Cumartesi, 09 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/22
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Evimizdeki Yılan!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Evimizdeki Yılan!

 

Müslüman ülkeler, ABD ve Yahudi varlığı tarafından arka arkaya saldırılara maruz kalmaktadır. ABD'yi Müslüman ülkelerden ayıran engin okyanuslar varken bu nasıl mümkün olabilir?!

Amerika, ülkemizde bulunan üsleri, büyükelçilik kılığında gizlenmiş gözetleme merkezleri, onun emirleri doğrultusunda gece gündüz çalışan Müslümanların başındaki yöneticilerden oluşan ajanları ve ülkemizdeki ileri karakolu olan Yahudi varlığı sayesinde bize saldırabilmektedir.

Amerikan altyapısı, bizleri defalarca sokacak olan evimizde bir yılandır. Amerika ülkemizde olduğu sürece güvenliği, huzuru ve refahı asla bilemeyeceğiz; öyleyse neden onu parçalamıyoruz?

Gazze halkı, Yahudi varlığının yenilmez bir güç olduğu iddiasının sahteliğini ortaya çıkardığı gibi İran da, Amerika’nın benzer iddiasının sahteliğini ortaya çıkarmış olup, tüm İslam ümmeti ise Amerikan sömürgeciliğini ve despotizmini reddetmektedir.

Artık İslam ümmetinin, evimize sızmış bir yılan olan Amerikan altyapısını söküp atacak Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmasının zamanı gelmiştir.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Ümmetin Paralarının, Ona Karşı Komplo Kurmak İçin Çarçur Edildiği Görüşmeler!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Ümmetin Paralarının, Ona Karşı Komplo Kurmak İçin Çarçur Edildiği Görüşmeler!

 

Haber:

Dışişleri Bakanı Dr. Bedir Abdulati, bugün Kahire’deki Dışişleri Bakanlığı binasında, Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad eş-Şeybani ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi; bu, Suriyeli bir yetkilinin bu düzeyde Mısır’ın başkentine yaptığı ilk resmi ziyaret olmuştur. Görüşmelerde, çeşitli alanlarda ikili ilişkilerin güçlendirilmesinin yolları ele alınmış, Suriye’deki istikrarı destekleme ve yeniden inşa çabalarına yardımcı olma mekanizmaları görüşülmüş; bununla birlikte Suriye’nin kurumlarının, birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasının önemi vurgulanmış ve ülkenin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahale reddedilmiştir; ayrıca ortak ilgi alanına giren bölgesel ve uluslararası meseleler konusunda yakın koordinasyon ve istişarenin sürdürülmesi konusunda da mutabık kalınmıştır. (SANA Haber Ajansı)

Yorum:

İnsan, Müslümanların başındaki yöneticilerin görüşmelerinin ardındaki dürtüler konusunda adeta şaşkına dönüyor; zira bu görüşmeler, ümmetin gerçek meselelerinden çok ama çok uzaktır; dahası sadece ümmetin parasının çarçur edildiği törenler, geziler ve ziyaretlerden ibaret olan ve tadı ve kokusu olmayan marjinal konulara odaklanmaktadır; tabi bu görüşmeler, bu yöneticilerin halklarının önünde açıklamaya cesaret edemedikleri bir komplo değilse.

Bu görüşmeler, savaşlar ve çatışmalar, jeopolitikte değişim ve ümmetin farklı ülkelerinde hedef alınması gibi bölgenin zorlu bir dönemden geçtiği bir zamanda gerçekleşmektedir. Ama bu konular hakkında hiç konuşulmadığı gibi bu konudaki görüşmelerin sonuçları da hiç zikredilmemiştir; ancak bu görüşmeler, onların şu sözleri gibi, medyanın basmakalıp bir girizgâhından ibarettir: “…Ayrıca ortak ilgi alanına giren bölgesel ve uluslararası meseleler konusunda yakın koordinasyon ve istişarenin sürdürülmesi konusunda da mutabık kalınmıştır!”

Mısır politikasındaki, açık düşmanlıktan ya da temkinli bekleyişten kurumsal kucaklamaya doğru yaşanan dönüşüm, uluslararası sistemin, ajanlık, karşıt devrim ve korku duvarını yeniden inşa etme konusunda uzun bir deneyime sahip olan bölgesel vekil bulma arzusunu yansıtmaktadır. Bu alanda, ruhunu dar çıkarların eşiklerinde bırakmayı seçen yeni iktidarın trajedisi öne çıkmaktadır; zira fedakârlıkların rahminden doğan iktidar, zamanla değerler açısından hareketsiz bir siyasi bedene dönüşmüş olup, egemenlikten vazgeçmeyi ve tıpkı kesildikten sonra derisinin yüzülmesi kendisine zarar vermeyen bir koyun gibi derisinin yüzülmesini tam bir soğukkanlılıkla kabul etmiştir. Nitekim ayakları çarpık bir koltukta kalmak karşılığında ilk akidevi çıkış noktalarından (Bu Allah içindir, Bu Allah içindir) tavizler verince, ruh bedenden ayrılmış; böylece mevcut Suriye rejimi, direnişin acısını göstermeksizin, finansörlerin ve egemenlerin arzularına göre şekillendirilen siyasi bir bedene dönüşmüştür.

Ancak buna karşılık, bedelini kanıyla ve onuruyla ödeyen ve devrimin ruhu hâlâ damarlarında dolaşan canlı bir halk desteği devam etmektedir. Kahire ve Şam’daki siyaset mimarları için en büyük meydan okumayı temsil eden bu halktır; bu yüzden bu canlı halkın doğrudan derisinin yüzülmesi yeni bir çığlık ve patlamaya yol açacağından dolayı, siyasi uyuşturucuya başvurmak kaçınılmaz olmuştur. Bu uyuşturma, insanları, uluslararası düzenin şartlarına boyun eğmenin siyasi zeka ve bölgesel devletlere bağımlı olmanın ise stratejik işbirliği olduğuna inandırmayı hedeflemektedir; oysa gerçek şu ki bu dozlar, devrimin üyelerini çalmayı ve devrimcilerin nefislerinden hâlâ canlı olan sabitelerini parçalamayı hedeflemektedir. Zira onlar, derinin yüzülmesi işlemi tamamlanmadan hastanın uyanmasından korkuyorlar, bu yüzden Nübüvvet Minhacını hatırlatan ya da Raşidi Hilafeti talep eden her sesi boğmak için bu üşüşmeleri görmekteyiz; zira çıkış noktaları, onların yapay sınırlarını ve iğrenç bağımlılıklarını tanımayan yeni bir şafağın doğmasından korkan sömürgeci dünya düzeni varlığını, özellikle de Amerika ve onun ajanlarını sarsmıştır.

Resmi olarak formüle edilen bu haber, kapalı kapılar ardında yürütülen sistemli evcilleştirme sürecinin buzlu yüzüdür; çünkü istikrarı destekleme ve devlet kurumlarını koruma söylemlerinin ardında, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet arzusunu, siyasi çıkarların enkazı altında gömme çabası yatmaktadır. Açıklamada bahsedilen dış müdahaleyi reddetmek ise, bağımlılığı dayatma ve Suriye’deki yeni liderliği, ihanet sanatları ve ümmetin iradesini baypas etme konusunda eğitmek üzere ajan uzmanlar gönderme bağlamında, bayat bir şakadan başka bir şey değildir.

Şam Devrimi, başlangıç noktalarında o kadar netti ki tüm dünyayı dehşete düşürmüştü; bu görüşmeler ise, ümmetin pusulasını, sürekli uyuşturma girişimlerine rağmen ümmetin vicdanında hâlâ sakladığı asıl hedefinden saptırmaya yönelik umutsuz bir girişimden başka bir şey değildir. Acı çeken ve direnen canlı devrim ile, derisinin yüzülmesini kabullenmiş ölü iktidar arasındaki fark, ümmetin tarihinde belirleyici unsur olmaya devam edecek ve Obama’nın saçlarını ağartmış olan hak, Kahire’deki ya da Şam’daki uyuşturucu uzmanları tarafından kesinlikle yok edilemeyecektir; çünkü Allah için çıkmış olan bir ruh, bir bildirinin imzalanması ya da bir ajanın tokalaşmasıyla elinden alınamaz!!

أَفَمَن يَمْشِي مُكِبّاً عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيّاً عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ “Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?” [Mülk 22]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Said Fazıl – Mısır

Devamını oku...

Erdoğan’ın Kardeşlerine Destek İllüzyonu!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Erdoğan’ın Kardeşlerine Destek İllüzyonu!

 

Haber:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Kabine Toplantısı'nın ardından yaptığı açıklamada “Şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim ki bugün artık her alanda kendi ayakları üstünde durabilen, hatta bunun da ötesine geçerek dostlarına ve kardeşlerine en zor zamanlarında destek veren bir Türkiye vardır.” dedi. (04.05.2026 Milliyet)

 

Yorum:

Kuşkusuz Erdoğan’ın “Türkiye’nin en zor zamanlarında kardeşlerine destek verdiği” iddiası, büyük bir yalan ve illüzyondur. O halde soruyoruz Erdoğan’a: Filistin’de bağrı yanmış annelerin feryatlarına, Gazze’de enkaz altında parçalanan yavruların çığlık ve ağıtlarına ümmetin karşısına geçerek boş kınama mesajları göndermek mi kardeşlerine destek olmak? Bugün Filistin’de, Gazze’de, Lübnan’da Müslümanlar ucube Yahudi varlığı tarafından hunharca katledilirken, bölgenin en güçlü ordusuna sahip olmakla övünen Erdoğan’ın, kışlalarına hapsettiği güçlü Türk ordusunu harekete geçirip Yahudi varlığının başını ezmek yerine kürsüden kınama açıklamaları yapması mı kardeşlerine destek olmak? Kardeşinin evini yakan ateşi söndürmek için komutası altındaki orduları yola çıkarmak, kâfirlerle olan tüm diplomatik ve ticari bağları kesip atmak yerine; sömürgecilerin çizdiği Sykes-Picot sınırlarının ardına saklanarak kınama mesajları yayımlamak, Gazze ve Lübnan’daki enkazın üzerine üç beş koli erzak, ilaç, kefen bezi ve yardım tırları göndermek mi kardeşlerine destek olmak? Kardeşlik, bunları göndermek, kürsülerden kınama mesajları yayımlamak ve tel örgüler arkasından ABD’den merhamet dilenmek değildir; kardeşlik, Mutasım gibi orduların başında tekbirlerle mazlumun imdadına koşmaktır! Birkaç koli erzak ve ilaçla yapılan kardeşlik edebiyatı, ancak efendisi ABD’nin Erdoğan’a çizdiği kontrollü merhamet sınırları içerisinde oynanan bir tiyatrodan ibarettir.

Siyasetini Washington’un siyasi koridorlarına, ekonomisini Batının finans merkezlerine ve kapitalizmin kan emici faiz bataklığına bağlayan, kanun ve sistemlerini Batı’nın seküler mahzenlerinden kopyalayan, ordusu NATO’nun emri altında olan ve sömürgeci Sykes-Picot zihniyetinin çizdiği sınırları namus belleyen Erdoğan’ın, efendisi Amerika’nın talimatı olmadan sözde kardeşlerinin imdadına koşamayacağını, ama destek ve yardım edebiyatıyla ümmeti kandırmaya çalıştığını ümmet çok iyi biliyor. Zira İslam’a göre yardım, mazlumu zalimin elinden çekip almaktır; onun katledilmesini izleyip ardından cenaze levazımatçılığı yapmak değildir! Yardım, Müslümanları diri diri toprağa gömenlere karşı orduları kışlalarda tutup, toprağın üzerine atılacak kürekleri hediye etmek değildir. Mazlumun karnını doyurup onu zalimin insafına terk etmek yardım değil, celladına mühlet tanımaktır.

Ey Erdoğan! Ümmet sizden insani yardım adı altında vicdanınızı rahatlatacak paketler değil, Mübarek Toprak Filistin’i gasp eden, Mescidi Aksa’yı postallarıyla kirleten, Gazze’nin tamamını, Lübnan’ın bir kısmını enkaza çeviren işgalci Yahudi varlığını Filistin’den söküp atacak siyasi ve askeri bir irade beklemektedir. Ancak o zaman kardeşlerinize yardım ettiğiniz sözünüz gerçek olacaktır. Yahudi varlığı, Gazze ve Lübnan’a bombalar yağdırırken, sizin o bombaların açtığı yaralara pansuman malzemesi taşımanız kardeşlerinize yardım ve destek değildir. Kardeşlerinize yardım ve destek, o yaraları açan neşteri ve ümmetin kalbine saplanan zehirli hançeri ortadan kaldırmaktır.

Erdoğan gibi Sykes-Picot zihniyetine sahip biri, kardeşlerine asla yardım edemez. Ancak kaynağını vahiyden alan Nübüvvet Metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet, kardeşlerine ve hatta hükmü altındaki tüm insanlara yardım edebilir. Tarih, bunun en iyi tanığıdır.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ercan Tekinbaş

Devamını oku...

Müslümanlar Saldırıya Uğrarken, Müslüman Orduları Sadece Eğitim ve Konuşmak İçin Mi Varlar?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Müslümanlar Saldırıya Uğrarken, Müslüman Orduları Sadece Eğitim ve Konuşmak İçin Mi Varlar?!

 

Haber:

Mısır Savunma ve Savaş Üretimi Bakanı ve Silahlı Kuvvetler Genel Komutanı Korgeneral Eşref Salim Zahir, Üçüncü Saha Ordusu'na bağlı bir birimin gerçek mühimmat kullanarak yürüttüğü “Bedir 2026” askerlerinin taktiksel projesinin ana aşamasını tanıklık etti. (Kuveyt El Enba Gazetesi)

Yorum:

Müslüman ordularının, Allah Celle Celaluhu'nun, O'nun Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ve müminlerin düşmanlarıyla savaşmadıktan sonra ne faydası var ki? Bu ordular, Müslümanlar saldırıya uğrarken, sadece açıklamalar ve tatbikatlar için mi varlar?! Yoksa bu ordular, sadece “terörle mücadele” bayrağı altında Müslümanlarla savaşmak için mi varlar? Müslüman orduları, Yahudi varlığı da dahil olmak üzere tüm Amerikan askeri gücünü bir bileklik gibi kuşatmış olmalarına rağmen, günahkâr bir şekilde yüzüstü bırakmaya devam ediyorlar; eğer bu güçlü ordulardan biri, Müslümanların yurtlarında cirit atan bu yılana karşı harekete geçmiş olsaydı bu, tüm ümmetin birliğini ateşleyen bir kıvılcım olur ve Amerikalıları kendi yurtlarına geri dönmeye zorlardı.

Ey Müslüman orduları:

Yöneticiler sizi düşmanla savaşmaktan alıkoyuyorlar dediğinizde sizin göreviniz, yöneticileri ortadan kaldırıp size yardım etmesi için Allah’a itaat etmeniz değil midir? Gelin Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir 'e nusret verin; zira sizleri, kâfirleri ve münafıkları geri çekilmeye zorlayacak kesin bir zafere doğru yönlendirecek olan Hilafettir. Peki neyi ve neden bekliyorsunuz?

Ahiretlerini ucuz bir bedel karşılığında satan, sizleri dünyanın izzetine ve ahiretin nimetlerine nail olma gibi büyük fırsatından mahrum bırakanlara kanmayın; ister zafer, ister şehitlik olsun, bu fırsatı bir an bile olsa kaçırmayın. Zira Müslim Sahihi’nde Mesruk’tan şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abdullah’a şu ayet hakkında sorduk: وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللهِ أَمْوَاتاً بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.” [Al-i İmran 169] O da şöyle dedi: Bunun hakkında Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e sorduk ve o da şöyle buyurdu: أَرْوَاحُهُمْ فِي جَوْفِ طَيْرٍ خُضْرٍ، لَهَا قَنَادِيلُ مُعَلَّقَةٌ بِالْعَرْشِ، تَسْرَحُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ شَاءَتْ، ثُمَّ تَأْوِي إِلَى تِلْكَ الْقَنَادِيلِ، فَاطَّلَعَ إِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ اطِّلَاعَةً، فَقَالَ: هَلْ تَشْتَهُونَ شَيْئاً؟ قَالُوا: أَيَّ شَيْءٍ نَشْتَهِي وَنَحْنُ نَسْرَحُ مِنْ الْجَنَّةِ حَيْثُ شِئْنَا؟ فَفَعَلَ ذَلِكَ بِهِمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ. فَلَمَّا رَأَوْا أَنَّهُمْ لَنْ يُتْرَكُوا مِنْ أَنْ يُسْأَلُوا قَالُوا: يَا رَبِّ، نُرِيدُ أَنْ تَرُدَّ أَرْوَاحَنَا فِي أَجْسَادِنَا حَتَّى نُقْتَلَ فِي سَبِيلِكَ مَرَّةً أُخْرَى. فَلَمَّا رَأَى أَنْ لَيْسَ لَهُمْ حَاجَةٌ تُرِكُوا Onların ruhları yeşil bir takım kuşların karnındadır. Onların arşa asılı kandilleri vardır. Cennette istedikleri yerde dolaşır; sonra bu kandillere inerler. Rableri onlardan öyle bir haberdar olur ki!.. Ve kendilerine: Bir şey arzu eder misiniz? diye sorar. (Onlar): (Daha) ne isteyelim, işte cennette dilediğimiz yerde dolaşıyoruz! Derler. Bunu kendilerine üç defa tekrarlar. Sorulmaktan bırakılmayacaklarını görünce: Ya Rabbi! Ruhlarımızı bedenlerimize iade buyurmanı dileriz! Ta ki senin yolunda bir kez daha öldürülelim! derler. Ve bir hacetleri olmadığını görünce bırakılırlar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Pakistan: Evimizdeki Yılan!

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir/ Pakistan Vilayeti:

Evimizdeki Yılan!

Müslüman ülkeler, ABD ve Yahudi varlığı tarafından arka arkaya saldırılara maruz kalmaktadır. ABD'yi Müslüman ülkelerden ayıran engin okyanuslar varken bu nasıl mümkün olabilir?!

Amerika, ülkemizde bulunan üsleri, büyükelçilik kılığında gizlenmiş gözetleme merkezleri, onun emirleri doğrultusunda gece gündüz çalışan Müslümanların başındaki yöneticilerden oluşan ajanları ve ülkemizdeki ileri karakolu olan Yahudi varlığı sayesinde bize saldırabilmektedir.

Amerikan altyapısı, bizleri defalarca sokacak olan evimizde bir yılandır. Amerika ülkemizde olduğu sürece güvenliği, huzuru ve refahı asla bilemeyeceğiz; öyleyse neden onu parçalamıyoruz?

Gazze halkı, Yahudi varlığının yenilmez bir güç olduğu iddiasının sahteliğini ortaya çıkardığı gibi İran da, Amerika’nın benzer iddiasının sahteliğini ortaya çıkarmış olup, tüm İslam ümmeti ise Amerikan sömürgeciliğini ve despotizmini reddetmektedir.

Artık İslam ümmetinin, evimize sızmış bir yılan olan Amerikan altyapısını söküp atacak Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmasının zamanı gelmiştir.

#لنجعل_أمريكا_تتراجع_مجدداً
#Make_America_Retreat_Again

Hizb-ut Tahrir Pakistan Vilayeti Medya Bürosu

Perşembe, 17 Şaban 1447 H. - 5 Şubat 2026 M.

pakistan vilayeti

İlgili Bağlantılar:

E- mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.          WhatsApp: +967 713 645 449

pakistan vilayeti

 

Devamını oku...

Beyda ve Ras El-Nebaa Katliamının Yıl Dönümünde Suçluları Affetmek Yok ve Fedakârlıkların Meyvesini Sömürgecilerin Toplamasına İzin Vermek De Yok

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Beyda ve Ras El-Nebaa Katliamının Yıl Dönümünde
Suçluları Affetmek Yok ve Fedakârlıkların Meyvesini Sömürgecilerin Toplamasına İzin Vermek De Yok

 

Haber:

Halkın ve kurtulanların, gerçeğin ortaya çıkarılmasına ve 2 ve 3 Mayıs 2013 tarihinde Suriye'nin tanık olduğu ve yıllar geçmesine rağmen katliamın ayrıntılarının hâlâ hafızalarda tazelediğini koruduğu en kanlı katliamlardan birine dahi karışanların yargılanmasına yönelik taleplerini yenilediği bir ortamda, Suriye’nin batısındaki Tartus kırsalında yer alan Banyas kentindeki Beyda köyü ve Ras el-Nebaa mahallesinde gerçekleşen katliamın on üçüncü yıldönümü anılmaktadır. Kurbanlara ilişkin tahminler farklılık göstermektedir; ancak insan hakları belgeleri 350 ila 450 sivilin öldürüldüğüne işaret ederken, Suriye İnsan Hakları Ağı ise Beyda ve Ras el-Nebaa katliamlarında en az 495 sivilin öldürüldüğünü ve bunların 264’nün Beyda köyünden, 195’inin de Ras el-Nebaa mahallesinden olup bunların çoğunluğunun savunmasız siviller olduğunu belgelemiştir. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından yayımlanan raporlar, kurbanlar arasında, bebeklerin de olduğu onlarca kadın ve çocuğun bulunduğunu; geniş çaplı baskın operasyonları sırasında evlerinin içinde veya sokaklarda öldürüldüklerini, bu baskınlara sahada infazlar ile evlerin ve cesetlerin devrik rejime bağlı milisler tarafından yakılmasının da eşlik ettiğini belirtmişlerdir. (El Arabi El Cedid)

Yorum:

Bu katliamların başlıca sorumluluğu, “Ulusal Savunma Güçleri” olarak bilinen güçlerin komutanı ve Beşar'a destek veren İskenderun Kurtuluş Halk Cephesi milislerinin komutanı Mihraç Ural (Ali Kayalı)'ya atfediliyor; zira Kayalı, destekçileri arasında yaptığı bir konuşmanın kayıtlarında da ortaya çıktığı üzere, bu katliamları kışkırtma ve bunlara katılma rolünden dolayı en meşhur lakabı olan Banyas Kasabı lakabını almıştır. Nitekim suçlu Beşar rejiminin güçleri, 2/5/2013 tarihinde Banyas kırsalındaki Beyda köyünü bombalayarak operasyonuna başlamış, bombardıman saatlerce sürmüş, ardından öğlen saat 1 civarında köy, Ulusal Savunma Güçleri ile Mihraç Ural komutasındaki İskenderun Kurtuluş Halk Cephesi milislerinin yanı sıra komşu Alevi köylerinden gelen silahlı kişiler ile İran Partisi mensuplarının da katıldığı geniş çaplı bir baskına açılmış ve köyün dar sokakları kaçışın imkansız olduğu kapalı geçitlere dönüşmüştü; ertesi gün topçu ve roket bombardımanı yaklaşık sabah saat on sularında köyü yeniden vurmaya başlamış, onlarca köylü, kaçmak için bile artık güvenli olmayan yolların ortasında, kurtulmaya çalışmak için bahçelere doğru yönelmişti. Ardından köy, çeşitli eksenlerden bir kez daha baskına uğramış ve önceki gün başlayan olayların doğrudan devamı niteliğinde sahada infazlar ve bıçakla boğaz kesmeler dahil olmak üzere öldürme operasyonları öğle saatlerine kadar devam etmişti. Nitekim 3 Mayıs 2013'te, Banyas şehrinin Ras el-Nebaa mahallesinde, Beyda köyünde yaşanan ve halen devam eden olaylar tekrarlanmış; ateş açma, bıçakla boğaz kesme ve yakma gibi aynı cinayet yöntemleri tekrarlanmıştı. (El Cezire Net, 3/5/2026).

Bu iki katliamda Beşar Esad’ın güçleri ve ona destek veren milisler tarafından işlenen korkunç sahneler ve iğrenç suçlar, hala Şam halkının zihninde tazeliğini korumaktadır; zira bu katliamlardan kurtulanlar, yaşadıklarına dair dehşet verici tanıklıklarını anlatmaktadır. Görgü tanıklarının aktardıklarına göre evler sakinlerinden boşaltılmış, erkekler, kadınlar ve bebekler de dahil olmak üzere çocuklar ayrı gruplar halinde toplanmış ve ardından, saha infazları, bıçaklar ve satırlarla boğazlama, cesetlerinin parçalanıp şeklinin bozulması, taşlayarak öldürme, daha sonra cesetlerin yığılıp farklı yerlerde yakılması ve canlı canlı yakılma hikâyelerinin de anlatıldığı çeşitli vahşi yöntemlerle ardı ardına öldürme sahneleri yaşanmıştır. Erkekleri, kadınları ve çocuklarıyla birlikte tüm aileler bulundukları yerde katledilmiş; bazı evlerde ise erkekleri kadınlardan ayırarak, idam edilmeden önce işkence gördükleri geçici gözaltı yerlerine götürülmüşlerdir. Nitekim birden fazla noktada, yakılmış ya da bir araya getirilip ardından ateşe verilmiş ceset yığınları ortaya çıkmıştır. Sonra katliamlara evlerin yağmalanması ve içlerindeki eşyaların çalınması eşlik etmiş, bölgedeki birkaç ev de daha sonra yakılmıştır; yani burada anlatmaya yer verilemeyecek kadar çok hikâyeler ve tanıklıklar vardır.

Şam halkının hafızasından, hatta tüm Müslümanların hafızasından silinemeyecek korkunç hikâyeler, sahneler ve katliamlardan dolayı Şam halkı, tüm bu korkunç katliamlar, dökülen kanlar ve gösterilen fedakârlıklardan sonra mübarek devrimlerinin meyvesinin, sadece yüzlerin değişmesi ve bir ajanın başka bir ajanınla değiştirilmesi şeklinde olmasını asla kabul etmeyeceği gibi devrimin meyvesinin de, küfür yönetiminin devamı, insan yapımı kanunlara ve uluslararası kanunlara boyun eğme ve sömürgeci devletlere ipotek olma şeklinde olmasını da asla kabul etmeyecektir. Yine Şam halkı, bu katliamları işleyenlere “Gidin, serbestsiniz” denilip affedilmesini de asla kabul etmeyecektir. Zira Şam halkının, devrim için çıktıkları andaki sloganları, “Bu Allah içindir”, “Liderimiz sonsuza dek Efendimiz Muhammed'dir” ve “Sadece Allah'ın önünde eğiliriz” olmuştur; bu nedenle onlar, devrimlerinin çalınmasına, etrafından dolanılmasına ve meyvelerinin başta Amerika olmak üzere sömürgeciler tarafından toplanmasına izin vermemelidirler. Çünkü Şam, müminlerin yurdunun merkezidir; tıpkı Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu gibi: أَلَا إِنَّ عُقْرَ دَارِ الْمُؤْمِنِينَ الشَّامُ “Dikkat edin! Müminlerin yurdunun merkezi Şam’dır.” Yine Şam, Allah'ın arzının en seçkini, O’nun kullarının en seçkinlerine tahsis ettiği yerdir: عَلَيْكُمْ بِالشَّامِ، فَإِنَّهَا صَفْوَةُ بِلَادِ اللَّهِ يَسْكُنُهَا خِيرَتُهُ مِنْ خَلْقِهِ، فَمَنْ أَبَى فَلْيَلْحَقْ بِيَمَنِهِ، وَلْيَسْقِ مِنْ غُدُرِهِ، فَإِنَّ اللَّهَ تَكَفَّلَ لِي بِالشَّامِ وَأَهْلِهِ “ Size Şam’ı tavsiye ederim! Çünkü orası, Allah’ın, arzında seçkin kıldığı yerdir. Allah kulları arasında seçkin olanları oraya tahsis eder. Ancak (oraya gitmekten) imtina ederseniz, size Yemen’inizi tavsiye eder, (oradaki) havuzlarınızdan için derim. Zira Allah, Şam ve halkına (fitnelerden koruma hususunda) bana garanti verdi.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beraa Münasıra

Devamını oku...

[Siyasi Bakışlar] İran’ın Müzakere Stratejisi; Değişim İle İstikrar Arasında

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi

[Siyasi Bakışlar]

İran’ın Müzakere Stratejisi; Değişim İle İstikrar Arasında

Üstad Esad Mansur’un Kaleminden

 

Fars Ajansı 2/5/2026 tarihinde, İran’ın, Amerika’nın 9 maddelik önerisine karşılık Pakistan aracılığıyla 14 maddeden oluşan bir öneri sunduğunu ve İran’ın önerisinin onun kırmızı çizgilerini içerdiğini ve savaşı sona erdirmek için belirli bir yol haritası belirttiğini açıkladı. İran'ın Tesnim Haber Ajansı 3/5/2026 tarihinde, ABD'nin önerisinin iki aylık bir ateşkes içerirken, İran'ın önerisinin ise dosyaların 30 gün içinde çözülmesine vurgu yaptığını ve savaşın kapsamlı ve nihai olarak sona erdirilmesine, askeri saldırının yapılmayacağının garanti edilmesine, ABD güçlerinin İran çevresinden çekilmesine, deniz ablukasının kaldırılmasına, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasına, tazminatların ödenmesine, savaşın Lübnan dahil tüm cephelerde sona erdirilmesine ve Hürmüz Boğazı için yeni bir mekanizma oluşturulmasına odaklandığını bildirdi.

İran daha önce, yani 8/4/2026 tarihinde Tesnim Ajansı'nın aktardığı 10 maddelik bir öneri sunmuştu ki bunlar şunlardır: Amerika’nın saldırmazlık garantileri sunmaya yönelik ilkesel taahhüdü, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün sürdürülmesi, İran’ın uranyum zenginleştirme hakkının kabul edilmesi, tüm birincil yaptırımların kaldırılması, tüm ikincil yaptırımların kaldırılması, ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının sona erdirilmesi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararlarının sona erdirilmesi, savaş nedeniyle uğradığı zararlar için İran’a tazminat ödenmesi, Amerikan muharip kuvvetlerinin bölgeden çekilmesi ve Lübnan da dahil tüm cephelerde savaşın durdurulması. Ajans, şunu da bildirdi: "Trump, yaklaşan müzakereler için bir başlangıç noktası olarak İran’ın şartlarını kabul etti."

Her iki önerinin maddelerinde değişiklikler vardır: Zira İran’ın talebi “Hürmüz Boğazı üzerinde İran kontrolünün sürdürülmesi” iken “Hürmüz Boğazı için yeni bir mekanizma oluşturulması” olarak değiştirilmiştir. Dolayısıyla bunda bir taviz görülmektedir.

İlk öneri, "İran’ın uranyum zenginleştirme hakkının kabul edilmesini" belirtirken, ancak ikinci öneride bu madde hakkında hiçbir şey yayımlanmamıştır! Burada bir değişiklik olduğu ortaya çıkıyor ama bundan bahsedilmiyor ki bu, müzakerelerin ana konusudur; bu yüzden verilen tavizin boyutunu anlamak için bu konudaki değişiklikleri bilmek gereklidir.

Bir önceki öneri, “Amerikan savaş kuvvetlerinin bölgeden çekilmesini” içeriyordu. Ancak son öneri ise “Amerikan kuvvetlerinin İran'ın çevresinden çekilmesini” içermektedir. Yani Amerikan kuvvetlerinin bölgenin tamamından değil, sadece İran çevresinden çekilmesi demektir. Dolayısıyla burada bir taviz olduğu gözlemlenmektedir.

Ayrıca "ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının sona erdirilmesi" ve "Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararlarının sona erdirilmesi" şeklindeki iki maddenin akıbeti ise bilinmemektedir. Bu iki maddenin gerçekleşmesinin kolay olmadığı bilinmelidir; zira bu konuda İran’a karşı farklı tutumları olan İngiltere ve Fransa gibi diğer taraflar söz konusudur; ayrıca ABD, bu iki ülkeyi İran meselesine dahil etmek istememekte ve bu ikisinden ve diğer Avrupa ülkelerinden, tıpkı İran’a karşı harekete geçip Hürmüz Boğazı’nı zorla açmalarını talep ettiği gibi sadece kendisine hizmet etmelerini istemektedir. Çünkü Amerika’nın hedefi, 2015 yılında İran nükleer programı anlaşmasına katılan diğer tarafları izole etmek ve İran’la tek başına kalarak onunla ikili bir anlaşma yapmaktır; nitekim bu, Amerika’nın, başkanı Trump’ın 2018 yılında ilk başkanlık döneminde anlaşmadan çekildiğini ilan etmesinden bu yana böyledir.

İran’ın, ya bu iki talepten vazgeçtiği ya da bu iki madde üzerinde değişikler yaptığı görülmektedir. ABD, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nı, İran'ın nükleer hareketlerini izlemek için İran'ın başına musallat olmuş bir silah olarak tutmaya devam edecektir; zira İran'ı küçük düşüren ve nükleer sanayisini kısıtlayan 2015 tarihli anlaşmada, zenginleştirme oranını yaklaşık %3,67 ile sınırlayarak İran'ı uluslararası denetime tabi tutmuştu. Tüm bu sorunlara neden olan şey işte budur; şöyle ki; denetim ekipleri nükleer reaktörlere ani baskınlar düzenleyecek, burada neler olup bittiğini inceleyecek ve raporları, üzerinde etkisi olan bu ajans yoluyla dolaylı olarak Amerika’ya gönderecektir. Zira İran'ın, santrifüj sayısını artırarak ve zenginleştirme oranını yükselterek nükleer programını geliştirmeye çalıştığını gözlemlenmiştir.

İran ve ABD heyetleri arasında 11/4/2026 tarihinde Pakistan’da yapılan ilk görüşmede, 4 ila 6 ay sürecek kapsamlı müzakerelere zemin hazırlamak için yaklaşık 45 gün sürecek bir çerçeve anlaşmasının imzalanmasının neredeyse gerçekleştiği belirtilmişti; ancak İran, ABD’yi bu mutabakatlardan geri adım atmakla ve aşırı olarak nitelendirdiği talepler öne sürmekle suçlamış, bu da 21/4/2026 tarihinde Pakistan’da yapılacak olan ikinci tur görüşmenin ve aynı şekilde 25/4/2026 tarihinde yine orada gerçekleştirilmesi öngörülen heyetler görüşmesinin iptal edilmesine yol açmıştır.

Amerikan Axios sitesi, 27/4/2026 tarihinde bir ABD'li yetkili ve bilgili kaynaklara dayanarak şunları aktarmıştı: “İran, Pakistanlı arabulucular aracılığıyla Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını ve savaşın sona erdirilmesini öngören yeni bir anlaşmaya varmayı ve nükleer programla ilgili müzakerelerin ise daha sonraki bir aşamaya ertelenmesini hedefleyen bir öneri sunmuştu. Bu öneri, Dışişleri Bakanı Arakçi’nin Pakistan ziyareti sırasında ele alınmış ve öncelikli olmasından dolayı Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ile ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasının çözülmesine odaklanılmıştır.” Bazıları bunu, İran'ın üst düzey mercileri tarafından yönlendirilen ve diğer dosyalara geçmeden önce ABD ile olan savaş durumunu sona erdirmeyi öncelik olarak belirleyen İran'ın müzakere stratejisindeki bir değişim olarak değerlendirmektedir. İran’ın en önemli taleplerinden biri, savaşın tamamen durdurulmasının garanti altına alınması ve yeniden başlamayacağına dair güvencelerin elde edilmesidir. Bu ise, İran’ın yeni önerisinde merkezi bir nokta olarak kabul edilmektedir.

İran, dosyaları ayırıp Hürmüz Boğazı krizini başlatmaya çalışırken, ABD ise tüm meseleleri nükleer dosya ile ilişkilendirmekte ve uranyumun teslimini herhangi bir anlaşmanın temeli olarak görmektedir.

İran'ın, ABD’nin devasa askeri gücü ve küresel ekonomik ve siyasi kapasitesi karşısında kendi hacmini, gücünü ve gerçekliğini idrak ettiği görülüyor; bu nedenle ABD ile savaşın devam etmesini istemiyor, aksine savaşı sona erdirip varlığını korumak istiyor; zira İran, toprakları ve halkıyla özel bir devlettir; bu yüzden ulus-milliyetçi bir devlet olarak kabul edilir.

Çünkü ulus devlet, kendi sınırları içinde ve yönettiği insanlar arasında bekasını sürdürmeye hırs gösterir. Sahip olduğu birçok hırsları varsa da, bölgesel olarak etkili bir devlet olmaya çalışmaktır. Eğer bu arzularının gerçekleştirilmesinin büyük bir devletin yörüngesinde hareket etmekle mümkün olduğunu görürse, bunu yapmaktan geri durmaz. Böylece İran’ın yaptığı gibi bu tehlikeli yolu takip eder; zira İran, bölgesel nüfuz sahibi olmak için onlarca yıl Amerika’nın yörüngesinde hareket etmiştir. Ancak sınırı aşıp Amerika da onun gücünü sınırlamak ve onu bir tabi devlet haline getirmek isteyince ona bu saldırıyı başlatmış ve böylece tavizler vermeye başlamıştır.

Bu, taviz vermeyen ve kararlı olan ideolojik devletin aksine olan bir durumdur; çünkü taviz vermek ona, zarar ve eziyete maruz kalmaya mal olan kararlılıktan çok daha fazlasına mal olacak ama sonunda galip gelecektir. Dolayısıyla taviz vermek, varlığın kaderiyle oynamaktır; zira ya varlığı öldürür ya da onu hiçbir şeye gücü yetmeyen zayıf bir hale getirir.

İdeolojik devlet, büyük bir devlete tabi olmayı reddettiği gibi herhangi bir büyük devletin yörüngesinde hareket etmeyi de reddeder ve kendisine yakışan merkezine ulaşana ve ideolojisini dünyaya taşıyana kadar kayalıklardaki yolunu açar. Bu durum ancak Allah'ın izniyle yakında kurulacak olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti'nde tasavvur edilebilir.

Kaynak: El-Raye Gazetesi - 598. Sayı - 06/05/2026

 

Devamını oku...

İngiltere, Yahudileri Korkutan Herkesi Kovuşturuyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İngiltere, Yahudileri Korkutan Herkesi Kovuşturuyor

 

Haber:

"Yahudi azınlık, bu ülkede korku hissediyor"… İngiltere Başbakanı Keir Starmer, işgale karşı Filistin davasını destekleyen “intifadanın küreselleştirilmesi” sloganını, Yahudilere karşı terör çağrısı olarak kabul ediyor, bu sloganın kullanılmasını aşırı ırkçılık olarak nitelendiriyor ve buna çağrıda bulunanların yargı yoluyla kovuşturulmasını talep ediyor. (Nabd)

 

Yorum:

İngiltere, elinden gelen tüm gücüyle İslam’a ve Müslümanlara karşı savaşmaktan hiç vazgeçmemiştir; zira Filistin’de işlediği onca suçtan sonra Yahudi varlığının yanında yer almaktadır. Müslümanlara karşı işlediği suçlar ise, hak sahibi olsalar bile onlara karşı düşmanlığının boyutunu ortaya koymaktadır. Nitekim Hilafetin yıkılmasında, Müslüman ülkelerin parçalanmasında ve İslam'a heybetini ve gücünü geri kazandıracak her şeye karşı savaşmada en büyük pay sahibi de İngiltere'dir. Bakın şimdi de İngiltere, genel olarak Müslüman ülkelerde, özel olarak da Filistin’de bir diken olmaya çalışan herkesin yanında durarak, buraların parçalanmış olarak kalması için çalışmaktadır.

Bu da bize, Filistin halkının çektiği acılara veya örneğin Lübnan gibi Müslüman ülkelerinin Yahudilerle karşı karşıya kaldığı savaşlara çözüm bulmak için kâfirlere başvurmamızın, bu ülkelere, örgütlere, uluslararası güçlere ya da kâfirlerle bağlantılı herhangi bir odağa güvenmemizin caiz olmadığını teyit etmektedir; çünkü onlar, sadece kendi ülkelerinin çıkarlarını gerçekleştirmek ve kendilerini korkutan Hilafet Devleti’nin geri dönmesini engellemek için ciddiyetle çalışmaktadırlar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Suzan el-Mücerrat – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER