- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
İran'a Karşı Ortak Amerikan-Yahudi Saldırısı
ABD Başkanı Trump, Truth Social platformunda yayınladığı bir videoda, Ortadoğu'daki güçlerinin İran'da büyük çaplı askeri operasyonlar başlattığını açıkladı.Bu saldırının gerekçelerini sıralamış ve bunun İran'dan kaynaklanan yakın tehditleri, onun Amerika'ya, dışarıdaki kuvvetlerine ve dünyadaki müttefiklerine yönelik doğrudan tehditlerini ve Amerika'ya ölüm sloganları atmak, 1979'da Tahran'daki Amerikan büyükelçiliğinde yaşanan rehine krizi, 1983'te Beyrut'taki Deniz Piyadeleri karargahının bombalanması ve 2000'de Aden limanında USS Cole gemisine yapılan saldırı gibi 47 yıl boyunca Amerika'ya karşı yaptığı eylemleri ortadan kaldırmak yoluyla Amerikan halkını savunmak için olduğunu söylemiştir. Hedefinin İran'ın nükleer silah elde etmesini ve Avrupa'yı ve belki de Amerikan topraklarını tehdit eden uzun menzilli füzeler geliştirmesini engellemek olduğunu belirterek, İran halkına iktidarı ele geçirme çağrısında bulunmuştur.
Yahudi varlığının başbakanı Netanyahu da ortak saldırıyı ilan ederek, hedefin İran'ın nükleer silah üretmesini engellemek ve rejimini devirmek olduğunu açıklamıştır.
İran, bu saldırganlığa karşılık olarak Yahudi varlığına füze saldırıları düzenlemeye ve Körfez ülkelerindeki Amerikan hedeflerine füzeler fırlatmaya başlamıştır.
Geçtiğimiz ay Amerika ve İran arasında üç tur görüşme yapılmış olup bunların sonuncusu 26/02/2026'da gerçekleşmiş ve iki taraf arasında ilerlemenin kaydedildiği ve bir tur daha görüşme yapılacağı yönündeki açıklamalar dışında herhangi bir anlaşmaya varılamamıştı. Nitekim bu açıklamaların yanıltmak ve bu saldırıyı başlatmak amacıyla yapıldığı ortaya çıkmaktadır. Amerika geçen yıl da aynı şeyi yapmıştı; zira İran'ı yanıltarak Yahudi varlığına 13-24/6/2025 tarihleri arasında İran'a saldırı düzenleme talimatı vermiş ve bu da Amerika'nın İran'ın nükleer reaktörlerine saldırmasıyla sonuçlanmıştı.
Amerika'nın bir aydır bölgedeki kuvvetlerini seferber ettiği ve saldırıya hazır olduğunu açıkladığı bilinmektedir; zira Amerika, müzakerelerde hedeflerine ulaşamazsa, yani İran nükleer programından, %60 oranında zenginleştirilmiş uranyumdan yaklaşık 400 kg uranyumu teslim etmekten ve 3.000 km menzilli füzeler geliştirme programını durdurmaktan vazgeçmezse saldırıya geçecekti.
Ancak son müzakere turunun üzerinden bir gün bile geçmeden bu saldırı duyurulmuş ve ilk olarak Tahran'daki cumhurbaşkanlığı konutu hedef alınmıştır; bu da saldırının rejimi devirmeyi veya liderlerini öldürmeyi ve onların yerlerine başkalarını geçirmeyi hedeflediğini teyit etmektedir. Nitekim İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın iyi olduğunu duyurması da bunu doğrulamaktadır.
Haçlı Amerika ve bölgedeki suç üssü olan Yahudi varlığının bu saldırıyı gerçekleştirmeleri, gelecekte kendi nüfuzlarını tehdit edebilecek herhangi bir gücün ortaya çıkmasını önlemek için Ortadoğu bölgesindeki kontrollerini sıkılaştırma hedefleri doğrultusunda gerçekleşmiştir.Aynı şekilde Netanyahu'nun da açıkladığı gibi Yahudilerin “Büyük İsrail”i kurmak için bölgeyi kontrol etme hedefleri de vardır.
Bu saldırganlık sadece İran için değil, Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan ve bölgedeki tüm ülkeler, özellikle de gelecekte Amerikan nüfuzunu ve Yahudi varlığını tehdit etme potansiyeline sahip ülkeler için de bir tehdit oluşturmaktadır.
5/12/2025 tarihli en son ABD'nin strateji müzekkeresi, Orta Doğu'nun ABD için öneminden ve “yarım asırdır ABD politikasının ön saflarında yer aldığından” bahsetmektedir; bunun hedefi ise, “bölgeyi, petrol ve gazın yanı sıra nükleer enerji, yapay zeka ve savunma teknolojisi gibi sektörlerde uluslararası yatırımların kaynağı ve hedefi haline getirmek ve tedarik zincirlerini güvence altına almak”tır.Müzekkerenin hedeflerinden biri de “bölgedeki aşırıcılıkla mücadele etmektir”; bu da İslam'a ve Müslümanların sömürgeci Batı'nın fikri, askeri, siyasi ve ekonomik tüm biçimlerinden kurtulma çabalarına ve Nübüvvet Minhacı üzere Hilafetin temsil ettiği İslami yönetimi kurmak için çalışmaya karşı savaş açmak içindir.Ayrıca “Amerika'nın İbrahim Anlaşmalarını genişletme konusunda da açık bir çıkarı vardır”; bu da bölgedeki tüm ülkelerin Filistin'i gasp eden Yahudi varlığını tanımalarını ve onunla ilişkilerini normalleştirmelerini sağlamak içindir. Zira Mısır, Ürdün, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas gibi birçok ülke onunla ilişkileri normalleştirmiştir.Çünkü Yahudi varlığına odaklanmak, Amerikan politikasında en öncelikli konudur ki böylece Filistin’i Müslümanların elinden çekip alabilsin ve bölgede ümmetin herhangi bir hareketi karşısında kullanabileceği istikrarlı bir üs kurulabilsin.
İran rejiminin sorumluları, olaylara bu açıdan bakmadılar; zira onların bakış açıları dar ve sınırlıydı; bu yüzden ümmetin çıkarlarını pahasına rejimlerini ve bölgedeki nüfuzlarını güçlendirmeye odaklanmışlardır; bu nedenle bazı liderlerinin de itiraf ettiği gibi, Amerika'nın yörüngesinde hareket ettiler ve Afganistan ve Irak'ta Amerika'ya yardım ettiler. Ayrıca Suriye'de de Amerika'ya yardım ettiler ve Amerikan ajanı Beşar Esad rejimini, Suriye halkını aldatmak, devrimin Şam'da İslam yönetimini yeniden kurma hedeflerine düşük yaptırmak ve Yahudi varlığına teslim olmak için Ahmed Şara gibi bir alternatif gelene kadar muhafaza ettiler.Nitekim Amerika bir alternatif bulmuş ve artık İran'a ihtiyacı kalmamıştır; dahası İran'ı bir uydu devleti değil, tabi devlet haline getirmek istediğini ortaya koymuş ve bu yüzden de İran rejimini devirmeyi hedeflediğini açıklamıştır.
Büyük Şeytan olarak nitelendirdikleri Amerika ile işbirliği yaparak, bu Şeytan'ın dahili ve bölgesel hedeflerini sonsuza kadar gerçekleştirmelerine izin vereceği yanılgısına düştürler. Eğer bu bölgelerde Amerika'ya yardım etmemiş olsalardı, Amerika buralarda nüfuzunu güçlendiremez, dolayısıyla bölgeyi kontrol edemezdi. Şimdi ise sıra onlara gelmiştir.
Amerika, Yahudi varlığı ve tüm Batı ülkeleri, karşılaştıkları her türlü tehdidi ortadan kaldırarak bölgeyi sonsuza kadar kontrol altında tutmayı hedeflemektedirler.Dahası onlar, İslam'ı ortadan kaldırmayı hedeflemektedirler.1924 yılında İslam'ın devletini yıktıktan ve topraklarını işgal ederek kendilerine bağlı rejimler olarak yaklaşık 57 parçaya böldükten sonra, bu rejimler, onların emirlerini uyguladılar, İslam'a aykırı anayasalarına dayandılar ve onların İslam'ın iktidara dönüşüne karşı savaşan, İslam'ın fikirleriyle mücadele eden ve Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmaya çalışan politikalarını uyguladılar.
Bizler, İran'ın rejiminin yozlaşmış olmasına rağmen onun bizim ülkelerimizden biri olduğu için İran’ın başına gelenden dolayı sevinmiyoruz ve ona yönelik yapılan saldırganlığa da karşıyız; çünkü bu saldırganlık tüm ümmete karşı bir saldırganlıktır; tıpkı Amerika'nın Afganistan ve Irak'a karşı saldırganlığının tüm ümmete karşı bir saldırganlık olması gibi.Ancak bizler, Müslümanların başındaki tüm yöneticileri aynı akıbet konusunda uyarıyoruz.Belki de bir sonraki hedef, özellikle Afganistan'da Amerika'nın istediği şeyleri uygulayan ve bu vahşi düşmandan ve onun ülkelerini vurmakla tehdit eden vahşi kolu Yahudi varlığından kurtulacaklarını zanneden Pakistan olacaktır.
Bu yöneticiler bir ders almadıkları gibi akıllarını başlarına alıp Amerika, Batı ve Yahudilere olan dostluklarından vazgeçmemektedirler; bu yüzden ümmetin kıskanç evlatları için geriye kalan tek seçenek, kardeşleriyle birlikte çalışarak bu yöneticileri ve rejimlerini devirmek ve onların kafir efendilerini bölgeden silip süpürmektir. Zira İslam ümmetinin evlatlarının kardeşleri, Kerim Peygamberleri Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği gibi Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurmak için çalışmaktadırlar; çünkü ümmeti kalkındırmak, onu birleştirmek, onu her bir bölgeden saldırmaya devam eden düşmanlarından kurtarmak ve onu dünyanın birinci devleti haline getirerek hayrı dünyanın dört bir tarafına yaymak için tek yol Hilafettir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur



