Pazar, 22 Rebiu’s Sânî 1448 | 2026/10/04
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ümmetin Meseleleri Forumu’na Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu; medya mensuplarını, siyasetçileri ve kamu meseleleriyle ilgilenen herkesi Ümmetin Meseleleri Forumu’na katılmaya ve iştirak etmeye davet etmekten memnuniyet duyar. Bu ayki forumun başlığı:

“Sudan Diyaloğunun Yönelimleri… Küfrü Pekiştirmek ve Denenmiş Olanı Yeniden Denemek”

Konuşmacılar:

1-İbrahim Osman Ebu Halil, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü.

2- Üstat Yakup İbrahim, Hizb-ut Tahrir üyesi.

Tarih: H. 21 Rabiu’s Sânî 1448 M. 03 Ekim 2026 Cumartesi

Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız veya canlı yayın üzerinden takip etmeniz foruma zenginlik sağlayacaktır.

Devamını oku...

Amerika ile Nükleer İş Birliği: Bağımlılığın Yeni Bir Halkası

Bangladeş, Amerika ile sivil nükleer iş birliği anlaşması imzaladı. Biz, gerçek bilimsel gelişmeyi elbette memnuniyetle karşılıyoruz; ancak şu konuda hiçbir kapalılığa yer bırakmayacak şekilde net olmalıyız: Teknolojiyi almak, ona sahip olmak demek değildir. Zira nükleer enerji yalnızca elektrik üretmekten ibaret değildir; bilakis aynı zamanda nükleer enerji bir bilgi, sanayi ve stratejik güç demektir ve Amerika da bunun çok iyi farkındadır. Amerika, Japonya’ya karşı uyguladığı nükleer terörle bunu açıkça göstermiştir. Bugün de hangi devletlerin kalkınmasına izin verileceğini, hangilerinin ise sınırlandırılmış hâlde tutulacağını belirleyen güçlerden biridir Amerika. İran’ı yok etme tehditleri de büyük güçlerin, stratejik teknolojiye alelade bir ticari anlaşma olarak görmediklerini kanıtlamaktadır. Bu nedenle Bangladeş’in sorması gereken asıl soru şudur: Bu anlaşma bizi bağımsız hâle mi getirecek, yoksa bağımlı bir devlet olarak kalmamızı mı sağlayacak?

Aslında bu soru sadece Bangladeş’i değil, bütün İslam ümmetini ilgilendirmektedir. Ümmet yetenekli insan kaynağı yoksulu değildir. Dünyanın dört bir yanında bilim insanlarımız, mühendislerimiz, araştırmacılarımız ve yaratıcı zekâlarımız bulunmaktadır. Fakat eksikliğini çektiğimiz tek şey siyasi iradedir. Eksik olan tek şey, birlik ve sahip olduğumuz insan kaynağını gerçek bir güce dönüştürebilecek bir devlettir.

İslam tarihi, içinde bulunduğumuz bugünkü zayıflığı gözler önüne sermektedir. Osmanlıların, İstanbul’un surlarını yerle bir eden toplar inşa ettiklerini bilmeyen yoktur. Tipu Sultan’ın roketleri o kadar ileri düzeyde ve gelişmişti ki İngilizler bunlara el koymuş, incelemiş ve daha sonra bu teknolojiyi Congreve roketlerini geliştirmekte kullanmışlardır. Bir zamanlar güç deyince akla Müslümanlar geliyordu, bugün ise güç konusunda başkalarına bağımlı hâle gelmiş durumdayız.

Yalnızca teknoloji satın alan bir ümmet, bağımlı bir ümmet olarak kalacaktır ama teknolojiye gerçekten hâkim olan bir ümmet ise kendi geleceğini kendisi belirleyecektir. İslam ümmeti, başkalarının askerî, bilimsel ve teknolojik sistemlerine sonsuza kadar bağımlı kalamaz. Bağımlılık güvenlik değildir; teslimiyettir.

Bizim tutumumuz açık ve net: Ümmetin bağımsız bir siyasi otoriteye, Raşidi Hilafete ihtiyacı vardır. Hilafet, bilim insanlarını, mühendislerini, kaynaklarını ve sanayisini ortak bir stratejik hedef doğrultusunda seferber edebilecek güçte olacaktır. Kendi güvenliğini dışarıdan ithal etmek yerine kendi kapasitesini kendi inşa edecek; hiçbir yabancı hamisine boyun eğmeyecektir. Çünkü amaç, bir efendinin yerine başka bir efendi koymak değildir. Amaç bağımsızlıktır.

Hilafet; İslam ülkeleri için bir vizyondur, kendi teknolojisini kendisi üretecek, kendi sanayisini kendi kuracak, kendi stratejik kabiliyetlerini kendi imkânlarıyla geliştirecek ve hiçbir büyük gücün kendi iradesini kendisine dayatmasına izin vermeyecektir. İslam Ümmeti insan kaynağı, kaynak ve bilgi yoksulu değildir. Tek eksiği, bütün bunları ortak bir güce dönüştürebilecek siyasi otoritedir. Bu dönüşüm yalnızca anlaşmalar yoluyla gerçekleşmeyecektir. Gerçek anlamda bilimsel, sanayii ve stratejik bağımsızlık inşa edebilmek için gerekli siyasi otoriteye ve vizyona ihtiyaç vardır. Bu ise vaat edilen Raşidi Hilafet kurulmadan gerçekleştirilemez.

Devamını oku...

Hangi Durum, Müslümanları Kendi Elleriyle Camilerini Yıkmaya Mecbur Bırakır?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Hangi Durum, Müslümanları Kendi Elleriyle Camilerini Yıkmaya Mecbur Bırakır?!

Haber:

Hindistan'ın Ujain kentinde dikkat çeken bir sahnede, Müslümanlar Madhya Pradesh Yüksek Mahkemesi'nin verdiği bir yargı kararı doğrultusunda tarihi Şahi Camii'nin buldozerlerle yıkılmasını önlemek amacıyla, gözyaşları içinde caminin bir bölümünü kendi elleriyle yıktılar; Pazartesi günü yetkililerin yıkım kararını protesto etmek için gösteriler patlak verince, polis protestocuları bastırdı ve onları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı.

The Indian Express gazetesine göre, -Pazar gecesi- polis ve belediye ekipleri, buldozerler ve diğer ağır iş makineleriyle bölgeye ulaştılar; ancak caminin dışında toplanan protestocular yıkım işleminin başlamasını engellerlerken, protestocular geceyi caminin içinde geçirerek caminin hiçbir bölümünün yıkılmasına izin vermeyeceklerini vurguladılar ve sosyal medya platformlarında dolaşan görüntülerde, yüzlerce kişinin cami avlusunda ve çevresinde toplandığı, bütün gece boyunca yerde yatarak mekanı boşaltmayı reddettikleri ortaya çıktı.

Kısmi yıkım adımı, Ujjain Belediyesi'nin yerel bir yolu 15 metre genişliğe çıkarmaya yönelik projesi kapsamında gerçekleşmişti; bu hazırlıklar, 2028'de düzenlenmesi planlanan bir Hindu hac ritüeli olan "Simhasta Kumbh Mela" festivali için yapılmaktadır. (El Cezire)

Yorum:

Caminin yıkılışına ait o görüntü, Müslümanların kendi elleriyle ve gözlerinden kahır gözyaşları dökülerek onu yıkmaları, bünyesinde çok şey barındırmakta ve birçok şeyi özetlemektedir.

Bu durum; İslam ümmetinin içine düştüğü ve insanların en aşağılık ve en sefihlerinin başına musallat olduğu sefalet halini özetlemektedir; bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu kavli doğrulamaktadır: يُوشِكُ الْأُمَمُ أَنْ تَدَاعَى عَلَيْكُمْ كَمَا تَدَاعَى الْأَكَلَةُ إِلَى قَصْعَتِهَا “Aç insanların yemek kabına üşüştükleri gibi yakında diğer milletler de sizin başınıza üşüşeceklerdir.” Bakın işte İslam ümmeti için; neredeyse kendisine ve dinine karşı savaşın yürütülmediği tek bir yer dahi kalmamıştır.

Bu ise, Allah Teâlâ'nın şu kavlinin en güçlü şekilde ettiği bir durumdur: لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا  “İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak Yahudileri ve Allah’a ortak koşanları bulursun.” [Maide 82]Hindistan'da bu, geçici bir durum değildir; aksine Hindu kâfirlerin İslam'a ve Müslümanlara karşı yürüttüğü sürekli olan vahşi bir süreçtir; hatta İslam ve Müslümanlara düşmanlık etmek ve onlara zulmetmek, tıpkı Yahudilerin Filistin'de yaptığı gibi Hindu siyasetçiler için bir seçim malzemesi hâline gelmiştir.

Bu da Müslümanların başındaki yöneticilerin ne denli aşağılık olduğunu ortaya koyan bir durumdur; zira onlar, Müslümanların meselelerine karşı tüm duyarlılıklarını yitirmişlerdir; eğer onlar özgür olsalardı dünyayı altüst ederler ve bir Müslümana zarar vermeye ya da İslam'ın kutsallarını ihlal etmeye kalkışan herkesi caydırırlardı.

Körfez ülkelerinin ellerinde, Hindistan ekonomisine milyarlar pompalayan milyonlarca Hintli işçi bulunmaktadır; dolayısıyla Körfez ülkelerinin, sırf bu işçileri sınır dışı etme tehdidinde bulunmaları dahi Hindistan'a diz çöktürmeleri için yeterli olurdu; ancak ne gezer! Zira aşağılık yöneticiler Müslümanları yüzüstü bırakmakla yetinmemişler, aksine onların düşmanlarına destek çıkmışlardır; eğer Hindistan'ın ve diğer ülkelerin yöneticileri, bu yöneticilerin Müslümanların meselelerini kesinlikle umursamadığını yakinen bilmeselerdi, Müslümanların camilerini yıkmaya ve onlara zulmetmeye cüret edemez ve bunun için bin bir hesap yaparlardı.

İslam'a, Müslümanlara ve kutsallarına yönelik devam eden saldırılar, Müslümanların işlerini yöneten Hilafet Devleti'nin yokluğunun gölgesinde yetim kalmanın anlamını açıkça ortaya koymaktadır.

Ancak öte yandan bu, yok olmaya direnen bir ümmetin ortaya çıktığı bir durumdur; zira ümmetin evlatları, zayıflıklarına ve güçsüz bırakılmalarına rağmen camilerini savunmak için sokaklara dökülen Hindistan Müslümanlarında olduğu gibi, baskı ve zulümle karşılaşsalar dahi dinleri, camileri ve kutsalları için seferber olmaları gerektiğinde hala seferber olan kimselerdir; şiddetine rağmen belki de bu acı Müslümanları öldürmeyecek; göğüslerde alev alev yanan ve sokağa çıkıp kâfirleri ve müşrikleri yakmak üzere olan bir ateş ya da tiranları ve zalimleri kökünden söküp atacak bir tufan olacaktır. غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ  “Allah emrine galiptir. Ancak insanların çoğu bilmezler.” [Yusuf 21]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdurrahman El-Ladavi

Devamını oku...

Amerika'nın Müzakereler ve İttifaklardan Oluşan Darağacı İpini Kesin

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Amerika'nın Müzakereler ve İttifaklardan Oluşan Darağacı İpini Kesin

Haber:

29 Eylül 2026 tarihinde, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü şu açıklamayı yaptı: “Ekonomik izolasyon sürecini desteklemek amacıyla ABD bugün, İran'ın silah ile silah bileşenlerini tedarik etmesi ve yaymasıyla bağlantılı sekiz kuruluşa ve beş kişiye yaptırım uygulamaktadır.”

Yorum:

Okyanuslar onları İslam beldelerinden ayırsa da Amerikalı kovboyların İslam ümmetini kontrol etmek için sadece sınırlı araçları vardı. Kara saldırıları düzenlemek için silahlı kuvvetleriyle temsil edilen tüfekleri vardı.Düşmanlarını zayıflatıp boyun eğmeye zorlamak için yaptırımları temsil eden bıçakları vardır. Tüfek ve bıçak başarısız olduğunda düşmanlarını tuzağa düşürmek için kullandıkları balıkçı ipleri, yani müzakerelerden ve ittifaklardan oluşan darağacı ipleri vardır.

İslam beldeleri söz konusu olduğunda, Amerika’nın tüfeği başarısız olmuştur. Zira onlarca yıl süren savaşa rağmen, küçük ve zayıf olan Afganistan devleti karşısında başarısız olmuştur.Ulusal Sosyalist Baas Partisi onu zayıflatmasına ve sömürgecilere ajanlıktan dolayı derin bölünmeler olmasına rağmen Irak karşısında başarısız olmuştur.Herhangi bir ciddi kara saldırısının oluşmasını engelleyen Müslümanların direnişi nedeniyle birkaç ay içinde İran karşısında başarısız olmuştur.

Amerikan bıçağına, yani yaptırımlara gelince; Afganistan'da başarısız olmuştur, zira Müslümanlar İslam'a olan bağlılıklarında kararlı kalmayı sürdürmüşlerdir. Suriye'de de başarısız olmuştur; zira insanlar Amerika'nın ajanı Beşar Esad'a karşı ayaklandıkları için onları cezalandırdığında bile Müslümanlar, onu devirinceye kadar durmamıştır. İran'da da başarısız olmuştur; zira Müslümanlar, kâfirlerin iradesine boyun eğmek yerine karınlarına taş bağlamaya karar vermişlerdir.

Müslümanların, kovboyların kendilerini kontrol altında tutmak için sarıldığı son şeyi, yani müzakereler ve ittifaklardan oluşan darağacı ipini kesmeleri kalmıştır. İran ve tüm Müslüman ülkeleri bu ipi kesmeleri gerekir ki böylece Amerikalı kapitalist elit, ister Kanada, ister Küba isterse Venezuela'da olsun, Müslümanların yaptıklarından ilham alarak oradaki halklar da ayaklanana dek kendi çiftlikleri olan Amerika kıtasındaki ganimetlerle yetinmek zorunda kalsın. O halde Amerika Birleşik Devletleri ile olan müzakereleri ve ittifakı sona erdirin ve Raşidi Hilafeti kurun ey Müslümanlar topluluğu!

İslam, kâfirlerle ittifak kurmayı haram kılmıştır; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعاً “Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” [Nisa 139] İslam, savaşta kâfirlerle ittifak kurmayı da haram kılmıştır; zira Ahmed ve Nesai, Enes’ten Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet edilmiştir: لا تستضيئوا بنار المشركين  “Müşriklerin ateşi ile aydınlanmayınız.” Yani müşriklerin ateşini kendiniz için ışık kaynağı edinmeyin demektir; burada ateş, savaştan kinayedir. İslam, kâfirlerden düzenli bir askerî teşkilat olarak yardım almayı da haram kılmıştır. Zira Dahhâk Radıyallahu Anh’dan rivayet edilen bir hadiste şöyle geçmektedir: أن رسول الله ﷺ خرج يوم أُحد فإذا كتيبة حسناء أو قال خشناء فقال مَنْ هَؤُلَاءِ؟ قالوا يهود كذا وكذا. فقال لَا نَسْتَعِينُ بِالْكُفَّارِ “Şüphesiz Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud günü çıktı; derken güzel görünümlü veya sert görünümlü bir birlik çıkageldi; bunun üzerine Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bunlar kim? diye sordu. Şu şu Yahudiler dediler. Bunun üzerine Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Kâfirlerden yardım almayız.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr - Pakistan

Devamını oku...

Devlet Görmeden Parayı Kim Hareket Ettirebilir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Devlet Görmeden Parayı Kim Hareket Ettirebilir

Türkiye'nin Forex ve kripto para dolandırıcılığı yapan uluslararası bir şebekeye karşı gerçekleştirdiği son güvenlik operasyonunun önemi, tutuklanan kişi sayısının ve el konulan para miktarının ötesine geçmiştir. Nitekim Ankara, yalnızca bir dolandırıcı grubunun çökertildiğini duyurmakla kalmamış, aynı zamanda onlarca şirketi ve çağrı merkezini bünyesinde barındıran, sahte yatırım platformları, banka hesapları ve kripto varlıklar aracılığıyla farklı ülkelerdeki mağdurları hedef alan sınır ötesi bir şebekeyi de ortaya çıkarmıştır. 21 Eylül itibarıyla 211 şüpheli yargıya sevk edilmiş; savcılık daha sonra bunlardan 133'ünün tutuklanmasını, 56'sı hakkında adli kontrol uygulanmasını ve 24'ünün sorgularının ardından serbest bırakılmasını talep ettiğini açıklamıştır.

Türkiye'nin soruşturmaları, şebekenin yalnızca sahte bir internet sitesine dayanmadığını, aynı zamanda şirketlere, ofislere ve çağrı merkezlerine, birden fazla dil konuşan çalışanlara, mağdur veri tabanlarına ve yapay yatırım platformlarına sahip olduğunu da ortaya çıkarmıştır. Yetkililer 25 şirketle bağlantılı 40 çağrı merkezi ve finans ofisi tespit etmiş; ilk operasyon ise 239 gözaltı kararına dayanılarak İstanbul ve Muğla’daki 286 adresi hedef almıştır.

Bizler burada, geleneksel çete şeklinin ötesine geçen ve şirket mantığıyla ancak suç ekonomisi içinde faaliyet gösteren sınır ötesi bir kuruluşa yakın bir model ile karşı karşıyayız. Mağdur Avrupa'da, onunla bağlantılı kişi İstanbul'da, şirket üçüncü bir ülkede kayıtlı, banka hesabı dördüncü bir ülkedeyken, paralar coğrafi sınırları aşan dijital cüzdanlara aktarılabilir. Türk yetkililere göre şebeke, mağdurları mevduatlarını artırmaya sevk etme için kademeli tuzaklama yöntemlerine, psikolojik baskıya, sahte işlem platformlarına ve “sıcak işlem odaları” olarak bilinen uygulamalara başvurmuştur.

Burada önemli bir gerçek ortaya çıkmaktadır: Teknoloji, geleneksel dolandırıcılığı ortadan kaldırmamış; aksine onu daha profesyonel ve yaygın bir hale getirmiş ve farklı kıtalardaki mağdurlara ulaşma imkânını artırmıştır.

İstihbarat neden soruşturmaya müdahil oldu?

Operasyon sadece polisin hamlesinden ibaret değildi; zira operasyona İçişleri Bakanlığı, Türkiye Millî İstihbarat Teşkilatı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Siber Suçlar ve Organize Suçlarla Mücadele birimleri ile birlikte Interpol de katılmıştır. Bu, bizzat suçun doğasında da bir dönüşüm olduğunu yansıtmaktadır. Çünkü şebekeler sınırlar ötesine büyük meblağları hareket ettirebilme, çok sayıda şirket kurma, kripto paraları kullanabilme ve farklı ülkelerdeki mağdurları hedef alma gücüne ulaştığında, konu artık sadece adli ceza gerektiren bir dosya olmaktan çıkıp finansal güvenlik meselesine dönüşmektedir.

Türk makamları şebekeyi, Yahudi varlığıyla bağlantılı olarak nitelendirmektedir. Türkiye Adalet Bakanı'na göre, yapılan finansal analizler, istihbarat incelemeleri ve mağdur şikayetleri; resmi anlatıya göre varlık ile bağlantılı kişilerin şirket sahiplerinin ve nihai faydalanıcılarının çoğunluğunu oluşturduklarını ortaya çıkmıştır. Bazı Türk medya organları Mossad ile bağlantılı göstergelerinden bahsederken, Yahudi varlığının medyasında yer alan haberlerde ise resmî Türk açıklamasının teşkilata (Mossad) yönelik doğrudan bir suçlama içermediğine işaret edilmiştir.

Eğer soruşturmalar, varlıkla bağlantılı kişilerin uluslararası bir dolandırıcılık ağı kurduğunu kanıtlarsa, o zaman bizler sınır ötesi organize bir suçla karşı karşıyayız demektir. Ancak devlet finansmanına, resmi bir kurumun yönlendirmesine, kurumsal korumaya veya şebekenin istihbarat amaçlarıyla kullanılmasına dair belgelenmiş kanıtlar ortaya çıkarsa, o zaman meselenin tanımlanması ve siyasi ve güvenlik boyutları değişecektir.

Ekonomik çatışma araçları artık yaptırımlar, ticaret ambargosu ve varlıkların dondurulmasıyla sınırlı değildir. Zira bugün veriler, kripto paralar ve paravan şirketleri kapsayan çok daha gizli araçlar da vardır. Türk davasında yetkililer, banka hesapları, kripto varlık hesapları ve şirketlerin hesaplarının dondurulduğunu, ayrıca yaklaşık 1,5 milyar Türk lirası değerinde, 80 araç ve 12 gayrimenkulü kapsayan varlıklara el konulduğunu açıklamıştır. Dolayısıyla dijital cüzdanlar izleme kapsamı dışında kalır, hesaplar farklı ülkeler arasında dağılır, paravan şirketler varlığını sürdürür ve gerçek faydalanıcılar bilinmezse, şebeke yeni isimler ve farklı yapılarla yeniden ortaya çıkabilir. Yetkililer nihai faydalanıcıya ulaşmayı ve para trafiğini takip etmeyi başardığı takdirde, sadece şebekenin insani yüzü değil, aynı zamanda doğrudan ekonomik yapısını da hedef almış olacaktır. Önümüzdeki süreci bizzat tutuklamalardan daha önemli kılan da işte budur.

Gizemli rakam: Üç milyar Dolar

Bazı haberlerde, şebekeyle bağlantılı fonlara ilişkin tahminler üç milyar Dolara kadar ulaşan devasa rakamlar olarak yer almıştır. Ancak mağdurlardan tahsil edildiğinden şüphelenilen paralar ile faaliyetle bağlantılı işlem hacmi veya toplam para trafiği arasında ayrım yapmak gereklidir. Nitekim Türk makamları, daha önceki bir aşamada, iki yıl boyunca belirli işlemlerin hacminin yaklaşık 13 milyar Liraya ulaştığını, bunun o dönemde belirtilen döviz kuruna göre yaklaşık 266 milyon Dolara denk geldiğini açıklamış ve söz konusu rakamın ofis giderleri ve maaşlarla bağlantılı olduğuna işaret edilmiştir. Buna karşılık, daha sonra mağdurlardan tahsil edildiğinden şüphelenilen paralarla ilgili daha yüksek tahminler ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle, soruşturmalar tamamlanmadan ve paraların miktarını, kaynaklarını ve izledikleri yolları belirleyen adli belgeler ortaya çıkmadan hiçbir rakamın nihai sonuç olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Para bu davanın anahtarıdır, ancak nihai tutarı henüz yargı yoluyla kesinleşmemiştir.

Türkiye’nin hamlesini iki düzeyde okumak mümkündür: Birincisi cezai düzeydir ki bu, uluslararası bir dolandırıcılık şebekesinin çökertilmesini, mağdurların korunmasını, varlıklara el konulmasını ve olaya karışanların takibini temsil etmektedir. İkincisi ise, devletin sınırları üzerinden hareket eden dijital finans alanını denetleme ve küresel finans sisteminin karmaşıklığından yararlanan şebekeleri takip etme yeteneğiyle ilgilidir.

Türkiye'nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki konumu ona ticari ve finansal bir önem kazandırırken, ancak aynı zamanda onu sınır ötesi organize suç şebekelerinin faaliyetleri için potansiyel bir alan haline getirmektedir. Önümüzdeki aylarda soruşturmaların sonuçları, davanın niteliğini ve boyutlarını belirlemede belirleyici olacaktır. Eğer dolandırıcılık ve kara para aklama suçlamaları sadece bireyleri yargılamakla sınırlı kalırsa, o zaman cezai çerçevesi içinde kalmış olacaktır. Ancak belgeler, para transferleri veya daha geniş kurumsal bağlantıları kanıtlayan iletişim kayıtları ortaya çıkarsa, bunun sonuçları yargı sınırlarını aşarak siyasi ve güvenlik alanlarına da uzanabilir.

Nitekim bu dava, önümüzdeki yıllarda devletlerin karşılaşacağı durumlara bir örnek teşkil edebilir; zira organize suç artık mutlaka silah taşıyan bir çete olmak zorunda değildir; aksine programcılardan, şirket yöneticilerinden, finansal aracılardan ve dijital platform operatörlerinden oluşan bir şebeke de olabilir. Dolayısıyla bunlarla mücadele etmek; teknolojiden anlayan bir polis teşkilatını, para trafiğini takip eden istihbarat birimlerini, dijital delillerle başa çıkabilecek bir yargıyı ve nihai faydalanıcıyı tespit edebilen finans kurumlarını gerektirmektedir.

Sonunda devlet kendisini, sınırları içinden tamamını göremediği kıtalararası bir mali şebekenin karşısında bulabilir. İşte burada Türkiye davası, bir mali dolandırıcılık öyküsünün ötesine geçerek, 21. yüzyıldaki çatışmaların bir şekline pencere açmaktadır; yani orduların her zaman ortaya çıkmadığı, bayrakların dalgalanmadığı ve top seslerinin duyulmadığı bir çatışmaya bir pencere açmaktadır.

Bu, çok daha gizli alanda dönen bir çatışmadır: Yani verilerde, hesaplarda, piyasalarda ve dijital cüzdanlarda. Bu alanda belirleyici güç, sadece paraya sahip olan kişi değildir; aksine paranın kaynağını bilen, akışını kontrol eden ve arkasında duran gücü ortaya çıkarabilen kişidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...

Pakistan: Sadece Hilafet, Nehirden Denize Kadar Filistin’in Kurtuluşu İçin Silahlı Kuvvetleri Harekete Geçirecektir!

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir/ Pakistan Vilayeti:

Sadece Hilafet, Nehirden Denize Kadar Filistin’in Kurtuluşu İçin Silahlı Kuvvetleri Harekete Geçirecektir!

#OrdularAksaya
#ArmiesToAqsa
#AqsaCallsArmies

Hizb-ut Tahrir Pakistan Vilayeti Medya Bürosu

Pazar, 8 Rabiu'l Ahir 1448 - 20 Eylül 2026

pakistan vilayeti

İlgili Bağlantılar:

E- mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.          WhatsApp: +967 713 645 449

pakistan vilayeti

 

Devamını oku...

Pakistan: Pakistan ve İran’ı İkinci Raşidi Hilafetin Çekirdeği Yapalım!

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir/ Pakistan Vilayeti:

Pakistan ve İran’ı İkinci Raşidi Hilafetin Çekirdeği Yapalım!

Sadece İran’daki Müslümanlar bile Amerika ve onun himayesindeki Yahudi varlığına karşı saldırılar düzenleyerek onlara gerçek bir acı yaşattı, zayıflıklarını ve aşağılanmalarını ortaya çıkardı; zira muazzam bir askeri donanıma sahip olmalarına rağmen, gerçek erkeklerin cesaretinden yoksundurlar. Peki, İran ve Pakistan’daki Müslümanlar mezhepçiliği ve milliyetçiliği terk edip, tüm Müslüman dünyasının birleşmesinin çekirdeği olarak İkinci Raşid Halifeliği kurarsa ne olur?

#EndUSMilitaryPresence

Hizb-ut Tahrir Pakistan Vilayeti Medya Bürosu

Salı, 19 Rabiu'l Evvel 1448 - 1 Eylül 2026

pakistan vilayeti

İlgili Bağlantılar:

E- mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.          WhatsApp: +967 713 645 449

pakistan vilayeti

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER