Pazar, 17 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/30
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Resulullah Bizim Şerefimizdir... Onurumuzdur

  • Kategori Amerika
  •   |  

Bazı alçaklar ve ucubeler, "Müslümanların masumiyeti" adında aşağılık bir film çıkararak Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e hakaret ettiler. Bunun sonucunda İslam dünyasını bir öfke seli sarmıştır. Geçen günler içerisinde yaşanan olaylar bağlamında aşağıdaki hususları açıklamak isteriz:

Birincisi: Bu tür hakaretlere verilecek cevap, Mü'minlerin Emiri veya Halifeleri kanalı ile olur. Zira Halife, Müslümanlara hakaret edenlerin devletlerine kesin tavır koyarak ve bu tür eylemlere girişecek olanların karşılaşacakları riskleri açıklayarak onlara engel olur. Halife, Allah'ın hükümleri ve Müslümanlar için gayret ve samimiyet göstererek Allah'ın dini ve Resulü ile alay etmeye veya Müslümanlara saldırmaya tevessül edecek herkesin karşısında engelleyici bir set olarak durur. Nitekim Fransız bir yazar olan "Marche de Bourez" Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e hakaret eden bir tiyatro yaptığında Halife İkinci Abdulhamit'in 1880 yılında verdiği tepkide kesinlikle bizim için ibret vardır. Zira Abdulhamit, bu tiyatronun bütün Fransız tiyatrolarında oynanmasını engellemesi için Fransa devletine haber göndermiş ve Fransa da buna icabet ederek tiyatronun sahnelenmesini engellemiştir. Ardından tiyatronun yazarı, İngiltere'de sahneleme girişiminde bulununca Halife onlara da engellenmesi haberini göndermiş ve engellenmiştir. Dolayısıyla Müslümanlar, sonsuza dek engellenmesi için yeterli olan Halifenin kesin tutumu sayesinde tiyatronun sahnelenmesini engellemek amacıyla gösteri düzenlemek için dışarı çıkma gereği duymamışlardır. Eğer bugünkü yöneticilerde en ufak bir gayret veya gurur olsaydı Allah'ın sevgili Nebisi Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e hakaret karşısında sessiz kalmazlardı.

İkincisi: Gerek hükümetleri gerekse medya kurumları ile Batı, kutsal bir hak olarak gördükleri ifade özgürlüğü gerekçesi ile İslam'a veya Resulüne saldıranların engellenmesini ve cezalandırılmasını sürekli olarak reddetmektedir. Ancak bu kutsama, onların ölçülerine ve çıkarlarına göre olmaktadır. Ancak neden anti-semitizm bir suç sayılırken özellikle Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] ile olmak üzere resullerle alay etmek suç sayılmamaktadır? Neden anti-semitizm gerekçesi ile "Can" filim festivalinde bazı filimler ve medya malzemeleri yasaklanmaktadır? Bazı insanların ve kavimlerin duyguları, Müslümanların duygularından daha mı hassas? Yoksa bu, Batının bu tür kanunlardan ve yasalardan elde ettiği bir çıkar ve menfaat mi? Neden Batı, ifade özgürlüğü gibi kendi değerlerini ve fikirlerini Müslümanlara dayatmak istiyor da Müslümanların değerleri ve fikirleri bu tür ifadeleri ve hakaretleri reddetmesine rağmen Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] ile alay edildiğinde onlardan öfkelenmelerini istemiyor? Neden Batı, Müslümanlar bu tür ayıpları reddederken ifade özgürlüğünü kabul etmiyor? Neden Batı, Müslümanların dinlerine bağlanmalarını ifade özgürlüğü değil de aşırıcılık ve terör olarak görüyor? Şüphesiz bu, insanları kendilerini zülumattan nura çıkaracak olan doğru dinden uzaklaştırmak için Batının İslam'ı çarpıtmadaki bir çıkarıdır.

Üçüncüsü: Müslümanların Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] için öfkelenmeleri, iyilik mizanlarında yer almakta ve Müslümanların Resulleri ile Allah Azze ve Celle katından getirdiği hükümleri ne kadar çok sevdiklerini göstermektedir. Zira hiç bir Müslüman, Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] ile alay edilmesine asla razı olmayacağı ve sessiz kalmayacağı gibi Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e itaat edilmemesine ve Allah Azze ve Celle'nin şeriatından başkasına muhakeme olunmasına da asla razı olmaz ve sessiz kalmaz. Dolayısıyla Müslümanlar, Müslümanların şerefini koruyacak, kendilerini savunacak, kendileri ve dinleri ile alay edilmesini engelleyecek Hilafet Devleti'ni ortaya çıkararak İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışmaya odaklanmalılar ve Allah Azze ve Celle'nin hükümlerini tatbik etmede acele etmelidirler. Yine Batı'daki Müslümanların da derdi İslam'ı taşımak olmalıdır. Zira İslam dünyasında İslami hayatı yeniden başlatmak isteyen Müslümanların seyrine destek olmalılar ve gayrimüslimlerle güzel şekilde tartışarak onları İslam'a davet etmelidirler. Tüm insanlar için bir rahmet olmasından dolayı İslam'ın azametini açıklamak amacıyla medya malzemeleri üretmek, Batılı düşünürler ve alimleri ile genel ve açık tartışmalar ve konferanslar düzenlemek gibi enerjilerini ve mallarını gayrimüslimleri İslam'a davet etmeye yoğunlaştırmalıdırlar.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- إِنَّ الَّذِينَ يُؤْذُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَأَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً مُهِيناً "Şüphesiz Allah ve Resûlünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir a

Kendilerine "göçmen Kıptiler" denilen kimselerin, Amerikalı fanatik rahip "Terry Jones ile" çıkardığı roman filmi, Müslümanların öfkesini ve nefretini çekti. Zira Mısır ve Yemen'de dinleri ve Rableri için öfkelenen bir gurup Müslüman Amerikan konsolosluğunu bastı ve Amerikan bayrağını indirdiler. Yine Tunus'ta insan toplulukları sokaklara dökülerek Amerikan büyükelçisinin kovulması, İslam'a ve Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e yardım edilmesi çağrısında bulundular. Libya'da ise Bingazi'deki Amerikan konsolosluğuna füze saldırısında bulundular, Amerika büyükelçisi ile birlikte üç görevli öldü.

Bu olaylar karşısında aşağıdaki hususların açıklanması gerekir :

1-Göçmen Kıptiler gibi bu tür dernekler, Amerikan istihbaratı ile bağlantısı olan şaibeli derneklerdir. Amerika bu tür dernekleri, Müslümanların hükümetlerine ve kamuoyuna baskı yapmak, siyasi şantaj ve sömürgecilik planlarının bir aracı olarak kullanmak üzere Müslümanların iç işlerine müdahale etmek için bir gerekçe olarak kullanmaktadır.

2-Bu husustaki gerekçe ifade özgürlüğüdür. Nitekim Kahire'deki Amerikan konsolosluğunun siyasi bağlantı sorumlusu, "Amerikan hükümeti, tüm dinlere özellikle de İslam dinine yönelik her türlü hakareti reddeder ve bu hakaretleri yapanlar devlet politikasını değil kendi görüşlerini yansıtmaktadır. Ancak Amerikan yasası, onların ifade özgürlüğünü garanti altın almaktadır" diyerek bu hususa vurgu yapmıştır. Bu tür bir ifade, kafir kapitalizm demokratik sistemi -ki ifade özgürlüğü kapitalizmin temel direklerindendir- kabul eden ve inanan bir kimseye insanlara küfür etme ve namuslarına dil uzatma izni verdiğini göstermektedir. Hatta aynen savaş araçlarına kanlarını, hurumatlarını, mallarını ve topraklarını mubah kıldığı gibi liderlerinin ve nebilerinin ırzlarına dil uzatmasına da izin vermektedir. Amerika'nın Irak, Afganistan ve Pakistan'da işlediği korkunç olaylar bunun en çarpıcı kanıtıdır.

3-Tunus, Mısır ve Libya'daki ayaklanmalardan sonra yöneticiler, aşağılık ve zelil bir tutum içinde Müslümanların baş düşmanı Amerika'ya özür dilemek için koşuştular. İslam'a ve Kerim Resulüne saldırı karşısında silik ve utanç verici açıklamalar dışında bir şey yapmadılar. Böylece sömürgecilerle gizli ittifak kurma, onlara ülkelerimizde zemin hazırlama ve tepemize binme hususunda Bin Ali, Mübarek ve Kaddafi'nin değişik bir kopyasından başka bir şey olmadıklarını gösterdiler. Hatta bugün Tunus'ta olduğu gibi Batı'dan özür dileme katliamına binaen gerektiğinde bizi katlettiler. Zira hükümet güçleri silahlarını, dinleri için öfkelenen ve Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e hakaret edilmesini protesto eden Müslümanların göğüslerine doğrultarak iki kişiyi öldürdüler ve onlarca kişiyi yaraladılar.

4-Bu, önceki ve sonraki saldırı, ümmetin gerek heybeti gerekse eylemleri ile geçitleri himaye eden, dini koruyan ve hakları güvence altına alan Hilafet Devleti'ne olan ihtiyacının boyutunu bir kez daha göstermektedir. Yaşanan kitlesel halk hareketi, ümmetin vicdanının diri olduğunu, hayati meselelerinin net olduğunu, her türlü saldırı veya komployu boş çıkaracak bir güce sahip olduğunu teyit etmektedir. Ancak herkes sadece tepki vermenin yeterli olmadığını göstermekteyiz. Bilakis İslam'ın değişim metoduna bağlanmak ve sonunda sadık bir varlığı ikame etmek gerekir ki o, Müslümanların işinin çokluğunu ve parçalanmayı kabul etmez bir tek unsur haline getiren Hilafet Devleti'dir.

وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ "Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti." [Enam 153]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Haçlılar ve Yahudiler Hakarete Devam Ediyorlar, Ümmet Hakaret Edenlerden İntikam Almak İçin Kükrüyor, Yöneticiler Dalkavukluk Ediyor Ne Kadar da Kötü Hüküm Veriyorlar

İslam ümmeti, Kerim Resulüne, Kur'an'ına ve mukaddesatlarına yönelik tekerrür eden hakaretler -ki sonuncusu Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e hakaret eden iğrenç Amerikan filmidir- karşısında öfkeyle kükreyerek hakaret edenlere cevap verilmesini ve intikam alınmasını talep ederken yöneticiler, hakaret edenlerin karşısında utanç duyarak ümmetin vermiş olduğu öfkeli tepkilere karşı çıkmaktalar, İslam'ın ve Müslümanların düşmanı olan, Kerim Resule ve Kur'an-il Mecide yönelik saldırılarda ve hakaretlerde çıban başı olan Amerika'dan özür dilemekteler.

Bizler Hizb-ut Tahrir olarak ümmetin otoritesini geri alması ve aynen geçmişteki Halifelerden selef-i salihlerin yaptığı gibi hakaret edenleri uslandıracak ve saldırganları cezalandıracak bir Halifeye biat etmesi için gece gündüz çalışıyoruz. Bu bağlamda aşağıdaki hususları vurgularız:

İslamî Hilafet'in yıkılmasından sonra Müslümanların mukaddesatlarına yönelik saldırılar, Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e ve Kur'an-il Kerim'e yönelik hakaretler son asırlarda tekerrür etmektedir. Ancak Amerika ve Batılı devletlerin, kendilerini Müslümanların başına yönetici olarak diken kimselerin aşağılık durumunu gördükten sonra bu hakaretlerin hızı azgın bir şekilde arttı.

İslam'a, İslam'ın Nebisi Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e, Kur'an-il Azime ve Müslümanlar nezdinde mukaddes olan her şeye yönelik hakaret kampanyalarının tırmanmasının nedeni, Amerika, Fransa, İngiltere ve tüm Batı devletlerinin İslam'a karşı yürüttüğü sistematik kampanya olup İslam'ı şeytani bir terör dini, şiddetin ve gericiliğin sebebi ve nefret dini gibi göstermesidir. Oysa sömürgeciliği çıkaran, kadınları ve çocukları katleden bizzat kendileri olup utanç verici engizisyon mahkemelerinin kurulduğu yer kendi ülkeleridir. Bu azgın kampanyanın amacı, Batılı halkları İslam'a ve ehline karşı seferber etmektir. Bu, Batılı liderlerin halklarını komünizmden sonra kaçınılmaz düşman olan İslam'a karşı harekete geçirmek için kullandığı bir savunma aracıdır. Yine bu, kapitalizm fikrinin İslam dini karşısındaki çöküşünü engelleme girişimidir. Tüm bu hakaretlerin sorumlusu, bizzat Batılı devletler ve liderler olup sadece bu cürümleri ve alçaklıkları işleyen kişiler değildir.

Şayet Amerika ve diğer Batılı devletler, ayaklarını yerden kesecek ve dengesini sarsacak şiddetli bir tepki görseydi İslam'a ve Müslümanlara saldırmaya cüret edemez veya vatandaşlarının Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e ve Kur'an-il Mecid'e hakaret etmesine izin vermezdi. Ancak düşmanlar karşısında zilleti ve aşağılanmayı alışkanlık edinmiş olan zırar yöneticileri nerde Allah'ın ve Resulünün razı olacağı, ümmete izzetini ve onurunu iade edecek bir tutum sergilemeleri nerde! Bu kişiler, halkın öfkesinden korkarak kınayan kimselerin en idealleridir.

Özellikle Arap Baharı'nın yaşandığı ülkeler olmak üzere İslam beldelerindeki zırar yöneticilerinin utanç verici tepkileri, bölgedeki nüfuzunu arttırmak, egemenliğini pekiştirmek ve bölgenin kaynaklarını yağmalamak üzere Amerika'ya savaş gemileri ve asker gönderme cesareti vermiştir. Derhal büyükelçileri kovmak, konsoloslukları ve casusların yuvalarını kapatmak, Amerika ve diğer hakaret eden saldırgan devletlerle olan tüm alakaları kesmek yerine zırar yöneticilerinin halklarının öfkeli tepkilerine karşı çıkan aşağılık durumunu gören Amerika nasıl cesaretlenmesin ki!

Hakaret eden saldırgan devletlere şunu demek isteriz ki size ve ajan yöneticilerinize isyan eden kızgın İslam ümmeti, gasp edilen otoritesini sizden ve başlarına zorla diktiğiniz yöneticilerden geri almak için büyük adımlar atmıştır. İslam ümmeti, kucak açtığı ve bağrına bastığı Hizb-ut Tahrir ile birlikte hızlı bir şekilde sizlerle birlikte komplocu yöneticilerin hepsini söküp atmaya doğru ilerlemektedir. İşte o zaman Raşid bir Halifeye biat edecek ki verilecek cevabın ne olduğunu göreceksiniz. Selefleriniz geçmişteki Halifelerin verdiği cevapları çok iyi bilirler! O saldırganlar iyi bilsinler ki bu kişilerin kara listesi İslam ümmetinin zihninin bir köşesinde durmakta, gelmekte olan Hilafet Devleti İslam'a hakaret eden, mukaddesatlarını ve simgelerini çiğneyen herkesi hesaba çekecek, onları adalete teslim edecek ve Hilafet Devleti'nin gücünden onları koruyacak yeryüzünde sığınacakları bir çatı bulamayacaklar.

وَلَقَدْ اُسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلك فَأَمْلَيْت لِلَّذِينَ كَفَرُوا ثُمَّ أَخَذْتهمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَاب "Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi de ben inkâr edenlere mühlet verdim, sonra da onları yakaladım. (Görseydin ki) azabım nasılmış!" [Ra'd 32]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] İçin Öfke

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti, Resulullah Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e karşı tekrarlanan hakaretlerin üzerine ve yöneticiler ile rejimler tarafından da Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e destek vermeye ve onun onurunu savunmaya yönelik gösterilen malum zayıflık karşısında "Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] İçin Öfke" başlığı altında düzenleyeceği öfke gösterisine katılmaya davet eder.

Gösteri; 17.09.2012 pazartesi günü, Kamu Taşımacılığı Şirketi karşısında bulunan iş hanları yanındaki Tabarbor bölgesinde akşam saat tam 17:30'da olacaktır.

Enes [Radıyallahu Anh]'den, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

 

لا يؤمن أحدكم حتى أكون أحب إليه من والده وولده والناس أجمعين

"Ben kendisine, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça sizden biriniz iman etmiş olmaz." [Buhari tahric etti]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Rasul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e Yönelik Tekerrür Eden Hakaretler, Ciddi ve Şerefli Bir Tutum Sergilemeyi Gerektirir

Resulün ve İslam risaletinin görüntüsünü çarpıtan iğrenç bir film yoluyla Nebi Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e yapılan hakaretle Müslümanların mukeddesatları bir kez daha azgın bir saldırıya maruz kalmıştır. Müslümanların Kahire ve Bingazi'deki fevri tepkileri dünyadaki siyasileri şok etmiş ve onları korkutmuştur.

Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e yönelik tekrrür eden hakaretler, İslam dünyasındaki ve Batıdaki tepkiler karşısında şu hususları vurgulamamız gerekir:

1- Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e hakaretler olduğu sürece bu hakaretler, Allah'ın yeryüzünü ve üzerindekileri kendine döndürünceye kadar kınanacaktır. Zira Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], akidemizin bir parçasıdır, hidayete erdirendir, sünneti bizim için bir şeriattır, tüm Müslümanlar nezdindeki konumu pazarlığa ve tavize yer verilmeyecek derecede açıktır.

2- Bu yeni hakareti, senelerce şahit olduğumuz birçok İslam beldesinin işgal edilmesi ve Batılı siyasilerin yürüttüğü siyasi uygulamalar da dahil İslam'a yönelik azgın saldırı bağlamından ayrı düşünmek imkansızdır. Zira onlar, iç ve dış çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla İslam'ın görüntüsünü çarpıtmak için birbirleri ile yarışmaktadırlar. Bu nedenle bu filmi, İslam'ın ve Müslümanların maruz kaldığı yalanlar, saptırmalar ve çarpıtmalar yüzünden İslam'dan korkan fanatik toplumları ortaya çıkaran bu uygulamalardan ayrı düşünmek imkansızdır. Binaenaleyh Batılı liderlerin, şu anda kendilerini temize çıkarmaları, bu ve diğer hakaretlerden sorumlu olmaktan kaçınmaları imkansızdır.

3- Müslümanların içerisinde bulunduğu hüsranın nedeni, İslam'ın değerlerini ve mukeddesatlarını koruyan İslam Devleti'nin yokluğudur. Bazı Müslümanların duygusal tepkilerinin nedeni ise Arap baharının ortaya çıkardığı ılımlı hükümetlerin, Körfezdeki sahte İslami göründeki hükümetlerin, İran'ın ve İslam dünyasındaki sözde siyasi liderlerin, İslam'ın farz kıldığı şeri vecibeyi yerine getirmemeleridir. En azından onların büyükelçileri kovmaları, özellikle petrol sevkıyatı olmak üzere bu tür hakaretlere izin veren herkesle diplomatik ve ekonomik ilişkileri kesmeleri gerekirdi. Hatta bu tür hakaretlere yaklaşımla ilgili şeri hüküm, bu tür hakarette bulunan kişileri koruyan devletlerin fiilen muharip devlet sayılmasıdır. İslam dünyasındaki başarısız hükümetlerin acziyeti, halklarında ümitsizlik oluşturmakla birlikte Arap Baharı ayaklanmaları sonucunda meydana gelen şekli değişim gibi değil fiili siyasi bir değişime şiddetle ihtiyaç olduğunu gösterdi.

4- Bazı insanların, Resule yapılan hakaretten dolayı Müslümanların gösterdiği öfkeyi ölçüsüz göstermeye çalışarak yürüttükleri karalama kampanyalarına karşı çıkmamız gerektiği gibi hiç bir kimsenin "aşırıcıların" bu durumu kendi çıkarları için istismar ettiğini iddia ederek Müslümanların arasına fitne sokmasına da izin vermemeliyiz. Resulü savunmak tüm Müslümanları ilgilendiren hayati bir meseledir. Müslümanların öfkelenmesi, ne bir fanatikliktir ne de hoş görürsüzlüktür. Aksine barbar ve hoşgörüsüz birisi varsa o da Resule hakareti korunması gereken bir hak olarak gören Batı hadaratı ve sistemleridir. Yine tarih boyunca azınlıklara karşı ve şu günlerde Müslümanlara karşı ırkçılığı ve hoşgörüsüzlüğü ifraz ederek onları tekerrür eden iftira ve çarpıtma kampanyalarının hedefi yapan Batı hadaratı ve sistemleridir. Dolayısıyla bu hadarat, birbiri ile uyumlu ve hoşgörülü bir toplum oluşturamaz.

5- İslam, İslam akidesi hakkında tartışma yapılmasını yasaklamadığı gibi İslami yaşam tarzı ve İslam'ın sistemleri hakkında objektif tartışma yapılmasını da yasaklamaz. Aksine İslam, bu davetin tebliği edilmesi için Müslümanları eziyetlere katlanmaya teşvik eder ve devlete Müslümanı ve gayrimüslimi ile eşit şekilde tebaanın haklarını garanti altına almasını emreder. Dolayısıyla İslam, onların hayatlarını, mülklerini, ırzlarını ve inançlarını korur. Bu ise İslam'ın dışında başka hiç bir nizamın kesinlikle garanti altına almadığı bir durumdur. Ancak İslam, Allah'a ve Resulüne hakaret edilmesine kesinlikle izin vermez. Hatta Resullerin hiç birine hakaret edilmesine de izin vermez.

6- Hizb-ut Tahrir, dünyanın dört bir tarafında çalışmaktadır ve Müslümanları, İslam dünyasındaki nizamları ortadan kaldırarak Hilafet'in olduğu İslam Devleti'ni ikame etmeye davet etmektedir. Ki İslam'ın şerefli değerlerini koruyacak, onları dünyaya taşıyacak, Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'i ve Müslümanların mukeddesatlarını savunacak olan İslam Devleti'dir. Bu çalışma üzerinde ısrar etmemiz, sürekli olarak Müslümanları bu çalışmayı desteklemeye, benimsemeye ve katılmaya çağırmamız sırf İslam'ın ve Müslümanların korunmasını garanti edecek yegane çözümün bu olmasından dolayıdır. Dolayısıyla Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in ümmetinin, Batının değerlerini ve sistemlerini kaldırıp atarak İslam'ı ve sevgili Resulümüzü koruyacak devleti ikame etmeleri gerekir.

Son olarak Batıdaki tüm Müslümanları, Resulü savunmak ve Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şahsını ve İslam risaletini çarpıtmayı hedefleyen yalanlara karşı koymak üzere tek bir saf olmaya teşvik ediyoruz. Bunu ise İslam'a davet ederek bir insan, nebi, devlet adamı, siyasi ve askeri lider olması vasfı ile Kerim Resulün sahip olduğu şerefli sıfatları ortaya koymakla yapmalıdırlar.

O halde ey Müslümanlar! Sessizliğinizi bozun ve yüksek bir sesle canımızdan, malımızdan, ailemizden daha çok sevdiğimiz ve uğrunda varımızı yoğumuzu ortaya koyacağımız Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e hakaret eden veya bu hakareti meşrulaştıran herkesi kınayın.

إِلا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللهُ "Eğer siz Allah'ın Resulüne yardım etmezseniz, Allah ona kesinlikle yardım eder." [Tevbe 1]


Şadi Farica
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
İskandinavya

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Amerika, Kendi Değerlerinin, Hayat Tarzının, Büyükelçilerinin ve Vatandaşlarının Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in Şerefinden Daha Mukaddes Olduğunu Sanıyorsa Yanılıyor

Nebi Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şerefi, bu dünyadaki herkesten ve her şeyden daha mukeddestir. Amerika, hayat tarzı ile bağlantılı değerlerinin, büyükelçilerinin ve vatandaşlarının Nebi Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e kıyasla bir şeye eşit olduğunu sanmasın. Zira Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şerefi, Amerika'nın sapık hayat tarzından, büyükelçilerinden ve vatandaşlarından çok daha azimdir. Amerika, dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir zamanda kendi hayat tarzına, büyükelçilerine ve vatandaşlarına herhangi bir şekilde saldırıldığında sahip olduğu bütün propaganda araçlarını, savaş ve işkence araçlarını ve bütün imkanlarını seferber etmektedir. Amerika, Müslümanların Kerim Resullerine yönelik iğrenç hakaret tarzına karşı sessiz kalmalarını beklemektedir. Ancak böyle bir şey asla olmayacak ve İslam ümmeti, Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e yönelik saldırıyı protesto etmeye devam edecektir.

Hizb-ut Tahrir, Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e yönelik hakareti ve Amerika'nın kendi değerleri, hayat tarzı ve vatandaşları ile Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şerefini eş tutma girişimlerini şiddetle kınamaktadır. Ayrıca Hizb-ut Tahrir, Müslümanları protestolarını sürdürmeye ve bunun daha ötesine geçerek Amerika'nın yaşam tarzını, demokratik sistemi ve İslam topraklarındaki ajanlarını söküp atarak Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şerefini koruyacak olan Hilafet Devleti'ni geri getirmek için çalışmaya davet etmektedir. Yine Bangladeş'teki Müslümanları, Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şerefine yönelik saldırıya karşı toplu protestolar yapma hususunda Arap ülkelerindeki kardeşlerine katılmaya ve aşağıdaki hususları talep etmeye davet etmektedir:

1- Amerikan ordusunun Savar ve Dakka'daki tatbikatlarının derhal durdurulmasını.

2- Amerikan deniz kuvvetlerinin 17-24 Eylül tarihleri arasında Chittagong şehrinde yapacağı tatbikatların iptal edilmesini.

3- Amerika ordusu ile Hawaii'de yapılması planlanan güvenlik diyalogunun iptal edilmesini.

4. Amerika Birleşik Devletleri ile 10-19 Eylül tarihleri arasında yapılacak olan stratejik diyalogun iptal edilmesini.

5- Amerikan büyükelçiliğinin tamamen kapatılması, stratejik, diplomatik, güvenlik ve diğer tüm ilişkilerin kesilmesini.

Devamını oku...

وَلاَ تَحْسَبَنَّ ٱللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ ٱلظَّالِمُونَ "(Resulüm!) Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!" [İbrahim 42] Mahkeme, Rejimin Meşruiyetinin Erozyona Uğradığına Hükmetmiş, (İslamcıların) Adaletini İfşa Etmiş,

  • Kategori Fas
  •   |  

(Müminlerin emirinin) olduğu bir devletin altında, (İslamcıların) hükümetinin gölgesinde ve (İnsan Hakları Derneği'nin eski avukatı ve başkanı) olan Adalet Bakanı'nın döneminde ve Adalet ve Özgürlükler Bakanlığı'nın Tihâmî Necîm ile Said Fuad'ın siyasi tutuklu olduklarını itiraf etmesinin ardından Temyiz Mahkemesi, 11.09.2012 günü bu ikisi hakkında ilk aşamada on aydan bir buçuk yıl hapsin uygulanması hususunda verilen kararların kaldırılmasına hükmetmiştir.

Rejim, Tihâmî Necîm ile Said Fuad'ın kınanmasıyla ilgili olarak hata etmiştir. Zira bu kararıyla rejim, sadece rejimin meşruiyetinin erozyona uğradığına hükmetmiş, (İslamcıların) hükümetinin adaletini ifşa etmiş, insan hakları ve reform iddialarını açığa çıkarmış olmaktadır. Halbuki Tihâmî ve Necîm, mücrim değil iki Müslüman olup suçları ise hükümlerinin ikame edilmesi yoluyla dinin hakim olması için çalışmaları ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in, ثمَّ تكون خلافة على منهاج النبوة "Sonra Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet olacak" şeklindeki müjdesini müjdelemeleridir.

Bu kararlarla ilgili olarak rejime, Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu bildiren Ebi Musa el-Eşarî'nin hadisini müjdeleriz: إِنَّ اللَّهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ "Allah, zalime mühlet verir. Ama onu bir de yakaladı mı bir daha bırakmaz." Sonra da Resulullah  [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şu ayeti okumuştur: وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ "Rabbin, zalimlik eden ülkeleri yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetli) olur. Şüphesiz onun yakalaması çok şiddetlidir,  çok elem vericidir!" [Hud 102] Nitekim seleflerimiz, bu ve benzeri hadisleri okurlar ve Âd, Semûd ve Firavun'un akıbetleri hakkında tefekkür ederlerdi. Şimdi bizler de bu hadisi okuyor ve onu, İbn-u Alili Tunus'da, Kaddafili Libya'da, Mübarekli Mısır'da, Salihli Yemen'de ve Beşarlı Suriye'de kendi gözlerimizle görüyoruz. Dolayısıyla bu rejim de kendisinin Allah'ın tuzağından emin olduğunu sanmasın.

Yine Yargıç ve onun arkasındakilere, Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem[‘in şu kavlini müjdeleriz:

القضاة ثلاثة : اثنان في النار و واحد في الجنة، رجل عرف الحق فقضى به فهو في الجنة، ورجل عرف الحق فلم يقض به وجار في الحكم فهو في النار، ورجل لم يعرف الحق فقضى للناس على جهل فهو في النار "Üç çeşit Hakim vardır: Bunlardan ikisi cehennemde biri de cennettedir. Hakkı bilip onunla hükmeden kişi cennette; hakkı bildiği halde onunla hükmetmeyerek hükümde zulmeden ve hakkı bilmediği halde insanlara cehaletle hüküm veren kişiler de cehennemdedir."

Ümmetimize de; Hizb-ut Tahrir kafilesinin, despot yöneticiler kerih görseler bile Rabbinin vaadi ve Nebisinin Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet olan müjdesini gerçekleştirmek için râyesini kaldırarak hedefine doğru ilerlediğini müjdeleriz.

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيدًا  وَنَرَاهُ قَرِيبًا "Doğrusu onlar, (o azabı) uzak görüyorlar. Biz ise onu yakın görmekteyiz." [Meâric 6-7]

إِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ "Onlara vaat olunan (helak) zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?" "Hud 81"

Allah, Hizb-ut Tahrir'in yıldızını yükseltmeyi nasip etsin.

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ "Şüphesiz ki Allah, emrine galiptir. Velakin insanların çoğu bunu bilmezler!" [Yusuf 21]

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ "Zulmedenler, nasıl bir yıkılış ile yıkıldıklarını çok yakında bileceklerdir." [eş-Şu'arâ 227]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Sudan'daki En Hayırlı Davet Taşıyıcılarından Ayaklanan Şam Özgürlerine Bir Mektup

Her sabah akşam bizlere, Suriye'de durmak bilmeyen şehitlerin, kaybolanların, mültecilerin, yıkımların ve tahribatların arttığı haberleri gelmektedir... Nitekim onurlu ayaklanma yerinde, cinsiyete göre 2446 kadının, 27527 erkeğin şehit olduğu ve hatta 04.09 günü toplam sayının 29973 olduğu ve Lübnan, Türkiye ve Ürdün'de yaşamın minimum gereksinimlerinin bile bulunmadığı mülteci kamplarının sayısının binlere ulaştığı zikredilmektedir. Dahası Ürdün'de, asrın Firavunu Beşar Esad'tan kaçan mülteciler yeryüzünün haşaratlarının kurbanı olmuşlardır. Bundan daha kötüsü ise Ürdün Kralı'nın, el-Zaateri Kampı'nda bulunanlardan bir kısmının ayrılması ve onlardan geriye kalanlarının da kamptan çıkmaması ve bir güvenlik izni olmaksızın da ziyaretlerin yasaklanması gerektiği şeklindeki kararı olmuştur. Ürdün'de Yahudilerin hayat nedenleri uzatılırken işte bunlar meydana gelmektedir.

Amerika, Rusya ve Çin'in olduğu kafir düşmanların ipiyle kanlarımızı yalayan Müslümanların yöneticileri, Müslümanların yöneticilerinin ihaneti ve Müslümanların ordularının Suriye'deki halkımıza destek verme hususundaki ihmalkarlığı artık uzak olsunlar!

Sudan'da davet taşıyıcıları olarak bizler, Suriye'deki kardeşlerimize deriz ki; Vallahi sizlerin acısı bizim acımız, sizlerin yarası bizim yaramız ve sizlerin kaybı da bizim kaybımızdır. Dolayısıyla sizlere, Suriye el-Massa Gazetesi'nin 24. Haziran 2012 günü aktardığına göre Sudan Dışişleri Bakanı'nın Avusturya Die Brise Gazetesi'ne, Sudan'ın Suriye'nin işlerine müdahalede bulunmayı reddettiğini, onu diyaloga ve siyasî çözüme tabi olmaya davet ettiğini ve muhtelif tarafların krize dönük barışçık bir çözüm üzerinde durduklarını vurguladığı sözlerinin, evet tüm bunların bizleri temsil etmediğini vurgularız. Zira o, insanlara haksızlık eden ve sadece insanlara değil taşlara ve ağaçlara bile eziyet eden bir rejim olan zalim yönetiminde kalabilmesi için mücrim Beşar Esad'a nasihatler ve direktifler gönderen hükümetini temsil etmektedir.

Bu asırdaki yöneticiler tek bir millet olup Allah'ın indirdikleriyle hükmetmedikleri sürece bir rejimin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Dolayısıyla bizler, zulüm, katliam ve komplodan başka bir şey beklememekteyiz. Nitekim General Muhammed ed-Dabi ile onun meşum misyonunun, ülkenize dönük yapmış olduklarına ve onun kanlarınız ile fedakarlıklarınız üzerinden yalancı şahitliğe sürüklenmesine gelince; bunun günahı çok büyük olup bizler de bundan dolayı tiksinti duymaktayız.

Şam'daki kardeşlerimiz: Sudan'da bizler, Suriye kasabı Esad ile birlikte suç ortaklığı yapanların söylediklerinden ve yaptıklarından beriyiz. -Vallahi Allah biliyor ya- bizler sizlerdeniz ve sizlere dokunan bizlere de dokunduğu gibi yaralarımız da tektir. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ"Muhakkak ki müminler kardeştirler." [Hucurat 9]

Ve Resulümüz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'de şöyle buyurmaktadır:

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ شَيْءٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى "Birbirlerine karşı sevgide, birbirlerine karşı şefkatte ve merhamette müminlerin misali, bir vücudun misali gibidir. (O vücudun) organlarından biri şikayetlendiği zaman, vücudun diğer (organları) birbirlerini uykusuzluk ve ateş ile (o acıya ortak olmaya) çağırırlar."

Subhânehu'dan; fedakarlıklarınızı kabul etmesini, sizleri genişliği yeryüzü ve gökyüzü kadar olan cennetiyle ödüllendirmesini, üzerinize mümin kullarına vaat etmiş olduğu nusretini indirmesini niyaz ediyoruz. Dolayısıyla kurtuluş, azim İslam ideolojisi Raşidi Hilafet Devleti altında tatbik edildiğinde olacaktır. İşte bu mektubumuz bizlerden, ne kadar engeller olursa olsun Hilafet'i kurmak için sizlerle birlikte çalışacağımıza dair bir vaattir. Zira Hilafet, gerek sizler gerekse hem Allahuteala'nın izniyle gelmekte olan Hilafet'in hem de tüm İslam ümmetinin ayaklanmasının olduğu sadece Allah adına olan mübarek ayaklanmanız için bir nusret olacaktır. Çünkü ümmetin bütün krizlerini çözmeyi ve onu, ister bizlere emreden kralların düşmanlığından olsun isterse temsilcinin güçlü olduğu ve kafirin de zulmedip küstahlaştığı bir zamanda bizlere saldıranları uzaklaştırmada olsun tüm despotların tasallutundan kamil bir şekilde kurtarmayı garanti edecek olan bizzat Hilafet'tir. Dolayısıyla insanlar zulümden kurtulmadan ve haklar sindirilmeden önce uzak yakın herkesin yardım talep etmek için kendisine başvuracağı yer Hilafet olacaktır. Zira insanları, kula kul olmaktan insanların Rabbine kulluk etmeye, dinlerin zulmünden İslam'ın adaletine ve dünyanın sıkıntısından dünyanın ve ahiretin mutluluğuna kavuşturacak olan odur. Nitekim refahı, güvenliği, istikrarı ve saadeti garantileyecek olan da Hilafet'tir. Yoksa bu olmaksızın, Müslümanlar olmamız vasfıyla sadece bizler değil bilakis tüm dünya, birbirlerinin karanlıkları içerisinde devam edip gidecektir.

 

Hak, Allah için nefislerini satanlara muhtaçtır

Gecelerin sonları zifiri karanlık olduğunda da şafak vakti yakınlaşır

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER