- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Yahudi Varlığı Suriye Rejiminden Ne İstiyor?
Haber:
Yahudi varlığı, Suriye’nin güneyine yönelik saldırılarına devam ediyor. Bu varlık, 28 Haziran 2026 tarihinde, Deraa vilayetinin batısındaki Yarmuk Havzası bölgesinde bulunan Abidin köyüne hava saldırıları düzenledi. Bu saldırı, bir gün önce bu varlık tarafından gerçekleştirilen ve çatışmaya giren iki köylünün öldürülmesi ile köylülerin göçüne yol açan askeri operasyondan bir gün sonra gerçekleşti. Yahudi güçleri, sadece kınama ile yetinip bu devam eden saldırılara hiçbir şekilde karşılık vermeyen Suriye rejiminin kayıtsızlığının ortasında saldırılarına devam ediyor.
Yorum:
Yerel kayıt merkezi, geçen haziran ayı boyunca Yahudi güçleri tarafından Kuneytra ve Dera illerinde yaklaşık 300 operasyon veya ihlali belgeledi; bunlar arasında 79 sızma, 28 baskın ve 13 kez sakinlerin alıkonulması yer almaktadır. Suriye rejimi ise her zaman olduğu üzere kınamakla yetinmiştir; zira Dışişleri Bakanlığı tarafından 28/06/2026 tarihinde yayınlanan açıklamada şu şekilde geçmiştir: “Kuneytra ve Dera illerinde Suriye topraklarına yapılan İsrail saldırılarını ve bölgenin topçu atışlarıyla hedef alınmasını en şiddetli ifadelerle kınıyoruz. Bu durum, Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik açık bir ihlali teşkil etmektedir.”
Yahudi varlığı, Suriye’nin güneyine yönelik saldırı ve işgali sürdürme ısrarını vurgularken, Savaş Bakanı Yisrael Katz 25/06/2026 tarihinde şunları söyledi: “İsrail, kendisine yönelik her türlü tehdidi ortadan kaldırmak amacıyla, Güney Lübnan ve Gazze Şeridi’nde olduğu gibi Suriye'nin güneyindeki güvenlik bölgesinde de süresiz olarak kalmaya devam edecektir.” Yahudi varlığı, kendisine yönelik her türlü tehdidi ortadan kaldırmak için Suriye’de silah taşıyan herkesi yok etmek istiyor! Ahmed Şara rejimi, Yahudi varlığının ordusuna tek bir kurşun bile sıkmadan onun önünde diz çöktükten sonra, Suriye halkından teslim olmasını ve silahlarını teslim etmesini istiyor! Dahası ABD himayesinde 06/01/2026 tarihinde Paris'te iki gün süren görüşmeler neticesinde onunla birtakım mutabakatlar imzalamıştır. Ayrıca “Anlık istihbarat koordinasyonu ve gerilimin düşürülmesine yönelik bir irtibat hücresi olarak ortak bir entegrasyon mekanizmasının kurulduğu ve bu ortak mekanizmanın, ABD’nin denetiminde diplomatik ve ticari işbirliğini de içerdiğinin" ilan edildiği ortak bir bildiri yayınlamıştır. (AA, 07/01/2026).
Yahudi varlığı korkak bir varlıktır ancak karşısında korkaklık gösterenlere meydan okumaktadır; tıpkı İslam'a ve Müslümanlara düşmanlıkta, Yahudi varlığını kollayıp gözeten ve bölge üzerindeki tahakkümü ve bölgenin özgürleşmesini ve İslam'ın yeniden yönetime dönmesini engellemek için kirli bir aracı olarak kalmaya devam etsin diye, onun bekası ve güçlenmesi için gecesini gündüzüne katan Amerika ile bağlantılı olan Suriye rejiminin yetkilileri gibi. Onu takip edenlerin sorunları çözeceği vehmine kapılıyorlar; oysa Yahudi varlığının Amerika’nın izniyle hareket ettiği bilinmektedir. Suriye rejimi, bundan sonra Amerika’nın vaatlerine nasıl güvenebilir?! Onun vaatlerine güvenen kişi, şeytanın vaatlerine güvenen kişi gibidir. وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلَّا غُرُوراً“Halbuki şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildi.” [Nisa 120]
26/6/2026 günü Amerika, Yahudi varlığı ile Lübnan rejimi arasında, bölgede Yahudi varlığının varlığını kabul eden bir anlaşma imzalamıştır. Anlaşma, “İsrail'in egemen bir devlet olarak barış içinde yaşama hakkının tanınmasına dayanan, çatışmayı kalıcı olarak sona erdirmek için kapsamlı bir çerçeve” ortaya koymaktadır. Anlaşmada, “geçiş sürecini başlatmak üzere deneme bölgeleri kurulması ve yeniden yapılanmanın İran partisinin silahsızlandırılmasıyla ve askeri yapısının tasfiyesiyle ilişkilendirilmesi” öngörülmektedir.
Bu varlığın Filistin’i gasp ettiği ve hiçbir şekilde tanınmasının caiz olmadığı bilinmelidir. Ancak Lübnan’ın yöneticileri, diğer Müslüman yöneticiler gibi ihaneti alışkanlık edinmişlerdir.
Yahudi varlığının Suriye’nin güneyindeki saldırılarını tırmandırmasının bu bağlamda gerçekleştirildiği açığa çıkmıştır; zira bu varlık, Suriye rejimiyle de benzer bir anlaşma imzalamayı arzulamaktadır; zira Amerika, Suriye rejiminin de Lübnan rejimi gibi boyun eğmesini sağlamak için ona saldırılar düzenlemesini emretmektedir. Dolayısıyla Suriye rejimi, ortaya koyduğu zelil tavizle yetinmemiştir ki bu taviz, anlık istihbarat koordinasyonu ve gerilimin düşürülmesine yönelik bir irtibat hücresi olarak ortak bir entegrasyon mekanizmasının kurulmasını öngörmesinin yanı sıra bu ortak mekanizma, ABD’nin denetiminde diplomatik ve ticari işbirliğini de içermektedir; dahası Yahudi varlığını tanıyıp egemen bir devlet olarak barış içinde yaşamayı öngören bir anlaşma da imzalamak istemektedir.
1948’de Yahudi varlığının kurulmasından bu yana Amerika’nın hedefi, bölgedeki tüm rejimlerin bu varlığı tanımasını sağlayarak onun varlığını ebedileştirmek, Filistin’in Müslüman halkının elinden kayıp gitmesini sağlamak ve Yahudi varlığını, kendisine karşı isyan eden ya da emirlerine uymayanlara saldırması için saldığı kuduz köpeği haline getirmektir.
Beşar Esad'ın firar etmesinden ve 8/12/2024 tarihinde Ahmed Şara'nın onun yerine atanmasından bu yana, Yahudiler tarafından gerçekleştirilen saldırıların sayısı yaklaşık 2108'e ulaşmıştır! Bu, Beşar Esad’ın rejimine benzemektedir; ancak onun rejiminden daha da aşağılayıcıdır; zira “uygun zamanda yanıt verme hakkımızı saklı tutuyoruz” ifadesini bile kullanmamaktadır!
Görünüşe göre Ahmed Şara, ne uygun zamanda ne de uygun olmayan zamanda cevap vermeyi düşünmüyor; zira o, sarhoş oluncaya kadar aşağılanma kadehinden içmiş, şairin şu sözüne ne kadar da mutabık olmuştur: Düşene düşmek (alçağa alçaklık) kolay gelir. Ölüye yaralanma acı vermez!
Aşağılanmaya ve zillete katlanan kişi buna alışır ve ameliyattan acı duymayan bir ölü gibi olur. Bu rejimin tabiileri ise, Allah’ın hakkında hiçbir sultan indirmediği zayıf gerekçeler ve bahanelerle onu savunmaya çalışmaktadır.
Halkını, namusunu ve yurdunu savunmak için ayağa kalkmayan kimsenin yaşamayı hak etmediği gibi ne erkekler safında ne de kıskançlık duyan kadınların safında sayılması da caiz değildir. Kâfirlerin yanında izzet arayan ve onlardan kendisini korumalarını ve hakkını vermelerini isteyen bir kimse, apaçık bir şekilde hüsrana uğramıştır. Ahmed Şara, Ankara’daki efendisi Erdoğan’a ve Washington’daki efendisi Trump’a sırtını dayamış ve onlara boyun eğmiştir; artık kendi iradesi kalmadığı için bir köle gibi olmuştur. Suriye halkı ilk kez, Allah’ın şeriatıyla hükmedilmesi ve Filistin ile Golan’ı kurtarmak için cihat ilan edilmesi taleplerinden vazgeçtiğinde hayal kırıklığına uğramıştır.
Bir mümin asla zelil olamaz ve düşmanlarının önünde zilleti kabul edemez; zira bu, imanındaki bir eksikliktir. Suriye devriminde müminlerin sloganı şuydu: “Aşağılanma değil, Ölüm”; ama Ahmed Şara ve onun gibilerin lisanı hali ise şöyle demektedir; “Ölüm değil, aşağılanma!" Şöyle buyuran azim olan Allah doğru söyledi: وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ “Halbuki asıl izzet, ancak Allah’ın, Rasulü’nün ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.” [Münafikun 8]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur



