- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haberlere Bakış
01/07/2026
Erdoğan, NATO’yu Teksas’tan Ankara’ya uzanan bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmaya çağırıyor
Anadolu Ajansı 29/6/2026 tarihinde, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’da düzenlenen NATO Parlamenter Zirvesi’nde yaptığı açıklamaları aktardı.
Erdoğan, “Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü'nü (NATO), ABD'nin Teksas eyaletinden Türkiye'nin başkenti Ankara'ya kadar uzanan amasız fakatsız bir güvenlik ve savunma oluşturmaya” çağırdı. Ve şöyle ekledi: “Mevcut bölgesel ve uluslararası koşullar ışığında, NATO’nun caydırıcılık kapasitesinin korunması ve müttefik ülkeler arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.” “Türkiye'nin hem bölgesel krizleri yönetme konusundaki müstesna becerisini hem de NATO bünyesindeki engin tecrübesini müttefikleriyle paylaştığını” da açıkladı.
Erdoğan, kâfirlere olan dostluğunu, onların Haçlı ittifakına katıldığını, onların güvenliğini ve topraklarını savunmaya özen gösterdiğini vurguluyor; ayrıca Türkiye’nin bu Haçlı ittifakına olan günahkâr üyeliği aracılığıyla onlara sunduğu hizmetlerin boyutuna da işaret ediyor. İttifakın coğrafi sınırlarına göre en batıdaki Amerika’dan en doğudaki Türkiye’ye kadar sömürgeci kafirleri koruyacak bir savunma ağı inşa ederek bunu kalıcı hale getirmek istiyor; sanki Türkiye’yi Müslüman ülkelerinden çıkaracakmış gibi.
Ve şöyle dedi: "Lahey'deki NATO zirvesinde kabul ettiğimiz taahhütler doğrultusunda savunma harcamalarımızı artırıyor, NATO misyon ve harekatlarına en fazla katkı sağlayan ilk beş müttefik arasında yer alıyoruz." Dolayısıyla Allah’ın yolundan alıkoymak ve Müslümanlarla savaşarak onların ülkelerinin kurtuluşunu, birliğini ve Hilafetlerinin kurulmasını engellemek için Haçlı ittifakına yaptığı harcamaları artırmak istiyor.
Ve şöyle dedi: "Avrupa-Atlantik güvenliği, ittifakın doğu ve güneydoğu sınırlarında cereyan eden savaş, kriz, terör ve düzensiz göç gibi tehditlerin altında tarihî bir dönemeçten geçmektedir." Böylece o; Hilafeti yıkan, topraklarını parçalayıp sömürgeleştiren ve zenginliklerini yağmalayan sömürgeci Avrupa'nın güvenliğine olan hırsını ortaya koymaktadır.
Ve şöyle dedi:“Kriz bölgeleriyle 1.800 kilometreyi aşan kara sınırına sahip Türkiye; 70 yılı aşkın süredir NATO’nun güvenliğine katkı sunan müttefiklerin başındadır. ” Yani Haçlı NATO’nun sınırları Suriye, Irak ve İran gibi Müslüman ülkeleriyle komşudur demektir. NATO güçleri, herhangi bir İslamcı hareketi askeri olarak ortadan kaldırmak için bu sınırlar üzerinde konuşlanmıştır; nitekim bu sınırların ötesinde de harekete geçmiş ve Erdoğan, yirmi yıl Müslüman Afganistan halkına karşı bu kâfirlerle birlikte savaşmıştır. 2011 yılında NATO’nun Libya’ya müdahalesini desteklemiştir. Ayrıca 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesini desteklemiştir. Aynı şekilde 2015 yılında, terörle mücadele bahanesiyle Suriye rejimine karşı ayaklananlara darbe indirmek amacıyla ABD için üsleri açmış ve Irak ile Suriye’de İslam’la savaşmak ve İslam’ın yönetime dönmesini engellemek amacıyla ABD’nin kurduğu ittifaka katılmıştır.
Bu, bu ayın 7 ve 8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO Devlet Başkanları Zirvesi’ne zemin hazırlayan etkinlikler kapsamında gerçekleşmiştir; Avrupa Birliği’nin dış ilişkiler ve güvenlik sorumlusu Kaja Kallas bu zirveyi, bu haçlı ittifakında meydana gelen çatlağı onarmak açısından tarihi olarak nitelendirdi ve Türkiye’nin NATO içinde çok önemli bir konuma sahip olduğunu ve ittifakın ülkelerini savunmak için ikinci en büyük orduya sahip olduğunu vurguladı.
Erdoğan, destekliyormuş gibi göründüğü ancak gerçekte Müslümanların başındaki diğer yöneticiler gibi sırtından hançerlediği Filistin'le ilgili bir açıklama daha ekleyerek şöyle dedi: “Filistin sorununun çözümü, iki devletli çözüm ve 1967 sınırlarında, bağımsız, egemen, toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devletinin kurulması yoluyla mümkündür.” Yani o, Yahudi varlığının tanınmasını ve onun Filistin topraklarının yaklaşık %80’ini gasp etmesini teyit etmektedir. 1959 yılından beri bu projeyi gündeme getiren ve Batı ülkeleri tarafından desteklenen Amerika’nın istediği şey işte budur. Oysa Yahudilerin Filistin’in geri kalan kısmını kontrol ettikleri, orada bir Filistin devletinin kurulmasını reddettikleri, oranın halkına zulmedip topraklarına el koydukları, Erdoğan ve onun gibi kayıtsız yöneticilerin ise sadece kınamakla yetindikleri bilinmektedir!
-----------
ABD, Yahudi varlığı ile Lübnan rejimi arasındaki anlaşmanın uygulanmasını denetleyeceğini açıkladı
Washington Post, 29/6/2026 tarihinde bir ABD'li yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Lübnan ve İsrail ordularının Lübnan'daki çerçeve anlaşmasını uygulama konusundaki taahhütlerini izleme konusunda bizim için de bir rol olacaktır. 2024 yılındaki anlaşmadan bu yana, özel bir gözlem misyonu çerçevesinde Lübnan'da kuvvetler bulunduruyoruz.”
Yahudi varlığının Savaş Bakanı Katz, “ABD Merkez Komutanlığı Komutanı ile kuvvetlerimizin Güney Lübnan'da kalması konusunda anlaştık” dedi. Yani Yahudi varlığı, Amerika’nın emirleri doğrultusunda Güney Lübnan’da kalmaya devam etmekte ve Amerika, Lübnan ve bölgede Amerikan nüfuzunu güçlendirmek için bu varlığı kirli bir araç olarak kullanmaya devam etmek istemektedir.
Lübnan rejimi, Lübnan parlamentosuna talimat veren ve hiç tereddüt etmeden Amerika'nın emirlerini yerine getiren ve siyasi kaderini Amerika’ya bağlamış olan ajanı Joseph Avn’ın seçmeleri için parlamentodaki taraflara baskı uygulayan Amerika’ya tabi olduğunu vurgulamıştır. Görünen o ki ne o, ne de onun birlikte yürüyenler Filistin'i ve onun günahkâr Yahudilerin ellerinde gasp edilmiş olarak kalmasını önemsemiyorlar; nitekim çerçeve anlaşmasında, Yahudi varlığının Lübnan'ın yanında barış ve güven içinde var olma, egemenlikten yararlanma hakkını tanımış ve onunla olan her türlü savaş hâlinin resmî olarak sona erdirilmesini kabul etmiştir; oysa onunla fiili olarak hiçbir şekilde savaşa girmediği bilinmektedir.
Bu nedenle Yahudi varlığının başbakanı Netanyahu, kendisine yönelik herhangi bir saldırıdan emin olarak, 30/6/2026 tarihinde işgal ettiği Lübnan topraklarını ziyaret etmiş ve oradan, kendisine yönelik tehdit oluşturmaya devam ettiği sürece varlığının Güney Lübnan’dan çekilmeyeceğini açıklamıştır; ayrıca varlığının sadece onun sınırlarında değil, komşu topraklarda da güvenlik bölgelerinin oluşturulmasına dayanan yeni bir güvenlik anlayışına geçmekle birlikte askeri operasyonların devam edeceğini ve yer üstü ve yer altındaki savaş altyapının ortadan kaldırılacağını söylemiştir. Bu ise bölgedeki üssü olan Yahudi varlığının güvenliğini sağlamaya çalışan Amerika’nın planlamasıyla gerçekleşmektedir.
Anlaşma, “uluslararası siyasi veya hukuki forumlarda tüm savaş veya düşmanca eylemlerin durdurulmasını” öngörmektedir; yani Lübnan rejimi, on yıllardır Lübnan’da işlediği suçlar ve katliamlar nedeniyle Yahudi varlığının peşine düşmeyecektir; bu da ihaneti, ihmali ve uçuruma yuvarlanmayı teyit etmektedir.
Anlaşma, anlaşmanın uygulanması için ABD’nin katılımıyla, hatta ABD’nin doğrudan denetimi altında bir koordinasyon grubu kurulmasını öngörmektedir; zira ABD, sanki bölge kendi sömürgeleriymiş ve yöneticileri de kendi memurları ya da temsilcileri olarak çalışıyorlarmış gibi, bölge üzerindeki denetimini ve onun işlerini yönetmeyi pekiştirmeye çalışmaktadır!
-----------
Katar’da, mutabakat zaptının uygulanmasına ilişkin Amerika ile İran arasındaki müzakereler
Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, 30/6/2026 tarihinde, ABD'li temsilciler Kushner ve Witkoff'un, arabulucularla görüşmek ve mutabakat zaptının uygulanmasına ilişkin Amerika ile İran arasındaki müzakerelerin seyrini değerlendirmek üzere Katar’da bulunduklarını açıkladı ve şunları söyledi: "Washington ile Tahran arasındaki teknik toplantılar kesintiye uğramamış ve arabulucular bu toplantıları kolaylaştırmak için çalışıyorlar."
Taraflar arasındaki teknik toplantılar, mutabakat zaptında geçen temel maddelerin, belirlenen 60 günlük süre içinde ya da tarafların mutabakatıyla uzatılacak süre içinde uygulanabilir pratik düzenlemelere dönüştürülmesine odaklanmaktadır.
Amerika için her şeyden daha önemli olan şey, İran’ın kendi yörüngesinde seyretmesini sağlamak amacıyla İranlı yetkililerle müzakereleri yürütmek ve zamanla İran'ın kendi yörüngesinde hareket etmesini sağlamaya çalışmak ve İran ile iletişimleri sürdürmek, mutabakat zaptındaki maddeleri uygulanmaya ve nihayetinde onunla nihai bir anlaşma imzalamaya çalışmak yoluyla kendisine tabi bir hâle getirmek için İran'ı kazanmaya çalışmaktır.
Bu nedenle Amerika, İran ile şu konuda anlaştığını açıkladı:“Sahadaki sürtüşmeleri önlemek için, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ile Devrim Muhafızları arasında bir iletişim kanalının açılmasına dayanan ayrı bir mekanizma kurulacak ve bu kanal, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin koordine edilmesine, acil uyarıların karşılıklı olarak iletilmesine ve herhangi bir deniz veya askeri olayın daha geniş bir çatışmaya dönüşmeden önce kontrol altına alınmasına tahsis edilecektir. ” Bu adım, başlangıçta mutabakat zaptına karşı çıkan ve İran’ın ABD’den bağımsız olmasını isteyen Devrim Muhafızları ile iletişim kapısını açmak için atılmıştır. Amerika'nın ona yaptırımlar uyguladığı bilinmektedir.
ABD, İran’ı bir “uydu” devletinden bile daha aşağı konuma yani “tabi” bir devlet konuma getirmek için onu her yönden kuşatmaktadır; zira 28/2/2026’da 40 gün sürecek bir savaş açıp başta dini lider olmak üzere yaklaşık 40 üst düzey liderlerini öldürdüğünde hedefini belirlemişti. Amerika savaş yoluyla hedefini gerçekleştiremeyince, bunu müzakereler, siyasi ve diplomatik temaslar, Amerika’nın yörüngesinde yürümeyi kabul eden siyasetçilerle ve aynı şekilde sahada sürtüşmeyi önleme gerekçesi altında acil uyarıların paylaşılması ve benzerleri için askerlerle de iletişim kanalları kurmak gibi başka yollarla gerçekleştirmek istemektedir. Aynı şekilde savaşta direnen ancak azımsanmayacak kayıplara maruz kalan Amerika'ya karşı siyasi eylemde direnemeyen İranlıların ayakları altında hızla patlayacak mayınlar yerleştiren mutabakat zaptında geçtiği gibi ekonomik projeler yoluyla da gerçekleştirmek istemektedir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur



