Pazartesi, 11 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/24
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Tağut Beşşar'a Karşı Nusret Talebi Cuması

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilâyeti  25/11/2011 tarihinde Cuma namazında Ürdün'deki Müslümanları tağut Beşşar'a karşı kunut duasını yapmaya davet ediyor. Ayrıca cami imamları ve hatiplerini de önümüzdeki  bu Cumayı ‘Tağut Beşşar'a karşı nusret (yardım) talebi' Cuması yapmaya davet ediyor. Çünkü bu tağutun işlediği cürüm ve cinayetler çok korkunç bir boyuta vardı. Zira o ve askerleri; Müslümanların yöneticilerinin de katılması ve susmasıyla kanları, malları ve ırzların hürmetini çiğnediler, Suriye'deki Müslümanların çocukları, kadınları ve kızlarını fec'i şekilde öldürüyorlar.

Kesin olarak şunu biliriz ki; Suriye'deki Müslümanların bizden duadan fazlasına ihtiyacı vardır. Onlara dua etmek bütün Müslümanların onlara yardım etmelerinin ve uğradıkları zulmü kaldırmalarının farziyetini düşürmez. Ayrıca onları korumak Müslüman ordularından başkasıyla olmaz. Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın şu sözüne uyaraktan: ﴿وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ﴾ Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse onlara yardım etmek üzerinize borçtur. Enfal 72

Yüce Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya yalvarıyoruz; tağut Beşşar'ın ve onun ordusunun helakını hızlandırsın, Suriye'deki kardeşlerimize yardım etsin, onlara destek versin, namuslarını ve kanlarını korusun ve İslami Hilafet Devleti'ni hepimize nasip etsin. Amin, Amin, Amin.

Devamını oku...

Dersim İçin Özür Dileyen Başbakan, Acaba Şeyh Said, Atıf Hoca ve Katledilen Diğer Müslümanlar, Cezalandırılan Diğer Şehirler İçin de Özür Dileyecek Mi?

  • Kategori Türkiye
  •   |  

22 Kasım Çarşamba günü Partisinin Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında konuşan ve 1930'lı yılların sonunda Dersim'de meydana gelen katliamlardan bahseden Başbakan Erdoğan, yanında getirdiği belgeleri okuyarak yıllardır varlığı bilinen, ancak bir türlü kabul edilemeyen Dersim katliamını belgelemiş ve Laik-Kemalist Cumhuriyetçilerin kendileri için tehlike gördükleri Dersimliler'i katlettiklerini kabul etmiştir. Erdoğan'ın okuduğu ve Başbakanlık arşivlerinde bulunan belgelere göre; havadan ve karadan yapılan bombalamanın ardından dağlara kaçarak hayatta kalanlar tek tek yakalanarak katledilmişlerdir. Hunharca yapılan bu katliamların neticesinde Murat Nehri kıpkırmızı akmış ve resmî rakamlara göre; toplamda 13.806 kişi hayatını kaybetmiştir. Daha sonra Sason'da yapılan operasyonlarda ise 384 kişi katledilmiştir.

Dönemin tüm yetkililerinin izni dâhilinde yapılan bu katliamları kabullenen Başbakan Erdoğan, daha önce hiçbir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının yapamadığı bir şeyi yapmış ve Dersim'de yaşanan olaylardan ötürü, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak yani Devlet adına Dersimlilerden özür dilemiştir. Başbakan Erdoğan'ın yaptığı bu uygulamalar, adeta Cumhuriyet tarihi boyunca oluşturulmuş olan tabuları bir bir yıkmak gibi olduğundan, halk tarafından beğenilmektedir. Ancak her nedense yapılan tüm uygulamalarda bir çifte standart söz konusu olmakta, maalesef bu husus da gözlerden kaçmaktadır.

Başbakan Erdoğan'ın dilediği bu özür, iç siyasette CHP liderini köşeye sıkıştırmak ve aynı zamanda bir Dersimli olan Kılıçdaroğlu'nu çıkmaza sokmak istemesindendir. Çünkü Erdoğan bu meselenin, CHP içerisinde zaten oturmamış olan kadroları iyice ayrıştıracağını bilmekte ve bunun için siyasî bir hamle yapmaktadır. Ancak mademki Erdoğan, Laik-Kemalist Cumhuriyetçilerin yaptığı zulümlerden dolayı özür dilemeyi bir onur saymakta, o zaman şu hususlardan ötürü de özür dilemesi gerekmez mi?

1-   Şeyh Said (Rahmetullahi Aleyh) ve onunla birlikte hareket ettiği için asılarak katledilen Müslümanlar,

2-   Sırf şapka takmadıkları için İskilipli Atîf Hoca gibi inançlarına bağlı kaldıkları ve çağdaşlık adına kendilerine dayatılan Batı hadaratını kabul etmedikleri gerekçesiyle idam edilen ve mahkeme zabıtlarına "sanığın idam edilmesine yargılamanın ise devam etmesine" yazılan Müslüman âlimler,

3-   Şer'an küfür olan Cumhuriyeti ve uygulamaları haram olan Atatürk İlke ve İnkılâplarını, dinlerine aykırı gördükleri için kabul etmeyen ve darağaçlarını mesken tutan "Ulu Canlar",

4-   Tahrir-i Sukûn Kanunlarıyla ve İstiklal Mahkemeleri'nde idama mahkûm edilen Mü'minler,

5-   Dersim gibi "Hükümet-i Cumhuriye İçin Çıban" sayılan bütün bölgelerde öldürülenler insanlar,

6-   1960'lı, 70'li, 80'li, 90'lı yıllar... Kısaca Cumhuriyet tarihinin tüm cürümleri ve katliamları...

Ayrıca bu özürlerin gerçek ve samimi olduğunun anlaşılması için de, Dersimliler'den özür dilediği gibi bu katliamların başkumandanı olan Mustafa Kemal'in resminin altında, O'nun kurmuş olduğu Cumhuriyet'in yılmaz bir bekçisi görünümünde ve başka hiçbir siyasî hesabı olmadan yapmalıdır. Hükmen de olsa, ölü de olsa, diri de olsa tüm bu cürümlerin ve katliamların failleri mahkûm edilmeli, suçlu oldukları tüm dünyaya ilan edilmelidir. İşte o zaman dilenen özür, kuru bir sözden ileri geçip samimiyetle yapılmış bir özür sayılacaktır.

قُل لاَّ تَعْتَذِرُواْ لَن نُّؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا اللّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ وَسَيَرَى اللّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

"De ki: Boşuna özür dilemeyin! Size asla inanmayız. Çünkü Allah bize sizin (hallerinizden/hakikatlerinizden) haber vermiştir. Allah ve Rasulü (bundan sonraki) amellerinizi de muhakkak görecektir. Sonra bilinmeyeni ve bilineni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de o size yapmakta olduklarınızı haber verecektir." [et-Tevbe 94]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hükümet, Suriye'ye Yönelik Somut Adım Atmak İçin Daha Ne Bekliyor

Suriye'de yaklaşık sekiz aydır her gün onlarca Müslüman, Beşşar Esed'in güvenlik güçleri ve çeteleri tarafından vahşice ve pervasızca katlediliyor. Bu vahşi zulümleri durdurmak için tüm dünya gibi Türkiye'de, somut bir adım atmak yerine, cılız tepkiler vererek bu katliamları seyrediyor. Arap Birliği, aldığı göstermelik kararlarla Esed yönetimine zaman kazandırırken, Avrupa ülkeleri ve Amerika, bildik eleştirilerini sıralamakla yetiniyor.  Amerikanın yeni dünya düzeninde bölgesel güç olma yönünde ilerleyen Türkiye, Suriye rejiminin bu vahşetine gerçek tepkiler vermekten kaçınarak, Suriye topraklarından geçen hacılarını dahi koruyamayıp, elçiliklerini savunmaktan aciz kalıyor.

Hatırlanacağı üzere Suriye'deki olaylar ilk başladığında, AKP Hükümeti Suriye yönetimine pek çok kez temsilciler göndermiş, reform önerisinde bulunmuş ve meselenin en kısa zamanda çözülmesini umarak, zalim Esed'in zarar görmemesini istemişti. Hükümetin önde gelen isimleri, Beşşar Esed'i "kardeşim, dostum" gibi sıcak sıfatlarla anmış, Suriye'nin demokratikleşmesi yönünde ümitli olduklarını ifade etmişlerdi. Fakat aradan geçen aylar boyunca Esed, barışçıl gösterileri serbest bırakarak katliamlarını durdurmak bir yana, saldırılarını daha da şiddetlendirmiş, şehirlerin üzerine bombalar yağdırmış, onbinlerce kişiyi tutuklatmış ve bu vahşetin de, kadın, çocuk, yaşlı demeden ağzını açan, sokağa çıkan, hatta evinde oturan herkesi hedef almıştır.

Olayların büyümesi üzerine Başbakan Erdoğan, bu sefer uslubunu sertleştirmiş, kan akıtarak iktidarın sürdürülemeyeceğini ve Esed'in artık devrini tamamladığını ifade etmiştir. Ancak kendi tarafından hiçbir somut adım atma işareti de vermemiştir. Benzer açıklamaları Cumhurbaşkanı Gül de yapmış, Esed'in gideceğini, ancak dost ve kardeş gördüğü katil Esed'in ölmesini arzu etmediğini ifade etmiştir.

Suriye ile alakalı gelişen bu süreç, Türkiye'nin de dâhil olduğu uluslararası bir konsensüse işaret ediyor ki, o da şudur: Amerika, Suriye rejimine zaman kazandırmak istiyor ve Esed'in hemen gitmesini istemiyor. Zira sanılanın aksine Suriye rejimi, on yıllardır Amerika'nın karşısında değil, güdümündedir. Amerika, Suriye rejimine zaman kazandırarak bir yandan ürettiği sahte bir muhalefet hareketine (Suriye Ulusal Konseyi) dayalı alternatif çözümler ararken, diğer taraftan da, Suriye rejiminin devlet içinde ve halk arasında keskin bir tasfiye operasyonu yürütmesine imkân tanıyarak, bilhassa İslam tehlikesinin önüne geçmeye çalışıyor. İşte Beşşar Esed'in, Sunday Times Gazetesi'ne verdiği demeçte bu hususa işaret etmektedir.

Hiç kuşkusuz ki, Esed zaliminin sonu gelmiştir. Öyle yada böyle, bugün yada yarın Esed'de diğer zalim Arap liderler gibi devrilip gidecektir. Böylece Suriye halkı layık olduğu İslâmî yönetime yani Hilâfet'e, Allah'ın izniyle kavuşacaktır. Zira Suriye'de, zalimlere karşı hakkı haykıran, masum bedenlerini kurşunlara siper eden ve cesaretle direnişlerine devam eden Müslümanlar bulunmaktadır. Bu hayırlı kardeşlerimiz, gönüllerimizde ve dualarımızdadır. Ancak AKP Hükümeti ve diğer Müslüman ülkelerin yöneticileri, eğer Suriye'de yaşanan zülme ortak olmak istemiyor ve ahiret günü böyle büyük bir vebali boyunlarında taşımak istemiyorlarsa, Amerika yada Avrupa'dan gelecek bir talimatla değil, sadece Müslüman kardeşleri katledildiği için Suriye'ye müdahale etmelidirler. Batılılar gibi sömürmek için değil, mazlum kardeşlerine yardım etmek için bunu yapmak zorundadırlar.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilâyeti, Bursa'daki Şebâbından Üstaz Râşid Şenkan'ın Vefatını İlan Eder

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Sadık ve muhlis bir imam olarak yıllar boyunca insanları İslâmî bakışlarıyla aydınlatan Üstad Râşid Şenkan, bir süredir çektiği ağır hastalık sonucu vefat etmiştir.

إِنَّا لِلَّهِ وإِنَّآ إِلَيْهِ راجِعُونَ

"Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve elbette O'na döneceğiz." [el-Bakara 156]

Üstaz Raşid (Rahimehullah) yeryüzünde Allah'ın hükmünü ikame etmek amacıyla Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafeti kurmak için çalışan ihlaslı dava adamlarından biriydi. Allah kendisini hayırla mükafatlandırsın, Hesap Günü amel sayfalarını nurlandırsın.

Allah Subhânehu'dan üstazı rahmetiyle kuşatmasını, ailesine sabr-ı cemil ihsan etmesini niyaz ediyor, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyor, hepimizi Allah'a verdiği ahdi yerine getirip son nefesine kadar bu uğurda çalışanlardan kılması için yakarıyoruz.

مِنَ إلْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّنْ قضَى نَحْبَه وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلا

"Müminlerden, Allah'a verdiği ahdi yerine getiren nice adamlar vardır. Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. ahitlerini hiç değiştirmemişlerdir." [el-Ahzab 23]

Devamını oku...

Amerika; Devrildi Devrilecek Olan Eski Ajanı Yerine Yeni Bir Ajan Tertip Etmek İçin Süreci Hızlandırıyor. Öyleyse Ey Müslümanlar Her İki Ajanı Silip Süpürün, Memleketi ve İnsanları İhya Eden İslam Hükmünü İkame Edin.

  • Kategori Suriye
  •   |  

16/11/2011 Çarşamba akşamı Rabat'ta Arap dışişleri bakanları düzeyinde acil bir toplantı düzenlendi. Bundan bir kaç saat öncede Arap-Türk forumu düzenlendi. Her iki toplantıda en belirgin husus ise Suriye meselesi idi. Rabat toplantısından önce de 12/11/2011'de Kahire'de Arap dışişleri bakanları düzeyinde başka bir toplantı düzenlenmişti...

Yukarıda adı geçen Kahire toplantısı uyarınca; Suriye rejimine tanınan iki haftalık süreyi ve 2/11/2011'de alınan Arap önerisini uygulamayan Suriye rejiminin Arap Birliğinin toplantılarına katılımı askıya alındığı gibi Rabat toplantısı da bu konuyu takip ederek Suriye'de olup bitenleri yakından izlemek için gözlemciler göndermeyi ön gören bir ‘Protokol' hazırlamayı kararlaştırıp ve bu ‘Protokol' hakkında kendi görüşünü bildirmek için Suriye rejimine üç gün daha zaman verildi!

Son zamanlarda Arap Birliğinin peşi sıra düzenlediği bütün toplantılarında dikkat çeken husus her fırsatta Suriye rejimine yeni bir süre vermesidir. Bunun sebebi Amerika'nın şimdiki ajanın uyguladığı laik sivil devletini uygulamaya devam edecek yeni bir ajan hazırlaması içindir. Bu yeni ajanın ayrıcalığı da üzerine biraz parfümün sıkılıyor olmasıdır!

Ey Müslümanlar!

Bu kararların alınmasının sebebi, uluslararası olarak Beşşar yönetiminin bittiğini ilan etmektir. Ardından başka bir ajan ve alternatif yönetici aranacaktır. Gerisi ise detay ile alakalıdır. Suriye rejimi ta Esad'ın baba ve oğul başlangıçlarından beri Amerikan sanayisinin ürünü olduğuna göre, Amerika tıpkı daha önce Esad rejiminde  yaptığı gibi şimdi de kendi çıkarlarını gerçekleştirecek yeni alternatifi seçenin kendisi olduğu hususunda azami hırs göstermektedir. İşte bundan dolayıdır ki Suriye krizinde artık yeni bir alternatif bulmak için süreç hızlandırılıyor. Arap dışişleri bakanları, onların arkalarında olan devlet başkanları, bu devlet başkanlarının arkasında kendi efendileri olan ve eski uşak yerine yeni uşak için harekete geçen Amerikalılar, sonra Amerika etrafında dolaşan Avrupa ki Suriye'deki şansının düşük olduğunu bildiği için Amerika'yı destekleyerek harekete geçmeye çalışmaktadır ki yeni değişim dairesinin dahilinde olabilmek için daha fazlasını elde etmek suretiyle her türlü fırsatı değerlendiriyor. İşte bütün bunların duygularına İslam korkusu hakimdir. Çünkü bunlar ihlaslı Müslümanların Şam'daki duruma çepeçevre hakim olmalarından endişileniyorlar. Zaten böylesi bir durumda ister eski uşak, ister yeni uşak ve isterse onları getirenler olsun bu ihlaslı Müslümanların önünde asla duramazlar. O müslümanlarki ancak Şam halkına ve etrafındakilere emanı ve güveni geri sağlayacak olan İslam yönetimini ikame ederler, sömürgeci kafirlerin ve onların uşaklarının ardını keserek kökünü kuruturlar.

Ey Müslümanlar!

Bu söz hak ile batılı ayıran bir sözdür ve o asla bir şaka değildir. Zira Şam şuanda iki yol ayrımındadır; Ya siz Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya karşı samimi, sözde ve fiilde ihlaslı, işin yullarını tutar ve Şam topraklarında islam yönetimi olan Raşidi Hilafet'i ikame dersiniz, ki Resülüllah (صلى الله عليه وسلم) onu müjdeleyerek Şamiyyin müsnedinde Tabarani'nin ihraç ettiği hadisinde şöyle buyurmuştur: (أَلاَ إِنَّ عُقْرَ دَارِ الإسلامِ الشَّامُ) (Dar-ul İslam'ın kalbi ve merkezi Şam'dır). Böylece izzet bulur, mutlu olur, hem Şam topraklarını hem de İslam beldelerini hatta bütün dünyayı İslam'ın adaleti, emanı ve güveniyle aydınlatmış olurusunuz.

Veya Amerika bir uşağı bir başkasıyla değiştirmeyi başaracak, eski uşağın kurduğu sivil laik devlet anlayışını gelecek uşakla devam ettirecek, yenisine biraz parfüm sıkacak fakat hak konusunda faydası olmayacaktır.

Hakkı ikame eden, insanlar muhalefet etse de kendilerine hiç bir zarar dokunmayan İslam'ın aslanları olduğu sürece Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın izniyle bu olmayacaktır. Öyleyse kollarınızı sıvayın, zira zafer iki yay arası kadar, hatta daha da yakındır. Nitekim Beşşar yönetimi yıkılacaktır. O tıpkı yere yıkılmak üzere bir itekleme bekleyen Süleyman (عليه السلام)'ın değneği gibidir. Yere yıkılınca ne Amerika ne de Avrupa onu yerden değil geri kaldırmak iki ayak üzere bile asla durduramazlar.

Ey Suriye'deki ayaklanan Müslümanlar!

Kuşkusuz Hizb-ut Tahrir sizin için nasihat edici, o hem sizden hem de sizinle beraberdir. Öyleyse üzerinde olduğunuz hak üzere sebat edin, sivil laik devleti hususundaki İslam düşmanlarının söylemlerine ve Allah [Subhânehu ve Te'alâ] dışında helal-haram hükümlerini kılan demokrasilerine asla aldanmayın. Onlardan korkmayın, Allah [Subhânehu ve Te'alâ] kendisinden korkmanıza daha layıktır ve biliniz ki İslam ve Müslümanların bütün beldelerindeki en büyük düşman İslam'ı hayat ortamından ve yönetimden uzaklaştırmada ısrar etmekte olan sömürgeci kafir Batı'dır. Suriye'nin geleceği hakkında sizinle pazarlık yapmak isteyen bu kıytırık yöneticiler ise onun gölgesidir.

Biz Hizb-ut Tahrir olarak size hiç bir nasihatı esirgemeyeceğiz. Çünkü biz dinimizle beraber Resülü ekrem (صلى الله عليه وسلم)'in metodu üzereyiz. Öyleyse bizimle beraber olun ve kesin biliniz ki Allah [Subhânehu ve Te'alâ] için halis ve Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın razı olduğu şer'i metod üzere bir amel olmadan bizim dünyada ve ahirette kurtuluşumuz olmayacaktır. Zira ümmet; yardım istemek üzere elini kendi düşmanlarına uzatmayacak kadar büyük imkanlara sahiptir.

Ayrıca biz; istemeyerek hala rejimin emri altında bulunup Suriye'nin ordu şereflileri ve subaylarını bu cani rejimi devirmek üzere bir araya gelmeye, Batı ve onun uşakları olan arap yöneticilerinden önce davranmaya davet ediyoruz. Öyleyse amellerinizi sadece Allah [Subhânehu ve Te'alâ] için yapın, ellerinizi hizbin eline uzatıp ona yardımı ve nusreti verin. Böylece ikinci Raşidi Hilafeti olan Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın indirdiğiyle yönetimi ikame edilmiş olur. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: (وَنُرِيدُ أَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ) (Biz ise, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (mukaddes topraklara) varis kılmak istiyorduk. Ve o yerde onları hakim kılmak, Firavun ile Hamana ve ordularına, onlardan  (İsrailoğullarından gelecek diye) korktukları şeyi göstermek (istiyorduk.) Kasas 5-6

Devamını oku...

20 Bin Müslümandan Obama'ya Red

  • Kategori Foto
  •   |  

(İngilizce)

20 Thousand  Muslims Reject Obama

 

Around 20 thousands protesters from Hizb-ut Tahrir Indonesia, together with the Muslim ummah, staged a protest called "Reject Obama Movement" against the upcoming visit of Obama to Indonesia on Sunday (November 13th) in front of the American Embassy, ​​Jakarta.

They began the protest from the Horse Monument then marched several kilometers to the American Embassy, Jakarta. Along the way, while chanting "Reject Obama", they carried posters and banners with the theme of rejection of Obama's arrival, as well as rejection of capitalism and imperialism.

Not only did they bring along thousands of posters and banners, they also brought three giant banners that read 'Down with Obama, Down with Capitalism and imperialism, Enforce Sharia and the Khilafah'. According to Hizb ut-Tahrir Indonesia spokesman, Muhammad Ismail Yusanto, the action was done to remind the Muslims that Obama is the president of a colonialist country, consequently his arrival should be rejected.

"Obama is a cruel figure, who is no different than Bush, a figure who has never worked except for the interests of American capitalism through imperialism in all forms!" he said. Through the commands of Obama, he said, American soldiers have continued the massacres initiated by Bush in Iraq. Obama is also adding the number of troops in Afghanistan and Pakistan to kill thousands of Muslims.

In the view of Islam, he added, America now is categorized as a muhariban fi'lan country, which in de facto fights against  the Muslims. "The president of a country like this should be rejected as a guest," he said.

Another reason is that the arrival of Obama at the ASEAN Summit is to strengthen the interests of American colonialism in the East Asia including Indonesia. At the end of his speech, Ismail also called on the Muslims to fight to replace the capitalism with the Islamic system and to stop the imperialism and replace it with a khilafah. The reason is that only with  Sharia and the Khilafah will Izzul Islam wal Muslims' (The Honor of Islam and the Muslim) be realized and Indonesia will be survived from the destruction caused by colonialism.

"By contrast, in today's secular system whose rulers do not carry out the trust given to them, the Muslims ummah will continue to abused, their natural resources are exploited, and their social life has been destroyed by the infidel colonial state," he concluded. [Mediaumat; Joko Prasetyo]

Daha fazla fotoğraf için lütfen tıklayınız...

Devamını oku...

Evet; Sivil Demokrasi İslam'a Taban Tabana Zıttır

21.10.2011 tarihinde Cuma hutbesinde Dr. Yusuf El-Kardavi Libya halkını ‘Sivil demokrat İslam cumhuriyeti'ni kurmaya davet etti. ‘'İslam ile sivil demokratik devlet kavramları arasında bir ihtilafın bulunmadığını'' söyleyen El-Kardavi Mısır'ı, Libya'yı ve Tunus'u içine alan bir birliğin kurulmasına davet ederek sözlerine şöyle devam etti: (İstikrarın mutlaka sağlanması gerekiyor. Belli bir örgütlenme şekline de gidilmelidir. Çünkü dünya örgütleniyor. Avrupa'yı ve Asya'yı gördük, bu tür örgütlenmelerin kendi halkına hayırdan başka bir şey getirdiğini görmedik. Neden hayırlı devrimciler de birbirleriyle örgütlenmesin?).

Biz başlangıç olarak Müslüman beldelerini birleştirmeye çağırıda bulunmayı takdir ediyoruz. Zira o şer'i bir vecibedir. Bu birlikteki olması geren husus ise onun Hilafet devleti altında olmasıdır.

Ancak biz burada dikkatleri çok tehlikeli bir mefhuma çekmek istiyoruz. Bu kavram öyle tehlikelidir ki bizi hem içinde bulunduğumuz bozuk ve ajan rejimlerin tahakkümü altında bırakacak hem de büyük bir günaha ve Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın azabına uğratacaktır -Allah bizi ve sizi korusun-. Bu tehlikeli mefhum ise ‘İslam ile sivil demokrasi arasında ihtilafın olmadığı' mefhumudur! Buna göre demokrasi, sadece seçim mekanizmasından ibaret oluyor. Bu seçimler insanlara yasama organında -mecliste- kendilerini temsil edecek kimseleri seçme imkânını sağlıyor. Bazıları da seçimleri şura meclisiyle eş anlamlı olarak kabul eder. Ancak şura şer'i bir mesele olup şer'i naslar onun yapılmasıyla ilgili hükümler getirmiştir.

Şüphesiz demokrasinin sadece seçimlerden ibaret olduğunu görmek dengesiz ve eksik bir tespittir ki doğru bir şer'i hüküm verme hususunda yanlış bir sonuca sevk eder. Zira bir husus hakkında hüküm beyan etmek o hususu kavramanın bir parçasıdır.

Demokrasinin gerçeği ise sadece seçimlerden ibaret olmayıp dini hayattan ayıran laiklik inancından doğan bir yönetim sistemidir. Hangi değişik isim altında geçerse geçsin yasama organı, halk adına ve demokrasi kurucularının ‘Egemenlik halkındır' sözüne dayanarak yasama koyuyor. Bu ise İslam akidesine dayalı İslam şeriatı ve İslam'ın yasama anlayışıyla çelişmektedir. Bu akide ise hükmün ancak Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya ait olup egemenliğin de şeriata ait olduğunu gerektirmektedir. Başkasına değildir.

Evet, İslam şuranın yapılmasını tavsiye etmiştir. Bu şura ümmet meclisi veya şura meclisinde ümmetin kendisini doğru şekilde temsil eden temsilcilerini seçmesine dayalıdır. Ancak şura meclisi veya yönetici olan halife şeriatın getirdiği hükümlerin dışında asla yasama yapamaz. Zira İslam şeriatının hükümleri Vahyin getirdiği İslam'ın yasama kaynaklarından alınmıştır.

Cumhuriyet sistemine gelince; o laik düzeninin bir ürünüdür. Bu sisteme göre bir avuç yönetim tabakası insanları köleleştirir. Bu köleleştirme süreci yasamadan başlayıp helal-haram hususunda insanı ilahlaştıran kanunları cebren koyana kadar devam eder. Hâlbuki bir imama veya Müslümanların halifesine biat etmenin gerekliliği hususu Resulullah'tan gelen şer'i naslar ve sahabenin icmasıyla sabit olmuştur.

Zira; Rab'i bin A'amir (رضي الله عنه) adlı sahabe İslam nizamının özünü Pers İmparatorluğunun komutanı Rüstem ile yaptığı konuşma esnasında ortaya koydu. Pers komutanı Rüstem ona: Sizi buraya getiren şey nedir? diye Sorunca O şöyle cevap verdi: ‘Allah bizi; dilediği şekilde kulları, kula kulluktan Allah'a kulluk yapmaya, dünyanın darlığından genişliğine ve dinlerin zulmünden İslam'ın adaletine çıkarmak üzere gönderdi' dedi.

Son zamanlarda sıkça kullanılan ‘Sivil devlet' kavramına gelince; bu sadece laiklik çığırtkanlarının sıradan Müslümanları aldatmak için ortaya koydukları ölü bir çabadan başka bir şey değildir.

Şimdi bazıları çıkıp diyecek ki: Biz bundan İslam'ın kastettiği şura ve İslami demokrasi manasını demek istiyoruz!! Biz de bunlara diyoruz ki: Mesele sizin bundan ne kastettiğiniz meselesi değildir. Zira Allah [Subhânehu ve Te'alâ] bizim kafirlere benzememizi yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُوا وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ Ey iman edenler! "Râ'inâ" demeyin, "unzurnâ" deyin. (Söylenenleri) dinleyin. Kafirler için elem verici bir azap vardır. Bakara 104

İthal edilen kavramın İslami kavrama eş anlamlı olduğunu varsayalım/farz edelim. Öyle de olsa İslami manaya bağlı kalmamız söz konusuyken, Allah [Subhânehu ve Te'alâ] bizi insanları merci olarak kabul etmekten sakındırmıştır. Hele eğer adı geçen kavram (İslam'dan) farklı veya çelişki arz ediyor ise durum nasıl olur?

Bu bağlamda birlik-beraberlik hususunda kopuk ve eksik veya yüce dinimizin emrettiği şekle aykırı olarak çağrıları tuhaf karşılamak bizim hakkımızdır. Zira İslam Müslümanların tek bir halife altında birleşmesini gerekli kılmıştır. Bu halife ise onların dağılmışlığını geri toplar, onlara kol kanat gerer, dinin bütün hükümlerini tatbik etmek için gecesini gündüzüne katar. Dolayısıyla bütün ümmete ve bilhassa Mısır, Tunus ve Libya halkına, Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın şeriatını tatbik etmek üzere bir halifeye biat etmelerinin farz olduğunu hatırlatmak gerekir. Zira hilafeti ikame etmenin hayırlı oluşu batılı toplumların ürününden değil Rabbimize itaat etmekten kaynaklanır.

Daha düne kadar Doğu Avrupa'da Marksist sosyalist sistemin can çekişerek ölmesine tanıklık eden insanlık bu gün ise Batı'da kapitalist sistemin yıkılışına tanıklık etmektedirler. Bu sistemlerin her ikisi de bir avuç kesim için insanları köleleştirmeye dayanır. İnsanlık ise kendilerini içinde bulunduğu dar geçim ve sıkboğazdan kurtaracak ve dünya ve ahiretin genişliğine kavuşturacak İslam'ın yeni sökecek şafağını özlemle beklemektedirler. Bu durum ise Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın şeriatını tatbik etmek ve Risaletini bütün insanlığa taşımak suretiyle yüce Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın kelimesini yüceltmek noktasında tevhit ümmeti için tarihi bir fırsattır. İşte Hizb-ut Tahrir de sizi tam olarak buna davet ediyor. Sizi; dünya ve ahirette Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın rızasını kazanmak için nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti ikame etmek üzere onunla beraber çalışmaya çağırıyor. Zira Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın kulu ve peygamberi (صلى الله عليه وسلم) hilafeti müjdelemiştir. Hak [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmaktadır: وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve bir metod kıldık. Maide 48


Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti İslam Âleminin Iyd-ul Adhâsını (Kurban Bayramını) Tebrik Eder

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Bizler Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti olarak; Müslüman beldelerdeki diktatörlerin gün be gün yıkıldığı, zalimlerin birbiri ardına devrildiği, Müslüman kardeşlerimizin korku duvarlarını yıkarak tanklara ve mermilere karşı meydan okuduğu, şeriat ve Hilafet sedalarının arş-ı âlâ'ya yükseldiği bu güzel günlerde, tüm İslam âleminin Mübarek Iyd-ul Adhâsını (Kurban Bayramını) en içten dileklerimizle kutlarız. Allah [Subhanehu ve Teâlâ]'dan bu bayramı İslam ümmeti için rahmete, mağfirete ve kurtuluşa ulaşmada bir vesile kılmasını ve bizlere Raşidi Hilafet Devleti'nin çatısı altında gerçek bayramlar yaşamayı nasip etmesini dileriz.

Şüphesiz ki Bayram günleri, duaların kabul olunduğu günlerdendir. Bu nedenle bu Mübarek günlerde Rabbimize tüm kalbimizle şu şekilde yalvarıyoruz:

Rabbimiz; Müslümanları, kendilerine zilletten başka hiçbir şeyi reva görmeyen kâfir devletlerin tasallutlarından ve onlara gönül verip peşlerinde koşuşan zalim yöneticilerden koru...

Rabbimiz; Tunus'ta, Libya'da, Mısır'da, Yemen'de, Bahreyn'de ve Suriye'de meydana gelen direnişi, İslam ümmetinin kendine geldiği ve eskiden olduğu gibi yeniden ayağa kalktığı kutlu bir direniş kıl...

Rabbimiz; Bizleri, senin rıza-i ilahin yolunda İbrahim [Aleyhi's Selam] gibi sözüne sadık, İsmail [Aleyhi's Selam] gibi de, emrine teslim olan kullarından eyle... İslam ümmetinin tüm fertlerine bu şuuru nasip eyle...

Ey Müslümanlar!

Rabbimizin bizlere ikram ettiği bu Mübarek günleri, ümmetin içerisinde bulunduğu vahim durum ve Van'da gerçekleşen deprem nedeniyle buruk bir şekilde karşılamaktayız. Genelde tüm İslami beldelerde özelde ise Suriye'de akıtılan aziz kanlar, bayram sevincimizi kursağımızda bırakmakta ve ümmet olarak toplu bir sevinç yaşamamıza engel olmaktadır. Müslümanların Rablerini razı etmek için kurbanlar kesip kan akıttığı bu günlerde, zalim ve hain yöneticiler de sömürgeci kâfirleri razı etmek için Müslümanları kurban edip kanlarını akıtmaktadırlar.

Ey Müslümanlar!

Yeryüzünde bulunan bütün Müslüman kardeşlerinizin güvenli, huzurlu ve mutlu bir şekilde Bayram geçirmesini istiyorsanız, sömürgeci Kâfirlerin İslam beldelerinde halen sürdürdükleri saldırılarına son vermeyi düşünüyorsanız, Müslümanların başına musallat olmuş hain yöneticilerden ve bütün küfür nizamlarından kurtulmayı arzuluyorsanız, işte size bunu sağlayacak olan Râşidi Hilâfet Devleti'nden başkası değildir. O halde bunun için çalışmak, bu uğurda yılmadan, bıkmadan, korkmadan mücadele etmek gerekir. Şüphesiz ki Allah [Subhanehu ve Teâlâ] göndereceği yakın bir fetih ile bizleri sevindirecektir. 

هُوَ الَّذِي أَنزَلَ السَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَّعَ إِيمَانِهِمْ وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا "İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır." [el-Fetih 4]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER