Karadeniz’de Rus Tankerlerini Kim Vurdu
- Kategori Seçkiler
- |
Haber - Yorum
Suriye Devlet Başkanı Yahudilerin Saldırılarından Şikayet Ediyor!
Haber:
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Katar'daki Doha Forumu'na katılımı sırasında CNN'e verdiği röportajda şunları söyledi: “İsrail”, Suriye'ye aşırı şiddetle karşılık vererek 1000'den fazla hava saldırısı düzenledi ve topraklarına 400'den fazla saldırı gerçekleştirdi; bu saldırıların sonuncusu, Şam kırsalındaki Beyt Cin kasabasında onlarca kişinin hayatını kaybettiği katliam oldu.”(CNN Arabic, 06/12/2025)
Yorum:
Suriye Devlet Başkanı, şairin sözünü hiç duymamış gibi şikayet ediyor:
“Bu kalabalığın içinde erkekler olsaydı, bu güzel kadın peçesini kaldırmazdı.”
Şikayet ediyor ama o, eğer kendi korkaklığı ve Amerika'nın emirlerine itaati olmasaydı, Yahudilerin Suriye'ye saldırmaya cesaret edemeyeceklerini biliyor; ayrıca Yahudiler de kendilerinin Allah’ın yarattığı en korkak ve aşağılık varlıklar olduğunu biliyorlar; zira Allah, onlar hakkında şöyle buyurmuştur: وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ “Onlara zillet ve meskenet (damgası) vurulmuştur.” [Al-i İmran 112]Evet, Yahudi varlığı, içinizde eğer dininden ödün vermeyen, korkak Yahudi ordusundan korkmayan, sayıca çok olmalarından ve teçhizatının gücünden de çekinmeyen Beyt Cin’in kahraman gençleri gibi cesur bir yönetici olduğunu bilseydi, size saldırmaya veya Suriye'nin gökyüzünü ve topraklarını ihlal etmeye cesaret edemezdi. Zira Beyt Cin’in kahramanları, adam gibi adamların yaptığı gibi Yahudi varlığına karşı durdular ve büyük kayıp verdirdiler. Gazze’nin kahramanlarının yaptığı gibi ümmete, evlatlarının iradesinin ve bu düşmanı püskürtme ve yenme yeteneğinin olduğuna dair güzel bir örneklik sundular. Yahudi varlığının kırılgan ve zayıf olduğunu, savaşacak kadar güçlü olmadığını, dahası eğer Müslümanların başındaki yöneticilerden birisi İslam’ın coşkusuyla hareket edip Yahudi varlığını tamamen ortadan kaldırmak için orduları harekete geçirmiş olsaydı onun çöküşün eşiğinde olduğunu ortaya çıkardılar.
Şam’daki halkımız, Allah’ın gücü ve kudreti sayesinde bu gaspçı varlığı yenme ve ona ezici bir yenilgi yaşatma iradelerini ve güçlerini ve mübarek Filistin toprakları da dahil olmak üzere tüm toprakları onun pisliğinden ve kirinden arındırma konusundaki arzularını kanıtlamıştır. Aynı şekilde Ürdün, Mısır ve tüm Müslüman ülkelerdeki halkımız da, ümmetlerinin üzerindeki zilleti ve utancı kaldırmayı ve görevleri, bu Yahudi varlığının bekası, onun korunması ve onun yok olmasını önlemek için çalışmak da dahil olmak üzere sömürgeci kafir Batı’nın çıkarlarını korumak olan Ruveybida yöneticilerden gasp edilmiş iradelerini ve siyasi kararlarını yeniden elde etmeye yönelik arzularını kanıtlamışlardır.
Evet, bu mutant varlığın yok olması, bu Ruveybidaların ve onların zorba yönetimlerinin yok olmasına bağlıdır; onların yok oluşu kaçınılmaz olup ne kadar baskıcı ve bozguncu olurlarsa olsunlar, ümmet onların batıllarını yok edecektir. Zira bu, ne kadar uzun kalırlarsa kalsınlar Allah Azze ve Celle’nin tiranların helaki hakkındaki sünnetidir. Allah’tan, o günün bir an önce gelmesini temenni ediyoruz.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Velid Belibel
Haber - Yorum
Devrimin Yıldönümünde Yaşanan Kargaşa ve Kaos Endişe Vericidir!
Haber:
Gösteri meydanları, firari Esad hükümetlerinden birinin eski başbakanı Vail el-Hakli'nin, devrimin zaferini ve Beşar'ın kaçışını anma etkinliklerine katılmasına tanık olmuştur. Birçok meydanda, devrimci çevrelerinin hoşnutsuzluğuna yol açan bir sahnede devrimcilerin, zafer kutlamalarında şebbiha grupları ve eski rejimin kalıntıları olarak nitelendirdikleri kişilerin varlığını kınayan yorumları da kaydedilmiştir.
Yorum:
Şöyle diyeceğimiz bir aşamaya gelmek istemiyoruz: Ellerin bağlı, ağzın konuşuyor (yani kendi düşen ağlamaz); çünkü sonuçlarının bizim için ibret olması gereken devrimler yaşadık ve bakın bu devrimler, bugün kalıntılar dediğimiz, daha önce ise kuyruklar olarak adlandırılan kişilerin dahil olmasının ardından nereye ulaştı. Aynı tuzağa üç veya dördüncü kez düşmemeliyiz; zira ibret, sayıda değildir, aksine tekrarlanan sahnededir.
Bugün Suriye'de, kendi halkını öldüren ve onlara işkence eden Esad ve onun “cesur” ordusuna duydukları sevgileriyle övünen adamların katıldığı kutlamalara tanık oluyoruz. Zira el-Hakli, rejimin ordusunun yüzlerce olmasa da onlarca kişiye işkence ederek öldürdüğü sırada, o hükümetin başındaydı.Aynı şey şebbiha veya kalıntıları için de geçerlidir; zira rejim halkından yüzlerce kişiyi öldürdü; dahası onların kötülükleri ve küstahlıkları ise, bu konuda rejime ortak olmalarıdır.Bu yüzden düşmeden önce şebbiha olarak nitelendirildiler, düşüşten sonra da kalıntılar olarak damgalandılar ama bugün onları, sahnenin ön saflarında, savaştıkları özgürlük için dans ederken, alkışlarken ve tezahürat yaparken görüyoruz!
Bütün bunların tek bir nedeni vardır ki o da; sorgulamanın, muhasebenin ve kovuşturmanın yokluğudur; ayrıca onlara gönderilen güven verici mesajlar, onların küstahlıklarını ve cesaretini artırmaktadır. Öte yandan sahip oldukları her şeyleriyle savaşan ve cihad eden, ellerinden gelen her şeyi yapan ve yerlerinden edilen devrimin evlatlarının, kuzeydeki hapishanelerde yıllarını geçirdiklerine tanık oluyoruz. Aman ha Dr. Mursi'nin (Allah rahmet eylesin), uygulamadığı şu sözün tuzağına düşmekten sakının: “Ülkenizin aslanlarını öldürmeyin, yoksa düşmanlarınızın köpekleri sizi yiyip bitirir.”
Sizi uyarıyoruz ve uyarmaya da devam edeceğiz:Devrimi koruyun, rejimin sembollerini ve temellerini muhasebe ederek sabitelerinizi uygulamaya çalışın, ülkelerin nüfuzunu kesmek için gayretle çabalayın veO'nun şeriatını uygulayarak size zafer ve zilletin ardından izzet bahşedene iyilik edin; şükran ve irfan işte budur. Bugünkü gidişat, açıkça bir meçhule ve konuşmamızın başında bahsettiğimiz kişilerin akıbetine doğru ilerliyor; bu yüzden çok geç olmadan dikkatli olun.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdu ed-Della - Suriye
Haber - Yorum
إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ
“Haya Etmiyorsan Dilediğini Yap”
Haber:
8 İslam ülkesinin yaptığı ortak bir bildiride, Yahudilerin Gazze halkının Mısır'a çıkması için Refah sınır kapısının tek yönlü açılmasıyla ilgili açıklamalarından duydukları endişeyi dile getirilerek, Trump planına bağlı kalınması ve bölgedeki ateşkesin pekiştirilmesi çağrısında bulunuldu. Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye, Pakistan ve Endonezya dışişleri bakanlarının ortak açıklamasında, "Filistin halkının yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimi tamamen reddettikleri" belirtildi. (El Cezire Net)
Yorum:
Bu zamanın ruveybidaları, şerli Amerika'nın doğrudan desteği ve yardımıyla Yahudi varlığının iki yıl boyunca uyguladığı yıkım, katliam, yerinden edilme ve suçlara sessiz kaldıkları gibi, karşılık verilmesi halinde Yahudi varlığını bir saat içinde kökünden söküp atabilecek ordulara sahip olduklarını da unuttular. Bunun yerine, aşağılık ve utanç verici bir şekilde, Yahudilere, iki yıl boyunca suç faaliyetlerinde başaramadıklarını veren Trump'ın planını onayladıklarını açıklamak için koşuşturdular.
Bu açıklama, Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu kavlini teyit eder şekilde gelmiştir: إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ “Haya etmiyorsan dilediğini yap.” Bu aşağılık insanlar, Batı'nın ipinin Allah Celle Celaluhu’nun ipinden daha güçlü olduğunu sanarak ve Allahu Teala’nın şu kavlini unutarak, çarpık tahtlarını korumak karşılığında ihanet etmeye ve kafir Batı’ya ajanlık yapmaya devam ettiler: وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللَّهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ “Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” [Bakara 120]
Bu ülkelerin sahip olduğu askeri güçlere, Beytul Makdis’i kurtarmak için can atan insan kapasitelerine, jeopolitik avantajlara ve doğal kaynaklara basit bir bakış bile, bu rejimlerin ihanetinin ve kâfir Batı'ya olan bağımlılıklarının hakikatini teyit etmektedir. Bu yeteneklerin onda biriyle ve Allahu Teala’nın yolunda cihat etmek için can atan askerlerle, Batı'nın elini kesmek, onun ileri üssü olan Yahudi varlığını kökünden söküp atmak ve yeryüzüne adalet ve huzur yaymak mümkündür.
Ey askerlerimiz ve subaylarımız: İplerinizi Allah'a, Rasulü’ne ve Müslümanlara ihanet eden bu rejimlere bağlamaktansa, Allah Celle Celaluhu’ya bağlamak daha evladır; keşke akletmiş olsaydınız! Zira bu rejimler, ihanetlerini ve Filistin'deki ve başka yerlerdeki kardeşlerimize ve halkımıza karşı işledikleri savaş ve suçlarında Yahudilerin yanında yer aldıklarını göstermekten hiç utanmıyorlar. O halde gelin Allahu Teala’nın şu kavlini hatırlayın: إِذْ تَبَرَّأَ الَّذِينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا وَرَأَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْأَسْبَابُ “İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır.” [Bakara 166] Bu yüzden sizleri, adalet ve huzuru yayacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için çalışan kardeşlerinize destek vermeye davet ediyoruz. İşte yarışanlar bunun için yarışsınlar.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün
Gine-Bissau Nasıl Küresel Bir Güvenlik Düğümü Haline Geldi?
Gine-Bissau, iç savaş mirasının, kurumların zayıflığının ve organize suçun sızmasının iç içe geçtiği, çalkantılı bir siyasi geçmişe sahip küçük bir ülkenin klasik bir örneğini temsil ediyor.Onun gerçekliğini anlamak için biraz geriye dönüp Gine-Bissau'nun coğrafi gerçekliğini anlayalım; Gine-Bissau, Afrika kıtasının batısında, Atlas Okyanusu kıyısında yer almakta olup kuzeyinde Senegal, doğusunda ve güneyinde Gine ile komşudur ve kendisine ait çok sayıda ada uzantıları vardır.
Eskiden Portekiz kolonisi ve Portekiz Gine'nin bir parçasıydı; bağımsızlık için ana hareket, Amílcar Cabral liderliğindeki Gine ve Yeşil Burun'un bağımsızlığı için Afrika Partisi adı altında ortaya çıkmıştır; nitekim mücadele 1960'larda başlamış ve ülke 24/9/1973'te Portekiz'den bağımsızlığını kazanmış olup bu ülke, birçok zorluklar ve darbe vakaları yaşamıştır.
İlk önemli askeri darbe, bağımsızlıktan sonra ilk cumhurbaşkanı ve Amílcar Cabral'ın üvey kardeşi olan Luís Cabral'ın devrildiği 1980 yılında gerçekleşmiş ve 2003'teki darbe gibi, darbeler ve dönüşümler büyük bir şekilde birbirini izlemiştir; işte o zamandan beri Gine-Bissau, kırılgan bir demokrasi, hükümet seçimleri, askeri darbeler, hükümetlerin devrilmesi ve sürekli olarak hükümetin başarısızlığının acısını yaşmaktadır.
1993 yılından beri yarı başkanlık anayasası ile yönetilen ülke, yürütme ve yasama erklerinin ayrılmasını benimsemiş, askeri müdahaleler sürekli yaşanan bir olgu haline gelmiş, bu da istikrarsız bir ortam oluşturmuştur.
26/11/2025'teki son darbe öncesinde, seçimlerin takvimi ve seçimlerin dürüstlüğüne ilişkin şüpheler konusunda güçlü bir çatışma ortaya çıkmıştır...Son darbe girişiminin sonrasını konuşmadan önce şunu soralım: Neden sürekli olarak bir kararsızlık söz konusu? Cevap olarak şunu söyleyebiliriz; bu durum aşağıdaki sebeplerden kaynaklanmaktadır:
1- Sömürge mirası, çok büyük siyasi bölünmeler doğurmuştur.
2- Siyasetin orduya bağımlı olması, sivil kurumların zayıflığı ve bunların istikrarsız olması.
3- Siyasi, askeri ve sivil elitler arasındaki güven eksikliğinden dolayı sürekli olarak bir endişe ve gerginlik ikliminin var olması.
4- Ekonominin kırılgan olması, kaynakların sınırlı olması ve gelişmenin olmaması.
Darbe sonrasında Dennis Kanha liderliğindeki bir grup asker, ülkenin tamamının kontrol altına alındığını, mevcut cumhurbaşkanı Umaro Sissoco Embaló'nun sarayda tutuklandığını, tüm devlet kurumlarının askıya alındığını ve sınırlı kapatma kararıyla birlikte seçimlerin iptal edildiğini açıklamıştır.
Gine-Bissau’nun konumu, Latin Amerika ve Avrupa arasında bir geçit olarak kabul edilmekte olup kaçakçılık şebekelerinin adaları ve deniz yolları üzerinden geçişi için uygun bir ortam sağlamaktadır; yine Gine-Bissau, özellikle kokain olmak üzere uyuşturucu kaçakçılığı için bir rota konumundadır. Silah tüccarları ve organize suç şebekeleri, devletin ve kurumlarının zayıflığından yararlanarak Güney Amerika'dan Avrupa'ya Atlas Okyanusu ve Batı Afrika üzerinden geçiş yapmaktadır; ne yazık ki siyasi ve askeri elitler de buna karışmış durumdadır.
ECOWAS üyesi ülkeler arasında, uyuşturucunun sadece bir sağlık krizi oluşturmadığı, aynı zamanda devletin bekasını da tehdit ettiği tek ülke olan Gine-Bissau'da, bazen nüfuzlu liderlerin desteklediği ve gayri resmi çıkarları koruma aracı olarak kullanılan uyuşturucu kaçakçılarının oluşturduğu güçlü bir paralel ekonomi ortaya çıkmıştır.
Buradaki çatışma, çeteler, uluslararası gruplar ve askeri çıkarlar arasındaki bir nüfuz çatışması gibi ortaya çıkmakta, bu da onun kaderinin Batı Afrika'nın güvenliği ve istikrarı için önemli bir hale getirmektedir; bu yüzden darbe tamamen sürpriz değil, aksine siyasi istikrarsızlığın, ekonomik zayıflığın ve orada gelişen organize suçun gerçekliğinin doğal bir sonucudur.
Bu nedenle Gine-Bissau, güvenlik, coğrafya, denizcilik, kaçakçılık ve bölgesel istikrar gibi birçok açıdan önem arz etmektedir; dolayısıyla dış müdahaleyi kesin olarak teyit ediyor olamasak da ancak siyasi boşluğun resmi ve gayri resmi dış müdahalelere kapıyı ardına kadar açacağı kesindir.
Boyutunun küçük ve kaynaklarının sınırlı olmasına rağmen Gine-Bissau, doğal ağırlığının ötesinde bir önem kazanmıştır; ama bu darbeyle birlikte bu ülke, Batı Afrika'nın karmaşıklıklarının bir örneği olarak öne çıkmakta ve istikrarlı kurumlar inşa etmek isteyen bir halk ile organize suçun çıkarlarının iç içe geçtiği bölgesel ve uluslararası gerçeklik arasındaki çatışma devam etmektedir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim
Kadın İşleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir bildiri; Bakanlığın, Geçici Anayasa Hazırlama Komitesi ile anayasa taslağı üzerindeki çalışmaların genel hatlarını tartışmak ve kadın meselelerini maddelerine dahil etmek üzere bir çalıştay düzenlediğini ortaya koydu. Bildiriye göre: “Resmi kurumların, hükümet kuruluşlarının, kadın ve hukuk örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının geniş katılımıyla ve Suriye, Ürdün, Lübnan, Mısır ve Avrupa’daki Filistin diasporasındaki kadın liderlerin dikkat çekici iştirakiyle; Kadın İşleri Bakanlığı, Filistin halkının özlemlerini yansıtan ve içeriğinde kadın sorunlarının etkin bir şekilde yer almasını garanti eden bir anayasanın yazımı konusunda ulusal diyaloğu güçlendirmek çerçevesinde, Filistin Geçici Anayasa Yazım Komitesi ile işbirliği içinde genişletilmiş bir ulusal çalıştay düzenledi.”
Bu çalıştay, sivil toplum ve toplumsal cinsiyet (gender) temsilcilerinin anayasa hazırlama komitesinin bir parçası olmasını öngören Anayasa Komitesi’nin oluşturulmasına dair kanun hükmünde kararnamenin ardından geldi.
Bugün Filistin Yönetimi kırmızı çizgileri aşmış, Filistin halkının öfkesini hiçe saymış, CEDAW temelli yasaların dayatılmasına karşı duran halkın iradesini görmezden gelmiştir. Siyah kalemi eline alıp Ahval-i Şahsiye (Aile Hukuku) Kanunu’nu ve içindeki İslam ahkamından geriye kalan bakiyeyi silmeye; onun yerine, kadın ile erkek arasındaki ilişkide ve buna bağlı olarak ailenin birbiriyle olan ilişkisinde İslam’ın tüm alametlerini yıkmak üzere Kâfir tarafından finanse edilen feministlerin ve şüpheli derneklerin yazdığı bir anayasayı koymaya girişmiştir.
أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ “Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?” [Maide 50]
Durum artık tevil götürmeyecek kadar açıktır. Bildiride, Kadın İşleri Bakanı’nın “Kadınlar ve erkekler arasında tam eşitliği sağlamak ve uluslararası sözleşmelere uymak için açık ilkelerin dahil edilmesinin gerekliliğini” vurguladığı belirtildi. Bu cümle, İslam’ın kesin hükümleriyle taban tabana zıt iki düşünceyi barındırmaktadır: Kadın ve erkek arasında “tam eşitlik”; velayet, miras, boşanma, evlilik, çok eşlilik ve erkek ile kadının ödevlerinde eşitlik demektir. Bu eşitlik, kati Kur’an nasslarına aykırıdır. Zira Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ“Allah’ın kimini kimine üstün kılmasından ve mallarından harcamalarından ötürü erkekler kadınlar üzerinde kavvamdırlar (gözetici ve yöneticidirler)” [Nisa 34]
يُوصِيكُمُ اللَّهُ فِي أَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ“Allah size çocuklarınız hakkında, erkeğe iki kadının payı kadar (vermenizi) tavsiye eder.” [Nisa 11]
فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ“Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın...” [Nisa 3] Aynı şekilde bu, velayeti babaya veya onun yerine geçen kişiye veren Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hadisleriyle de çelişmektedir.
أَيُّمَا امْرَأَةٍ نُكِحَتْ بِغَيْرِ إِذْنِ وَلِيِّهَا فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ، فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ، فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ، فَإِنْ أَصَابَهَا فَلَهَا مَهْرُهَا بِمَا أَصَابَهَا، وَإِنْ تَشَاجَرُوا فَالسُّلْطَانُ وَلِيُّ مَنْ لَا وَلِيَّ لَهُ“Hangi kadın velisinin izni olmadan nikahlanırsa, onun nikahı batıldır, onun nikahı batıldır, onun nikahı batıldır. Eğer erkek onunla zifafa girmişse, kendisine helal kıldığı şey (cinsel ilişki) karşılığında kadının mehir hakkı vardır. Eğer anlaşmazlığa düşerlerse, Sultan (yetkili merci) velisi olmayanın velisidir.” [El Hâkim]
Bu sözleşmelere bağlı kalmak, Tağut’un hükmüne başvurmak ve İslam’ın hükümlerine darbe yapmaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُوا بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالاً بَعِيداً * وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَى مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ رَأَيْتَ الْمُنَافِقِينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُوداً“Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor. Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine ve Rasul’e gelin’ denildiği zaman, münafıkların senden büsbütün yüz çevirdiklerini görürsün.” [Nisa 60-61] CEDAW sözleşmesi de dahil olmak üzere bu sözleşmeler; zinayı erkek ve kadın için bir hak kılmış, sapkınlığı (eşcinselliği) kanunlarla korunması gereken bir hak olarak görmüş, kürtajı serbest bırakmış ve erkeğin kadın üzerindeki kavvamlığını (yöneticiliğini) suç saymıştır. Sonra bildiri, pratik adımlara geçilmesinden bahsederek şöyle demiştir: “Herkes, Anayasa’nın kadın, çocuk ve aile meselelerini açıkça güvence altına alması gerektiği konusunda hemfikirdir” İşte bu; suçlu Filistin Yönetimi’nin yıllardır Anayasa’nın bir parçası ve Ahval-i Şahsiye Kanunu’nun temeli haline gelmesi için üzerinde çalıştığı “Çocuk Koruma Kanunu” ve “Aile Koruma Kanunu”nun fiilen hayata geçirilmesidir.
Bu çalıştay ve beraberindeki etkinlikler ve konferanslar, Kişisel Statü (Ahval-i Şahsiyye) Kanunu’nu yıkmak, İslam’ın değerlerini ve iffet manalarını yok etmek, aileyi gerçek anlamda çökertmek, fuhşiyatı ve sapkınlığı yaymak ve rezalet, fuhuş ve hayatın tüm alanlarında Batı’nın günah ve yozlaşma modeli yolunda yol almak istendiği anlamına gelmektedir. Bu konferanslardan biri de sorumluların, diğer üniversite ve kurumların da katılımıyla İslam’a, aileye ve iffete karşı Batı’nın planları için bir fesat yuvasına dönüştürdüğü Kudüs Üniversitesi “Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Üzerine Uluslararası Konferans...” başlığı altında düzenledikleri konferanstır. Kudüs Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı bu konferansın hedeflerini şu şekilde açıkladı: “Bu sonuçlar, toplumsal cinsiyetin gözetilmesini sağlamak ve toplumsal cinsiyet adaletinin planlarına ve yürütme programlarına dahil edilmesine katkıda bulunmak için hükümet kurumlarına yasama politikalarını oluşturmada rehberlik edici bir çerçeve sağlayacaktır.”
Şeytan’ın vaatleri ve kuruntuları dışında yeryüzünde hiçbir varlığı olmayan “Filistin Devleti”nin geçici anayasasını hazırlamaya zemin hazırlayan bu çalıştaylar ve konferanslar; eğitim, aile, kadın ve çocuk için birer yıkım ve tahrip balyozlarıdır. Bu yıkım, Filistin’de canların katledildiği savaştan daha az şiddetli değildir, hatta etkisi daha ağırdır.
وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ“Fitne ölümden daha beterdir.” [Bakara 217]
وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ“Fitne ölümden daha şiddetlidir.” [Bakara 191]
Filistin halkı kendine gelmeli ve üzerlerine art arda gelen bu komplolara karşı tek saf halinde durmalıdır. Zira bu tehlike ne ev ile ev arasında, ne de erkek ile kadın arasında bir ayrım yapacaktır. Bilakis bu komplolar, sahiplerini yakan ve Batı’nın; rejimler, yöneticiler ve şüpheli dernekler eliyle alevlerini Müslümanların üzerine çevirdiği küfür kanunlarının ateşidir.
Bu ateş sadece Filistin halkını değil bilakis tüm Müslüman beldelerini yakan bir ateştir. Ümmetin Filistin halkını Yahudilerin pençesinden kurtarması nasıl farzsa hem onları hem de kendisini, kâfirlerin tuzaklarına sürükleyen, dünya ile ahirette hüsrana sevk eden rejimlerden kurtarması da aynı şekilde farzdır.
وَاللَّهُ يُرِيدُ أَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ أَنْ تَمِيلُوا مَيْلاً عَظِيماً“Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister; şehvetlerine uyanlar (kötü arzuların esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.” [Nisa 27]