Cuma, 15 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/28
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- (Kur'an'ın Dışındaki Bir Anayasadan Asla Razı Olmayacağız) Kampanyası Faaliyetleri Kapsamındaki Hilafet'in Yıkılışının Doksan Birinci Yıldönümü Münasebetiyle Hilafet'in Yıkılışının Yıldönümünde Bir Konuşma Gösterisi

 

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti sizleri; Genel Yaşam Hastanesi yakınlarındaki Batı kolunda,

17.06.2012 Pazar günü akşam saat 17:30'da yapacağı konuşma gösterisine katılmaya davet eder.

Herkes Davetlidir

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Genelkurmay Başkanından Sansasyonel İtiraflar

18 Haziran Pazartesi günü BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ile görüşen Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel'in medyaya yansıyan açıklamaları, bağımsız, lider, örnek model vs. olduğu iddia edilen Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerçek vakıasını, en yetkili ağızlarından biri vasıtasıyla ifşa etmiştir. Org. Özel, aslında TSK'nın Kandil'e girebileceği, ancak bunun için bir "devlet kararı" gerektiği, tabii bunun uluslararası bir boyutunun da olduğu, dolayısıyla Irak'ın hamisi konumundaki Amerika'nın izninin gerektiği, ayrıca bu tür bir operasyonda meydana gelebilecek zayiatların toplum tarafından kabullenilmesi gerektiği şeklinde 3 şart sıralamıştır. Şimdi soruyoruz:

1. Sınırötesi operasyon için meclisten çıkarılmış bir tezkere olduğuna, Milli Güvenlik Kurulu'nun bu yönde kararları bulunduğuna, "terörle mücadele" en öncelikli devlet meselesi olarak algılandığına göre, daha hangi "devlet kararı" gerekmektedir? Derin devlet mi, yabancı devlet mi, yoksa başka bir şey mi?

2. Amerika, hangi yasalara göre, gayri meşru ve yalan bahaneler ile işgal ettiği Irak'ın hamisi sayılmaktadır? Sınır tanımaz bir sömürgecilik ve işgal ile damgalanmış Amerika, hangi hak ve meşruiyet ile Türkiye'nin onay makamı konumuna oturmaktadır? Ya da Amerika, bir devlet vasfından öte uluslararası hukuk kurumu gibi bir şey mi addedilmektedir de, onun izni olmadan adım atılmaz zehabına kapınılmaktadır? Türkiye Cumhuriyeti devleti bağımsız bir devlet midir, yoksa Amerika'ya bağlı bir sömürge vilayeti midir? Sadece bu söylem, Amerika'nın izni olmadan Türkiye gibi güya büyük ve lider bir devletin kendi vatandaşlarının güvenliğini dahi sağlamaktan aciz olduğu anlamına gelmez mi? Buna göre Amerika nasıl bir müttefik ve nasıl bir stratejik ortaktır?

3. Her fırsatta gücüyle övünen ordunun, aslında Kandil'de büyük bir zayiat verebileceğini ve toplumun buna hazır olması gerektiğini söylemek, gerçekte o büyüklenmelerin koca bir palavradan ibaret olduğuna işaret etmez mi? Amerika veya "İsrail" tarafından satılan veya modernize edilen tüm hava araçlarına ve silah sistemlerine bağımlı olmak demek, gerçekte Amerika yada Yahudi varlığının izni haricinde hareket edilmesinin zaten büyük bir zayiatla sonuçlanacağı anlamına gelmez mi?

İşte tüm bunlardan sonra deriz ki, Uludere olayında istihbaratın kimden geldiği ve vur emrinin kim tarafından verildiği bilgisini, şaşırtıcı bir şekilde gizli tutma gayretleri ile Genelkurmay başkanının bu itirafları gerçek vakıayla örtüşmektedir. Keza düne kadar azgın Suriye kasabı Esed'i tehdit eden devlet yöneticilerinin, Amerikalı yetkililer ile görüşmelerinin akabinde, yaşanan tüm katliamlara kör gözlerle bakıp ölü sessizliğine gömülmeleri de, bu devletin kendi öz iradesinden ve karar alma mekanizmalarından mahrum olduğunu göstermektedir. Bu gerçekler, Türkiye yöneticilerinin bütünüyle sömürgeci kâfirlerin dış politikası ekseninde hareket etmek zorunda kaldığını ve kendi savaş uçağını düşürenlerden dahi onlardan izinsiz hesap soramadığını da gün yüzüne çıkarmaktadır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Belli Bir Kişinin İzolasyonu İçin Değil Fasit Rejimin Tümüyle İzolasyonu İçin Birlikte Çalışalım

Yüksek Anayasa Mahkemesi 14.06'da, yani önümüzdeki Perşembe günü, geçmiş dönemde Mısır'daki siyasî hayatı ifsat edenlere dönük siyasî izolasyon yasasına bakacaktır. Halk Meclisi ise siyasi izolasyon yasasını, geçen Nisan ayında benimsemiştir. Bu ise Ömer Süleyman'ın devlet başkanlığı adaylığını açıklamasının ve bunu da Askeri Konseyin onaylamasının ardından gerçekleşmiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı seçim komisyonu, orgeneral Ahmed Şefik'i devlet başkanlığı adaylığından uzaklaştırmış ve sonra da izolasyon yasasının anayasaya aykırı olduğu şeklinde şikayetinin ardından geri dönerek onun seçimlere girmesine izin vermiştir. Bunun ardından seçim komisyonu, anayasal boyutuna bakması için yasayı, Yüksek Anayasa Mahkemesi'ne göndermiştir.

Yargı tercihlerinden biri de Anaya Mahkemesi Komisyonu'nun raporuna göre yasanın, anayasaya aykırı olduğudur. Hatta onun anayasal olduğuna hükmedilse bile Şefik, tekrar seçimlerden uzaklaştırılmayacaktır. Çünkü yüksek komisyonun, devlet başkanlığı seçimlerine dönük kararının ardından şikayetinin kabul edilmesi ve devlet başkanlığı yarışını sürdürmesi yasal bir durum kazanmıştır. Çünkü komisyonun kararları, bazı hukukçuların söylediğine göre anayasa beyannamesinin metniyle güçlendirilmiştir.

Hizb-ut Tahrir / Mısır Vilayeti olarak deriz ki:

1- Bütün çalışmamız,  devrik Mübarek yönetiminin son 10 yılı boyunca bu rejimin koltuğunu işgal eden belirli kişilerin izolasyonu için değil de bu fasit rejimin tümüyle izolasyonu için olmalıdır.

2- Bütün ümmet, bu rejimi ortadan kaldırmak ve İslam akidesinden fışkıran İslamî Hilafet Nizamı'nın olduğu İslam Nizamı'nı tatbik etmek için harekete geçmelidir. Çünkü ümmetin taşıdığı ve İslamî akidesinden fışkıran bütün mefhumların, mikyasların ve kanaatlerin icra varlığı bizzat Hilafet'tir. Dolayısıyla devlete, anayasaya ve yasalara esas olması gereken işte bu akide olduğu gibi onu davranışlarının, mefhumlarının, mikyaslarının ve kanaatlerinin esası kılmayan bir kimsenin insanların işlerinin gözetimini üstlenmesine izin vermeyen de bu akidedir.

3- Nitekim ayaklanmaya katılan bazı siyasî güçler, ayaklanmanın hedeflerinin nizamın başının izolasyonuyla birlikte tamamlanacağını zannederek iktidar rejimine altın bir fırsat vermelerinin yanı sıra ayaklanma meydanlarından erkenden çekildikleri gibi Askerî Konsey ile avenelerinin sürüklediği "demokrasi oyununda" rekabet etmekle meşgul olmaktadırlar. Dolayısıyla onların ölümü, rejimin pisliğine ve hala Mısır'ın siyasî ortamını etkilemeye devam eden Amerika'nın komplosuna yönelik bilinçlerinin zayıf olmasından dolayı olmuştur. Dolayısıyla da bizler, 25 Ocak öncesine geri döndürmeye çalışılmaktadır!

4- Gerek fasit kanunların gölgesinde gerekse de kalıntıları korumakla birlikte ülkenin geleceğini yok etmek için Amerika ile koordinasyon kuran bir liderliğin gölgesinde kurtuluşu ve değişimi nasıl umut edebiliriz? Zira bu, ayaklanmamızın kendisi için olduğu kanunların aşkı için farklı üslupları ustaca kullanmaktır. Dolayısıyla bizim, mahkemenin, bu kanunlar yoluyla katilleri beraat ettirdiğini ve yeniden otoritenin başını devam ettirmeleri ve kendilerini getirenin bizzat oy sandıkları olduğu gerekçesiyle insanlara istediklerini yapmaları için onları "demokratların" rekabetine geri döndürdüğünü görmeliyiz!

Bu ümmetin bütün muhlis evlatlarının, rejimin ve adaleti sağlayamayan, mazluma insaf etmeyen ve sıkıntıdan kurtaramayan kokuşmuş kanunlarının tümüyle devrilmedikçe ayaklanma yolculuğunun tamamlanmayacağını idrak etmelerinin zamanı gelmiştir. Ayrıca İslamî hayatı yeniden başlatmak, Allah'ın şeriatıyla hükmetmek ve bu batıl beşerî kanunları kaldırıp atmak için çalışmak da kaçınılmazdır ki böylece Müslümanlar Allah'ın rızasıyla nimetlendikleri gibi insanlık da İslam'ın hayrıyla nimetlensinler.

فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى* وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى "Her kim Benim hidayetime tabi olursa o sapmaz ve bedbaht olmaz Her kim de zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu kıyamet günü de kör olarak haşrederiz" [Tâha 123 124]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Sömürgeci Haçlılara Sadakatin Sonucu: Daha Fazla Müslüman Kanının Dökülmesidir إذا لَمْ تَسْتَحْي فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ "Haya Etmiyorsan Dilediğini Yap."

Haçlılar ile onların (hükümet ve parlamentodaki) Afganlı stratejist ortaklarının her ikisi de Afganistan'daki masum insanların katledilmesinde ortaktırlar. Nitekim işgalcilerle imzalanan stratejik ittifakların ardından erkekleri, kadınları, çocukları ve yaşlıları da içeren ölü sayıları daha da artmıştır. Bununla birlikte ajan Hamit Karzai'nin, kafir haçlı ile imzalanan stratejik anlaşmadaki ana hedeflerinden biri, bu korkunç kanlı olaylar ile birlikte aynı şekilde Afgan güçleri tarafından yapılan gece saldırılarını durdurmaktır. Ancak imzalanan stratejik ittifak için Afgan parlamentosunun da yardımıyla bu hatalı gerekçelerin tümünün kullanılmasının ardından Lugar, Badghis, Helmand, Kapisa, Kunar ve Paktia şehirlerindeki onlarca Müslüman haçlılar tarafından katledilmiştir.

Allah Celle Celaluhu, mecîd Kur'anında bu gibi şerir eylemler hakkında şöyle buyurmuştur:

وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ  "Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından gafil sanma! Ancak Allah, onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor."[İbrahim 42-43]

Ancak meşru olmayan stratejik ittifakın imzalanmasının ardından Lugar şehrinin Azra bölgesinde, ikisi sekiz yaşındaki çocuk ve biri de yaşlı olmak üzere üç kişinin katledilmesinin yanı sıra Helmand şehrinde de üç kızı ve iki oğluyla birlikte bir anne katledildiği gibi Kapisa şehrinde de birçok insan katledilmişlerdir. Ayrıca hükümet komitesinin raporuna göre aynı şekilde Kunar şehrinde sekiz kişi katledildiği gibi Paktia şehrinde de tek bir ailenin sekiz ferdi katledilmiş ve en son olarak da Lugar şehrinin Barki Bark bölgesinde kadınların, çocukların ve yaşlılarında olduğu 18 kişi, muharip haçlılar tarafından iğrenç bir şekilde katledilmişlerdir.

Ancak despot rejimin, tüm bu katliam ve yıkım durumlarına tepkisi, ajan ve köle bir rejimin tepkisi şeklinde olmuştur; zira olayı, nifak dolu kelimelerle kınamış ve bu gibi eylemlerin tekrarının onları işgalci kılacağını açıklamıştır! Dolayısıyla o, bu haçlıların ilk gün bu yana işgalci muharip oldukları çığlığını atan gerçeği anlamaktan gafildir. Zira onlar, Müslüman Afgan topraklarını  sert bir şekilde işgal etmişlerdir.

Hizb-ut Tahrir / Afganistan, Afganistan'daki mücahit İslamî ümmete, her gün katlandığımız ve bundan daha kötüsünün olmasının da imkansız olduğu tüm bu acıların sebebinin, kafir muhariplere olan sadakatin ve kafir demokratik rejimin tatbik edilmesinin bir sonucu olduğu şeklindeki çağrısını yeniler.

Artık bu hain yöneticiler ile efendilerinin tüm politikalarına karşı çıkmanın ve Rabbiniz Celle Celaluhu'nun farzı olmasının yanı sıra bütün İslam ülkelerine refahı, kalkınmayı ve sükuneti getirecek izzetinizin kaynağı olan Raşidi Hilafet'i kurmak için gece gündüz ciddiyetle çalışmanın zamanı gelmiştir. Ayrıca izzetimizi, kanlarımızı ve her şeyden önce de tarihte uzun asırlar var olan vahdetimizi koruyacak olan sadece İslam'ın tatbik edilmesidir. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

إنّما الإمام جنة يقاتل من ورائه ويتقى به "İmam [Halife] bir kalkandır onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur."

Ve Allah Celle Celaluhu de o kafirler hakkında şöyle buyurmuştur:

وَلاَ يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّىَ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُواْ "Onlar eğer güçleri yeterse, sizi Dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler." [el-Bakara 217]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ey Panetta! İslamî Ümmetin Amerika'ya Olan Sabrı Uzun Zamandan Bu Yana Tükenmiştir!

07. Haziran 2012'de Amerika Savunma Bakanı Leon Panetta, Pakistan hükümetinin Amerika'nın Afganistan ve Kabileler Bölgesi'ndeki haçlı savaşı için yeterli şeyleri sağlamamasından dolayı hayal kırıklığına uğradığını ifade ederek şöyle demiştir: "Artık sabrımız tükenmiştir." Washington ve Pakistan'daki kuklası Keyâni çok iyi bilsinler ki ümmetin, Amerika'nın zulmüne olan sabrı uzun zamandan bu yana tükenmiştir. Nitekim Pakistan'daki Müslümanlar da bundan müstesna değillerdir.

Pakistan Silahlı Kuvvetleri, Keyâni'nin gizli anlaşmalarından dolayı çok acı çekmiştir. Zira ümmetin Silahlı Kuvvetleri, vahşî Amerika'nın hegemonyası karşısında durmaya muktedir olmasına rağmen o, Kabileler Bölgesi'nde ve Amerika'nın Afganistan'a dönük meşru olmayan işgali karşısında Müslümanların yanında yer almak yerine Kabileler Bölgesi'ndeki saçma fitne savaşında binlerce asker hayatını kaybetmiştir. Bu ise Kabileler Bölgesi'nin evlatlarından silahlı küçük Müslüman bir gurupla karşılaştıklarında akıllarını kaybeden ödlek Amerikan güçlerini koruma dairesinde dönen bir savaştır. Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nde gerçekleşen kayıpların yanı sıra bu bilinmeyen saldırılar, özel Amerikan askerî birim ve kuruluşları tarafından Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik olup bu cürümler de Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ni Kabileler Bölgesine karşı sevk etmek için Müslüman kabilelere yönelik bir suç oluşturmak amacıyladır. Şayet tüm bunlar, ümmetin sabrının tükenmesi için yeterli olmuyorsa o zaman Amerika Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ni şu üç cepheye dağıtacaktır ki bunlar şunlardır. Birincisi: Amerika, Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ni Kabileler Bölgesi'ne karşı sevk edecek. İkincisi: Amerika, Belucistan ve Kabileler Bölgesi'nde bir kaos oluşturabilmek için Hindistan'ın Afganistan'a geçiş yolunu açacak. Üçüncü cepheye gelince: Amerika, Keyâni ile küçük hain zümresinin, normalizasyon yoluyla Hindistan'ın önünde eğilmesini istemekte olup Hindistan'ı da Keşmir'e daha fazla baskı uygulamaya teşvik edecektir. Şayet tüm bunlar, ümmetin sabrının tükenmesi için yeterli değilse o zaman Pakistan ekonomisinin kaybettiği milyarlarca dolar ile Amerikan insansız uçaklarının saldırısı ile terörist bombalamalar sayesinde kaybedilen on binlerce sivilin hayatları ne olacak?

Gerçekten ümmetin, Amerika'nın zulmüne olan sabrı tükenmiştir. Aha işte o şimdi de Amerika'ya karşı ayaklanmaktadır. Ta ki Suriye'deki cesur Müslümanlar, "Halk, Yeniden Hilafet İstiyor" talebini sürekli tekrarlar bir hale gelmişlerdir. Dolayısıyla sadece geriye, İslam dünyasının dört bir tarafındaki Müslüman Silahlı Kuvvetleri'ndeki muhlis subayların, bir adamın omzundan sinekleri silkelediği gibi omuzlarında duran küçük hain zümreyi silkelemek yoluyla İslam yoluna dönmeleri kalmıştır. Ayrıca geriye, bu subayların Hilafet Devleti'ni kurması için Hizb-ut Tahrir'e nusret verme vaciplerini yerine getirmeleri kalmıştır. İşte o zaman Panette ve zebanilerinin şeytanın vesveselerini bile unuttukları görüleceği gibi İslamlarıyla kerim ve aziz olan ve Amerika'nın insanlığa karşı işlemiş olduğu bütün iğrenç cürümlerini muhasebe edecek olan bir ümmet görülecektir.

وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لا يَعْلَمُونَ"Oysa izzet Allah'ın, Resulünün ve müminlerindir. Ancak münafıklar bilmezler." [Münafikun 8]

Panetta ile sömürgeci devletine; vahşî politikasından ve İslamî ümmete tuzak kurmaktan vazgeçmesini, "özgürlük" ilkesini kaldırıp tarihin çöplüğüne atmasını ve alternatif olarak da Rabbani yüce bir hadarat olan İslam'ı benimsemesini tavsiye ederiz. Zira dünyanın ve ahiretin kurtuluşu bundadır. Yok şayet yüz çevirirlerse Romalılar, Persler ve Firavunlar gibi kendilerinden önceki yeryüzünün tagutlarında onlar için ibretler vardır.

أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ فَذَاقُوا وَبَالَ أَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ "Daha önce inkar edenlerin haberi size ulaşmadı mı? İşte onlar (dünyada) yaptıklarının cezasını tattılar. Onlar için acı bir azap da vardır." [Tegabun 5]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hafız Esad'ın Golan Tepelerini Yahudi Devletine Satışının 45. Yıldönümünde Hain Esad Rejiminin Devrilmesinin Yakın Olduğu Hususunda Suriye Müslümanlarını Müjdeleriz

1967 yılının haziran ayındaki böylesi bir günde o zamanki Arap yöneticileri, İslam ümmetine karşı iğrenç bir cürüm işlemişlerdir; zira altı gün içerisinde, Mısır, Ürdün ve Suriye'deki İslami ümmetin ordularının Yahudi devletine mağlup olmalarını sağlamışlardır. Nitekim o vakit bu ordulara liderlik edenler, mücrimlerinin en büyükleri olmuşlardır ki bunlardan biri de; düşmanlar Golan'a girmeden tam bir gün önce Golan'da savaşan Suriye ordusunun geri hattındaki bir şehir olan Kanitra'nın düştüğünü açıklayarak bu ordunun bozulmasına ve geri çekilmesine yol açan Suriye'deki Hafız Esad'tır. İşte bu meşum günde Batı'nın ajanı Hafız Esad, Golan'ı satmasının bedeli olarak Şam'daki yönetim koltuğunu elde etmiştir.

Hakeza Suriye, bu mücrim ailenin iktidarı altında birçok kez şoka uğramıştır: Mesela Hafız Esad'ın Golan'ı sattığı gün, Yahudi devletinin sınırlarını güven altına aldığı gün, Hama katliamını işlediği gün ve iktidarı katil babasının helak olmasının ardından katil Beşar'a miras olarak bıraktığı gün gibi. Aha işte Beşar, mübarek ayaklanmaya karşı tüm dünyayla gizli anlaşma yaparak mücrim çetesinin işlediği her gün Suriye'ye acı veren katliamları yoluyla mücrim babasının sürecini tamamlamaktadır. Çünkü hala Golan'ın geri kalan bedelinin gözetleyicisi odur.

Hizb-ut Tahrir / Suriye olarak bizler, insanlara özellikle de işgale karşı direndiklerini iddia edenlere ve bu mücrim rejime destek duygusu besleyenlere Golan'ı satan Hafız Esad ile ondan sonraki Beşar'ın, Yahudi devleti ile müttefiklerinin dostları olduklarını hatırlatırız. Zira daha dün Beşar, yeni kukla meclisin önünde düşmanın Yahudilere karşı olan cephede olmadığını bilakis düşmanın içte, yani gece gündüz yerle bir edilen Humus'un kalbinde ve bombalamanın, katliamın ve tutuklamanın mubah sayıldığı Dera, İdlib, Halep ve Şam'da olduğunu açıklamıştır... Yine insanlara, Yahudi devletinin Suriye ile olan tüm savaşında katlettiği silahsız Müslüman halkın on katını Beşar'ın bombalarının katlettiğini hatırlatırız. O halde artık şayet varsa akıllarını başlarına alsınlar ve dini, namusu ve toprakları hususunda ümmetin düşmanlarının en yamanı Yahudi devletinin hummalı bir koruyucusu olan ajan, habis, mücrim ve zalim bir rejime destek verdiklerini fark etsinler. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا أَوْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لا تَعْمَى الأَبْصَارُ وَلَكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُور "(Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur." [Hac 46]

Son Olarak Sevgili Suriye'de Ayaklanan Müslüman Halka Deriz ki:

Kurtuluşunuzun yolunun, bu mücrim rejime karşı ayaklanmak olduğunu gördüğünüz gibi rejime bir biri ardına mühlet veren ve en son planı ise ilan edildiğinden bu yana şehitlerin sayısının 206'sı çocuk ve 214'ü kadın olmak üzere 2286 küsur şehide ulaştığı Annan planı olan Amerika ile Batı'nın size karşı olan tutumunu da gördünüz. O halde Batı'nın sizin meselelerinize dönük tüm müdahalelerini kesin olarak reddettiğinizi ilan ediniz, yılanın başını eziniz ve ülkeyi Esad ailesinin çetesi ile onların yardımcılarından temizleyiniz, 1967 haziran komplosunun yıldönümü sizin için, öncesinde ve sonrasında mubah kılınan Allah'ın hurumatlarının intikamını almaya dönük başka bir itici güç olsun ve işlerinizin dizginlerini de Raşidi Hilafet'in olduğu İslam Devleti'ni kurması için Hizb-ut Tahrir gibi sizin içinizden olan muhlislere teslim ediniz. Zira Hilafet kurulduğunda, Müslümanların Halifesi'nin liderlik ettiği Müslüman ordular, düşmanı yenmek, işgal edilen veya kaybedilen veya satılan İslam topraklarının her karışını geri almak, dahası tüm ülke topraklarını fethetmek ve dünyanın dört bir tarafına hayrı yaymak için kalplerin özlemini duyduğu zafere doğru harekete geçeceklerdir ki böylece devletiniz yeniden dünyanın kandili olsun ve ümmetiniz de insanlık için çıkartılmış en hayırlı bir ümmet olsun.

Sabır, sabır! Zira şer güçleri, birbirlerini ne kadar desteklerlerse desteklesinler Allah katında bunun bir böcek kadar bile değeri yoktur. O halde yere değil semaya bakınız. Zira sizin tek yardımcınız Allahuteala olduğu gibi size nusreti vaat eden de O'dur ve O'nun vaadi ise haktır. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır: وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الأَرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآَوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ "Hatırlayın ki hani siz yeryüzünde az bir mustazaf topluluk idiniz. (Öyle ki) insanların sizi kapıp götürmelerinden korkuyordunuz da Allah sizleri barındırdı, sizi nusreti ile destekledi ve belki şükredersiniz diye de size temiz rızıklar verdi." [el-Enfâl 26 ]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Üç Protesto Gösterisi

Avustralya'nın başkenti Canberra, 09.06.2012'de, yani geçen cumartesi günü, hizbin şebabı, şebabatı ve çocuklarından büyük bir kalabalığın katıldığı Hizb-ut Tahrir / Avustralya'nın üç protesto gösterisine tanıklık etmiştir.

 

Birinci Gösteri, İran Büyükelçiliği'nin Önünde Olmuştur:

Zira Hizb-ut Tahrir / Avustralya, İran Büyükelçiliği vasıtasıyla İran yöneticilerine açık bir mektup yöneltmiş olup mektupta, İran'ın on yıllar boyunca takip ettiği tüm politikalarını kınamıştır:

- İran politikası, Allah'ın şeriatına ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in metoduna aykırıdır. Zira Amerika'nın, Irak ve Afganistan işgalini doğrudan ve lojistik olarak desteklemektedir.

- İran politikası, sadece İslam düşmanlarına hizmet etmek için çatışma bölgesine girdirilen mezhepçi, taifeci ve kavmiyetçi bir projeyi benimsemektedir.

- Silah, adamlar ve takipçiler yoluyla Suriye halkının doğranmasına aktif olarak katılmakta, burada İslam'a karşı savaşmakta ve mücrim Beşar'ı desteklemektedir.

Mektup, Büyükelçiliğin önünde Arapça ve İngilizceye çevrildiği gibi teslim alacak birisi çıkmadığı için de mektup, Büyükelçiliğin posta kutusuna konulmuştur.

Gösteri sona ermeden önce bacılardan biri, Suriye'deki bacılarına destek vermek için bir annenin evladını kaybetmesinin ne anlama geldiğini bilen bir anne gibi etkili bir konuşma yapmıştır. Sonra bir gurup çocuk, Hamaney ve Ahmedinejad'tan her birine İran yöneticilerinin yardımıyla Esad'ın doğradığı Suriyeli çocukların cesetlerinin temsil edildiği bir hediye göndermişlerdir.

 

İkinci Gösteri, Suudi Arabistan Büyükelçiliği Önünde Olmuştur:

Zira biri Arapça ve diğeri de İngilizce olmak üzere iki konuşma yapılmış ve Suriye halkı ile birlikte olan Harameyn ülkesindeki hain rejimin sahte iddialarını ifşa etmişlerdir. Zira bu alanda gerçek hiçbir adım atmamasının yanı sıra ordusunu hiç tereddüt etmeden fasit Bahreyn tagutları için gönderirken sığır gibi doğranan Suriyeli kadın ve çocukların kurtarılması için göndermekten kaçınmıştır. Ayrıca Suudi yöneticilerinin, Suriye, özellikle de Amerika ile ilgili uluslararası projeler ile olan bağlantıları kınanmıştır.

Diğerleriyle birlikte Suudi yöneticileri de daha önce Filistin'i yok ettikleri gibi daha dün Irak'ı da yok etmişler ve bugün de onlar ve diğerleri, halkına destek vermeyi ötelemek yoluyla Suriye'yi yok etmek için çalışmaktadırlar. Ayrıca konuşmacılar, yabancıların Suriye'ye müdahalede bulunmalarının sonuçları hakkında uyarıda bulundukları gibi bunun haramlılığını ve tehlikelerini de açıklamışlardır.

 

Üçüncü Gösteri, Türkiye Büyükelçiliği Önünde Olmuştur:

Zira biri Arapça ve diğeri de İngilizce olmak üzere iki konuşma yapılmıştır.

Erdoğan ve Türkiye yöneticileri, hiçbir sözlerini yerine getirmedikleri gibi Müslümanlara destek verme noktasındaki şeri vaciplerini de yerine getirmemişler, Suriye konusunda Amerikan politikasına bağlı kalmaya rıza göstermişler ve Türkiye'yi, Suriye halkına karşı komplo kurmak, sorumluluklar satın almak ve ajan hazırlamak için bir yuva yapmışlardır.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER