Perşembe, 07 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Zerdari Nizamını Hilafet'in Geri Gelmesi Öncesindeki Zalimane Nizamların Sonuncusu Kılalım

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:

لا يَلْبَثُ الْجَوْرُ بَعْدِي إِلا قَلِيلا حَتَّى يَطْلُعَ فَكُلَّمَا طَلَعَ مِنْ الْجَوْرِ شَيْءٌ ذَهَبَ مِنْ الْعَدْلِ مِثْلُهُ حَتَّى يُولَدَ فِي الْجَوْرِ مَنْ لا يَعْرِفُ غَيْرَهُ ثُمَّ يَأْتِي اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى بِالْعَدْلِ فَكُلَّمَا جَاءَ مِنْ الْعَدْلِ شَيْءٌ ذَهَبَ مِنْ الْجَوْرِ مِثْلُهُ حَتَّى يُولَدَ فِي الْعَدْلِ مَنْ لا يَعْرِفُ غَيْرَهُ "Benden sonra zulüm, doğuncaya kadar çok az kalacaktır. Zulümden bir şey doğduğunda onun misli kadar adaletten gidecektir. Hatta zulümden başkasını bilmeyen birisi doğana kadar. Sonra [Allah Teberake ve Te'alâ], adaleti getirecektir. Adaletten bir şey geldiğinde onun misli kadar zulümden gidecektir. Ta ki adaletten başkasını  bilmeyen kimseler doğana kadar."

Bugün Müslümanlar, zulümden, zorbalıktan, baskıdan ve hakların gasp edilmesinden başka bir şey bilmez oldular. Hiç kuşkusuz onlar, adalete, güvenliğe ve huzura susamışlardır. Ancak heyhat ki heyhat! Zira kendisinden önceki nizam gibi Zerdari nizamı da Pakistan'daki Müslümanları kurtlar sofrasının başında yetimler gibi bırakarak Pakistan'ın hazinelerini saçıp savurmaktadır.

Mesela ülkenin servetleri bağlamında Zerdari hükümeti, Müslümanları aşırı yoksulluk içerisindeki bir yaşama sürükleyen IMF gibi Batılı sömürgeci finans kurumlarının politikasını izlemeyi hala sürdürmektedir. Zira IMF, bir milyar küsur rupi toplanmasına dair Pakistan hükümetine yönelik talimatlarını dayattıktan sonra hükümet, petrole vergi koyma projesini benimsedi ve Yüksek Mahkeme bunu reddedince Zerdari, cumhurbaşkanlığı kararnamesi altında "petrol kalkınma vergisi" adında benzeri başka bir kanunun dayatılmasına başvurdu. Hatta bu kanun, Yüksek Mahkeme tarafından iptal edilse dahi Zerdari, IMF'yi hoşnut etmek için başka bir kanun teklifinde bulunacaktır.

Elektrik trajedisi bağlamında ise insanlar, gece karanlığında ve kızgın yaz sıcağında yaşmaya terk edilirken fabrikalar kapılarına kilit vurmuş, Su ve Enerji Bakanı "Raja Pervez Eşraf'ın" itiraf ettiği üzere hükümetin, elektrik üreten özel şirketlere ödemesi gereken elektrik faturalarını ödeyememesi yüzünden iflas etmişlerdir. Diğer taraftan hükümet, IMF'nin talimatlarına göre hareket ederek hiçbir değeri kalmayacak derecede yerli paranın değerini düşürmüştür. Bu da tüm dünya, ekonomide bir durgunlukla ve fiyatlarda düşüşle karşı karşıya kalmasına rağmen gıda ve benzeri temel gereksinimlerin fiyatlarında keskin bir yükselişe yol açmıştır.

Zerdari hükümetinin uygulamaları, mücrimce uygulamalardır. Çünkü Pakistan, fakir bir ülke değildir. Bunun aksine Allah [Subhânehu ve Te'alâ], pek çok büyük devletin mahrum olduğu derecede Pakistan'a muazzam nimetler bahşetmiştir. Bu nimetlere örnek olarak Pakistan, dünyanın dördüncü büyük kömür rezervine sahiptir, dünyanın yedinci bakır üreticisidir, Belucistan bölgesindeki şu ana kadar keşfedilmiş altın rezervi 18 milyar doları geçmektedir, Afrika'nın ürettiği buğdaydan daha fazlasını üretmektedir, tarımsal açıdan dünyanın ilk on ülkesi ve hayvancılık sektörü alanında yirmi ülkesi arasında yer almaktadır. Tüm bunlar, hem 29 milyon hektarı bulan tarımsal arazilerinin dörtte üçünden daha azının işletilmesi hem de Zerdari hükümetinin insanlara hiç yardım etmediği bir sırada olmaktadır. Bilakis onları, insanlara yükledikleri ağır vergiler üzerinden eğlence gezileri altında Batı dünyasına seyahat ederlerken, insanları yağmalama ve hortumlama koltuklarında kalabilme adına onlara para toplamak için dilenci şapkası giydiklerini görürsünüz.

Durumlarının değişmesi için Müslümanların ihtiyaç duyduğu şey, kendilerini İslam ile yönetecek muhlis bir liderliktir. Zira İslam ile yönetimin, yani Hilafet Devleti'nin gölgesinde enerji kaynaklarının özel şirketlerin idaresine tabi olması caiz değildir. Bilakis bunlar, insanların kendilerinden karşılıksız veya maliyet fiyatına faydalanmalarının sağlanacağı kamu mülkiyetidir. Bu da ziraat, sanayi ve ulaşım amaçlı elektriğin ucuz fiyatla tedarik edilmesi imkânını sağlayacaktır. Zira Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

ثلاث لا يمنعن، الماء والكلأ والنار "İnsanlar şu üç şeyden men edilmez: Su, mera ve ateş." [İbn-u Mâce]

Ayrıca toprağını ekmek isteyen kimseler içerisinden ihtiyaç sahiplerine faizsiz kredi verilecektir. Zira Hilafet, o zaman ziraî üretimi ileriye götürecek ve milyonlarca insana iş istihdamı sağlayacaktır.

Bu, Müslümanların servetleri açısındandır. Güvenlik açısına gelince; Pakistan ordusu, dünyanın yedinci ordusu ve altı ay içerisinde 29 milyondan fazla asker toplayabilecek olmasına rağmen Amerika, kuru gürültü dışında bir tepki görmeksizin Pakistan'ın güvenliğini ihlal etmektedir. Zira Amerika, uçaklarıyla Pakistan topraklarını vurmakta ve istihbarat birimleri ülkeyi enine boyuna gezip dolaşarak Orta Amerika ve Irak'ta yaptıkları gibi şehirlerde kaos oluşturmak amacıyla bombalama eylemleri gerçekleştirmekteler. Bunun yanı sıra Amerika, ödlek askerleri aşırı korkudan dolayı saklanırlarken cesur Pakistan askerlerinin kendisinin yerine mücahit Müslüman kardeşleriyle savaşmasında ısrar etmektedir. O kadar ki tüm duygularını unutmak için intihar etmeye, içi içmeye ve uyuşturucu kullanmaya başvurmaktalar!

Ey Pakistan'daki Müslümanlar!

Hem Allah'ın sizlere olan onca nimetine, hem de yeterli askerî gücünüze rağmen Zerdari hükümeti, sizleri fakirlik, kaos ve güvensizlik hali içerisine sürükledi. Ve bu hükümet, ikinci kez kalkınmayı başarmadan ümidinizi kesecek derecede sizleri trajedilere maruz bırakmaya devam edecektir. Ancak şunu iyi bilmelisiniz ki batılın ömrü, asla uzun olmayacaktır. Zira Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurarak bizleri bununla müjdelemiştir:

تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ "Allah'ın olmasını dilediği kadar aranızda Nübüvvet olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilafet olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu da kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilafet olacaktır." Sonra sükut etti..

Bu ümmet, hem Râşidi Halifeler [Radıyallahu Anhumâ]'nın yönetimi boyunca Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet Devleti'ni, hem de Emeviler ve onlardan sonra gelen kimselerin yönetimi boyunca ısırıcı melikler yönetimine şahit oldu. Onlar, Allah'ın kitabı ve nebisinin sünneti ile hükmetmelerine rağmen yönetime sımsıkı sarıldılar dolayısıyla bu yüzden günahkar oldular. Ümmet, H. 28 Recep 1342 yılında Hilafet'in yıkılmasından şu ana kadar zorba diktatörlük yönetimine şahit olmaktadır. Bu dönem, Allah'ın indirdiği hükümlerin dışındaki hükümlerle yöneterek küfrü ve kafirleri ülkemize yerleştiren hainlerin yönetimidir. Ancak Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], hadisine ümmeti müjdeleyerek son vermiştir ki o, Allah'ın izniyle yakında kıyamına şahit olacağımız ikinci kez Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet'in geri gelmesidir.

Ey Pakistan'daki Müslümanlar!

Şunu iyi biliniz ki bu Hilafet, sizlerin üzerine gökten melekelerin kanatları üzerinde inmeyecektir. Bilakis aynen rızık Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın elinde olmasına rağmen onu elde etmek için çalıştığımız gibi onu geri getirme uğrunda çalışmak ve mücadele etmek bir vaciptir. Bu nedenle nusretin kesinlikle Allah katından geleceğine güvenerek bu dinin nusreti ve güçlenmesi için çalışmalıyız. Muhakkak ki o, Allah'ın huzuruna selim bir kalple gelen kimse dışında ne malın ne de evlatların bir fayda etmeyeceği o gün Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın kendisinden dolayı hesaba çekeceği bir farzdır. Şüphesiz Allah, hayat işlerinde indirdiği hükümlerle hükmetmeyi Müslümanlara farz kılmış ve bu da ancak Hilafet Devleti'nin ikamesiyle mümkündür. Zira Rabb-il İzze, şöyle buyurmuştur:

فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ "Aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet ve sana gelen haktan (sapıp da) sakın onların hevâlarına tabi olma!" [el-Mâide 48]

Ayrıca Allah, boyunlarında bir Halifeye biatin olmasını Müslümanlara farz kılmıştır. Zira Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

منْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً "Her kim boynunda bir biat halkası olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölmüş olur." [Muslim, rivayet etti]

Zalim tağutların sizlere yaptığı cürümler ve musibetler karşısında seyirci kalmanız yaratıcınız nezdinde caiz olmadığı gibi geçici olarak öfkenizi dindirme uğraşı içinde Amerika bir tağutu başka bir tağutla değiştirene kadar ayak ayaküstüne atıp oturmanız da caiz değildir. Şüphesiz değişim sizlerin ellerinde olup onu gerçekleştirmeniz gerekir. Zira güçlü bir ülkeye ve hak bir dine sahipsiniz. Bu nedenle büyük bir devlet, dahası dünyanın birinci devleti olmaya muktedirsiniz. Kaldı ki aranızda İslam'a ve sizlere sadık ve Allah için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaksızın hak yönetimin metodunu gösteren bir Hizb vardır ki Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şu kavli onda tecelli etmiştir:

لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ حَتَّى يَأْتِي أَمْرُ اللهِ وَهُمْ كَذَلِكَ "Ümmetimden hak üzere zahir olan bir tâife daima var olacaktır. Kendilerini yardımsız bırakanlar onlara hiçbir zarar veremeyecektir. Ta ki onlar bu haldeyken Allah'ın emri gelinceye kadar."

O halde Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmalı, onun davetine yardım etmeli ve Hilafet Devleti'ni kurmak için güç ve kuvvet ehlinden onun adına nusret talep etmelisiniz.

Ey Güç ve Kuvvet Ehli! Ey Silahlı Kuvvetlerdeki Müslümanlar!

Hilafet Devleti'nin yıkılış yıl dönümü ve ümmetin başına peş peşe gelen zulüm yılları, bir gecede yapmaya muktedir olduğunuz değişim için sizleri değiştirecek bir dürtü ve Zerdari de halkınızın sıkıntısını çektiği tağutların sonuncusu olur da Hilafet Devleti'nin ikamesi için Hizb-ut Tahrir'e nusret verirsiniz. İyi biliniz ki Allah Subhânehu, kendisine yardım edenin yardımcısıdır.

وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ "Muhakkak ki Allah, kendisine (dinine) nusret verenlere, nusret verecektir. Şüphesiz Allah, kesinlikle Kaviyy'dir, Aziz'dir." [el-Hacc 40]

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Endonezya'nın, Java'daki Marriott ve Ritz-Carlton Otellerindeki Patlamalar Meselesini Kınaması Hakkında

Medya organlarının büyük bir kısmı, 17.07.2009 Cuma günü sabah 7:00'da, Java'daki Mariiott Oteli ile Cakarta'daki Ritz-Carlton Oteli'nde patlamaların meydana geldiğini, bu korkunç patlamalarda dokuz kişinin öldüğünü ve elliden fazla kişinin de yaralandığını aktardılar. Bu bağlamda Hizb-ut Tahrir / Endonezya, aşağıdaki hususları beyan eder:

1. Zalimane eylemler olması itibarıyla patlamaları şiddetle kınar. Zira İslam, her ne kasıtla olursa olsun bir kişinin haksız yere masum insanları öldürmesini ve özellikle eylemler ölüme ve insanların korkmasına yol açması halinde şahsi ve kamu mallarına zarar verilmesini kesin olarak nehyetmiştir.

2. Tüm taraflara, özellikle de polise ve medya organlarına, patlamaları bir cemaatle veya İslami hareketlerle yada örgütlerle ilişkindiren tahminler karşısında temkinli bir tavır sergilemeleri çağrısında bulunur. Zira bu mevcut tahminler arasından biri, siyasi çıkarları uğrunda toplum ve ülke içerisinde güvenlik kargaşası çıkarmak ve Endonezya'nın bir terör merkezi haline geldiğini göstermek için de İslami örgütleri suçlamak amacıyla bir şahsın yada bir gurubun yapmış olabileceğidir.

3. Polis Bürosu'ndan failleri ve amaçlarını ortaya çıkarmasını talep eder ki insanlar arasındaki endişe ve kaygı hali kalksın ve failler hak ettikleri cezayı görsün.


Muhammed İsmâ'îl Yusanto

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmî Sözcüsü
Endonezya

 

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Kadının Mahkemede Başörtüsünün Çıkarılması, Bu Hükümetin İslam'a Düşman Olduğunun Bir Göstergesidir

Kafir demokrasiye inanan bu hükümet, sadece Batı'ya hizmet etmekte ve gerçekte İslam'a karşı açılmış bir haçlı savaşı olan "terörizme" karşı savaş gerekçesi altında İslam'ı ülkeden söküp atmaya yönelik haince bir amel işlemektedir. İşte Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Resmî Sözcüsü Fehmide Ferhâna Hânım, askerî eylemlerle bağlantıları olduğu gerekçesiyle üç kadının tutuklanması ve 15.07.2009 günü mahkemede bulundukları sırada zorla başörtülerinin çıkarılmasına ilişkin bir değerlendirme olarak yayınladığı bugünkü basın açıklamasında böyle söylemektedir. Ferhâna Hânım şöyle ekledi; bu menfur amel, "Fransa'da peçeye yer yok" diyen Sarkozy'nin sözlerinin bir yansımasıdır. Çünkü hükümet, kokuşmuş Batılı laiklik akidesini tatbik etme hususunda sömürgeci efendilerine itaat eden bir köledir. Zira o, George Bush, Benedict, Gert, Loderz ve Sarkozy'nin adımını takip etmektedir. Nüfusunun %90'ından fazlasının İslam'a inandığı bu ülkede insanlar tutuklanmakta ve Allah'a itaat etmeleri veya başörtüsü takmaları veya sakal bırakmaları "suçlamasıyla" yargılanmaktadırlar!!

Büyük facia şudur ki Şeyha Hasina, otoriteye gelmeden önce insanlara İslam'a dokunmayacağı sözü verdi. Ancak bu olay, apaçık bir şekilde onun yalanını ifşa etmekte ve hainler ile İngiltere'nin 28 Recep 1342'de İslami Hilafet'i eliyle yıktığı, ardından da Müslüman kadının başörtüsünü yasaklayan ve sömürgeci efendilerini hoşnut etmek için laikliği tatbik eden Mustafa Kemal Atatürk gibi kafir Batı'nın ajanlarının çizgisini takip ettiğini ortaya koymaktadır.

Fehmide Hânım şöyle dedi: Demokrasiye çağrıda bulunan Müslümanlar, bundan ibret ve ders almalıdırlar. İşte bu, iğrenç demokrasinin gerçek yüzüdür. Zira demokrasi, İslam'la savaşılmasından başka bir şeye inanmaz. Bu nedenle İslam ile Allah'a itaat eden Müslümanların bu hükümetler tarafından kovuşturulması hiç de garip değildir. Mesela demokratik dünyanın liderleri olan Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ülkeler, başörtüsüne karşı şerir bir savaş açmışlardır. Bunun da ötesinde başörtülü kadınlara saldırılmakta, hatta başörtüsü takmalarından dolayı öldürülmekteler. İşte bu tür olaylar, demokratik ülkelerde İslam'a yer olmadığını göstermektedir.

Son olarak Fehmide Hânım, geçmişte Müslümanların Mutasım Billah gibi bir Halifesi olduğu günlerde tek bir Müslüman kadının ırzını korumak için dahi düşman kafirlere cihat ilan edilirken bugün ise Şeyha Hasina hükümeti gibi Batı'nın ajanlarının yönetimi gölgesinde sabah-akşam Müslüman kadınların ırzlarının tahkir edildiğini ifade ederek ümmeti, demokratik kafir nizama tepki vermeye ve Müslümanların akidesi ile ırzlarını koruyan Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışmaya davet etti.

Fehmide Ferhâna Hânım

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Hanımlar Resmî Sözcüsü

Bangladeş

 

Devamını oku...

Müslüman Kadının Başörtüsü, Alman Politikacılarını Teşhir Ediyor

Geçtiğimiz çarşamba günü bir Alman vatandaşı, geçen ağustos ayından bu yana süren anlaşmazlık nedeniyle Mısır kökenli Müslüman bir hanımı öldürdü. Bu kişi, anayolda bu hanıma hakaret edip başörtüsü yüzünden onu terörist olmakla suçlamıştır. Böylece o da hakaret davası açmak zorunda kalmış, mahkeme, son oturumda Alman vatandaşı aleyhinde karar verip onu para cezasına çarptırınca, bıçak saplayarak hayatına son vermişti.

Bu olay, İçişleri Bakanı "Schaeuble"nin İslam Konferansı ve Müslümanların Almanya'daki vakıası hakkındaki açıklamalarından birkaç gün sonra meydana geldi. Zira ona, Almanlar hala İslam'dan korkuyorlar mı denildiğinde şöyle cevap verdi: "Hayır, hayır bunu sanmıyorum." Yine ona, 2006 yılında yayınlanan "Allensbach" Enstitüsünün yaptığı ankete görüş bildirenlerin %80'inin Müslümanların mutaassıp olduğu ve %60'ının da İslam'ın demokrasi ile birlikte yürümeyeceğini ifade ettikleri söylenince şöyle cevap verdi: "Her şeyden önce belirtmeliyim ki anketlere olan güvenim son derece sınırlı olduğu gibi toplumumuzun geçen senelerde pek çok şey öğrendiğini düşünüyorum. Örneğin önyargılı kararlar ve yine mescitlerin inşa edilmesine karşı koyma azalmıştır." Görünen o ki "Schaeuble" kendine olan güveninden daha çok anketlere güvenmelidir. Çünkü yaşanan son olaylar, onu yalanlamakta, hayal dünyasında yaşadığını yada vakıayı görmezlikten geldiğini ortaya koymaktadır ki bu vakıa, mesele öldürme boyutuna dayanacak derecede Alman toplumunda İslam'dan ve Müslümanlardan nefret edildiğinin ifşasını kanıtlamaktadır.

O halde bunun sorumluluğu kime aittir? Bizzat sebep Almanya'nın politikası değil midir? Şansölye Merkel şöyle dememiş midir: "Avrupalılar, radikal İslamcılar ve demokrasi düşmanları karşısında Hıristiyanlık değerlerini savunmalıdırlar." Sanırız bu Alman vatandaşı ona icabet ederek onun çağrısına göre hareket etti ve sonuç başörtüsü takmasından dolayı Müslüman bir hanımın öldürülmesi oldu.

Bu Müslüman kadının başörtüsü yüzünden öldürülmesi, Almanya'daki politikacıların gizlediği hakikati ifşa etmiştir ki o şudur: Sorun, Müslümanlarda değildir. Bilakis başkalarındadır. Evet, sorun, Müslümanları diyaloğa, hoşgörüye, entegrasyona davet eden ve aynı zamanda Müslüman erkekleri ve kadınları kendi halklarına terörist gibi tasvir eden politikacılardadır. Sorun, başörtülü Müslüman bir kadını görmeye gerçekte tahammül edemedikleri halde özgürlük, hoşgörü ve ötekine saygılı olmak gibi aydınlanma değerlerine inandıklarını iddia eden kimselerdedir.

Evet, görmek isteyen kimse için hakikat işte budur. Ancak insan gerçekleri neden görmez? Çünkü o, -Nietzsche'in dediği gibi- onun karşısında duran, yani onu bizzat kapatandır. Tabii ki Alman politikacıları, filozoflarının ne demek istediğini bizden daha iyi bilirler.


حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Almanya ve Alman Bölgeleri

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Daha Dün Resulullah'a Hakaret Eden Rasmussen, Bugün Müslümanların İftar Sofralarında Ağırlanıyor!

Eski Danimarka Başbakanı ve yeni NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Başbakan Recep Erdoğan'ın vereceği iftar yemeğine katılmak için 27.08.2009 Perşembe günü Türkiye'ye bir ziyarette bulundu. Bilindiği üzere Rasmussen, 2005 yılındaki Danimarka Başbakanlığı döneminde Allah'ın resulü Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'i iğrenç bir şekilde tasvir eden karikatürleri yayınlayan Jyllands-Posten adlı gazeteye "basın özgürlüğü" çerçevesinde sahip çıkan ataları Ebu Cehil ve Ebu Leheb'i aratmayacak derecede azgın bir İslam ve Müslüman düşmanıdır.

Müslümanlara düşmanca tavır içerisinde olan böyle bir şahsın NATO genel sekreteri seçilmesi elbette bizleri şaşırtmamıştır. Zira Müslümanlarla savaşan bir birliğe İslam düşmanı olan birinin seçilmesi gayet tabidir. Ancak bizleri üzen ve şaşırtan şey Allah'ın resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e hakaret eden bir gazeteyi "basın özgürlüğü" adı altında sahiplenen ve milyonlarca Müslüman'ın tepkisini almasına rağmen Müslümanlardan özür dilemeyen, hatta dilemeyeceği yönünde mesajlar veren bu şahsın, AK Parti hükümeti tarafından, sanki genelde tüm dünya Müslümanları ve özelde ise Türkiye Müslümanları ile dalga geçercesine bir iftar yemeğine davet edilmesidir. Bundan daha acısı ve daha beteri ise bırakın Müslüman dünyasından özür dilemeyi iftar yemeği davetinde kâfir Amerika'nın işgaline karşı savaşan Afganistan'daki Müslüman mücahitleri "Afganistan'ı bir kez daha teröristlerin sığınak yeri olarak görmek istemiyoruz" sözleriyle terörist diye nitelemesine karşılık Başbakan Erdoğan'ın ona yönelik şu övücü sözleri olmuştur: " NATO Genel Sekreteri olarak, NATO'nun gündeminde zor konuların yer aldığı böylesine kritik bir dönemde ifa edeceğiniz görev ve sorumluklarınızda, şahsım, milletim adına sizlere başarılar diliyorum, bunları içtenlikle ifade ediyorum. İnanıyorum ki sizin başarınız, ittifakın başarısı olacaktır.''

Ey Türkiye Müslümanları!

Daha dün Rasmussen gibi İslam düşmanları Müslümanların kapılarının eşiğine dahi yaklaşamazlarken ne üzücüdür ki bugün bu zirar yöneticiler sayesinde kanlı elleriyle Müslümanların mübarek iftar sofralarında yer almaktadırlar. Öyleyse İslam ümmetine düşen; bizden biri gibi görünen ancak gerçekte başta Amerika olmak üzere kâfirlere hizmet eden, onların değirmenine su taşıyan ve Müslümanların ocağına incir ağacı diken bu ikiyüzlü hain yöneticileri tarihin çöplüğüne kaldırıp atarak, Rasmussen gibi mendebur şahsiyetlerin bırakın Allah'ın resulüne hakaret etmesini, art niyetle Müslümanların adını dahi ağızlarına aldıklarında onların dilini koparacak Mutasım gibi tek bir halife nasbetmektir!


حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcü Yardımcısı
Türkiye Vilâyeti

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir, Mescid-i Aksa'daki Cemaat Kitlelerini, İslami Ümmeti Hilafetin İkamesine Davet Eden Bir Nida Etmeye Çağırmaktadır

Hizb-ut Tahrir, her yıl Hilafet'in yıkılışı yıldönümünde yaptığı faaliyetleri çerçevesinde, 17.07.2009'da Cuma salatının akabinde Mescid-i Aksa'daki cemaat kitlelerini onun mübarek sahasından Hilafet'e davet eden ve çağıran bir nida etmeye davet etmektedir. Umulur ki bu nida, Arabıyla ve Acemiyle Müslümanların beldelerindeki müminlerden muttaki ve muhlis olanların -özellikle kuvvet ehlinden olanların- kulaklarına gider.

Mescid-i Aksa'daki cemaat kitlelerine şöyle deriz; nidanızda ve davetinizde Allahuteala'ya sadık olun, Allah için muhlisler olarak tek bir nida ve tek bir haykırışla seslerinizi yükseltin, umulur ki Allah, iki kıblenin ilki ve el-harameyn-iş şerîfeynin üçüncüsünde cuma salatını eda etmiş olmanızdan dolayı sizleri görerek Müslümanlar ile nusret ehlinin kalbini nidalarınıza açar da Hilafetin ikamesi için harekete geçerler ki dinin tatbiki, Müslümanların tevhidi ve Filistin'in kurtuluşu ancak onunla mümkündür.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O size nusret verir ve ayaklarınızı kaydırmaz. [Muhammed 7]

 

 

 

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Hükümet, Hilâfet Devleti'nin Kurulmasını Engellemek İçin Sömürgecilerin Hesabına Çalışmaktadır

Hizb-ut Tahrir, Hilafet Devleti'nin yıkılışının yıldönümü münasebetiyle, Hilafet Devleti'nin ikamesini talep etmek için cuma salatından sonra Dakka'daki Mescid-i Kebîr'in dışında bir yürüyüş ilan etti. Hizb-ut Tahrir üyeleri ve destekçileri yürüyüşe başlamak için toplandıkları sırada polis, yürüyüş yapmalarını engelledi, yalan söylemleriyle katılımcıları dağıtmaya çalıştı ve onları korkutmak için akrobatik hareketlerde bulundu.

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Resmî Sözcüsü Muhyiddîn Ahmed, polisin uygulamalarına cevap olarak basın açıklamasında şunları söyledi; hükümetin, Hizb-ut Tahrir'in faaliyetlerini engellemeye devam etmesi, Hilafet Devleti'nin ikamesini engellemek için sömürgecilerin hesabına çalıştığını göstermektedir. Sözde "demokrasi temsilcisi" olan hükümet, Müslümanları İslam'a davetten engellemekle İslam'a yönelik düşmanca tutumunu ispatlamıştır. Ancak o, ülkedeki 150 milyon Müslüman'ın Hilafet'e olan davetini engellemeye yönelik çabalarında başarısız olacak ve insanlar, Karzai, Müşerref ile Mâliki'yi bir çekirdek gibi çitleyip attıkları gibi onu da kaldırıp atacaklardır.

Muhyiddîn Ahmed şöyle dedi; Hilafet, insanların hayatlarını koruyacağı gibi insanların mallarını ve şereflerini koruyacak, insanları yaşadıkları sefil ve perişan hayattan kurtaracaktır. Mevcut kapitalist nizam ise ancak bir avuç kapitalist ile yöneticiler tabakasını korumaya çalışmaktadır. Zira birkaç gün önce Şeyha Hasina'nın ailesi ile akrabalarını korumaya yönelik yasayı hükümetin nasıl onayladığına şahit olduk. Yine bundan birkaç gün önce, Bangladeş'teki milyonlarca insanın hayatını tehdit edecek bir baraj olmasına rağmen bir Hindistan'daki "Taipamuka" barajının başlatılmasını protesto etmek isteyen göstericilerin vahşice dağıtılması için hükümetin polise nasıl emir verdiğine şahit olduk. Yine hükümetin karıştığı ve Bangladeş Sınır Muhafızları Subayları'ndan yüzün üzerinde kişinin öldüğü katliamı protesto etmek için gösteri yapmak istediklerinde daha birkaç ay önce polisin, Hizb-ut Tahrir şebâbını nasıl vahşice bastırdığına da şahit olduk.

Hilafet Devleti, H. 21 Recep 1342 el-muvâfık 3 Mart 1924'de yıkıldı. Bu da başta, Allah ona lanet etsin, Mustafa Kemal olmak üzere ajanlarını kullanan İngiltere'nin başını çektiği sömürgecilerin komploları sayesinde olmuştur. Hilafet'in yıkılışından beri ümmet, birçok siyasi, iktisadi, askerî, içtimai ve kültürel felaketlerle karşı kaşıya kaldı.

Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], ümmeti tek bir vücut olarak vasıflandırdı. Ancak Hilafet'in yıkılmasından sonra ümmet, 57 parçaya bölündü, bunların her birine kâfirler ve müşrikler hükmetmektedirler.

İşte o zamandan beri Müslümanlar, muazzam bir servete sahip olmalarına rağmen fakirlikten dolayı sıkıntı çekmekteler, onların yöneticileri, İngiltere, Amerika ve Hindistan'a hizmet etmekteler, ümmetin servetlerini kötüye kullanmaktalar ve bunları, karşılıksız olarak yabancı kapitalist şirketlere vermektedirler.

Hilafet'i ikame etmek tüm Müslümanların üzerine farzdır. Zira Subhânehu Te'alâ şöyle buyurmuştur:

فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ عَمَّا جَاءكَ مِنَ الْحَقِّ "Onların aralarında Allah'ın inzal ettikleriyle hükmet. Sana gelen hak hususunda onların hevalarına tabi olma." [el-Mâide 48]

Hilafet, Allah'ın inzal ettikleriyle hükmeden bir devlettir. Hilafet, dünyadaki bütün Müslümanların genel liderliğidir. Halife ise, Allah'ın kitabı ve sünneti ile hükmeden bir yöneticidir.

Müslümanları birleştirecek, Müslümanların servetlerini gözetecek ve onları sömürgecilerden çekip alacak, sömürgecilerin siyasi, iktisadi, askerî, içtimai ve kültürel saldırılarına karşı çıkacak ve ümmeti, dünyanın efendiliğine döndürüp akidede, bilimde, teknolojik, iktisadi ve askerî gelişimde tekrar dünyanın bir feneri yapacak olan bizzat Hilafet'tir.

Şüphesiz Hilafet'in dönüşü yakındır ve Allah'ın izniyle Hilafet, kesin bir husustur. Zira bir taraftan ümmetin laiklik ve demokrasi ilmiğinden kurtulmaya yönelişi artık giderek artmakta olup İslam'ın devlet altında tatbik edilmesine yönelik çalışması giderek güçlenirken diğer taraftan kapitalist devletlerin artık yıldızı kaymış ve İslami alemdeki bu ülkelerin ajanları ümmetin bedeninden tecrit edilmiştir. Azim olan Allah şöyle buyurarak ne kadar da doğru söylemiştir:

أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ "Şüphesiz Allah'ın nusreti yakın değil midir?" [el-Bakara 214]

Son olarak Muhyiddîn Ahmed, Hilafet Devleti'nin ikamesi için çalışma hususunda insanları acele etmeye çağırdı ve onları, 21.07.2009'da Dakka'daki Mühendislik Fakültesinde Hilafet'in yıkılışı münasebetiyle "Ey Bangladeş Hilafet'e Doğru" başlıklı düzenlenecek Hizb-ut Tahrir'in konferansına katılmaya davet etti.


Muhyiddîn Ahmed

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmî Sözcüsü ve Genel Koordinatörü

Bangladeş

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması - Kapitalizmin Gölgesindeki Yöneticiler, İnsanları Korumakla Meşgul Olacaklarına Kendilerini Korumakla Meşguldürler

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Hanımlar Resmî Sözcüsü Fehmide Ferhâne Hânım tarafından, Şeyh Mucîburrahman ailesi hakkında konulan sıkı koruma yasasını Hükümetin onaylamasına bir cevap olarak bugün yayınlanan basın açıklamasında şöyle demiştir: Ülkede, hırsızlık, gasp, yağmalama, talan ve cinayet gibi suçların yaygınlaştığı ve insanların güven ile emniyetin kaybolmasından dolayı muzdarip olduğu bir sırada hükümet ve kurumları, insanların korumak yerine yöneticileri korumakla meşguldürler.

Fehmide Hânım şöyle ekledi: Demokrasinin gölgesindeki insanın kanun çıkarma yetkisi vardır. Bunun içindir ki yöneticiler, kendi çıkarlarına hizmet edecek kanunlar çıkarmaktalar. Ancak İslâm Nizamı'nın gölgesinde yasama ve tek yetki sahibi olan Allah Subhânehu ve Te'alâ'dır. Hiçbir kimsenin kendi hevası ve meyillerine göre kanunlar çıkarma hakkı yoktur. Kapitalizmin gölgesindeki kanunların çıkarılmasının ana hedefi, çıkar sağlamaktır. Bunun içindir ki yönetim nizamları, iktidardaki partilerin üyelerini, onların ailelerini ve işçilerini korumak için çalışırlarken İslam Devleti'ndeki işlerin gözetilmesinin ve siyasi amelin gayesi insanların haklarının korunmasıdır. Hidayete ermiş olanların öncüsü olan kimselerden Ömer İbn-u el-Hattab, Harun er-Reşit ve Kanunî Sultan Süleyman gibi Hilafet Devleti'ndeki Müslüman yöneticilerin mizacı böyle olmuştur. Zira gözlerini daima Allah korkusuna ve insanlar üzerindeki sorumluluklarına dikmişlerdir. Çünkü onlar yönetimleri esnasında hayatlarını, insanları korumaya, onlara hizmet etmeye ve herhangi bir şahsi çıkardan üstün tutmaya adamışlardır. Oysa bugün, bizim yöneticilerimiz, Bangladeş'teki 140 milyon insanın sıkıntılarının artmasına hiç önem vermemektedirler.

Fehmide Ferhâne Hânım şöyle dedi: Beşerî nizamın gölgesindeki tüm yöneticiler, yönetimi teslim aldıktan sonra şahsi çıkarlarını korumak için kirli siyasi çalışmalar yapmaktadırlar. Aynı husus değişim için yalancı vaatlerde bulunmasının ardından otoriteye gelen koalisyon hükümeti için de geçerlidir. Zira o da otorite tahtına çıkmasının ardından bizzat kirli siyasi işleri yapmıştır. Nitekim bu hükümet, sakinlerin yarısından çoğunun hatta başkent Dakka'da oturanların bile günlük iki öğün yemeğini karşılama hususunda başarısız olmuştur. Dolayısıyla bunlardan milyonlarcası sefalet içerisinde yaşayan evsiz barksız kimseler olup içmek için temiz su bile bulamamaktalar ve kendilerine elektrik ulaşmamaktadır. Ancak hükümetin bakanları, insanların acılarını ve onların ihtiyaçlarını hepten unutmuşlardır. Zira onlar, kendi partilerinin liderlerini, onların ailelerini korumakla ve fakir insanların cebinden bunlara harcama yapmakla meşgul olurlarken insanlara nasıl önem versinler ki?!

Ferhâne Hânım şunu da vurguladı: Ülke yöneticilerinin unutmamaları gerekir ki sadece güvenlik tedbirleri, onlardan birinin hayatını korumak için yeterli değildir. Ayrıca ölümü ve istediğine bağışlayıp istediğinden çekip aldığı hayatı elinde tutan Allah Azze ve Celle'ye itaat etmeleri, O'ndan korkmaları da gerekir.

Son olarak Ferhâne şunları söyledi: Kapitalizm, sadece bizim ülkemizde değil bilakis dünyanın dört bir tarafında ağır bir şekilde başarısız olmuştur. Hükümet, kapitalistlerin ve yöneticiler tabakasının çıkarlarını güvence altına almaktadır ancak insanların hayatını, mallarını ve onurunu, gözetimsizliğe ve ilgisizliğe terk etmiştir! Bu da insanları; bu başarısız nizamı reddetmeye, onu tarihin çöplüğüne atmaya, insanların haklarını koruyacak ve onları acılı ve sefil hayattan kurtaracak olan Hilafet Devleti'nin ikamesi için çalışmaya sevk edecektir.


Fehmide Ferhâna Hânım

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Hanımlar Resmî Sözcüsü

Bangladeş

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER