Pazartesi, 11 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/24
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Kurucu Meclis Sadece Sömürünün Nüfuzunu Uzatmak ve İslam'ı Uzaklaştırmak İçindir

  • Kategori Tunus
  •   |  

Kurucu meclis seçmenin amacı, seçmenler adına görüş beyan etmek veya yöneticileri muhasebe etmek üzere insanları temsil eden milletvekilleri çıkartmak için değildi. Bu seçimin tek amacı Allah [Subhânehu ve Te'alâ] dışında kanun koyacak bir grup insan çıkartmak ve ülke için sömürgecinin emri ve şartlarına uygun olan bir sistem koymaktır. Bu düşünce ise yabancı ve habis bir düşünce olup onunla aşağıdaki hedeflere ulaşmak istenmektedir:

1) Kurucu meclis üyelerinin cumhuriyet sistemine bağlı kalmasıdır. Bu ise ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ilkesini pekiştirmek, yasama/kanun koyma yetkisini Allah'a değil insanlara vermek ve İslam'ı Müslümanların hayatını tanzim etmekten tamamen uzaklaştırmak demektir.

2) Sömürgeci kafirlerin şer dolu ‘Sykes-Picot' anlaşması uyarınca ülkemizin bölünmüşlüğünün pekiştirilmesidir. Bu ise Müslümanların parçalanmasını sağlayan sömürü projelerinin devam etmesi ve bölünmüşlüğün de normal  görülmesi demektir. Oysa şu anki meydana gelen değişim rüzgarları birçok Müslüman beldelerini etkilemiştir. Bu ise Allah'ın indirdiğiyle hükmedecek, sömürgeciliğin kökünü ülkemizden söküp atacak ve İslam'ı aleme Nur ve Hidayet olarak taşıyacak güçlü bir devletin kurulması ve ümmetin gerçek manada birleşmesi için tarihi bir fırsattır.

3) Geçici hükümetin tasarladığı şüpheli projelerin hayata geçirilmesidir. Zira bu tür projelerin getirdiği anlaşmalar bizi Avrupa, Dünya Bankası ve diğer sömürü kurum ve kuruluşlarına bağladı. Böylece sömürünün getirdiği bağımlılık durumunu sonsuzlaştıracak ve hem bizim geleceğimizi hem de bizden sonra gelecek nesillerimizin geleceğini belirleme yetkisini sömürüye verecektir.

4) Demokratlaşmanın bir parçası olması açısından (ılımlı) İslami hareketlerin pasifize edilmesidir. Böyle olunca bağlayıcı olarak yönetim anlayışını Allah'ın hükmü değil çoğunluk yasası olarak göstermek suretiyle Allah'ın şeriatına muhalif hükümler getirecek ve Müslümanların Rablerinin şeriatına duydukları teveccühü saptıracaktır.

Bütün bunlardan sonra aklı selim biri bu seçimlerin Müslümanların lehine olduğunu söyleyebilir mi? Yine aklı selim biri sömürgecilerin içinde bulunduğu mali krize rağmen milyarlarla finans ettiği ve çoğu casuslardan oluşan dünyanın her tarafından yüzlerce gözlemcinin gönderilmesinin sadece seçimlerin denetlenmesi için olduğunu söyleyebilir mi? Sonra neden sömürgeciler bu seçimlerin yapılmasını ve kurucu meclisin oluşmasını istesinler ki? Bizi ve Filistin, Irak ve Afganistan'daki kardeşlerimizi öldüren, evsiz bırakan, servetlerimizi gasp eden, dinimizle ve akidemizle savaşan onlar değil midir? Onların Irak'ta, Filistin'de, Afganistan'da ve diğer Müslüman beldelerinde denetleyip finans ettikleri seçimler yıkım, helak, ayrılık ve zafiyetten başka ne getirdi? Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ Kalplerinde hastalık bulunanların: "Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih, yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır. Maide 52

Ey Müslümanlar!

Sömürgecilerin hileleri ve entrikaları sizi aldatıp arzuladığınız gerçek değişimden alıkoymasın. Zira siz 14 Ekim 2011'de meydanlarda şöyle haykırdınız: ‘Halk Allah'ın şeriatı ile hükmedilmek istiyor', 'Halk İslam devleti istiyor' ve 'Halk İslami Hilafet istiyor'.

Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın uyardığı gibi biz de Hizb-ut Tahrir olarak sizin sömürgeci kafirlere onların dostlarına ve onlara tabi olanlara uymamanız ve yasamanın Allah'ın dışında olduğunu kabul eden dırar/zarar meclisini seçmemek için uyarıyoruz. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُرِيدُونَ أَنْ تَضِلُّوا السَّبِيلَ Kendilerine Kitap'tan nasip verilenlere baksana! Sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar! Nisa 44 ve yine Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın ve Resulünün emirlerine muhalefet etmemeniz ve Resulünün [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] metodundan sapmamanız için sizi uyarıyoruz. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ Bu sebeple, onun -peygamberin- emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar. Nur 63

Ayrıca biz size peygamberlerin sonuncusu ve muttakilerin imamı Resulullah (صلى الله عليه وسلم)'ın takipçisi olduğunuzu hatırlatıyoruz. Ecdadınız ise Raşidi halifeler ve mücahid liderlerdi. Onların taşıdığı ve Allah'ın kendilerine yardım ettiği İslam Allah'ın hıfzı ve inayetiyle içinizde hala korunuyor ve Allah'ın izniyle ona hiç bir değişim ve tahrif dokunmadı ve dokunmayacaktır. Ve Allah'ın izniyle o hiç bir değişime ve tahrife uğramadı ve uğramayacaktır.

Sizi de müjdeliyoruz ki Allah [Subhânehu ve Te'alâ] kendi dinine yardım edenlere yardım eder. Onun hak olan vaadi ise sadece peygamberlere has değil müminler için de geçerlidir. Yine Onun vaadi yalnız ahirete has şahadet, Allah'ın rızası ve cennet olarak değil dünyada da düşmanınızın aleyhine size bir üstünlük, ona galip gelmeniz ve apaçık bir zafer ve fetih olarak da geçerlidir. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَاد Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz. Gafir 51

Hizb-ut Tahrir ise hem sizin içinizde hem de sizinle beraberdir ve nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet devletini kurmak suretiyle İslami hayatı yeniden başlatmak üzere bütün gayretlerini sarf ederek ve ciddi olarak Allah'a, Resulüne ve müminlere ahdetmiştir, kesin söz vermiştir. Zira bu despot döneminden sonra Raşidi Hilafetin tekrar olacağını müjdeleyen Resulullah (صلى الله عليه وسلم) şöyle buyurmuştur: ...ثم تكون خلافةً على منهاج النبوة ... ve sonra nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Müsned Ahmed

Dolayısıyla bizimle beraber olun ve bizden ayrılmayın. Çünkü bizim meselemiz sizin de meseleniz ve bizim davamız sizin de davanızdır. Öyleyse Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın davetçisine uyun. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ. وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız. Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah'ın azabı şiddetlidir. Enfal 24-25

Devamını oku...

İslami Sloganlar Yasaklanıyor da Demokrasi ve Liberal Sloganlara İzin Veriliyor Öyle Mi?! Bu Düpedüz İslam'a ve Ona Tabi Olanlara Karşı Bir Savaştır

  • Kategori Mısır
  •   |  

Yüksek seçim kurulu ‘Semavi dinleri çağrıştıran her tür dini ve akaidi semboller'in yasaklanmasını öngören bir kanun çıkardı. Bu kanuna muhalefet eden herkes tutuklanacak, hapis yada para cezasına çarptırılacak. Halbuki şuan ki anayasada devletin resmi dini İslam olarak geçmektedir!

Muhakkak ki bu zalimane kanun boşuna çıkarılmamıştır. Bilakis o, birinci derecede İslam'la savaşmak içindir. Ayrıca o, bu devrimleri boşa çıkarmaya yönelik yapılan bütün işlerin bir uzantısıdır. Böylece hem istenilen sivil laik devlet anlayışına göre dinin devletten ayrılması ilkesi gerçekleşecek ve hem de bütün şer'i hükümler millet meclisinin heva ve hevesine göre oylamaya sunulacaktır. Aynı zamanda bu kanun oyları para ile satın alarak da olsa liberal ve demokrat sloganları taşıyan kimselerin en çok sandalye kazanmasını amaçlıyor. Böylece İslam'ın bütün hükümlerini yok etmiş olurlar ki İslam sadece cami duvarları arasında mahsur kalan kehanetçi bir dine çevrilsin. Daha sonra  millet meclisi içinden kişisel özgürlükler adı altında içki yasallaşsın ve fuhuş yayılsın, inanç özgürlüğü adı altında da insanlar fitneye maruz kalarak dinlerinden dönsün, Müslüman kadının şer'i örtüsü genel hayatta, okullarda ve üniversitelerde yasaklansın, eşitlik adı altında şuanda uygulanan miras, evlenme ve boşanma hukukuyla ilgili İslam'ın hükümleri kaldırılsın, demokrasi adı altında Müslümanlar zulme maruz kalsın. Hatta bu iş o kadar büyüsün ki insanlar akidelerinde şüpheye düşsünler. Bütün bunlar millet meclisinde çoğunluk adı altında kanun çıkarmakla yasal olsun. Böylelikle Mısır; kendi halkının en ufak hizmet ve gözetimden mahrum olduğu gibi ruhi, insani ve ahlaki değerleri kaybeden Batılı toplumlara benzer bir topluma sahip olacaktır.

Ey Müslümanlar, ey Kinane halkı!

Felaketlerin ve krizlerin başı olan sömürgeci kapitalizmin ülkemize getirdiği Batılı ithal sloganların taşınmasına nasıl müsaade edilir de, fakat ‘Lailahe illallah Muhammedun Resulullah' sloganlarını taşıyanlar yasaklanıp cezalandırılır?! Bu Mısır halkını hafife almak değil midir? Bu gerçekten şaşılacak bir durum!!!

Şu bir gerçektir ki demokrasi ve liberal kapitalizm batılı toplumlarda denenmiş ve iflasını ilan etmiştir. Bu tür düşünce ve anlayışlar anormallik, eşcinsellik, cinayet ve ekonomik krizlerden oluşan toplumlardan  başka bir şey doğurmadığına dair hakikat herkesçe malumdur. Zira bütün dünya bunların acısını çekmektedir. İşte bu sloganların asıl sahibi olan batılı toplumlar kendi demokrasilerini yargılamak üzere gösteri düzenlemektedirler. Çünkü artık demokrasi onların sorunlarına, fakirliğin ve işsizliğin yayılmasına çözüm sunmaktan aciz kalmıştır. Fakat bütün bunlara rağmen servet onların ‘Mutlu azınlık'larının ellerinde sınırlı olarak kalmaktadır. Bu da binlerce örneklerden bir tanesidir. Acaba Mısır halkının işlerini gözettiğini iddia eden kimseler; Müslüman Mısır halkına can çekişen bir hadaratı dayatmayı nasıl kabul ederler?! Zira bu hadarat onlardan değil ve onlar da ondan değildir. Bunların yüklendikleri şey ne kötüdür.

İddia edilen bu seçimler, onun için çıkarılan zalim kanun ve kararlar, şüphesiz ki hala yönetimde olan eski rejimden gelmektedir. Yoksa demokrat ve liberal kesime hizmet edecek şekilde bunların hepsini çıkarmanın manası ne? Ve Mısır halkının dini olduğu halde İslam'ı dile getirmek neden yasaklansın? Bu İslam'a ve Ona tabi olanlara karşı düpedüz bir savaş değil de nedir? Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: أمْ حَسِبَ الّذينَ في قُلوبِهم مرضٌ أنْ لّنْ يُخرجَ اللهُ أضغانَهُمْ Kalplerinde hastalık olanlar, yoksa Allah'ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar? Muhammed 29

Ey Müslümanlar, ey Mısır halkı!

Şüphesiz bütün bunlar Amerika'nın ve rejimde yer alan ajanlarının planıdır. Şu halde onların önünü kesin ve Kinane -Mısır- yurdundan kovun, onların tekrar ülkenizin topraklarına ayak basmalarına müsaade etmeyin ki sizi, dininizi ve güvenliğinizi karıştırmasınlar ve Müslüman beldelerinde diğer kardeşlerinize yaptıkları gibi servetlerinizi çalıp götürmesinler. Çünkü onlar müminler hakkında ne ahit tanırlar ne de akrabalık tanırlar. Onların en çok korktukları şey İslam şeriatının Raşidi Hilafet devleti tarafından tatbik edilmesidir. Zira bu devlet onlara son verecek ve onları Müslüman beldelerinden zelil ve hor olarak kovacaktır. İşte ey Müslüman Mısır ordusunun ihlaslı olanları bunu yapmak için bu günler sizin için tarihi bir fırsattır. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: وإنْ تَتوَلّوْا يَستبْدِلْ قَومَاً غَيْرَكُمْ ثمّ لا يَكونوا أمْثالَكُمْ Eğer O'ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir topluluk getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar Muhammed 38

Ey Müslümanlar!

Sizin kurtuluşunuz ancak İslam ile gerçekleşir. Üzerinizdeki zulüm ve fakirlik ancak Allah'ın  kanunları tatbik edildiği zaman kalkacaktır. Zira siz sosyalizmi, kapitalizmi, milliyetçiliği ve vatancılığı denediniz. İnsanların hayatın bütün alanlarındaki durumu daha da kötüye doğru gidiyor. Öyleyse Sykes-Picot'un getirdiği bayrakları atın, Resulullah'ın bayrağını taşıyın ve Allah'ın şeriatını tatbik eden Raşidi İslami Hilafet devletini ikame etmek için Hizb-ut Tahrir ile beraber çalışın. İşte kurtuluşunuz ancak onunla olur. Şüphesiz Allah sizinle beraberdir ve O amellerinizi asla eksiltmeyecektir. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: ياأيُّها الّذينَ آمَنوا إنْ تَنْصُروا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أقْدامَكُمْ Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar. Muhammed 7

Devamını oku...

Amerikan Yedek Güçleri İçin Kuveyt Askeri Bir Üs Olarak Kullanılıyor

  • Kategori Kuveyt
  •   |  

Çeşitli medya organları Kuveyt Hükümeti Başkanının ABD'ye ve ülkede bulunan Andrews askeri üssüne yaptığı ziyaretin haberini ve bu ziyaret sırasında Amerika Başkan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Amerika Ordusu Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmelerin haberini yayınladı. Yine medya organları yapılan görüşmelerde Amerikan güçleri Irak'tan çekildikten sonra Kuveyt'te bulunan Amerikan güçlerinin geleceğiyle ilgili durumun ele alındığını kaydetti. Bu görüşmeler esnasında Amerika Ordusu Genelkurmay Başkanı ‘Amiral Mullen' bölgede bulunan Amerikan güçlerine sağladığı kolaylıklardan ve sunduğu yardımlarından dolayı Kuveyt'e teşekkür etti. Öte yandan 30 Eylül 2011 tarihli Al Kabes gazetesi ise ‘Yedek güçleri için askeri üssün kurulması hakkında  Amerikan talebi ile ilgili bilgiler' başlıklı konuda şöyle geçti: ‘ABD; yedek güçleri ve askeri eğitim için Kuveyt'in askeri üs görevini yapmasını önerdi. Bu güçler sene sonunda Amerikan güçlerinin gerçekleştireceği çekilme işlemlerinden sonra Irak'ta olayların akışına göre  bölgede Amerikan kara kuvvetlerinin artırılması söz konusu olduğunda Kuveyt'e yerleştirilecektir.'

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki Amerika kendi güçlerinin büyük bir kısmını Irak bataklığından kurtarıp ona yakın bir yerde (Kuveyt'de) konuşlandırmayı planlıyor. Böylece bu güçler hem Bahreyn'de bulunan deniz filosuna hem de Katar'da konuşlandırılan ‘Al-seyliye'adlı askeri üssüne yakın olacaktır. Ayrıca bu güçler için Kuveyt'i, askeri bir üs olarak kullanmanın ardından bu güçlerin işlerinin kolaylaşması için ona lojistik ve güvenlik yardımlar da yapılacaktır. Zira Amerika Kuveyt'in davranışı ve iyi yardımlarından dolayı durmadan ona teşekkür ediyor.

Amerika Irak'taki durumunu gizlemek için manevralar çevirirken, sıkılmadan çekinmeden ona bağlı güçlerinin Kuveyt'te tekrar konuşlandırılmasını tasarlıyor. Bu ise bazen Irak hükümetinin Amerikan güçlerinin kalış süresinin uzatılmasını talep etmesi bahanesiyle ve bazen de destek ve eğitim gerekliliği bahanesiyle olmaktadır. Gerçekten de Kuveyt'te utanmadan kendi güçlerini konuşlandırırken  hiçbir engel ile de karşılaşmamaktadır. Sanki  Kuveyt onun arka bahçesi yada ucu bucağı gözükmeyen bir çöl haline gelmiştir ki güven içinde Amerikan güçleri istediği zaman gelip yerleşsin! Ve sanki Amerika'nın geçen yüz yılın doksanlı yıllarında yerleşmesi ve bunun yüzünden bölgeye, Müslüman beldelerine ve kanlarına getirdiği felaketler yetmemiş gibi şimdi de buna Amerika'nın Irak ile ilgili işgalini ve nüfuzunu pekiştirmek için ona yardım etmek de eklendi.

Ey Müslümanlar!

Amerika ile girdiği ilişkilerden dolayı bu memleketin durumunun ne hale geldiğini gördükçe yüreklerimiz sızlıyor. Amerikan askeri üsleri her tarafta, uzun vadeli ve sık sık uzatılan güvenlik antlaşmaları, askeri güçler için geçişler, Irak'ın işgalini kolaylaştırmalar ve bu işgali desteklemeler, daha neler neler... bizi daha çok üzen şey ise bütün bu musibetlerin ve felaketlerin sorgusuz sualsiz geçmesi, bunun hakkında ne tartışmalar var, ne sorgulama var ve ne de protestolar var! Şayet Amerika'nın bu konu ile ilgili durumu, İslam'a ve Müslümanlara duyduğu düşmanlık bize malum değilse bu bir felakettir, yok eğer bu durum bizim için malum ise Allah'a yemin olsun ki bu hal daha korkunç bir felakettir.

Ey Müslümanlar!

Amerika'nın ve diğer kafir devletlerin ülkemize hakim olması şüphesiz büyük bir münker ve cürümdür, Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا Allah kafirler için müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir. Nisa 141, ülkemizin Müslüman beldeleri işgal etmek üzere askeri üs ve hareket noktası olarak kullanılması da büyük bir münker ve cürümdür, Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın Maide 2, Amerikan ordusuna lojistik destekler sağlamak da büyük bir cürümdür, Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ Ey iman edenler! benim de düşmanım, sizin de düşmanınızı dost edinmeyin. Mümtehine 1 ve Müslümanların katledilmesi, yurtlarından çıkartılması ve korkutulması hususunda kafirlere ortak olmak da büyük bir münker ve cürümdür, Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır. Nisa 93.

Acaba Cebbar, Büyük ve Yüce olan Allah [Subhânehu ve Te'alâ] bu münker ve cürümlere karşı ne yaptık diye bize sorduğunda cevabımız ne olacak? Zira Allah [Subhânehu ve Te'alâ] iyiliği emretmeyi ve kötülükten menetmeyi Müslümanlar üzerine farz kılmıştır. Resulullah (صلى الله عليه وسلم) da şöyle buyurmuştur: Eğer iyiliği emredip kötülüğü menetmezseniz Allah size katından öyle bir azap getirir ki dua etseniz bile onu kabul etmez. Tirmizi süneni.

Her Müslümanın yapması gereken şey Amerikan hegemonyasına karşı çıkmak ve reddetmektir. Güvenlik antlaşmalarına karşı çıkmak ve reddetmektir. Amerika ile yapılan askeri işbirliğine karşı çıkmak ve reddetmektir. Amerikan güçlerine sağlanan kolaylıklara  karşı çıkmak ve reddetmektir. Bunu da; yazarlar, milletvekilleri ve imamlar gibi herkes imkanına ve durumuna göre yapmalıdırlar.

Ey Müslümanlar!

Amerikan hegemonyasından ve hakimiyetinden kurtulmak ancak onunla ve başkasıyla yapılan askeri anlaşmaların kaldırılmasıyla ve siyasi ilişkilerin iptal edilmesiyle olur. Bu da yöneticilerin görevidir. Yok eğer yöneticiler bunun tersini istiyor ve yapıyorlarsa, o halde nübüvvet üzere Raşidi Hilafet'ten başka kurtuluş yoktur. Zira bu devlet söylediğini yapar ve  yaptığının arkasında durur, Alemlerin Rabbini razı eder ve Amerika'nın değil Müslümanların işlerini gözetler. Resulullah (صلى الله عليه وسلم) da şöyle buyurmuştur: Şüphesiz imam -halife- bir kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur. Müslim sahihi. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resûlüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. Nur 51.

Devamını oku...

فَأَذَاقَهُمُ اللَّهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ Bu suretle Allah, dünya hayatında onlara rezilliği tattırdı. Muhakak ki; Ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bunu bilselerdi! Zümer 26

  • Kategori Hizb
  •   |  

İşte böylece Allah [Subhânehu ve Te'alâ] Libya tağutunu sonunda rezil etti ve ona ölümü en çirkin biçimde tattırdı. Bu tağut kırk sene boyunca ekini ve nesili helak ederken bu süre boyunca kendini asrın firavunu olarak görüyordu. Onun hayatı karanlık bir bodrumda ve aşağılık bir kaçışla sona erdi. Bu durumda arkasında nice saraylar ve mallar bıraktıktan sonra yaptıklarının cezasını gördü. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] ne güzel buyurmuştur: كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ* وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ* وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ* كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا آخَرِينَ* فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı. İşte böylece biz de onları başka bir topluluğa miras bıraktık. Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi. Duhan 25-29 Acaba sair tağutlar da bunun gibi helak olan tağutların akıbetlerinden ibret alacaklar mı? Yoksa onların anlayacak akılları, görecek gözleri ve işitecek kulakları mı yoktur? Acaba Şam tağutu ve onun ikizi Yemen tağutu ibret alırlar mı? Acaba bunlar kendilerinden daha güçlü ve daha çok taraftarı olan öncekilerin uğradıkları helak akıbetinden ibret alırlar mı? Yoksa onlar ayeti kerimenin tabiri ile hayvanlar gibi midirler, hatta hayvanlardan daha da şaşkın ve sapık mıdırlar?!

Ey Libya'daki ahalimiz ve ey Müslümanlar!

Tağutun hükmettiği süre boyunca onun zindanlarında ve işkencesi altında kanını akıttığı şehidlerin ruhları şad olsun. Kaddafi'nin vahşice katlettiği Hizb-ut Tahrir'in şehidlerinin ruhları şad olsun! Zira onlar; zulümde haddi aşan, azgın  ve çukura düşen Kaddafi'nin karşısında hak sözü söylemişlerdir. Tağutun cezaevlerinde ve işkence altında katlettiği bütün Müslüman şehidlerin ruhları şad olsun. Tağutun idam sehpalarında haksız yere suçsuzca tertemiz kanlarını akıttığı bütün şehidlerin ruhları şad olsun! Libya'daki ehlimiz ve dünyanın doğusunda ve batısında bulunan Müslümanlar sevinsin. Her yerde tağutların zulmüne karşı baş kaldıran herkes sevinsin.

Ey Libya'daki ahalimiz ve ey Müslümanlar!

Tağutun ölümünden sonraki döneminizi  Allah ve Resulüne karşı doğruluk dönemi haline getirin! Böylece Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya teşekkürleriniz  O'nun Şeriatını uygulamakla ve düşmanının kökünü kazımakla olsun. İşte o zaman sömürgeci kafirler için sizin üzerinizde  asla bir yol veya bir otoritenin kılınmasını engellemiş olacaksınız. Böyle yaparsanız akıtılmış tertemiz kanların ve yapılmış fedakarlıkların hakkını vermiş olursunuz. Şayet bunu yapmazsanız akıttığınız bunca kanlar sizi göklerin ve yerin yaratıcısına şikayet eder ki siz de örgüsünü güçlükle ördükten sonra onu kendi eliyle kendi bozan kadınların misali gibi olursunuz. Zira biz mücahidlerin ülkesi ve Kur'an-il Kerim'in hafızlarının beldesinin böyle olmasını asla istemeyiz.

Ey Libya'daki ahalimiz ve ey Müslümanlar!

Hakikat şudur ki Hizb-ut Tahrir sizin için nasihat ediyor. Öyleyse Allah ve Resulünden yana olun ve Raşidi Hilafet devletini kurun ki hem dünyada hem ahirette izzet ve saadet bulasınız ve kazananlardan olasınız. İşte büyük kurtuluş budur, büyük kazanç budur. Demokrasi, sivil devlet ve laiklik adı altında kulların Rabbini değilde kulları hakem kılmak isteyen sömürgeci kafirlerin ve onların ajanlarının sözlerine sakın aldanmayın. Eğer böyle yaparsanız kaybedenlerden olursunuz. Yine onların yardım olarak verdikleri parlak vaatler sizi aldatmasın. Zira bu vaatler içi zehir dolu bala benzer. Bu ise dışı rahmet fakat içi azaptan ibarettir. Ayrıca sizin onların yardımlarına da ihtiyacınız yoktur. Çünkü sizin beldeniz servetlerle doludur. Zaten Allah beldenizi yer altı ve yer üstü bereketleriyle donatmıştır. Öyleyse Allah [Subhânehu ve Te'alâ] ile beraber olun ve O'ndan sakının ki Allah [Subhânehu ve Te'alâ] da size göklerin ve yerin bereketlerini versin.

Hizb-ut Tahrir ise hem sizin içinizde hem de sizinle beraberdir. Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın sizin düşmanınızı helak ettiğinden dolayı haykırdığınız zafer tekbirlerini hem dünyada Hilafet ve لا إله إلا الله محمد رسول الله sancağı altında zafer tekbirlerine hem de ahirette kurtuluş tekbirlerine dönüştürün. Zira ahiret Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın gölgesinden başka gölgenin olmadığı bir gündür. İşte ancak o zaman Allah [Subhânehu ve Te'alâ] size zaferi ve izzeti verecektir. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:

قَالَ عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ -Musa- ‘Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve onların yerine sizi yeryüzüne hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar' dedi A'raf 129

Devamını oku...

CUMHURİYET BAYRAMI MÜSLÜMANLARIN BAYRAMI DEĞİLDİR

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Cumhuriyet’in 29 Ekim 1923’te kurulması, Türkiye’de her sene bayram olarak kutlanmakta, yayın organları ve hutbeler üzerinden Müslüman halka Cumhuriyet’in faziletleri anlatılmakta, çocuklara okullarda ve tören alanlarında gösteriler yaptırılmakta ve farklı birçok şenlik düzenlenmektedir. İslam’a göre haram olan bu kutlamalarla alakalı olarak şunlar söylenebilir:

Birincisi; Evvela Cumhuriyet bir bayram vesilesi değildir. Müslümanlar nazarında iki bayramdan başka hiçbir bayram yoktur, bunlar da Ramazan ve Kurban bayramlarıdır. Rasulullah (SallAllahu Aleyhi ve Sellem) Medine’ye vardığında orada iki günün bayram olarak kutlandığını görünce şöyle buyurmuştu: « أبدلكم الله تعالى بهما خيراً منهما، يوم الفطر والأضحى » “Allah bunları sizin için daha hayırlı olanlar ile değiştirdi: (Bunlar) Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı'dır.”

İkincisi; Cumhuriyet rejimi Osmanlı Hilafet Devleti’nin enkazı üstüne kurulmuş, İslam’a ve Müslümanlara karşı açıkça savaşmış, Müslüman toplumda yıllarca ve halen etkisi süren yıkıcı tahribatlar yapmıştır. Bunu da “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” anlayışı ile yapmıştır. Oysa siyasi bir kavram olarak egemenlik, insanlar arası ilişkilere dair kanunları, fikirleri, çözümleri gerektirir ki, bunların pozitivist bir bakışla insan aklından alınması doğru değildir. Zira bu “Egemenlik şer’i ahkâmındır” esasını getiren İslam’a tamamen ters olduğu gibi, aklen de sahih olması mümkün değildir.

Üçüncüsü; Cumhuriyet, Batılı Kâfir Kapitalist İdeolojinin yönetim şeklidir. Çünkü Ortaçağ Avrupası’nda ortaya çıkmış, Demokrasi ve Laiklik [Dinsizlik] ilkeleri ile bütünleştirilmiş, böylece Kapitalist İdeoloji’nin esasları oluşturulmuştur. Bugün dünya çapında Müslümanların başına gelen her ne varsa, bu Kapitalist İdeoloji’nin ürünü değil midir? Bu yönüyle Cumhuriyet, dünya çapında ve bilhassa İslami coğrafyada güçlü ve etkili bir sömürgecilik silahı olarak kullanılmıştır/kullanılmaktadır. Zira insanların yönetimine gelen güç odakları, demokratik veya göstermelik seçimler yoluyla iktidara gelmişler, halkın temsilcisi görünümünde olarak diledikleri kanunları meclislerde çıkarmışlar ve ülkeleri birer uydu devlet haline getirmişlerdir. Etrafa baktığımızda, bunun birçok örneğini görmek mümkün olacaktır.

Müslümanlar unutmamalıdır ki, dün idama mahkûm edilip çirkin bir ölümle öldürülen Saddam’ın rejimi de Cumhuriyettir, bugün sedye üzerinde mahkemesi görülen Hüsnü Mübarek’in rejimi de Cumhuriyettir, linç edilerek rezil bir akıbete uğratılan Muammer Kaddafi’nin rejimi de Cumhuriyettir, ülkesinden arkasına bakmadan kaçan Zeynel Abidin bin Ali’nin rejimi de Cumhuriyettir, şu günlerde halklarına savaş açıp her gün onlarcasını vahşice katleden Beşşar el-Esed ve Ali Abdullah Salih’in rejimleri de Cumhuriyettir, zindanlarda her tür insanlık dışı işkenceleri masum insanlara reva gören Özbekistan zalimi Kerimov’un rejimi de Cumhuriyettir…

Akla gelen/gelmeyen pek çok ülkede Cumhuriyet, insanlar için baş belası, sömürgecilik maşası, katliam aracı haline gelmiştir. Türkiye’de de onlarca yıl boyunca süren diktatörlük, Cumhuriyet’in muhafaza ve müdafaasını esas almış, son dönemde yaşanan değişim ve reform süreci ise Cumhuriyet’i ıslah ve bekasını koruma projesi halini almıştır. Sanılanın aksine Türkiye’deki Cumhuriyet’in, örneğin Mısır’daki Cumhuriyet’ten esasında hiçbir farkı yoktur. Çünkü kaynağı, örnekliği, işleyişi ve fonksiyonları hep aynıdır. Farklılık Cumhuriyet’in seçimlerden ibaret olduğu vehminden doğmakta ve Türkiye’de serbest seçimlerin yapılmasından kaynaklanmaktadır.

İşte Hizb-ut Tahrir olarak bizler, Müslüman Türkiye halkını bir kez daha İslam’a göre haram olan bu kutlamalardan uzak durmaları konusunda uyarıyor ve Müslümanlar için gerçek bayram olacak olan Hilafetin yeniden inşası için çalışmaya davet ediyoruz.

Ey Kerim Kardeşler! Böylece bu sene, başımızda cumhuriyet gibi küfür sistemlerinin bulunduğu, insanlığın kapitalizmin pis kokusundan kırıldığı, Müslümanların beldelerinde kanların akıtıldığı, namusların ayaklar altına alındığı, çığlıkların ve haykırışların göklerde acıyla yankılandığı son sene olsun. Yaşanan baharlar Ümmet’in baharı haline dönüşsün. Cumhuriyet sistemi yıkılsın, tarihin çöplüğüne kara bir leke olarak karışsın ve Râşidî Hilâfet Devleti -Allah’ın izni ve yardımıyla- en kısa sürede kurulsun inşaAllah. Muhakkak ki bu, Allah’a hiç de zor değildir.

لِلَّهِ الأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِن بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “Önce de sonra da emir Allah’ındır. İşte o gün, mü’minler de Allah’ın zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine zafer verir. O, Azîz’dir, Rahîm’dir.” [er-Rûm 4-5]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti, Van'da Meydana Gelen Deprem Felaketi Sonucunda Ölenlere Allah'tan Rahmet, Ailelerine Başsağlığı ve Yaralılara Acil Şifalar Diler

23 Ekim sabahı Van'da meydana gelen deprem, onlarca kişinin ölümüne, onlarcasının yaralanmasına ve büyük maddi kayıplara yol açmıştır. Bu bağlamda Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti aşağıdaki hususları vurgular:

 

1. Öncelikle bu deprem felaketi sonucunda ölenlere Allah'tan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı diler.

2. Başta ölenlerin aileleri olmak üzere bu deprem felaketinde mağdur olanların tüm maddi zararlarının devlet tarafından tazmin edilmesini talep eder.

3. Bu tür afetlerin sonucunda bir daha böylesi ölümlerin ve maddi zararların yaşanmaması için ilgili devlet yetkililerinden gerekli önlemlerin eksiksiz olarak önceden almasını talep eder.

4. Son olarak deprem, sel ve yangın olmak üzere bu tür yaşanan tabii afetlerin özelde Türkiye'de ve genelde dünyadaki Müslümanlar için Allah [Azze ve Celle]'den bir uyarı ve imtihan olduğunu idrak edip bundan sonraki yaşamlarını Allah'ın emir ve yasaklarına göre düzenlemelerini temenni eder.

 

ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا للَّهِ وَإِنَّـآ إِلَيْهِ رَاجِعونَ "Onlar ki kendilerine bir musibet isabet ettiğinde şöyle derler: Allah'tan geldik Allah'a döneceğiz." [el-Bakara 156]

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilâyeti, Hakkâri'de Acımasızca Katledilen Evlatlarımıza Allah'tan Rahmet, Yakınlarına Başsağlığı ve Yaralılara Acil Şifalar Diler

19 Ekim sabahı Hakkâri'de eşzamanlı düzenlenen saldırılar sonucu, şu ana kadarki bilgilere göre, 24 asker hayatını kaybetti, 18'i de yaralandı. Dün de Bingöl'de 5 polis ve 4 sivil benzer bir saldırıda hayatını kaybetti.

Yıllardır kanayan Kürt meselesinin, son dönemde yeniden alevlenme sürecini dikkatle izleyenler şunu göreceklerdir: Bu, sadece Türkiye Cumhuriyeti devleti ile PKK örgütü arasında yaşanan veya Kürtlerin siyasal, sosyal ve kültürel haklarının verilmesi hakkında olan veya Türkiye Cumhuriyeti'nin güya bölücü teröristlere karşı giriştiği bir savaşın ürünü olan bir mesele değildir. Bunlar sadece görüntüdür. Meselenin aslı, Müslümanların toprakları üzerinde Müslümanların evlatları arasında Müslümanların liderliğine soyunan liderler tarafından icra edilen ve Kâfirlerin başkentlerinde tasarlanan bir çatışma olmasıdır. Aktörleri içimizdeki odaklar olsa da esasen çatışma, Sömürgeci Kâfirlerin güç ve nüfuz çatışmasından ibarettir. Zira Amerika, meselenin zehri olan demokrasiyi panzehir diye takdim eden yöneticiler eliyle Kürt meselesini siyasallaştırmak istemektedir. İngiltere ise Amerika'nın bu yolla İngiliz geleneklere bağımlı devleti kendi yörüngesine kaydırmaya çalışacağını fark etmektedir. Bu nedenle İngiltere, hem ordudan hem de PKK'dan olan uzantılarını kullanarak Kürt meselesini, Amerika'nın istediği şekilde siyasi bir mesele haline gelmekten uzaklaştırıp salt-güvenlik meselesine dönüştürmek için hem askerî operasyonların hem de şiddet eylemlerinin tahrik edilmesini sağlamaktadır. İşte son derece planlı organize edilmiş bu son olayları ile öncesindeki olaylar, birbirinin devamı niteliğinde olan halkalardır ve evlatlarımızın nezih kanları böylesi iğrenç siyasi projeler uğrunda heder edilmekte, ocaklarına ateş düşürülmektedir. Oysa tek bir Müslümanın bir damla kanının bile akıtılması, Allah katında Kâbe'nin taş taş yıkılmasından daha ağır bir cürümdür.

Ümmetin evlatları arasında, Ümmetin evlatları eliyle uygulanmak istenen ve Müslümanların canlarına, mallarına ve varlıklarına kasteden bu ve benzeri şerir plânları boşa çıkarmak, tahriklere kapılarak zalimlerin çıkarmaya çalıştığı yangına körükle gitmemek, Türk olsun, Kürt olsun, hangi ırktan, renkten, dilden olursa olsun, tüm Müslümanların, hatta insanlıktan birazcık nasibi olan herkesin kaçınılmaz vazifesidir. Bu da ancak Kâfirlerin uşaklığını yapan, kin, düşmanlık ve nefret tohumları saçan, yeri ve göğü fesada boğan tüm yöneticilerin ve fitnecilerin çarkını kıracak olan İslâmî Hilâfet Devleti'nin el-birlik kurulmasıyla mümkündür. Hepimizin Rabbi olan Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ "Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın ve sakın parçalanmayın!" [Âl-i ‘İmrân 103]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER