Salı, 05 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Yahudi Varlığının Topraklara, İnsanlara ve Kutsal Yerlere Yönelik Saldırıları Devam Ediyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Yahudi Varlığının Topraklara, İnsanlara ve Kutsal Yerlere Yönelik Saldırıları Devam Ediyor!

Haber:

Onlarca yerleşimci Perşembe günü, Mescid-i Aksa'ya baskın düzenledi; aynı zamanda işgal güçleri, Batı Şeria’da onlarca Filistinliyi kapsayan geniş çaplı bir tutuklama operasyonu düzenledi. Ayrıca yerleşimciler saldırılarına devam ederek iki Filistinliyi yaralarken, Nablus yakınlarındaki Kasra beldesinde gerginlik hakim oldu.

Filistin Kudüs Valiliği yaptığı açıklamada, aşırı sağcı Knesset üyesi Yehuda Glick’in önderliğindeki yerleşimcilerin Mescid-i Aksa'ya baskınlar düzenleyerek, Kubbet-üs-Sahra-i el-Müşerrefe'nin karşısındaki doğu kısmında Talmud ritüellerini eda ettiklerini söyledi.

Yerleşimciler, Pazar gününden Perşembe gününe kadar her gün onlarca kişi halinde, öğleden önce ve sonra olmak üzere iki ayrı zaman diliminde Mescid-i Aksaya baskın düzenlemektedirler; bu sırada mescidin çevresinde polisin yoğun bir şekilde konuşlanmasının ortasında, namaz kılanların girmesi engellemekte ve onlara baskı uygulanmaktadır. (El Cezire Net)

Yorum:

Yahudi varlığının mübarek topraklardaki şehir ve köylere yönelik saldırıları devam etmekte olup kutsal yerlerin kutsallığını ihlal ediyorlar, insanları aşağılayıcı bir şekilde tutukluyorlar, evlerinden çıkarıyorlar ve topraklarına el koyuyorlar; hatta taşlar, ağaçlar ve hayvanlar bile onların kötülüklerinden kurtulamıyor; zira bu tür saldırılar neredeyse her gün yaşanmaktadır; eğer bunu mutant Yahudi varlığını ordusu yapmasa bile, ordunun koruması altındaki yerleşimciler yapmaktadırlar.

Tüm bunlar olurken, Müslüman ülkelerin başındaki yöneticiler ve yetkililer bir araya geliyorlar ama neden bir araya geliyorlar?

Bazıları, bölgedeki ABD çıkarlarını korumak için ABD’nin emriyle bir deniz ittifakı kuruyor! Bazıları Amerika’nın çıkarlarını korumak için Amerika’nın emriyle bir savunma anlaşması yapıyor! Bazıları kınama ve eleştiri bildirileri yayınlayarak, Yahudi varlığının saldırılarına karşın uluslararası sisteme sorumluluk yüklemekte, bazıları da Güvenlik Konseyi’ne başvururken kimileri ise Yahudi varlığının ihlallerini belgelemek üzere bir platform kurulacağını duyuruyor!

Bu da, onların toplanmaktan, askeri ittifaklar kurmaktan ve orduları harekete geçirmekten aciz olmadıkları -ancak bu, efendilerinden emir almalarına bağlıdır-, mübarek topraklardaki kardeşlerinin yardım çağrılarına kulak asmadıkları ve Allah Subhanehu ve Teala'nın şu emrine de uymadıkları anlamına gelmektedir:وَإِنِ اسْتَنصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ "Sizden din konusunda yardım istediklerinde yardıma icabet etmeniz sizin üzerinize vaciptir." [Enfal 72]

Müslüman ülkelerin yöneticileri, mübarek topraklardaki Yahudi varlığının artık bir emri vaki haline geldiğinden hareket ederek davranıyorlar ve Müslümanların da bu bakış açısıyla bakmasını istiyorlar; ancak Allah’ın izniyle bu asla olmayacaktır; zira Filistin meselesi Müslümanların kalplerinde merkezi ve hayati bir öneme sahip olup Müslümanların kalpleri, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebi’ye olduğu kadar Mescid-i Aksa'ya bağlıdır; yöneticilerin sömürgeci kafirler ve Yahudi varlığıyla kurdukları komplo, bunu bir emri vaki haline getiremeyecektir; zira ümmet, bu Rüveybida yöneticilerden kurtulmak ve Yahudi varlığını ortadan kaldırmak için çok geçmeden harekete geçecektir; şüphesiz yarın, bekleyeni için çok yakındır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Halife Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

"Şüphesiz biz, suçlulardan intikam alacağız." [Secde 22]

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

اِنَّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ مُنْتَقِمُونَ۟

"Şüphesiz biz, suçlulardan intikam alacağız." [Secde 22]

Haber:

El Cezire, Uluslararası Af Örgütü’nün, Suriye yargısı tarafından Beşar Esad, kardeşi Mahir Esad ve Necib Atıf hakkında verilen idam cezasının kaldırılmasını talep etmesinin yanı sıra idam cezasına başvurulmaksızın, mağdurların da katılımıyla uluslararası mahkemelerde yargılama yapılması çağrısında bulunduğu ve gıyabi yargılamaların kaldırılmasını talep ettiği bir bildirisini yayınladı.

Yorum:

Uluslararası Af Örgütü, merkezi Londra'da bulunan ve çalışmaları insan hakları konularına odaklanan, 1964 yılından bu yana da Birleşmiş Milletler bünyesinde danışmanlık statüsüne sahip olan bir sivil toplum kuruluşudur.

Soykırımcılar Batılı efendileri tarafından korunmaktadırlar; yoksa Bosna-Hersek'ten Miloseviç gibilerden intikam alınması hani nerede kaldı?! Peki ya Ruanda ve Kongo’da? Peki Trump, Epstein Adası'nın neresinde?! Peki ya Netanyahu’nun, Gazze ve Güney Lübnan’da işlediği suçlar hani nerede?! Ayrıca Irak ve Suriye’de işlenen cinayetlerde ve yerinden edilmelerde parmağı olanlar hani nerede?! Sudan’daki cinayetler ve cinsel saldırılar hani nerede?! Uygur Müslümanlarına karşı işlenen suçlar hani nerede?!... Ve bunun gibi daha niceleri vardır!

Güç ve nüfuz sahibi mevcut devletlerin en önemli politikalarından biri, Müslüman ülkelerde ve başka yerlerde kendi planlarını ve projelerini uygulayan suçluları korumaktır ki bu suçlular, artık gizlenemeyecek kadar açık hale gelen kirli amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmektedirler ve bazıları da, “vatanı, devleti ve egemenliğini korumak” bahanesiyle onları haklı çıkarmaktadır; oysa onların suçlarının namı ülkede yayılmış ve insanların sabrı da taşmıştır.

Ancak yarın, bekleyeni için çok yakındır; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ(Rasulüm!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!” [İbrahim 42]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Mustafa – Irak

Devamını oku...

Amerika, Bizerte Şehrinde Bir Askerî Tesis Kurmayı Planlıyor! Peki Tunus Halkı ve Özgür İnsanları Nerede?

ABD makamları, 29 Temmuz 2026 tarihinde ABD hükümeti alım platformu üzerinden Bizerte şehrinde bir Denizcilik Mükemmeliyet Merkezi kurulmasına yönelik projeyi yeniden gündeme getirdi. ABD Afrika Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral George M. Wikoff, inşası devam eden merkezi ziyaret etmiş ve buranın deniz komandolarının eğitimi için tahsis edildiğini belirtmiştir. ABD Avrupa-Afrika Deniz Kuvvetleri ve 6. Filo tarafından 14 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan açıklamaya göre Amiral Wikoff yaptığı açıklamada “Denizcilik Mükemmeliyet Merkezi, bölgesel güvenliğe yapılan önemli bir yatırımdır. Bu tesis, yüksek becerilere sahip denizcilik personelinin yetiştirilmesine, ortak ülkeler arasındaki birlikte çalışabilirliğin güçlendirilmesine ve çok uluslu eğitim için bir platform sağlanmasına yardımcı olacaktır.” ifadelerini kullanmıştır.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Kays Said, hiçbir hesap verme korkusu duymadan Tunus topraklarında kalıcı bir Amerikan askeri tesisinin kurulmasına izin vermektedir. Biz Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti olarak aşağıdaki hususları vurguluyoruz:

1- Eğer düşman Amerika ile askeri eğitimler ve tatbikatlar, 2015’teki “Seçkin Ortak” (Major Non-NATO Ally) anlaşmasının imzalanmasından beri devam ediyorsa ve 2020’deki “Yol Haritası” anlaşmasından sonra da hız kazandıysa; acaba bir Amerikan askeri tesisi kurup burayı çok uluslu bir bölgesel eğitim merkezine dönüştürmenin gerekçesi ne olabilir? Yoksa bu, Tunus’u Amerikan Afrika Kuvvetleri “AFRICOM” için ileri bir karakol yapmanın ön hazırlığı mıdır? Örneğin Bahreyn’deki Amerikan üssü başlangıçta küçük bir deniz tesisi iken zamanla Amerikan askerî üssüne ve ABD 5. Filosu için bir merkez hâline gelmiştir.

2- Amerika’nın bu tesisi, “terörizmle mücadele”, deniz güvenliğini ve bölgesel savunmayı güçlendirme vb. amaçlarla çok uluslu bölgesel bir eğitim merkezi olarak kullanacağı yönündeki söylemi, aslında Afrika’daki askeri müdahaleye meşruiyet kazandırmanın, zayıf seküler rejimlerin iktidarda kalmasını desteklemenin ve devrimci halkların Batı hegemonyasından ve onun yerli uzantılarından kurtulmasını engellemenin bir kılıfıdır. Ortak ülkeler arasındaki birlikte çalışabilirlik” olarak adlandırdıkları şey ise, bu rejimlerin askerî kapasitesini Amerikan ordusunun gözetimi altında güçlendirmek ve ABD’nin Afrika ve Akdeniz’de doğrudan askerî müdahaleye bulaşmadan vekâleten karşı karşıya olduğu tehditlerle mücadele etmelerini sağlamaktır. Özellikle ABD’nin İran savaşına müdahil olmasının ve Irak ile Afganistan savaşlarında uğradığı büyük başarısızlıkların ardından bu yaklaşım daha da önem kazanmıştır.

3- Tunus topraklarının bir kısmının Amerika’nın kullanımına verilmesi ve onunla askerî ve güvenlik anlaşmaları yapılması şer’an haramdır. Bunu yapan kimse dünyada da ahirette de cezayı hak eder. Çünkü bu, kâfirlerin Müslümanlar ve onların toprakları üzerinde hâkimiyet kurması anlamına gelir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir” [Nisa 141] Aynı zamanda bu müminlerin kâfirleri dost edinmesi anlamına gelir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

لاَّ يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ “Müminler, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler.” [Ali İmran 28]


Ey Mücahid ve kahramanların ülkesi Tunus halkı! Bu anlaşmaların iptal edilmesi için çalışmak ve ülkemizdeki Amerikan ve yabancı askeri varlığına son vermek şeran farzdır. Tunus’u, Raşidi Hilafet Devletinin dayanak noktası ve Filistin ile işgal altındaki Mescid-i Aksâ’yı özgürleştirmek için bir hareket noktası hâline getirmenin yolu budur. Buna azmettiğimiz takdirde Allah düşmanlarımıza karşı zafer kazanacağımızı bize garanti etmiştir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ “Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.” [Talak 3]

Devamını oku...

Bangladeş İçin Uyanış Çağrısı: Hasina’nın Değil, Evrengzib’in Yolu İzlenmeli

Zalim Hasina’ya bir platform verildiği Yeni Delhi’deki son manzara, Bangladeş’teki her bilinçli Müslüman için açık bir uyarıdır. Bu durum, etrafımızı saran düşmanlığın açık bir göstergesidir. Hindistan’ın “Akand Bharat” (Müreffeh/Büyük Hindistan) doktrini, Müslümanlara yönelik zulmün ve Bangladeş toprakları üzerindeki hak iddialarının arkasındaki temel itici güçtür. Keşmir’den Assam’a kadar kardeşlerimiz zulüm altında inim inim inlemektedir. Bu devlet, Gazze’de soykırım gerçekleştiren güçlerle ilişkilerini de güçlendirmektedir. Hindistan’ın vizyonunda bağımsız ve Müslüman bir Bangladeş’e yer yoktur. Ancak yöneticilerimiz, uzun vadeli varoluş yerine geçici rahatlıkların peşine düşerek geçmişin hatalarını tekrarlıyorlar. İslam’a kin besleyenlerle yapılan ittifaklar sadece Ümmeti zayıflatacaktır.

Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem bize net bir çerçeve çizmiştir: Ya İslam’ı kabul edip İslam ümmetinin bir parçası olurlar ya da Müslüman topraklarını özgürleştirmek için savaşla karşı karşıya kalırlar. Hudeybiye Antlaşması’nı delil gösterenler ise onun yalnızca geçici bir ateşkes olduğunu bilmelidir. Sultan Evrengzib (Alemgir Şah) bunu çok iyi biliyordu. Budist yöneticiler Müslümanlara terör estirdiğinde Çitagong’u kurtarmış ve Arakan’daki beş yüz yıllık Budist imparatorluğunu ortadan kaldırmıştı. O, geçici anlaşmaların caiz olduğunu ancak kalıcı boyun eğmenin haram olduğunu çok iyi biliyordu. Günümüzün liderleri ise Evrengzib’in cesaret gösterdiği yerde taviz vermekte; onun İslam’ın hükümlerine sımsıkı sarıldığı yerde ise uyum ve boyun eğme yolunu seçmektedirler.

Biz Hizb-ut-Tahrir olarak asla susmadık. 2009’daki Pilkhana komplosundan bu yana tiran Hasina’ya ve onun yabancı destekçilerine karşı kararlı bir duruş sergiledik. On beş yıllık mücadele boyunca gençlerimiz zorla kaybedilmelere, işkencelere maruz kalmışlar, hapse göğüs germişlerdir; birçoğunun eğitim ve mesleki kariyeri yıkıma uğramıştır. İsimsiz kahramanlarımız gizlilik içinde yorulmak ve yolmak bilmeden çalışmaya devam ederken, diğer gençlerimiz de devlet üniversiteleri ile özel üniversitelerin kampüslerinde faaliyetlerini sürdürerek gençleri bilinçlendirmeye çalışmışlardır.

Temmuz 2024’te kitlesel ayaklanma patlak verdiğinde biz yine oradaydık; ümmete ve silahlı kuvvetlere kritik yönlendirmelerde bulunduk. Biz bunun tek başına mimarı olduğumuzu iddia etmiyoruz; zira asıl kahraman halktır. Ancak diktatörün tahtını sarsmada hayati bir rol oynadık. Oynadığımız bu rol onun Hindistan’a kaçmasına sebep oldu.

Ne var ki devrim gasp edilmiştir; yerel ve uluslararası komplolar halkın gerçek özlemlerini çalmıştır. İslam ile yönetilme ve gerçek bağımsızlık hayali hâlâ gerçekleşmiş değildir. Sömürgeci güçler bir kez daha ipleri sıkılaştırmaktadır. Fakat hâlâ umut var ve bu umut birlikte hareket etmekte yatıyor. Silahlı kuvvetlerdeki ihlaslı subayları, gençleri ve tüm samimi Müslümanları bizimle birlikte durmaya çağırıyoruz. Birlikte bu devrimi tamamlayabiliriz. Evrengzib’in mirasının silahlı kuvvetlerimizin içinde hâlâ canlı olduğuna ve uyandırılmayı beklediğine inanıyoruz. Onlar, Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya karşı görevlerinin herhangi bir dünyevî efendiye karşı görevlerinden önce geldiğini anlayan iman sahibi kimselerdir.

Artık başarısız stratejileri terk etmenin zamanı gelmiştir. Müslümanların onurunu aşağılayan antlaşmalara daha fazla bağlı kalınmamalı; zulüm karşısında daha fazla sessiz kalınmamalıdır. Bangladeş Müslümanları haklarını yeniden kazanmak ve İslam’ın nurunu bütün Hint alt kıtasına yaymak için ayağa kalkmalıdır. Bu bir hayal değildir. Aksine Allah Subhânehu ve Teâlâ ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Hilafetin Nübüvvet Minhacı üzere yeniden kurulacağına dair bir vaadidir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَعَدَاللهُالَّذِينَآمَنُوامِنْكُمْوَعَمِلُواالصَّالِحَاتِلَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْفِيالْأَرْضِ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55]

Düşmanlar hoşlanmasa da Allah’ın sözü mutlaka üstün gelecektir. O yüzden artık eyleme ve harekete geçme zamanıdır!

Devamını oku...

Hizb-ut-Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti, Kadarif Şehrinde Bavadira Mek’i Kabile Lideri ve Darfur Kabileleri Genel Nazırı ile Görüştü

H. 28 Sefer 1448 M. 11 Ağustos 2026 Salı günü Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nden bir heyet bir dizi görüşmelerde bulundu. Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezi Temas Komitesi Başkanı Üstat Nasır Rıza başkanlığındaki heyette; Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Encümen Üyesi Üstat Muhammed Muhtar ile Hizb-ut Tahrir üyeleri Muntasır Karrar ve Abdussamed et-Tayyib yer aldı. Heyet, Salı günü gündüz saatlerinde Bavadira Mek’i kabile lideri Üstat Mütevekkil Hasan Dekin ile Kadarif şehrindeki ofisinde bir araya geldi. Heyet emiri Nasır, ziyaretin amacı hakkında Mek’i’yi bilgilendirerek Sudan’ın siyasi ve askerî durumuna, ayrıca kabilelerin silahlandırılmasına dikkat çekti. Bunun, Sudan’ı parçalamak ve bölmek için çalışan sömürgeci kâfir Batı’nın projesine hizmet ettiğini belirtti. Nasır, farklı kabileleriyle Sudan halkını bir araya getiren unsurun yüce İslam olduğunu vurgulayarak, kabile liderlerinin görevinin İslam’a yardım etmek ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet’i kurmak için çalışmak olduğunu ifade etti. Mek’i ise heyete ziyaretlerinden dolayı teşekkür etti; Nasır’ın söylediklerini tasdik ederek İslam projesini reddedecek hiç kimsenin bulunmadığını vurguladı.

Salı günü güneş battıktan sonra heyet, Kadarif’teki evinde Darfur Kabileleri Genel Nazırı Şeyh Seyfüddevle Haydar et-Tahir Bekr’i ziyaret etti. Görüşmede Nazır Vekili et-Tahir Haydar ve Yürütme Bürosu üyesi Aziz Haydar da hazır bulundu.

Tanışmanın ardından heyet emiri Nasır söz alarak Hizb-ut Tahrir’i tanıttı ve Hizbin amacının Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet’i kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak olduğunu açıkladı. Ziyaretin amacının ise Sudan’ın gerçek durumuna ve karşı karşıya bulunduğu komplolara ilişkin bilinçlendirme yapmak olduğunu belirtti. Bu komploların, Sudan’ı parçalamayı ve bölmeyi hedefleyen sömürgeci projeye karşı çabaların birleştirilmesini gerektirdiğini ifade eden Nasır, buna karşı çözümün yüce İslam projesi, yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet olduğunu vurguladı. Ardından Nazır Vekili söz alarak Hizb-ut Tahrir’in rolünü ve ümmeti bilinçlendirme konusundaki samimiyetini takdir etti; Hilafet’in kurulması yolundaki faaliyet ve çalışmalarını övdü. Yürütme Kurulu Üyesi Aziz de söz alarak Vekil’in sözlerini tasdik etti ve herkesi bu mübarek çalışmada iletişim ve dayanışma içinde olmaya çağırdı.

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Basın Toplantısına Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, medya mensuplarını, siyasetçileri ve ülkenin kaderiyle ilgilenen tüm kardeşlerimizi, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü’nün düzenleyeceği basın toplantısına davet etmekten mutluluk duyarız. Basın toplantımızın başlığı:

Pasta Paylaşımı ile Şer’i Sorumluluk Kavramları Arasında İktidar

Tarih: 02 Rabiu’l Evvel 1448 / 15 Ağustos 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız veya canlı yayın üzerinden takip etmeniz, tartışmanın daha zengin ve verimli olmasına katkı sağlayacaktır.

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti, Sufi Şeyhleri ve Dabâyine Kabilesinin Nazırıyla Görüştü

H. 27 Sefer el-Hayr 1448 M. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü Hizb ut-Tahrir / Sudan Vilayeti’nden bir heyet iki ayrı görüşme gerçekleştirdi. Heyete, Hizb ut-Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezi Temas Komitesi Başkanı Üstad Nasır Rıza Muhammed Osman başkanlık ederken; Hizb ut-Tahrir / Sudan Vilayeti Encümen Üyesi Üstad Muhammed Muhtar ile parti üyeleri Üstad Abdussamed et-Tayyib ve Üstad el-Münevver Defullah kendisine eşlik etti.

İlk ziyaret, Kadarif’teki Sufi Mesidi’ne (tekkesine) gerçekleştirildi. Heyet burada Şeyh Osman Abdurrahman el-Ezrak, Şeyh Hamad Abdurrahman el-Ezrak ve Şeyh Ahmed Osman Abdurrahman el-Ezrak ile görüştü. Heyet başkanı Nasır, Sudan’daki mevcut siyasi ve askeri gerçeklerden ve sömürgeci kafirlerin ülkeyi parçalamayı hedefleyen planlarının tehlikesinden bahsetti. Bu tehlikeli gerçek konusunda halkın önde gelenlerini, kabilelerin nazır ve umdelerini bilgilendirmek amacıyla Hizb-ut Tahrir’in kendileriyle iletişime geçtiğini belirtti. Nasır konuşmasında Hilafet dışında İslam ile hükmetme yönündeki her türlü söz ve çağrının bir aldatmaca ve hakikati örtbas etme çabası olduğunu vurguladı.

Fazilet sahibi şeyhler, Üstad Nasır’ın sözlerini tasvip ettiler. Özellikle Şeyh Osman, parti için hayır duasında bulundu.

İkinci görüşmede heyet, Dabâyine kabilesinin genel nazırı ve Sudan’daki Yerel/Geleneksel İdare Başkan Yardımcısı Nazır Avdülkerim Mahmud Zayid (Ved Zayid) ile Kadarif çarşısındaki makamında görüştü. Nazır, heyeti karşıladı ve kabilenin tarihinden, onların cömertlik ve yiğitlik sahibi bir topluluk olduğundan bahsetti. Ardından heyet başkanı Nasır, ziyaretin amacının sömürgeci kâfirin Sudan’a yönelik planları konusunda halkı bilinçlendirmek, bu planları boşa çıkarmak, safları birleştirmek ve ortak bir söz etrafında toplanmak olduğunu ifade etti. Ayrıca kabilelerin, ümmeti birleştirme ve Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurma yönündeki görevlerini yerine getirmeleri gerektiğini belirtti.

Nazır da bu sunumu tasvip ederek “Biz sizinleyiz; safları birleştirme, söylem birliği sağlama ve Hilafeti kurma yolundaki gayretinizi destekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Yeni Orta Doğu… Şekillenmeye Başladı mı?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Yeni Orta Doğu… Şekillenmeye Başladı mı?

Bölgede yaşananlar; sadece Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki üçlü bir anlaşmadan ya da geçici güvenlik çalkantılarına yönelik anlık bir tepkiden ibaret olmayabilir.

Bölgenin tanık olduğu dönüşümlere, mevcut duruma, güç dengelerinin değişmesine, bazı güçlerin nüfuzunun gerileyip diğerlerinin yükselmesine baktığımızda şu soruyu sormamız meşru bir hale gelmektedir: Bölgedeki güvenlik sisteminin yeniden şekillendiği bir başlangıçla mı karşı karşıyayız?

Amerika, bölgenin güvenliği konusunda en etkili dış aktör olmuştur ve hâlâ da öyledir; zira askeri ve güvenlik olarak geniş ittifaklar ve ilişkiler ağını yönetmektedir. Ancak aynı zamanda, özellikle yaşanan krizlerin çokluğu ve mevcut güç dengesinin bozulmasına yol açabilecek ticari bir dev olan Çin'in uluslararası güç dengesinde yükselme ihtimaliyle birlikte bölgedeki mevcut durumun bu şekilde devam etmesinin mümkün olmadığının da farkındadır. Aynı şekilde bölgenin tamamen Amerikan güçlerine bağımlı olmasının ekonomik ve askeri açıdan maliyetli olduğunun da farkındadır.

İşte bundan dolayı yıllar boyunca, bölge ülkelerinin kendi güvenlik sorumluluğunun daha büyük bir kısmını üstleneceği ve Amerika'nın ise genel gidişatı etkileme nüfuzu ve gücünün sahibi olarak kalmaya devam edeceği farklı bölgesel güvenlik düzeni tasavvurları ortaya çıkmıştır.

Bu açıdan bakıldığında, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki savunma anlaşması nihai bir durak olarak değil, daha geniş bir sistemin muhtemel çekirdeği olarak okunabilir

Nitekim Suudi Arabistan ekonomik ağırlığa, Türkiye askeri güce ve gelişmiş savunma sanayiine, Pakistan ise büyük bir orduya, stratejik kapasitelere ve nükleer bir güce sahiptir. Bir de bu sisteme Mısır'ın askeri ve beşeri ağırlığı eklendiğinde, o zaman bizler, gelecekteki herhangi bir güvenlik düzenlemesinde göz ardı edilmesi zor olan bölgesel bir blokla karşı karşıyayız demektir.

Daha uzun vadeli hedef ise; ikili ittifaklardan, zamanla Orta Doğu için bir güvenlik konseyine benzeyen, savunma politikalarını Amerika ile koordine eden, toplu caydırıcılık mekanizmaları oluşturan ve Amerika'ya bölgede daha büyük bir rol sunan ortak bir bölgesel güvenlik çerçevesine kademeli olarak bir geçiş olabilir.

İşte tam da bu noktada İran, bu denklemdeki en önemli değişkenlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Zira geçtiğimiz on yıllar boyunca, bölgedeki birçok ülkede müttefikleri ve silahlı güçleri aracılığıyla geniş bir nüfuz ağı kurmayı başarmıştır.

Eğer yeni aşama güç dengesini yeniden çizmeyi hedefliyorsa, o zaman Tahran'ın, Amerika'nın projelerine hizmet etmede büyük bir rol oynadıktan sonra çevresini etkilemek için bu ağları kullanma kapasitesini sınırlandırmak temel bir hedef olacaktır.

Nitekim Amerika; bölgedeki müttefiklerini güvenlik sorumluluğunu üstlenme konusunda daha güçlü bir hale getirirken, kendisi de dışarıdan stratejik şemsiye ve etkili güç rolünü koruyacak şekilde bölgeyi yeniden düzenlemeye çalışmaktadır.

Bu okumaya göre yeni Ortadoğu, devletlerin sınırlarının çizilmesi anlamına gelmemekte; aksine İran’dan uzak bir şekilde ittifaklar ağının ve güç dengelerinin yeniden çizilmesi anlamına gelmektedir.

Geriye en ilgi çekici şu soru kalıyor: Bu süreç ilerleyen aşamada Yahudi varlığının da bu ittifaka dahil olması noktasına ulaşabilir mi?

Evet, bu olasılık bu konseyin hedeflerinden biridir; zira eğer mesele sınırlı askeri bir ittifaktan kapsamlı bir bölgesel güvenlik sistemine dönüşürse, o zaman özellikle bölgedeki Amerika'nın ajanları olan yöneticilerin varlığı ve İran'a karşı koyup onun nüfuzunu kontrol altına almak bölgedeki birçok güç için ortak bir hedef haline gelmesinin ardından, Yahudi varlığı ile farklı iş birliği ve koordinasyon biçimleri ortaya çıkabilir.

Yahudi varlığının sayesinde bu ittifaka dahil olabileceği başka bir formül de olabilir; örneğin güvenlik işbirliği ve bilgi paylaşımı, hava savunma düzenlemeleri, füzeler ve insansız hava araçlarına karşı koordinasyon, teknoloji ve güvenlik alanlarındaki ortaklıklar gibi.

Bu nedenle Washington; doğrudan ya da dolaylı olarak Orta Doğu'yu kaos ve çoklu nüfuz merkezleri aşamasından, bölgesel güçlerin temel caydırıcılık araçları olduğu, Amerika'nın ise oyunun kurallarındaki en büyük etki sahibi olarak kaldığı yeni bir güvenlik sistemine taşımaya çalışmaktadır.

Bu nedenle bu anlaşma, kurallarını Washington’un formüle ettiği ve kırmızı çizgilerini onun belirlediği bu konseyin kurulması için ilk taş olabilir.

Bu nedenle Amerika'nın çıkarlarına ve yeni güç dengesine uygun şekilde yeniden düzenlenmiş yeni bir Orta Doğu ile karşı karşıya olabiliriz.

Bu dönüşümlerin ortasında, Müslümanlara yöneltilen şu soru hâlâ geçerliliğini korumaktadır: Bizler, yaşanan tüm bu olayların neresindeyiz?

Ümmete isabet edebilecek en büyük tehlike, başkalarının kendi çıkarları için planlar yapması değildir, aksine ümmetin kendi çıkarlarından habersiz olmasıdır; böylece ümmet, olayların yapıcısı olmaktan ziyade, olayların kendi üzerinde cereyan ettiği bir sahaya dönüşmektedir.

Dünya kartlarını birçok kez yeniden düzenledi; Amerika ve Batılı güçler ise Ortadoğu’ya, çıkarlar, nüfuz ve dengeler bölgesi olarak bakmaktadır.

Bugün, güç dengelerinin değişmesi, ittifakların yeniden şekillenmesi ve yeni bölgesel güçlerin yükselişiyle birlikte Müslümanlar, sıradan bir şekilde geçiştirmeleri caiz olmayan tarihi bir an ile karşı karşıyadır.

Zira talep edilen, Müslümanların komplo teorilerinin esiri olarak yaşamaları veya her olayı düşmanlarının gizli bir planı olarak görmeleri değildir; aksine talep edilen, kendi çıkarlarını okuyabilecek ve etraflarında olup bitenleri anlayabilecek bir bilince sahip olmalarıdır.

Müslümanlar bu denklemde marjinal bir sayı değildir, aksine bölgenin ağırlığı ve terazinin denge unsurudur.

Nitekim eğer Müslümanları birleştiren ve onları savunan bir varlık olsaydı, başkalarının kendileri için planladıkları şeylere bakar bir hale gelmezlerdi. Bu nedenle mevcut aşama, uykusundan uyanan ve yüz yıldan fazla bir süredir bağrına çöreklenmiş bekçi yöneticileri çitleyip atan bir ümmete ihtiyaç duymaktadır.

Güç bahşedilmez ve çıkarlar hediye edilmez; şüphesiz geleceği için bir planı olmayan bir kişi, kendini başkalarının planları içinde yaşarken bulacaktır.

Mesele sadece başkalarının planlarından korkmamız değildir; aksine bize zarar verecek şeyleri başarısız kılabilecek ve bu dünyadaki konumumuzu, yani büyük atalarımızın bir devletleri varken inşa ettikleri konumumuzu şekillendirebilecek bir gücü ve vizyona sahip olmaktır.

Peki Müslümanlar Amerika’nın çizdiği planın bir parçası mı olacaklar, yoksa kendi geleceklerini çizme gücüne sahip olanlardan mı olacaklar? İşte gerçek meydan okuma budur; dolayısıyla bu hususta gecikmemeliyiz.

Seleflerimiz, etkisi yüzyıllar boyunca süren bir devlet ve hadarat inşa etmiştir. Bunu ise temennilerle değil, aksine güçle ve bir sorumluluk taşıyarak yapmışlardır.

Eğer onlar kendilerine milletler arasında bir konum edinmişlerse o zaman sonraki nesillerin görevi, geçmişin zaferleriyle yetinip İslam’ın düşmanlarının kendi geleceklerini belirlemesini bekleyerek yaşamak değildir, aksine kendi konumunu yeniden formüle edecek gücü tesis etmektir.

Zira parçalanmış zayıf bir ümmetin, başkaları tarafından oluşturulan denklemin bir parçası olması söz konusu olamaz.

Dolayısıyla ümmet, ya konumunu ve gücünü yeniden kazanarak bölgenin geleceğini çizen bir taraf olacaktır ya da bölünmüşlük ve zayıflık halinde kalmaya devam edecektir. Çünkü tarih, büyük dönüm noktalarından geride kalan milletlere merhamet etmez.

Halkını asla yalan söylemeyen bu lider, kendini ve gençliğini bu azim görev için çalışmaya adamıştır; dolayısıyla o sizleri, kaybedilen tahtınızı geri kazanmaya davet ettiği gibi birliğinizi yeniden kazanmanıza, olayların sadece alıcısı değil, aktif ve olayları şekillendiren bir ümmet olmaya geri dönmenize de davet etmektedir.

Haydi o zaman ey Müslümanlar, kurtuluş gemisine...

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER