Cuma, 08 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/21
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Birleşmiş Milletler, Afganistan'daki Mücahitlere Karşı Olmaları için Kamuoyunu Saptırmaktadır

Birleşmiş Milletler, 2118 kişinin öldüğü 2008 yılındaki ölümlerin %14 artarak 2009 yılında 2412 sivilin öldüğünü 13.01.2010'da duyurdu. Rapor, ölümlerin %70'inin veya 1630'unun direnişçiler tarafından gerçekleştiğini açıklarken NATO kuvvetleri ile müttefikleri ise 596 sivilin öldürülmesini, yani ölümlerin %25 üstlenmektedir ki böylece Birleşmiş Milletlerin belirttiği üzere 2008'deki ölüm oranına göre %39 oranında azalmıştır.

İşgal kuvvetlerinin ateş açması sonucu ölen masum sivillerin sayısının minimum bir sayıda sunulması kabul edilemez bir husustur. Zira Kunduz, Herat'taki Azizabad, Helmand, Farah, Nangarhar, Vardak, Ghazni, Logar ve Kuna olaylarında; yaşlı, kadın ve çocuklardan binlercesi, insansız uçakların saldırısı sonucu uyku ve düğünleri esnasında soğukkanlılıkla öldürülmüş ve haçlı ordularının Afganistan'daki masum sivillerin üzerindeki silah denemelerinde beyaz fosfor yoluyla kemiklerine varıncaya kadar çocuklar yakılmıştır. Bu bile raporda zikredilen sayıların sağlıklı olmadığını tamamen ortaya koymaktadır. Kaldı ki Afganistan'ın birçok yerinde işgal kuvvetlerinin evlere girerek masumları katlettiği veya sırf manzaradan zevk almak amacıyla köpeklerini küçük çocukları ve kadınları yemeye zorladıkları benzeri pek çok olay vardır. Ayrıca ya medya organlarına ulaşmamasından ya da yayınlanmasının engellenmesinden dolayı bu haçlıların vahşi eylemlerinin aktarılmadığı binlerce öykü vardır.

Ayrıca IPC, BBC ve Alman ARD televizyonu haberleri tarafından gerçekleştirilen başka bir çalışma daha vardır ki bu çalışma; yapılan bir ankette 1534 Afganlıdan %42'si şu anda şiddetin sorumlusu olarak Taliban'ı suçlamaktadır ki bu oran geçen yıla nazaran %27 artmıştır. Bulardan %17'si ise şiddetin arkasında duranlar hususunda NATO ile Afgan güvenlik güçlerini suçlamaktadır ki bu oran, geçen yıl %36'ydı. Bu anket geçen ay yapılmış olup hata payı %3 oranındadır.

Bu anketin, ilgili bölgelerde yaşamayıp görüşleri Batılı medyanın sunumu ve propagandalarından etkilenen insanların ortasında gerçekleştirilmesi makul ve gerçekçi değildir. Tüm dünya, haçlı kuvvetlerine karşı Afganistan'ın her bölgesinde ortaya çıkan bu gösterilere şahittir.

Şu anda yalanda uzmanlaşmış olan bu araçlar bir taraftan işgalci kuvvetlerin öldürdüğü kimselerin sayılarını hafifletmek yada azaltmak için çaba harcarlarken diğer taraftan ölü sayılarını mücahitlerin sırtına yüklemektedirler. Böylece katliamı yapanlar kalplerinde zerre kadar merhamet bulunmayan, Müslüman ve beşeriyet düşmanları olduğu halde mallarını korumak için savaşmalarına rağmen bu mücahitler hakkında karanlık bir manzara çizmektedirler.

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Filistin Otoritesi İnsanların İbadetlerini İfsat Etmekte, Mescit Hatiplerinin Siyasi Tutumlarına Şantaj Yapmakta ve Rızıkları Noktasında Onları Tehdit Etmektedir

Filistin otoritesi gün geçtikçe daha da küstahlaşmakta, keyfi tutuklamalar ve maişetlerin kesilmesi tehdidinde bulunarak insanlara zorbalık yapmakta, otoritenin safsataları ve cürüm politikalarını propagandasında ve Batının kucağına atlayıp Yahudi devletinin çıkarlarına hizmet eden otoritenin simgelerini popüler etmede kullanılması karşılığında minberlerin hak sözü haykıranlara yasaklanması amacıyla ağızları kapatma politikasını yerleştirmekte ısrar etmektedir.

Otorite, uydu kanallarında kendisinin borazanlığını yapan kimse kalmayıp Filistin meselesini tasfiye projeleri bataklığındaki her gün yankılı çöküşünü haklı çıkaran deliller noktasında iflas edince Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in minberlerine el atmaya ve onları batıl otoriter beyanatların verildiği basın konferansları haline çevirmeye yönelmiştir.

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, dini kisve altında batılı yaymak isteyen ve Cuma salatını otoriteye uygun bir hale çeviren kimselerin karşısında hakkı haykırmanın elzem olduğunu düşünüyoruz. Bunun içindir ki insanlara aşağıdaki hususları açıklarız:

1- Vakıflar Bakanlığı aylardan beri otoritenin programlarına ve planlarına hizmet ederek, genel işler, insan hayatı ve maslahatlarıyla alakalı içerikten yoksun Cuma hutbesi konularını mescit hatiplerine empoze ve dikte etmeye çalışmaktadır. Cuma salatını bir takım dinsel merasimlere ve vaazlara döndürmeyi istemektedir. Böylece dini hayattan ayırma ilkesi, devletin de kendisinden olduğu bir din olması vasfıyla İslam'ı bir ideoloji olarak görmek istemeyen ve utanmadan laikliklerini dışa vuran simgelere sahip otoritenin fikri bir kaidesi olarak somutlaşacaktır.

2- Otoritenin mescit karşıtı politikaları giderek tırmanmış olup mescit inşası için Vakıflar Bakanlığı ile yerel yönetimin onayını gerektiren yeni bir kanun dayatmak yoluyla mescitleri kontrol altına almak için dahası hayırsever Müslüman evlatlarının yeni mescit inşa etmeye yönelik her türlü girişimlerini engellemek için bir kampanya yürütmekte, işgalci Yahudi'nin politikasını bile sollayarak mescitlere karşı küstah savaşında "küçük mescit" olarak gördüğü yerleri kapatmaya çalışmaktadır.

3- Kamu hizmetlerinde çalışan personellere karşı mücadelede, siyasi eğilimleri nedeniyle görevlerinden almada, rızıkları ve evlatlarının geçimleri noktasında onlara şantaj yapmada aynı çizgisini devam ettirmek amacıyla otorite, hak söz söylemelerini engelleyerek onları otoritenin birer resmi borazanı yapmak ve siyasi olarak şantaj yapmak için hatiplere meydan okumaktadır.

4- Filistin meselesi hakkında komplo kuran, Yahudi işgaline karşı silah kullanılmasına inanmamakla övünen ve işgale karşı yeni bir intifadaya asla izin vermeyecek olan kendi başkanını savunma çabası içerisinde Vakıflar Bakanlığının, "size bir fasık haber getirirse" adı altında dayattığı son Cuma hutbesi bir skandal olup kokusu burunların deliklerini sızlatmıştır. Zira otorite, bu hutbeyi tüm hatiplere dağıtmış ve vakıf yetkilileri de hatiplerle bir araya gelerek onlara şantaj yapmışlar, hutbeyi okumaya zorlamışlar ve onlardan karşı çıkanları rızıklarını kesmekle tehdit etmişlerdir. Hatta iş, Vakıflar Bakanının toplantı esnasında hatiplere, "kim otoritenin bir lokma yemeğini yerse onun kılıcını sallaması gerekir" diyerek otoritenin ve başkanının savunucuları olmalarını talep etmesine kadar ulaşmıştır.

5- Otorite, yaptıklarının iğrençliğini ve insanların inançları ile dinleriyle çatışmakta olduğunun farkında olmasından ötürü güvenlik güçlerini birçok mescidin çevresine seferber etmekte, musallileri korkutmak için onları sopalarla donatmakta, otoritenin yazdığı rezil ve utanç verici görüntünün yanı sıra birçok mescitte sıkı güvenlik görüntüsü altında konuşmalar yapılması için düzenlemeler yapmaktadır.

6- Buna rağmen otoritenin, boyun eğsinler diye insanları ehlileştirme girişimlerinin başarısız olmasının yanı sıra batıl barış sürecini ilerletmek amacıyla işgalcinin güvenliğini garantilemek isteyen Amerikan generalinin gözettiği güvenlik güçleri sayesinde insanlar üzerinde otorite sağlamakta da başarısız olmuştur. Nitekim otoritenin geçen Cuma'daki çirkin eylemleri ve insanlara yönelik şantajları, mescitlerin çoğunda gerginlik halinin oluşmasına yol açmıştır. İnsanların ibadetlerini ifsat etmiş ve bu da birçok musallinin mescitlerden çıkmasına yol açmış ve insanlar ısrarla kirli görevleri kabul eden bazı vakıf hatiplerinin kovulmasını ve bir daha bu mescitlere dönmemelerini talep etmişlerdir.

7- Mescitlerin ve Cuma hutbelerinin siyasallaşmasını istemediğini iddia eden otorite, gerçekte bu mescitleri iktidar partisinin tekelinde olan basın minberlerine dönüştürmeye çalışmakta ve buna paralel olarak da güvenlik güçleri, Hizb-ut Tahrir şebabı ile diğer muhlislerden hakkı haykırarak öğreten veya hutbe veren kimseleri tutuklamakta ve takip etmektedir. Zira son olarak Cuma hutbesi ve mescitlerdeki derslerin akabinde, Araba, Cenin, Beyt Lahem ve Kalkilya'da bazı Hizb-ut Tahrir şebabını tutuklamıştır.

8- Sahih şeri doğrultudaki ibadetiyle Allah Subhanehu'yu razı etmek isteyen muhlis hatipler ile musalliler; Allah'ı öfkelendiren otoriteden asla razı olmayacaklar ve Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in minberinin, iktidar partisinin medya platformuna ve sömürgeci kafirlerin çizdiği programlara dönüştürülmesini asla kabul etmeyeceklerdir. Saltanat alimlerine ve hatiplerine gelince; insanlar onları bir çekirdek gibi çitleyip atacaklar ve dünyada zillet ahirette ise rezillik ve hüsrandan başka bir şeye nail olamayacaklardır.

9- Bizler Müslümanları; hakkı haykırmaya devam etmeye, mescitlere, Cuma salatı ve hutbelerine karşı ilan edilmiş bu açık savaşın karşısında durmaya ve Allah'ın mescitlerinde otoritenin programlarına geçit vermemeye davet ediyoruz.

وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا "Mescitler şüphesiz Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (kulluk etmeyin)." [Cin 18]

 

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Polisin, Nairobi'de "el-Cemiyye" Mescidindeki Musallilere Yönelik Sert Saldırısı, Mevcut Nizamların Müslümanların Bir Kalkanı Olmadığının Açık Göstergesidir

Dün beş Müslümanın ölümüne, birçoğunun yaralanmasına ve Müslümanların safları arasına korku ve endişenin yayılmasına yolan açan "el-Cemiyye" mescidinde Cuma salatının akabinde Müslümanlara yönelik polisin sert saldırıları, hüzünlü ve acı verici olaylardır! Zira insanların hayatına hiçbir önem vermediğini ve Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın evleri olan mescitlerin kutsiyetine saygı göstermediğini gösteren bir görüntü altında polis, musallilerle yönelik sert baskınında gerçek mermi ile göz yaşartıcı gaz kullanmış ve bazı Müslümanların hak sözü söyleyen seslerini bastırmak için de birtakım satıcılardan yardım almıştır.

Bu acı verici olaylar karşısında Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, yakınlarını kaybeden ailelere başsağlığı ve yaralılara Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'dan acil şifalar dileyerek aşağıdaki hususları vurgular:

1. Polis güçlerinin seyyar satıcılardan yardım alarak Müslümanlara yaptığı iğrenç saldırı, sözde terörizme karşı savaş altında yapılan barbarca eylemler silsilesinin bir parçasıdır. Bu savaş, küfrün başı Amerika'nın önderliğini yaptığı ve Kenya hükümeti de dahil onun ajanı ve yandaşı olan hükümetlerin desteklediği bir savaştır. Zira terörizme karşı savaş, terörist oldukları veya terörü destekledikleri gerekçesi altında dünyanın dört bir tarafında Müslümanlar katliama, aşağılanmaya, sindirilmeye ve saldırılara maruz kalmaktadırlar.

2. Ortada Kenya'daki toplumun safiyetini bulandırmak amacıyla dinsel fırkacılığı körüklemeye dönük bir komplo vardır. Nitekim bu, gayrimüslim seyyar satıcıların Müslümanlara saldırarak polis kuvvetlerini desteklemelerinde açıkça ortaya çıkmaktadır. Tüm bunlar Müslümanların ırzlarının ve kanlarının sudan daha ucuz olduğu inancını taşımalarından dolayıdır. Bu komplo, toplumun geleceği açısından oldukça tehlikeli olup yetkililer de dahil tüm insanların buna karşı koyması gerekir.

3. Kapitalist Batı hadaratının savunucularının sürekli dillerine doladıkları insan hakları ve fikir özgürlüğü mefhumu, tamamen boş bir iddiadır. Zira Müslümanların hakları çiğnendiğinde birer terörist oldukları gerekçesiyle bunu göz ardı ederlerken gayrimüslim bir kişi Müslümanların akidesine saldırdığında bunu, "fikir özgürlüğü" saymaktadırlar. Böylece Müslümanlar, ikinci derecede vatandaş muamelesi görmekteler ve dinlerinden vazgeçip Batının kokuşmuş hadaratına tabi oluncaya kadar da aşağılanmaya maruz kalacaklardır. Kendilerine karşı farklı güç şekilleri kullanılsa dahi bu durum, Allah'ın izniyle asla vuku bulmayacaktır.

Ey Müslümanlar!

Dün başınıza gelen olaya, hüznünüze bir hüzün daha katmıştır ki rahatlığa ve sıkıntıya rağmen Allah'a hamdolsun. Ancak bundan daha hüzünlü olan şudur ki hala bazılarınızın koalisyon hükümetinin kendileri için bir kalkan olduğu zannını taşımasıdır. Mademki siyasiler, sizlerin maslahatlarınız ile haklarınızı korumak için seçimlere katılacaklarını ve siyasi sürece karışacaklarını iddia ederek 2007 yılındaki birçok partinin aday olduğu seçimlere katılmaları için bazı şeyhleri kullanmaktadır o halde dün olduğu ve sürekli meydana geldiği gibi kamu tarafından çiğnendiği sırada bu haklara ve maslahatlara yönelik onların korumaları hani nerede kaldı?

Birer muhlis nasihatçiler olarak müminlerin dışında Allah'ın ve sizlerin düşmanlarını dost edinmemeniz için sizlere sesleniyoruz. Şunu bilmelisiniz ki sizlerin hamisi ve kalkanı, Hilafet Devleti gölgesinde Allah'ın kitabı ve sünneti ile hükmedecek olan Müslüman bir halifedir. Zira Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:

إنّما الإمام جنة يقاتل من ورائه ويتقى به "İmam [Halife] bir kalkandır onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur."

Ayrıca Rabb-il İzze, düşmanlarınızı dost edinmenin akıbeti hususunda da sizleri uyarmıştır. Zira Subhânehu ve Te'alâ şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاء تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُم مِّنَ الْحَقِّ "Ey îmân edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları, sevgi göstererek dost edinmeyin! Oysa onlar size gelen hakkı inkâr etmişlerdir." [el-Mumtehine 1]

Ey Zimmet Ehli!

Sizleri ezen ve İslam'ın sizlerin düşman olduğu hususunda sizleri aldatıp buna ikna ederek sizlere karşı sorumluluktan kaçınan nizamlara niçin izin veriyorsunuz? Fesat, şer, zillet, yıkım ve sizleri fakirleştirmek yoluyla ülkeyi parçalayan İslam mıdır? Siyasilerinizin Batılıların çıkarlarına hizmet etmek için İslam'a karşı onların yolunda gitmeye hazır olduklarını görmez misiniz? Onlar, bu misyonu yerine getirmek için Batıdan yardımlar alırlarken gıda, su ve iş temin etmek gibi sizlerin hayati maslahatlarınızı göz ardı etmekteler, kabilevi anlaşmazlıkları istismar etmekteler, ülkenizdeki mülteci kamplara sırt çevirmekteler, tereddütsüz bir şekilde yolsuzluğa devam etmekteler, acilen ihtiyaç duyduğunuz bir sırada devlet okullarının ve hastanelerinin temel ihtiyaç malzemelerini önemsememekteler ve 2012 yılındaki seçimlere hazırlık yaptıkları halde hiç ortada yokmuş gibi hareket etmektedirler?! O halde "böl ve yönet" politikaları çerçevesinde siyasilerin sizlere karşı kurduğu tuzağa razı gelip hayatınızı zorlaştıran kapitalizm hayaletine karşı durmak yerine İslam ve Müslümanlar ile mi savaşacak mısınız? Artık gözünüzü açın ve sizleri helak yoluna sürükleyecek olanların bizzat Batılı politikacılar ile "Batının ajanların olan" yöneticileriniz olduğunun farkına varın. Diğer taraftan emin ve kesin bir şekilde bu dünyada ve ahiretteki kurtuluş yolunuzun ve tek ümidinizin İslam "ideolojisi" olduğunu ilan ederiz.

 

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." [el-Enbiya 107]

Şabani Mevalimi
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Doğu Afrika
Medya Temsilcisi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Diyet Miktarı Şeri Bir Hükümdür ve Kimsenin Şeri Hükmü Değiştirme Hakkı Yoktur

Sudan Başyargıcı, tam diyeti otuz bin (30.000) ve ağırlaştırılmış diyetin de kırk bin (40.000) Sudan cüneyhi olacak şekilde bir değişiklik genelgesi yayınladı. Başyargıç genelgesinde, bunun zaman ve mekan şartlarının gereksinimleri ile değişikliklerinin ve ekonomik koşullar ile fiyat değerlerine arız olan hususların gözetilmesinin ardından şarinin diyetler nizamı yasasındaki maksatlarına göre cereyan ettiğini söyledi.

Hakim olan şari, diyetin kıymetini, bir müçtehidin içtihadına mahal bırakmayacak bir şekilde sınırlandırdığı gibi şeri hükümlerde zaman ve mekanın değişmesinin de bir önemi yoktur. Şeri hükümler, beşerin yaratıcısından vahiy ile gelmiş olup insanın sorunlarını bir insan olarak tedavi etmek içindir ve zaman ile mekanın yasama ile bir ilgisi yoktur. Yasa koyucu, zaman ve mekanın değişeceğini bildiği halde bizlere, zaman ve mekan değiştiğinde bu hükümleri değiştirin dememiştir. Aslında değişen de insanın içgüdüleri ve uzvi ihtiyaçları değil ancak değişen onun hayattaki üslupları ve araçlarıdır. Binaenaleyh hiçbir varlığın, Allah Subhanehu'nun kitabında ve Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetinde sabit olan tek bir hükmü bile değiştirmeye hakkı yoktur.

Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], ağırlaştırılmış diyetin kırk tanesinin yavrusu karnında olmak üzere yüz deve olduğuna hükmetmiştir. Bu ise velinin el-Akle'yi, yani diyeti seçmesi halindeki kasıtlı öldürme için alınır. Tam diyete gelince; bu yüz devedir; hatalı öldürme veya hata mesabesinde olanlar için alınır. Bu deve sahibi olanların diyeti içindir. Nakit diyete gelince; SallAllahu Aleyhi ve Sellem, altın için bin (1000) dinar, gümüş için on bin (12.000) dirhem olarak takdir etmiştir. Şeri dinar (4.25 gram altın) ağırlığına denktir ve şeri dirhem ise (2.975 gram gümüşe) denktir. Buda katilin diyetinin, altın olarak (4250 gram altın) ve dirhem olarak da (35700 gram gümüş) olduğu anlamına gelmektedir. Bugünkü Sudan cüneyhi hesabıyla (300.000 cünehyten) daha fazlasına denk gelmektedir; yani Başyargıcın genelgede sınırlandırdığının on katına yaklaşmaktadır. Diyetin, yüz deve veya bin dinar veya on iki bin dirhemle sınırlandırılmasının delillerine gelince;

İbn-u Ömer, Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in Mekke'nin fethi günü Kabe'nin eşiğinde ayağa kalkıp Allah'a hamdu senada bulunarak şöyle dediğini rivayet etmiştir:

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى صَدَقَ وَعْدَهُ وَنَصَرَ عَبْدَهُ وَهَزَمَ الأَحْزَابَ وَحْدَهُ أَلاَ إِنَّ قَتِيلَ الْعَمْدِ الْخَطَإِ بِالسَّوْطِ وَالْعَصَا شِبْهِ الْعَمْدِ فِيهِ مِائَةٌ مِنَ الإِبِلِ مُغَلَّظَةٌ مِنْهَا أَرْبَعُونَ خَلِفَةٌ فِى بُطُونِهَا أَوْلاَدُهَا "Vaadini yerine getiren, kuluna yardım eden ve tek başına hizipleri hezimete uğratan Allah'a hamd olsun. Dikkat edin! Kasta benzer hata ile öldürme kamçı ve sopa ile öldürme olup bunda, kırk tanesinin yavrusu karnında olmak üzere ağırlaştırılmış yüz deve vardır."

Ebu Bekir İbn-u Muhammed İbn-u Amr İbn-u Hazm babasından o da dedesinden Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in Yemen halkına içerisinde farzların, sünnetlerin ve diyetlerin geçtiği bir mektup yazdığını rivayet etmiştir:

... وَعَلَى أَهْلِ الذَّهَبِ أَلْفُ دِينَارٍ "... Altın sahibinin üzerine bin dinar gerekir."

Şüphesiz Allah Subhanehu, insana büyük önem vermiş ve onun öldürülmesini büyük günahlardan saymıştır. Zira Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا "Her kim bir kişiyi, bir kişi karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuğu olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur." [el-Maide 32]

Mümin bir nefse gelince; daha şiddetli bir haramdır. Çünkü Allahuteala şöyle buyurmuştur:

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا "Kim bir mümini kasten öldürürse onun cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır." [Nisa 93]

El-Bera İbn-u Azib Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَزَوَالُ الدُّنْيَا أَهْوَنُ عَلَى اللَّهِ مِنْ قَتْلِ مُؤْمِنٍ بِغَيْرِ حَقٍّ "Allah katında dünyanın yok olması bir müminin haksız yere öldürülmesinden daha hafiftir."

Bunun içindir ki şeriat, öldürmeyi düşünen kimseler için caydırıcı ve engelleyici olması amacıyla öldürmenin cezasını ağılaştırmıştır. Ancak insanlar, Allah'ın hükümlerine karşı cüret edip kendilerinden ilahlar dikerek mahlukatına karşı Allah Subhânehu'dan daha merhametlilermiş gibi insanların yükünü hafiflettikleri ve şartlarını gözettikleri gerekçesiyle onlar için yasalar koymaktadırlar. Böylelikle de insanlar öldürmeyi hafife almakta aralarında öldürme olayları çoğalmaktadır. Çünkü bu durumda diyet, erişilebilir ve kolaylaştırılmış bir hale gelmektedir. Dolayısıyla hayatta insanın hakkını değiştirilmemiş ve tahrif edilmemiş olan Allah'ın hükümlerinden başkası koruyamayacak ve bu da ancak İslam Devleti, yani Raşidi Hilafet Devleti gölgesinde olacaktır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ يَا أُولِي الأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ "Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki ittika edersiniz." [el-Bakara 179]

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir-Hilafet-Ümmet Etle Tırnak Gibidirler! Ne Geçmişteki Ne Şimdiki Ne de Gelecekteki İftiralar Onları Birbirinden Asla Ayıramayacaktır!

05 Şubat 2010 Cuma günü İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, "Amirallere suikast" iddianamesini kabul etti. Söz konusu iddianamede daha önce dile getirilen Hizb-ut Tahrir'e yönelik bir takım asılsız ve mesnetsiz ithamlara yer verilmiştir. İddianamede Hizb-ut Tahrir'in bir İngiliz türetmesi olan Ergenekon terör örgütü tarafından kullanıldığı, aniden ortaya çıkarak 2005 yılında Fatih Camisi'nde bir eylem gerçekleştirip Hilafet talebinde bulunduğu, bunun provokasyon amaçlı bir eylem olduğu şeklinde aslı astarı olmayan iddialara yer verilmiştir.

Hizb-ut Tahrir'e yapılan bu tür iftiralara daha önce defalarca cevap vermemize rağmen Türkiye'deki Müslüman kardeşlerimizin kalplerinin mutmain olması için yeniden deriz ki:

1. İktidara geldiği günden beri bir taraftan Amerikan politikalarını hakim kılmak için Ergenekon adı altında Kemalist laikleri sindirmeye çalışırken diğer taraftan da İslam'a ve Müslümanlara yönelik iğrenç politikalarını ifşa eden Hizb-ut Tahrir'i susturmak için bu tür şerir örgütlerle ilişkilendirmek isteyen AKP'nin bu isteğini hizb, Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet hedefine ulaşıncaya kadar dek azimle çalışmasına devam ederek Allah'ın izniyle toz duman edecektir. وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاء مَّنثُورًا "Onların yaptıkları her işi ele alır onu toz duman ederiz." [Furkan 23]

2. Bu tür asılsız iddialar ve bu iddiaları ortaya atan zihniyet, 1400 yıl önce Allah'ın Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e atılan iftiraları ve o zamanki müfterilerin zihniyetini akıllara getirmektedir. Zira onların tüm baskılara rağmen Allah'ın resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] ve ashabını davetinden vazgeçirmeyince bu tür iğrenç iftiralara başvurması gibi AKP hükümeti de hizbe ve şebabına zulüm, baskı, hapis ve sindirme politikalarıyla karşı koyamayacağını anlayınca bu tür iğrenç iftiralara başvurmuştur. Ancak AKP şunu iyi bilmelidir ki hizbe karşı tezgâhladıkları, boynunda bir vebal olacak ve kursağında kalacaktır: إِنَّ هَـٰؤُلاۤءِ مُتَبَّرٌ مَّا هُمْ فِيهِ وَبَاطِلٌ مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ "Şüphesiz bunların içinde bulundukları (din) yıkılmıştır, yapmakta oldukları da bâtıldır." [el-Arâf 139]

3. Hizb-ut Tahrir'e yönelik bu asılsız iftiralar bir ilk değildir. Zira Hizb-ut Tahrir hakkın sözcülüğünü onlar da batılın sözcülüğünü yaptığı sürece hizb, bu tür iftiralara maruz kalacaktır. Ancak Hizb-ut Tahrir, hedefi olan Raşidi Hilafet Devleti'ni kurduğunda halifenin, müfterilerin iftiralarını yanlarına bırakmayıp onlara hak ettikleri cezayı vereceğini  kulaklarına küpe yapsınlar, ahirette ise Allah'ın azabı daha çetindir.

 

Yılmaz Çelik
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmî Sözcüsü
Türkiye Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ "Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin" [en-Nisaâ 144]

04-05 Şubat 2010 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezinde ana gündem maddesi Afganistan olan NATO Savunma Bakanları gayri resmi toplantısı yapıldı. NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'in başkanlığında ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün ev sahipliğinde yapılan toplantıya ABD Savunma Bakanı Robert Gates'in de aralarında bulunduğu 28 ittifak üyesinin savunma bakanları katıldı.

Doğrusu Amerika'ya dostlukta sınır tanımayan Türkiye yöneticilerinin, sömürgeci kafir Amerika tarafından işgal edilen Afganistan'ı savunan mücahit Müslümanları terörist olarak nitelendirmesi apaçık bir saptırmadır. Toplantıda konuşma yapan Abdullah Gül şöyle demiştir: " ...Böylece teröristlerle halk arasına güçlü bir set çekmiş oluruz..." قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ "Allah onları katletsin nasıl da döndürülüyorlar!" [Münafikun 4]

Türkiye yöneticilerinin Müslüman kardeşlerimizin imdadına yetişecekleri yerde Allah'ın her günü Müslümanları katleden NATO gibi bir küfür kurumuna ev sahipliği yapmaları gerçekten İslam'a ve Müslümanlara karşı büyük bir hıyanettir. Afganistan, Irak ve Pakistan demeden dünyanın dört bir tarafında Müslümanları katletmenin ve İslam beldelerini sömürmenin planlarını yapan eli kanlı terörist Amerikan Savunma Bakanı Gates'i askeri törenle karşılamaları büyük bir aymazlıktır.

Ey Müslümanlar!

İslam'ı sırtlarının arkasına atan, Amerika gibi sömürgeci kafirleri dost edinerek sizleri ve akide kardeşlerinizi hiçe sayan, beldelerinizi sömürgeci kafirler ile kurumlarının mesken tutuğu bir yere çeviren, Müslüman kardeşlerinize terörist yaftası vurmayı bir alışkanlık haline getiren bu ruveybida yöneticilere katlanmak zorunda değilsiniz! Zira muhlis siyasi bir parti Hizb-ut Tahrir ile çalışarak sizleri geçmişte olduğu gibi bugün de dünyanın efendisi yapacak olan Raşidi Hilafet Devleti'ni kurabilirsiniz.

Yılmaz Çelik
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmî Sözcüsü
Türkiye Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İslam'a ve Müslümanlara Karşı Demokrat Laiklerin Zihniyeti ile Kemalist Laiklerin Zihniyeti Arasında Zerre Kadar Fark Yoktur!

Başbakan Erdoğan, 31.01.2010'da katıldığı bir televizyon programında eşinin bundan 3 yıl önce bir hasta ziyareti münasebetiyle GATA Hastanesi'ne gittiğini ancak başörtülü olmasından dolayı hastaneye giremediğini ve "Bu tür zihniyetlerin bir gecede değişmediğini" ifade etti. Bu bağlamda Hizb-ut Tahrir olarak Türkiye kamuoyu ile aşağıdaki hususları paylaşmak isteriz:

1. Ha demokrat laikler ha Kemalist laikler! Zira birisi Müslümanların şiarlarını istismar ederek Amerikan türetmesi bir küfür fikri olan özgürlükler adına başörtüsünü savunurken diğeri yine bir küfür fikri olan laiklik adına başörtüsünü yasaklamaktadır!

2. Ha demokrat laikler ha Kemalist laikler! Zira demokrat laikler ile Kemalist laiklerin İslam ve Müslümanlar karşısında takip ettiği her iki çizgi de aynı kaynaktan beslenen bir derenin farklı iki kolları gibidir! Her iki zümre de bir küfür fikri olan dini devletten ayırma ilkesinden beslenmekte, İslam ve Müslümanlara karşı buna göre hareket etmektedirler.

3. Ha demokrat laikler ha Kemalist laikler! Zira birisi kışlaların kapısını başörtülü Müslüman hanımların suratına kapatırken öbürü de farzların tacı ve başörtülü Müslüman hanımların kalkanı olan Hilafet'i isteyen Müslüman erleri demir parmaklıkların arkasına atmaktadır!

4. Ha demokrat laikler ha Kemalist laikler! Zira birisinin derdi küfrün başı terörist Amerika'nın kokuşmuş politikalarını hakim kılıp ümmeti bunun peşinde sürüklemekken diğeri kokusu burunların direklerini sızlatan mevcut İngiliz yanlısı kurumların bekasını korumaya çalışmaktadır!

Ey Türkiye'deki Müslümanlar!

Gerek demokrat laiklerin zihniyeti olsun gerekse Kemalist laiklerin zihniyeti olsun bunların her ikisi de İslam dışı bozuk birer zihniyet olup seksen küsur yıldan beri sömürgeci efendilerinin zihniyetini hakim kılmak için sizlerin tertemiz saf İslami duygularınızı kendi politikalarına alet etmektedirler. O halde bu mazarrat yöneticileri kaldırıp atınız ve sizleri tüm bu bozuk zihniyetlerden kurtararak İslami şiarlarınızı koruyacak olan Raşidi Hilafet Devleti'ni bir an evvel ikame ediniz!

إنما الإمام جُـنَّـةٌ يقاتل من ورائه ويتقى به "İmam [Halife] bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur."

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmî Sözcü Yardımcısı
Türkiye Vilâyeti

Devamını oku...

Hilafet'in Vakti Şimdi Değilse Ne Zamandır?!

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Patlama eylemleri, suikastlar, güvenliğin kaybolması ve bu eylemlerin kabileler, Pencap ve Sind bölgelerine uzanacak şekilde genişletilmesi sebebiyle artık Pakistan'daki Müslümanların trajedisi ve musibeti çekilmez bir boyuta dayandı. Zira 20 Ocak 2009'da yani Muharremin 10'unda, Sind bölgesi ile Pakistan'ın ekonomik başkenti Karaçi, arkasında kırktan fazla ölü ve yüzlerce yaralı bırakan bir insan alayını hedef alan bombalı saldırıya maruz kaldı. Hakeza öldürmek üzere eğitilen bu mücrimler, hükümet kuvvetleriyle karşı karşıya gelmeksizin veya sakin hareket ederek darbe indirmişlerdir. Öyle bir patlama ki demirleri bile eritmiş ve kapalı mekanların kapıları söküp atmıştır. Zira yüksek teknolojiyle hazırlanıp kullanılan fosforun yanan ateşi etrafa saçılmış ve sokaklardaki etkisi aralıksız iki günden daha fazla sürmüştür. Patlama, insanların kırk milyar küsur rupiye ulaşan mülkiyetini yok etmiş ve yirmi milyondan fazla insanın oturduğu şehirde hayatı felç etmiştir. Tüm bunlar, arkasında pek çok ölü bırakan ve insanların mülklerinin harap olmasına yol açan birkaç aydır Pakistan'ı kasıp kavuran katliam eylemleri silsilesi çerçevesinde düğmeye basılması yüzünden gerçekleşmiştir.

Pakistan'a yönelik bu şiddet saldırılarının arkasında Amerika ile Zerdari rejimi vardır. Blackwater olarak bilinen Xe Hizmet Şirketi gibi cinayet şirketlerinin Pakistan'a girmesine izin veren bizzat Zerdari rejimidir. Irak'taki cinayet operasyonlarının arkasında olan bizzat bu şirkettir. Amerikan güvenlik kurumlarına, Amerikan planlarını uygulayan cinayet şirketlerine, ülkenin sokaklarında dolaşmalarına, hiçbir engelle karşılaşmaksızın Taliban hareketine sızmaları hususunda Amerika'ya imkan tanıyan bazı unsurların kullanılmasına izin veren bizzat Zerdari rejimidir. Nitekim bunu kanıtlayan pek çok olay meydana gelmiştir. Zira Pencap'da ağır silahla donanımlı Amerikalılar, güvenlik elemanları tarafından kontrol edilip tutuklanmış ve her defasında Amerikan büyükelçiliğinin müdahalesi sonrasında Zerdari rejimi tarafından serbest bırakılmışlardır. Sokaklarda tutuklanan kibirli Amerikalılar, Zerdari rejiminin sınırsız desteği sonucunda kontrol etmeye kalkışmaları halinde güvenlik elemanlarına ateş açmakla tehdit etmektedirler. Katillerin ihtiyaç duydukları malzemelere gelince; Zerdari rejimi 20 Aralık 2009'da, onlarca kapalı konteynırın gümrük daireleri tarafından kontrol edilip denetlenmeksizin Lahor'daki Amerikan konsolosluğu görevlilerine teslim edilmelerine izin vermiştir.

Amerika, Müslümanları Pakistan'daki varlığını ve Müslümanlara karşı savaşını kabullenmeye zorlamak amacıyla bu mücrimlerin dizginlerini serbest bırakmıştır. Zira Barack Obama, 01 Aralık 2009'da şöyle demiştir: "Geçmişte Pakistan'da radikalizme karşı savaşın kendi savaşları olmadığını iddia eden bazı kimseler vardı. Ancak masumların öldürülmesinin Karaçi'den İslamabad'a kadar yayıldığı son yıllarda artık kamuoyu değişmiştir." Amerikan Harp Bakanı Robert Gates, 08 Aralık 2009'da Amerikan'ın sesi radyosunda şöyle demiştir: "Ravalpindi'deki mescitte gerçekleşen saldırı gibi maruz kaldıkları saldırıların artmasıyla bizden daha fazla yardım talebinde bulunmaya başvuracaklardır."

Zerdari rejimi Amerikalı efendilerine daha fazla hizmet etmek için, Müslümanların Amerika'nın projelerine karşı koymaması için çalışmaktadır. Bunu da Pakistan dünyanın birinci ziraat ülkelerinden olmasına rağmen şeker krizi, dünyadaki en büyük gaz rezervlerine sahip olmasına rağmen gaz krizi, elektrik üretimi için çeşitli tabii kaynaklara sahip olmasına rağmen kış mevsiminde elektrik kesintisi gibi çeşitli şerir yollarla Müslümanların hayatını cehenneme çevirmek yoluyla gerçekleştirmeye çalışmaktadır... Ardından da yolsuzluğa karışmış elit tabakaya hiç dokunulmadığı bir sırada Amerika'nın hükümet ve muhalefet yoluyla tezgahladığı yolsuzluk davasına adı ların karışan dokunulmazlıklarının kaldırılması tiyatrosunu oynanmıştır!.

Zerdari rejimi, kendi halkına karşı Amerika'nın düşmancıl saldırılarını örtmeye çalışırken Amerika, kendisini sağlama almakta, savaş alanını genişletmekte dahası daha tehlikeli ve trajik bir sürece zemin hazırlamaktadır. Zira Amerikan kuvvetleri, şu anda Kuta bölgesindeki nükleer tesislerin bulunduğu alana uzak olmayan Tarbela ve Sihala bölgesinde bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Amerika, İslamabad'daki sefaretini genişletme gerekçesi altında 56 hektar alana askeri bir üs inşa etmektedir. Bu mevcut çalışmanın yanı sıra Jakabobad bölgesinde maliyeti 30 milyar küsur rup olan hava üssünün inşası için de çalışmaktadır. Burası Amerikan hava üslerinin özelliklerine göre tasarlanmış olup füzeleri depolamak için bir yerleşim arazisi içermektedir ve inşası temmuz 2010'da tamamlanacaktır. Nitekim insansız Amerikan uçakları tarafından yapılan yetmiş sorti sonucunda Pakistan bölgelerinde erkek, kadın, yaşlı ve çocuklar olmak üzere 660 küsur Müslüman katledilmiştir. Bunun yanı sıra gece karanlığında Afganistan tarafından Pakistan sınırlarına giren asker yüklü Amerikan helikopterlerinin gerçekleştirdiği Amerikan saldırıları 2003 yılından, yani Müşerref'in döneminden bu yana sürmektedir. Şiddetli soğukta Veziristan bölgesinde yerlerinden edilmiş yüz binlerce Müslümana rağmen Amerikan kuvvetleri ile hükümet yetkilileri, Amerikan savaş alanının genişletilmesi ve Veziristan bölgesinin Kuzeyi, Orkazi bölgesi ve bunların arkasındaki bölgeleri kapsaması için gece gündüz Pakistan Silahlı Kuvvetlerine bağırmaktadırlar.

Pakistan'daki varlığını zorunlu gören Amerika; mevcut yönetimi kökünden söküp atarak yerine İslam Nizamı'nı ikame etmek yoluyla elindeki kontrolü yok etmek, ülkesinden kovmak ve gerçek değişimi başarmak üzere Müslümanların harekete geçmesinden ve çalışmasından korktuğu için kendini sağlama almaktadır. Zira 24 Kasım 2009'da Arizona Fort Huachuca'da Ordu İstihbarat Merkezi Komutanı General Major John M. Custer, Washington Times Gazetesi'ne şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Eski komutanlar bizleri sevmektedirler. Zira onlar, Amerikan kültürünü anlıyorlar ve düşman olmadığımızı biliyorlardı. Ancak onlar, yeniden silahlı kuvvetlerin dışındadırlar." Yine mart 2009'da Washington Post sayfalarında Amerikan Merkez Komutanlığı Komutanı Orgeneral David Petraeus'un Danışmanı David Kilcullen'e ait başka bir açıklama geçmiştir: "Pakistan'da 173 milyon insan, 100 nükleer başlık ve Amerikan ordusundan daha büyük bir ordu vardır. Altı ay içerisinde Pakistan rejiminin çöküşünü görebileceğimiz bir aşmaya geldik... Radikallerin rejimi devirmesi, bugün terörizme karşı savaşta gördüklerimizin hepsini yok edecektir." Ayrıca 2 Aralık 2009'da Pakistan Geo televizyon kanalında Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Pakistan'daki Hilafet'e yönelik çalışmadan endişe duyduğunu ifade etmiştir.

Ey Pakistan'daki Müslümanlar!

On yıl önce diktatör Müşerref, demokrat Nevaz Şerif'in hükümetini yıktığında insanlar bir rahatlık hissettiler ve Hizb-ut Tahrir, ta başından Müşerref'in İslam ile hükmetmemesi ve sömürgeci kafirin yanında yer almasından dolayı sizin maslahatlarınız aleyhinde işler yapacağı hususunda herkesi uyarmasına rağmen kendisini kanıtlaması için Müşerref'e bir fırsat verdiler. Diktatör Müşerref'in istifa etmesinin ardından onun tahtına demokrat Zerdari yükseldi ve Hizb-ut Tahrir, Zerdari'nin gelişiyle trajedilerinizin bitmeyeceği bilakis daha da artacağı hususunda sizleri yeniden uyardı. Çünkü sömürgeci kafirden ithal edilmiş nizam hala ayaktadır. Şimdi krizler ve trajediler bataklığında yüzdüğünüz ve geçmişte Müşerref ile Nevaz Şerif'ten nefret ettiğiniz aynı ölçüde Zerdari'den de nefret ettiğiniz halde yine aynı delikten defalarca sokulmaya devam mı edeceksiniz?

Ey Müslümanlar iyi biliniz ki mevcut kafir nizam ayakta kaldığı ve Pakistan'daki çıkarlarını koruduğu müddetçe Amerika, zaman zaman yüzlerin değişmesine izin verecektir ancak ülkedeki krizler sürmeye devam edecek ve her ne zaman Amerika, öfkelerinizi dindirmeye ihtiyaç duysa yüzlerden başka bir şey değişmeyecektir. Yine biliyorsunuz ki Müşerref katlanılmaz bir hale gelip yetki süresi bitince Amerika, rejimin yüzünü değiştirmeye ve Zerdari ile Gilani'yi getirmeye karar vermişti. Dolayısıyla ister ulusal uzlaşma belgesi olsun ister olmasın ister bir eksik veya iki fazlasıyla on yedinci madde olsun isterse olmasın, ister anayasa 1973 yılında yönetilen acil kanun ile olsun ister demokratik ister diktatör olsun ister yargının başı olsun ister olmasın işte bu tiyatroların hepsi, kaldırıp atılarak yerine İslam'ın getirilmesinden başkasını hak etmeyen mevcut fasit Pakistan rejiminin ömrünü uzatmaktan öte bir şey değildir.

Ey Pakistan'daki Müslümanlar!

Bir kişi şöyle sorabilir: Hizb-ut Tahrir, tüm bunları önceden, yani meydana gelmesinden yıllar önce nasıl biliyor? Basitçe söylemek gerekirse elbette Müslüman gaibi bilemez ancak o, açık-gizli olanı bilen basir ve alim olan Allah [Subhanehu ve Te'alâ]'nın uyarısını ve nasihatini dinler. Bunun içindir ki Müslüman, İslam esası üzerine bina edilmeyen bir nizamdan mutsuzluk ve sefaletten başka bir şey beklemez. Zira [Allahu Subhanehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى "Her kim de zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu kıyâmet günü kör olarak haşrederiz." [Tâ-hâ 124]

Yine Müslüman, Allah'ın inzal ettiklerinden başkasıyla yöneten bir nizamdan zulümden başka bir şey beklemez. Allahuteala şöyle buyurmuştur:

وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ "Her kim Allah'ın indirdikleriyle yönetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir." [el-Maide 45]

Ey Pakistan'daki Müslümanlar!

İslami yönetimin bereketi olmaksızın yaşadığınız yetmez mi? Sömürgeci ve ajanları tarafından sizlere, çocuklarınıza ve torunlarınıza yönelik birçok komplolar kurulduğu halde sessiz kalmaya devam mı edeceksiniz? Bu ajan yöneticileri kaldırıp atarak onların yerine İslam'ın, yani Hilafet'in yönetimini ikame etmek üzere harekete geçmenizin ve vakıayı değiştirmenizin zamanı gelmedi mi? Zira Pakistan'da Hilafet'in ikame edilmesinden saatler sonra Hilafet, Hilafet Devleti'nin küresel büyük bir devlete dönüştürmek için ülkenin potansiyellerini cesur ve icat edici adamların kullanımına sunmaya başlayacaktır. Bunlar olacak çünkü Hilafet, malik-il mülk ve her şeyin sahibi Allah Subhanehu ve Te'alâ'nın inzal ettikleri ve devleti kuranların ihlaslı fiilleriyle yönetilecektir. Bunun içindir ki Hilafet, Müslüman beldelerdeki Müslümanların düşmanlarının tüm izlerini yok edecek, akidelerine, dillerine ve mezheplerine bakmaksızın devlet vatandaşı olan herkesin temel ihtiyaçlarının karşılanmasını garantileyecek, İslam dininin değerleriyle yönetilen pek çok asırda olduğu gibi tamamen insanlığın hak ettiği liderlik mertebesinde olması için tüm imkanları bu ümmete istihdam edecektir. Zira Allah Subhanehu şöyle buyurmuştur:

أَلاَ يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ "Hiç yaratan bilmez mi? O, Latif'tir, Habir'dir" [el-Mulk 14]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER