Cumartesi, 09 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/22
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

“Evliliğin 6 Ay İçinde Feshi!”

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

“Evliliğin 6 Ay İçinde Feshi!”
İleriye Doğru Yasal Bir Kaçış ve Sorunun Kökeniyle Yüzleşmekten Aciz Kalma

 

Haber:

Son zamanlarda sosyal medya platformları ve medya organlarında, hükümetin sunduğu yeni Ahval-i Şahsiye yasa tasarısı hakkında haberler yer almıştır; bu tasarı, evlilik sözleşmesinin tarihinden itibaren 6 ay içinde, kocanın aldattığı veya hile yaptığı (önemli bilgileri gizleme veya gerçek olmayan nitelikler iddia etme gibi) tespit edilmesi halinde ve hamileliğin gerçekleşmemiş olması şartıyla, kadına evlilik sözleşmesinin mahkeme kararıyla feshedilmesini talep etme hakkı tanıyan bir madde içermektedir. (El Arabiya Net)

Yorum:

Kamuoyu ve hukuk uzmanları bu maddenin usulî yönlerini ya da ahlaki sonuçlarını tartışmakla meşgulken, en tehlikeli ve derin boyutu gözden kaçtı: Gençler neden evliliği tamamlamak için aldatmaya ve yalana başvurmak zorunda kalıyor? Çünkü bu yasa, Mısır rejiminin, sorunun köküne inen köklü bir çözüm bir çözüm sunmak yerine, başarısız bir sosyal ve ekonomik sistemin yıkıcı yan etkileriyle başa çıkmak için yaptığı yeni bir geçici yama çözüm girişiminden başka bir şey değildir.

Bugün sözleşmelerde doğruluk için sızlanan devlet, doğruluğu toplumsal bir intihara dönüştüren ortamı yaratan aynı devlettir. İş imkânlarının tıkanmasının, paranın satın alma gücünün çökmesinin ve evliliğin (takı, mihr, müstakil daire, lüks mobilya gibi) gençlerin %90’ının imkânlarını aşan abartılı maddi taleplerle yorucu bir maceraya dönüşmenin; bunun da ötesinde ondan saygın bir toplumsal statü (doktor, mühendis, üniversite profesörü, iş insanı… ve benzeri) talep edilmesinin gölgesinde, özellikle iffet konusunda hassas olan bir genç kendisini, içgüdülerin ateşi ile aşırı şartların duvarı arasında sıkışmış bir halde bulmaktadır. İşte burada, gencin nazarında aldatma, ahlaki bir sapma olmaktan ziyade haramdan kaçıp helale ulaşmak için zorunlu bir manevra haline gelmektedir; bu yüzden genç, bugün acziyetinin ortaya çıkardıklarını yarınki günlerin örteceğini umarak geleceği ya da mal varlığı konusunda yalan söylemektedir.

Bu yeni yasa tasarısı, evliliği ticari bir tedarik sözleşmesi gibi ele almakta ve üründe bir kusur tespit edilmesi halinde malın iadesi (fesih) için bir mekanizma sunmaktadır. Ancak yasa tasarısı, asıl olarak sözleşme ortamını zehirleyenin devletin olduğunu görmezden gelmektedir. Devlet, evliliği bir kamu maslahatı ve kolaylaştırılması gereken biyolojik ve sosyal bir gereklilik olarak gören İslam’ın kendisine farz kıldığı gözetici rolünü yerine getirmek yerine, gençleri maddi toplumsal baskılar ve eşi benzeri görülmemiş ekonomik enflasyon için kolay bir lokma olarak bırakmaktadır; sonra bugün de gelmiş, acı gerçekliklerinden kaçmaya çalıştıkları için onları evlilik feshi yasasıyla cezalandırmaya kalkışmaktadır.

Medyanın göz ardı ettiği ve devletin görmezden geldiği köklü çözüm, ayrılığı kolaylaştırmakta değil, aksine birleşmeyi kolaylaştırmakta yatmaktadır. وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجاً لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ “Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet meydana getirmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.” [Rum 21] İslam’ı ve onun ekonomik ve içtimai sistemlerini aydın bir şekilde düşünenler, hastalığın aslı için köklü bir çözüm ve şifa veren bir tedavi sağlayacak temel kaidelere ulaşacaklardır; buna göre ekonomi politikasının, ihtiyaçların doyurulmasına bakarken toplumun ne üzerine olması gerektiğine dair bir bakış açısı olması gerekir; böylece toplumun üzerinde olması gereken şey, ihtiyaçların karşılanması için bir temel haline getirilmiş olur. Yani her açıdan uyumlu bir toplum isteyen bir devlet, tebaasına bunların olmasını mümkün kılacak şeyleri sağlaması gerekir. Hizb-ut Tahrir, kurulması için çalıştığı Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti'nin anayasa tasarısını belirlerken şu anayasa maddesini koymuştur: Madde-112: Kadında asıl olan, anne ve ev hanımı olmasıdır. O korunması gereken bir namustur.

Hukuk ve anayasa fakihleri, anayasa maddesinin anlamını bildikleri gibi devletin, maddedeki her kelimeye bağlı kalması ve bunu gerçekleştirmek için elinden geleni yapması gerektiğini de bilmektedirler; çünkü “anne” kelimesi, kadının anne olabilmesi için evliliğin kolaylaştırılmasını ve tedavi edilebilir herhangi bir kısırlık durumunun tedavisi için elinden gelenin yapılmasını gerektirir. “Ev hanımı” kelimesi, konutun sağlanmasını ve onun elde edilmesinin kolaylaştırılmasını gerektirir; “Kadın korunması gereken namustur” cümlesi ise devletin, gençlerin iffetlerini korumaları için evlenmelerini mümkün kılmasını gerektirir; tıpkı beşinci Raşid Halife Ömer bin Abdülaziz’in yaptığı gibi; zira o, gençlere şöyle nidada bulunuyordu; “Evlenmek isteyen varsa onu evlendiririz.” İslam'da devlet, sadece başarısız evlilikler için bir “atölye” değildir, aksine bir koruyucudur; dolayısıyla iş ve barınma imkânı sağlayan devlettir; böylece dürüstlüğü mümkün kılmakta ve sözleşmelere vefa gösterilmesini kolaylaştırmaktadır.

“6 ay içinde fesih” yasası, devletin, hükümetinin ve parlamentosunun toplumsal güvenliği koruma konusunda başarısız olduğunu üstü kapalı kabul etmesi demektir. Yani onlar, suç işlendikten sonra evliliğin cesedini tedavi ediyorlar, oysa gerçek suç, genci, insan gibi yaşayabilmek için yalan söylemeye iten sistemdir. Çözüm, aileleri hızla parçalayan yasada değildir; aksine nefisleri yaşatan ve iffeti kolaylaştıran bir sistemdedir; yani doğruluğu, rızkı ve evliliği ulaşılması için aldatmayı gerektiren hayaller değil, güvence altına alınmış haklar haline getirmek için İslam’ı kâmil bir şekilde uygulayan bir sistemdedir!

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...

Acıların Üstüne Eklenen İhlaller… Görmezden Gelinemez!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Acıların Üstüne Eklenen İhlaller… Görmezden Gelinemez !

 

Haber:

Filistin Uluslararası Maratonu'nun başlangıcı. (Ma'an)

Yorum:

Zilletin, ihanetin ve acizliğin yaralarıyla acı çekenlerin, Müslüman ülkelerdeki taviz verenlerin ve değersizlerin kayalıklarına çarpması eksik olmayacağı gibi, insanların karşı karşıya kaldığı acil ve karmaşık sorunların çözümlerini canlandırmak için çalışan birinin de, onu bundan engelleyecek kimseyle karşılaşması eksik olmayacaktır.

Hakeza Rabbani metot sayesinde tüm krizlerin kurtuluş yolunu idrak eden ve bilen ve bunları İslam’ın, onun hakikatinin ve davasının gerekliliğiyle ilgili konular haline getiren bir kimse, bunlar karşısında, bu hayatın İslam'ın, adaletinin ve etkili çözümlerinin gölgesine geri dönmesi ya da onu savunurken ölmek ve bu ideoloji üzerinde sebat etmek için hayat ve amel yolunu benimser; böylece bilincini arındırır ve bu saflığı tüm Müslümanlara aktarmak için yayar. Bu saflığın, iktidar ve liderlik ehlinden galip gelenlerin sıfatının gerçekleşmesi için talep edilen iman konumundan sapmasını önleyen engel ve afetlerden kurtuluşa erişmesine bağlı kalır. Eğer basiretiyle bunları aşabilirse, arkasından bu yolda kurtuluşu umarak yürüyenleri ve daha az anlayışa ve basirete sahip olanları düşürecek tek bir taşın kalmasına dahi tahammül edemez. Dolayısıyla kötülüğü inkar eder ve hakikat açıkça ortaya çıkıp talep netleşinceye ve dua için yükselen ellerden başka eller, kalbin doğruluğunu ve basiretin selametini tercüme eden bir dil gibi temizleninceye kadar kötülüğe karşı sessiz kalmaz.

Bu nedenle bu maraton gibi art niyetli kişilerin koyduğu bir kayayı geçiştirmeyeceğiz ve geçiştirmememiz de gerekir; zira bunlar, sahiplerine geri dönen bir duygu olduğu gibi aynı zamanda hayal kırıklığına uğrayanları kuşatan ve habis hedefini ve aşağılık gayesini fark ettiklerinde onların hayal kırıklıklarını daha da artıran bir hiledir. Bunu ortaya koyan da buna itiraz etmemektedir; çünkü bunun dinle bir ilgisi olmadığı gibi kötü niyetli kişilerin terörizm olarak nitelendirdiği bir grubun insani çabasından doğan Sumud Filosu hibesiyle karşılaştırıldığında da dinle hiçbir ilgisi yoktur!!

Müslümanların meselesi, suçlu düşmanları tarafından maruz kaldıkları ihlallerin ortaya çıkmasının ardından net bir hal almıştır; zira bu düşmanlar, halklara, işgalciye hizmet ettikleri ve onların egemenliği altında kalmaya razı oldukları sürece eziyet görmeyeceklerini ve düşmanların cezalarından etkilenmeyeceklerini göstermek için bu alçakça faaliyetlere teşvik etmektedirler!

Ancak zulmün ateşiyle kavrulmuş ve her türlü acıyı tatmış birinin bu davası ve sömürgeci kafirler ve onların kendi cildimizden olan ajanları aracılığıyla ahlak yok edilerek, namuslar ihlal edilerek, haya çiğnenerek ve yozlaşma yayılarak marjinalize etmeye ve küçük düşürmeye çalıştıkları Müslümanların davaları nasıl olur da yüzüstü bırakılabilir?!

Müslümanların hayati davasını gizlemeye çalıştılar ve ümmetin evlatlarını en önemli görevlerinden ve farzlarının tacından uzaklaştırdılar. Bu yüzden cihad ilan ederek Aksa'yı ve esirleri kurtaracak ve sadece Filistin’de değil, aksine doğusundan batısına kadar tüm dünyadaki iffetli Müslüman kadınların namusunu koruyacak kalkan bir İmamın arkasında saf tutacak, Müslümanlar için birleşik bir devlet kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışmak gerekir. Her kim bu azim amele muhalefet ederse, kendi hevasını ilah edinmiş, şeytana itaat etmiş, onu dost edinip sömürgeci kâfir efendisinin planlarına boyun eğerek şeytana açıkça bir yetki vermiş olur.

Bugün bu çöküş maratonun eşiğinde durup soruyoruz; çabası güzel olan bir Müslüman, nasıl olur da damarlarındaki kan kaynamadan, onları bir çekirdek gibi çitleyip atmadan ve bunların arkasındaki niyetin çirkinliğini ve kötülüğünü ortaya koymadan bu fiilleri geçiştirebilir. Aksi takdirde Allah korusun bu fiiller alışılmış ve kabul edilir bir husus haline gelir ki böylece de çirkin olan alışılmış bir hale gelirken, doğru olan ise kaldırıp atılan yabancı ve istenmeyen bir şey haline gelir!

Onların faaliyetlerine, onlara, onlara yardım edip itaat edenlere lanet olsun.

Müminlerin annesi Zeyneb binti Cahş’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün büyük bir telaş ve endişe içinde, yüzü kıpkırmızı olmuş bir halde odadan çıktı ve şöyle buyurdu: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِنْ شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ، فُتِحَ الْيَوْمَ مِنْ رَدْمِ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مِثْلُ هَذِهِ، وَحَلَّقَ بِإِصْبَعِهِ الْإِبْهَامِ وَالَّتِي تَلِيهَا»، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَهْلِكُ وَفِينَا الصَّالِحُونَ؟! قَالَ: «نَعَمْ إِذَا كَثُرَ الْخَبَثُ “ La ilahe illallah! Yaklaşan bir şerden dolayı vay Arabın haline! Bugün Yecüc ve Mecüc’ün seddinden şu kadar (açıldı) diyerek başparmağı ile şehadet parmağını birleştirerek halka yaptı .” Dedim ki: Ey Allah'ın Rasulü! İçimizde iyiler (salihler) olduğu halde biz helak olur muyuz? Bunun üzerine şöyle dedi: “Evet, pislik (fesat ve günah) çoğaldığı zaman.“ Yani günahlar çoğaldığı zaman helak genel olur demektir; la havle vela kuvvete illa billah.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Zübeyde Ümmü Osman – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Sert Gerçeklik İle Davetin Nabzı Arasında

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Sert Gerçeklik İle Davetin Nabzı Arasında

 

Davet taşıyıcısının önündeki gerçeklik (vakıa) taşlaştığında, donukluk sadece dışarıda kalmaz, aksine onun gölgesi içeriye, yani bir zamanlar umutla dolup taşan kalbe kadar uzanır ve kalp, şu yorucu sorularla ağırlaşır: Sözün bir etkisi var mı? Sesin bir yankısı var mı? Yoksa rüzgâr her nidayı yutup götürüyor mu?

Davet, özünde insanlarla çatışmaktan ziyade, zamanla bir çatışmadır; zira davet taşıyıcısı, nurunu göstermek isteyen bir fikri taşır. Oysa gerçeklik bazen serttir ve kolayca karşılık vermez. Ancak uzun bir sabır ve kapının tekrar tekrar çalınması sonrasında kapılar açılır. İşte tam burada, değişim arzusu ile donukluğun gerçekliği arasındaki bu mesafeye, sanki bir duman gibi sinsi sinsi umutsuzluk sızmaya başlar; ilk başta görülmez ama yerleşince ruhu boğar.

Ancak umutsuzluk, hakikatinde davanın başarısızlığının bir delili değildir; aksine davet taşıyıcısının, davetin sonuçlarına olan aşırı bağlılığının bir göstergesidir. Bu da meyveyi vaktinden önce görmek isteme arzusunun bir başka yüzüdür. Ama hayatın yasaları bireylerin arzularına boyun eğmez; aksine daha derin bir ritme göre ilerler. Öyle ki tohumlar yüzeye çıkmadan önce gizlice filizlenir.

Davet taşıyıcısının karşı karşıya kaldığı en tehlikeli şey, insanların reddetmesi değildir, aksine görevini anlık karşılık vermeye indirgemesidir. Oysa davet, acil sonuçlarla ölçülen bir pazarlık değildir; aksine bilince ekilen bir risalet olup zamanı gelene kadar gizli kalmaya devam edebilir. Zira nice sözler vardır ki bir gaflet içinde kabul edilmiş olup geç bir uyanışla meyve vermiştir. Nice durumlar da vardır ki sahibi onu geçici sanmıştır, oysa bu durum, başkalarının hayatında bir dönüm noktası olmuştur.

Gerçeklik taşlaştığında, gözden geçirilmesi gereken ilk şey, risaletin doğruluğu değildir, aksine aracın esnekliğidir; zira canlı fikir ölmez, ancak onun yeni bir üsluba, farklı bir girişe ya da insanlara daha yakın bir kalbe ihtiyacı olabilir.

Kalpler zorla açılmaz, aksine yumuşaklıkla kazanılır; zorlamayla yönlendirilmez, aksine hikmet ve güzel öğütle ikna edilir.

Sonra davet taşıyıcısı, ne kadar ihlaslı olursa olsun, sonuçlardan değil, tebliğ etmekten sorumludur. İşte bu hakikat nefiste yerleştiğinde, nefsi beklentilerin ağırlığından kurtarır ve ona yeniden niyetin saflığını kazandırır. Böylece davet taşıyıcısı, artık etkisini görmek için amel etmez, aksine bizzat amelin ibadet olduğuna ve her samimi çabanın, hiçbir şeyin zayi olmayacağı bir terazide yerini bulacağına iman eder.

Bu nedenle umutsuzluk yolun sonu değildir; aksine bir uyarı durağı ve kalp ile akıl arasında, coşku ile hikmet arasında ve umut ile sabır arasında yeniden denge kurmaya yönelik bir davettir. Eğer davet taşıyıcısı bu anı aşmayı başarabilirse, bu durumdan yolun doğasını daha derin ve daha iyi anlayarak çıkacaktır.

Gerçeklik taşlaşabilir ancak sonsuza dek bu şekilde kalmaz; zira bugün katı görünen şey, yarın sabırla düşmeye devam eden bir su damlasının etkisi altında çatlayabilir. Sonuç olarak davet taşıyıcısı; hacmi küçük ama sebat ettiğinde etkisi büyük olan o damladan başka bir şey değildir.

Bu nedenle umutsuzluk, zorla kovulmaz, aksine kesinlik (yakîn) ile erir; çünkü hak bakidir, çünkü doğru söz ölmez ve çünkü yol -ne kadar uzasa da- sonsuz değildir.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak

Devamını oku...

Siyasi İradenin Yokluğu

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Siyasi İradenin Yokluğu

 

Haber:

Türkiye, Saha Savunma Fuarı'nda “Yıldırımhan” adlı ilk kıtalararası balistik füze sistemini tanıttı. Türkiye Savunma Sanayii Ajansı, "Türkiye'nin kıtalararası balistik füzeler üreten az sayıdaki ülke arasında yerini aldığını" söyledi. (Sky News, 05/05/2026)

Yorum:

Bir Müslümanın, bu tür haberleri duyduğunda ve ümmetinin kabiliyetlerini, askeri cephaneliğini geliştirdiğini, güç ve heybetinin arttığını gördüğünde sevinmemesi mümkün değildir; ancak Müslüman, bu yeteneklerin arkasında duranların ve bunları kullanma ya da harekete geçirme konusunda karar sahibi olmayan ve bunları yalnızca askerî gösterilerde ya da Müslümanları vurmak için devreye sokan liderlikler olduğunu fark ettiğinde bu sevinç, çok geçmeden yürek acısına ve üzüntüye dönüşmektedir. Siyasi ve egemenlik kararları sömürgeci kafir Batı tarafından elinden alınan bu liderlikler sadece Türkiye'de değil, ne yazık ki tüm Müslüman ülkelerde bulunmaktadır. Bakın işte nükleer güce sahip Pakistan, muktedir olmasına rağmen Keşmir'i kurtarma kararı alamamaktadır. İşte Mısır... güçlü ordusuna rağmen Gazze'deki halkımızı savunmak için kılını dahi kıpırdatmamaktadır; mübarek Filistin'in topraklarının tamamını kurtarmaktan bahsetmeye bile gerek yoktur... Hakeza Müslüman ülkelerdeki mevcut tüm zararlı ülkeler, ordularını harekete geçirmemekte ve silahlarını sadece gösteriler yapmak, halklarına zulmetmek ya da ülkemizde konuşlanan sömürgeci kafir Batı'nın üslerini savunmak için kullanmaktadır. Amerika’nın üslerini bugün Körfez ülkelerinin, sömürgeci Amerika’nın üslerini İran'ın füzeleri ve insansız hava araçlarından korumak için yaptıkları gibi.

Evet, İslam ümmetinin kapasitelerinin onda biri bile, mübarek Filistin topraklarını ve işgal altındaki diğer Müslüman ülkeleri kurtarmak, hatta sömürgeci kafirleri kendi yurtlarına kadar takip etmek için yeterlidir; ancak siyasi iradenin yokluğunda bu kapasiteler, Allah Azze ve Celle'yi, O'nun Rasulü'nü ve müminleri razı edecek şekilde kullanılmasının önündeki bir engel olarak durmaktadır.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Velid Belibel

Devamını oku...

Amerika, Irak Hükümetinin Kurulmasında Kalın Bir Sopa Gösteriyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Amerika, Irak Hükümetinin Kurulmasında Kalın Bir Sopa Gösteriyor

 

Haber:

ABD Dışişleri Bakanlığı, Cuma günü, İran’daki rejime bağlı silahlı grupların bir sonraki Irak hükümetine dahil olmasını reddeden tutumunu yineledi ve aynı zamanda bu gruplar ile devlet arasındaki ilişkiyi çevreleyen belirsizliği eleştirdi.

“NBC News” ağının ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkiliye atıfta bulunarak aktardığına göre, söz konusu yetkili şunları söyledi: Irak devleti ile İran'a bağlı milisler arasında şu anda net bir ayrım bulunmamakta olup bu da başbakan adayı Ali el-Zeydi'nin kurması beklenen yeni Irak hükümetini, bu gruplarla ilişkilerini kesmeye teşvik etmektedir.

Yetkili, Irak’ın gelecek hükümetinden, milislerin hükümetin bir parçası olmadığını belirten açık bir bildiri yayınlaması çağrısında bulunmuş ve Şubat sonundan 8 Nisan’da ateşkesin yürürlüğe girmesine kadar bölgede yaşanan askeri çatışmalar sırasında Irak’taki ABD tesislerinin 600’den fazla saldırıya maruz kaldığını vurgulamıştır.

Yorum:

Washington’un Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’ye verdiği destek, mutlak bir kabul ve hoş geldin niteliğinde değildir; aksine el-Zeydi'nin hükümetini kurmaya ve görevleri dağıtmaya çalıştığı bir zamanda el-Zeydi’nin Washington’un dayatmalarına ne ölçüde boyun eğeceğine bağlıdır. Bakanlıklar, Amerika’nın müdahalesinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın 7/5/2026 Perşembe günü Irak Petrol Bakan Yardımcısı Ali el-Bahadili’ye, “İran rejimi ve milisleri lehine Irak petrolünün aktarımını kolaylaştırmak için görevini kötüye kullanmak” suçlamasıyla yaptırım uygulamak için geldiğini duyurmuştur. Bu karar, Washington merkezli enerji uzmanlık platformu (Energy Platform) tarafından aktarılan bilgilere göre, Ali Zeydi hükümetinde yeni Irak Petrol Bakanı pozisyonu için rekabetin bakanlık içindeki koridorlarda yoğunlaştığı ve Ali el-Bahadili lehine güçlü bir eğilim olduğu yönündeki bilgilerin ardından gelmiştir.

Sadece bu da değil; zira Şafak Haber Ajansı şu metni belirtmiştir: “Ekonomi uzmanı Ziyad El-Haşimi, ABD Hazine Bakanlığı’nın şu ana kadar ilan edilmemiş beş Irak bankası ve elektronik ödeme şirketine yaptırım uyguladığına dair sızan bilgileri ortaya çıkarmıştır. Ekonomi uzmanına göre bu yaptırımlar bu kez, Irak kamuoyunun kışkırtılmasından ve döviz kurlarının etkilenmesinden korkulduğu için Irak Merkez Bankası'nın talebi ve düzenlemesi üzerine (kulislerin arkasında), resmi bir açıklama yapılmadan ve kamuoyundan uzak bir şekilde gelmiştir.”

Bu nedenle Irak Başbakanı'nın hükümetini kurma görevinin kolay değil, aksine son derece zor bir görev olduğunu söyleyebiliriz; zira bu görev, büyük ve İran yanlısı blok olarak görülen Koordinasyon Çerçevesi'nin çıkarları ve ABD'nin sopası altında yürütülmektedir.

Bu veriler ışığında Irak sorununun tek bir çözümü vardır; bu da Amerika’nın hegemonyasından kurtulmak ve siyasi kararlarında bağımsızlığını kazanmaktır; bu ise kendi kararlarını bile alamayan siyasi bir bloktan beklenemez; aksine yaratıcı müdebbir olan Subhanehu ve Teala'nın farz kıldığı siyasi sistemin uygulanmasını ilan etmeleri ve şerefli İslam ümmetinin ve onun azim devletinin bir parçası olmaları için Irak halkının İslami kimliğini geri elde etmesi, bu siyasi klikten kurtulması ve işgalci Amerika'nın dayattığı siyasi sistemi söküp atması gerekir. İşte sadece o zaman bu ümmet siyasi kararlarına sahip olabilir ve iç ve dış işlerine müdahale etmeye tevessül edenlerin elini kesebilir; bu ise aziz olan Allah'a hiç de zor değildir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Et-Tâi – Irak

Devamını oku...

Ahlaksızlık, Alçaklar Zümresinin Ayrılmaz Bir Özelliğidir... Buna Örnek Ürdün Rejimidir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Ahlaksızlık, Alçaklar Zümresinin Ayrılmaz Bir Özelliğidir... Buna Örnek Ürdün Rejimidir

 

Haber:

Amman’daki beşinci Ürdün-Kıbrıs-Yunanistan üçlü zirvesinin sonuç bildirisinin altıncı ve yedinci maddelerinde, iki devletli çözüme vurgu yapılmış ve Kudüs’teki mukaddesatlar üzerindeki Haşimi vesayetine tam destek verilmekle birlikte Yahudi varlığının Batı Şeria’daki tek taraflı uygulamaları kınanmıştır. (Roya News)

Yorum:

Ürdün rejimi, artık modası geçmiş ve sahadaki gerçeklikler ve olaylar tarafından geçersiz kılınmış aynı eski plağını tekrar etmeyi sürdürürken, aynı zamanda da Müslümanları Filistin meselesine yönelik doğru ve şerî çözümden saptırmak için İslam’ın ve Müslümanların düşmanları olan kâfir Batı ve Yahudilerle aynı safta yer alarak ahlaksızlığını teyit etmiştir.

Filistin meselesinin, Müslümanların duygularını harekete geçiren ve fikirlerini birleştiren İslami bir mesele olduğu ve bu meselenin çözümünün ise ancak Yahudileri oradan söküp atmak ve Filistin'i İslam ümmetinin bağrına geri döndürmek için orduları harekete geçirmekle olacağı ve İslam ümmetinin sadık askerlerinin harekete geçmesini engelleyen tek şeyin de iplerini, varlıklarını ve bekalarını kafir Batı'dan alan Müslüman ülkelerdeki Ruveybida yöneticiler olduğu artık tüm Müslüman için açık bir hale gelmiştir.

Ey Ürdün Ordusu'nun yiğitleri: daha ne zamana kadar Allah'a, Rasulü'ne ve İslam ümmetine ihanet eden bu rejimin emri altında kalmaya devam edeceksiniz?!

Allah'ın izniyle sizler, bu şeytani filizi bir saat içinde kökünden söküp atmaya ve Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İsra'sını kurtarmaya muktedirsiniz. Sizlerin tek yapması gereken şey, bu hain işlevsel rejimle olan iplerinizi koparıp onları Allah Celle Celaluhu'ya bağlamaktır. İşte o zaman, göklerin ve yerin sakinlerinin razı olacağı bir cihadda İslam ümmetinin sizinle birleştiğini göreceksiniz.

Öyleyse işinizde kararlı olun, Sa'd ve Useyd Radıyallahu Anhum gibi Allahu Teala'nın ve O'nun dininin Ensarları olun ve şöyle buyuran Allahu Teala'nın vaadine güvenin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

İran'daki Müslümanların, Hilekâr Amerika İle Yapılan Müzakereleri Reddetmeleri Gerekir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İran'daki Müslümanların, Hilekâr Amerika İle Yapılan Müzakereleri Reddetmeleri Gerekir

 

Müzakerelerin, hilekâr bir devletin savaş alanında gerçekleştiremediğini gerçekleştirdiği söylenilmektedir; o halde İranlı Müslümanlar Amerikalıların taleplerinde aşırıya kaçtıklarını, tutumlarında değişkenlik gösterdiklerini ve aldatma uygulayıp açıkça yalan söylediklerini defalarca açıklamışlarken, İslam ümmetinin ABD’nin İran’la olan müzakere girişimlerine nasıl bakması gerekir?

Birincisi: Bizzat müzakereler konusu

Sömürgeci Batılı güçler, savaş alanında yenilginin eşiğine geldiklerinde müzakereleri kullanmaktadırlar. İslam ümmeti, Afganistan meselesinde, özellikle de terörle mücadele bahanesi altında Amerika'nın Pakistan ile Afganistan arasındaki ilişkileri denetlemesiyle ilgili olan hain Doha anlaşmalarını unutmamalıdır. Nitekim bu, iki Müslüman halk arasında silahlı çatışmalara yol açan müdahaleler silsilesiydi ve bu silsile bugün hâlâ sona ermiş değildir; zira Trump, Amerika'nın Bagram Hava Üssü üzerindeki kontrolünü yeniden ele geçirme hedefini alenen açıklamıştı. Böylece Amerika'nın yirmi yıl süren savaşa ve Afganistan'a karşı büyük bir Batı ittifakı ve büyük saldırıya rağmen Afganistan Müslümanlarını boyun eğdirmede başarısız olmasının ardından, aşağılayıcı bir şekilde çekilmesinden sonra çıkarlarını korumak için Taliban ile müzakereler düzenlemek üzere Müslümanların başındaki yöneticilere başvurmuştu.

İkincisi: Savaş alanındaki başarısızlığın, Amerika’yı müzakereye zorlaması

Somali, Afganistan, Irak ve şimdi de İran’daki savaşlar, askerlerinin korkaklığı nedeniyle felce uğramış olan Amerika’nın gerçek askeri kapasitesini ortaya çıkarmıştır. Trump savaşın dört gün süreceğini bekliyordu ancak İran’ın direnmesi beklentilerini altüst etmiş ve bu da onu, ilan edilmiş zaman çizelgelerini, hedefleri ve aşamaları değiştirmeye itmiştir. İran’a karşı savaşın stratejik hedefi, on yıllardır Amerika’nın yörüngesinde dönmesinin ardından İran’ı, Amerika’nın çıkarları uğruna kendi çıkarlarından fedakârlık eden tabi bir devlet haline getirmektir. Ancak Trump feci şekilde başarısız olmuştur; zira savaş, İran’daki halkımızı orduların etrafında birleştirmiş ve askeri liderlik karar alma dizginlerini üstlenmeyi başarmıştır. Bu nedenle her zaman olduğu gibi Amerika, savaşla gerçekleştirmekten aciz kaldığı stratejik hedefleri gerçekleştirmek ya da ikinci bir askerî saldırı başlatmak için zaman kazanmak amacıyla müzakerelere başvurmuştur.

Üçüncüsü: Avrupa’nın geri çekilmesi, Amerika’yı müzakereye zorlamıştır

Trump, Avrupa’daki geleneksel Amerikan müttefiklerinin, uygun zamanda asker ve savaş gemisi konuşlandırmayı reddetmelerinin ve yanı sıra üslerini kullandırmayı da reddetmeleri nedeniyle duyduğu hoşnutsuzluğu defalarca dile getirmiştir. Trump, 1990 yılında baba Bush'un Irak'a karşı ve 2001 yılında da oğul Bush'un Afganistan'a karşı yaptığı gibi, İran'a karşı büyük bir Batı ittifakı kurmayı hayal ediyordu. Ancak bu ittifak gerçekleşmemiş; aksine İngiltere öncülüğündeki Avrupa, ABD’nin gerekçelerini, anlatılarını ve yönlendirmelerini zayıflatmak için harekete geçmiştir. Ayrıca kayda değerdir ki Rusya ve Çin, Amerika’nın uzun bir bataklıkta yıpranmasından faydalanmaktadır; tıpkı Amerika’nın Rusya’yı Ukrayna’da yıprattığı ve Çin’in çevresinde rekabet ve çatışma odaklarını alevlendirdiği gibi.

Dördüncüsü: İran’da askeri liderliğin işlerin yönlendirilmesi üzerindeki hâkimiyetinin sürmesi ve müzakerelerin de siyasi liderliğin güçlenmesine izin vermesi

Trump’ın siyasi liderlik içinde İran’ı Amerika’ya tabi hâle getirmeye hazır olan adamları vardır; bu yüzden üst düzey lider kadroyu hedef alan sınırlı bir darbenin, kendi adamlarının dolduracağı bir boşluk oluşturmaya yol açacağını umuyordu. Ancak askeri liderlik kararın dizginlerini üstlenmiş olup nükleer kapasite ile Hürmüz Boğazı’nın kontrolü gibi hayati güvenlik konularında taviz vermeye hazır değildi. Ayrıca uzun ve düşük yoğunluklu olsa bile savaşın devam etmesi, askeri liderliğin kontrolünü güçlendirecektir. Bu nedenle Amerika, Trump’ın siyasi liderlik içindeki adamlarına ülkenin gidişatını yönlendirme fırsatı sağlamak için müzakere kapılarını açmaları amacıyla Müslümanların başındaki yöneticilerden yardım almıştır. Bu yüzden İran basınının, siyasi figürler ile üst düzey askerî liderlik arasındaki gerilimleri ifşa etmesi şaşırtıcı değildir.

Beşincisi: Çatışmanın gerçeği, meşru bir şekilde uzlaşmaya ulaşmaya çalışan iki taraf arasındaki bir anlaşmazlık değildir; aksine hakları gasp eden bir saldırgan ile meşru hak sahipleri arasındaki bir çatışmadır

Amerika’nın, İslam ümmetinin işlerine müdahale etme, stratejik deniz geçitlerini kontrol etme ya da onun savunma veya hatta saldırı askeri kapasitesini geliştirme konusunda hiçbir hakkı yoktur; zira Amerika öncelikle İran’daki halkımızın haklarını elinden almak ve onların kutsallarını ihlal etmek için savaşı kullanan bir saldırgan olup, şimdi de aynı hedefi gerçekleştirmek için hilekâr müzakereleri kullanmaktadır. Buna göre ümmetin Gazze’deki halkını destekleme konusunda başarısız olmasının ve onları, tehcir, silahsızlandırma ve işgalin genişletilmesini dayatmak için kullanılan müzakerelere terk etmesinin ardından İslam ümmetinin vacibi, saldırgana karşı askeri olarak İran’daki halkımızın yanında durmak ve onun saldırganlığını püskürtmektir. İslam ümmetinin bu günahkâr ihmali sürdürmemesi gerekir; aksine İranlı Müslümanları, aldatıcı saldırganla müzakereleri reddetmeye teşvik etmesi ve ordularına, düşmanlara karşı Müslüman ordularını birleştirip düşmanları feci bir yenilgiye uğratacak olan İkinci Raşidi Hilafeti kurmalarını emretmesi gerekir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ إِلَى جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمِهَادُ “(Rasulüm!) İnkâr edenlere de ki: Yakında mağlup olacaksınız ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası kalınacak ne kötü bir yerdir!” [Al-i İmran 12]

Ey İslam ümmeti: Hizb-ut Tahrir, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için ordularınızdan nusret talep etmektedir; o halde Silahlı kuvvetler içindeki çocuklarınıza, kardeşlerinize, babalarınıza ve dedelerinize ulaşmaları için onun gençlerine kapıları açın.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ “Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulü’ne icabet edin. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Müslümanların Başındaki Yöneticiler, Yahudi Varlığının Can Damarlarıdır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Müslümanların Başındaki Yöneticiler, Yahudi Varlığının Can Damarlarıdır

 

Haber:

Yahudi varlığının başkanı İzak Herzog, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım-Cömert Tokayev’in daveti üzerine 27-28 Nisan 2026 tarihlerinde başkent Astana’da resmî bir ziyarette bulundu.

Ziyaret sırasında, iki taraf arasında resmi ve ikili görüşmeler gerçekleştirildi ve bu görüşmelerde bir dizi siyasi, ekonomik ve teknik konular ele alındı. Bunların en önemlileri şunlardır; iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesi, teknoloji ve yapay zeka alanlarındaki ortaklığın genişletilmesi, ulaştırma ve sivil havacılık sektörlerinde işbirliğinin geliştirilmesi, doğrudan uçuşların başlatılması olasılığının araştırılması, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının ele alınması, siyasi ve diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesi, İbrahim Anlaşmaları ve bölgesel işbirliğinin geleceği hakkındaki görüşmeler. Ayrıca taraflar, ikili ilişkilerin geliştirilmesinin ve stratejik işbirliği için yeni ufuklar açılmasının önemini vurguladılar.

Bazı kaynaklarda Kazakistan'ın Yahudi varlığına büyük miktarda petrol ihraç eden ülkeler arasında yer aldığı belirtilmektedir.

Gündeme getirilen en önemli konulardan biri de Kazakistan’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılması olmuştur; Yahudi varlığı bunu, büyük bir diplomatik başarı olarak görmektedir. (Akorda Kazakistan)

Yorum:

Yahudi varlığı kurulduğundan beri bölgedeki ülkeleri kendi halinde bırakmamış ve herhangi bir ülkeyle savaşa girdiğinde de kısa sürede galip gelmiştir. Acaba gerçekten o, bu kadar muazzam bir güce mi sahip? Ve bu gücü nereden alıyor?

Birçok kişi, Yahudi varlığının ABD ve Avrupa ülkelerinden maddi, askeri ve teknik destekle birlikte istihbarat bilgisi de aldığı için güçlü olduğunu düşünmektedir.

Ancak gerçek şu ki, Müslümanların başındaki yöneticiler, belki Amerika ve Avrupa’dan daha çok Yahudi varlığını destekliyorlar; zira onlar, Yahudi varlığının saldırılarına maruz kalan Müslümanları yardımsız bırakıyorlar, hatta Yahudi varlığına ihtiyaç duyduğu gıda, petrol ve enerji kaynaklarını da sağlamaya devam ediyorlar. Bundan daha da kötüsü ise, onu siyasi olarak destekliyorlar ve dostluk ve işbirliği teklifinde bulunuyorlar.

Eğer bu ihanetler olmasaydı, Yahudi varlığı gerçekten kurulabilecek miydi acaba?

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Hadi

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER