Pazar, 22 Rebiu’s Sânî 1448 | 2026/10/04
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Savaş Yakın Zamanda Duracak mı ve Amerika ile İran Arasında Bir Anlaşma Sağlanacak mı?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi

Savaş Yakın Zamanda Duracak mı ve Amerika ile İran Arasında Bir Anlaşma Sağlanacak mı?

Üstad Esad Mansur’un Kaleminden

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, 9/9/2026 tarihinde şunları söyledi: “Amerika bu durumu sona erdirmek istiyorsa, savaşı tamamen durdurmanın yanı sıra, tehditleri tekrarlamaktan kaçınmalı, İsrail ordusunu Lübnan’dan çekmeli, Yemen’e uygulanan ablukayı kaldırmalı, dondurulmuş 24 milyar dolarlık İran varlıklarını serbest bırakmalı ve ülkenin nükleer ve füze kapasitelerine yönelik her türlü müdahaleyi sonlandırmalıdır.”

Bu şartlar, İran Cumhurbaşkanı ile ABD Başkanı arasında 18/6/2026 tarihinde imzalanan 14 maddeden oluşan mutabakat zaptında yer almaktadır. Nükleer kapasiteler konusunun tartışılması, mutabakat metninin 8. maddesinde yer almaktadır: “İran, zenginleştirmeyi azaltmayı, nükleer silahlara sahip olmamayı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın buna yönelik denetimini taahhüt eder.” Aynı şekilde 12. maddede de şöyle denilmektedir: “İran ve ABD, mutabakat zaptının başarılı bir şekilde uygulanmasını izlemek ve denetlemek amacıyla ortak bir uygulama mekanizması oluşturma konusunda mutabık kalmıştır." Sanki Devrim Muhafızları, özellikle bu iki madde nedeniyle mutabakat zaptına itiraz etmiş gibidir. Bu da ABD’nin İran’a müdahale edeceği, dolayısıyla anlaşmayı uygulamak için İran’la koordinasyonunu sürdüreceği ve onu tabi bir devlet haline getirene kadar sürekli iletişim halinde kalacağı anlamına gelmektedir. Devrim Muhafızları bağımsızlık isterken; politikacıların ve mutabakat zaptını şiddetle savunanların lisanı hali ise, Amerika’nın yörüngesinde ilerleyen bir devlet olarak eski durumlarına geri dönmeyi kabul ediyorlar.

Bu yüzden mutabakat zaptı mayınlarla dolu olup çeşitli yorumlara açık olduğundan dolayı işler planlandığı gibi gitmemiştir. Nitekim Amerika 25/6/2026 tarihinde İran'a dondurulmuş paralarını nakit olarak vermeyeceğini, bunun yerine "İran halkının yararına Amerikan soya fasulyesi, mısır ve buğdayı satın almak için" kullanılacağını açıklamış, İran ise bunu reddetmiştir. Bunun üzerine ABD, 26/6/2026 tarihinde mutabakatın imzalanmasının ardından İran mevzilerine ilk saldırılarını gerçekleştirdi. Devrim Muhafızları da, Körfez bölgesindeki ABD mevzilerine yönelik saldırılarla karşılık verdi. Böylece iki taraf arasındaki karşılıklı saldırılar başladı ve bugüne kadar da durmadı. Mutabakat zaptında uzatılması imkânı belirtilmiş olsa da, nihai anlaşmaya varılması için belirlenen 60 günlük süre doldu. Taraflar anlaşmanın iptal edildiğini açıklamadıkları için, anlaşma hâlâ yürürlüktedir. ABD, İran’ı teslim olmaya zorlamak için güç ve ekonomik ambargo uygulayacağını ama aynı zamanda nihai bir anlaşmaya varmak üzere İran ile müzakereleri yürüttüğünü açıkladı.

Amerika, savaşı İran’ı tabi bir devlet haline getirmek amacıyla başlatmış olmasına rağmen hedefini gerçekleştiremediğinden dolayı büyük bir başarı elde etmiş gibi hissetmek için Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ana bir mesele haline getirmiştir.

Wall Street gazetesi, 10/9/2026 tarihinde, bilgi sahibi Amerikan kaynaklarına dayanarak şunları aktardı: “İran, uçuş sırasında manevra yapma ve hareketli hedefleri vurmasına imkânı sağlayan, isabet oranı öncekilerden daha yüksek gelişmiş balistik füzeler kullandı. Nitekim Ürdün'deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü'nü hedef alan saldırılar nedeniyle birkaç Amerikan askeri uçağı hasar görmüş ve 9 askeri uçak da zarar görmüştür. Hem de Amerika'nın, İran'ın saldırılarını püskürtmek için 30'dan fazla Patriot füzesi fırlatmış olmasına ve Trump'ın üst düzey danışmanlarının da İran'a karşı savaşın, görev süresinin kalan kısmı boyunca devam etme olasılığını gizlice gündeme getirmiş olmalarına rağmen.” Bunun üzerine Trump, 12/9/2026 tarihinde "savaşın büyük olasılıkla önümüzdeki Kasım ayında yapılması planlanan Kongre ara seçimlerinden sonra duracağına inandığını" açıklamıştır.

Bu da İran’ın savaşı sürdürme imkânlarına sahip olduğu ve ABD’nin hedefini gerçekleştiremediği anlamına gelmektedir; Trump, bu seçimlerden önce hedefini gerçekleştirerek partisi için büyük bir zafer kaydetmeyi ummaktadır; ancak şimdi bunu durduramıyor ve savaş belki de görev süresinin sonuna kadar devam edecektir. Nitekim Wall Street, 10/9/2026 tarihinde, “Trump'ın üst düzey danışmanlarının, İran'a karşı savaşın, görev süresinin kalan kısmı boyunca devam etme olasılığını gizlice gündeme getirdiklerini” bildirmişti.

Trump, müzakereleri başlatarak ve mutabakat zaptını imzalayarak, ayrıca İran’ın gücünün büyük bir kısmını yok ettiğini ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol ettiğini iddia ederek bunu durdurmaya çalışmıştır. Ancak gerçeklik onun sözlerini yalanlamaktadır; zira savaş devam etmektedir. Belki de 2001-2003 yılları arasında Afganistan ve Irak’a karşı iki savaş başlattığında selefi George W. Bush’un düştüğü çıkmazın içine düşmüştür; zira Amerika, her iki ülkede de Müslümanların şiddetli direnişiyle karşılaşmış ve bu ülkelerden nasıl çekileceğini araştırmaya başlamıştı; bu da hem kendisi hem Cumhuriyetçi Partisi hem de Amerika için bir utanç kaynağı olmuştu. Trump, eğer görev süresi boyunca bunu durduramazsa, bunu halefine kötü bir miras olarak bırakacaktır.

Böylece Amerika, yalan iddialarla savaşlar alevlendirmekte, ekinleri ve nesilleri yok etmekte ve yozlaşmayı yaygınlaştırmaktadır. Zira Amerika için önemli olan tek şey, kendi çıkarları ve dünyaya hegemonyasına dayatmaktır.

Bu savaş, İran'daki etkili gücün Devrim Muhafızları olduğunu ve sanki ülkeyi onların yönettiğini ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden siyasetçiler, nihai karar sahibi olan Mürşid'i, mutabakat zaptını imzalama yönündeki taleplerini kabul etmeye ikna etmişlerdir; ancak Devrim Muhafızları, siyasetçiler ile Devrim Muhafızları arasında denge kurmak için orta yolu bulmak istediği görülen Mürşid'e duydukları saygı nedeniyle isteksiz de olsa geçici olarak sessiz kalmışlardır.

Siyasetçiler Amerika ile uzlaşmak ve Amerika'nın yörüngesinde dönmekten ibaret olan eski politikayı sürdürmek isterlerken; Devrim Muhafızları ise bağımsızlık istemektedir. Amerika, Devrim Muhafızları’nın egemen konumda olduğunu görünce, onlarla doğrudan ilişkiler kurmak istemiş ve Pakistan'ın fiili yöneticisi gözde generali Asım Münir'i harekete geçirmiş, ancak bunda başarısız olmuştur. Bu nedenle 28/2/2026’da İran’a karşı ilan ettiği ve 40 gün sonra durdurduğu savaşı yeniden başlattığını açıklamadan saldırılara yeniden başlamıştır.

Bu savaş, Amerika'nın siyasi yaklaşım tarzını da ortaya çıkarmıştır; zira Amerika kasıtlı olarak aldatmaya ve mutabakatları ve anlaşmaları ihlal etmeye başvurmuş, bunları yükümlülüklerini yerine getirmek için değil, çıkarlarını gerçekleştirmek üzere zaman kazanmak için kullanmış, bunların uygulanması konusunda oyalama taktiğine başvurmuş ve bir çıkar görmediğinde de bunlardan vazgeçmiştir. Zira İran'la yapılan daha önceki nükleer anlaşmayı, Rusya ile yapılan anlaşmaları ve iklim anlaşması ile havacılık için Açık Semalar Anlaşması gibi uluslararası anlaşmaları bozmuş ve birçok uluslararası kuruluşlardan da çıkmıştır. Böylece güvenilirliğini kaybetmiş ve güvenilmez haydut bir devlet haline gelmiştir. Bu yüzden kimse onunla yapılan anlaşmalara güvenmemektedir.

Amerika, kendi çıkarları söz konusu olduğunda dost ya da düşman tanımaz; zira Kanada ve Avrupa’ya yaptığı gibi dostlarına karşı da ekonomik ve siyasi bir savaş başlatabilir, Danimarka’ya ait Grönland Adası’nı ele geçirmekle tehdit edebilir ve Kanada’nın ilhakını talep edebilir. Afganistan ve Irak’ta yaptığı gibi, şimdi de İran’a karşı saldırganlığını meşrulaştırmak için yalanlar uydurmaktadır.

Ayrıca Amerika, kendi yörüngesinde dönen müttefiklerine ve ajanlarına sırtını da dönebilir; zira kendi emirlerini yerine getirdikleri için halkları onlara karşı ayaklandığında, Hüsnü Mübarek, Beşar Esad, Pervez Müşerref, Suharto ve diğerleri gibi ajanlarına sırtını dönmüştü. Nitekim bölgede kendi yörüngesinde dönen ve kendisine hizmet eden İran’a da sırtını dönmüştür.

Bu nedenle Hilafet Devleti, bu ülkeyle, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Roma Devleti ile muamele ettiği ve Raşid Halifelerin de onu izlediği şekilde muamele edecektir ki böylece onu mağlup edip, şimdi Orta Doğu olarak adlandırılan bölgeden onu çıkarabilsin. Ardından onlardan sonraki Halifeler de onları takip ettiler ve nihayet İstanbul’daki merkezine kadar ulaştılar; hatta neredeyse Allah’ın izniyle yakında kurulacak olan İkinci Raşidi Hilafet Devleti’nin fethedeceği Roma’yı da fethediyorlardı.

Kaynak: El-Raye Gazetesi-617. Sayı-16/09/2026

Devamını oku...

Suud Hanedanı Yöneticileri, Efendileri Amerika'ya Hizmet Etmek İçin Yemen'de Husilerin Güçlendiriyor ve İngiliz Ajanlarına Darbe İndiriyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Suud Hanedanı Yöneticileri, Efendileri Amerika'ya Hizmet Etmek İçin Yemen'de Husilerin Güçlendiriyor ve İngiliz Ajanlarına Darbe İndiriyorlar

Haber:

1- Koalisyonun ateşi Bab el-Mendeb'de kendi araçlarını yutuyor… Suudi hava saldırıları, Devler Tugayı'na ait 5 zırhlı aracı içindekilerle birlikte imha ederek paralı asker cephesinin parçalandığını ortaya çıkardı. (El-Meşhed el-Yemeni el-Evvel sitesi, 14/09/2026).

2- Pazartesi günü Suudi Savaş uçaklarının Lahic vilayetine bağlı el-Mudaraba ve Ra's el-Ara ilçelerinde düzenlediği yoğun hava saldırıları sonucunda, Suudi Arabistan yanlısı unsurlardan çok sayıda kişi öldü, diğerleri de yaralandı. Saha kaynakları, hava saldırılarının, doğrudan Mudaraba'nın kuzeybatısındaki Kahbûb'un eteklerinde Güney vilayetlerinin evlatlarından oluşan Devler ile Vatan Kalkanı gruplarına mensup unsurların toplanma alanlarını hedef aldığını bildirdi. Suudi hava saldırılarının, aralarında öne çıkan üst düzey saha komutanlarının da bulunduğu çok sayıda ölü ve yaralıya yol açtığını ve kurbanların nihai sayısına ilişkin belirsizliğin ise sürdüğünü vurguladı. Kaynaklar, hatalı olarak nitelendirilen Suudi saldırılarının zaman zaman tekrarlandığı ve bu saldırıların birçok askeri aracın ve zırhlı aracın tamamen imha edilmesine yol açtığı eklemesinde de bulundular. (Yemen Vibe sitesi, 14/09/2026)

Yorum:

Sömürgeci, gerek coğrafi yakınlık gerekse Suud Hanedanı yöneticilerinin sömürgeci kâfirlere hizmet etmek için Yemen'in ajan yöneticilerinin sadakatini satın almak için kullandığı paralar nedeniyle, Yemen dosyası hususunda Suud Hanedanı yöneticilerine uzun zamandır büyük bir rol vermiştir; zira dün, İngilizlerin ajanı Kral Abdullah bin Abdulaziz’in, kendisiyle ölmüş Ali Salih arasında büyük bir uyum varken Kral Abdullah, parayı hayatlarının merkezi haline getiren şeyhler de dahil olmak üzere Yemen’deki birçok etkili kesimi besliyordu; nitekim Amerika'nın ajanı Selman bin Abdülaziz ve onun şımarık oğlu iktidara geldikten sonra, İngilizlerin Yemen'deki köklü nüfuzunu ortadan kaldırmak ve yerine Amerika'nın nüfuzunu getirmek için gece gündüz çalışmaya başladılar.

Suud Hanedanı yöneticileri Husileri ortadan kaldırmak için Arap Koalisyonu adı verilen yapıya liderlik ediyor olsalar da; masa altından, destekledikleri kuvvetlere yönelik bu hava saldırıları da dahil olmak üzere pek çok eylemler yoluyla Husileri pekiştirmeye çalışmaktadırlar; nitekim bu kuvvetler kendileri için çizilen sınırları aştığında (Suud güçleri) onları vurmakta ve böylece Husilere hizmet etmektedir; nitekim bu tür olaylar defalarca tekrarlanmış ve Yemen hükümetine bağlı bazı askeri komutanlar da bunu dile getirmiştir.

Yemen halkının, Suudi Arabistan’ın ve onun efendisi Amerika’nın eylemleri ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin ve onun efendisi İngiltere’nin eylemlerinin farkına varmaları ve Yemen’in kuzeyindeki ve güneyindeki yöneticilerin insanları savaşın cehennemine, açlığa, korkuya ve aşağılanmaya sürüklediğini idrak etmeleri gerekir.

Daha ne zamana kadar Yemen halkıyla oynayıp durmaya devam edecekler?! Ajanları silip süpürecek ve onları Allah'ın hükmüyle yargılayacak adil mahkemelere sevk edecek köklü bir çözüm için kolları sıvayıp bizimle birlikte çalışacak kimse yok mu? Köklü çözüm, bizi Allah’ın Kitabı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti ile yönetecek ve bugün denizde karanlık ve yozlaşmanın dalgalarıyla çalkalanan dünyaya İslam’ı taşıyacak Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışmaktır.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İbrahim Muhammed - Yemen

Devamını oku...

Aptallar Kendi Hatalarından, Akıllılar Başkalarının Hatalarından Ders Çıkarır!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Aptallar Kendi Hatalarından, Akıllılar Başkalarının Hatalarından Ders Çıkarır!

Haber:

Neil Rothschild; Hollanda'nın yakın zamanda ABD ve Kanada'dan 86 ton altını, "aşırı sistemik risklere" karşı ihtiyatlı olma ihtiyacıyla ilgili bir adım olduğunu gerekçe göstererek ülkeye naklettiğine, Fransa'nın altın rezervlerinin tamamını New York'tan çıkardığına ve Almanya'nın da benzer bir adımı tartıştığına dikkat çekti. Dünyanın en büyük varlık fonu olan Norveç Varlık Fonu da tahvil piyasasındaki çalkantıların ortasında ABD Hazine tahvillerindeki varlıklarını azaltma planlarını açıkladı. Yeniden hesaplamalar sadece parayla sınırlı değildir; zira Avrupa ülkeleri silah ve teknoloji alanlarında ABD gücüne olan bağımlılıklarını azaltmanın yollarını arıyorlar. Avrupa, yerli savunma sanayiinden yaptığı alımları artırmayı değerlendirirken; Avrupa Birliği de büyük Amerikan şirketlerinin hassas ihalelere erişimini kısıtlayabilecek bulut bilişim kuralları üzerinde çalışıyor. (El Cezire Net, 13/9/2026)

Yorum:

Avrupa, Amerika ile bağlarını koparmaya çalışırken, Ruveybida Arap yöneticilerinin ise Amerika’nın kucağına atladıklarını, onun rızasını elde etmek için halklarının parasını hediye, ülkelerinin servetlerini bağış ve topraklarını da askeri üsler olarak sunduklarını görmekteyiz. Efendileri Trump ise tüm dünyanın gözü ve kulağı önünde onları aşağılamaya devam etmektedir!

Bu halkların, bu hain rejimlerin kökünden sökülmesinin kaçınılmaz olduğunu, bunların belanın başı ve ümmetin bedeninde yayılan hastalığın merkezi olduğunu anlamalarının zamanı gelmedi mi? Zira mefhumlarımız düzelip hastalığın nedenini anladığımızda, ihlas ve siyasi bilinçle karakterize olmuş muhlis çalışanları arayarak siyasi açıdan bilinçli bir halkçı taban oluşturacağız ve birlikte bu ordular içindeki evlatlarımızın sadakatini yeniden kazanarak onların etrafımızda toplanmasını ve bizimle birlikte çalışmasını sağlayacağız.

Otorite bize ait olduğu için, işlerimizi, siyasi açıdan bilinçli, canlarımız ve ülkemizin zenginlikleri konusunda güvenilir muhlis kişilere emanet etmeliyiz ki böylece aramızda Allah’ın şeriatını tatbik etsinler; böylece de insanları, başarısızlıklarını sahada kanıtlamış beşerî sistemlerin zulmünden çıkarıp, semanın Rabbinin kanunları ve O’nun yarattıkları hakkındaki adil hükmü sayesinde İslam nizamının adaletine kavuşturabilelim. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْماً لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ “Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?” [Maide 50]

Burada size şunu hatırlatmak isterim: "Emin olan size ihanet etmedi, fakat siz haine güvendiniz!" Bakın işte Hizb-ut Tahrir, yıllardır aranızda çalışmakta ve ihlası ve siyasi bilinciyle tanınmakta olup sizin için açık bir uyarıcı olmuştur; zira bilinci sayesinde politikacıların tuzaklarını ve aldatmacalarını, düşmanların hamlelerini ifşa etmiş; cesareti sayesinde de her siyasi dönüm noktasında ya da devletler arası her antlaşma ve ittifakta, hırsların gerçek maskesini ve niyetlerin kötülüğünü açığa çıkarmıştır; dolayısıyla Hizb-ut Tahrir, halkına asla yalan söylemeyen bir liderdir. O halde onun etrafında toplanın ve onun destekçisi olun. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ “Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun.” [Tevbe 119] Ve Subhanehu şöyle buyurmuştur:وَلَيَنْصُرَنَّ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ * الَّذِينَ إِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ أَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِ وَلِلَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ“Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah’a varır. ” [Hac 40-41]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müne Semih

Devamını oku...

Trump, Yahudilerin Gazze'de İşlediği Suçlardan Dolayı Suçsuz Olduğunu İddia Ediyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Trump, Yahudilerin Gazze'de İşlediği Suçlardan Dolayı Suçsuz Olduğunu İddia Ediyor!

Haber:

Trump: Gazze’de barışın sağlanmasına yardımcı olduk ve “İsrail”in Gazze Şeridi’nde yaptıklarıyla hiçbir ilgimiz yok. (El-Ghad TV)

Yorum:

Trump bu tür açıklamalarla giymediği bir kisveye bürünmeye çalıştığı gibi yapmadığı şeyleri de kendine nispet etmeye çalışmaktadır; zira o, yapmadığı şeylerden dolayı övülmeyi sevenlerdendir biridir. لاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمَا أَتَوْا وَّيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُواْ بِمَا لَمْ يَفْعَلُواْ فَلاَ تَحْسَبَنَّهُمْ بِمَفَازَةٍ مِّنَ الْعَذَابِ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ “İşledikleri çirkin davranışlarla sevinen ve yapmadıkları güzel şeylerle övülmek isteyenlerin sakın azaptan kurtulacaklarını sanma! Onlar için can yakıcı bir azap vardır.” [Al-i İmran 188]

Gazze’de barışın sağlandığını iddia ediyor; ancak Gazze’nin ve halkının durumuna bakan bir kişi, suikastlar, yıkım ve Yahudi varlığının Gazze Şeridi’ndeki egemenliğinin genişletilmesi gibi bugüne kadar hiç durmamış olan suçlarlar da dahil orada Yahudi varlığının her gün işlediği suçları görmektedir; o halde hangi barıştan bahsediyor Allah aşkına?!

Yahudi varlığının işlediği suçlardan kendini temize çıkarmaya çalışıyor; oysa onun, Yahudi varlığının suçlarına siyasi kılıf sağlamada ve bu mutant varlığa yıkım ve cinayet için askeri araçlar temin etmede selefi Biden’dan hiçbir farkı yoktur.

Belki de küresel kamuoyundaki ve Amerika’daki kamuoyundaki değişimler, Trump’ı, söz konusu iki düzeyde kamuoyunu harekete geçiren Yahudi varlığının işlediği suçlardan kendini aklamaya itmiştir; özellikle de önümüzdeki Kasım ayında yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuçlarını etkileyebilecek olan Amerikan kamuoyundaki değişimler.

Ancak tarih, suçlulara merhamet etmeyecek ve İslam ümmeti, gerek kendisine gerekse her yerdeki evlatlarından herhangi birine karşı suç işleyen herkesi hafızasında saklayacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Halife Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

İslam’ın Yüceliği

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İslam’ın Yüceliği

Haber:

Katar’ın başkenti Doha Cuma günü, Katar’da İslam’a girip burada ikamet etmeyi seçen ve daha sonra ülkesindeki ailesinden uzakta vefat eden üniversite hocası Kanadalı Müslüman David Booker için görkemli bir cenaze törenine tanık oldu.

Perşembe günü Katar’daki sosyal medya platformları üzerinden cenaze törenine katılım çağrısı başlatıldı; zira vaizler ve medya mensupları, Booker’ın vefatına işaret eden bir duyuru yayınladılar.

Onlar, Booker’ın İslam’a yeni girmiş olduğunu ve Doha’da ailesi ya da akrabaları bulunmadığını açıkladılar ve çağrı metninde şöyle geçti: “Kardeşimiz David, Allah’ın rahmetine kavuştu; o, yeni Müslüman olmuştu ve Doha’da ailesi yoktur; kardeşlerinden onun cenaze namazına ve defnedilmesine katılmalarını rica ediyoruz.” (El Cezire Net)

Yorum:

Doha’daki Müslümanların büyük bir kesimi bu çağrıya yanıt verdi; cami namaz kılanlarla doldu ve saflar caminin dışına taşarak sokağa kadar ulaştı. Vaiz Salim Kahtani, X platformunda yaptığı bir paylaşımda şöyle dedi: “Böylesine bir topluluğu nadiren gördüm; zira cami tamamen doldu ve insanlar sokakta namaz kıldılar; ey Katar halkı, bu görkemli katılımınız için Allah yüzünüzü ak etsin.”

Şimdi sorulması gereken soru şudur: Kendi ailelerinden veya tanıdıklarından olmayan bir “yabancı” adamın cenaze namazına ve törenine katılmak için bu kadar kalabalık Müslümanı harekete geçiren şey nedir? İşte bu, yüce İslam’dır.

Tüm insanlar için gelen, cinsiyet, renk ve ırk arasında bir ayrım yapmayan bu yüce din insana, “Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasulü” olduğuna şahadet eden bir insan olarak bakar; böylece bu şahadetten önceki her şey geçersiz hale gelir, bu şahadetten önceki tüm amellerin sayfaları kapanır, kişi annesinin onu doğurduğu günkü gibi olur ve ona yönelik bakışın ölçüsü şudur: إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ أَتْقَاكُمْ “Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır.” [Hucurat 13]

-Bazı bilimsel yayınlar hariç- David Booker hakkında pek bir şey bilmiyoruz; onun cenazesini uğurlayanlar da onun hakkında tek bir haberden başka bir şey bilmiyorlardı; o, Allah’ın vefat ettirdiği bir Müslümandı; işte bu bilgi, Müslümanların çağrıya cevap verip onun namazını kılmak, cenazesini uğurlamak ve onun için dua etmek üzere harekete geçmeleri için yeterli olmuştur. Şüphesiz onları birbirine bağlayan sıkı bağ, İslam akidesi bağıdır.

İşte bu İslam akidesine bağına, ümmetin düşmanları ve onların Müslüman ülkelerdeki kötü yöneticilerden oluşan kuyrukları savaş açmış ve hâlâ da açmaya devam ettikleri gibi Müslümanlar arasına sınırlar ve engeller konulmuş, vatancılık gibi köhnemiş hayvani bağları pekiştirmek ve güçlendirmek için çok çaba sarf edilmiş ve hâlâ da sarf edilmektedir; ancak İslam ümmeti, berrak ve saf kaynağa geri dönmenin, -bir anlığına da olsa- tüm o kokuşmuş bağları arkasına atıp diğer insanlar dışında tek bir ümmet olmanın anlamını fiilen uygulamıştır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hüsameddin Mustafa

Devamını oku...

Özbekistan’daki Pazarlar Neden Toplu Olarak Yanıyor?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Özbekistan’daki Pazarlar Neden Toplu Olarak Yanıyor?

2026 yılı Özbekistan'daki halk pazarları için sıradan bir yıl değildi. Zira Ocak ve Ağustos ayları arasındaki dönemde, Taşkent, Taşkent ili, Andican, Buhara, Surhanderya ve Nemengan'daki pazarlar ve alışveriş merkezlerinde bir dizi yangın kaydedildi. Bazı durumlarda pazarın tamamı yanmamış, aksine pazarın sınırları içinde bulunan dükkânlar ve tezgâhlar zarar görmüştür; örneğin yangınlar, "Kızırık"ta 70 metrekarelik, Orikzor'da 150 metrekarelik bir alanı etkilerken, Pişkurgun Pazarı'ndaki yangın ise yaklaşık 8000 metrekarelik bir alana yayılmıştır. Şu ana kadar bu olayları tek bir nedene bağlayacak kanıt bulunmamaktadır; ancak bunların özelleştirme, dijital dönüşüm ve pazarların yeniden düzenlenmesi süreçleriyle aynı zamana denk gelmesi, ciddi soruları gündeme getirmektedir.

Bir yandan yangınlar ve soruşturmalar; diğer yandan pazarların dijital dönüşümü; üçüncü olarak da devlet varlıklarının özelleştirilmesi ve yabancı sermayenin çekilmesi söz konusudur. Peki bu sadece geçici bir tesadüf mü, yoksa belirli ekonomik çıkarların kesişmesi mi? Bu sorunun cevabı, delilsiz ve mesnetsiz hükümler vermeyi değil, gerçekler arasında karşılaştırma yapmayı gerektirir. Asıl soru şudur: Özbekistan pazarı kimin hesabına yeniden inşa ediliyor ve halkın bundan kazancı ne olacak?

2024 yılının sonlarında, Taşkent'teki Askiya Pazarı'nın gayrimenkul kompleksi, 1,83 hektarlık bir arazi parçasıyla birlikte açık artırmaya çıkarılmıştır. 2025 yılının Ocak ayında, Çinli “Sheng Ke-International” şirketi ise, 225,59 milyar Som tutarındaki teklifiyle ihaleyi kazanmıştır.

Pazar, sıradan bir dükkan değildir; zira değeri, arazisi, konumu, altyapısı ve buraya gelen müşteri akışıyla belirlenmektedir. Bu da özel yatırımcı için pazarın sıradan bir yapıdan ibaret olmadığı, aksine muazzam kârlar getirebilecek bir ekonomik varlık olduğu anlamına gelmektedir.

2025 yılında özelleştirmenin kapsamı genişlemiştir. Bununla eş zamanlı olarak, Özbekistan Ulusal Yatırım Fonu'nun varlıklarını yönetmek üzere ABD'li "Franklin Templeton" şirketi de sürece dahil edilmiştir. Yani kamu kurum ve varlıklarının bir kısmı artık yabancı yatırımcıların katılabileceği veya hisselerini satın alabileceği birer yatırım konusuna dönüşmüştür.

2026'da dijital dönüşüm: Bu sadece bir şeffaflık mı?

2 Temmuz 2026 tarihinde yayınlanan 358 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, pazarların ve alışveriş merkezlerinin dijitalleştirilmesini, satış yerlerinin elektronik olarak kaydedilmesini ve küçük çaplı yolsuzluğun azaltılmasını hedeflemiştir; açıklanan resmi hedef ise şeffaflığı ve denetimi güçlendirmektir.

Ancak dijital dönüşüm devlete, tüccarların sayısı, satış yerleri, gelirler ve piyasaların ekonomik kapasiteleri hakkında da net bir görüş sağlamaktadır. Böylece dijitalleşme, teknik bir unsur olmasının yanı sıra pazarları saymak ve yönetmek için yeni bir araç olmuştur; tıpkı hayvanlara pasaport çıkarılması ve bunların 7 Ağustos'tan itibaren kayda geçirilmesinin amacının, halka ait hayvan varlığının boyutunu tespit etmek olması gibi.

2026 yılının Temmuz ayında, Taşkent’teki en büyük 35 pazar ve alışveriş merkezinin özelleştirme amacıyla açık artırmaya çıkarılacağı duyurulmuştu; resmi hedef ise bunların modernize edilmesidir. Ancak kamuoyunun şu temel soruları hâlâ cevapsız kalmaktadır: Arazinin değeri ne kadar? Devlet ne kadar alacak? Yatırımcı ne kadar yatırım yapacak? Esnaf nereye tahliye edilecek? Yeni kira bedeli ne kadar olacak? Eski esnaf geri dönebilecek mi? Yangınlardan zarar görenlere kim tazminat ödeyecek?

Pazar, halkın günlük geçim kaynağıdır. Dolayısıyla pazar yanarsa ya da yıkılırsa, onun yeri boş kalmayacak; aksine yerine yeni bir ticaret merkezi, bir “hipermarket” ya da çok işlevli bir merkez ortaya çıkabilir. En şaşırtıcı soru da şudur: Devletin bu planı uygulamak için pazarların yanmasından başka bir seçeneği yok muydu?!

Buradaki temel ekonomik soru şudur: Hazır müşteri akışı kimin eline geçecek? Eski pazarlarda binlerce küçük esnaf dağınık bir şekilde geçimlerini sağlarken, yeni merkezlerdeki bu ticari akışın tek bir mülk sahibinin veya belirli sayıda büyük mülk sahiplerinin kontrolüne geçmesi beklenmektedir. Bunun sonucunda ticaret merkezlerindeki ana kârlar yatırımcının elinde toplanırken, devlet de satış gelirlerinden, vergilerden veya sözleşmelerde öngörülen ödemelerden yararlanacaktır. Bizi bu çıkarıma ulaştıran şey, bu olayların Özbekistan’a gelen yabancı şirketlerin yoğun faaliyet gösterdiği bir dönemde meydana gelmesidir. Bu nedenle, “piyasaların modernizasyonu” ifadesinin arkasında, “gizli” ancak artık herkes için apaçık hale gelen bir hükümet planı yatmaktadır; zira burada çıkarı olan, halk değil, yabancı yatırımcılar ve hükümettir.

Binlerce tüccarın malları, ekipmanları ve devasa işletme sermayeleri bir gecede kül olup gitti; üstelik onlardan çoğunun sigortası bile yoktu. Devlet bundan tam olarak haberdardır; dahası devlet başkanı, “Bağımsızlık” bayramı vesilesiyle yaptığı konuşmada, gelecekte tüm ailelere kapsamlı bir sigorta sisteminin getirileceğinden bahsetmişti.

Sonuç olarak: Devletin görevi, varlıkların satışı, piyasaların dijitalleştirilmesi veya yatırımcıların çekilmesiyle sınırlı değildir; aksine devletin, öncelikle halkın mülkiyetlerini, geçim kaynaklarını ve ekonomik çıkarlarını koruması gerekir. Ancak devlet tam aksi bir yol izlemekte ve büyük yatırımcıların yanında yer almaktadır; çünkü halkın toplu sigorta sistemine dahil edilmesinin Batılı sigorta şirketleri için devasa bir kâr pazarı oluşturacağını ve devletin de buradan vergiler elde edeceğini sanmıştı. Ancak bu yatırımcıların sermayelerini ülkeye sokmakta kurnaz oldukları kadar, bunları kârlarıyla birlikte çıkarma konusunda da olağanüstü bir beceriye sahip oldukları unutmamalıdır! Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَىٰ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” [Nisa 58]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER