Cuma, 08 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/21
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Konu: Bir Makaleye Reddiye

 

Sayın Yönetim Kurulu Başkanı / Dr. Gandi Muhammed Abdulkerim Kardeş:

es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

 

18 Şubat 2010 Perşembe sabahı seçkin gazeteniz "el-Meşrık'ın" 1732 sayılı baskısının ilk sayfasında Hizb-ut Tahrir şebabından biri olan: "Avukat Nadi Hazal ed-Duleymi'nin" Diyala ili "Ebi Said" bölgesindeki emniyet güçleri tarafından tutuklandığı haberini mütalaa ettik. Kendisine yöneltilen suç ise; haberin ifadesine göre, "İslami Hizb-ut Tahrir'e bağlı silahlı guruplara üye olmak."

Sizlere cevap vermenin ve haberde geçen en ufak bir delil olmaksızın kasten Hizb-ut Tahrir gibi köklü bir hizbe lanse edilen "hatalı bir mefhumu" düzeltmenin bir hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Bol şükran ve yüksek saygılarımızı ileterek zulmü defetmek ve hakka yardım etmek üzere mütalaa etmeniz ve bir sonraki sayınızda yayınlamanız temennisiyle işte size reddiye:

Hizb-ut Tahrir: İdeolojisi Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in getirdiği, özelde kapitalizm fikrinin kirlerinden ve genelde Batılı ve Doğulu diğer fikirler ile kültürlerden arınmış İslam olan siyasi bir hizptir... Onu, 1953 yılında Kudüs-i Şerif'te Yüksek Kadi Takıyyuddin en-Nebhani [Rahimahullah] kurmuştur.

Bundan dolayı hizb, siyaset içerisinde çalışmakta ve İslam'ı din edinmekte olup nihai hedefi, Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet Devleti'ni kurarak hayat vakıasında İslami hayatı yeniden başlatmaktır. Bunun içindir ki mübarek uzun yolculuğu boyunca hiç sapmadığı tek bir yol benimsemiştir. Dikkat edin! O, Allah Azze ve Celle'nin şeriatını hakim kılmak ve dünyadaki Müslümanları Resul-il Azam [Salavâtullahi ve Selemuhu Aleyhi]'nin devleti gibi tek bir devletin altında yeniden birleştirmektir. Bunu ise İslami ümmet içerisinde çalışmak, onunla birlikte İslami fikirleri ortaya koymak, ümmete Allahuteala'nın buyurduğu gibi insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmet olarak şanını yükseltecek hususları nasihat etmek, silah veya bombalama veya benzerleri gibi "maddi araçlara" başvurmamak ve Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in, Medine-i Münevvera'da ilk mübarek İslami Devleti kurmadan önce (13) yıl boyunca takip ettiği siretini örnek almak yoluyla "fikri çatışma ve siyasi mücadele" ile yapmaktadır. Nitekim bu mübarek köklü hizp, bu yüce gayesini gerçekleştirmek için çalışırken Irak da dahil İslami alemin genelinde pek çok şehitler vermiştir.

Bu köklü hizbin şöhretine, dünyanın İslami ve İslami olmayan kırk küsur ülkesinde yarım asrı geçkindir çalışmasına rağmen ne Müslüman ülkelerde ne de başkasında tek bir şiddet olayında veya maddi eylemde bulunduğu kaydedilememiştir. Çünkü o, hakkı batıldan ve hatayı doğrudan ayırmak amacıyla eğri çizginin yanına doğru çizgiyi koymak için fikri münakaşa ve delili delille çürütme yolunu benimsemektedir.

Hizb-ut Tahrir; tamamı Allahuteala'nın kitabı ve Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in sünneti ve Usul-ul Fıkh ilminde de kararlaştırıldığı üzere bu ikisinin irşat ettiği sahabenin icması ve şeri kıyastan istinbat edilmiş akait, fikirler, siyaset, iktisat, yargı, kanun, toplum, İslami kültür, eğitim-öğretim, İslami anayasa alanında zengin bir fikri servete sahiptir. Ayrıca hizp, çağdaş dünyada yaygın en büyük iki ideoloji olan "kapitalizm ve komünizm" ile ideolojik fikri bir tartışma başlatarak onları çürütmüş, akidelerinin batıllığını ortaya koymuş ve tüm hayat alanındaki çözümlerinin bozukluğunu beyan etmiştir. Bu iki ideolojinin genelde dünyayı özelde ise İslami alemi belalara, zalimane savaşlara ve askeri kuvvetle servetlerin yağmalanması gibi bir boyuta ulaştırmaları ise cabasıdır. Ne zaman isterseniz bu fikri manzumenin müfredatını sizlere sunmaktan mutluluk duyarız.

Bu kısa sunumda beyan ettiklerimiz bir sır olmayıp bunu, heyetler, toplantılar, konferanslar... ve benzer yollarla Irak'taki mevcut yönetimdeki adamlar ve çeşitli İslami referanslar da dahil herkes bilmektedir.

Yukarda bahsedilen tutuklama olayı ve buna ilişkin yayınlanan haber metni: Hizb-ut Tahrir'in "seçim sürecine" karşı tutumunun meşhur olmasından ve taban tabana İslam'la çelişen (dini hayattan ayıran bir akide olan) laiklik akidesine dayandığı için seçimlere girmeyi haram saymasından dolayı gelecek aybaşında yapılması planlanan "seçim sürecini koruma" altında yapılmış bir müdahaledir. Çünkü seçimlerden maksat Allahuteala'nın hanif olan şeriatına başvurmak yerine beşer aklına, yani (halkın temsilcilerine) başvuran parlamentonun seçilmesidir. Bunu ise İslam haram kılmıştır. Zira Allahuteala şöyle buyurmuştur:

فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ عَمَّا جَاءكَ مِنَ الْحَقِّ "Aralarında Allah'ın inzal ettikleriyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp da onların arzularına uyma!" [el-Maide 49]

Bunun yanı sıra hurumatları çiğneyen ve servetleri yağmalayan sömürgeci kafirin varlığını da haram kılmıştır.

-Bundan dolayı- Hizb-ut Tahrir'in, askeri kanadı veya silahlı milisleri temsil eden silahlı bir gücü yoktur. Çünkü o, deliller ve beyyinatlar yoluyla İslam fikirlerini yaymak ve küfür fikirlerini çürütmek için vesile olarak sakin fikri tartışmayı benimsemektedir. Her kim bunun aksini iddia ederse burhan getirmesi gerekmektedir ki onu asla bulamayacaktır.

 

Sayın Gazete Yönetim Kurulu Başkanı Kardeş:

Bizler, dakik olmayan dahası yalan ve iftiralarla dopdolu saptırıcı haberler yayınlamayı doğrusu sizlere yakıştıramadık. Özellikle de sizler, Müslümanlar arasında İslam'ı sevmek ve ona yardım etmekle meşhur bir aileden gelmektesiniz... Bu nedenle hakka yardım etmek, doğruluk ve dürüstlüğe laik olmak amacıyla güvenilir basın ilkelerine bağlı kalarak bu makaleyi yayınlamanızı ve haberi düzeltmenizi tekrar tekrar rica ediyoruz.

Son olarak Allahuteala'dan, sizleri hakka çağıran, İslam'a yardım eden ve onun sınırlarına bağlı kalan kimselerden kılmasını istiyoruz. Allahuteala şöyle buyurmuştur:

وَلاَ تَكْتُمُواْ الشَّهَادَةَ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ "Şahitliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, onun kalbi günahkar olur. Allah yapmakta olduklarınızı bilir." [el-Bakara 283]

Ve Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

 

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Pakistan'ın Ajan Yöneticileri Kafirlerin Kutladığı "Sevgililer Günü" Yoluyla Müslümanların Evlatlarını İfsat Etmeye Çalışmaktadırlar

 

   Kendilerini "aydın demokrat" yöneticiler olarak ortaya atanlar Pervez Müşerref'in çizgisinde yürüyerek Müslüman Pakistan gençlerine, "Sevgililer Günü" gibi Batılı kafirlerin kutlamalarını empoze etmektedirler. Zira bu günü kutlama gerekçesi altında ihtilatın ve cinsel sapıklığın propagandasını yapmaları için uluslararası dev şirketleri, restoranları ve medya organlarını tamamen serbest bırakırlarken, fazilete daveti katılık olarak nitelemektedirler.

Erkek ve kız evlatlarımız kafirlerin bu tür kutlamalarını reddettikleri halde hükümet bu gibi kutlamaların propagandasını yapmada ve gençlerin bunları kendileri için ideal olarak görmesine teşvik etmede ne diye ısrar ediyor?

Bir kişi, ister sevgililer gününün tarihsel hikayesini görsün isterse onu görmezden gelsin şüphesiz bu kutlamalar İslami mefhumlarla çelişmektedir.

İslam, erkek ile kadının ilişkilerini evlilik yoluyla düzenlemiştir ve bu da kesinlikle tüm Müslümanlar tarafından bilinmektedir. Tüm bu netlikten sonra hükümet, televizyon kanallarında, radyo istasyonlarında ve üniversitelerde neden bu günü kutlamak için ısrarcı olmaktadır? Bilindiği üzere Batılılar bu günü, öğrenci komisyonlarına doğum kontrol hapını hediye olarak dağıtmak, ucuz fiyata alkol dağıtmak ve cinselliği tamamen serbest bırakmak yoluyla kutlamaktadırlar. Yöneticilerimizin ve Batılı hayranı olanların çizgisini takip ettikleri ve Müslüman ülkelerde taklit etmeye çalıştıkları Batılı toplumlar işte budur. Baba, oğul ve kızın uyuşturucu bağımlısı olduğu, şiddet ve suç işledikleri, toplumda AIDS hastalığının ürkütücü boyutlara ulaştığı ve her dakika kadınların ırzlarının çiğnendiği Batılı dünyada cinselliğin tamamen serbest bırakılması gerçekten şerlerin en kötüsü olan şeytanın yolundan gitmektir.

وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلاً "Zinaya sakın yaklaşmayın! Zira o, bir hayasızlık ve kötü bir yoldur." [el-İsra 32]

Ayet sadece zinayı haram kılmamış bilakis ona yakınlaştıran ve ona ulaştıran her şeyi de haram kılmıştır. Sevgililer günü ve benzeri kutlamalardan maksat toplumları ifsat etmek ve ahlaki olarak çökertmektir. Bizler gençleri, kafir Batı tarafından desteklenen hükümetin gözettiği kutlamaları boykot etmeye ve onun karşısında durmaya davet ediyoruz. Hizb-ut Tahrir, hükümetin gençlerimizi hedef alan bu şerir planlarını kınamaktadır. Hükümeti uyarır ve ona deriz ki; ümmet olduğundan daha fazla dinine doğru yaklaşmaktadır. Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak için yapılan bu gibi planlar başarısız olacaktır. Çok yakında ümmet Hilafet Devleti'ni kurmak yoluyla kontrolü eline alacak ve işte o zaman yöneticiler ve efendileri nasıl bir inkılapla yıkılacaklarını bileceklerdir. İşte o günün, yöneticiler ve efendileri için çok zor olacağında şüphe yoktur.

İmrân Yûsufzây
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmi Sözcü Yardımcısı
Pakistan Vilâyeti

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Şeyha Hasina Hükümeti Ümmetin Sesini Bastırmak için Partisinin Ayaktakımını Kullanmaktadır

Avami Partisi Lideri ve askeri poliste eski sorumlu olan Dr. İkbal, partisinin ayaktakımı ile birlikte dün Banana Mescidi önünde arabasına bindiği sırada Hizb-ut Tahrir üyesi Muhammed Nevaz'ın üzerine saldırdılar ve sonra da onu polis merkezine götürdüler. Muhammed Nevaz, prestijli özel üniversitelerin birinde okuyan zeki öğrencilerden biri olup sivil kurumlarda genel yardımcı olarak çalışan birinin oğludur. Ona saldırmalarının nedeni ise Hizb-ut Tahrir tarafından yayınlanan ve Şeyha Hasina hükümetini kaldırıp atarak Hilafet Devleti'ni ikame etme çağrısında bulunan; "Şeyha Hasina ile Sınır Muhafızlarının Katliamı Hususunda Hindistan ile Komplolar Kuran Anglo-Amerikan Anlaşmalı Hükümetini Kaldırıp Atarak Alemlerin Rabbinin Farz Kıldığı Hilafet Devleti'ni İkame Ediniz" başlıklı beyanı dağıtmasıdır. Beyanın içerisinde, Şeyha Hasine hükümeti, Bangladeş ordusu ve sınır muhafızları kuvvetlerini zayıflatmak üzere şubat 2009'da Hindistan'daki müşrik hükümetle birlikte komplo kurmuştur ifadeleri geçmektedir.

Diğer bir olayda ise Avami Birlik Partisinin ayak takımlarından 20 küsur kişi, Muhammedbor Mescidi'nin önünde beyan dağıttığı bir sırada Hizb-ut Tahrir'in ikinci bir üyesinin üzerine saldırmak için bir araya geldiler. Musallilerden büyük bir kalabalık, ayak takımına meydan okuyup şabı savunmalarına rağmen ayak takımı, şabı polis merkezine götürmek üzere zorla almayı başardı.

Bir başka olayda ise Avami Birlik Partisinin ayak takımı, Mirpur şehrindeki bir mescidin çıkışında Hizb-ut Tahrir'in başka bir üyesinin üzerine saldırmalarının yanı sıra polis ve Acil Müdahale Güçleri de insanların şebabı savunmasına ve onlara yardım etmelerine rağmen diğer mescitlerin birçoğunda Hizb-ut Tahrir'in üyelerinden yedisini tutukladılar.

Selhet şehrinde ve Şah Celal Mescidi'nin çıkışında insanlar, Acil Müdahale Güçlerinin Hizb-ut Tahrir'in aktivistlerini tutuklamak için gelmesini protesto edip karşı çıktılar. Zira insanlar onlara, haktan başka bir şey dağıtmayan ve sadece doğruları söyleyen şebabı sık boğaz etmelerinin sebebini sordular!.

Hükümetin tutuklamayı ve takibatı sürdürmesi ve partisinin ayak takımını Hizb-ut Tahrir şebabına karşı kullanmaya devam etmesi ümmetin sesini bastırmak için her türlü üslubu kullanmaya hazır olduğunu göstermektedir. Zira Şeyha Hasina ve hükümeti, hıyanetini ve emperyalistlere yönelik bağlılığını ifşa edenlere karşı çok hızlı adımlar atmaktadırlar.

Burada kayda değerdir ki hükümet, sınır muhafızları katliamı hususunda yaptığı gizli anlaşmasını ifşa etmesinden dolayı geçen sene Hizb-ut Tahrir'den onlarcasını tutuklamanın yanı sıra hükümet, katliam hususunda hükümetin gizli anlaşmasını protesto eden subaylardan pek çoğunu da azletmişti.

Buna karşılık hükümet, Hintli müşriklerin saldırılarını püskürten Müslümanları savunma yönünde hiçbir adım atmamıştır. Mesela daha iki gün önce Hintli kuvvetler, sınır muhafız askerlerinin üzerine ateş açarak subaylardan birini yaralayıp Hint sınırlarının içerisine aldıkları halde Şeyha Hasina ve hükümeti, Hint hükümetine dönük meydan okuma hususunda ağzını açıp tek bir kelime dahi etmemiş ve parmağını bile oynatmamıştır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir, Müslümanlardan Yöneticilerin Alçaltıcı Barış Anlaşması Gerekçesiyle Keşmir'den Vazgeçmelerine İzin Vermemelerini Talep Etmek için Keşmir Günü Münasebetiyle Çeşitli Şehirlerde Gösteriler Düzenledi

Mevcut yöneticiler, selefleri Pervez Müşerref gibi barış gerekçesi adı altında bir kez daha Keşmir'den vazgeçmeye hazırlanmaktadırlar. Zira daha birkaç yıl önce ateşkes ilan edildiğinde iki ülke arasındaki sınır boyu savunmasını güçlendirmek için Hindistan'a altın bir fırsat verilmişti. Bunun ardından Müşerref, önceki takipçilerine Keşmir'deki Müslümanlar arasında Pakistan'daki insanların, artık işgal altındaki Keşmir'in geri alınmasını veya Pakistan'ın bir parçası olarak görülmesini istemedikleri söylentilerini yaymaları ve insanların müşrik Hintlilerle balayı eğiliminde oldukları izlenimi vermeleri imasında bulunmuştur.

Aynı şekilde bugün de Pakistan-Hindistan müzakerelerinin arkasındaki gerçek neden, Cammu-Keşmir'i de kapsayan küçük bir devletçik kurmayı hedefleyen Amerika'nın Keşmir ile alakalı planını uygulamaktır. Nitekim geçenlerde hükümetin, Geljt-Belucistan bölgesine yarı-otonom vermesi bu planı hayata geçirme yönünde ilerlediğine dair bir emareden başka bir şey değildir. Böylece Amerika, Çin'e karşı Hindistan-Pakistan arasında güçlü bir ittifak oluşturabilmek için Keşmir meselesini çözmek yerine onu bitirmeyi istemektedir. Çünkü ortada Keşmir ve Sıchen meselesi gibi iki ülke arasında tartışmalı meseleler olduğu sürece bu gibi bir ittifakı oluşturması imkansızdır. Bu nedenle Amerika, Pakistan'daki mevcut hükümetin demokrat veya diktatör yapılarına bakmaksızın bunun gerçekleşmesi için Pakistan'daki Müslümanların kanlarıyla ve mallarıyla oynamaya devam edecektir.

Ancak Pakistan'daki yöneticilere bildirmek isteriz ki; Hizb-ut Tahrir var olduğu sürece, ne pahasına olursa olsun yöneticilerin Keşmir meselesinden vazgeçmelerine asla izin vermeyecektir.

Müslümanlara düşen ise Keşmir'i Hindistan işgalinden kurtarmaktır. Bunu gerçekleştirmenin tek yolu düzenli cihat etmekten geçer, düzenli cihat etmenin yolu ordudan geçer ve Pakistan ordusu ise bunu gerçekleştirmeye ehildir. Ancak tek eksik olan husus siyasi irade ve yöneticilerin cesaretidir. Bunun içindir ki artık orduları harekete geçirmek için bu yöneticileri köklerinden sökerek Hilafet'i ikame etmek için çalışmak vacip hale gelmiştir. Hilafet kurulduğunda ise hızlı bir şekilde Pakistan'dan Orta Asya'ya doğru uzanacak ve işte o vakit Allah'ın izniyle Keşmir'deki Müslümanların kurtulmasının yanı sıra Hindistan'da yaşayan milyonlarca Müslüman'ın kurtulması hiç de zor olmayacaktır.

Hizb-ut Tahrir bugün, Keşmir günü münasebetiyle Lahor, İslamabad ve Peşaver şehirlerinde yürüyüşler düzenlemiştir. Bu yürüyüşlerden maksat insanlara özellikle de Pakistan ordusuna Keşmir'i kurtarma hususundaki vecibelerinin yanı sıra Keşmir'deki Müslümanların sebatlarını desteklemeleri gerektiğini hatırlatmaktır. Göstericiler, bunları talep eden pankartlar ve afişler taşımışlardır. Konuşmacılar ise Keşmir de dahil Pakistan'ın kurtuluşu için Müslümanlara gerekli olanın Hilafet'i ikame ederek cihat ilan etmek olduğunu vurgulamışlardır.

Nâvid Butt
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmi Sözcüsü
Pakistan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلا أَن يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ "Sırf Aziz ve Hamid olan Allah'a iman ettiklerinden dolayı onlardan intikam aldılar." [Burûc 8]

    Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti Resmi Sözcüsü Sayın Yılmaz Çelik, 05 Mart 2010 günü Cuma salatı sonrasında Ankara Emniyet Birimine bağlı Terörle Mücadele Şube ekipleri tarafından göz altına alınmıştır. Emniyetteki incelemenin ardından Ankara Adliyesi'ne getirilen Çelik özel yetkili Cumhuriyet Savcısı tarafından ''Hizb-ut Tahrir terör örgütüne üye olmak ve propagandasını‎ yapmak'' suçlarından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmiş ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir.

Bu bağlamda aşağıdaki hususları Türkiye kamuoyu ile paylaşmak isteriz:

1. AKP hükümetinin zalim emniyet birimleri yüzünden başta Sayın Yılmaz Çelik olmak üzere Hizb-ut Tahrir şebabı sırf Rabbimiz Allah dedikleri için artık hapishane hücrelerini yurt edinmişlerdir.

2. Hilafet'in yıkılış yıl dönümü olan 3 Mart 2010 günü bütün Müslümanların gözü önünde İslam'ın şiarı olan çarşafı parçalayıp ayakları altında çiğneyen laik zihniyetli sefih CHP'lilere karşı hiç bir harekete geçilmezken kendisini İslam davasına adayan Yılmaz Çelik gibi seçkin bir şahsiyeti hapishaneye almaları, AKP hükümetinin İslam dışı bir zihniyete sahip olduğunu açık seçik ortaya koymaktadır. قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ "Allah onları katletsin nasıl da döndürülüyorlar." [Munafikun 4]

3. Bizler biliyoruz ki Yılmaz Çelik'in tutuklanmasının tek bir sebebi vardır o da AKP hükümetinin gece gündüz hayata geçirmeye çalıştığı politikalarının birer Amerikan politikası olduğunu ümmete ifşa etmesidir. Yılmaz Çelik değil bir defa bin defa dahi tutuklansa da kokuşmuş küfür nizamlarını tatbik eden ve kafirlere uşaklık yapan AKP zümresi bir gün mutlaka hesap vereceklerdir.

4. Hizb-ut Tahrir Yılmaz Çelik gibi nice erlere sahiptir. Allah'ın izni ve yardımıyla dini ikame edecek ve Müslümanları birleştirecek olan Raşidi Hilafet Devleti'ni kurarak İslami ümmeti kendine yaraşan mevkie getirme yönünde yolunu yarmaya devam edecektir.

5. Yılmaz Çelik'i cezaevine atmakla Hizb-ut Tahrir'in hak sözü söylemesini engelleyeceklerini sanmakla büyük bir gaflet içerisindedirler. Zira artık Hizb-ut Tahrir hedefini gerçekleştirmek için günleri saatleri hatta dakikaları saymaktadır. İşte o zaman Raşidi Hilafet Devleti, ümmetin düşmanı sömürgeci kafirleri ve onları dost edinen zalim yöneticileri uslandıracaktır.

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ Zulmedenler yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini bileceklerdir.[Şuarâ 227]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmî Sözcü Yardımcısı
Türkiye Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ne Zamana Kadar Ey Müslümanlar, 3 Günden Fazla Geçmesi Haram İken Bir Halife Nasbedilmeden 31.410 Gün Geçti

    Bugün, başta İngiltere olmak üzere sömürgeci kafirler tarafından Hicri 28 Recep 1342 el-muvafık Miladi 3 Mart 1924 günü Hilafet'in elim yıkılışının miladi 86. yıldönümüdür.

İşte o gün, alemlerin Rabbi olan Allah'ın dini İslam'ın hayat, devlet ve toplum sahasında tatbik ve infaz mevkiinden uzaklaştırılarak yerine kokuşmuş küfür kanunlarının getirildiği, hakkın gözlerden kaybolup batılın gün yüzüne çıktığı gündür.

İşte o gün, tek bir vücut olan İslam ümmetinin yetim kaldığı, farzların tacı olan kalkanlarını kaybettiği, bölük pörçük olduğu, hallaç pamuğu gibi dört bir tarafa savrulduğu, çil yavrusu gibi dağıldığı, sersefil olup izzetini ve şerefini kaybettiği gündür.

İşte o gün, tek bir bütün olan İslam beldelerinin elli küsur kartoncuk devlete parçalandığı, her birine daha önce duyulmamış garip garip isimlerin verildiği, bir daha birleşmemeleri için aralarına suni sınırların ve tel örgülerin çekildiği hatta mayınların döşendiği, her birinin başına sömürgeci kafirlerin uşakları olan ruveybida ve sefih yöneticilerin atandığı gündür.

İşte o gün, Türkiye'deki Müslüman halkın bir gecede dininden uzaklaştırıldığı, dilinin değiştirildiği, sağdan sola yazarken soldan sağa yazmaya başladığı, özgün kültürü ve şanlı tarihi ile olan bağlarının koparıldığı, İslami adetlerinden, geleneklerinden, örflerinden uzaklaştırıldığı gündür.

İşte o gün, hayrın ve nurun öncüsü, gecenin ayı, gündüzün güneşi olan Hilafet'in yok olmasıyla insanlığın cehalete, krizlere, karanlığa gömüldüğü, bir uçurumdan diğer uçuruma düştüğü, dalalet kapılarının açıldığı, verimsiz senelerin başladığı, tarihin kara sayfalara büründüğü gündür. İşte o gün... İşte o gün... İşte o gün...

Ey Müslümanlar!

İşte tüm bu gerçekleri ve şu an içerisinde yaşadığınız bozuk vakıayı görmenizden sonra; İslam'ı hayat, devlet ve toplum sahasında tekrar tatbik mevkiine getirecek, sizleri tek vücut yapacak, suni sınırları kaldırarak İslam beldelerini birleştirecek, yaşadığınız mevcut toplumu İslami bir topluma dönüştürecek, insanlığı gark olduğu zulümattan ve dalaletten çıkararak hidayete ve nura taşıyacak ve sizleri geçmişte olduğu gibi bugün de insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet haline getirecek olan Hilafet'i yeniden kurmak için daha kaç üç gün geçmesi gerekiyor?

إنما الإمام جُـنَّـةٌ يقاتل من ورائه ويتقى به "İmam [Halife] ancak bir kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur."

 

 

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Hizb-ut Tahrir, Şeyha Hasina ve Hükümetini Kaldırıp Atarak Hilafet Devleti'ni İkame Ediniz Çağrısı Yapan Beyandan 100.000'in Üzerinde Dağıtmıştır

 

     Hizb-ut Tahrir bugün, Şeyha Hasina ile hükümetini kaldırıp atarak Hilafet Devleti'ni ikame etme çağrısı yapan bir beyan yayınladı. Beyanın başlığı, "Şeyha Hasina ve Hindistan'la Birlikte Sınır Muhafızları Katliamı Komplosunu Kuran Anglo-Amerikan Anlaşmalı Hükümetini Kaldırıp Atarak Alemlerin Rabbinin Farz Kıldığı Hilafet Devleti'ni İkame Ediniz" şeklindeydi. Hizb-ut Tahrir üyeleri, Başkent Dakka da dahil Bangladeş'in muhtelif büyük şehirlerinde bu beyanın 100.000'in üzerinde kopyasını dağıttılar. Beyanın içerisinde şu ifadeler geçmekteydi: "Şeyha Hasina hükümeti, Bangladeş ordusu ve sınır muhafızları kuvvetlerini zayıflatmak üzere şubat 2009'da Hindistan'daki müşrik hükümetle birlikte komplo kurmuştur. Hükümet, otoriteyi teslim alır almaz sömürgecileri razı etmek için bu hıyaneti işlemesinin yanı sıra seçim kampanyasında insanlara verdiği vaatleri de yerine getirmemiştir. Bu olayın üzerinden tam bir yıl geçmesine rağmen hükümet, cürümün soruşturulması ve canilerin mahkemeye sevk edilmesi yönünde hiçbir adım atmamıştır." Hizb beyanda şöyle demiştir: "Hükümet, kendisini iktidara getiren efendilerine verdiği vaatlerini yerine getirmek için var gücüyle çalışmaktadır. Zira bir taraftan haçlı Amerikalılara hizmet ederken Şeyha Hasina, son Hindistan ziyaretinde Hindistan ile teslimiyet görüntüsü veren anlamda pek çok anlaşmalar imzalamıştır... Liderlerinizin sloganlarını yükselttiği kafir demokratik rejimin sizlere hiçbir hayrı dokunmayacaktır. Zira Avami Partisi ile koalisyon ortağı Ulusal Bangladeş Partisi'nin her ikisi de siyasi programlar çizebilmek için efendilerinin emirlerini beklemektedirler. Gerçek şu ki Bangladeş, kendisine muhakeme olduğunuz bu kafir demokratik rejimin gölgesi altında dünyadaki yirmi başarısız en kötü devletten biri haline gelmiştir! Kafir ve müşrik emperyalistlere meydan okumaya ehil uyanık ve güçlü liderler çıkarmaya muktedir olan sadece Hilafet'tir. Zira Hilafet, şunları yapacaktır:

Hizb-ut Tahrir beyanda, güç ve kuvvet ehline bir nidada bulunmuş ve onlara şöyle bir ana hat çizmiştir:

 

Ey Halid İbnu Velîd, Muhammed İbn-ul Kasım ve Bahtiyar Halıcı'nın torunları:

Hizb-ut Tahrir, 28 Şubat 2009'da bu hükümetin sınır muhafızları katliamında Hindistan ile gizli anlaşmasını ifşa eden bir beyan yayınlamış ve mücrim hükümet, bu beyan üzerine hizbin üyeleri ve destekçilerinden pek çoğunu tutuklamakla karşılık vermiş ve bunun akabinde de emperyalist efendilerinin önerisiyle hizbi yasaklamıştır. Şimdi sizleri, bu günlerde bu ülkenin kuruluşundan bu yana kendinden önce iktidarda bulunan yöneticilerin çizgisinde yürüyen Şeyha Hasina'nın hıyaneti sayesinde bu ülkedeki en üst el olan sömürgeci kafirin eli haline gelmiş açgözlü emperyalistlerin çıkmazından İslami ümmeti kurtarmak için sunduğumuz bu beyana yönlendiriyoruz:

1- İngiltere, Amerika ve Hindistan, Müslümanların düşmanıdır. Sakın onların tatlı sözlerine ve sahte vaatlerine aldanmayınız.

مَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلاَ الْمُشْرِكِينَ أَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَاللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ "Ne ehli kitaptan kâfirler, ne de müşrikler Rabbinizden size bir hayır indirilmesini isterler. Oysa Allah rahmetini dilediğine tahsis eder. Şüphesiz Allah, azim fazilet sahibidir." [el-Bakara 105]

2- Hükümetin takındığı sadakat ve bağılık tutumu İslam'a ve Müslümanlara karşı bir cürümdür. Zira onlar, Azze ve Celle'nin Kur'an'da vasıflandırdığı münafıkların ta kendileridir. Zira o, şöyle buyurmuştur:

بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا 138 الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا "Münâfıklara kendileri için elîm bir azâp olduğunu müjdele! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Oysa izzetin tamamı şüphesiz Allah'a aittir." [en-Nîsa 138-139]

3. Mevcut hükümeti kaldırıp atması ve Hilafet Devleti'ni ikame etmesi için Hizb-ut Tahrir'e nusret veriniz ki Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e nusret vererek küfrü Medine-i Münevvere'den kaldıran ve İslami Devleti ikame eden ensarın efendisi Sa'd İbn-u Muaz misali adamlar gibi örneklikler ortaya koyasınız. Sa'd İbn-u Muaz [Radıyallahu anhu]'nun ölümünden ders çıkarınız. Zira Cabir, Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'den şöyle derken işittiğini rivayet etmiştir:

اهْتَزَّ عَرْشُ الرَّحْمَنِ لِمَوْتِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذ "Sa'd İbn-u Muaz'ın ölümünden dolayı Rahman'ın arşı titremiştir."

 

Devamını oku...

Şeyha Hasina ve Hindistan'la Birlikte Sınır Muhafızları Katliamı Komplosunu Kuran Anglo-Amerikan Anlaşmalı Hükümetini Kaldırıp Atarak Alemlerin Rabbinin Farz Kıldığı Hilafet Devleti'ni İkame Ediniz

  • Kategori Bangladeş
  •   |  

İnsanlar, geçen yılın bu ayında Şeyha Hasina hükümetinin, Bangladeş ordusu ve sınır muhafızları kuvvetlerini zayıflatmak üzere Hindistan'daki müşrik hükümetle birlikte komplo kurarak gerçekleştirdiği sınır muhafızları katliamındaki cesur subayların katliam faciasını hatırlıyorlar. Bizler, 25 Şubat 2009'da başlayıp 27 şubata kadar üç gün boyunca subaylara karşı işlenen bu iğrenç katliamı hatırladığımız gibi bu cürümle birlikte silahsız subaylara nasıl işkence edildiğini, aralarında hamilelerin de olduğu subayların hanımlarının nasıl katledilip tecavüz edildiğini, sonra da hükümetin kurbanların cesetlerini ve uzuvlarını gözlerden uzak vahşi bir şekilde nasıl defnettiğini de hatırlıyoruz.

Hükümetin "isyancılara" cürümlerini tamamlamaları için yeterli zaman kazandıracak şekilde siyasi çözüme ulaşma gerekçesi altında bu cürümü durdurmak için ordunun müdahalesini nasıl engellediğini de unutmadık. Hükümetin, subayların ve ailelerinin akıbetlerini öğrenmeden önce "isyancılara" tam bir dokunulmazlık vermek için nasıl acele ettiğini de hatırlıyoruz. Bakanlar ve yetkililer sanki karargahta olanları önceden biliyorlarmış gibi bu sıcak duruma rağmen hiçbir zarara maruz kalmaksızın sınır muhafızlarının karargahına defalarca girip çıkmışlar ardında da sakinleri bölgeden tahliye edip orayı kapatarak "isyancıların" kaçmalarına izin vermişlerdir. Hükümet, cürümünü gizlemek ve suça bulaşması hususunda insanları saptırmak için uydurma hikayeler icat etmeye başlamış ve Şeyha Hasina'nın kıdemli danışmanının, el-Cezire kanalına verdiği bir röportajda, isyancılar geçerli bir mazerete sahiptirler açıklaması yaranın üzerine tuz basmıştır! Hükümet, otoriteyi teslim alır almaz sömürgecileri razı etmek için bu hıyaneti işlemesinin yanı sıra seçim kampanyasında insanlara verdiği vaatleri de yerine getirmemiştir. Bu olayın üzerinden tam bir yıl geçmesine rağmen hükümet, cürümün soruşturulması ve canilerin mahkemeye sevk edilmesi yönünde hiçbir adım atmamıştır.

Ey Müslümanlar!

Hükümet, otoriteyi teslim almasının üzerinden tam bir yıl geçmesine rağmen insanlara verdiği vaatlerden hiç birisini hayata geçirmediği gibi temel emtia fiyatlarının düşürülmesine ilişkin vaatlerini de hayata geçirmemiştir. Bunun yanı sıra hükümet, Kur'an ve sünnete aykırı hiçbir eylemde bulunmayacağını vaat etmiş ancak bunun aksini yapmıştır. Zira Kur'an ve sünnete savaş açmaya dayalı eğitim ve müfredat politikasını benimsemiştir. Şimdilerde ise onlar, İslam'ın Müslümanların özlem duyduğu bir hayat nizamı olarak dönmesini engellemek amacıyla siyasi İslam'ın yasaklanması hakkında konuşmaktadırlar.

Diğer taraftan hükümet, kendisini iktidara getiren efendilerine verdiği vaatlerini yerine getirmek için var gücü ile çalışmaktadır. Zira o, bir taraftan Amerika'nın bölgedeki çıkarlarına hizmet etmek amacıyla Amerikan uçakları için askeri üsler inşa etmek yoluyla haçlı Amerikalılara hizmet ederken -ki hükümet, kasım 2009'da Bangladeş ordusu ile Amerikan kuvvetleri arasında ortak bir tatbikat gerçekleştirmiştir- diğer taraftan Amerika'nın Bangladeş ekonomisine pençesini geçirmesine imkan verecek şekilde Amerika ile ekonomik anlaşma imzalamaya dönük görüşmeler yapmaktadır.

Bir diğer taraftan hükümet, haçlı İngilizler ile onların payandası olan müşrik Hindistan ayağına da hizmet etmektedir. Zira Şeyha Hasina, son Hindistan ziyaretinde teslimiyet görüntüsü veren anlamda pek çok anlaşmalar imzalamıştır. Zira Şeyha Hasina, Hindistan ile Chittong ve Mangla limanlarının Hindistan'a verilmesi anlaşması yapmasının yanı sıra Achgong limanı koridoru yoluyla kendi topraklarından geçmesine de izin vermiştir. Ayrıca Hindistan istihbaratıyla koordinasyon kurmak yoluyla İslam'a karşı savaşta kullandıkları bir isim olan terörizmle mücadele adı altında güvenlik anlaşmaları da imzalamıştır. Sanki sınır muhafızları subaylarının katledilmesi Hindistan'ı razı etmeye yetmiyormuş gibi hükümetin otoriteyi teslim almasının üzerinden bir yıl geçmesiyle birlikte üstüne üstlük bu anlaşmalar yapılmıştır.

Eee tüm bunlardan sonra Şeyha Hasina'nın, "silahlı örgütlere" karşı haçlılarla komplolar kurmuş olmasından dolayı İndira Gandhi barış ödülünü alması hiç şaşırtıcı olur mu? Aynı şekilde Hindistan Devlet Başkanı Şeyha Hasina'yı Pratibha Patel olarak nitelendirirken Şeyha Hasina da Hindistan'da sürgünde olduğu sırada kendisini gözeten İndira Gandhi'yi kendi annesi gibi nitelendirmiştir. Bu arada Şeyha Hasina'nın sürgünde olduğu sırada Hindistan Devlet Başkanı'nın kendisine ev komşusu ve siyasi rehber olduğunu ve Hindistan ziyaretinden döndüğünde de "başarılarını" kendisini Hindistan efsanevi kahramanı "Derodan'a" benzeterek tanımladığını zikretmeden geçemeyeceğiz. Evet, işte Şeyha Hasina gerçeği budur ve o, haçlıların ve müşriklerin sadık bir ajanıdır.

Ey Müslümanlar!

Liderlerinizin sloganlarını yükselttiği kafir demokratik rejimin sizlere hiçbir hayrı dokunmayacaktır. Zira Avami Partisi ile koalisyon ortağı Ulusal Bangladeş Partisi'nin her ikisi de siyasi programlar çizebilmek için efendilerinin emirlerini beklemektedirler. Gerçek şu ki Bangladeş, kendisine muhakeme olduğunuz bu kafir demokratik rejimin gölgesi altında dünyadaki en kötü yirmi başarısız devletten biri haline gelmiştir!

Kafir ve müşrik emperyalistlere meydan okumaya ehil uyanık ve güçlü liderler çıkarmaya muktedir olan sadece Hilafet'tir. Zira Hilafet, şunları yapacaktır:

1- Kur'an ve sünnetle hükmetmek ki işte o zaman Allah Subhânehu Te'alâ bu kerim ümmetten razı olacaktır.

2- Bu başarısız devletleri güçlü ve süper bir devlet ile değiştirmek yoluyla bu karanlık dönemi sona erdirecektir.

3- İnsanların temel ihtiyaçlarını garantileyecek ve birinci sınıf sanayileşmiş bir ülke inşa edecektir.

4- Ümmeti birleştirecek ve güçlü bir ordu inşa edecektir.

5- Müslümanları emperyalistlerin saldırılarından kurtaracak ve güçlü bir dış politika benimseyecektir.

Hilafet Devleti'ni ikame etmek için çalışmak ümmetin boynundaki herhangi bir farz gibi farzdır. Zira Nafi, Abdullah İbnu Ömer'in Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'i şöyle derken işittim dediğini rivayet etmiştir:

مَنْ خَلَعَ يَدًا مِنْ طَاعَةٍ لَقِيَ اللَّهَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَا حُجَّةَ لَهُ وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً "Her kim itaatten elini çekerse, ahirette kendisi için hiçbir delil bulunmadan Allah ile buluşacaktır. Ve her kim de boynunda biat halkası olmaksızın ölürse cahiliyye ölümü ile ölmüş olur." [Muslim rivayet etti]

Şüphesiz Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], her Müslümanın boynunda biat halkasının olmasını farz kılmış ve boynunda biat halkası olmayanı cahiliyye ölümü ile ölmüş gibi vasıflandırmıştır. Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'den sonra biat halifelere verilmektedir. Bu da her Müslümanın boynunda biatin olması ve Müslümanların bağlılığı açısından biati hak edecek bir halifenin olması anlamına gelmektedir.

 

Ey Güç ve Kuvvet Ehli!

Ey Halid İbnu Velîd, Muhammed İbn-ul Kasım ve Bahtiyar Halıcı'nın Torunları:

Hizb-ut Tahrir, 28 Şubat 2009'da bu hükümetin sınır muhafızları katliamında Hindistan ile gizli anlaşmasını ifşa eden bir beyan yayınlamış ve mücrim hükümet, bu beyan üzerine hizbin üyeleri ve destekçilerinden pek çoğunu tutuklayarak karşılık vermiş ve bunun akabinde de emperyalist efendilerinin önerisiyle hizbi yasaklamıştır. Şimdi sizleri, bu günlerde bu ülkenin kuruluşundan bu yana kendinden önce iktidarda bulunan yöneticilerin çizgisinde yürüyen Şeyha Hasina'nın hıyaneti sayesinde bu ülkedeki en üst el olan sömürgeci kafirin eli haline gelmiş İslami ümmet üzerindeki açgözlü emperyalistlerin çıkmazından kurtarmak için sunduğumuz bu beyana yönlendiriyoruz:

1- İngiltere, Amerika ve Hindistan, Müslümanların düşmanıdır. Sakın onların tatlı sözlerine ve sahte vaatlerine aldanmayınız.

مَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلاَ الْمُشْرِكِينَ أَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَاللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ "Ne ehli kitaptan kâfirler, ne de müşrikler Rabbinizden size bir hayır indirilmesini isterler. Oysa Allah rahmetini dilediğine tahsis eder. Şüphesiz Allah, azim fazilet sahibidir." [el-Bakara 105]

2- Hükümetin takındığı sadakat ve bağılık tutumu İslam'a ve Müslümanlara karşı bir cürümdür. Zira onlar, Azze ve Celle'nin Kur'an'da vasıflandırdığı münafıkların ta kendileridir. Zira o, şöyle buyurmuştur:

بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا 138 الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا "Münâfıklara kendileri için elîm bir azâb olduğunu müjdele! Mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Oysa izzetin tamamı şüphesiz Allah'a aittir." [en-Nîsa 138-139]

3- Mevcut hükümeti kaldırıp atması ve Hilafet Devleti'ni ikame etmesi için Hizb-ut Tahrir'e nusret veriniz ki Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e nusret vererek küfrü Medine-i Münevvere'den kaldıran ve İslami Devleti ikame eden ensarın efendisi Sa'd İbn-u Muaz misali adamlar gibi örneklikler ortaya koyasınız. Sa'd İbn-u Muaz [Radıyallahu anhu]'nun ölümünden ders çıkarınız. Zira Cabir, Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'den şöyle derken işittiğini rivayet etmiştir:

اهْتَزَّ عَرْشُ الرَّحْمَنِ لِمَوْتِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذ "Sa'd İbn-u Muaz'ın ölümünden dolayı Rahman'ın arşı titremiştir."

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER