Cuma, 30 Şevval 1447 | 2026/04/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Uluslararası Hukuk: Sömürgeciliği Meşrulaştırmak ve Bağımlılığı Ebedileştirmek İçin Asrın Putudur

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber-Yorum

Uluslararası Hukuk: Sömürgeciliği Meşrulaştırmak ve Bağımlılığı Ebedileştirmek İçin Asrın Putudur

 

Haber:

Pakistan ve Türkiye, 2026 yılının Nisan ayı ve öncesinde İran ile ABD arasındaki gerilimin tırmanmasını kontrol altına almaya yönelik diplomatik çabaları bağlamında, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler sözleşmelerine “sıkı bağlılığın” gerekliliğini vurguladılar ve diyalog ile diplomasinin anlaşmazlıkları çözmenin ve çatışmanın yayılmasını önlemenin tek yolu olduğunu iddia ettiler; aynı bağlamda El Cezire, 6 Nisan 2026 tarihinde Katar Dışişleri Bakanlığı'ndan, bölgesel istikrarı sağlamak için uluslararası hukuka saygı duyulması gerektiğini aktardı. Bu hukukun işlevselliğine dair pratik bir kanıt olarak, 7 Nisan 2026 tarihinde bir ABD'li yetkili El Cezire'ye, Pentagon'un bir “hukuki inceleme” yürüttüğünü bildirdi; bu ise saldırganlığı önlemek için değil, aksine İran’a yönelik yaklaşan saldırıları meşrulaştıracak bir kılıf üretmek ve bunun, başkalarının yalvarıp durduğu aynı uluslararası hukukla “çelişmediğini” güvence altına almak içindir!

Yorum:

Uluslararası meşruiyet ve diplomasi kılıfı arkasında hadari çatışmayı sulandırarak bilinci çarpıtmaya çalışanlara cevap olarak şunu söylemek gerekir: Uluslararası hukuk, ikiyüzlülüğün aynasından ve ihlali meşrulaştırmanın işlevsel bir aracından başka bir şey değildir.

Kurbanların uluslararası hukukun kutsallığına dair talepleri ile celladın kendi saldırganlığını ve zorbalığını yine aynı hukukla meşrulaştırma çabaları arasındaki çıplak gerçek ortaya çıkmıştır: Bizler, Allah’tan başkasına tapınılmak üzere üretilmiş işlevsel bir siyasi putla karşı karşıyayız; zira sömürgeci kafir, her ne zaman bölgeyi yeniden şekillendirmek ve egemenliğine karşı çıkanları teşvik ve korkutma yoluyla evcilleştirip aşağılanmış ve uysal bir şekilde itaat evine girmelerini istese, Müslümanlar ona (siyasi puta) kurbanlar olarak sunulmaktadır!

Bu varlıkta Allah’ın kanunundan başka kanunlara uyan her gücün sonu, utanç ve yok olmaktır; eğer güçlü ise, Allah onu, onun zorbalığını kıran muhlis kullarıyla rezil eder; eğer zayıf ise, Allah onu zayıflığından dolayı terk eder ve kutsal saydığı hukukun gücüyle düşmanını başına musallat eder!

Bu uluslararası hukuk, nazil olmuş bir vahiy değildir; aksine İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Yalta'nın karanlık odalarında formüle edilen mütegallip gücün iradesidir. Asıl gayesi ise, Sykes-Picot sınırlarını korumak ve hayali egemenliği büyük bir zindana dönüştüren ulusal anayasalar aracılığıyla İslam ümmetinin parçalanmasını ebedileştirmektir. Yöneticilerin bu hukuku uygulamakta ve ona saygı göstermekte ısrar etmeleri, gerçekte bağımlılık çemberinde kalmakta ısrar etmek ve ümmetin otoritesini gasp etmek ve onu İslami kimliğinden soyutlamak anlamına gelmektedir.

Akide terazisinde bu hukuk, başlı başına bir tağut sayılır; zira o, asrın firavunlarının, Alim ve Habir olan Allah’ın şeriatına karşı çıkarak kendi referanslarını dayatmak için sahip oldukları küresel bir fabrikadır. Onun egemenliğini çağıran ya da ona kutsallık atfeden herkes, Allah'a ve Rasulü’ne karşı gelmiş olur. Aman ha onlardan sakının; zira Allah’ın arzında egemenlik, sadece Allah’ın şeriatına ait olduğu gibi İslam ülkesindeki otorite ise sadece İslam ümmetine aittir. Şüphesiz bu şekli hukuk, ulusal çıkar, sahte egemenlik ve tiran uluslararası sözleşmeler gibi uydurma bahanelerle kutsallara yardım etme konusunda ümmetin güçlü ordularını bağlayan bir prangadır.

2026 Nisan ayı haberlerindeki açık çelişkiyi gelin bizimle birlikte düşünün: şekilleri ve türleriyle istisnasız ülkemizdeki tüm zararlı rejimler, bir seraptan koruma talep etmekte ve kaçınılmaz çatışmalardan kaçınmak için uluslararası hukuka yalvarmaktadırlar; oysa ümmetin akidesinden kaynaklanan siyasi bir irade olsaydı, tek bir kararla stratejik boğazlarımızda uluslararası ticaretin damarlarına abluka uygulayarak tiran güçlere boyun eğdirebilir ve kâfir kralları, hor ve hakir bir halde şeriatın egemenliğine boyun eğmeye zorlayabilirdi. Ancak güç kaynaklarını değerlendirmek yerine, Pentagon’un yasaları hamur gibi yoğurarak, kendi arzularının şekillendirdiği yasal bir yetkiyle Müslüman ülkelerdeki herhangi bir bölgeyi vurduğunu görmekteyiz! İnsan yapımı kanunların ölçüsü işte budur: Zira bir eliyle kurbanın bileğini bağlarken, zorbanın eliyle ise kılıç bilenmektedir. Bu ise tiranları yargılamak için bir referans değildir; aksine onları topraklarımızda yetiştiren, başımıza musallat eden ve meşruiyet kisvesi altında on yıllardır onları koruyan resmi bir tağuttur.

İnsanlığın, zalim yasalara boyun eğmesi yüzünden içine düştüğü uçurum, İslam ümmetinin bu insan yapımı referansları toptan ve ayrıntılarıyla reddetmesini ve ruhuna zehir saçan herkesten beri olmasını zorunlu kılmaktadır. İdeolojik vacip ve köklü çözüm, uluslararası hukukun, ümmeti silahlarından ve uyanışıyla tiranlarını tahtlarını sarsan cihat akidesinden soyutlamak için icat edilmiş yumuşak savaş aracı olduğuna kesin olarak inanmaktır.

Allah’tan korkup insanlardan korkmayan her Müslümanın üzerine düşen, arzuya meyletmeden ve güçlüleri kayırmadan kulların maslahatlarını mutlak bir adaletle gözetmek için egemenliğini vahiyden alan ve kapsamlı akide yapısına dayalı Rabbani bir sistem olan Raşidi Hilafeti kurmak için muhlis bir şekilde çalışanlarla birlikte çalışmak için derhal harekete geçmesidir.

Alemlere rahmet için Allah katından olan bu dine olan imanımız bize, Raşidi İslam Devleti'ni kurmak için muhlislerle birlikte ciddiyetle çalışmayı gerektiren bir inanç ve davranışı zorunlu kılmaktadır; zira Raşidi Hilafet Devleti, tiranları adaletine boyun eğdirecek, asilerin gücünü kıracak ve süslü modern isimler altında ümmetin boyunlarına dolanmış kölelik zincirlerini parçalayacaktır.

Bugün bizler, uluslararası tiranları açıkça reddediyor ve sadece Allah’ın şeriatının egemenliğine iman ediyoruz; zira bizim için, Allah'ın daha öncekileri izzetli kıldığı şeyden başka bir izzet yoktur; zira onlar, iman ettiler, sonra da istikamet üzere oldular; böylece hak ile dünyayı fethettiler ve adaletle batılı zelil kıldılar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Seyf Marzuk – Yemen

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER