Salı, 05 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Âlimler İslam Ümmetinin Kandilleridir!

Tataristan Müslümanları Dini İdaresi Helal Standartları Komitesi Başkanı Abbas Şalyapuşkinov, 26 Temmuz 2026 tarihinde Tatar-İnform haber ajansına verdiği röportajda helal kavramını değerlendirirken şöyle dedi: Genel olarak helal, bir yaşam biçimidir; Müslümanın hayat tarzıdır ve hayatın bütün yönlerini kapsar. 2025 yılında kurulan sektörler arası ortak çalışma grubu kapsamında, sağlık hizmetleri ve ilaçlar, eğitim ile moda gibi alanları kapsayan ‘Helal Yaşam Tarzı’ eylem planı kabul edildi. Bugün helal, adeta çağın bir trendi hâline gelmiştir. Bu sebeple bu konu üzerinde titizlikle duruyoruz. Çünkü bu, Aziz ve Celil olan Allah’ın emridir; bunlar İslam’ın ve şeriatın esaslarıdır. Biz de çalışmalarımızı bu doğrultuda yürütüyoruz.”

Rusya Federasyonu’na bağlı, Türk nüfusunun en yoğun yaşadığı ve en büyük cumhuriyetlerden biri olan Tataristan, Rusya’nın İslam karşıtı politikalarını benimsemiş; “terörle mücadele” bahanesiyle başta Hizb-ut Tahrir gençleri olmak üzere İslami daveti taşıyan birçok Müslümana işkence uygulamıştır. Bugün ise Tataristan’ın Müslüman evlatları, Rusya’nın hedefleri doğrultusunda “özel askerî operasyon” adı verilen savaşa gönderilerek kanları heder edilmektedir. Nitekim Idel.Realii internet sitesinin istatistiklerine göre, cephede hayatını kaybeden Tataristanlıların sayısı 9 bini aşmıştır. Helal Standartları Komitesi Başkanı Abbas’ın bu gerçeklerden habersiz olması düşünülemez. Ancak tüm bunlara rağmen onun fetvalarının yalnızca gıda ürünleri ve ticari işlemlerle sınırlı kaldığını görmekteyiz.

Şimdi Abbas’a sormak gerekir: Şeriatın emir ve yasakları sadece gıda ve ticaret hükümlerinden mi ibarettir? Oysa konuşmanızda “Genel olarak helal bir yaşam tarzıdır, Müslüman bir kişinin yaşam biçimidir ve tüm yönleri kapsar” diyorsunuz; Peki İslam, gıda ve ticaret hükümlerini kapsadığı hâlde yönetim sistemi ve uluslararası ilişkilerle ilgili hükümleri kapsamıyor mu? Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu buyruğunu hiç duymadınız mı?

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً“Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir” [Nisa 141] O halde Tataristan’ın kâfir Rusya’nın hâkimiyeti altında bulunması dinen caiz midir? Müslüman Tatar halkının evlatlarının, kâfirlerin hedefleri uğruna cephelere gönderilip öldürülmesi şer’an doğru mudur? İslami daveti taşıyan Müslümanların hapsedilmesi ve zulme uğratılması şeran doğru mudur, meşru görülebilir mi? Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu buyruğu hiç işitmediniz mi?

صِنْفَانِ مِنَ النَّاسِ إذَا صَلَحَا صَلَحَ النَّاسُ وَإِذَا فَسَدَا فَسَدَ النَّاسُ، العُلَمَاءُ وَالأُمَرَاء “İnsanlardan iki sınıf var ki, onlar düzelirse tüm insanlar düzelir, onlar bozulursa tüm insanlar bozulur: Âlimler ve yöneticiler.” Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in varisleri olarak siz alimler, bu meseleler hakkında İslam’ın hükmünü açıklamak ve Müslüman Tatar halkını aydınlatmakla yükümlü değil misiniz? Eğer hakikati siz âlimler dile getirmezseniz, hak ne zaman ortaya çıkacaktır? Hakikatin sesi kim olacaktır?

Son olarak, Tataristan Müslümanları Dini İdaresi Helal Standartları Komitesi Başkanı Abbas Şalyapuşkinov şahsında bütün âlimlere Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu sözünü hatırlatmak isteriz:

إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِن بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَـئِكَ يَلعَنُهُمُ اللّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyet yolunu -kitapta onu insanlara apaçık göstermemizden sonra- gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.” [Bakara 159] Bu ayet, bir kişi âlim olur da takva sahibi olmazsa ve zalimlerin yüzüne karşı hakkı haykırmazsa, onda kesinlikle hiçbir hayrın bulunmadığını açıklamaktadır. Böyle biri gerçek anlamda bir âlim değil; bilgi sahibi olsa da dilsiz şeytan olmaktan öteye geçemez.

Ey İslam ümmetinin âlimleri! Sizler, bu vasıflarla anılıp Allah’ın lanetine uğrayanlardan mı olacaksınız; yoksa ümmete hakkı gösteren, yolunu aydınlatan ve ona rehberlik eden kandiller mi olacaksınız?

Devamını oku...

Camiler Yakılıyor, Müslümanlar Katlediliyor ve Ordularımız ise Sadece Seyrediyor! Ey Müslümanlar! Bu Daha Ne Zamana Kadar Sürecek?

Yahudi varlığı başbakanı Netanyahu, Batı Şeria’daki mevcut operasyonların genişletilmesini isteyerek ordusuna tam yetki verdi. Sözde “Ulusal Güvenlik Bakanı” Itamar Ben-Gvir ise, bir yerleşimcinin öldürülmesi ve üç kişinin yaralanmasının ardından bölgedeki askerî operasyonların daha da tırmandırılması çağrısında bulundu. Ben-Gvir, saldırganların çıktığı köy ve kasabalara “Gazze Şeridi’ndeki Beyt Hanun’a uygulanan muamelenin aynısının uygulanması gerektiğini” söyledi. Yahudi ordusu pazar günü de operasyonlarını sürdürürken, Yahudi yerleşimciler de Filistin halkına yönelik saldırılarına devam etti. İki mescidi, çok sayıda evi ve aracı ateşe verdiler; duvarlara “İntikam” ve “Mescitler bizi korkutmaz” gibi intikam çağrısı yapan sloganlar yazdılar.

Yahudi varlığı liderlerinin, askerlerinden ve yerleşimcilerinden bazılarının öldürülmesi veya yaralanmasına verdikleri tepki; İslam ümmeti ve ordularını ne kadar küçümsediklerini, geçici de olsa herhangi bir tepkiden zerre kadar korkmadıklarını göstermektedir. Yerleşimci sürüleri ve askerleri her gün Filistin’de, Gazze’de ve Batı Şeria’da Müslümanları öldürmekte; halkı yurtlarından sürmekte; geriye kalan evlerini ve topraklarını da ellerinden almaya çalışmaktadır. Bununla da yetinmeyip her fırsatta Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra yurdu olan Mescid-i Aksa’yı kirletmektedirler; şimdi ise kin, nefret ve aşağılamanın bir göstergesi olarak mescitleri özellikle hedef alıp ateşe vermektedirler.

Bugün Filistin’de Yahudi varlığının Filistin halkına ve mukaddesatına karşı bir suç işlemediği tek bir gün bile kalmamıştır. Onların sergilediği bu vahşet ve barbarlık, kameralar ve televizyon ekranları aracılığıyla bütün İslam ümmetinin ve kışlalarında bekleyen orduların gözleri önüne serilmektedir.

Ey İslam Ümmeti! Ordulardaki evlatlarınız, subaylarınız ve komutanlarınız, Filistin’in, Filistin halkının ve kutsallarının başına gelenleri sanki kendilerini hiç ilgilendirmiyormuş gibi daha ne zamana kadar seyretmeye devam edecekler?!

Orduların, Allah’ın çağrısına uyarak yaya ve binekli olarak sefere çıkması, Filistin halkını kurtarmak ve mübarek toprağı Yahudilerden temizlemek için Filistin halkının yardımına koşması, Filistin halkının ordular üzerindeki bir hakkıdır. Böylece hem kendileri hem de Filistin halkı dünya ve ahirette saadete erişmiş olacaktır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انفِرُواْ فِي سَبِيلِ اللهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الأَرْضِ أَرَضِيتُم بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلاَّ قَلِيلٌ “Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.” [Tevbe 38]

Devamını oku...

Kutsallardan Taviz Vermek ve Yahudilerle Barış Yapmak, “Ulusalcılığın” Zehirli Meyvelerinden Biridir

Suriye Geçiş Dönemi Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 26 Temmuz 2026 tarihinde El Cezire kanalında gazeteci Ali ez-Zafîrî’nin sunduğu El-Mukabele programına konuk oldu. Programda yerel, bölgesel ve uluslararası birçok konu ele alındı. Programda Eş Şara’ya Yahudi varlığının giderek artan saldırganlığı ve ihlalleri karşısında Suriye’nin bu varlık ile ilişkisinin gelecekte ne olacağı; bunun yalnızca güvenlik anlaşması çerçevesinde bir sükûnet sağlanmasıyla mı sınırlı kalacağı, yoksa tam kapsamlı diplomatik ilişkilere kadar ilerleyip ilerlemeyeceği sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Bu durum, her aşamanın performansına bağlı. Yani eğer bir güvenlik anlaşması başarılı olur, hem (İsrail) tarafı hem de Suriye tarafı ileride yapılacak anlaşmanın tüm şartlarına bağlı kalırsa, bu durum kapsamlı bir barışın konuşulacağı ikinci bir aşamaya geçilmesini sağlar. Ancak bu, Suriye’nin işgal altındaki Golan üzerindeki hakkından vazgeçmesi anlamına gelmez.”

Kendisine Filistin devletinin kurulmasına ilişkin tutumu sorulduğunda ise Eş Şara, Suriye’nin bir Filistin devleti kurulmasını desteklediğini, geçen yıl Suudi Arabistan’ın Filistin devletinin tanınması için başlattığı girişim lehine oy kullandığını ve Suriye’nin bu “Arap yolu” ve Filistin durumuna ilişkin bağlayıcı uluslararası anlaşmalardan yana olduğunu ifade etmiştir.

Biz burada röportajda yer alan her konuyu tek tek değerlendirecek değiliz. Ancak iyiliği emredip kötülükten sakındırma ve her Müslümana nasihat etme görevimiz gereği, Şam’daki geçiş hükümetinin siyasetinin üzerine inşa edildiği temel ve bunun genel olarak Şam halkı üzerindeki tehlikeleri konusunda uyarıda bulunmak durumundayız.

Siyasi faaliyetlerin ve bunlara ilişkin sorulara verilen cevapların bölgesel (ulus-devletçi) düşünce ve milliyetçilik fikri üzerine bina edilmesi, gerçekte bizi Batılı sömürgecilerin geçmişte sürüklemek istediği karanlık tünele yeniden sokmaktan başka bir şey değildir. Bu karanlık tünel, bizden İslami kimliğimizi kaybetmemizi, ümmetimizin meseleleri ve Müslüman kardeşlerimiz karşısındaki Allah’a olan sorumluluğumuzu unutmamızı, bunun yerine sadece sömürgeci kâfirlerin bize dayattığı yapay sınırlar içerisinde kalan meselelerle ilgilenmemizi istemektedir.

Yahudi varlığıyla önce güvenlik anlaşmaları, ardından kapsamlı bir barış anlaşması yapılmasından ve Filistin Devleti’nin tanınmasından söz edilmesi; Filistin Devletinin yanı sıra toprağımızı gasp eden, mukaddesatımızı kirleten, Filistin’de, Suriye’de ve başka yerlerde halkımızı katleden Yahudi varlığının meşruiyetinin fiilen kabul edilmesi, ulusalcılığın zehirli meyvelerinden yalnızca biridir. Bu tohum; kafir sömürgecilerin, Allah’ın İslam ümmetinin fertlerini birbirine bağlamak için meşru kıldığı İslam bağını yok etmek amacıyla evlatlarımızın zihnine ektiği pis bir fikirdir. Oysa İslam bağı; ümmetin fikrini, duygularını ve davalarını bir kılan, başkalarına karşı tek bir el gibi birbirini desteklemesini sağlayan yegâne bağdır.

Dolayısıyla Filistin meselesi ve Filistin’in Yahudilerin pisliğinden temizlenmesi, mübarek Mescid-i Aksa’nın kurtarılması sadece Filistinlilerin sorumluluğu değildir; ırkı ve etnik kökeni ne olursa olsun tüm Müslümanların ortak sorumluluğudur. Çünkü Filistin’i fetheden Arap Hz. Ömer el-Faruk’tu; onu Haçlılardan kurtaran Kürt Selahaddin Eyyubi idi; onu muhafaza eden ise Türk Sultan II. Abdülhamid’di.

Filistin meselesini yalnızca Filistin halkının meselesi haline getirmek, Filistin ve halkına karşı yürütülen uluslararası komplonun bir parçasıdır. Bize karşı komplo kuran devletler yıllarca bunun için çalışmış ve nihayet 1974 yılında Rabat’ta düzenlenen 7. Arap Zirvesi’nde Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) “Filistin halkının tek meşru temsilcisi” ilan ettirmeyi başarmışlardır. Bu ise davanın tasfiye edilmesinin ön hazırlığı olmuştur. Bugün de o kararın acı sonuçlarını yaşamaktayız.

Yahudi varlığına dar milliyetçi bir bakış açısıyla yaklaşmak ve akidemizin gerektirdiği ideolojik tavrı sergilememek, Allah’ın üzerimize yüklediği sorumluluğu terk etmek anlamına gelir. Aynı zamanda Şam halkının devrim sürecinde yükselttiği bütün hedeflere, ilkelere ve değişmez esaslara sırt çevirmek demektir. Böyle bir yaklaşım, hâkimiyet kurma, yayılma ve nüfuzunu genişletme emelleri peşinde koşan Yahudi varlığını asla durdurmayacaktır. Suriye’nin güneyinde Yahudi varlığının gerçekleştirdiği işgal ve yaptığı küstahlıklar kimseye bir sır değildir. Bu varlıkla savaş kaçınılmaz ve farzdır; bu bir sınır savaşı değil, bir varoluş savaşıdır. Yahudiler bu savaşa hazırlanmaktadır. Biz de gafletimizden uyanmalı ve iş işten geçmeden bu savaşa hazırlanmalıyız. Zaferimizin Allah’ın bir vaadi olduğuna ve eğer biz gerçekten O’nun kulları olursak Allah’ın vaadinden asla dönmeyeceğine inanmalıyız.

Uluslararası planların peşinden gitmekten, özellikle de Yahudi varlığının bize karşı işlediği suçlarda en büyük ortağı olan Amerika’ya güvenmekten sakınmalıyız. Amerika, Yahudilerin bizi öldürmesini, topraklarımızı işgal etmesini ve mukaddesatımızı kirletmesini desteklemektedir. Bunun en açık örneklerinden biri de Amerika’nın Golan Tepeleri’nin Yahudi işgali altında olduğunu tanıması ve Kudüs’ü Yahudi devletinin başkenti olarak kabul etmesidir.

O halde sadece Allah’ın kulları olmaya çalışalım, sadece O’na tevekkül edelim ve O’nun dışındakilerle olan tüm göbek bağlarımızı keselim. Allah’ın indirdikleriyle hükmeden, davet ve cihat sancağını taşıyan, Mescidi Aksa’yı yeniden kurtaracak olan ve İslam’ı tüm dünyaya bir hidayet, rahmet ve nur mesajı olarak taşıyacak olan Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet’i kurmaya çalışalım. Şüphesiz bu, Allah’ın izniyle mutlaka gerçekleşecektir. Allah’tan bunun yakın olmasını niyaz ediyoruz. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيراً “İki vaatten ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid’e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.” [İsra 7]

Devamını oku...

Filistin’in Kurtarılması Sadece Filistin Halkının Değil, Tüm İslam Ümmetinin Sorumluluğudur

Suriye Devlet Başkanı’nın, Yahudi varlığıyla ilişkilerine dair yaptığı; Suriye’nin onunla çatışmadan kaçındığını, onunla karşı karşıya gelmek gibi bir niyetlerinin bulunmadığını, çeşitli ülkelerin katılımıyla Yahudi varlığıyla bir güvenlik anlaşmasına varılması için çalıştıklarını ve bu anlaşmanın başarıya ulaşmasının “kapsamlı bir barışın” önünü açabileceğini, bununla birlikte Suriye’nin işgal altındaki Golan Tepeleri üzerindeki haklarından vazgeçmeyeceğini ifade eden açıklamaları; hiç şüphesiz bütün samimi Müslümanlar ve devrimciler açısından büyük bir hayal kırıklığı oluşturmuş, üzerinde durulması gereken ciddi bir mesele hâline gelmiştir.

Yahudi varlığı, Filistin’i gasp eden bir varlıktır. Filistin; Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra ve Miraç yolculuğunun gerçekleştiği belde, fatihlerin ve kahramanların diyarı, mahşer ve neşir yurdu, Müslümanların ilk kıblesi ve Harem-i Şeriflerden üçüncüsünün bulunduğu mübarek İslam toprağıdır. Şehitlerin kanlarıyla sulanmış bu İslam toprağını, Filistinli olmayan ümmetin Faruk’u Ömer RadıyAllahu Anh ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ashabı fethetmiş; Kürt olan Selahaddin Eyyubi kurtarmış ve Osmanlı olan Sultan II. Abdülhamid muhafaza etmiştir. Dolayısıyla Filistin, Müslüman beldelerin incisidir, gözbebeğidir. Yüz binlerce Müslüman onu ve kutsiyetini savunmak için canını vermiştir. Bu sebeple Filistin, yalnızca Filistin halkına ait değildir; dünyadaki herhangi bir devletin, yönetimin veya örgütün de tek başına tasarrufunda değildir.

Yahudilerin Filistin’i işgal etmesiyle ortaya çıkan mesele, sadece Filistin halkının değil, bütün İslam ümmetinin meselesidir. Bu gerçek ümmetin vicdanında ve akidesinde kesin olarak yer etmiş olup, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu ayeti var oldukça da varlığını sürdürecektir:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescidi Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescidi Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” [İsra 1] Nitekim Şam devrimcileri de tâğût Beşşar’a karşı devrimlerinin ve onun rejiminden kurtulma mücadelelerinin en hararetli anlarında, “Milyonlarca şehit olarak Kudüs’e gidiyoruz” ve “Halk Filistin’in kurtuluşunu istiyor” gibi sloganları sıkça dile getirmişlerdir.

Batı’nın istediği siyasi kurallar çerçevesinde düşünmek, sömürgeciliğin ve işgalin devam etmesi anlamına gelir. Oysa ümmetin izzetine ve kurtuluşuna giden yol; sömürgecilerin İslam ümmetini parçalamak ve her bir ülkeyi tek başına avlamak için inşa ettiği Sykes-Picot hapishanesini sağlamlaştırmaktan değil, Yüce Allah’ın kitabına ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetine dayanan gerçek bir birlikten geçer. Bu nedenle Suriye halkının Yahudi varlığıyla olan sorunu yalnızca Golan’ın işgaliyle sınırlı değildir; aksine bu sorun Müslümanların topraklarının her bir karışının işgaliyle ilgilidir.

Bu sebeple Sykes-Picot kutusu içinde düşünmeye geri dönmekten, sömürgecilerin şartlarına boyun eğmekten, aşamacılık fikirleriyle nefsi kandırmaktan, statükoya teslim olmaktan ve mevcut duruma razı olmaktan şiddetle sakınılmalıdır! Eğer Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve güzide ashabı, zayıflıklarına ve ihtiyaçlarına rağmen mevcut duruma ve realiteye razı olsalardı, İslam hiçbir zaman ayakta kalamazdı ve İslam nimeti bugün bizlere kadar ulaşamazdı. Bizler şu şiarın ümmetiyiz:

وَاللهِ لَوْ وَضَعُوا الشَّمْسَ فِي يَمِينِي، وَالْقَمَرَ فِي يَسَارِي عَلَى أَنْ أَتْرُكَ هَذَا الْأَمْرَ حَتَّى يُظْهِرَهُ اللهُ، أَوْ أَهْلِكَ فِيهِ مَا تَرَكْتُهُ “Ey amca! Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem, Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.”

Böylesine teslimiyetçi kavramlar, fedakârlıklar ve kanlarıyla bu asrın en azılı çeteleri ve tağutlarını bile deviren bir halka asla yakışmaz. Zira bu tür kavramlar ümmete şimdiye kadar zilletten, sömürgecilikten, parçalanmışlıktan ve İslam beldelerinin kaybından başka hiçbir şey kazandırmamıştır.

Devamını oku...

Ümmetin Meseleleri Forumuna Katılım Daveti

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, değerli medya mensuplarını, siyasetçileri ve kamu meselelerine ilgi duyan herkesi, bu ay düzenlenecek olan "Ümmetin Meseleleri Forumu"na katılmaya ve katkıda bulunmaya davet etmekten memnuniyet duyarız. Bu ayki forumun başlığı şöyle:

Etiyopya Rönesans Barajı ve Sudan Üzerindeki Yıkıcı Etkileri

Konuşmacılar:

1- Üstat Ahmed El Hatib, Hizb-ut Tahrir üyesi

2- Üstat Hüseyin El Hadi, Hizb-ut Tahrir üyesi

Tarih: 18 Safer 1448 / 01 Ağustos 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Sömürgeci Kâfir Batı'nın İslam'a ve Müslümanlara Olan Kini

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Sömürgeci Kâfir Batı'nın İslam'a ve Müslümanlara Olan Kini

Dr. Muhammed Bedri’nin “İslam Ümmeti: Bağımlılıktan Liderliğe” adlı kitabında şöyle geçmektedir: “Batı'nın, kendisini korkutan ve uykularını kaçıran İslam ümmetinin birleşmesi kâbusundan kurtulup rahatlayabilmesi için; her bir Müslüman ülkedeki yerel yaşamı, temel dayanakları ilk cahiliye köklerine dayanan özel bir renge boyaması gerekiyordu ki böylece İslam'ın görünüşünü birleştiren sosyal hayat; İslam öncesi eski köklerine geri dönerek ayrılığa ve parçalanmaya maruz kalabilsin.” Bundan dolayı eski uygarlıkların (tarihi kalıntılarının) kazınıp ihya edilmesi üslubu; Müslümanları kuşatıp onları zayıflatmak isteyen tuzağın temel hatlarından biriydi; işte Haçlıların İslam beldelerinde cirit atarken taşıdıkları o habis plan; Müslümanların sadakatini, İslam ile bu uygarlıklar arasında bocalatmak ve en nihayetinde İslam'a olan sadakatlerini tamamen söküp atmaya zemin hazırlamak amacıyla tarih öncesi uygarlıkları gün yüzüne çıkarmak için toprağı kazmaktı.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّى يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُواOnlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.” [Bakara 217] Nitekim Mısır halkı Firavunluk mirasını yüceltmekte, Sudan halkı Kuş uygarlığının asıl sahibi olmakla övünmekte ve Mağrip halkı ise Amazigh (Berberi) kimliğine çağrıda bulunmaktadır... Böylece Müslüman ülkelerin her biri İslam öncesi dönemleriyle övünmeye başlamış ve böylece de Batı, bu sayede İslam bağını parçalamada başarılı olmuştur!!

Bu nedenle ümmetin, İslam akidesi bağına sımsıkı sarılması, cahiliye bağlarını kaldırıp atması ve bu İslami kimliği somutlaştıran, Müslümanların enerji ve imkanlarını bir araya getirerek onları dünyayı yöneten küresel bir güç yapacak olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte ciddi ve kararlı bir şekilde çalışması gerekir.

هَٰذَا بَيَانٌ لِّلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
Bu (Kur'an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.” [Al-i İmran 138]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Hüseyin (Ebu Muhammed Fatih) - Sudan

Devamını oku...

Ahmed Şara, Yahudi Varlığıyla Güvenlik Anlaşmasına Varmaya Çalışıyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Ahmed Şara, Yahudi Varlığıyla Güvenlik Anlaşmasına Varmaya Çalışıyor

Haber:

El Cezire kanalı, 26/07/2026 tarihinde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir röportaj yayınladı; röportaj sırasında Şara, bir dizi ülkenin katılımıyla Yahudi varlığı ile bir güvenlik anlaşmasına varmak için çalıştığını açık ve net bir şekilde belirtti ve bu anlaşmanın, Suriye'nin işgal altındaki Golan Tepeleri üzerindeki hakkından vazgeçmeden kapsamlı bir barışa zemin hazırlamasını umduğunu ifade etti. Şara, Yahudi varlığı ile çatışmaktan kaçındıkları ve onunla herhangi bir çatışmaya girmekte bir çıkar görmedikleri eklemesinde bulundu. (El Cezire)

Yorum:

Bir zamanlar, Allah yolunda cihada, şeriatla hükmedilmesine, İslam sancağının dalgalanmasına çağrıda bulunduğu gibi Amerika ve Yahudileri ümmetin bir numaralı düşmanı olarak gören ve onlara karşı cihat çağrısı yapan konuşmalarla Müslümanların duygularını okşayan bir kişinin ağzından bu uyumsuz açıklamaları duyduğunda insan hayret ediyor! İnsan, bu insanların durumu nasıl değişti, nasıl gerilediler ve daha hayırlı olanı daha değersiz olanla nasıl değiştirdiler hayret ediyor! Buna karşı kişinin, yaratılmışların ve peygamberlerin efendisi, sevgili Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den rivayet edilen şu me'sur duayı etmekten başka çaresi kalmıyor: اللَّهُمَّ يَا مُثَبِّتَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قُلُوبَنَا عَلَى دِينِكَEy kalpleri sabit kılan Allah'ım! Kalplerimizi dinin üzerine sabit kıl.” Allah Azze ve Celle'den, bizi güzel bir sonla rızıklandırması için dua ve niyazda bulunmak gerekir.

Bu aldatıcılar, Ahmed Şara'nın; Yahudilerle barış içindeyiz, ancak Suriye’nin işgal altındaki Golan’daki haklarına dokunulmayacak gibi tatlı sözlerle insanların genelini çeşitli araçlarla aldatmaya çalışsalar da, ancak Allah Subhanehu ve Teala, onları ifşa etmeyi, onların gerçeklerini insanlara göstermeyi ve suçları ne kadar büyük olursa olsun, Allah'ın hakkında hiçbir sultan indirmediği gerekçelerle onları sürekli aklamaya çalışmaktan geri durmayanların yüzüne bunları çarpmayı ister. Filistin Kurtuluş Örgütü, Ahmed Şara'dan on yıllar önce, sabiteleri koruyacağı, Kudüs’ün Filistin’in başkenti olacağı ve Filistin topraklarının bir karışından bile taviz vermeyeceği ve diğerleri gibi yalan vaatlerle Filistin halkını satmıştı; ancak Allah, şahitlerin huzurunda bu örgütü ifşa etmiş, liderlerinin ihanetini ve Filistin ve halkına karşı kurdukları komployu ve tüm Filistin'i Yahudilere bıraktığını ortaya çıkarmıştır; bu yüzden Ahmed Şara, çok geç olmadan ve onların başlarına gelenler kendi başına da gelmeden önce, öncekilerden ders almalıdır.

Ahmed Şara, iktidara geldiğinden beri, suçlu Beşar Esad rejiminden kurtulduğu için Allah Subhanehu'ya şükretmek yerine, insanları aldatmak için üsluplarında basit bir değişiklik yaparak aynı yolda ilerleme başlamış, Nusra Cephesi’nin lideriyken vaat ettiği gibi Allah’ın şeriatını uygulamamış ve iktidara geldikten sonra Amerika, tiranlar ve Müslümanlara karşı tutumu tamamen değişmiştir. Bakın işte şimdi de onları (Amerika ve tiranları) dost ediniyor, onlarla güçlü ilişkiler kuruyor, onları ziyaret ediyor ve onları Şam’da kollarını açarak karşılıyor. Oysa Ahmed Şara başta olmak üzere Beşar’a karşı ayaklanan herkesi ortadan kaldırması için onu destekleyenler bizzat onlardı. Yahudilere karşı tutumu ise hayret vericidir; durumu o kadar kötüye gitmektedir ki, işgal altındaki Golan’daki haklarını korumak şartıyla onlarla kapsamlı bir barış yapma arzusu noktasına kadar ulaşmıştır!

Ey Ahmed Şara, farz edelim ki Yahudiler Golan'ı sahiplerine geri verdiler; peki bu durumda Müslümanlar ile Yahudiler arasındaki düşmanlık hali sona erecek mi? Peki bizimle onlar arasındaki düşmanlığın devam edip etmeyeceğini belirleyen ya da buna son veren yetki sahibi kimdir? Sınırlı aklın mı, yoksa kokuşmuş vatancılık mı? Peki Allah Subhanehu, on dört asırdan fazla bir süre önce Kerim Kitabı’nda, iman edenlere düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisinin Yahudiler olduğuna hükmettiğinde, Golan işgal altında mıydı? Yoksa onların bize karşı düşmanlığı, İslam ve küfür var olduğu sürece devam edecek bir düşmanlık mıdır? Bu durum, Kıyamet Günü’ne kadar devam edecektir; bunun delili ise; bunu bize haber Sadıku'l Masduk'un şu hadisidir; Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta Müslümanlar Yahudileri öldürürler. Hatta bir Yahudi taşın, ağacın arkasına gizlenir. Bunun üzerine o taş, o ağaç, ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! İşte arkamda bir Yahudi. Gel, onu öldür, der. Peki ya Filistin'in geri kalanıyla birlikte hâlâ Yahudi işgalinin boyunduruğu altında bulunan Müslümanların ilk kıblesine ne olacak? Filistin hâlâ işgal altındayken, onlarla nasıl uzlaşmak ve kapsamlı bir barış yapmak isteyebilirsin? Müslümanların savaşı bir değil mi? Müslümanların düşmanı bir değil mi? Tüm bunlardan daha da şaşırtıcı olan ise, Suriye’nin güneyinde hâlâ varlığını sürdüren ve istediği kişilere ateş açıp istediği kişileri tutuklayan Yahudiler ve Yahudi ordusuyla barıştan bahsetmesidir!!

Eğer Golan Ahmed Şara için bu kadar değerliyse ve buraya dokunulmasını reddediyorsa, neden 8/7/2026 tarihinde Ankara’da NATO Zirvesi’nin marjında Trump ile bir araya geldiğinde, Trump gazetecilerin, Amerikan heyetinin ve Suriye heyetinin önünde, Yahudilere hiçbir önceki ABD başkanının sunamadığını sunan tek başkan olduğuyla övünmeye başlayıp Kudüs ve Suriye Golan Tepeleri de dahil olmak üzere Yahudilere sunduğu şeyleri saymaya başladığında neden sessiz kaldı?!

Son olarak Ahmed Şara’ya, Allahu Teala’nın şu kavlini hatırlatırız: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينEy iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” [Maide 51]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Ebu Hişam

Devamını oku...

ABD, Ukrayna Krizindeki Belirleyici Rolünü Koruyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

ABD, Ukrayna Krizindeki Belirleyici Rolünü Koruyor

Haber:

ABD Başkanı Trump, Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski ile yaptığı görüşmenin son derece verimli geçtiğini belirtti. Taraflar çok çeşitli konuları ele aldı. Trump, Truth Social sitesinde şunları yazdı: “Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski ile bir araya gelmek benim için büyük bir onurdu. Birçok konuyu ele aldık. Toplantı son derece verimli geçti.”

Zelenski, 28 Temmuz'da Trump ile yaptığı görüşmede Patriot hava savunma sistemi için önleyici füze üretim lisansı alınması konusunu görüştüklerini açıkladı. (New Voice of Ukraine)

Yorum:

Trump’ın ikinci döneminden sonra, özellikle de 28 Şubat 2025’te Zelenski ile yaptığı görüşmenin ardından, pek çok kişide Trump döneminde ABD’nin Rusya-Ukrayna savaşını bir an önce sona erdirmeye çalıştığına dair bir izlenim oluşmuştu. Ancak bir yıl beş ay geçtikten sonra, gerçek hedefin savaşın yükünü Avrupa ülkelerine aktarmak ve aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'daki en büyük istikrarsızlık kaynağında lider rolünü korumak olduğu ortaya çıktı.

ABD, ister eski Başkan Biden döneminde ister şu anki Başkan Trump döneminde olsun, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kendi uzun vadeli hedeflerini gerçekleştirmek için kullanmaktadır ki bu hedeflerden bazıları şunlardır:

1- Dış tehdidin varlığı nedeniyle NATO’nun güçlendirilmesi. Nitekim 24-25 Haziran 2025 tarihlerinde Lahey’de düzenlenen NATO Zirvesi’nde ABD, ittifak üye ülkelerini 2035 yılına kadar savunma ve güvenlik harcamalarının toplamını yıllık gayri safi yurtiçi hasılanın %5’ine çıkarmaya zorlama yönündeki uzun vadeli hedefine gerçekleştirmiştir.

2- Avrupa ülkeleri, enerji kaynaklarını Rusya'dan, ABD enerjisi de dahil olmak üzere başka kaynaklara kaydırmıştır. Bu kayma, Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesinden hemen sonra başlamıştır.

3- Çin’in Rusya ile ittifak kurmasını engellemek; zira bu, Çin’e ucuz Rus enerjisine ve diğer kaynaklara erişim imkânı sağlayacaktı. Çin ile Rusya arasında tam bir ittifakın kurulması meselesinin askıya alınması; zira Çin, yaptırımlardan çekindiği için bekle-gör yaklaşımını benimsemiş olup Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesini beklemektedir.

4- Rusya'nın uluslararası nüfuzunu bölgesel bir güç seviyesine indirgemek. Bugün ise ABD, Rusya’nın bölgesel nüfuzunda genişleyerek onu Orta Asya ve Kafkasya’nın dışına itmektedir.

Bu planın uygulanmasındaki en önemli aşamalardan biri, 7 ve 8 Temmuz tarihlerinde Türkiye’de düzenlenen son NATO Zirvesi olmuştur. Zira ABD, hedeflerine ulaşmış ve ittifak ortakları arasında görev dağılımına fiilen başlamıştır.

Doğal olarak hukuki açıdan NATO, egemen devletlerin oluşturduğu bir ittifak olup, kararlar doğrudan emirlerle değil, uzlaşma yoluyla alınmaktadır. Ancak ABD, pratikte muazzam bir ekonomik ve siyasi nüfuz kullanarak Avrupa ve Kanada’yı fiilen yeni mali yükümlülükler üstlenmeye zorlamaktadır.

Aşağıda, Avrupa ülkelerinin Washington’un koyduğu şartlara uyduğunu teyit eden Ankara Zirvesi’nden bazı gerçekler, rakamlar ve alıntılar yer almaktadır:

Müzakerelerin sona ermesinin hemen ardından Trump, başkanlık uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, özellikle Avrupalıların taleplerine yanıt verdikleri için zirveyi başarılı bulduğunu belirtmiştir.

Trump: “Hayır, bu benim son zirvem değil. Bence bugün önemli bir ilerleme kaydettiler. Bazı tavizler verdiler ve bence NATO bugün önemli bir ilerleme kaydetti.”

Zirve öncesinde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa’daki savunma harcamalarındaki muazzam artışın ve Ukrayna’ya sağlanan finansmanın doğrudan Trump’ın baskılarının bir sonucu olduğunu açıkça kabul etmiştir.

Mark Rutte: “Açık konuşalım: Başkan Trump'ın Avrupalı müttefiklere ve Kanada'ya bu konuda yaptığı çağrı gerçekten yardımcı oldu ve meyvelerini veriyor. Bunun son derece önemli olduğunu düşünüyorum.”

Rutte, Avrupa’nın ABD’nin taleplerini karşılamak için ayırmak zorunda kaldığı fonların boyutuna ilişkin belirli astronomik rakamlar verdi ve şöyle dedi: “Rakamlara baktığınızda, Avrupalı müttefikler ve Kanada 2025 ve 2026 yıllarında ekstra 258 milyar dolarlık savunma yatırımları yaptı ve bu devam edecek. Bu, müthiş bir meblağ.”

Ankara’da yapılan resmi açıklamada, ABD'nin Ukrayna'nın 2026 yılı askerî paketinin doğrudan finansman sorumluluğundan çekildiği ve bu görevi müttefiklerine devrettiği belirtildi. Buna ek olarak Rutte, zirve sırasında ülkelerden sadece taahhütlerde bulunmalarının değil, aynı zamanda Trump’ın uzun vadeli planının (2035 yılına kadar gayri safi yurtiçi hasılanın %5’ini savunmaya ayırma) uygulanmasına ilişkin hazır raporlar sunmalarının da istendiğini vurgulamıştır: “Ankara'da, ülkelerin bu %5'lik hedefi gerçekleştirmek için net, somut ve inandırıcı planlar sunmasını bekliyorum.”

ABD son bir uyarıda bulundu: Ya Avrupa, Ukrayna’nın savunma sorumluluğunu üstlenip silah alımlarını, özellikle de ABD askeri sanayi kompleksinden yaptığı alımları önemli ölçüde artıracak, ya da ABD, Avrupa’nın ittifaka katılımını sorgulayacaktır. Avrupalı liderler bu görevi kabul ettiler, 2026 yılı için 70 milyar Avroluk bir yardım paketi sağlamayı onayladılar ve fiilen Beyaz Saray’ın sadakatini satın aldılar; Trump’ın kendisinin “taviz vermeyi kabul etmek” olarak nitelendirdiği şey işte buydu.

Böylelikle ABD, ister Demokratlar ister Cumhuriyetçiler iktidarda olsun, ister Biden ister Trump döneminde olsun, Ukrayna krizini kontrol altında tutmaya devam etmekte ve Avrasya kıtasındaki jeopolitik çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır; bunu da eylemlerini, Ukrayna halkının çıkarlarına önem verdiği kisvesi altına gizlemeye çalışarak yapmaktadır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Fazıl Hamzaev - Ukrayna

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER