Salı, 02 Zilhicce 1447 | 2026/05/19
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Basın Toplantısına Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, değerli medya mensuplarını, siyasetçileri ve kamu meselelerine ilgi duyan tüm kardeşlerimizi, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü’nün şu başlık altında düzenleyeceği basın toplantısına davet etmekten mutluluk duyarız:

“Gasıp Düşmandan Meşruiyet Aramak Yerine Gasp Edilen Otoritesini Ümmete Geri Verin”

Tarih: H. 29 Zilkade 1447 M. 16 Mayıs 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız tartışmaya zenginlik katacaktır

Devamını oku...

Fas'ta Siyonizm Azgınlaştı, Kötülüğü Yaygınlaştı ve Pis Kokusu Da Yüzeye Çıktı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Fas'ta Siyonizm Azgınlaştı, Kötülüğü Yaygınlaştı ve Pis Kokusu Da Yüzeye Çıktı
Hain ve Utanç Verici Rejim De Onun Sponsoru ve Koruyucusudur

 

Fas’ın Marakeş şehrinin surlarında yaşanan ahlaksızlık, rejimin gaspçı varlıkla normalleşme ihanetinin ve Fas’ın kapılarının Yahudilere açılmasının bir sonucudur. Bundan daha da kötüsü ise, Yahudilerin şehir surlarında Talmudî ritüellerini hain rejimin güvenceleri altında gerçekleştirmesidir; bu da söz konusu ritüelleri belgeleyen bir videonun yayılmasının ardından Fas halkı arasında büyük bir öfkeye yol açmıştır.

Bu ihanet, uygunsuz ya da münferit izole bir durum değildir; aksine bu, giderek büyüyen ve tırmanan bir bağlamın yaklaşımıdır. Ayrıca bu, reddeden Faslı Müslümanları, şiddetle inkar ettikleri normalleşme ihanetine zorla itmeye yönelik baskı ve şok politikasının bir parçasıdır. Yine bu, Yahudilere ve onların gaspçı varlıklarına karşı psikolojik bariyeri zorla kırmaya yönelik bir şoktur. Dahası bu olay, hain rejimin izlediği genel ve kapsamlı Siyonistleşme politikasının bir parçasıdır.

Fas rejiminin meşum İbrahim Anlaşmaları aracılığıyla gaspçı varlıkla normalleşmesi, rejimin derinliklerinde gizli olan bu Siyonistleşmeyi açığa çıkarmış olup normalleşmeden sonra bir devlet politikası haline gelmiştir. Bu Siyonistleşme siyaset, kültür, ekonomi, toplum ve güvenliği kadar uzanırken daha da azgınlaşıp kötülüğü dolup taşmış ve pis kokusu baskın bir hale gelmiştir.

İşte bu siyasi Siyonistleşme ve onun açık ve küstah yüzünü, gaspçı varlığın Fas’taki eli ve gözü olan saray danışmanı André Azoulay temsil etmektedir. Nitekim André Azoulay’ın nüfuzu o kadar genişledi ki Fas’taki kültürel çevreyi bile kapsamaktadır. Ayrıca o, en önemli hedeflerinden biri İslam’a karşı savaşmak olan Akdeniz Üç Kültür Vakfı’na başkanlık ettiği gibi Amazigh (Berberi) asabiyetini yönlendirmekte, desteklemekte ve himaye etmekte ve aynı şekilde Fasta’ki ateizm ve zındıklık yuvalarına sponsorluk etmekte ve onların arasına Siyonizm mikrobunun tohumlarını ekmektedir. Nitekim kendisi gaspçı varlığa hizmetteki özverisi nedeniyle, başkanı İshak Herzog tarafından, Müslümanların gasp edilmiş Kudüs’ünde Cumhurbaşkanlığı Onur Nişanı ile ödüllendirilmiştir!

Sonra güvenlik ve askeri olarak Siyonistleştirme ve anlaşmalar, tatbikatlar, savaş sanayisi, silahlanma, casusluk cihazları ile izleme ve gözetleme teknolojileri yoluyla güvenlik ve askeri çevreye yönelik korkutucu sızıntılar ve bu tehlikeli güvenlik ihlali, İçişleri Bakanlığı ve Kraliyet Jandarması ile sözleşmeler imzalayan Yahudi şirketler tarafından siber güvenlik ve teknoloji aracılığıyla gerçekleştirilmekte olup bu da bu şirketlere, ülke ve bölgenin güvenliği ile ilgili hassas verilere ve kritik dosyalara erişim imkanı tanımaktadır.

Askeri olarak Siyonistleşmeye gelince; çok korkutucu bir şekilde gelişmiş olup, derin ve kurumsal bir stratejik ortaklığa ve Fas’taki askeri kuruma tam bir sızmaya dönüşmüştür. Bu ise Ocak 2026’da resmi olarak imzalanan 2026 ortak askeri eylem planında somutlaşmış olup bu plan, önümüzdeki yıllar için güvenlik ve askeri iş birliğini kurumsallaştırmayı hedeflemekte ve teknoloji transferi kisvesi altında imalat alanlarını da kapsamaktadır. Tıpkı Gazze, Batı Şeria, Lübnan, Suriye, Yemen, Irak ve İran’da Müslümanları öldürmek için kullanılan İHA’ları Yahudi varlığına tedarik eden Ben Slimane bölgesindeki “Spy X” insansız hava aracı tesisi gibi. Bu tesis, Yahudi varlığına bağlı BlueBird şirketine ait Kuzey Afrika'daki türünün ilk örneğidir ve Fas’tan mühendisler ile teknisyenler, Müslümanları öldürme teknolojisinin tam kontrolünü sağlamak amacıyla montaj ve bakım operasyonları konusunda varlıkta yoğun eğitimlere tabi tutulmaktadırlar!

Sonra uydu modeli gibi büyük silah anlaşmaları vardır; zira Fas rejimi, 2024 yılında Siyonist “IAI” şirketinden “Ofek 13” modelinde iki adet radar keşif uydusu (bu varlık lehine casusluk yapmak ve ona hizmet etmek amacıyla) satın almak üzere 1 milyar Dolarlık bir anlaşma imzalamış ve aynı şekilde hava savunma sistemleri de satın almıştır; zira Rafael şirketinden “Barak MX” hava ve füze savunma sistemi ile "SPYDER" sistemi teslim almıştır. Sonra topçu silah da vardır; zira 36 adet “Atmos 2000” kendinden tahrikli topçu sistemi ve güdümlü “PULS” füze sistemleri tedarik edilmiştir; böylece 2024 yılına gelindiğinde varlık, ABD ve Fransa'nın ardından Fas'ın üçüncü büyük silah tedarikçisi haline gelmiş ve insansız hava araçları ve casusluk teknolojisi alanında birinci tedarikçi olma yolunda güçlü bir ivme kazanmıştır.

Gazze halkının kanıyla lekelenmiş Golani Tugayı'na bağlı keşif biriminin, Gazze'deki tünel savaşının simülasyonu da dahil olmak üzere Agadir kentinde düzenlenen saha tatbikatlarına açıkça ve yoğun bir şekilde katıldığı “Afrika Aslanı 2025” tatbikatları gibi saha tatbikatları ve eğitimleri; sonra askeri birimlere karşılıklı ziyaretler ve kapasite inşa etmeye yönelik stratejik tartışma oturumlarını içeren karşılıklı deneyim paylaşımı da söz konusudur. Dolayısıyla normalleşme ihanetinin iğrençliği ile birlikte meydana gelen şey, Yahudilerin Fas'taki askeri alana tam teşekküllü olarak sızmasıdır.

Ekonomik Siyonistleşme ve bunun örnekleri; gaspçı varlığın şirketleri, sanayi, tarım, turizm, finans kurumları ve emlak düzeyinde ülkenin ekonomik dokusuna kadar sızmıştır... Fas'taki Siyonist şirketlere örnek olarak aşağıdakiler verilebilir:

* Bazan Petrol Rafinerisi ve Kimyasal Türevleri Şirketi ile damla sulama ve tohumların genetik olarak değiştirilmesi gibi tarım teknolojileri konusunda faaliyet gösteren Netafim şirketi gibi Yahudi şirketleri, Fas'ın Kenitra şehrinde bu kötü amaç için bir fabrika açmış ve geliştirmiştir. Tarımın tüm alanlarını kapsayan bu fabrika, tarım sektörü üzerinde büyük ve zehirli bir nüfuz ve kontrol sağlamaktadır. Ayrıca Yahudiler ve şirketleri, yabancı yatırım adı altında Fas'ın güneyindeki Souss ve Sahra gibi bölgelerdeki tarım arazilerini de ele geçirmiş olup ürünleri de, genetiği değiştirilmiş hurmalar gibi rejim tarafından desteklenen fiyatlarla Fas pazarlarında satılmaktadır. Aynı şekilde su ve sulama sektöründe de, su arıtma projelerini (Kazablanka, Agadir) yöneten Yahudi şirketler aracılığıyla, ülkenin su kaynaklarını kontrol ederek stratejik bir nüfuz elde etmiştir.

* Elbit Systems askeri ve güvenlik sanayileri şirketi; insansız hava araçları ile gözetleme ve casusluk sistemlerinin tedarikini kapsamaktadır.

Finansal düzeyde ise Avrupa yatırımları olarak paketlenmiş Yahudilere ait bankalar, finansal yatırımlar ve yatırım fonları vardır ve gizli olan ise daha da vahim ve acıdır!

İnsanların mülkiyetleri zulüm ve saldırganlıkla alınarak bunlar, Yahudi varlığına bağlı şirketler de dahil olmak üzere özel emlak şirketlerine teslim edilmiş ve bu 40 km uzunluğundaki sahil şeridi, turistik gayrimenkuller ve yüksek fiyatlı gayrimenkuller için tahsis edilmiştir. Mimari tasarımında ise, cami izinin bile görülmediği, aksine ortasında karma ve açık yüzme havuzu ile eğlence ve spor salonları bulunan konutların yer aldığı Batılı laik medeniyetin karakteri hakimdir. İşte bu Siyonist gayrimenkulün en çarpıcı örneği, Fas topraklarından silinip yok edilen tarihi eski kent merkezi Kazablanka şehridir; zira buradaki konutlar, okullar, pazarlar ve camiler yıkılmış, halkı yerlerinden edilmiş ve arazileri özel şirketlere, özellikle de Yahudi varlığına ait şirketlere devredilmiştir!

En tehlikelisi ise, zihinleri hedef alan ve İslam’ı hedef almada en üst düzeye ulaşan kültürel Siyonistleşmedir; bu ise, 9 Şubat 2022'de Rabat kentinde, Muhammediye Alimler Birliği Genel Sekreteri Ahmed Abadi ile Fas'taki Siyonist İrtibat Bürosu Başkanı David Goffrin arasında, Müslüman imamlar ve Yahudi hahamlar arasında gelecekteki işbirliği için eylem planlarını görüşmek üzere düzenlenen toplantıyla somutlaşmıştır ki bu toplantının amacı, dini söylemi, normalleşme ihanetine hizmet edecek şekilde uyarlamaktır.

Bu hain ve utanç verici rejim, bu Siyonistleşmenin sponsoru olup kutsallarımızı gasp eden, kanlarımızı yalayan, daha da kötüsü bu saate kadar hiç durmadan Gazze'deki halkımızın kanlarını akıtan ve tüm hızıyla soykırımları devam eden Yahudilerin koruyucusudur; işte bu hain rejim, bu Siyonistlerin sponsoru ve koruyucusudur; dahası tam bir ahlaksızlıkla Fas'ı Yahudiler için alternatif bir vatan haline getirmeye çalışmaktadır.

Bugün bu kâfir, facir ve küstah Siyonistleşme, İslam'ın hadari projesinin giderek büyüyen canlılığının kendisini yorgun düşürüp tüm göstergelerin onun yakında yeniden doğuşunu haber vermesinin ardından Batı’nın İslam'a ve ümmetine karşı yürüttüğü Haçlı savaşının bir parçasıdır; dolayısıyla Batı bugün İslam’a karşı kendi yok oluşu için mücadele etmektedir; zira İslam'a ve ümmetine karşı sergilediği tüm vahşet, barbarlık ve sadizm, son nefesini vermek için yaptığı acımasız bir hamle mesabesindedir; işte bu hamlede Batı, başta sömürgecinin ajanları olmak üzere tüm stratejik kaynaklarını seferber etmiştir.

Sömürgecinin bugünkü durumu, doğrudan Batı merkezinden yönetilmekte olup, tek konusu İslam’a karşı savaşmaktır. Ana ve stratejik silahı ise, sömürgeyi ve sömürgeciliği sürdürmek amacıyla İslam’ı kökünden söküp atmakla görevlendirilmiş sömürgecinin ajanlarıdır. Dolayısıyla İslam'a ve ümmetine karşı yürütülen bu vahşi ve kanlı medeniyet savaşında herkesin kendi rolü ve bir görevi vardır. Fas'taki hain rejim ise, kafir Batı için tüm Haçlı silahlarının bir laboratuvarı ve okulu niteliğinde olup, İslam'a ve Fas'taki Müslüman halka karşı savaşında Siyonistleşmeyi bir silah olarak benimsemiştir.

Ey Fas halkı, ey İslam ehli: Kâfir Batı, İslam'ınızın kök salmasını, Rabbinizin kutsallıklarına olan gayretinizi ve gaspçı varlığa karşı akidevi düşmanlığınızı deneyimlediği gibi bu lanetli varlık, Yahudilerin pisliğinde boğulmuş olan rejiminiz ile Marakeş'teki Bab Dakala Kapısı'ndaki surlarını onların pisliğinden arındırmak için yıkamak dışında her şeyi reddeden Müslüman bir halk olarak gerçekliğiniz arasındaki şok edici ve sarsıcı çelişkiyi de deneyimlemiştir.

Ey Fas halkı, ey İslam ehli: Milletlerin tarihinde, halklarına, dinlerine, dillerine, tarihlerine, kutsallarına, örf ve adetlerine aykırı davranan ve bizim necislerimiz gibi düşmanlarını dost edinen böylesi necisleri tanımadık; bu yüzden size yakışan, tüm İslam topraklarını, necis yöneticilerinizin pisliğinden arındırmaktır.

Ey Fas halkı, ey İslam ehli: Vallahi bu rejim sizin için geriye hiçbir mazeret bırakmamıştır; bu yüzden onunla birlikte sizler de, bir üçüncüsü olmayan iki seçenekle karşı karşıyasınız; ya hem rejimi kökünden söküp atarak İslam ile hem de azim İslam Devleti'niz Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurarak Rabbinizin şeriatıyla hükmederek kurtulacaksınız ya da rejimin kötülüklerine sessiz kalarak, küfre, sapkınlığa ve apaçık bir kayba sürükleneceksiniz.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَّا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” [Tahrim 6]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Münâci Muhammed

Devamını oku...

Trump'ın İran'ın Nükleer Programı Üzerindeki Israrı!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Trump'ın İran'ın Nükleer Programı Üzerindeki Israrı!

 

Haber:

Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'nde gazetecilere yaptığı açıklamada, Çin 'e diplomatik bir ziyaret için yola çıkmadan önce Trump'a, “Amerikalıların mali durumunun” İran'la bir anlaşmaya varma isteğini ne kadar etkilediği soruldu, Trump ise “Hiç etkilemedi” diye yanıt verdi. Trump, şu eklemede bulundu: “İran hakkında konuşurken tek önemli olan şey şudur; onların nükleer silaha sahip olması mümkün değildir. Amerikalıların mali durumunu düşünmüyorum. Hiç kimseyi düşünmüyorum. Sadece tek bir şey düşünüyorum: İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermemiz mümkün değildir. Hepsi bu kadar.” Şöyle devam etti: “Her Amerikalı bunu anlar.” (Sky News Arabia)

Yorum:

Trump'ın ağzından çıkan bu sözler, İslam ümmetinden duydukları şiddetli korkuya delalet etmektedir; zira bu açıklamalar, yönetiminin üyelerinin lisanı üzerinden de tekrarlanmıştır; çünkü Savaş Bakanı Hegseth daha önce şöyle demişti: “İran gibi, peygamberi İslamist hezeyanlara saplanmış çılgın rejimler nükleer silaha sahip olamaz.” Trump da, İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermemek için Amerikalıların mali durumunu bir kenara bırakmakta ve hiç kimseyi düşünmemektedir; onun için tek önemli olan şey bu.

Trump, kendini dünyanın polisi olarak görmekte, kibirli tavrıyla istediğini yapabileceğini sanarak emretmek ve nehyetmek istediği gibi istediğini istediği kişiye dayatmak istemekte, dünyanın en güçlü ordusuna sahip olmakla övünmektedir; hatta gururu onu, Venezuela Devlet Başkanı’nı kaçırmaya kalkışacak kadar ileri götürmüştür. Ayrıca başka ülkeleri ABD’ye ilhak etmekle tehdit etmiş ve dünyaya hükmetmek zihniyetiyle hareket ederek dünyanın birçok ülkesiyle gümrük tarifeleri savaşına girmiştir.

Trump, İran’ın sadece Amerika’nın yörüngesinde dönmesiyle yetinmeyip İran’ın, emrine itaat eden ve yasakladığından kaçınan ajan bir devlet olmasını istemektedir. Bu yüzden ona karşı son savaşı açtı ancak özellikle İran’daki birinci ve ikinci kademe liderlerin öldürülmesinden sonra bile istediğini gerçekleştirememiş gibi görünmektedir.

Belki de bugün işlerin geldiği nokta, İran liderlerini İslam ümmetinin safında yer almaya ve Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Hilafeti kurmak için çalışanlara destek vermeye sevk edebilir ki böylece dünya ve ahiret izzetine ve Allah’ın çok büyük bir rızasına nail olabilsinler.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Halife Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

Belanın, Savaşların, Suçun ve Açlığın Başı Amerika'dır

Haber-Yorum

Belanın, Savaşların, Suçun ve Açlığın Başı Amerika'dır

 

Haber:

Lübnan'daki bazı siyasetçiler, Amerika'nın Lübnan'ın dostu olduğunu ve Lübnan'da, hatta tüm İslam dünyasında içinde bulunduğumuz durumdan bizi kurtarmak, iyilik yapmak ve yardım etmek istediğini düşünüyorlar.

Yorum:

Aslında, yöneticilerimizin ABD başkanının kendilerine ve ülkelerine olan dostluğundan bahsetmelerine hiç şaşırmıyorum; bunun nedenlerini artık pek çok kişi biliyor ve en önemlisi, ABD’nin kendi çıkarlarına göre onları iktidara getirip koltuklarından indirdiği gerçeği. Hatta Lübnan'daki bazı siyasetçiler ve medya mensupları, şu veya bu cumhurbaşkanını, ordu komutanını, merkez bankası başkanını, şu veya bu bakanı ya da milletvekilini ve Lübnan'daki birçok önemli mevkide bulunan kişiyi Amerika'nın getirdiğinden bahsetmeye başladı.

Burada, en azından Amerika’nın Lübnan’da işlediği bazı suçları hatırlatarak bu kişilerin hafızasını canlandırmaya çalışacağım.

Birincisi; uzun yıllardır Lübnan’a ekonomik baskı uygulayan ve diğer ülkelerin ona yardım etmesini engelleyen Amerika olduğu gibi insanları aç bırakan ve Yahudi varlığının Lübnan’a karşı savaşına zemin hazırlayarak, Yahudi varlığını tanıma ve onunla normalleşmeyi kabul etmeleri için insanlara baskı yapan da Amerika’dır.

Ancak Amerika ve onun dostları, Lübnan’ın da bir parçası olduğu bu İslam ümmetinin gerçeğini bilmiyorlar; zira bu ümmet, kahramanlıklar, ihtişamlar ve insanlar arasındaki adalet ve hakkaniyetiyle dolu köklü bir tarihe sahip bir ümmettir; en önemlisi de bu ümmet, ne kadar fedakârlık gerekirse gereksin asla zilleti kabul etmez; çünkü o, âlemlerin Rabbi tarafından izzetli olmasını talep edilen bir ümmettir. وَللهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ “Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah'ın, Peygamberinin ve müminlerindir.” [Münafikun 8]

Evet, ümmetimiz, zillete, aşağılanmaya ve Amerika ve onun uşaklarına boyun eğmeye asla razı olmayacaktır; zira ümmet, bazılarının dostluk iddialarına rağmen Amerika'nın hakikatini, onun tüm ümmetin düşmanı olduğunu, onun asla güvenilemeyecek bir canavar olduğunu, aksine Amerika'nın, İslam ümmetinin, güçlerini bir araya getirecek, siyasi kararını birleştirecek ve onu düşmanların şerrinden uzaklaştıracak tek bir siyasi varlığın altında birleşmesini engellemek için gece gündüz tüm gücüyle çalıştığını anlamaya başlamıştır.

Nitekim ümmet, gerçek kurtuluş yolunda ilerlemekte ve gerçek kalkınmanın yolunu aramaktadır; eksik olan tek şey, ümmet içindeki bilinçli ve muhlis grubun, öne çıkıp inisiyatif almaları gereken nusret ehli yoluyla liderliği üstlenmesidir; zira ümmet hazır ve koşullar uygun olup düşmanın mücadeledeki zayıflığı kanıtlanmıştır. O halde durumları değiştirmek ve ümmeti birleştirmek için ilerlemekte gecikmeyin ey ümmetin kahramanları. Şüphesiz Allah sizleri izzetli kılacak ve yardımıyla sizi destekleyecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Muhammed Cabir - Lübnan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER