Salı, 12 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir Şebabatı, "Gerçek Bir değişime Davet-Geleceğimiz Hilafet'tir" Başlığı Altında Hilafet Devleti'nin Cihazlarını Sunmak Amacıyla Lahor'da Bir Konferans Düzenlemişlerdir

03. Mart 1924'de Hilafet Devleti'nin yıkılışının yıldönümü münasebeti ile Müslüman ülkelerdeki ayaklanmaları desteklemek için  Hizb-ut Tahrir şebabatı, "Gerçek Bir değişime Davet-Geleceğimiz Hilafet'tir" başlığı altında Lahor'da bir konferans düzenlemişlerdir. Hizb-ut Tahrir şebabatı, insan yapımı bütün rejimlerin başarısızlığı ve insanlığın yeni bir hayat sistemini araştırmaya ihtiyacı olduğu konusunu ele almışlar, İslam'ın insanlığın karşı karşıya kaldığı siyasî, ekonomik ve içtimai sorunları nasıl çözeceğini açıklamışlar ve İslam ümmetinin, Pakistan, Türkiye, Irak ve Mısır gibi dünyanın en uzun nehri ile en iyi tarım arazileri de dahil petrol, kömür, doğalgaz, altın, gümüş ve uranyum gibi zengin doğal ve insan kaynaklarına sahip olduğunu vurgulamışlardır. Ayrıca Süveyş Kanalı, Hürmüz Boğazı ve Bâb el-Mendeb Boğazı gibi önemli deniz ticaret yollarının Müslüman ülkelerinden geçtiğini de vurgulamışlardır.

Konuşmacılar; ümmetin şu andaki ihtiyacının, ajan yöneticilerin ve kafir kapitalist rejimin alaşağı edilmesinde ve Hilafet Devleti'nin olduğu tek bir devletin gölgesinde İslam'ın tatbik edilmesinde gizli olduğunu ve böylece ümmetin durumunun iyileşmesi için devasa doğal ve insan kaynaklarından faydalanılacağını söylemişlerdir. Yine konuşmacılar; Müslümanların İslam'ı hayatlarında yaklaşık 1300 yıl kamil bir şekilde tatbik etmelerine rağmen bu tatbikin sadece üç kıtayla sınırlı kalmadığını bilakis aynı şekilde siyaset, ekonomi, öğretim, tıp ve bilim alanlarında da insanlığı kalkındırdığını ve İslam'ın doğru ve kapsamlı olmasından dolayı da tüm insanların sorunlarını çözdüğünü söylemişlerdir.

Ayrıca konuşmacılar şunu da eklemişlerdir; ümmet, kafirlerin koyduğu sınırları ortadan kaldırmak ve ardından da İslam'ın hayatta kamil bir şekilde tatbik edilmesi için Müslümanları Hilafet rayesi altındaki tek bir devlet altında birleştirmek yoluyla geçmişteki görkemlerine tekrar geri dönebilecek olmasının yanı sıra bizim geriye tek bir seçeneğimiz kalmıştır ki o da ümmeti gerçek değişime yönlendirmektir. Yine konuşmacılar; ümmetin, tüm dünyayı Hilafet'in kurulması yoluyla İslam'ın kapsamlı bir şekilde tatbik edilmesine çağırdığında, sanayi tarihinde önemli bir döneme tanıklık edeceğimizi ve bu hedefin gerçekleşmesi için uluslararası düzeyde Müslüman kadınların da paylarının olduğunu ve bu nedenle de Pakistan'daki kadınların, bacılarının izinde yürümeleri ve bu mücadeleye katılmaları gerektiğini söylemişlerdir.

Konuşmacılar; konferansın sonunda katılımcı kadınları, Hilafet Devleti'ni kurmak amacıyla çalışmak için Hizb-ut Tahrir'e katılmaya davet etmişlerdir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ümmü Derman İslam Üniversitesi'ndeki Hizb-ut Tahrir Şebabı, Suriye Rejimi Tarafından Halkımıza Dönük Uygulanan Baskı ve Katliamı Protesto Etmek Amacıyla Hartum'daki Suriye Büyükelçiliği Önünde Toplanmışlardır

Ümmü Derman İslam Üniversitesi'ndeki Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti şebabı, Fatihab'daki üniversite öğrencilerine bir hitapta bulunmuşlar, ardından da bütün öğrenciler Suriye'deki halkımızla birlikte olduklarını ve mücrim Beşar rejiminin sadece Allah'a iman edip değişimin kaçınılmazlığına inanan savunmasız halkımıza karşı işlediği katliamları reddettiklerini ifade etmek amacıyla Hartum'daki Suriye Büyükelçiliği'ne doğru ilerlemişlerdir. Nitekim konuşma, İslam ümmetinin birliği, bizleri ve Suriye'deki kardeşlerimizi birleştirecek olanın azim İslam'ın olduğu ve onlara isabet edenlerin bizlere de isabet ettiği üzerinde yoğunlaşmıştır. Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], ne kadar da doğru söylemiştir:المُسْلِمُونَ تَتَكَافَأُ دِمَاؤُهُمْ وَيَسْعَى بِذِمَّتِهِمْ أَدْنَاهُمْ، وَيَرُدُّ عَلَيْهِمْ أَقْصَاهُمْ، وَهُمْ يَدٌ عَلَى مَنْ سِوَاهُمْ "Müslümanlar kanlarında birbirlerine denktirler, en alttakiler verdiği emana bağlı kalırlar, en üstekilerde onlara icabet ederler ve onlar kendileri dışındakilere (düşmanlarına) karşı tek yumrukturlar." Dolayısıyla bizim şeri vacibimiz, Suriye'deki kardeşlerimize yardım etmek olup yapılabileceklerin en küçüğü ise Hartum'daki Suriye Büyükelçiliği önünde protesto etmek için toplanmak yoluyla sesimizi dünyaya duyurmaktır.

Şebab, Büyükelçiliğe ulaştıklarında tekbir ve tehliller getirmişler ve aşağıdaki şekilde sloganlar atmışlardır:

"Birdir, Birdir, Müslümanların Kanı Birdir", "Şam Halkı Vaat Edildikleri Hilafet İle Nusret Bulacaklardır", "Allah'tan Başka İlah Yoktur ve Hilafet Allah'ın Vaadidir" ve benzerleri...

Ardından Müslüman ülkeler ile duygularının birliğine ve Sudan halkı ile Suriye halkını birleştirecek olanın azim İslam ideolojinsin olduğuna vurgunun geçtiği bir mektup okunmuştur. Ancak konuşmacı sözlerini bitirmeden önce polis güçleri, bu eylemi yasaklayan unsurların olduğu gerekçesiyle konuşmanın tamamlanmasını engellemişlerdir.

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak bizler, hükümet tarafından bu meşru amele karşı gösterilen bu davranış karşısında deriz ki:

Müslümanlara baskı yapılması ve onların Suriye'deki kardeşlerine yardım etmelerinin engellenmesi, Sudan'daki bu rejimin, son nefesini vermek üzere olan Suriye'deki mücrim rejimin mayasından olduğunu göstermektedir. Allah'ın izniyle yarın, zalimlerin de devri son bulacak ve kendi halklarına düşmanlık ve zorbalık eden dahası onların boğazlarına silah dayayan tüm bu rejimler yıkılacaktır.

Bizler, Müslümanların dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlara yardım edecek olan Raşidi Hilafet'in gölgesi altında İslam'ın kokusunu teneffüs edecekleri şafağın yaklaştığından kesinlikle eminiz.

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ "Zulmedenler, nasıl bir yıkılış ile yıkıldıklarını çok yakında bileceklerdir." [eş-Şu'arâ 227]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İskandinavya'daki Müslümanlar, Şam Halkının Ayaklanmasına Dönük Desteklerini Yenilemekle Birlikte Baas Rejiminin Cürümleri İle Masumların Kanlarını Akıtmasını da Kınamaktadırlar

Hizb-ut Tahrir / İskandinavya, Suriye'deki laik Baas rejimine karşı ayaklanmalarında Şam halkını destelemek ve yardım etmek amacıyla 17.02.2012 Cuma günü, İsveç'in başkenti Stockholm'daki Suriye Büyükelçiliği önünde oturma eylemi yapmasının yanı sıra Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da da bir yürüyüş düzenlemiştir. Nitekim Müslüman kalabalıklar, Cuma namazının akabinde Danimarka'nın başkentinin sokaklarından (Skt. Hans Torv) kentinin meydanlarından birine doğru dolaşmaya başlamışlardır. Daha sonra kalabalıklar durarak tekbirler getirmişler ve mübarek Şam halkının ayaklanmasını destekleyen sloganlar atmışlardır. Bunu da birçok sayıdaki konuşmacının, Suriye'deki son gelişmeler hakkında yaptıkları konuşmaları takip etmiş ve konuşmalarında, Şam ayaklanmasının maruz kaldığı Arap ve Batılı komplolara yönelik şerî ve siyasî tutumu açıklamışlardır.

Konuşmacılar, Suriye'deki Baas rejiminin cürümlerini kınayan ve tagut Beşar rejimine karşı Şam halkını destekleyen sözcüklere de yer vermişlerdir. Ayrıca konuşmacılar, Batı'nın müdahalede bulunması noktasında uyarıda bulunmuşlar ve bunu, siyasi bir intihar olarak nitelendirmelerinin yanı sıra şehitlerin kanlarına ve fedakarlıklarına özellikle de Şam halkının bölgedeki Batılı sömürgeci devletlerin çıkarlarıyla çelişen talep ve özlemlerine dönük bir hıyanet olarak nitelendirmişlerdir. Yine konuşmacılar, Batı politikasının Müslümanların canlarını hiç önemsemediğini ve bu hususu, Suriye'deki Baas rejimi de dahil Müslüman ülkelerdeki zalim ve tagut rejimlere yardım ederek, destekleyerek ve onları koruyarak teyit ettiklerini açıklamışlardır. Dahası konuşmacılar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Örgütü'ne karşı çıkmışlar ve örgütün, ne Filistin'de ne Bosna'da ne Irak'ta ne Afganistan'da ne Keşmir'de nede diğer Müslüman ülkelerde Müslümanların güvenliğini ve kanlarını koruyamadığını bilakis bu Batılı örgütün, Müslüman ülkelere saldırmayı ve işgal etmeyi meşrulaştırmanın bir aracı olmayı sürdürdüğünü açıklamışlardır.

Yine konuşmacılar, Müslümanların, Allahuteala'nın yardımının ardından zatî güçleriyle gerçek değişimi gerçekleştirmeye muktedir olduklarını, Şam halkının mübarek ayaklanmalarında ortaya koydukları güçlü irade ve kahramanca fedakarlıkların bunun kefili olduğunu, bir de buna Müslüman orduların içerisindeki muhlis Silahlı Kuvvetleri'nin harekete geçmesi eşlik ederse en güçlü ve en zorba despot rejimlerin bile yıkılacağını ve bunun, geri kalan Arap ülkelerindeki ayaklanmalar için de geçerli olduğunu vurgulamışlardır.

Dahası konuşmacılar şunu da vurgulamışlardır; İnsanlar, kafir laik Baas rejimini ortadan kaldırmak ve onun yerine İslam ümmetinin akidesinden kaynaklanan İslamî yönetimi ikame etmek için ısrar ettikleri sürece Müslümanların mübarek ayaklanmaları ile Şam'daki kahramanca fedakarlıkları asla heder olmayacak ve böylece ayaklanmanın hedefleri ve talepleri de gerçekleşmiş olacaktır.

Kapanıştan önce protestocular, Müslüman ülkelerdeki Silahlı Kuvvetleri'nden, Şam halkını koruma ve Hilafet Devleti'ni kurma hususundaki görevlerini yerine getirmek için harekete geçmelerini talep eden bir mektup okumuşlar ve sonra da dua için ellerini kaldırarak, Allahu Subhânehu'dan, Şam halkına ve diğer Müslümanlara lütufta bulunmasını ve Müslüman ülkelerdeki zalim tagutlara karşı nusret vermesini talep etmişlerdir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Avustralya İstihbarat Teşkilatı (ASIO), İfsat Etmekte, Pervasızlaşmakta ve Vizyonunu Kaybetmektedir

Geçen hafta sonunda basın raporları, Avustralya İstihbarat Teşkilatı (ASIO) konusuna ve Müslüman toplulukların ilişkilerine tuzak kurmakla karakterize olan yöntemlerine ışık tutmuşlardır. Bu raporlar, bir önceki ay yayınlanan benzer raporların akabinde geldiği gibi aynı şekilde ASIO Başkanı David Irvine'nin 23 Ocak 2012'de Sidney Enstitüsü'nde (Sydney Institute) yaptığı konuşmasının akabinde gelmiştir. Zira o, şöyle demiştir: "Yerel olarak oluşan terörizm tehdidi, aramızda var olan gerçek bir tehdittir." Ayrıca ASIO'nun İslam karşıtı olmadığını iddia ederek onun, Müslüman bireyleri işe alma arzusunu sürdürdüğünü açıklamıştır.

Bu söylenenlere karşın aşağıdaki hususları açıklamak isteriz:

Birincisi: ASIO'nun, toplulukların ilişkilerine tuzak kurma yöntemleri bizim için hiç de yeni değildir. Zira tecavüz, zorbalık, sataşma, "modern dostluk ziyareti" dayatması, rüşvet, gizli mesajları takip etme ve buna benzer yöntemler, uzun zamandan bu yana bir birini takip eden yöntemler olup Müslüman aktivistler, örgütler ve cami komiteleri tarafından tamamen bilir bir hale gelmiştir.

İkincisi: Casusluk ajanslarının takip ettiği ve casusluk masraflarını karşılamak için kamu kaynaklarının giderek tüketildiği ifsat edici yöntemler, berbat gerçeğin üzerindeki örtüyü kaldırmaktadır. Zira bu yöntemler, modern liberal demokrasiyi giderek despot rejimlere dönüştürdüğü gibi aynı şekilde özgürlük ve adalet arasındaki engin boşluğu ve zorbalık ile adaletsizliğe dayalı gerçeği de ifşa etmektedir. Nitekim Avustralya Casusluk Ajansları'nın bütçesi yılda bir milyar doların üzerine ulaşmıştır. Sadece ASIO'nun maliyetlerinin hacmi, geçtiğimiz on yıl içerisinde %500 oranında artmış olup yakında maliyeti 590 milyon dolara ulaşan Canberra'daki yeni yönetim merkezine taşınacaktır.

Üçüncüsü: İstihbarat ajanslarının finansman hacmindeki bu muazzam büyümeye rağmen -kendi beyanlarına göre- güvenlik tehdidi sürekli yükseliş göstermektedir. Buda politikalarının başarısızlığının devam ettiğini göstermektedir. Nitekim David Irvine'nin son uyarısı, Kevin Rudd'un Şubat 2010'da yaptığı konuşmanın tekrarından ibarettir. Zira o vakit Rudd şöyle demişti: "Terörizm tehdidi dinmiş değildir ve yarın, her zaman olduğu gibi Avustralya Güvenlik Birimleriyle karşı karşıya gelecektir. " Aslında Batılı hükümetlerin, meşhur "terörizmle savaş" sloganlarıyla ilgili politikaları, işlerinin daha da kötüleşmesine neden olmuştur. Dolayısıyla iç politikaların, bütün toplulukları açık bir şekilde korkutur ve suçlar hale gelmesi ve belanın temelindeki denetimsizliği sürdürmesi beklenilmektedir ki buda, sömürgeci dış politikaların takip edilmesi demektir.

Dördüncüsü: ASIO'nın görevi, halklarına karşı ASIO'nun şu anda uyguladığı en iğrenç araçlarla başlayıp rutin işkence ve cinayetle sonuçlanan baskıcı yöntemleri takip eden İslam dünyasındaki meşhur iğrenç istihbaratlar hakkında bilgi edinmektir. Buna rağmen Müslümanları susturmakta başarısız olmuştur. Zira Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki ayaklanmalar, buna tanıklık etmektedir. Ayrıca Müslümanlar, hızla İslamlarının faziletli yaşamlarına geri dönmekte olup İslamlarını hedefleyen bütün girişimleri, aptallıkla karakterize olmuş uygulamaları ortadan kaldırma çabasından ibarettir.

Beşincisi: Müslümanlar, İslam düşmanı bir örgüt olan ASIO tarafından çıkarılan sapkınlıkları görmekte olup Müslümanları işe alma çabasının nedeninin ise çirkin yöntemlerinin ve hedeflerinin üzerini örtbas etmek için olduğunun da farkındadırlar ki sahip oldukları tanıdık simaları da bu yolla kandırmışlardır. Dolayısıyla eylemler, sözlerden daha yüksek sesle konuşmaktadırlar. Dolayısıyla da bu durumda, davranışlarının kelimelerin arkasındaki ikiyüzlülüğü ifşa ettiğini görmekteyiz. Nitekim ASIO, devletin İslam'a düşmanlık eden kollarından biri olup çeşitli kollarını, içerde zorla entegrasyonu dayatmanın, dışarıda da sömürgeci uygulamaları sürdürmenin önünü açmak amacıyla Müslümanlara baskı yapmak için kullanmaktadır.

Altıncısı: Müslümanlara, ASIO'da çalışmayı reddetmelerini önerdiğimiz gibi aynı şekilde çalışanlarıyla bir araya gelmeyi yada yasal olarak mecbur kaldıkları zaman dışında onlarla konuşmayı reddetmelerini de öneririz. Zira kişi haklarını uygularken, korkmasını gerektirecek bir neden yoktur. ASIO, her ne zaman gizli ve korkunç yöntemlerini artırsa bizlerin daha açık ve daha özgüvende olmamız gerekmektedir. Dolayısıyla bizler Müslümanları, fabrikasyon kanıtlar üreterek kendilerini korkutmayı hedefleyen ucuz yöntemlere karşı koymaya teşvik ediyoruz ki böylece İslam'a sımsıkı bağlılıklarını ifade eden en asil yollarla tepki vermeyi gözetlesinler ve devletin aşırılıklarını sorgulamada daha istekli olsunlar.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir Şebabatı, "Kadın Haklarının ve Siyasî Rolünün Parıldayan Modeli Hilafet'tir" Başlıklı Küresel Bir Kampanyayı İlan Eder

Hizb-ut Tahrir şebabatı, "Kadın Haklarının ve Siyasî Rolünün Parıldayan Modeli Hilafet'tir" başlıklı küresel bir kampanyayı ilan etmektedirler. Allah'ın izniyle bu kampanya, Tunus'ta tarihî küresel bir konferansın düzenlenmesiyle sonuçlanacak olmakla birlikte konferans 03. Mart 2012 dünya kadın günüyle de çakışacak olmasının yanı sıra bu konferansa, bütün İslam dünyası ile diğer ülkelerden seçkin kadın politikacılar ve liderler katılacaklardır. Konferansta, dünyanın dikkatleri Hilafet Sistemi ile kadın hakları ve yaşamlarını nasıl ele alacağına çekilecektir. Dolayısıyla kampanyanın ve konferansın amacı, İslam dünyası ve diğer ülke kadınlarının acısını çektiği siyasî, ekonomik ve içtimai olmak üzere birçok sorunlara dönük Hilafet'in sunduğu pratik çözümleri ortaya koymaktır. Aynı şekilde İslam'ın kadınlara zulmettiği şeklindeki iddia ve iftiraları yalanlamaktır.

Kampanya; Pakistan'dan Endonezya, Rusya, Avustralya, Avrupa ve diğer yerlere kadar Arap dünyası, Kuzey Afrika, Avrupa ve Orta Doğu'daki Hizb-ut Tahrir şebabatının video mesajlarını içerecek olmasının yanı sıra... şebabat burada, kadın haklarını sözde değil fiili olarak garantileyecek olanın bizzat Hilafet Sistemi olduğunu vurgulayacaklardır.

Hizb-ut Tahrir Merkezî Medya Bürosu Üyesi Nesrin Nevaz, şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur: "Dünyanın dört bir tarafındaki kadınlar, on yıllar boyunca fasit baskıcı rejimler ile yıpranmış ekonomik sistemin altında zulüm, yoksulluk ve aşağılanma gibi acılar çekmişlerdir. Bunun yanı sıra Doğu, Batı, Kuzey ve Güney hükümetleri, kadına karşı işlenen ihlalleri ve temel haklarının ellerinden alınmasını göz ardı etmişlerdir. Nitekim "ister demokrat isterse diktatörlük olsun" krallık ve cumhuriyet rejimleri, kadın için saygın onurlu bir yaşamı garantilemede başarısız olmuşlardır. Buda gerek Müslüman gerekse gayrimüslim olsun tüm kadın ve erkekler için onurlu adil müreffeh bir gelecek de dahil bölgede gerçek bir değişimin meydana gelmesi için muhtelif siyasî ve güçlü görüşlere olan acil ihtiyaçta ortaya çıkmaktadır."

"Batı'nın, kadın hakları alanında laikliğin öncüsü olarak itibar ettiği modellerden biri de Tunus'tur. Hizb-ut Tahrir şebabatı da; kadın haklarını koruyan yegane modelin İslamî Hilafet Sistemi olduğunu ortaya koymayı hedeflemektedir. Nitekim birçokları; İslam dünyasındaki kadınların, İslam dininin kendilerine zulmettiğini düşündüklerini(!), İslamî yönetim sistemini reddettiklerini (!), liberal demokratik laik sistem aracılığı ile "özgürlüğü" istediklerini iddia etmektedirler. Ama şimdi toplumlarında değişim için çalışan kadınlar; bu yalanlara karşı yükse sesle haykıracaklar, üzerlerindeki mevcut zulmün gerçek nedenini açıklayacaklar, Hilafet'e dönük tam desteklerini ilan edecekler ve bu azim sistemi gerçeğe dönüştürmek için olan siyasî çalışmalarının görünürlüğünü ortaya koyacaklardır."

İslam ve onun kadınlara zulmettiği hakkındaki yalanlara ve iftiralara gelince; kabirlerdeki tagutlarla aynı kaderi paylaşacaklardır: كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبًا "Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka bir şey de söylemiyorlar." [Kehf 5] Zira kadınların onurunu koruyacak, aile bağlarını güçlendirecek ve gerek Müslüman gerekse de gayrimüslim olsun bütün erkek ve kadınların siyasî, ekonomik ve öğretim haklarını koruyacak olan bizzat Hilafet Sistemi'dir."

"Bizler; gerçek değişimin olacağına inanan bütün kadınları, İslam dünyasındaki analar ile kızlara dönük onuru, güvenliği ve adaleti gerçekleştirmede parıldayan bir model sunacak ve dünyadaki kadınların haklarını koruma ve garantilemede aydınlatan bir fener gibi duracak olan bu tarihî konferansta bizlere katılarak kadınların yaşamlarını iyileştirmeye katkıda bulunmaya davet ediyoruz."

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- 2012 Müslüman İşadamları Forumu

Hizb-ut Tahrir / Endonezya, Smescu-Cakarta'daki bir binada 26 Ocak Perşembe günü 2012 Müslüman İşadamları Forumu düzenlemiştir. Toplantıya, Endonezya'nın çeşitli kentlerinden Müslüman işadamları katılmışlardır. Ayrıca katılım, sadece işadamlarıyla sınırlı kalmamış bilakis toplantıya bazı iş kadınları da iştirak etmişlerdir. Nitekim Forum, sabah saat 9:30 da açılmış olup çalışmalar akşam saat 18:00 de sona ermiştir. Ayrıca Forum, yerel ve küresel medya organlarına kapalı olup www.hizbut-tahrir.or.id üzerinden canlı olarak yayınlanmıştır.

"Forum Koordinatörü" Herobnoan, şeriatı tatbik etmek ve Hilafet'i gerçekleştirmek için çalışmanın, işadamları da dahil bütün Müslümanların üzerine farz olduğunu vurgulamasının yanı sıra Forumun, sadece iş hakkında konuşmak için olmayıp bilakis işlerin en önemlisi olan İslamî Hilafet'i geri getirmek için çalışılması hakkında konuşmak için olduğunu da vurgulamıştır.

Ayrıca ekonomi uzmanı ve Hizb-ut Tahrir üyesi Dr. Doje Kondro, Endonezya da dahil İslam dünyasını sömüren kapitalist tahakküm ile kapitalistler ve kukla yöneticiler arasındaki yardımlaşma sürecini, en büyük Müslüman ülkelerinden biri olan Endonezya'nın çöküşün eşiğinde olduğunu, kapitalist politikacıların Müslüman işadamlarının şeriat kanunlarıyla amel etmelerinin önüne engeller koyduklarını, faizli banka siteminin onları İslam'ın haram kıldığı faize bağladığını, yasadışı işlemler ile faizin işadamlarını Allah'ın bereketinden uzak olan haramı yer hale getirdiğini açıklamıştır.

Namaz ve yemekten sonra konuşan Hizb-ut Tahrir / Endonezya Resmî Sözcüsü İsmail Yusanto, Müslüman işadamlarına servetini ve hayatını İslam'ın zaferi için adayan Abdurrahman İbn-u Avf [Radıyallahu Anh] gibi olmaları çağrısında bulunmuş ve katılımcılara, Endonezya ile bütün Müslüman ülkelerinin, kapitalizmin tahakkümünün neden olduğu çöküntüden kurtuluşlarının İslamî Hilafet'in gölgesinde şeriat hükümlerinin tatbik edilmesinden başka bir çözümü olmadığına vurgu yapmıştır.

Toplantının sonunda, ticarî işlerinde ve bütün günlük faaliyetlerinde şerî hükme göre hareket etmeye bağlı kalacaklarına ve İslamî Hilafet'i geri getirmek için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya katılacaklarına dair anlaşma metnini imzalayan tüm katılımcıların temsilcileri olarak 12 Müslüman işadamı, anlaşma metninin okunması için platforma doğru ilerlemişlerdir.

Devamını oku...

Ey Muhlis Subaylar... Çağrıya İcabet Edenlerin En Hayırlısı Olunuz: Kardeşleriniz Katledilmektedir; O halde Onlara, Hilafet Devleti'nin Kurulacağını Gösteriniz

  • Kategori Hizb
  •   |  

Suriye rejiminin vahşetine, sabırlı mümin Suriye halkına karşı günlük katliamlarını artırmasına, yaklaşık on bin kişinin şehit edilmesine, on binlerce kişinin de yaralanmasına, tutuklanmasına ve aşırı trajik koşullarda dünyanın çeşitli yerlerine göç etmesine rağmen Mübarek Şam ayaklanması, iki hafta önce ilk yılını tamamlamıştır... Nitekim muhalefetin ve özgür Suriye ordusunun silahlandırılmasına dönük çağrı seslerinin tonu artınca, başta Suudi Arabistan ve Katar olmak üzere Körfez ülkeleri, muhalefetin kesinlikle silahlandırılması çağrısında bulunmuşlardır. Bu arada Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Galyon, 01.03.2012'de Paris'te düzenlenen bir basın toplantısında, "Çeşitli silahlı direnişçi kuvvetlerin işlerini takip edecek, bunların saflarını organize edecek ve kuvvetlerini tek bir merkezî liderlik altında birleştirecek... Askerî İstişare Bürosu'nun" oluşturulacağını açıklamış ve şöyle demiştir: "Muhalefetin silahlandırılması, silahlanma sürecinin siyasî yada taifecilik ajandalarına hizmet etmeye dönüşmemesi için sadece Ulusal Konsey ve onun Askerî İstişare Bürosu aracılığıyla olacaktır." Aynı bağlamda geçen Cuma da "Özgür Ordunun Silahlanması Cuması" adlandırması gelmiştir.

Bu çeşitli silahlandırma çağrılarının hakikatini anlamak için aşağıdaki gerçekler üzerinde durmak kaçınılmazdır:

Birincisi: Bu çeşitli silahlandırma çağrıları, mümin Suriye halkının gösterdiği efsanevî sebatının ve mücrim Suriye rejiminin dayattığı güvenlik ve askerî çözümünün başarısızlığının tam ortasında gelmiştir. Dolayısıyla Suriye halkı silahsızken, Suriye rejimi hala halkına karşı cürümsel operasyonlarına devam ederken ve Amerika da çözümü ertelemişken; Avrupa devletleri, Körfez ülkelerindeki ajanları yoluyla iç muhalefetin silahlandırılmasına çağrıda bulunmak için uygun bir fırsat yakalamıştır. Onların bu çağrısının hedefi ise kendisini silahlandıranlara bağlı kalacak silahlı bir muhalefet oluşturmaktır. Bunu da alternatif iktidarın kendilerine bağlı olması için çalışmak yoluyla yapmaktadırlar.

İkincisi: Amerika şu ana kadar mevcut mücrim Suriye rejiminin alternatifini olgunlaştırmada başarısız olmuştur. Zira o, türettiği dış muhalefetin zayıf olup Suriye gibi bir ülkeye liderlik edemeyeceğini ve laikliğin, "Lebbeyk Ya Allah... Lebbeyk, Lebbeyk" çığlıkları atarak ayaklanan Suriye halkının eğilimiyle örtüşmediğini bilmektedir. Zira Amerika Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey 19.02.2012'de, "Kendisi için, mevcut Suriye muhalefetinin kimliği açıkça belli olmuş hangi insan meydan okuyabilir ki" diyerek dikkat çekici bir açıklama yapmış ve "Ülkesinin, bu muhalefet hakkında net bir resim ortaya çıkıncaya kadar bekleyeceğine" işaret etmiş ve şöyle demiştir: "Muhalefeti silahlandırma kararının alınması için gerçekten çok erken." Clinton ise 28.02.2012'de, erteleme politikasının devem ettiğinin vurgulandığını belirterek şöyle demiştir: "Esad, eninde sonunda istifa etmek zorunda kalacaktır..." Ancak o, "Eninde sonunda kelimesinin tarihini belirlemenin" nasıl olacağını bildirmemiştir.

Üçüncüsü: Galyon'a gelince; onun "Askerî İstişare Bürosu" hakkındaki açıklamaları, Amerika'nın yaklaşımı ile tamamen uyumlu ve uygun bir şekilde gelmiştir. Bu ise hem özellikle İngiltere olmak üzere Avrupa politikası yanlısı olan Körfez ülkeleri yöneticileri tarafından yükselen çağrıları sarmalamak hem de bu "Askerî İstişare Bürosu" kapsamındaki her türlü silahlı hareketi çevrelemek içindir. Zaten bu, "Silahlanma sürecinin siyasî yada taifecilik ajandalarına hizmet etmeye dönüşmemesi için sadece Ulusal Konsey ve onun Askerî İstişare Bürosu aracılığıyla olacaktır" şeklindeki sözünde gayet açıktır. Ayrıca Beyaz Saray 25.02.2012'de, "Suriye muhalefetinin silahlanması, bu zaman diliminde akıllıca olmaz" şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Aynı şekilde Amerikan idaresinin gündemine, muhalefetin silahla donatılmasının dahil olmadığını vurgulamıştır.

Ey İslam Dârı'nın Merkezi Nusret ve Zafer Şam'ındaki Müslümanlar... Tagutlara Rağmen...

Amerika ve Avrupa, sizin hayrınızı ve ıslahınızı istememektedirler. Bilakis sizleri köleleştirmek ve mücrim Beşar'ın uyguladığı katliam eylemlerini artırmak istemektedirler. O halde onlara meyletmeyiniz ve kendi yaklaşımınız üzerinde devam ediniz. Zira gösterdiğiniz sabır sayesinde uluslararasının sizi kuşatan bütün komplolarına galip geldiniz. Artık gerçek şeri değişimin, sizin tertemiz elleriniz ve aranızdaki muhlis subayların ve ordunun elleriyle olacağını yakinen fark etmenizin zamanı gelmiştir. O halde İslam'ın izzeti ve imanın gücü için onlardan yardım talep ediniz ve onları harekete geçiriniz... Nitekim hedefiniz olan rejimin devrilmesini gerçekleştirmek için sebat ettiniz, sabrettiniz ve sarsılmaz dağların bile yüklenemeyeceği şeyleri yüklendiniz. O halde bunu zayi etmeyiniz ve bunu samimiyetle ilan ettiğiniz gibi "Bu Allah İçindir... Bu Allah İçindir" şeklinde sonlandırınız ve buna bir de "Resulullah'ın Yolunda" şeklindeki ilanı ekleyiniz.

Ey Muhlis Subaylar... Çağrıya İcabet Edenlerin En Hayırlısı Olunuz!

Mücrim Suriye rejimi halkınızın kanına girmiştir. O halde Allah'tan sonra onların en hayırlı yardımcıları olunuz. Zira arzu ve umut sizdedir. O halde onların kanlarını, Allah'ın, resulünün ve İslam Dârı'nın merkezi mübarek Şam'daki kararlı müminlerin yanında yer almak için duranlara enjekte ediniz, zaten uçurumun kenarında olan facir rejimin kirli köklerini söküp atınız ve onun yerine Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet'in ... olduğu Allah'ın hükmü getiriniz. Böylece çağrıya icabet edenlerin en hayırlısı olmakla birlikte S'ad İbn-u Muaz'ın torunlarının yeni ensarları olursunuz. Böyelece de Allah, sizinle İslam'ı ve ehlini izzetlendirir ve İnşaAllahu teala dünyanın ve ahiretin sevabına nail olursunuz. Allah Subhânehu ve Te'alâ şöyle buyurmuştur:

الَّذِينَ اسْتَجَابُواْ لِلّهِ وَالرَّسُولِ مِن بَعْدِ مَا أَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُواْ مِنْهُمْ وَاتَّقَواْ أَجْرٌ عَظِيمٌ "Yara aldıktan sonra yine Allah'ın ve Resulü'nün (çağrısına) icabet edenler (özellikle de) bunların içlerinden iyilik yapanlar ve ittika edenler için büyük bir ecir vardır." [Âli İmrân 172]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER