Pazar, 10 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Yeni Suriye Hükümeti, İnsanların Taleplerini Karşılamak İçin Gelmedi Talep Edilen, Anayasanın Kökten Değiştirilmesi ve Şeriatın Tatbik Edilmesidir

  • Kategori Suriye
  •   |  

Devlet Başkanı Beşar Esad, 16.04.2011 günü Suriye televizyonu yoluyla 14.04 tarihinde üyelerinin huzurunda kurulduğu açıklanan yeni hükümete hitap eden bir konuşma yaptı. Konuşmasında, "komplo süreci" olarak isimlendirdiği "çok hassas" bir sürece ilişkin reformların genel hatlarını hatırlattı. Keza yeni hükümetin, vatandaşlar açısından "yeni bir kan anlamına geldiğini, yeni bir kanın ise yeni ve büyük umutlar demek olduğunu... Bu yeniliğin, yeni fikirler yoluyla olacağını ve kanların bizzat kişiler olmasına gerek olmadığını" ifade etti.

Aslında ne bu konuşmada ne de bu hükümette kayda değer yeni bir şey vardır. Zira başkanlığa eski hükümetin ziraat bakanı Adil Sefer getirildi, aralarında savunma ve dışişleri bakanlarının olduğu eski hükümetteki 17 bakan makamlarını korudu, bunlara aralarında içişleri, enformasyon ve adalet bakanı olmak üzere 14 bakan eklendi. Kurulun yeni hükümette, bazı bakanlarının makamlarının el değiştirmesi, az bir simanın değiştiği anlamına geldiği gibi eski hükümette yolsuzluk yapanların genelinin yeni hükümette reform yapacağı anlamına gelmektedir. Bu oluşuma bakan bir kimse, adamlarının aşırı şekilde rejime bağlı olan güvenlikçilerden ve Baasçılardan oluştuğunu, bu "çok hassas "sürece göre oldukça yaşlı olduğunu, insanların reform ve özgürlük taleplerini karşılamak yerine sadece rejimin "komplo sürecini" engelleme hususundaki taleplerini karşılamak için geldiğini görür. Bu hükümetin getirdiği yeni şey, sadece yeni bir içişleri bakanı getirmesidir ki o da Suriye güvenlik rejiminin simalarından bir olan General Muammed eş-Şiar'dır. Hatırlanacağı üzere o, tüm soruşturmaları ve en sonuncusu bu hapishanedeki olaylara karışan bazı kişilerin idam edilmesi emirlerinin çıkarılmasının olduğu tasfiyeleri ile birlikte Sendeye olayları dosyasının kapatılmasından ve örtbas edilmesinden sorumlu olan kişidir. Bu yeni hükümet, sanki insanlara şöyle demek için gelmiştir: Özgürlük taleplerinin bu bakan kanalıyla temin edilecektir. Bununla birlikte insanların özgürlük talepleri, insanların baskıcı güvenlik birimlerinden gördüğü şeylerin çokluğundan dolayı diğer taleplerin önüne geçtiği bilinmelidir. Bu bakanlık, güvenlik dosyasının diğer dosyalara baskın geleceği bu yeni hükümetin oluşumunda en önemli bakanlık olacaktır. Bu kişinin bakan yapılması, öldürmelerin, tutuklamaların ve suikastların daha da artacağı anlamına gelmektedir. Bu kişi, rejimin güvenlik politikası açısından tamamen kara kutu niteliğinde bir bakandır.

Bu yeni hükümette, politikalarda ciddî bir değişiklik yapılmaksızın bazı simalar değiştirilmiş olup her değişiklikte reform ve yolsuzluğu bitirme hükümeti gibi sunulan önceki hükümetler gibidir... Bakanların atama yoluyla tayin edildiği ve hemen güven oyu aldıkları önceki hükümetler gibi olup bakanlarının memurdan öte bir şey olmadığı bir hükümettir.

Suriye rejimi, hükümetin bu yeni oluşumu ile bir başkasının reformlarla görevlendirilmesini kabul etmeyeceğini ve reformların sadece kendi vizyonu çerçevesinde olmasını istediğini göstermiştir. Zaten Suriye rejimi, daha önce Devlet Başkanı Danışmanı Buseyna Şaban aracılığıyla bazı ağrı kesiciler sunmuş ve bu ağrı kesiciler, hastalığı tedavi etme, yani anayasayı değiştirme boyutuna ulaşmamıştır. Keza reformun bazı bentlerini, birbiriyle uyumlu kapsayıcı bir şekilde değil de düzensiz şekilde sunmuştu!

Suriye rejiminin insanları aşağılamada, iradelerini yok saymada ve onurlarını heder etmede zirveye ulaştığı güvenlik yönüne gelince; uzun dönem rejimin güvenlik birimlerine hizmet ederek yaşayan ve rejime olan bağlılık ve insanlara bela olmasıyla orantılı bir şekilde kısa bir sürede rütbeden rütbeye yükselen içişleri bakanının temsil ettiği demir bir pençe hazırladı. Suriye rejimi, işte bu yeni hükümetle halkının karşısını çıkmakta ve sanki onlara şöyle demektedir: "Sizler, reform vaatlerimi kabul etmezseniz birer hain ve komplocusunuz. İşte bu, sizleri kendisiyle bu vaatlerime boyun büktüreceğim benim demir pençem." Suriye rejiminin, değişmez güvenlikçi politikasında haddi aşması sonucunda bu hükümet, bugün benzeri tüm rejimlerde olduğu gibi terörizmle mücadele bahanesiyle muhalefet eden herkesi yeniden bastırabilecek kendisinden daha kötü alternatif bir rejime dönmedikçe rejimin asla vazgeçmeyeceği olağanüstü halin gölgesi altında kuruldu.

Ey Suriye'deki Müslümanlar!

Çökmekte olan Suriye rejimi, tutumundan zerre kadar geri adım atmayacaktır. O, kibir ve zulümle hareket etmekte ve bu süreci bitirmek istemektedir. Allah'ın izniyle kibri ve zulmü, onun ölümü olacaktır... Bu rejim, halkına karşı şiddeti bir an olsun bırakmamıştır. İşte ortada olan fotoğraflar, güpegündüz herkesten önce kendilerini yalanlamak üzere televizyon kanallarına çıkan rejimin ukala zebanilerinden daha doğru haber vermektedir. Böylece Suriye rejimi, reform iddiasında bulunduğu bir sırada sanki başka bir gezegende yaşıyor görüntüsü altında yalan söyleme, katletme ve insanları itham etmedeki ısrarını göstermektedir...

Ey Suriye'deki Müslümanlar!

Suriye rejimi, baba Esad'ın yaptığı devrimle kendisini insanların başına bir gardiyan olarak dayattı. Oğul Esad'a geçinceye kadar sahte seçimler ve yalan referandumlarla insanların bağırlarına çöreklenerek devam etti. Fesadın başı, temeli ve kaynağı bu rejimin başıdır. Fesadın başı olan bir kimsenin reformun başını çekmesi akıl işi midir? Bu rejim, sanki insanlar hiçbir şeyi anlamıyor sadece kendisi anlıyormuş gibi hareket etmektedir. Sanki otoritenin başında sürekli baki kalması üzerinde insanlar arasında bir ihtilaf yokmuş gibi hareket etmektedir. Oysa gerçekte halkıyla savaşan bir rejimin, gidecek olanların başında olması gerekir... Rejim ile insanlar arasındaki çatlak, kapatılması imkansız bir şekilde genişledi. Anlaşmazlık, aşılması imkansız bir şekilde derinleşti. Çözümün, aç olan karınlara birtakım kırıntılar vermek, hırslı insanlara bazı reformlar sunmak, aşağılanmış onular için bazı formalite tavizler vermek veya zulümde aynı olan olağanüstü hal kanunun yerine terörle mücadele kanunu getirmekle bir ilgisi yoktur... Bilakis çözüm, anayasayı hem yöneticinin varlığının hem davranışlarının hem de kendisi ile halkı arasındaki doğru ilişkinin esası yaparak onu değiştirmekle ilgilidir... Bu anayasa, İslam esası üzerine olmadıkça doğru bir anayasa olmaz... Suriye anayasasına bakan bir kimse, maddelerinin birbiriyle çeliştiğini görür. Zira İslam fıkhının yasamanın ana kaynağı olduğunu belirtirken vakıada İslam fıkhı ile ilgili hiçbir şey yoktur. Halbuki Allahu [Subhânehu ve Te'alâ], Kur'an, sünnet ve bu ikisinin irşad ettiklerinin anayasanın tek kaynağı olmasını farz kılmıştır. İslam'ın yasamanın tek değil ana kaynağı olmasının manası İslam'ı yasamanın tek kaynağı olmaktan aciz kalmakla itham etmektir... Ayrıca İslam fıkhına göre İslam'da yönetim şekli, Hilafet Nizamı olup cumhuriyet nizamını kabul etmez ve egemenlik halkın değil şeriatındır esasına dayanır. Keza İslam fıkhı, İslam ümmetini tek bir ümmet olarak görür, milliyetçiliğe, vatancılığa ve ırkçılığa itibar etmez, ekonomiye ilişkin şeri hükümleri vardır ve hiçbir şekilde sosyalizmi kabul etmez. Bütün bu zikrettiklerimiz, Suriye anayasasının ilk maddelerinde geçmektedir.

Ey Suriye'deki Müslümanlar!

Dininiz üzere karar kılmalısınız ve taleplerinize, hareketlerinize ve fedakarlıklarınıza bakış esasınız bu olmalıdır. Zira mesele, bir hükümetin aynı fasit anayasaya dayanan ve yöneticileri onların tayin ettiği kişilerden olan başka bir hükümetle değiştirilmesinden daha derindir. Bilakis sahih çözüm, anayasanın köklü bir şekilde değişmesine dayanmalıdır ki anayasanın içerisindeki maddeler birbiriyle uyumlu olsun, maddeleri İslam akidesini sadece sözde değil özde olacak şekilde diğer maddelerin esası kılacak bir halde çıkarılsın ve maddelerinin hükümleri, gerçek sahih bir içtihatla İslam şeriatına dayalı olsun. Böylece yönetici, herkesin gözetimin mutluluğunu, Allah'ın dünyada ve ahirette insanlara olan merhametini hissedeceği şekilde İslam'ı, Müslümanıyla ve gayrimüslimiyle tüm tebaaya güzel bir şekilde mütekamil olarak tatbik eden, kapitalizmin hışmına ve tüm dünyanın başına sardığı belalara sürüklenmeleri yerine insanları İslam'ın merhametine doğru sürüklemek için onu davet ve cihat yoluyla taşıyan Allah'a bir kul olsun. Nitekim Suriye rejimi de dahil Müslümanların beldelerindeki mevcut ajan rejimler, kafir kapitalizmin ifrazatından öte bir şey değildir...

İşte Hizb-ut Tahrir, Suriye'deki Müslümanları buna davet etmektedir. Bu davet, hizbin daveti olmaktan önce Allah'ın onlara olan bir davetidir. Suriye'deki halkın geneli Müslümandır ve bu dinin evlatlarıdır. Hizbin onlara olan bu daveti, gerçekten inananlara olan bir değişim davetinden başka bir şey değildir... Bugün hareket eden insanların çalışmaları gereken köklü çözüm işte budur. Allah'ın yardımıyla Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi olması için çalıştığımız Hilafeti ikame ederek şeriatını hakim kılmakla Allah'ı razı edecek bir çözüm olmasından dolayı bu çözüm, hep birlikte uğrunda değerli değersiz ne varsa her şeyi feda etmemizi hak etmektedir. Allahuteala, şöyle buyurmuştur: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدً "Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmedin mi? Tagutu inkar etmekle emrolundukları halde ona muhakeme olmak istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor." [en-Nisâ 60] Ve şöyle buyurmuştur: فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا "Hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan ihtilaflarda seni hakem tayin edip sonra da senin verdiği hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar! " [en-Nîsa 65]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَٱتَّبَعُوهُ إِلاَّ فَرِيقاً مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ "Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya çıkardı. Mümin bir zümrenin dışında hepsi ona uydular." [Sebe 20]

En sonunda Afganistan'ın ruveybida yöneticileri, sanki İslam ideolojisine göre değilmiş gibi evliliğin İslam ilkelerine göre olması hakkında bir tartışma başlattılar! Bunun üzerine Batı medyası, hemen İslam'ın Taliban'la bağlantılı olduğunu göstermek için yalan bir saldırı başlattı. Aynı zamanda saltanat alimleri, evlilikle ilgili kanuna karşı tutumunu istismar ederek hükümeti desteklemeye başladılar.

Hepimiz, Afganistan hükümetinin temel meselelerde İslam'ın tatbik edilmesini ihmal ettiğini ama evlilik meselesine odaklandığının bilincindeyiz. Bu da hükümetin, yanlış taktiklerle kitlelerin desteğini kazanmaya çalışırken ümidini yitirdiğini göstermektedir. Haçlı işgalini meşru kılmak isteyen aynı hükümet değil mi? Afganistan'daki banka sistemi faize dayalı değil mi? Kadın-erkek arasını ayırmada İslam hükmünü tatbik etti mi? Çoğunluğun görüşünü yasalar için ölçü kılarak İslam dışı kanunları çıkaran parlamento değil mi? Her gün kardeşlerimizi ve bacılarımızı katleden bu ajan sistemin kendisi değil mi? Özel çıkarları için kamu mallarını ele geçiren hakim zümrenin kendisi değil mi? Tüm bu nifakın, hırsızlığın, rüşvetin, faizin, fesadın, fakirliğin ve diğer benzeri sorunların ana sebebi bu yöneticiler değil mi? Tüm bunların yanı sıra hepimiz biliyoruz ki İslam'ın tedricen tatbik edilmesi haramdır. Zira İslam, bir defada tatbik edilmesi kaçınılmazdır.

Bunun da ötesinde hükümetin, İslam nizamının bir parçasını dile getirip bir bütün olarak onu tatbik etmeyerek terk etmesi gülünçtür. Nitekim Muhammed [SallAllahhu Aleyhi ve Sellem], bu mevcut durum ve hükümeti destekleyen alimler hakkında şöyle buyurmuştur: سَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتُ يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُخَوَّنُ فِيهَا الأَمِينُ وَيَنْطِقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ قِيلَ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ الرَّجُلُ التَّافِهُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِ "İnsanlara öyle aldatıcı yıllar gelecek ki o zaman yalancılar doğrulanacak, doğru sözlüler de yalanlanacaklardır. O zaman hainlere güvenilecek, güvenilir olanlar da ihanetle suçlanacaklardır. İşte o zaman ruveybida konuşacaktır." Denildi ki: "Ruveybida da nedir?" Buyurdu ki: "Kamunun işleri hakkında (söz sahibi olan) müptezel adamdır!"

Son olarak: İslam, ancak İslam'ın yönetim nizamı ile tatbik edilir ki o, Hilafettir. Bu mücrim yöneticiler ve fasit demokratik sistemleri tarafından değil. Bu nedenle bizler, bu azim farzın gerçekleşmesi için Afganistan halkını usanmaksızın Hilafeti geri getirmek için çalışan Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya çağırıyoruz.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Pakistan ve Afganistan Yöneticileri, İslam Ümmetinin Geleceğiyle Oynuyorlar

Afganistan-Pakistan Barış Komisyonu, iki ülke arasında barışın sağlanmasını dile getirdi. Mesele, General Keyani, Başbakan Gilani ve bir paşadan oluşan Pakistan heyeti ile Hamid Karzai arasında üst düzeyde ele alındı. Bu görüşmede, aşırıcılıkla mücadelede ortaya çıkan Amerikan misyonuna bağlılıklarını bir kez daha yinelediler ve bunun temel meseleleri olduğunu açıkladılar. Oysa teröre ve aşırıcılığa karşı savaşın aslında İslam'a karşı bir savaş olduğu ifşa olmuş bir sır haline gelmiştir.

Teröre karşı savaş meselesi çocuklar açısından bile açık bir durumdur. Ancak ne üzücüdür ki bu hain yöneticiler, bu hususta ümmeti yanıltmaya ve bunu açık bir yalan şeklinde pazarlamaya çalışmaktadırlar. Karzai'de hardal tanesi kadar utanma kalmamıştır. Zira haçlılar her gün ülkesinin evlatlarını katlederken o, bu haçlılarla barış komisyonu kurmakla meşgul olmaktadır. Buna makabil Keyani, Gilani ve paşada haya var mı ki! Haçlılar, her gün insansız uçaklarla insafsızca vatandaşlarını katlederlerken onlar, Dr. Afiyet'i haçlılara teslim ettiler. Bu ise ümmetin evlatlarına ve kızlarına yönelik hıyanetlerinin başka bir faslıdır.

Bu rüveybida yöneticilerin ümmetin işlerini gütmesi imkansızdır. Aslında ümmetin sorunlarının ana sebebi onların varlığıdır. Pakistan ile Afganistan arasına fitne sokanlar bizzat bu yöneticilerdir. İki ülkede meydana gelen ve Amerikalı efendilerinin çıkarına olan patlama ve öldürme eylemlerinin sorumluları bizzat onlardır. Bu yöneticiler, halkalarının karşısında kötü bir şekilde ifşa olmuşlardır ve ahiret gününde de ifşa olacaklardır.

Afganistan ve Pakistan halkları, Amerika'nın bölgedeki varlığına karşı çıkmalı, ajan rejimleri devirmeli ve onların yerine İslam'ı tatbik etmesi, İslam ideolojisini davet ve cihat yoluyla tüm dünyaya taşıması için tek olan İslamî Hilafet Devleti'ni getirmelidirler. Hizb-ut Tahir, bu farzı ve hedefi gerçekleştirmek için sizlerin arasında çalışmaktadır. O halde bu azim farzı gerçekleştirmesi için ona yardım elinizi uzatınız.

Devamını oku...

Köklü Değişim Dergisi'nin, Suriye Zalimi Esad’ın Katliamlarını Protesto Etmek İçin Beyazıt Meydanında 08 Mayıs 2011'de Düzenlediği Basın Açıklamasının Tamamının Video Görüntüsü

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Köklü Değişim Dergisi'nin 08 Mayıs 2011 Tarihinde Suriye zalimi Esad’ın katliamlarını protesto etmek için Beyazıt Meydanında düzenlediği basın açıklamasına, Müslümanlar yoğun ilgi gösterdi. Öğlen salahından sonra Beyazıt Cami avlusundan meydana yürüyen kortej, tekbirler eşliğinde alandaki yerini aldı. “Katliam, Zulüm, Fesad, Kahrolsun Beşar Esad” yazılı pankart ve Tevhid bayraklarının açıldığı basın açıklamasına yaklaşık 4.000 kişi katıldı.

İlk olarak Kur’an-ı Kerim’den Nisa suresinin 74-76. ayeti kerimelerinin okunduğu açıklama, daha sonra Köklü Değişim yazarı Muhammed Hanefi Yağmur’un basın açıklaması metnini okumasıyla devam etti. Son olarak yazar Mahmut Kar’ın yaptığı duada herkes gözyaşlarına boğuldu.

Müslümanların bu durumdan tekrar kurtulmalarının ancak Hilafet ile mümkün olduğunun altı çizilen açıklamanın sonunda, alandaki herkes tek bir ağızdan “Lailaheillallah, el Hilafet’u VaadAllah / Allah’tan başka ilah yoktur ve Hilafet Allah’ın vaadidir” nidalarıyla haykırdı.

Özgür Der ve Akdav genel başkanlarının ve İHH yöneticilerinin de iştirak ederek destek verdiği basın açıklaması olaysız bir şekilde sona erdi.

 

-------------------------------------------------------------------------

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ...

-------------------------------------------------------------------------


 

 

 

 

 

 

 

 

Videoyu iki farklı kalitede indirebilirsiniz:

1.

 

-------------------------------------------------------------------------

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ...

-------------------------------------------------------------------------

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Endonezya: Mescitteki Patlama İle Şeriatı İkame Etmek İçin Çalışmanın Bir İlgisi Yoktur

15 Nisan cuma günü bir kişi kendisini patlattı. Patlama, Jiribon bölgesindeki Polis Merkezi Mescidinde kılınan cuma salahının ilk rekatının başında meydana geldi. Patlama sonucunda, aralarında polis müdürünün de olduğu 27 kişi yaralandı.

Bu patlamanın, şeriatı ikame etmeye yönelik İslamî mücadele ile bir ilgisi olmadığı gibi şeriatı ikame etmenin şeri metodu da değildir. Çünkü İslam, herhangi bir kişiyi özellikle de mescitteki musallileri haksız yere öldürmeyi haram kılmıştır.

 

Bu nedenle bizler Hizb-ut Tahrir / Endonezya olarak deriz ki:

1- Tamamen İslam'la çelişmesinden dolayı mescitteki bu patlamayı şiddetle kınıyoruz.

2- Yetkilileri, bu patlamayı gerçekleştirenler ve onları buna sevk edenler hakkında soruşturma yapmaya, bu menfur eylemi planlayanları ortaya çıkarmaya ve söz konusu mescitteki patlamaya ilişkin her türlü spekülasyonlara derhal son vermeye çağırıyoruz.

3- Bu olayın devletin kısa bir zaman önce hazırladığı istihbarat yasasının onaylanmasına bir gerekçe yapılmasını reddediyoruz. Çünkü bu yasa, genelde halk özelde İslam daveti için bir tehlike teşkil etmekte ve eski baskıcı istihbarat yasasını tekrar geri getirecektir!

4- Müslümanları, şeriatı ve Hilafeti ikame etmek için mücadelede sebat etmeye, sabırlı olmaya ve istikamete ve bu azim farzı gerçekleştirinceye kadar hiçbir meydan okumadan ve tehditten asla korkmamaya teşvik ediyoruz.


Muhammed İsmâ’îl Yusanto
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmî Sözcüsü
Endonezya

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Faşist Demokratik İslamabad Hükümetine Bağlı Baltacılar, Hizb-ut Tahrir'in Fuarını Yıkmak İçin Basın Kulübüne Saldırdılar ve Hilafet Nizamı Hakkındaki Kitaplara El Koyarak Demokrasinin ve "Basın Özgürlüğünün" Gerçek Yüzünü Gösterdi

Hizb-ut Tahrir, Lahor ve Paşaver'de açtığı fuarların ardından medya organları ve aydınların huzurunda Hilafet Nizamının detaylarını sunmak için İslamabad'daki basın kulübünde de benzeri bir fuar açmak için hazırlıklar yaptı. Ancak faşist demokratik hükümete bağlı baltacı güçler, fuar başlamadan birkaç dakik önce basın kulübünü kordon altına alarak Hilafet Nizamı hakkında sergilenen kitaplara, CD'lere, yayınlara ve diğer kültürel malzemelere el koydular.

Buna rağmen Hizb-ut Tahrir üyeleri, baltacılardan kurtulmayı başararak hükümetlerinin iğrenç yüzüne bir darbe indirdiler. Amerika'nın ajanı hükümetin Amerikan talimatları doğrultusunda Hizb-ut Tahrir'in barışçıl bir faaliyetini basması bir ilk değildir. Ancak bu defa bunu basın kulübünü kapatarak yaptı ki böylece bu kafir rejimin altında bağımsız bir medyanın olmadığını göstermiş oldu. Apaçık olan gerçek şu ki demokrasilerde bağımsız bir yargı erkinin veya bağımsız bir basının olması sırf bir seraptır.

Pakistan'da basın özgürlüğü, sadece bu rejimi kurtarmak için olduğunda ortaya çıkar ve İslam Nizamı söz konusu olduğunda kaybolur. Nitekim bugün yaşanan olay buna dair en güzel örnektir. Zira İslamabad'daki basın kulübü, Hizb-ut Tahrir'in kitaplarını fuarda sergilemesini memnuniyetle karşılamasına rağmen baltacı hükümet, basın kulübünün bağımsızlığına hiçbir önem vermedi.

Şimdi sorarız: Medya organları, bu cürüme saldıracakları mı yoksa susacaklar mı?

Bizler Hizb-ut Tahrir olarak mücrim Raymond Davis'i hapishaneden çıkaran bu yöneticilere deriz ki: Zulümleriniz ve barbarlıklarınız hizbi asla korkutamayacak ve Hilafeti kurmasını engelleyemeyecektir.

Hükümet, Hizb-ut Tahrir'in faaliyetlerinden yana gergin olup 17 Nisanda düzenlenecek olan yürüyüşleri engellemek için usanmadan çalışmaktadır. Buna bağlı olarak hükümet, 22 şabın adının geçtiği Hizb-ut Tahrir'in bazı üyelerinin tutuklanmasına yönelik bir liste yayınladı ve evlerini basmaya başladı. Ancak Allah'ın izniyle Hizb-ut Tahrir, Hilafet Devleti'ni kurmak için mücadelesini sürdürecek ve ümmetin bu kafir rejim ile hain yöneticilerden kurtulacağı o günün hiç de uzak olmadığını teyit ederiz.

Nâvid Butt
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmi Sözcüsü
Pakistan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İşgalciyle Stratejik Anlaşma Yapmak Kesinlikle Haramdır

Hamid Karzai ve Amerikan Ulusal Güvenlik Konseyi üyeleri, 02 Nisan 2011'de stratejik bir ittifak yapabilme hakkında görüşmeler yaptılar ve on gün içerisinde anlaşma belgesini hazırlaması için bir komisyon tayin ettiler.

Bu şerir plana bakıldığında Afganistan'daki Müslümanların, aşağıdaki hususları bilmeleri gerekir:

1- Afganistan, haçlı Amerikalılar ve müttefikleri tarafından işgal edildi. Bonn Konferansı ve Loya Jirga Meclisi, bu işgale meşruiyet kazandırmaya çalışmasına rağmen hiçbir meşruiyet kazandıramadılar. Zira ne Joya Jirga ne de haçlılar, bunu yapma yetkisine sahiptirler. Bu, hain yöneticilere ait bir plan olsa da İslamî bir plan değildir.

2- İşgalciyle stratejik veya başka herhangi bir ittifak yapmak kesinlikle haramdır. Zira Kur'an, açıkça şöyle buyurmaktadır: وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (sulta) kılmayacaktır!" [en-Nîsâ 141] Aynı şekilde kafirlerden ve ordularından yardım almak, tamamen haram bir iştir. Zira Sevgili Nebimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmuştur: لا تستضيئوا بنار المشركين "Müşriklerin ateşi ile aydınlanmayın." [Ahmed] Hadiste geçen ateş kelimesi, savaştan kinayedir. Bunun ötesinde SallAllahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmuştur: لا نستعين بالمشركين "Biz, müşriklerden yardım almayız." [Ahmed] Keza şöyle buyurmuştur: أنا بريء من كل مسلم قاتل مع مشرك "Ben, bir müşrikle birlikte savaşan her Müslümandan beriyim." İşte bu hadislerin hepsi, kafirler veya müttefikleri ile daimi barış muahedelerinin veya herhangi bir işgal türünü kabul eden anlaşmalarının olmasının haramlılığı hususunda şüpheye yer bırakmamaktadır.

3- İç sorunlarını çözerlerken Müslümanların, Amerika, İngiltere, Fransa ve benzeri devletlere müracaat etmeleri caiz değildir. Bu haram olmasının yanı sıra İslam dünyasına ve işlerine hakim olacak şekilde kafirler için Müslümanlar aleyhine bir yol (sulta) verir.

4- "Harama götüren vesile de haramdır" şeri kaidesine bağlı olarak kafirlerden kredi veya benzeri yardımlar almak da haramdır. Çünkü onlar, verdikleri kredilerden faiz aldıkları gibi bu krediler, pençelerini Müslümanlara geçirmelerine ve bize iradelerini dayatmalarına imkan verir.

5- Kafirlerle kısa süreli barış ve ekonomik anlaşmalar yapmak, ümmete yönelik şerir planlarını hayata geçirmeleri için Batının diktiği İslamî olmayan bu hükümetlerin ve tagut yöneticilerin işi değil şeri hükümlere göre sadece Hilafet Devleti olan İslam Devleti'nin işidir. Zira ister demokratik isterse diktatörlük yüzüyle ortaya çıksın bu sistemlerin hepsi, ümmetin Allah'ın indirdikleri ile hükmetmesini engellemeye hırs göstermektedirler.

Son olarak Afganistan'daki Müslümanlardan yukarıda belirtilen stratejik anlaşmayı reddetmelerini, Batılı hegemonyadan kurtulmak için ciddiyetle çalışmalarını ve Hilafet Devleti'ni geri getirmek için Hizb-ut Tahrir'le birlikte çalışmalarını talep ediyoruz.

Hizb-ut Tahrir
Afganistan
Medya Bürosu

E-mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Devamını oku...

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنْ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ "Yoksa onlar cahiliye yönetimini mi arıyorlar? Oysa yakin sahibi bir toplum için yönetimi Allah'tan daha güzel olan kim vardır?" [el-Mâide 50] Laiklik, P

  • Kategori Tunus
  •   |  

Bu ümmetin ve bu halkın başına gelenler ve gelmekte olanlar, genç yaştakilerin saçlarını beyazlatır ve dağları inletir. Ancak her defasında sonuç, tarih boyunca hak ile batılın arasındaki çatışmanın hakimi olan Allah'ın murat ettiği sünnet gereği komplocuların istediklerinin aksine olmaktadır. Allahuteala, şöyle buyurmuştur: قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَأَتَى اللّهُ بُنْيَانَهُم مِّنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِن فَوْقِهِمْ وَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لاَ يَشْعُرُونَ "Onlardan öncekiler de (resullere) hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü. Bu azap onlara, farkedemedikleri bir yerden gelmişti." [en-Nahl 26] Müslümanlara demir yumrukla dayatılan ve küresel ve yerel olarak dışlanan kapitalizm nizamı, "sulandırılmış" ve "ılımlı" İslam ve tutarsız "tövbekar" komünizm denilen şeyleri ele alarak bugünlerde ülkemizde yeni atmosferler oluşturmaya ve son savunma çizgisinde laik ve laikliği siper edinmeye başladı... Laikliğin durumu, siyasî hayata tahakküm eden tüm mefhumlar gibi sömürgecilik ve askerî bağlamda gelmiş olan dayatılmış yabancı bir mefhum olup onu kültürel sömürü takip etmiştir. Bu, uyanık ve aydın olan herkes için açık bir durumdur ve sömürgeci kafir Batılı devletlerin hayatı bu mefhumlarla doldurmaları, süslemeleri, kademeli olarak İslam'la yönetimin farziyetine götüren insanların bilinçlerini bunlarla tahrif etmeleri için şüpheli odaklara pompaladığı büyük paraları herkes görmektedir: وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ "Onlar tuzak kurarlarken Allah da tuzak kuruyordu. Şüphesiz Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır." [et-Enfâl 30] Bu laiklerin ısrarı, ümmetin bir gün olsun tercih etmediği liberal kapitalizm nizamının hayat damarı üzerindeki bir ısrardır. Laikliğin özü, dışlama ve baskı ile de olsa dinin hayattan koparılmasının zorunluluğudur.

Bu da şu iki hususu gerektirmektedir:

1-Dinin, yani İslam'ın yasamanın kaynağı, yani hayatta davranışın kaynağı edinilmemesi. Bu, İslamî Hilafetin yokluğunun gölgesindeki tüm İslam beldelerinde yürürlükte olan kaçınılmaz bir durumdur. Bu durumun sürekliliğini garantilemek için de İslam temelli partisel çalışmanın yasaklanması, medya silahının istedikleriyle örtüşen ve istemediklerini çarpıtan bir şekilde yönlendirilmesi, Müslümanların dinlerini tatbik etmesi bir yana onu anlamalarını engellemek için önce kaynakları kurutma ardından kirletme sonra da zehirleme politikası gibi tamamen saptırıcı silahlardan oluşan bir cephaneliğe başvurmaktalar.

2- Aslında en önemli olanı ise budur: Onların nazarında din, zorunlu olmayan bir şekilde varlığını kabul ettikleri, yani yokluğunda bir sakınca olmayan sırf bireysel bir husus olması itibarıyla yasama sırasında herhangi bir dinin gözetilmemesidir. Bu ise sadece madenî kanunun kapsamından olması itibarıyla dindarlığın alanını genel hayattan tamamen söküp atmaya ve izole etmeye varacak derecede ortadan kaldırmak demektir.

O halde laik, laiklik ve bu anlamdaki mefhumlar, siyasî ve fikrî baskıyla ümmetten gasp edilen askerî sömürgeciliğe benzeyen birer fikrî sömürgeler olup genel görüntüde İslamî fikre, fıkha ve dindarlığa ve bireysel görüntüde bunlara baskı yapmaya yönelik bir işgale dönüşmesi için genişletilmek istenmektedir. Laikliğin, idarî vakitlerle veya genel "maslahatla" çelişiyorsa ibadet saatlerini ve vakitlerini gözetmemesi buna dair bir örnektir. Nitekim Burgiba'nın, oruç ve ramazanda oruç tutanlara yaptığı pervasızlığa bir bakın! Yine laikliğin, Müslüman kadının genel hayattaki kıyafetine ilişkin şeri kuralları gözetmemesi de buna dair bir örnektir... Laikliğin bir gerekliliği olarak Müslüman bir kadın, kafir bir kimse ile evlenebilir, yasanın şahsî özgürlüğü koruması hükmünce ebeveynin evlatlarını terbiye etmesi yasaklanabilir, dinî etken veya dinî engel ve bunların ölçü alınması gözetilmez.

Laiklik, İslam'la çelişmektedir. Zira İslam, kendisinden hayatı ve ilişkileri kapsayan bir nizamın çıktığı aklî bir akidedir. Bu ise dinen bilinmesi zorunlu olan bir husus olup akıllı bir kimse bu hususta tartışmaz: وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ "Bu kitabı da sana, her şey için bir açıklama olarak inzal ettik." [en-Nahl 89] Müslümanlar, Rablerinin hükümlerini genel hayatta uygulamayacaklar da nerede uygulayacaklar? Rablerinin hükümleri, diğer karşıt hükümlerle çatıştığında ne yapacaklar?

Laiklik ile İslam arasındaki tartışma mahalli, bizzat hayattır. Zira İslam, hayatı adil ve yeterli Rabbanî şeri hükümlerle gözetirken laiklik ise hayatın, topluma mal ve nüfuzla hakim olan güçlerin hevası için bir otlak olmasını istemektedir. Bunu da sürekli olarak hile ve baskıyla halk adına ve halka rağmen yapmaktadır. Çünkü İslam ile laiklik arasındaki çatışma, aklen ve şeran açık bir vakıadır. Bu ikisinin yan yana veya bir arada yaşaması imkansızdır. Laikler, bizzat İslam'ın tanımında hile yaptılar ve ne gariptir ki laik müftüler, bize dinimizi öğretir oldular. Zira onlar, İslam'ı İslam'ın kendisini tanımladığı gibi tanımlamadılar. Aksine onu, bir zorba, yalan ve iftira olarak tanımladılar. Zira onların iddialarına göre İslam, hiçbir genel durumu kapsamayan toplumsal ahlakî yönü bile ele almayan sadece bireysel bir durumdur. Onların nezdinde halk, vatandaşlar toplamı olup İslamî kimliklerinin hiçbir önemi yoktur. Çünkü onlara göre İslamî kimlik, aşılması ve kaldırılması mümkün olan arızî bir husustur. Dolayısıyla yasamada dikkate alınmaz.

Daha feci olanı şu ki bu laiklik, sömürgecilik bağlamında gelmiş olup bu güne kadar onun sayesinde ayakta kalmıştır. Zira ülkemize izin ve onay olmada arka kapıdan girmiş olup ümmetin ve toplumun doğal bir hareketi sonucunda ortaya çıkmamıştır. Bilakis laiklik, bu paraları ve fikirleri aklama operasyonları için şaibeli kirli paralar harcayan şaz sömürgecilik fikirleri çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Nitekim geçen hafta, Amerika ve Avrupa Birliği'nin halkı demokrasiye hazırlamak için milyonlarca dolar harcadığı açıklanmıştır.

Laiklik sorunu, aslında Batılı bir sorundur. Onların diyarında din ve dinin tekeli sayesinde bir hakimiyet vardır. Zira din adamları, dini ve hayatı ifsat eden ve helak edebildiğini helak eden Avrupa tarihinin kapkaranlık döneminde insanlar ile Rableri arasında kendilerini bir araç edindiler. İslam'da ise böyle bir duruma yer yoktur. Zira akideler ve ibadetlerde Allah ile olan bağ, bir aracı gerektirmez. Aksine bunu reddeder: وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ "Kullarım sana, Beni sorduğunda (onlara de ki:) Ben (onlara) çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin duasına icabet ederim." [el-Bakara 186] Muamelatlarda ise fakihler, zannı galiple elde edilen disiplinize olmuş şeri bir içtihat çerçevesinde kanunlar şeklinde içtihatlarını ortaya koyar. Dolayısıyla ümmetimizin ve şeriatımızın Batı diyarında yaşananlara mukayese edilmesi bir aldatma ve yanıltmadır. Siyasetle iştigal eden ve fikre önem verenlerin kendilerini, diyarımıza çalıp çırpmak için giren, bu ümmetin gücünü ve kuvvetini yok etmek ve varlığını parçalamak için medya ve kirli para gücüyle desteklenen saptırıcı mefhumların prangalarından kurtarmamaları doğrusu onlar için bir utançtır. Dolayısıyla herkes, açıkça veya zımnen tüm güzelleştirme operasyonlarını yerine getiren zalim liberal kapitalizm nizamının küresel alternatifinin akide ve bir hayat nizamı olarak azim İslam'ın olduğunun farkındadır. Ancak onlar, siyasî ortama Batının mefhumlarının tahakküm etmesini istemektedirler ki bunlarla düşünelim bunlar hakkında düşünmeyelim. Bu hususta en tehlikeli olan ise şudur ki sanki Batının önerileri, kaçınılmaz bir kader olup ümmetin evlatları olarak mazeret sınırları dahilinde düşünmekten başka bir hakkımız yokmuş gibi bir olasılık dahi olsa alternatifi düşünmekten aciz bir durumu oluşturmaktır... Yoksa içerimizdeki fikir laklakçılarının, ezbere ders yapan kimseye benzer şekilde Batının mefhumlarını geviş getirmeleri aklen mümkün müdür?

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ "Şüphesiz ki Allah, emrine galiptir. Velakin insanların çoğu bunu bilmezler!" [Yusuf 21]

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER