Pazartesi, 11 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/24
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Tebrik

Ey kerim İslam ümmeti!

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilâyeti olarak; mübarek Ramazan bayramı nedeniyle size en güzel temennilerimizi iletmekten mutluluk duyarız. Yüce Allah [Subhânehu ve Te'alâ]; İslam ümmetine yüce İslam'ın La ilaha illAllah, Muhammedun Rasulullah sancağı altında ve ikinci Raşidi Hilafet Devleti gölgesinde nice bayramlar nasib etsin. Bu devlete; insanları zalim kapitalizm dünyasından çıkarıp İslam'ın nuru ve adaletine kavuşturmak üzere Müslümanların halifesi ve mü'minlerin emiri liderlik edecektir.

Bu sene ülkemiz Sudan'da bayram aranızda teşrif ederken, kafir Batı, özellikle Amerika, güney Sudan'ı bölmede başarı kaydetti. Onlar şuanda ciddi şekilde Sudan'dan kalanları bölüp parçalamaya çalışıyorlar. Onlar Darfur ve Ebiy'de fitneyi kışkırttıktan sonra şimdi de güney Kardufan'da aynı fitneyi devam ettiriyorlar. Sırada Mavi Nil de var. Acaba Sudan yöneticileri ders alıp İslam'ı hakim kılmak suretiyle hakka geri dönecekler mi? Böylece sömürgeci kafirin Sudan'da yeri kalmayacak ve hep birlikte ikinci Raşidi Hilafet Devletinde toplanmak üzere İslam alemiyle birleşmeye çalışmış oluruz. Zira; Müslümanların devriminden, Bin Ali, Mübarek ve Kaddafi gibi tağut ve istediğini zorla yaptıran yöneticilerin-diğerlerinin sırası gelecek inşallah- yıkılışından sonra bu devletin geri dönüşü ufukta gözükmeye başladı. Bu durum; işkencenin en kötüsünü tattıran ruveybida (insanların en aşağı olanı) yöneticiler aracılığıyla kafir Batı'ya zilletli kalan Ümmet'in canlılığına geri kavuşmasına ümit vericidir. Ümmet; yöneticilere karşı ayaklandıktan ve korku duvarı yıkıldıktan sonra gerçek kurtuluşa iki yay arası kadar, hatta daha da yakın olmuştur. Bu kurtuluş ise ancak İslam ve Müslümanlar devleti olan Raşidi Hilafet'in kurulmasıyla olacaktır.

İşte o zaman Bayram tebriklerinin tadı başka olacaktır. Çünkü bu tebrik Müslümanların halifesinden gelecektir.

Bayramınız mübarek olsun.

Devamını oku...

Ey Suriye Halkımız Batı'nın Gönderdiği Heyetler ve Onun Kararları İslami Hilafeti Kurmaktan Sizi Saptırmasın!

  • Kategori Suriye
  •   |  

Güvenlik konseyi Perşembe günü 18.08.2011'de Suriye hakkında toplantı düzenledi. Ardından da insan hakları konseyi Pazartesi günü Cenevre'de 22/08/2011'de Suriye hakkında toplantı düzenledi. Gerçeği araştırmak için Suriye'ye gelen BM heyeti de Pazartesi sabahından itibaren muhtelif bölgeleri ziyaret etmeye başladı. Bu ziyaretler bu bildiri hazırlandığı şu ana kadar devam ediyor. Bu gelişmelere ilişkin biz Hizb-ut Tahrir olarak aşağıdaki hususları belirtiyoruz:

Birincisi; biz Batı'nın gerçeğini ve Müslümanlara duyduğu tarihi düşmanlığını biliyoruz. Bu ise Hilafet'in yıkılması, Müslüman beldelerinin bölünmesi ve işgal edilmesi ve üzerine hegemonya kurulmasıyla belirdi. Yine Batı'nın kendisine bağlı rejimleri nasıl getirdiğini ve onları nasıl hakim kıldıklarını da biliyoruz. Ümmeti despote etmek, kimliğini yok etmek ve şahsiyetini de imha etmek için onlara İslam düşmanlığı temeli üzerine bir siyaset nasıl çizdiğini de biliyoruz. İşte bu yüzden bu gün Müslüman beldelere hakim olan, Batı'nın ürünü ve malı olan bu despot rejimler var oldu. Bu rejimlerden bir tanesi de Suriye rejimidir. Zira ABD daha önce Hafız Esad rejimini hakim kıldı ve yönetimin oğlu Beşşar'a devir edilmesine izin verdi. Onu hem gizli olarak nasihat edip yönlendirerek, hem de Türkiye, İran, Irak ve Lübnan'daki ajanları aracılığıyla gizli ve açık olarak onu hala desteklemektedir. Evet, tilki ve iki yüzlü Batı, medyaya ve ajan olan yöneticilere sahip olup muhalefeti de kullanabilir, ancak halka sahip değildir. Onun bütün hareketliliği ve açıklamaları; kendi nüfuzlarının kalabilmesi için Müslümanların devrimlerinin kaçırma yönündedir. Bu nedenle Müslümanlara diyoruz ki Batı aldatıcı bir tilkidir. Onun kendisinden başkasını aldatmasına izin vermeyin.

İkincisi; Güvenlik Konseyi, BM, Uluslararası Cinayet Mahkemesi ve İnsan hakları Konseyi ve diğerleri gibi büyük devletlerin kurum ve kuruluşlarıdır. Bu kurum ve kuruluşlar onların çıkarları, başta İslam halkları olmak üzere diğer ümmet ve halkları hakkında entrikalar çevirmek, bölünmüşlüğünü devam ettirmek, birleşmelerini engellemek ve kendi efendilerinin nüfuzunun kalmasına yardım etmek  için çalışmaktadırlar. Bu nedenle Müslümanlara diyoruz ki; şunu aklınızdan hiç çıkarmayın ki bu tür kuruluşlar hayr getirmez, bilakis onu üretenlerin bir tuzağıdır. Onların tuzağı bozulacaktır inşaAllah.

Üçüncüsü; köylerinizde ve şehirlerinizde dolaşmaya başlayan bu heyet de hedef bakımından Amerikan büyük elçisinin sık sık ziyaretlerinden farklı olmadığı gibi bazı bölgelerde şaibelidir. Ayrıca bu ziyaretler Suriye rejiminin himayesi altında yapılmaktadır. Biraz geçmişe bakarsanız göreceksiniz ki bu tür heyetler; NATO'nun Irak ve Afgan Müslümanlarına karşı işlediği, Rusların Çeçenistan'da, Çin'in Türkmenistan'da ve Sırpların Balkanlar'da işledikleri cinayetler hakkında ne yaptı? Yine yahudilerin Filistin'de ve Lübnan'da işlediği cinayetlere karşı ne yaptı?

Suriye'deki  Müslümanlar!

Batı'ya, onun ürünü olan yöneticilerine ve bu tür devletlerarası kuruluşları olan maşalarına söyleyin ki sizin oyunlarınız belli oldu ve sizin sahte demokrasiniz de rezil oldu. Nitekim Beşşar sizden ve siz de onun efendisisiniz, biz de sizi de onu de istemiyoruz, bizim; bize hidayete erdiren, bizi koruyan ve sizin aleyhinize bize yardım eden Rabbimiz vardır... onlara deyin ki bizim Beşşar'ı yerinden söküp kaldırma, onu devirme ve yargılama işimiz Allah içindir. Bu ise sizin değil Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam'ın metoduna uygun olacaktır. Çünkü sizin metodunuz şerden ve Müslümanlar hakkında gaddarlıktan başka bir şey taşımıyor.

Evet, Müslümanlar özellikle Suriye'dekiler verdikleri fedakarlıkta Rabblerini razı etmek isterler, yönetimi değiştirmenin metodu şer'i olmasını isterler. Zira onlar bunu (şiddetsiz) olarak maddi eylem içermeden başlattıp Yasir ailesi gibi ecirlerini Allah katında beklerler. Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam'ın metodu da böyle idi. İnsanların maruz kaldıkları felaketlerden dolayı ecirlerinin Allah katından istemesi başlangıcın hayırlı olmasının bir göstergesidir. Ülkenin parçalanmasından ve halkın birbirlerine karşı düşmanlık beslenmesinden korunması da böyledir. Zira kısa bir an sabır edilirse sıkıntı gider.  Kendi efendileri olan Amerika ve (İsrail)'in çıkarları uğruna insanları katl etmek ve ülkeyi bölük bölük parçalamak için taşkın rejimin yine insanların kendine karşı silah kullanmasına neden olması şaşırtıcı bir durum değildir. Fakat metod şer'i olup başlangıç da şiddet içermezse, bu planın devamı nedir? çünkü Suriye Müslümanlarının devrimi şiddetsiz olup da planda bir adım olarak geçmezse, boş bir halkada dönüp dolaşır ve başladığı noktada biter.

İkinci adım ise, rejimi devirmektir. Bu da kendi din ve halkına karşı şer'i görevleri olarak sizin evlatlarınızdan olan güç ve iman sahiplerinin görevidir. Orduda yer alan evlatlarınıza ısrar edin ki kararlarını alıp bu hakim ve mücrim zümreyi devirsinler. Çünkü bu Şar'i'in hem sizden hem de onlardan talep ettiği şeydir. Şer'i bir temel olmadan öylesine rejimin yıkılması talep edilirse, ameliniz boşa gider ve Batı ülkelerinin çıkarına olur. Öyleyse amelin tamamlanması ve Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam'ın izleri üzerine olması için üşüncü bir adım gerekir. Bu üçüncü adım nedir?

Batı bize yardım etmesi için üçüncü adımımızın (sivil ve demokrat) bir devlet olmasını şart koşuyor. Oysa Allah bize yardım etmesi için onun İslam devleti olmasını emrediyor. Zira Müslümanların Allah'ın kendilerine seçtiğinden başkasını seçme hakkı yoktur. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:

وما كان لمؤمن ولا مؤمنة إذا قضى الله ورسوله امرا ان يكون لهم الخيرة من أمرهم

Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işe kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. [Ahzab 36]

Suriye'deki Müslümanlar!

Bu devrimler Müslümanların içlerinde bir çok müjdeleri hatırlatıp ihya etti. Nitekim ümmet nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet ile Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam'ın şu sözüyle vaad edilmiştir:

" ثم تكون خلافة على منهاج النبوة " (Sonra nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet olacaktır.), ki onun zamanı şimdi. -Yine ümmet- Yahudileri yok etmekle Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam'ın şu sözüyle vaad edilmiştir: "تقاتلكم يهود فتقتلونهم" (Yahudiler sizinle savaşacaklardır. Siz de onları öldüreceksiniz.) -Yine ümmet- Roma'nın fethiyle Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam'ın şu sözüyle vaad edilmiştir: Allah Resulü ‘Hangi şehir önce feth ediliecek, yani Kustantiniye mi yoksa Rumiye mi? Diye sorulduğunda, dedi ki: ‘Önce Hiraklus şehri yani Kustantiniyedir.' Bu hadis; Roma'nın ahir-i zamanda feth edileceğine delalet etmektedir. -Yine ümmet- yer yüzünün doğusu ve batısını feth etmekle Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam'ın şu sözüyle vaad edilmiştir: (Allah bana yeryüzünü arz etti ve onun doğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü de bana arz edildiği kadar ulaşacaktır.) Öyleyse Müslümanlar nasıl olur da Batı'nın sözüne itibar ederler, Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam'ın bu hususta sözü varken?! Hatta bundan daha fazlasını talep etmiştir. Zira Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam; Batı ülkelerinin feth edilmesi ve İslam'ın egemenliği altına girmesi gerektiğini emretmiştir. Tersi değil.

Hiz-ut Tahrir; Suriye'nin Dar-ul İslam merkezi ve kalbi olması için ehlini kendisiyle çalışmaya davet ediyor. Böylece onda Hilafet ikame edilmiş ve Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam'ın şu sözü de gerçekleşmiş olur: (Dar-ul İslam'ın kalbi Şam'dadır.) bu yüzden hayr ehlinden başkasından talep edilmez. Allah sizi bu devrin en hayırlı halkını kılsın. Öyleyse sizi Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam'ın metoduna davet ediyoruz. Bu davadan başka bir dava var mı?

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Lübnan Otoritesi, Suriye'deki Despot Rejime Yardım Amacıyla İnsanları Bastırmakta Israrlı

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti'nin geçen Pazar günü Lübnan-Suriye hududları yakınlarında El-Masna` bölgesinde düzenlenmesine davet ettiği ve göstericilerin ulaşmaması için yolların kapatılmasından dolayı çeşitli bölgelerde bir kaç gösteri haline dönüşen bu El-masna' gösterisinden sonra bazı emniyet güçleri Suriye'deki mağdur ve mazlumları desteklemek için birlik ve beraberlik çağrısında bulunan Hizb; yanlıları ve diğer insanları korkutup yıldırmak için bir takım despot uygulamalara başvurdu. Nitekim ordunun yolları kapatmasını kınayan bir bildiri dağıttıkları gerekçesiyle Hizbin bazı gençlerini tutuklamaya ve gösterilere katılmalarını engellemek için insanların ulaşmasını engellemeye başvurdu.

Buna göre dün Salı günü sabah saat 7:00'de ordu istihbarat görevlileri; Fuad Mansur (39 yaşında ve 4 çocuk babası) ve Bilal Taha (28 yaşında ve 1 çocuk babası) ismindeki gençleri evlerinden alarak istihbarat binasına götürdüler ve hala gelmediler. Bu gün de öğleden önce de yine ordu istihbarat görevlileri; Muhammad Esum (41 yaşında ve 3 çocuk babası) isimli bir genci Beddavi bölgesinden bulunan evinden alarak istihbarat binasına götürdüler ve hala geri gelmedi.

Şu hususu belirtiyoruz ki; Hizb-ut Tahrir'in düzenlediği bütün gösteriler şiddetsiz olup her hangi yıkıcı eylemler içermez. Bu gösteriler; bu günlerde mağdur ve ızdırap içindeki Suriye halkına yardım etmeye yoğunlaşıyor. Çünkü onlar; içinde bulunduğumuz şu anki duruma göre önceliklidirler. Şunu da belirtiyoruz ki bu tür despot uygulamalar mağdur olan Suriye halkına yardım etmek için Hizb-ut Tahrir'in sürdürdüğü faaliyetlere devam etmesini yıldırmayacak, bilakis azmini ve gayretini arttıracaktır. Ancak biz bazı çevrelerin; siyasi otoritenin Suriye halkıyla kaynaşan Lübnan halkına karşı savaş açmasını, tuzağa düşürmeye çalıştıklarının kokusunu almaktayız. Bunun olmasını da asla istemeyiz. Buna göre siyasi yetkililerin bu tür uygulamaları derhal durdurmak ve tutukluların serbest bırakılmaları için derhal harekete geçmelerini talep ediyoruz. Zira bu tür uygulamalar devam ettiği sürece onların ailelerini ve diğer Trablus halkını tahrik edebilir ki bu işin sonu hayra alamet değil. Resulullah Aleyhissalatu ve's Selam'ın şu sözünü hatırlatıyoruz:

Ümmetimin zalime ‘Sen zalimsin' demediğini görürseniz ondan hayır beklenmez.

Devamını oku...

Anayasa İslam Milletinin Zorunlu Kıldığı Kanundur

  • Kategori Tunus
  •   |  

Siyaset; dahili ve harici olarak insanların işlerini gütmektir. Bu da devlet ve ümmet tarafından gerçekleşir. Zira pratik olarak bu gütmeyi üstlenen bizzat devlettir ve bundan dolayı devleti muhasebe edecek bizzat ümmettir. Anayasa ise; devletin şeklini, onun yönetim sitemini, her organın sınırını ve yetkisini belirleyen kanundur. Bu nedenle siyaset ve anayasa yönetici ve yönetilenlerin ortak olarak kabul ettikleri tek bir fikri kaide üzerine bina edilir. İnsanların belli bir hayat bakışı üzerine kanaatleri yerleşirse ondan tabii olarak bir otorite neşet eder ve işlerini de bu hayat bakış açısından fışkıran ölçü ve kanaatlere göre güder. Böylece devlet  bireylerle ilişkileri tanzim etmek, onlara karşı kendi hak ve görevlerini ve onların kendisine karşı hak ve görevlerini belirtmek üzere genel ve özel kanunlar kor.

Lailaha illallah, Muhammedun Rasulullah akidesi olan İslam akidesi İslam ümmetinde yerleşti. Buna göre bu akide onun hayat hakkında bakış açısı olmuştur. Zira o eşyaları ve olayları buna göre akledip anlar. Nitekim ölçüleri ve kanaatleri bu temel üzerine  bina edilmiştir. Bundan dolayıdır ki genel ve özel kanunların yani anayasa ve kanunların ümmetin akidesinden fışkırması ve onun esası üzerine kurulu olması pek tabidir. Bir de çelişkili olan her türlü fikir ve ölçü uzaklaştırılır ki onun yaşam tarzı dengesiz olmasın, yıkıma sebebiyet veren faktörler sızmasın ve hayra çağırmak üzere dünyaya liderlik etmede rölünü kayb etmesin.

Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın şu sözüne icabet ederek

ولتكن منكم أمة يدعون إلى الخير ويأمرون بالمعروف وينهون عن المنكر وأولئك هم المفلحون

‘'Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü nehy eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.''( Ali imran 104 ) ümmetin akidesi üzerine kurulu olan Hizb-ut tahrir; İslami fikir, görüş ve hükümler benimsemiştir. Onlar sadece İslami olup gayrı islami her hangi bir şey içermez, gayrı islami her hangi bir şeyden etkilenmemiştir. Onlar tamamen islamidir ve İslam'ın usulu dışında başkasını de itimat etmemiştir.

Buna göre Hizb belli bir anayasa benimsedi. Bu anayasayı İslam ümmetinin vu ondan parça olan Tunus halkının önüne takdim ediyor ki maddelerin delilleri tek tek ve madde madde incelendikten sonra uygulamak üzere Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ın Kitabı ve Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in Sünneti ile hükm eden ve dinleyip işitme hakkına sahip bir halife nasb etmeye başlasın.

Maddelerin akideden nasıl fışkırdığının belirlenmesi için size bu gün anayasa maddelerinden bir kaçını arz etmek istiyoruz. Zira İslam akidesi devletin şeklini ve onun yönetim sistemini, her organın sınırını ve yetkisini ve insanlar arasındaki ilişki şeklini ve yöneticilerini belirler. İşte bu yüzden şu madde alınmıştır:

Madde- 1: İslamm akidesi devletin esasını oluşturur. Öyle ki, İslam akidesini esas kılmaktan başka hiç bir şeyin varlığı devletin yapısında, organlarında veya muhasebesinde yahut devletle ilgisi olan diğer bütün alanlarda geçerli olmaz. Aynı zamanda İslam akidesi şer'i kanunlar ve anayasanın esasını oluşturur. İslam akidesine aykırı oloan kanun veya anayasa ile ilgili hiçbir şeyin bulunmasına izin verilemez.

Şari' insanların hayatın her alanı ile ilgili işlerini gütme yetkisini otoriteye verdiğine göre, dış ilişkilerde bu işleri gütme işini de kendine kayıtlı kılmıştır. Zira Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in ‘'İmam bir çobandır/güdendir. Ve tebalarından sorumlu olan kendisidir'' sözünden şu madde alınmıştır:

Madde- 181: Herhangi bir fert, parti, topluluk, kuruluş ve cemaatin hiçbir şekilde yabancı herhangi bir devletle ilişkisi olmaz. Devletlerle ilişki yalnızca İslam Devleti tarafından kurulur. Zira fiili olarak Ümmetin işlerini yürütme hakkı yalnızca devlete aittir. Ümmet ve kuruluşlar, bu dış ilişkiden dolayı devlete muhasebe etmelidirler.

Müslümanların diğer ümmet ve halklarla ilişkilerinin nasıl olduğu Medine'de İslam devletini kurduktan sonra Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in fiillerinden anlaşılır; Krallara mektupları göndermesi, Usame ordusunu hazırlaması, ölümünün gerçekleştiği hastalığına rağmen Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in bu ordunun gitmesini ısrar etmesi gibi hususlar İslam devleti ile dünyada herhangi bir başka devlet arasında ilişkisinin İslam'a davet esasına dayalı olduğuna delalet etmektedir. Aynı zamanda bu davet dış siyasetin esasıdır. İşte bunun için şu madde alınmıştır:

Madde- 187: İslam davetinin yüklenmesi, etrafında dış siyasetin dolaştığı bir eksendir. Ve devletin bütün devletlerle olan ilişkileri, İslam davetini yüklenme esasına göre kurulur.

Devletler arasında yapılan sözleşmelerin hangisinin caiz olup olmadığını ancak İslam akidesi belirler. Zira sözleşmeler; belli ilişkileri tanzim etmek ve bu ilişkilerin bağlı olduğu kural ve şartları belirlemek üzere devletler arasında yapılan anlaşmalardır. Müslüman fakihler buna ‘Muvada'at' derler. Müslümanlar ile kafirler arasında sözleşmelerin caiz olduğuna dair delil Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın şu sözüdür:

"إلا الذين يصلون إلى قوم بينكم وبينهم ميثاق"

‘'Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar...müstesna''( Nisa 90 ) ve

" وان استنصروكم في الدين فعليكم النصر "

‘'Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, -o Müslümanlara- yardım etmek üzerinize borçtur.'' (Enfal 72) bu ayetlerde geçen الميثاق'tan kast edilen şey anlaşmalardır. Zira Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] kafirlerle böyle anlaşmalar yapmıştır. Ancak yapılan anlaşmanın sahih olmasının şartı anlaşmanın içerdiği konunun Şeriatın caiz olduğu konular olması lazım. İşte bunun için şu madde alınmıştır:

Madde- 189: Askeri ve bu cinsten olan anlaşmalar ve buna bağlı olan siyasi anlaşmalar, üs ve hava alanlarının kiralanması kesinlikle haramdır. İyi komşuluk, ekonomik, ticari, mali, kültürel anlaşmalar ve ateşkes anlaşmalar yapmak caizdir.

 

Ey Müslümanlar!

Bu; Hizb-ut Tahrir'in size takdim etmek istediği Rabbinizin Kitabı ve Peygamberinizin Sünneti olan tafsili delillerden istinbat edilmiş anayasanın bazı maddeleridir. Yabancı ve kafir çevrelerin kontrulü altında hazırlanan yalancı bir anayasadan dar geçimlilikten başka ne beklersiniz?

" ومن أعرض عن ذكري فان له معيشة ضنكا ونحشره يوم القيامة أعمى"

‘'Kim de benim zikrimden (kitabımdan) yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir geçimi olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.'' (Taha 124) O yalancı küfür anayasasına rıza göstermek ise Rabbinizin gazabını ve kalıcı bir azab getirir. Çünkü onu kabul etmek;

"وان احكم بينهم بما انزل الله ولا تتبع اهوائهم واحذرهم ان يفتنوك عن بعض ما أنزل الله اليك فان تولوا فاعلم انما يريد الله ان يصيبهم ببعض ذنوبهم وان كثيرا منهم لفاسقون"

‘'Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların arzularına uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarından sakın! Eğer yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına musibet ve bela indirecektir. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır.'' (Maide 49 ) buyuran Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın hükmünü redetmektir. İslam'ı inkar ederek onunla hükmetmemeyi kabul etmek ise açık bir inkar/küfür saymıştır. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:

"ومن لم يحكم بما انزل الله فأولئك هم الكافرون"

‘'Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse kafirlerin ta kendileridir.'' (Maide 45)

 

Ey Müslümanlar!

Bu bazı anayasa maddeleri anlamak, incelemek ve uygulamak üzere önünüze takdim ediyoruz. Zira şer'i hükümler onunla yaşanmak için konulmuştur. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:

إنما كان قول المؤمنين إذا دعوا إلى الله ورسوله ليحكم بينهم ان يقولوا سمعنا واطعنا وأولئك هم المفلحون

‘'Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulüne davet edildiklerinde müminlerin sözü ancak ‘işittik ve itaat ettik' demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.'' (Nur 51)

يا أيها الذين آمنوا استجيبوا لله وللرسول إذا دعاكم لما يحييكم واعلموا ان الله يحول بين المرء وقلبه وانه اليه تحشرون

"Ey iman edenler! Allah ve Resulünün sizi hayat verecek şeylere çağırdıkları zaman, Onlara icabet edip uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.'' (Enfal 24)

 

Devamını oku...

- Basın Açıklaması -

Hizb-ut Tahrir / Mısır; genel olarak Müslümanlara ve özel olarak da Libya halkına karşı kötü imajlı tağutun yıkılışını tebrik ediyor, devrimlerini Raşidi Hilafet Devleti'ne dönüştürmeye davet ediyor.

Sağında ve solunda birer tağut yıkıldıktan sonra üçüncü tağutun yıkılışından dolayı Hizb-ut Tahrir / Mısır; umumi olarak İslam ümmetine hususi olarak da Libya halkına ve Hizb-ut Tahrir / Libya'ya tebriklerini gönderiyor. Efendileri olan Amerikalı ve Avrupalıların emirleri doğrultusunda Allah'a, Resulüne ve müminlere karşı savaştılar, kendi halklarını zillete sürükleyip fakir yaptılar ve kanlarını döktüler. Zira Libya tağutu 30 sene önce Hizb-ut Tahrir / Libya gençlerinden 13 gencin canına kıyarak idam etmişti. Mısır'da da öyle olmuştu. Tek suçları İslami Hilafet Devletinin kurulmasını ve Allah'ın şeriatının tatbik edilmesini istemeleridir. Yine de bu tağutlar uzun zamandır süregelen zulüm ve taşkınlıklardan kurtulmak için zulme ve taşkınlığa karşı çıkan devrimcilerin canlarına kıyarak katlettiler.

Biz Hizb-ut Tahrir / Mısır Medya Bürosu olarak; Libya, Tunus, Mısır, Yemen ve Suriye halklarını yok olacak rejimlerin ürettiği aynı tehlikeleri ve kötü sonuçları doğuran demokrasi ve sivil modern devleti gibi düşüncelerin onlara pazarlanmasından dolayı uyarıyoruz.

Biz Libya halkının tekbir getirerek hak geldi, batıl yıkılıp gitti, zaten batıl yıkılmaya mahkumdur dediklerini duyduk. Öyleyse bu hak; Mısır, Libya, Tunus ve diğer Müslüman beldelerini birleştirecek olan Raşidi Hilafet Devletini kurarak Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ın şeriatını tatbik etmek olsun, batılın ta kendisi olan ve yıkılıp gitmesi gereken sivil, laik ve demokrasi modeli olan devleti red etmek olsun.

Yine Hizb-ut Tahrir / Mısır; Mısır, Tunus, Libya ve diğer Müslüman beldelerdeki halklarımızı ABD ve Avrupa'nın ajan ve onlara tabi olan rejimler ve mikrop medya organları aracılığıyla pazarladıkları şeylerden dolayı da uyarmaktadır.

Devamını oku...

Libya Tağutunun Yıkılışını Tebrik

  • Kategori Libya
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Libya; bütün Müslümanları ve özelikle Libya halkını; uzak bir yere savrulmuş olan tağut Kaddafi'nin yıkılışından dolayı tebrik ediyor... Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:

كم تركوا من جنات وعيون، وزروع ومقام كريم، ونعمة كانوا فيها فاكهين، كذلك وأورثناها قوما آخرين، فما بكت عليهم السماء والأرض وما كانوا منظرين. (الدخان 25 ـ 29)

Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı. İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık. Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi. [Duhan 25-29]

Ve Hizb-ut Tahrir / Libya; Müslümanları bu hususta tebrik ederken, 30 sene önce hizbin verdiği 13 şehitlerle başlayıp ta ki bu sene de devam eden ayaklanma esnasında Libya'lıların verdiği şehitlere varıncaya kadar olan şehitler kafilesini hatırlamaktadır.

Muhakkak ki tağutun ve zebanilerinin akıttıkları masum/tertemiz bütün kanlar; kazandığı ecir ve halkının elde ettiği zaferden dolayı sanki lisanı hal ile Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya hamd olsun demektedir.

Muhakkak Hizb-ut Tahrir / Libya; bu tebriki müjdelerken, tağut hükmünden sonra gelecek olan hükmün Amerika, Avrupa ve avanelerinin tağut hükmü yerine koymaya çalıştıkları beşeri sistemleri değil İslam'ın hükmünü koymaya çalışacağını ahd etmektedir.

Bu gaye için Hizb; Allah'a tevekkül edip sevgili Libya'daki bütün samimilerden destek alarak bütün gayretlerini sarf edecektir. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:

ولينصرن الله من ينصره إن الله لقوي عزيز

Allah kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, azizdir. [Hac 40]

 

Devamını oku...

Ben Ali ve Mübarek'ten Sonra Üçüncü Tağut Kaddafi Sonunda Yıkıldı Diğerleri de Yoldalar Allah'ın İzniyle!

  • Kategori Hizb
  •   |  

Ey Müslümanlar, ey Libya halkı:

Kanları akıtan ve çocukları ve kadınları korkutan tağutun belini kıran Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya hamd olsun... Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya hamd olsun ki dökülen temiz kanlarınız hayrı getirdi ki bir tağutu daha ezdiler. Böylece o aşağılanmış, kınanmış ve kovulmuş olarak yıkıldı... Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya hamd olsun ki bu yıkılış; zaferler ayı, hayr ve bereket ayı olan yüce Ramazan ayında gerçekleşti.

Kanlarınız aktı, fedakarlıklarınız büyüktü, dualarınız yükseldi, böylece güçlü ve aziz olan Allah [Subhânehu ve Te'alâ] dualarınızı kabul etti, tağutu kaldırdı ve ardından da size ecir ve zafer verdi. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:

قال عسى ربكم أن يهلك عدوكم ويستخلفكم في الأرض فينظر كيف تعملون

"-Musa-, ‘Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve onların yerine sizi yer yüzüne hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar' dedi." [Araf 129]

Haydi Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya kendinizden hayr gösterin, teşri'i (kanun koyuculuğu) beşerin Rabbine değil beşere veren beşeri hükümleri red edin ve yüksek sesle yeryüzünde İslam devleti ve Raşidi Hilafet olan Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın hükmünü ilan edin ki bu devlet izzetinizi geri getirsin. Zira siz bir zamanlar Hilafet'in askerleri, zaferin ve şehadetin aslanları olarak fethin meşalesini tutarak önderlik etmiştiniz.

Amerika ve Avrupa'nın yeryüzündeki bütün tağutlarını red edin. Zira tağuttan sonra yeni hükümde hegamonyalarını yaymaya her ikisi de girişmekte ve yarışmaktadırlar. Hatta onlar bu yarışa çoktan bile başladılar. Siz de onların tuzaklarına karşı dikkatli olun, mücahidler ve hafızlar beldesinde onların yerleşmesine yol vermeyin. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:

ولن يجعل الله للكافرين على المؤمنين سبيلا

"Muhakkak ki Allah kafirler için müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir." [Nisa 141]

 

Ey Müslümanlar, ey Libya'deki ahalimiz!

Muhakkak lider halkını kandırmaz ve Hizb-ut Tahrir de size nasihat ediyor. Çünkü o sizden ve sizin için var. Avrupa'nın, Amerika'nın ve onların avanelerinin ve işbirlikçilerinin tuzaklarından sakının. Onların kokuşmuş lailklik projelerinden olan çeşitli isimler altındaki laik diktatörlük, demokrasi veya kapitalizm'den sakının. Bunların hiçbiri haktan bir şey ifade etmediği gibi, bilakis bu kendisinden kurtulmak üzere kanlarınızın döküldüğü zulme götürür. Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın, Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in ve Müminlerin razı olduğu İslam'ın hükmü olan ikinci Raşidi Hilafet'i ilan ederek Hizb-ut Tahrir'e yardım edin... İşte o zaman kanlarınız boşa gitmez ve fedakarlıklarınız da heba olmaz. Bilakis akıttığınız kanlara gıpta edilir, verdiğiniz fedakarlıklardan sevinç duyulur ve bu Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ın kendi katındaki bir toplulukta sizinle iftihar etmesidir. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:

ويومئذ يفرح المؤمنون بنصر الله، ينصر الله من يشاء وهو العزيز الرحيم

"O gün müminler de Allah'ın yardımıyla sevinecekler. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir." [Rum 4-5]

 

Devamını oku...

Sorular ve Cevaplar

Soru-1: 29/07/2011 tarihinde Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'le birlikte kara kuvvetleri komutanı Erdal Ceylanoğlu, deniz kuvvetleri komutanı Eşref Uğur Yiğit ve hava kuvvetleri komutanı Hasan Aksay görevlerinden istifa ettiklerini açıklayarak emekliliğe sevk edilmelerini istediler. Bunlar komuta liderliğinin en üst mertebesindedirler. Bunlarla birlikte istifasını açıklamayan jandarma kuvvetleri komutanı Necdet Özel de bulunuyordu. Daha sonra orgeneral Necdet Özel'in hem kara kuvvetleri komutanlığına hem de genelkurmay başkan vekili olarak görevlendirildiği açıklandı. Bunun itici faktörü nedir? Acaba yetkiler üzere ordu ile hükümet arasında cereyan eden çatışma olan yerli bir neden mi, yoksa devletlerarsı çatışma olan bir neden mi? Ve bu istifalar sonucunda beklenenler nedir?

Cevap-1: Olup bitenler ve onlara bağlı hususlar incelendiğinde görülür ki bu hadiseler yerli maşalarla devletlerarası çatışmanın bir sonucudur...izahata ilişkin şu hususları söyleyebiliriz:

1-Bu istifalar son günlerde ordu komutanları ile devletin siyasi kısmını temsil eden cumhurbaşkanı, başbakan ve hükümeti arasında meydana gelen şiddetli bir gerilimden sonra zuhur etti. Bunun ana sebeplerinden biri; hükümete yönelik darbe teşebbüsünden dolayı şüpheli ordu generallerine ilişkin tutuklamalardır. Bunların en sonu da bu gün oldu, yani 29/07/2011 tarihinde generallerin istifasının olduğu ve ilan edildiği gibi mahkeme üyelerinin onayı alındıktan sonra İstanbul 13. Ağır ceza mahkemesine bağlı başsavcının aldığı kararla eşzamanlı oldu. Türk ceza kanununun 312. Maddesi gereğince alınan bu karar; aralarında 7 generalin bulunduğu 22 kişiyi tutuklama emrini içeriyor. Bunların başında Ege ordu şuanki komutanı Hüseyin Nusret Taşdelen ve 1. Ordu eski komutanı Hasan Iğsız geliyordu. Madde şöyle diyor: ‘Cebir veya şiddet kullanarak Türkiye cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye müebbet hapis cezası verilir.'Başsavcı; haklarında gerekli deliller toplanıncaya kadar bu şahısların tutuklanmalarını öngören kararını açıkladı. Çünkü haklarında öngörülen ceza çarptırma olasılığı kaim olduğu için onları tutuklatıp cezaevine göndermelerini emr edebilir. Bu generaller orduda hala muvazzaftır, görevlilerdır. Önem arz eden bir diğer husus ise kemalistler cephesine bağlı olan siyasiler, gazeteciler ve yazarlarla birlikte emekli subaylar arasında yapılan bu tutuklamaların; Ergenekon isminde operasyon düzenleyerek hükümete karşı güç kullanmak süretiyle ortadan kaldırma suçundan 2007'nin ortasında başlamış olmasıdır. Ardından askeri güç kullanarak hükümeti devirmek süretiyle 2003'de gerçekleşmesi istenen Balyoz adıyla bilinen yeni bir darbe planı da 2010'un başlarında ortaya çıkartıldı. Bu mesele ile ilgili durumlar gelişiyor ve emekli subaylarla birlikte hala görev başında ve ordunun en üst kademesinde bulunan yüksek rütbeli subaylar arasında tutuklamalar devam ediyor.

2-Geçen sene 2010'un Ağustos ayının başında, her senede olduğu gibi terfilerin ve emekliliğe sevk işlerinin olduğu, YAŞ toplantısından dokuz gün önce İstanbul 10. Ağır ceza mahkemesi; görevli olan ve olmayan -emekli- 102 subay hakkında tutuklama kararı almıştı. Aralarında terfi bekleyen 11 görevli general bulunuyordu. O zamanda tutuklanmamaları ve emekliliğe sevk edilmemeleri için bazı yüksek rütbeli olanlar hakkında orta çözüme varıldı. Buna göre bu davada en önemli sanık olan 1. Ordu komutanı Hasan Iğsız'ın aralarında bulunduğu kişilerin terfileri durduruldu. Ordu komutanlığı da bu generalin kara kuvvetleri komutanı olması için terfi edilmesi hususunda ısrar ediyordu. Fakat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve başbakan Erdoğan ısrarlı bir şekilde terfisini red ettiler.Bunun üzerine başsavcı bu gün (29/07/2011) diğer generallerle birlikte bu generali de Hasan Iğsız'ı tutuklamak için karar aldı. Zira geçen sene emekli olan genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ Hasan Iğsız'ın 1. Ordu komutanı olabilmesi için terfi edilmesini tavsiye etmişti. Daha sonra Türk ordususnun dikey yapısına göre genelkurmay başkanı olabilmesi için kara kuvvetleri komutanı olacaktı. Askeri işleri bilen kaynaklara göre bu tavsiyenin sebebi; az önce söylediğimiz sıralamaya göre genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ şöyle açıklamıştı: ( Bizim de katıldığımız ‘İrtica ile muharebe çalışma planı'nda ilerlemeyi garantilemek istiyorum.Bizim grubumuzun üyeleriyle bulunan Hasan Iğsız'ın istikbal genelkurmay başkanı olması için terfi edilmesi gerekir.) Ancak Başbuğ'un geçen senenin planı başarısızlıkla sonuçlandı. Nitekim Erdoğan başsavcının Hasan Iğsız ve diğerlerine yönelttiği suçlamalar aracılığıyla bu planı bozdu. Başsavcının bu gün de diğer generallerle beraber bu generalin tutuklanması için bir karar çıkarması İngiliz kanatına bağlı kemalistlerin bel kemiğine büyük bir darbe sayılıyor. Zira bu generaller İngilizlerin kendi efendileri olduklarını biliyorlar ve öğreniyorlar. Çünkü Cumhuriyeti kuran ve onu koruyan onlardır. Mustafa kemal'ın yönetime ulaşmasını yardım eden, Hilafet'i yıkmasına ve Cumhuriyeti kurmasına katkıda bulunan da onlardır. Atatürk de onlara -İngilizlere-  bağlıydı, daha doğrusu onlara aşık idi. Onun arkadaşı ve onların yüce gördükleri ikinci adam İsmet İnönü de İngilizlere bağlıydı. Zira Atatürkün  ölümünden sonra onu atayan ve onu destekleyen de onlardır. İşte bütün bunları yüce hatta kutsal gördükleri her iki adamın özgeçmişinde okuyup inceliyorlar. Böylece bu generallerin bağlılığı otomatikmen İngilizlere ait oldu. Bu nedenle; Erdoğan hükümeti ve Amerikaya olan bağlılığını çetin bir rakip olarak görüyorlar...

3-Ordu kurumunda ve diğer kurumlarda bulunan ingiliz ajanları Amerikaya bağlı Erdoğan hükümetini devirmeye, partisini dağıtıp yasaklamaya çalıştılar. Bunu hem Balyoz operasyonu hem Ergenekon operasyonu hem de laiklik ve kemalizm ilkelerine aykırı davrandığı takdirde 2008'de Anayasa Mahkemesinin yönelttiği uyarı aracılığıyla gerçekleştirmişti. Bu gelişmelr ise Erdoğan ve onun partisi AKP'nın TBMM'inde çıkarttığı kanundan sonra oldu. Bu kanun; ‘Giyimleri ve dış görünümlerinden ötürü Üniversitelerde ve yüksek institülerde okuyan öğrencilerin öğrenim hakları engellenmemesiyle ilgilidir.'Erdoğan'ın, onun hükümeti ve partisinin Amerika'ya bağlı oluşu herkesçe açıktır. O Amerikan siyasetini dışarıda uyguluyor, hatta o içeride Amerikan nüfuzunu pekiştirmekle beraber içeride ve dışarıda Amerikan çıkarları korumaya çalışıyor.Ayrıca o Cumhurbaşkanının yetkilerinin geniş olduğu başkanlık sistemini oluşturacak olan anyasal değişiklikler yapmaya çalışıyor. Bu değişiklikler hem siyasi işlere karışmaması için ordunun yetkilerini kısıtlamayı hem de bu güne kadar olageldiği gibi değil orduyu yönlendirecek bir siyasi sistem oluşturmayı kapsıyor. Amerikan çıkarlarına uygun olacak şekilde kürt meselesini çözmek üzere Türkiye'yi federal bir sisteme kavuşturmaya çalışıyor. Böylece kürtlerin yoğun oldukları bölgelere özerklik veya federatif bir statü tanımış olacak. Tıpkı Amerika'nın Irak'da onun sivil yöneticisi Bremer döneminde hazırlattığı Irak yeni anayasasını da yaptığı gibi. Britanya ise Türkiye'de olan nüfuzunu korumak içinde orduda, yargıda ve diğer kurumlarda olan kendi kemalist ajanları aracılığıyla Erdoğan hükümetini devirmeye veya ortadan kaldırmaya çalışıyor.

4-Bütün bunlarla beraber son günlerde Türk askerler PKK militanları tarafından saldırılara maruz kaldılar. Bunlardan bir tanesi de 14/07/2011'de Diyarbakır'a bağlı Silvan hadisesidir. Bu hadisede 7 asker yaralanırken 13 asker de hayatını kayb etti. Hükümete bağlı medya ise hükümete karşı siyasi bir amaç güden bu operasyonda ordunun da parmağının olduğu şüpheli sorular yöneltmek süretiyle kamuoyunu orduya karşıkışkırttı. Bunun üzerine Erdoğan Cumhurbaşkanının katıldığı bir toplantıda Genelkurmay başkanıyla görüştü. Bu toplantıdan kızgın olarak çıkan Erdoğan terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten çevik güçlerinin sayısının 15000'e çıkartacağını, onların aktivitesini ve imkanlarını arttıracağını ve Jandarma güçleriyle beraber çalışmasının sağlayacağını açıkladı. Ayrıca kara kuvvetlerinden yardım isteme hususunda da ülkedeki valilere yetki verecektir. Bütün bunlar bölücü PKK militanlarını takip edebilmek için içişleri bakanlığı şemsiyesi altında olacaktır. Böylece Erdoğan bu şüpheleri teyid etmiş ve orduya olan güvensizliğini de ima etmiş oldu.Yolunu takip ettiği Özal'ın da yaptığı gibi bu olayı fırsat bilen Erdoğan kendisine bağlı olacak şekilde kurmasını istediği terörle mücadele özel tim dairesinin kuruluş şeklini açıkladı. Nitekim Özal polisten oluşan bir özel çevik güç oluşturmuştu. Fakat ölümünden sonra ordu bu teşkilatı zayıflatarak etkisiz hale getirmeyi başarıdı. Erdoğan bundan orduyu hükümetin emrine bağlamasını da hedefliyor. Bunu da bütün bunları içişleri bakanlığına bağladıktan ve kara kuvvetlerinin içeride valilerin emriyle hareket etmesini sağladıktan sonra olacak. Böylece ordu ile Erdoğan arasında çatışma ve gerilim en şiddetli duruma geldi.

5-Ordu komutanlığının en üst mertebesinde bulunanlar tarafından yaşanan bu süpriz toptan istifalar bütün bu gerilim ve çatışmalardan sonra meydana geldi. Bunlar galiba hükümeti sıkıştırmak, ona baskı yapmak ve hükümete karşı muhalif bir siyasi tutum sergilemek süretiyle insanları kendilerine çekmek istediler. Halbuki kara, hava ve deniz kuvvetleri komutanları emeklilik yaşına geldiler ve iki gün sonra yani 1/8/2011'de yapılacak YAŞ toplantısında emekliliğe sev edileceklerdir. Buna ilaveten ilgili kaynaklara göre ordu komutanlığı ile Gül ve Erdoğan arasında yapılan son toplantılarda ordu; 3. Ordu komutanı Saldıray Berk'in terfi edilerek kara kuvvetleri komutanı ve genelkurmay 2. Başkan yardımcısı Aslan Güner'in de terfi edilerek Jandarma komutanı olmasını istiyordu. Ancak Abdullah Gül ve Erdoğan bunu şiddetle red ettiler ve onların terfilerini imzalamayacaklarını açıkladılar. Hatta suçlamalar hükümeti devirmek için teşebbüste bulunan bunların her ikisinin hakkında. Emekliliğe sevk edilmeleri de uzak bir ihtimal değil. Herhalde bu komutanlar önümüzdeki YAŞ toplantılarında istediklerini gerçekleştiremeyecek- lerini anlayınca siyasi sisteme baskı yapmak ve bu sisteme ordudaki arkadaşlarını harekete geçirmek için son koz olarak kullanarak istifalarını verdiler. Şuanki hükümete ve onun siyasi görüşlerine yakın olarak bilinen Jandarma kevvatleri komutanı general Necdet Özel bunlardan geri kaldı. Durum gösterir ki Necdet Özel onların grubundan değil. Çünkü onun geçen sene Jandarma komutanı olmasını istemiyorlardı, hatta bu sene, yani iki gün sonra, uzaklaştırılması için çalışıyorlardı. Fakat başarısız oldular. Abdullah Gül ve Erdoğan ise geçen sene onların yerine geçmesi için onu terfi etmeye ve onları bitirmeye çalıştılar. Buna göre yapılacak atamalarda iki sene sonra genelkurmay başkanı olmak üzere, gelenkurmay başkanı Koşaner'in emeklilik yaşına geldiğinde, onun kara kuvvetleri komutanı olması bekleniyordu. Zira terfi ve emeklilikle alakalı olarak ordunun tüzüğüne göre Koşaner'in genelkurmay başkanlığını terk etmesini zorunlu kılıyor. Buna ek olarak ta galiba Koşaner, kendi grubundaki arkadaşları emekli olacağı gibi terfi etmeye çalıştığı diğer arkadaşları  terfi ettiremeyeceğını anlayınca kendisinin yalnız kalacağını hiss etti. Zira böyle olunca o hem iradesiz ve felç olacak hem de istediği kararları alamayacaktır. Bilhassa bu kararlar halihazırda siyasi sistemin akışına aykırı ise. Çünkü o başlarında Necdet Özel'in bulunduğu hükümete bağlı veya onunla anlaşabilen diğer gruptan olan generallerle kuşatılmış olacaktır. Bu nedenle yarı aciz olmak yerine istifa etmeyi tercih etti ve emeklilik yaşına gelmeden, yani onun kanuni emeklilik hakkının iki sene öncesinden, kendisinin emekliliğe sevk edilmesini talep etti.

6- Bu istifaların sonuçlarına gelince; söz konusu bu istifalardan bir kaç saat sonra ve Gül, Erdoğan ve Necdet Özel'in de katıldıkları acil toplantıdan sonra Cumhurbaşkanı tarafından Genelkurmay başkanı vekili ve kara kuvvetleri komutanı olarak atanan Necdet Özel'in Genelkurmay başkanı olarak tayin edilmesi bekleniyor. Böylece Erdoğan hükümeti, hatta hükümet, Cumhurbaşkanlığı ve AKP'nin egemen olduğu meclis ile temsil edilen Türkiye'deki siyasi rejim, siyasi rejimin görüşlerine yakınlık ve Amerika'nın siyasi çizgisine bağlılık gösteren kişileri getirerek yapmak istediği atamalarla orduya egemen olma kudretine sahip oldu. Bu rejim; bu görüşe karşı muhalefet eden kişileri uzaklaştırmaya çalışacaktır. Bu durum subayların terfi ve emekliliklerinin müzakere edileceği YAŞ toplantısı iki gün sonra belli olacaktır. Buna göre şunu diyebiliriz ki Amerika artık orduya egemen olmaya ve İngilizlerin Türkiye'deki en önemli kalelerini ele geçirmeye başladı.

7- BBC'nin ilk yorumu şöyle idi: ‘ Ordu komutanlarının toplu istifaları. Bu ise hükümet ile ordu arasında devam edegelen gerginlik sonucudur.' İngiliz The Guardian gazetesi ise web sitesinde buna benzer bir söz söyledi. Böylece Türkiye'deki durumlarından ve onlarla Amerikaya bağlı Türkiye'deki siyasi rejim arasında çatışma savaşında uğradıkları hezimetten dolayı İngilizler ve onların ajanlarının rahatsızlıklarını dile getirmiş oldular. Amarikalıların tepkileri ise rahatsız olmadıkları şekilde gayet tabii idi. Hatta Türkiye'deki olup bitienlerden razı oldukları anlamına gelir. Zira ABD dışişleri bakanlığı sözcüsü Mark Toner bu istifaların ‘Türkiye'nin iç meselesi' olduğunu açıkladı. Amerikan yönetiminin Türkiye'deki siyasi rejime güven duyduğunu dile getiren Mark Toner şöyle dedi: ‘Türk kurumlara olan güvenimiz tamdır.' (Amerikan radyosu sitesi 29/7/2011). Böylece şunu diyebiliriz ki bu hadiseler yerli maşalarla olan devletlerarası çatışmanın bir sonucudur.

 

Soru-2: Cuma günü 22/7/2011 tarihinde Oslo'nun Ütoya adasında 90 kişinin öldüğü ve çok sayıda yaralı olduğu patlamalar meydana geldi. Fanatik sağ olarak bilinen nasrani bir norveç vatandaşı bu saldırıyı düzenlediğini itiraf etti...norveç dışişleri bakanı ise saldırıyı ikinci dünya savaşından sonra en büyük milli katliamı olarak nitelendirdi...

Bu olaya iten faktör nedir? Suçlamaların nasrani ve fanatik sağ olduğu açığa çıkmadan önce hemen Müslümanlara yöneltilmesi neye delalet ediyor? Patlamalrı düzenleyen kişinin müslüman olmadığı gerçeğinin zuhur etmesi Müslümanlara olan kin azaldı mı, yoksa genel olarak batıda bunun kökleri derinlikte olan bir kim mi?

Cevap-2: Bu hadise batının İslam'a ve Müslümanlara besledği kin ve nefrete delalet ediyor. Onlar tıpkı Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın şöyle buyurduğu gibi:

" قد بدت البغضاء من أفواههم وما تخفي صدورهم أكبر"

Gerçekten, kin ve düşmanlaıkları ağızlarında -dökülen sözlerden- belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. [Âli İmran 118] Bu durum aşağıdaki hususları açıklamakla belli olur, şöyle ki:

1-Medya organları hemen Müslümanları suçladı...Breivik cinayeti sebebiyle İslam'ı zem etmek batı medyasının göstermek istediğinden ayrı bir olay değildir. Hatta bunu tam tersi, Breivik'in çılgınlığı ve görüşleri İslam'a olan kinden geliyor, bu ise batıda bir çoklarıda yankı bulan batı hadaretinin bir sonucudur.Bunu da medya organlarının olayı takib ederken izlediği yoldan çok net olarak görmek mümkündür. Medya ve onun ‘Uzmanları' saldırı sorumlusu olarak hemen İslam'ı ve Müslümanları suçladı. Bu da İslam'a ve Müslümanlara karşı bir gerilime ve onlara bir takım şahsi saldırılara yol açtı. Nitekim BBC Norveç İslam konseyi genel sekreteri Mihtab Afsar'ın şöyle dediğini aktardı: ‘Gerçekten de Oslo'da bazı Müslümanların dövmelere maruz kaldıklarını işittik. Bazı kadınlar da korkulu anları yaşadılar ve beni arayarak yardım istediler.'Dolayısıyla Müslümanlara karşı saldırılar aşırı hırıstiyani Andres Behring Breivik'in cinayeti sebebiyle nefret ve düşmanlıkları yayıldıktan hemen sonra zuhur etti ki Müslümanlar bunda suçlu gösterildiler.

2- İşi gerçekleştiren kişinin kendi milletlerinden olduğu ortaya çıkınca batı siyasetçi ve düşünürleri ‘Breivik'in' yaptıklarını meşrulaştırmaya başladılar...bu da yetmemiş gibi bazı avrupalı siyasetçiler Müslümanlar'a düşmanlık güden Breivik'in görüşlerini açıkça dile getirdiler. Nitekim fransız milli sağ cephe partisi üyesi Chak Kotila şöyle dedi: ‘Norveç'teki terör saldırılarının arka planı İslam'i hagemonyasıyla savaştır. Bu da insanların senin bilmeni istemedikleri şeydir.'Kotila, Breivik'i ‘Batının baş savunucusudur' olarak niteledi. İtalya'da, kuzey İtalya logisi üst düzeyli üyesi ve Berliskoni muhafazakar ittifakı muttafiki/ortağı Franshisko Spirini şöyle dedi: ‘Breivik'in görüşleri batı hadaretinin savunucusudur.'Yine avrupalı parlamenter Mario Burcazi şöyle dedi: ‘Breivik'in dile getirdiği bazı görüşler iyidir. Şiddet hususlar hariç bazıları çok yücedir.' Bu ise italyan siyasetçileri İslam'a yöneltilen eleştirileri ilk kez desteklemiyorlar. Zira bir kaç sene önce İtalyan savunma bakanı Antonyo Martino Falatshi ‘Kızgınlık ve Böbürlenme' isimli kitabında Müslümanları ‘Kilise avlusunda sidikleyen aşağılık yaratıklar' niteleyerek  şöyle devam etti: 'Onlar lağam fareleri gibiler'.

Şüphesiz bu tür bakış açıları aşırılığa iter. Bu da işin sonunda batılı hükümetlerin iç siyasetinin Müslümanlara düşmanlık olacak şekilde şekillenmesini sağlar. Batılı hükümetlerinin Müslümanlara karşı uyguladıkları başörtüyü yasaklamak, camilerin yapılmasına kısıtlamalar, açık şekilde Müslümanlara casusluk yapmaları ve Müslümanların yargısız haps edilmeleri v.b sıkı uygulamalar gibi.

3- Batı; fertlerin ‘ilah' diye seçtiklerinde ve ne olursa olsun kendi ibadetlerinde özgür olduklarını iddia ediyor. Ancak hakikat öyle değil. Din özgürlüklerinden en çok karlı olanı hükümetin çıkarlarıyla inançlarının kesiştiği bir takım fertler ve cemaatler veya hükümetlere etkileme gücüne sahip olanlardır.Bu ise batıda bir çok kuruluşların ateşli konuşmalarından ve ayrımcılık politikasında dolayı İslam'a saldırmasına izin vermenin sebeplerinden birisidir.Bu da henüz bitmemiş olan batının İslam'a karşı savaşıyla uyum halindedir. Buna rağmen batı medyası veya onun bir takım kuruluşları yahudilere veya devletlerine saldırırsabatı hükümetleri hakaretlere son vermek için hemen sıkı uygulamalara geçer.

Buna mukabil batılı hükümetleri kapalı toplumların batılı değerlere açılması için dini özgürlükler meselesini dış siyasetin işlerinden bir parçası olarak telakki eder.Çıkarlarına uygunluk arz etmediği zaman da dini özgürlükleri görmezlikten gelir. Arap dünyasında devrimler ve batı ajanlarının eliyle katl edilen Müslümanlara gelince; gösteri yapanlar demokrasinin değil İslam'ın taraftarları olduğu için batı bu hususda kendine sulandırılmış bir tavır seçti. Bu munafıklık ise Müslümanlara Amerika ve Avrupa'nın İslami değer ve şairelerini yok etmek için çalıştıklarını tekid eder.

4- İşte bozuk ve bozgunculuk çıkaran batı hadareti budur. İslam hadaretinin ve onun hükümlerinin neresindedir?

İslam belirtir ki hayat, ırz, kan, mülkiyet, inançlar ve ırklar İslam devleti tarafından koruma altındadır.

İster Müslüman olsun isterse gayrı müslim olsun bütün tebaların hakları Hilafet devletinde üstlenilmiştir. Ayrıca İslam; ceza veya baskı olmaksızın ibadetlerde İslam devletinde yaşayan gayrı müslimlerin haklarını korumaktadır. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmuştur: (Yahudilik veya hırıstiyanlık üzere kimse ondan vazgeçmeye zorlanmaz...). Bunun içindir ki herhandi bir Müslümanın gayrı müslime hakaret etmesi veya onların tapınaklarına zarar vermesi yasaklanır. İslam tarihi ise İslam'ın Hilafet gölgesinde gayrı müslimlerin dini haklarını garantileme kudretine şahitlik eder.Yahudiler ve hırıstiyanların İslami yönetim gölgesinde Müslümanlarla eman içerisinde yaşadıklarına dair İspanya ve Filistin örneğini düşünmemiz yeterlidir.

Batıda yaşayan Müslümanlar veya İslam aleminde ikamet eden Müslümanlara gelince; İslam devletini kurmak için İslam beldelerinde çalışan kardeşlerine yardım etmek üzere çabalarını arttırmaları gerekiyor. Çünkü sadece İslam devleti Müslümanların haklarını korumaya kadirdir. İster bunlar İslam devletinin sınırları içinde yaşamayı tercih edenler olsun veya dışında olsun.

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER