinin irşat ettiklerinin alınması gerekmektedir. Zira İslam, insan fıtratına uygun bir akideye dayanmakta olup aklı ikna etmekte, kalbi mutmain kılmakta ve insanın vakıasıyla örtüşmektedir. Çünkü İslam, kainatın, insanın ve hayatın yaratıcısından gelmiştir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

أَلاَ يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ "Hiç yaratan bilmez mi? O, Latif'tir, Habir'dir" [el-Mulk 14]

Dolayısıyla insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemeye muktedir olan odur. Çünkü o, insanların bütün sorunlarına dönük çözümleri kapsamaktadır. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ "Bu kitabı da sana, her şey için bir açıklama olarak inzal ettik." [en-Nahl 89]

Dolayısıyla hak olan ölçü, delil olup çoğunluk değildir.

قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ "De ki: Allah'a itaat edin, Resule itaat edin." [Nur 54]

Dolayısıyla o, yani İslam verimlidir. Çünkü insanlar ona iman etmekte ve onun üzerinde birleşmektedirler.

لَوْ أَنفَقْتَ مَا فِي الأَرْضِ جَمِيعاً مَّا أَلَّفَتْ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلَكِنَّ اللّهَ أَلَّفَ بَيْنَهُمْ َ "Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların kalplerini birleştiremezdin, Ancak Allah onların aralarını birleştirmiştir. " [Enfal 63]

İslam'ın tatbik konumuna gelmesinin imkansız ve bir kurgu olmadığı bilinmektedir. Çünkü Allah bunu emretmiş olup Subhânehu ise gücümüzün yetmediği ve taşımaya gücümüzün yetmeyeceği bir şeyi bizlere emretmez. Nitekim Hizb-ut Tahrir, yönetim nizamı, devlet cihazları, ekonomik nizam, içtimai nizam, öğretim siyaseti, harici siyaset ve diğerleriyle ile ilgili Hilafet Devleti'ne dönük 191 maddelik bir anayasa taslağı istinbat etmiştir.... Bu ise yayınlanmış olup birçok insanlar tarafından da bilinmektedir. Dolayısıyla şayet insanlar, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resulüne davet edilirlerse, iman eden bir mümin Allahuteala'nın şu kavlinden dolayı buna asla ihtilaf etmeyecektir:

إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا "Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve resulüne davet edildikleri zaman, müminlerin sözü ancak "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. " [en-Nûr 51]

Kafirin nüfuzundan kurtulmak için pratik adımlara gelince; herhangi bir yabancı ile yapılmış olan bütün anlaşmaları ortadan kaldırmak, bütün yabancıların askerî varlığını ortadan kaldırmanın yanı sıra bütün yabancıların her türlü askerî imtiyazlarını ortadan kaldırmak ve Amerika, İngiltere, Fransa ve Rusya'nın olduğu sömürgeci devletlerle olan diplomatik ilişkileri kesmekle olacaktır.

Kafirin nüfuzundan kurtulmak imkansız olan bir mesele değildir. Çünkü Allahu [Subhânehu ve Te'âla], kafirler için müminler aleyhine bir yol (egemenlik) kılmayı haram kıldığında bunu bize emretmiş ve emanımızın Müslümanların emanı olmasını vacip kılmıştır. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!" [en-Nîsa 141]

Dolayısıyla kafirleri dost edinmeyi haram kılmasının yanı sıra müminleri dost edinmeyi vacip kılmıştır. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ "Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin." [En-Nisâ 144]

Dolayısıyla Allahu Subhânehu, gücümüzün yetmediği ve taşımaya gücümüzün yetmeyeceği bir şeyi bizlere emretmez.

 

Halkımıza da deriz ki;

Bizim şeri vacibimiz, şayet üzerimize bir münkeri uygular, haklarımızdan bir hakkı sindirir ve haklarımızdan bir hakka tecavüz ederse yöneticiyi muhasebe etmek, onu inkar etmek ve onu ciddi bir şekilde hak üzere sınırlandırmaktır. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ "Aranızda hayra (İslam'a) davet eden, marufu emredip münkerden nehyeden bir ümmet (siyasi bir hizb) bulunsun." [Âl-i İmrân 104]

Ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

والذي نفسي بيده لتأمرن بالمعروف ولتنهون عن المنكر أو ليوشكن الله أن يبعث عليكم عقاباً منه ثم تدعونه فلا يستجاب لكم "Nefsim elinde olan yemin olsun ki; ya marufu emreder ve münkerden sakındırırsınız yada Allah, katından size bir ceza gönderir. Sonra O'na dua edersiniz ama (artık) icabet edilmez." [Tirmizi ve Ahmed Müsnedi'nde tahriç etti]

Nitekim ortak şeri naslar, kati olarak yöneticiyi muhasebe etmenin vacip olduğuna delalet etmektedir. Ancak naslar, anlaşmazlığın Allah'a ve Resulüne, yani demokrasiye, çoğunluğa, dış bağlantılara ve çıkarcı hesaplara değil de şeri delil olan Kur'an ve sünnete götürmenin vacip olduğuna da delalet etmektedir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ "Eğer herhangi bir hususta çekişirseniz, -Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve resule götürün." [en-Nisâ 59]

O halde Allah'tan ittika ediniz ve demokrasi, laiklik ve sivil devlet serabının arkasında nefes tüketmeyiniz. Ayrıca zayıfın güçlüye takip ettiği küfre tabii olmayınız. Zira sizler, akideniz, dininiz ve imanınızla insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Çok iyi biliniz ki kafirler, sizin açık düşmanınız olduğu gibi onlar içlerinden sizlere öfkelenmekteler, zaten inkar edivermenizi istemekteler ve onların dinlerine tabii olmadıkça da asla sizden razı olmayacaklardır.

Sivil devleti, demokratik mekanizmayı ve beşeri anayasanın etkinleşmesini talep etmek yerine...; şeri vacibimiz, İslam akidesini düşüncenin temeli ve İslamî kültürü de düşüncenin ve amalin aracı alarak Allah'ın ve Resulünün emrine uyup amel etmek ve Raşidi Hilafet Devleti'nin gölgesinde Allah'ın kitabının ve Resulünün sünnetinin tatbik edilmesini talep etmektir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Endonezya Hanımlarından Açık Bir Mektup: "Endonezyalı Kadın İşçilerin Onurunun Korunması Gerekir"

Ey Müslüman Yönetici!

İnsanların ihtiyaçlarını karşılamanın garanti edilmesinin sorumluluğu ve aynı şekilde onları her türlü cürümlerden korumak senin omzundadır. Aynen Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in buyurduğu gibi:

كُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ "Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz." [Buhari tahriç etti]

Dolayısıyla sen, Endonezya'daki insanlardan sorumlu olduğun gibi Malezya'daki Endonezyalı kadın işçiler meselesine karşı siyasî tutumunuz da İslamî bakış açısına dayalı olması gerekmektedir. Zira o, gözetim ve koruma hususunda kamil sorumluluk ilkelerinin üniversitesidir. Dolayısıyla Endonezyalı kadın işçilerin aşağılanmaları hakkındaki protestolar, sert açıklamalar ve diplomatik çabalar yeterli değildir. Bundan daha da kötüsü sizler bunu yavaş yavaş yapmaktasınız ve aynı zamanda da insanlar, yükümlülüğünü yerine getirmemesinden dolayı hükümeti sorgulamaktadır. Ayrıca tüm protesto eylemleri ile birtakım diplomatik çabalar, gözlere kum serpmekten öte bir şey olmayıp ne bir hayır getirmekte nede bir belayı defetmektedir. Bunun yerine bu politikalar, halkına karşı sorumluluğunu göz ardı eden kapitalist hükümetin gerçek kimliğini ifşa etmektedir!

Aslında dışarıdaki Endonezyalı kadın işçilere yönelik insanlık dışı bir çok aşağılanmalar ve ihlaller olduğu gibi insanlık dışı muameleler bulunmaktadır. Peki o halde bu hakikatler, politikanızı değiştirmeniz için yeterli değil midir? Dolayısıyla bu aşağılanmaları durdurmanız gerekmektedir! Nitekim İslam, gerek kadınların gerekse onurlarının ve namuslarının korunmasına vurgu yapmıştır. "Kadında asıl olan anne ve ev hanımı olmasıdır ve o, korunması gereken bir namustur." [Anayasa Mukaddimesi/ Madde: 112]

Ey Müslüman Yönetici!

2.5 milyon küsur kadını ihmal etmen nedeniyle Allah'ın ve insanların öfkesinden ittika et. Zira kadınlardan bazıları rızkı için çalışmak amacıyla ve yoksulluk nedeniyle ailelerini ve çocuklarını terk etmekteler ve büyük riskler taşımaktadırlar!

Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'den, şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ "Zulüm, kıyamet gününün karanlıklarıdır." [Sahih-i Buhari ve Muslim]

Bizler Endonezya hükümetinden, Endonezyalı kadın işçilerin herhangi bir ülkeye gönderilmesini durdurmasını ve onlar için yerel alternatifler sağlamasını talep ediyoruz. Dolayısıyla özellikle kadınlar olmak üzere insanların onurlarının korunduğunu göstermek için kadınların belli ülkelere gönderilmelerini durdurmak yeterli değildir. Bilakis hükümetin, onlar için ülkelerinde onurlu bir yaşam sağlaması gerekmektedir.

Endonezyalı kadın işçilerin dışarıya gönderilmemesi, bu ülkeyi yoksulluğun içerisine sürüklemez. Bunun için hükümet, siyasî ekonomide ve yolsuzlukla mücadelede İslamî kuralları benimsemelidir!

Ey İleri Gelenler, Aktivistler ve Tüm Müslümanlar!

Esasında kadın işlerin sorunları, sadece kötü sistemin ve Endonezya otoritesinin zayıf diplomasisinin bir sonucu değildir. Buna ek olarak bu, dünyanın en büyük Müslüman ülkesi olan Endonezya'nın onuruna ve şerefine de helal getirmektedir.

Bize düşen, hep birlikte bu devamedegelen işkencenin ve Endonezyalı kadın işçilerin uzak ülkelere yaptıkları büyük göçün, dünyanın dört bir tarafında Endonezya'nın görüntüsünü lekelediğini fark etmemizdir. Nitekim şimdi Endonezya, dünyanın en çok işçi ihraç eden ülkesi haline gelmiştir. Halbuki o, doğal kaynaklara sahip olan ülkelerden daha çok servete sahiptir. Gerçekte ise hükümet, dışarıdaki göçmen işçilerin işlemiş oldukları hırsızlık, zina ve benzeri cürümlerini görmezlikten gelmektedir. Aynı şekilde buda, Endonezya'nın kötü görüntüsünü güçlendirmektedir.

Hakeza bu ümmetin tüm yelpazelerinin, dünyanın en büyük Müslüman ülkesi olan Endonezya'nın görüntüsünü güzelleştirmek için otoritelerini, yeteneklerini ve potansiyellerini kullanmaları ve kadının onurunu korumaları gerekmektedir. Zira kadın, korunması gereken bir namustur. Hatta bunun bedeli kana ve cana mal olsa bile. Dolayısıyla kadın işçinin dış ülkelere göç etmesinin görmezden gelinmesi, hükümetin Allah'ın indirdikleriyle olan yönetimden sapmasından dolayıdır. Dolayısıyla da bu sapma, kadının zarar görmesine neden olmaktadır.

Ey Müslüman Kadın!

Bu hazin gerçek, Hilafet'in gölgesi altındaki İslam tarihi boyunca asla gerçekleşmemiştir. Zira bu zamanda Hilafet tarafından bütün insanların koruması ve güvenliği sağlanmış ve temel ihtiyaçları garanti edilmiştir. Dolayısıyla kadınlar ve anneler, ailelerinin arasında yaşamakta, görevlerini yerine getirmekte ve kuşakların anneleri olarak doğal sorumluluklarını ve rollerini taşımaktaydılar. Nitekim sırf yoksulluktan kaçmak amacıyla onurlarının aşağılanması için yurtdışına da gitmemekteydiler. Dolayısıyla şu zamandaki bu hazin durum, kapitalizmin tatbik edilmesi yüzünden gerçekleşmektedir. Zira o, insanın toplumsal gözetimini sağlamada başarısız olmuş bir sistemdir.

Ey Müslüman Kadın ve Ümmetin Mücevheri!

Sizlere saygılarımızı sunar ve bu zilletin asla giz kalmayacağını vurgularız. Nitekim kadının hakları, şerefinin korunması ve onun için hayrın gerçekleşmesi sadece ülkeyi Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın kanunlarıyla yönetecek bir devlet olan Raşidi Hilafet'in gölgesinde olacaktır. Ve Hilafet, çok ama çok yakında gelecektir. Nitekim şu ana kadar hak yolda sabit kaldınız ve İslamî Hilafet'i geri getirme mücadelesinde Hizb-ut Tahrir'e katıldınız. Zira İslam ülkelerini korumaya ve insanların gözetimini sağlamaya muktedir olan tek devlet Hilafet'tir. Bu, Aziz olan Allah'a hiçte zor değildir.


İffet Aynur Rochmah
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Hanım Resmî Sözcüsü
Endonezya

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Bangladeş Büyükelçiliği Önünde Protesto Gösterisi

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti, 11.11.2012 Pazar günü saat tam 10:30'da, Ümmü Ezine Beşinci Daire'de bulunan Bangladeş Büyükelçiliği önünde "Sizler, Onların Ortaklarısınız" sloganı altında bir gösteri düzenlemiştir.

Bu gösteri ise Myanmar'daki kardeşlerimize destek vermek ve hem kafir Budistler ile Rahipleri tarafından onlara karşı uygulanan katliamı ve temizliği hem de Bangladeş rejiminin, katliamdan kaçan Müslüman evlatlarının önündeki -tek çıkış olan- sınırları kapamak yoluyla bu iğrenç katliam hususundaki komplosunu kınamak içindir.

Kafir Budistler, Müslümanların evlerini, çiftliklerini ve mescitlerini yok edip onları yakarak ve doğrayarak katlederlerken Bangladeş'teki Şeyha Hasina rejimi de onları boğarak katletmekte ve onların Bangladeş'e girmelerini yasaklayarak onları Budist ve Rahip sürüleri için kolay hedefler kılmaktadır.

Bu ise Allah'ın izniyle Müslümanların kanının ucuz olmadığını çok yakında bilecek olan tüm dünyanın burnunun dibinde ve rızasıyla olmaktadır!

Bizler buradan, yani Beyt-ul Makdis'in eteklerindeki mübarek Şam topraklarından, Bangladeş ordusu içerisindeki muhlis Müslüman evlatlarını, Şeyha Hasina ile rejimini kaldırıp atmaya ve Allah'a, Resulüne, dinine ve müminlere nusret vermek için çalışmaya davet ediyoruz.

Subhânehu ve Te'âla, şöyle buyurmaktadır:

وَالسَّمَاء ذَاتِ الْبُرُوجِ  وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ  وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ  قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ  النَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ  إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ  وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ   وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَن يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ "Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, kahroldu o hendeğin ve o çıralı ateşin sahipleri. Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı. Onlardan, sırf, Azîz ve hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar." [Buruc 1-8]

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - "Hbara Liu" Gazetesi Tarafından Hizb-ut Tahrir İle İlgili Gerçeklerin Kasıtlı Olarak Çarptırılmasını Şiddetle Kınarız

"Hbara Liu" Gazetesi, 26.10.2012 tarihinde yayınlanan sayısının dördüncü sahifesinde Zengibar'daki şiddet olaylarının kapsamının ve aynı şekilde bunun ardından bu kimselere yönelik tutuklamaların içeriğini aktardığı gibi gerçekleri de kasıtlı olarak çarpıtarak aktarmıştır. Nitekim gazetede, küresel İslamî parti Hizb-ut Tahrir ile ilgili akla hayale gelmeyecek kasıtlı çarpıtma ve açık yalanlar geçmektedir.

"Hbara Lui" Gazetesi'nde, mezkur tarihte aşağıdaki hususlar geçmiştir:

"Orada Şeyh Ferid hakkında bilgiler bulunduğu gibi onunla birlikte olan sanıklar arasında Doğu Afrika'yı temsil eden ve merkezi Mombasa/Kenya'da olan Nijerya'daki İslamî Boko Haram Cemaati'nin temsilcisinin de olduğu şeklinde raporlar bulunmakta ve onun tabiilerinin Hizb-ut Tahrir'in ismini kullandıklarını iddia etmektedir. Halbuki bu cemaat, ülkedeki faaliyetlerine daha iki yıl önce başlamış olup onların Kiliseler ile şarap barlarını yakmaya dönük planları vardır." [Kaynak: http://habarileo.co.tz/index.php/habari-za-kitaifa/5392-shekhe-farid-achunguzwa-kuhusu-al-qaeda]

"Hbara Lui" Gazetesi, aşağıdaki yalanları yaymak kastıyla kasıtlı çarpıtma ve saptırmalarda bulunmuştur:

1-Birinci yalan: Hizb-ut Tahrir üyelerinin, aşiretlere ve din kisvesi altında Zengibar yolunda savaşmaya dayalı kavmiyetçi protesto hareketlerine katıldıklarını yayınlamıştır. Bu bir iftiradır. Çünkü Hizb-ut Tahrir, özellikle İslam şeriatının kavmiyetçi yada aşiretler esasına dayalı fikirleri yaymanın haram olduğunu açıkça belirttiğini söylemektedir. Sadece buda değil. Dahası İslam, açık bir şekilde haram üslupları kullanmaksızın zulme karşı çıkmanın ve onu ortadan kaldırmanın metodunu da sunmaktadır.

2-İkinci yalan: Zengibar'daki şiddet eylemlerinden dolayı tutuklanan şüpheliler arasında Hizb-ut Tahrir üyelerinin olduğunu da söylemektedir. Ancak Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika Resmî Sözcüsü, bu yalanları kesin olarak reddetmektedir.

3-Üçüncü yalan: tehlikeli ve saptırıcı fikirler sokuşturmaktadır ki bunlardan biri de; Hizb-ut Tahrir'in Nijerya'daki Boko Haram Cemaati'ne bağlı cemaatlerden biri olduğudur. Halbuki bu iddialar, hiçbir temeli olmayan açık yalanlar olup Hizb-ut Tahrir ile Boko Haram Cemaati arasından kesinlikle hiçbir ilişki bulunmamaktadır. Zira Hizb-ut Tahrir, 1953 yılında kurulan küresel İslamî bir parti olup onun değişim noktasındaki metodu çok iyi bilinmektedir ki bu metot; Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in metodudur. Bu metodun içerisinde kuvvet ve şiddet eylemleri yoktur. Hatta hizbin üyeleri, özellikle diktatör ülkeler tarafından olmak üzere bazı zamanlarda zulüm ve baskıya maruz kalsalar bile.

4-Dördüncü yalan: Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika'nın Dâr-us Selam Mescidi'nde düzenlemiş olduğu konferansı yayınlamış ve liderlerinin Boko Haram Hareketi ile ilişkilerinin olduğunu açıklamıştır!

Hbara Lui Gazetesi, aralarında farklı medya kuruluşlarının da olduğu konferansa katılan binlerce kişinin önünde kendisini ifşa etmiş ve onların hepsi açık yalanlarından dolayı bu gazeteyle alay etmişlerdir.

Sonuç olarak "Hbara Lui" Gazetesi'nin bu yalanları kasıtlı olup Hizb-ut Tahrir'in ismini çarpıtmayı, ümmetin gözünde onun prestijini sarsmayı ve İslam'a karşı korku tohumları ekerek gayrimüslimleri korkutmayı hedeflemektedir. Buda açıkça "Hbara Lui" Gazetesi'nin çok tehlikeli bir kart oynamaya kararlı olduğunu göstermektedir ki buda; Tanzanya'da "dinî bir fitne" çıkarmak ve İslam'a ve cemaatlerine karşı uluslar arası düşmanlık rolünü oynamaktır. Dolayısıyla bu yalanların, aşağıdaki iki ana sebebe binaen kasıtlı yalanlar olduğunu tekrar ederiz:

Birincisi: Birkaç yıl önce mescitte yaptığımız konferansımıza katılan medya kuruluşlarının arasında olan "Hbara Lui" Gazetesi, hiçbir zaman ve bu süre boyunca bugün yayınlamış olduğu bu gibi saptırıcı iddiaları sahifelerine taşımamıştır. Ayrıca konferans boyunca Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, konferansa katılan insanlara binlerce bildiri dağıtmış, bunun ardından basın konferansı düzenlemiş, konferansın ardından Hizb-ut Tahrir'in hedeflerini ve metodunu açıklayan yazılı materyaller dağıtmaya devam etmiş ve bu sırada ne hizib ile Boko Haram arasındaki iletişimden ne Kiliselerin yıkıldığından nede Hizb-ut Tahrir'in hedefini gerçekleştirmek için kuvvet ve şiddet kullanmasından bahsedilmiştir. Şimdi sorarız: "Hbara Lui" Gazetesi, iftiralarla dolu bu raporları nereden getirdi Allah aşkına?

İkincisi: Hizb-ut Tahrir'in, hizible alakalı bütün meselelere ilişkin basın açıklamaları ve izahatlar yayınlayan medya temsilcileri ile resmî medya kurumları bulunmaktadır. Ayrıca aslında "Hbara Lui" Gazetesi'nde çalışan bazı gazeteciler, hizbin üyelerini şahsen tanımaktadırlar. O halde nasıl olurda "Hbara Lui" Gazetesi, bir açıklama almak için bize dönmeden önce bu yalanları yayınlayarak haddi aşabilir ki? Yoksa bundan maksat, iftiralar atarak kasten hizbe işkence etmek midir?

Bizim tavrımız:

"Hbara Lui" Gazetesi'nin yayınlamış olduğu bütün iddiaları kınar ve gazeteden, resmî bir özür yayınlamasını ve bu mektubun tarihinden itibaren bir hafta içerisinde bu iftiralardan vazgeçmesini talep ederiz.

Ayrıca bizler bu gazete ile diğer medya kuruluşlarını, basın ahlakına ve mesleğine bağlı kalmaya ve bu gazetenin raporları gibi utanç verici polemiklere girmemeye davet ederiz.

"Hbara Lui" Gazetesi şayet bir özür yayınlamayı reddederse, bu kurmuş olduğu yalanların İslam'a ve Hizb-ut Tahrir'e zarar vermeyeceğini bilakis kendisine zarar vereceğini vurgularız. Nitekim Subhânehu Te'âla, şöyle buyurmaktadır:

وَلاَ يَحِيقُ ٱلْمَكْرُ ٱلسَّيِّىءُ إِلاَّ بِأَهْلِهِ  "Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer." [Fâtır 43]

 

Mesud Müslim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi Yardımcısı
Doğu Afrika

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER