Pazartesi, 23 Rebiu’s Sânî 1448 | 2026/10/05
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ermenistan, Rusya'ya Karşı Çıkıyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Ermenistan, Rusya'ya Karşı Çıkıyor

Haber:

Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısına katılmak üzere Bişkek'e gelen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile bir görüşme gerçekleştirdi. Taraflar, Ermenistan'ın Avrupa Birliği'ne katılma niyetini ve bu kararın Rusya ile ilişkileri üzerindeki etkisini ele aldılar.

Konuşması sırasında Putin, Erivan'ı bir kez daha Avrupa Birliği'ne katılmasının Avrasya Ekonomik Birliği ile iş birliğinde zorluklara yol açacağı konusunda uyardı. Ancak Paşinyan, bu konuda referandum düzenlenmesi meselesinin henüz olgunlaşmadığını ve nihai bir karar vermek için zamanın da geleceğini söyledi. Paşinyan şöyle dedi: “Şu anda buna ihtiyacımız yok; çünkü mevcut durumda elimizde bir alternatif yok. Aslında henüz bir alternatif oluşmadı. Eğer oluşursa, o zaman referandum yoluyla olsun ya da olmasın elbette bir seçim yapacağız.”

Görüşme öncesinde Putin, gazetecilerle yaptığı konuşmada Ermenistan meselesinin Karabağ sorunu nedeniyle başladığına işaret etti. Ayrıca Ermenistan'ın Gümrü'deki Rus askeri üssüne ihtiyacı yoksa, Rusya'nın yarın buradan çekilmeye hazır olduğu eklemesinde de bulundu.

Yorum:

Dağlık Karabağ meselesi, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki temel sorunu oluşturmaktadır. Tarih boyunca bu bölgede Ermeniler ve Azeriler yaşamış ve bölge Osmanlı Hilafet toprakları içinde yer almıştır. 1991'de Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından yerel çatışmalar tırmanmış ve 1992 ile 1994 yılları arasında geniş çaplı bir savaşa dönüşmüştür.

2020 yılında savaş yeniden patlak vermiş ve bölgede stratejik nüfuza sahip olan Rusya, resmen arabulucu ve Ermenistan'ın güvenliğinin garantörü sıfatıyla geçici bir anlaşmaya varmayı başarmıştır. Ancak Türkiye'nin doğrudan Azerbaycan'ın yanında müdahil olması ve Amerika'nın desteği, siyasi haritayı değiştirmiştir. Bunun sonucunda Ermeniler, 2023 yılında bir gün süren savaş sırasında, Rusya'nın yardımıyla işgal ettikleri bölgeden çekilmek zorunda kalmışlardır. Bunun ardından Ermenistan, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü'nün tüm yapılarıyla iş birliğini durdurmuştur.

2025 yılının Ocak ayında, Ermenistan’da, Avrupa Birliği’ne katılım sürecinin başlatılmasına ilişkin bir yasa kabul edildi. 8 Ağustos 2025 tarihinde, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Washington’daki Beyaz Saray’da ABD Başkanı Trump’ın huzurunda, Azerbaycan ile Ermenistan arasında barışı ve uluslararası ilişkileri tesis etmeye yönelik bir anlaşma imzaladılar. Bunun ardından Ermenistan, Amerika ve üçüncü taraflarla iş birliği içinde, toprakları üzerinde (eski adıyla Zengezur Koridoru) karşılıklı olarak bir anlaşmaya varılan Trump Uluslararası Yolu'nun inşa edilmesine ilişkin bir karara vardı. Böylece Amerika, 32 kilometre uzunluğundaki bir yolu 100 yıllığına kiralamayı başardı. Bunun sonucunda Azerbaycan'daki nüfuzunu güçlendirdi ve Rusya'nın Ermenistan üzerindeki nüfuzunu ortadan kaldırmaya yönelik bir adım attı.

Azerbaycan açısından Zengezur Koridoru, Ermenistan toprakları üzerinden Nahçıvan ile doğrudan ulaşım bağlantısı sağlayan bir güzergâhı temsil etmektedir. Amerika açısından ise Trump’ın uluslararası yol projesi, sadece bir yol inşa etmekle sınırlı kalmayacak, aksine ulaşım, enerji, dijital iletişim ve diğer alanları kapsayan geniş bir altyapı sistemini de içerecektir. Bu proje Hazar Denizi’ni aşan transit taşımacılık güzergâhına bağlanırsa, önemi yalnızca Ermenistan ve Azerbaycan’la sınırlı kalmayacaktır. Bu durumda Orta Asya, Hazar Denizi, Azerbaycan, Ermenistan, Türkiye ve Avrupa boyunca uzanan bir taşımacılık zinciri de oluşacaktır.

Böylece Ermenistan, bu güzergâhın yalnızca son noktası olmayabilir, aksine Avrasya'nın yeni ulaşım yapısında önemli bir düğüme dönüşebilir. Eğer Ermenistan, Batı ile alternatif güzergâhlar, yatırımlar ve altyapı bağlantıları elde etmeye başlarsa, onun Rus kanallarına olan bağımlılığı keskin bir şekilde azalacaktır. Dolayısıyla Ermenistan, Rusya ile ilişkilerini kesmeye çalışmıyor; aksine daha önce vazgeçilmez olan Rusya’nın rolünü kademeli olarak azaltmaya çalışıyor.

Rusya ise şu anda Ermenistan’ın ABD ile ilişkilerini güçlendirmeye devam etmesini engelleyecek bir konumda değildir; bu nedenle Ermenistan’a sadece uyarılar yöneltmekle yetinmektedir. Ayrıca Rusya, şu anda Ukrayna'daki savaşla meşguldür ki bu, yenilgiye uğramak istemediği hayati bir savaştır. Eğer bu savaşı kaybederse her şeyini kaybedeceğinin, ancak kazanırsa nüfuzunu kaybettiği bölgelerde yeniden tesis edebileceğinin farkındadır.

Buna ek olarak Amerika'nın Ermenistan'daki ekonomik nüfuzunun artması, İran üzerinden geçen alternatif güzergâhların önemini azaltmaktadır. Bu nedenle bu mesele İran açısından stratejik önem taşımaktadır. Aynı zamanda İran, Ermenistan ile kara sınırına sahip olmasından dolayı Kafkasya'ya yönelik alternatif güzergâhlarını korumakla ilgilenmektedir.

Buna göre Trump Uluslararası Yolu projesi Hazar Denizi'ni aşan Orta Koridor ile birleştirilir ve yeni lojistik projeler ortaya çıkarsa, bölgede geniş kapsamlı bir Amerikan stratejisi ortaya çıkacaktır. Ermenistan ise transit ülke olarak konumunu güçlendirecek, Azerbaycan Nahçıvan ile bağlarını kuvvetlendirecek ve Hazar Denizi bölgesinde önemli bir ulaşım merkezi olarak rolü pekişecektir. Türkiye Kafkasya ve Orta Asya ile bağlarını genişletecek, Orta Asya ülkeleri Avrupa pazarına ulaşmak için ek bir ulaşım güzergâhına sahip olacak, Avrupa ticaret için başka bir alternatif güzergâha kavuşacak ve Çin de mallarını taşımak için ek bir güzergâha sahip olacaktır.

Bu koşullar altında, temel stratejik nüfuzunu kaybedecek olan tek taraf Rusya olacaktır. Bu nedenle Putin, Ermenistan'dan referandum düzenlemesini talep etmekte ve mevcut ekonomik nüfuzunu onun üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmaya çalışmaktadır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Akil İshakov

Devamını oku...

Müslüman Karşıtı Politikaların Tırmandığı Bir Ortamda, Müslümanların Varlığı Avrupa Toplumları İçin En Büyük Hediye Olabilir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Müslüman Karşıtı Politikaların Tırmandığı Bir Ortamda, Müslümanların Varlığı Avrupa Toplumları İçin En Büyük Hediye Olabilir!

Haber:

Danimarka’da Ağustos ayında Hizb-ut Tahrir'in, Danimarka liselerindeki Müslüman öğrencileri hedef alarak, namaz kılma, Ramazan orucu tutma ve başörtüsü takma gibi temel İslami ibadetleri yerine getirdikleri için siyasi damgalamaya maruz kalan bu öğrencileri İslami kimliklerine bağlı kalmaya teşvik etmek amacıyla yürüttüğü başarılı kampanyanın ardından, Parlamentodaki çeşitli siyasi yelpazelerden politikacılar Müslümanlara karşı düşmanca tepkiler sergiledi. Entegrasyon Bakanı Morten Budskov, “Aşırı İslami değerlerin Danimarka’da yeri yoktur” ve “bu değerlerin yaygınlaştırılması tehlikelidir” şeklinde kesin bir açıklama yaptı!

Siyasi yansımalar ve medyadaki geniş çaplı tartışmalarla eş zamanlı olarak, milliyetçiler ve aşırı sağcı aktivistler Kopenhag'da halka açık bir yürüyüş düzenlediler; bazı katılımcılar aleni olarak İslam'ın yasaklanması çağrısında bulundular ve yoldan geçenlere karşı Nazi selamı verdiler.

Yorum:

Geçen ay Danimarka’da yaşanan olaylar, Avrupa’da yaygınlaşan daha geniş bir eğilimin sadece bir parçasından ibarettir; nitekim bu eğilim, söz konusu politikaların ve on yıllardır maruz kaldıkları İslam karşıtı propagandanın sonucu olarak aşırılıkçılıktan etkilenen bazı kesimler tarafından ifade edilen Müslüman karşıtı politikaların ve duyguların tırmanmasını temsil etmektedir. Zira Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde, aşırı sağcı “Almanya için Alternatif” partisi %43,8 oy oranıyla ezici bir zafer elde etmiştir. Son zamanlarda Avusturya’da, Şansölye Christian Stoker ve Entegrasyon Bakanı Claudia Bauer, “siyasal İslam'a” anayasal bir yasak getirmeye çalışmaktadırlar. Aynı zamanda Fransız cumhurbaşkanlığı adayı Marine Le Pen, Fransa’daki kamusal alanlarda başörtüsü takan kadınlara para cezası uygulanması önerisini yinelemiştir.

Bu örneklerin, Avrupa’da derin bir fikri krizin -ideolojik bir çöküşün- bir yansıması olduğunu anlamak için daha fazla açıklamaya veya analize gerek yoktur. Nitekim laik rejim, özünde derin bir ikiyüzlülüğün ve çelişkilerin acısını çektiğini açıkça ortaya koymuştur; zira sözde özgürlük ve hoşgörü ilkelerinin tamamı, kararlı Müslümanlarla olan ilk ideolojik çatışmada çöküntüye uğramıştır. Kıtanın dört bir yanındaki Avrupa hükümetlerine, Müslüman toplulukları kendi kültürleri ve değerleriyle ikna etmek için her türlü fırsat sunulmasının ardından bu hükümetlerin şimdi, Müslümanların Batı’da nesiller boyu yaşamış olsalar bile İslami kimliklerine ve değerlerine hâlâ tam bir gurur ve onurla bağlı kalmaları gerçeği karşısında aciz ve umutsuz bir durumda kaldıkları görülmektedir. Ayrıca bu hükümetler, İslam’ın sağlam fikri temeline denk düşen argümanlar sunmaktan ve Müslümanları, her düzeyde krizlerin acısını çeken bir kültürün ya da soykırımı ve yerleşimci sömürgeciliği meşrulaştıran değerlerin hiçbir şekilde çekici olmadığına ikna etmekten aciz kalmışlardır; oysa Müslümanlar, kalplerinde ve zihinlerinde tüm insanlık için bir rahmet olan Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in risaletini taşımaktadırlar. Bu nedenle bu hükümetler, düşünceyi kontrol etmek, zorla asimile etmek, yasaklamak, damgalamak, ırkçılık ve korku yaymak için eski Avrupa yöntemlerine başvurmaktadırlar.

Batı'da çirkin başını uzatan aşırı sağcı canavar, kendi ellerinin eseri olup Avrupa hükümetleri, özenle ektikleri nefret ve çatışmanın sorumluluğunu taşımaktadır. Aynı zamanda Batı’da yaşayan Müslümanlar, özellikle de gençler, giderek artan sayılarla İslam’a akın ediyorlar ve İslam’ı, çökmekte olan Batı medeniyeti cephesi yoluyla ortaya çıkan insanlık düşmanı yok edici bir akidenin yerine geçecek pratik bir alternatif ve merhamet mesajı olarak taşıyorlar.

İslami kimliklerine ve değerlerine bağlı kalmaları ve İslam’ı evrensel bir mesaj olarak bilinçli, güçlü ve hikmetli bir şekilde taşımaları şartıyla Avrupa’daki Müslüman toplulukların varlığı, hükümetleri tarafından aldatma ve nefretle bir krizden diğerine sürüklenen Avrupa toplumları ve halkları için en büyük bir hediye olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İlyas Lamrabet

Devamını oku...

El-Vakiye TV: Anayasa Müzakereleri Programı

  • Kategori El Vakiye TV
  •   |  

El-Vakiye TV Programı: Anayasa Müzakereleri Programı

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi takipçilerine ve ziyaretçilerine yeni TV kanalı El-Vakiye TV'de yayınlanan "Anayasa Müzakereleri Programı" programını duyurmaktan mutluluk duyar. İslami Anayasa İle İnsan Yapımı Anayasalar Arasındaki… Anayasal Ayrılıkların konuşulduğu programda, Müh. Usame Es-Suveynî ile Üstad Ahmed El-Kasas arasında “Anayasa Mukaddimesi veya Esbab-ı Mucibesi” Kitabı hakkındaki diyaloglar yer alıyor. Takipte kalınız.

El-Vakiye TV

No.
BÖLÜM
İZLE
18

[Hilafet Devleti’nde Siyasi Partiler – İkinci Bölüm]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 25 Recebu’l Muharrem 1441 - M. 20 Mart 2020

Hilafet Devleti’nde Siyasi Partiler – Birinci Bölüm
17

[Hilafet Devleti’nde Siyasi Partiler – Birinci Bölüm]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 18 Recebu’l Muharrem 1441 - M. 13 Mart 2020

Hilafet Devleti’nde Siyasi Partiler – Birinci Bölüm
16

[İslam Nizamında Yöneticilerin Muhasebe Edilmesi]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 11 Recebu’l Muharrem 1441 - M. 06 Mart 2020

İslam Nizamında Yöneticilerin Muhasebe Edilmesi
15

[Yöneticiler ve Onların Yönetimi Üstlenme Şartları]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 20 Cumade’l Âhir 1441 - M. 14 Şubat 2020

Yöneticiler ve Onların Yönetimi Üstlenme Şartları
14

[Yönetim Nizamı, Vahdet Nizamıdır, Federal Nizam Değildir]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 13 Cumade’l Âhir 1441 - M. 07 Şubat 2020

Yönetim Nizamı, Vahdet Nizamıdır, Federal Nizam Değildir
13

[Bağlılık ve Disiplin mi, Yoksa Özgürlük ve Serbestlik mi?]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 06 Cumade’l Âhir 1441 - M. 31 Ocak 2020

Bağlılık ve Disiplin mi, Yoksa Özgürlük ve Serbestlik mi?
12

[Hilafet, Adil ve Merhametli Bir Devlettir]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 29 Cumade’l Ûla 1441 - M. 24 Ocak 2020

Hilafet, Adil ve Merhametli Bir Devlettir
11

[İslam'da Devlet: Bir Risalet Taşıyıcısı Mı, Yoksa Gözetici Bir Otorite Mi?]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 15 Cumade’l Ûla 1441 - M. 10 Ocak 2020

İslam'da Devlet: Bir Risalet Taşıyıcısı Mı, Yoksa Gözetici Bir Otorite Mi
10

[İslam, “Din Adamları” Mefhumunu Tanır Mı?]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 23 Rabiu’l Ahir 1441 - M. 20 Aralık 2019

10 Anayasa Muzakereleri Programi Islam Din Adamlari Mefhumunu Tanir Mi
09

[İçtihat, Ümmetin Aklının Tacıdır]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 16 Rabiu’l Ahir 1441 - M. 13 Aralık 2019

İçtihat, Ümmetin Aklının Tacıdır
08

[Arapça Hilafet Devleti’nin Resmi Dilidir]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 25 Rabiu’l Evvel 1441 - M. 22 Kasım 2019

Arapça Hilafet Devleti’nin Resmi Dilidir
07

[Şeriatın, İslam Devleti’nin Tabiiyetini
Herkese İnfaz Etme Keyfiyeti]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 04 Rabiu’l Evvel 1441 - M. 01 Kasım 2019

Şeriatın, İslam Devleti’nin Tabiiyetini Herkese İnfaz Etme Keyfiyeti
06

[Hilafet Devleti’nde İslami Tâbiiyeti Taşımak]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 26 Saferu’l Hayr - M. 25 Ekim 2019

Hilafet Devleti’nde İslami Tâbiiyeti Taşımak
05

[Halife’nin Benimsemesi ve Kanunlar Haline Getirmesi]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 12 Saferu’l Hayr 1441 - M. 11 Ekim 2019

05 Anayasa Muzakereleri Programi Halifenin Benimsemesi ve Kanunlar Haline Getirmesi
04

[Dâru’l İslam ve Dâru’l Küfür]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

H. 05 Saferu’l Hayr 1441 - M. 04 Ekim 2019

 El Vakiye TV Anayasa Müzakereleri Programı Bolum 04
03

[İslam Akidesi Devletin Temelidir – İkinci Bölüm]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

28 Muharrem 1441 H. - 27 Eylül 2019 M.

 El Vakiye TV Anayasa Müzakereleri Programı Bolum 03
02

[İslam Akidesi Devletin Temelidir – Birinci Bölüm]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

21 Muharrem 1441 H. - 20 Eylül 2019 M.

 El Vakiye TV Anayasa Müzakereleri Programı Bolum 02
01

[Neden Anayasa]

Sunan: Müh. Usame Es-Suveynî
Hizb-ut Tahrir / Kuveyt Vilayeti Üyesi

Konuk: Ahmed el-Kasas

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Üyesi

14 Muharrem 1441 H. - 13 Eylül 2019 M.

 El Vakiye TV Anayasa Müzakereleri Programı Bolum 01
Devamını oku...

Türkiye’nin Suriye’deki Varlığı, Yahudi Varlığını Tehdit Ediyor mu?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi

Türkiye’nin Suriye’deki Varlığı, Yahudi Varlığını Tehdit Ediyor mu?

Üstad Salim Ebu Sebeytan’ın Kaleminden

Bu soruya cevap vermek için, Türk varlığının doğasına, Batı ile olan ilişkisine ve hem Beşar Esad rejiminin döneminin sona ermesi sırasında Suriye'deki rolüne hem de rejimin çöküşünden sonraki rolüne geri dönelim.

Türkiye, bir NATO üyesi olup bu ittifak içinde sayı ve teçhizat bakımından ikinci sırada yer almaktadır; bilindiği üzere bu ittifak, Avrupa’daki çıkarlarını gerçekleştirmek ve bunları küresel ölçekte güvence altına almak amacıyla Amerika tarafından kurulmuştur; Türkiye ise, Yahudi varlığını koruyan, ona güç sağlayan ve onu her türlü güçten ya da uluslararası hukuktan koruyan Amerika’nın yörüngesinde dönmektedir.

Türkiye’nin Suriye’deki varlığı, Suriye halkının 2011 yılında başlattığı mübarek devrimle kendisine karşı ayaklandığı Suriye rejimini korumaya yönelikti; nitekim bu devrim, Obama’nın saçlarını ağartmış, Rus rejiminin temellerini sarsmış ve dünya, bu devrimin tarihin çehresini değiştirip kartları sonsuza dek yeniden karmasından korkmuştu. Bu nedenle yıpranmış bu rejimi ayakta tutan Rus ve İran kartları tükendikten sonra, Suriye'nin evlatları tarafından kabul edilebilir bir kurtarma gemisi olarak (Sünni kartının) kullanılması kaçınılmaz bir hale gelmişti. Bu kartların kullanılması, Suriye halkına duyulan sevgi ya da sempatiden dolayı olmadığı gibi aralarında patlayıcı varillerin de bulunduğu en ölümcül silahları ve en güçlü mühimmatları kullanan suçlu rejimin işlediği suçları engellemek için de değildi; aksine hedeflerden biri, Golan Tepeleri’ni satan ve 50 yılı aşkın bir süredir Yahudi varlığının sınırlarını koruyan Beşar rejiminin, bir alternatif olgunlaşmadan önce çökmesini önlemekti. Peki Amerika nasıl oluyor da bu rejimi kurtarmak için bir devleti getiriyor ve o da Yahudi varlığı için bir tehdit oluyor?!

Sağlıklı pratik bir bakış açısıyla olaylar ve gelişmeler incelendiğinde, Türkiye rejiminin Suriye’de kullandığı kartların dört hedefe dayandığını görürüz:

  • · Birincisi: Beşar Esad rejiminin, alternatif olgunlaşana kadar düşmesini önlemek.
  • · İkincisi: Amerikan mutfağında yetiştirilen ve Suriye devriminin başlangıcından itibaren 11 yıl boyunca aşama aşama öne çıkarılan alternatifin himaye edilmesi.
  • · Üçüncüsü: Mübarek devrimi engellemek ve İslam nizamını kurmayı hedefleyen ve kendisine Ahmed Şara ve zümresinin kılıfının giydirildiği bu devrimdeki samimi ketibeleri ve liderlikleri ortadan kaldırmak.
  • · Dördüncüsü: Eski rejimin çöküşünü engellemek için bu kartın tüketilmesinin ardından, Rusya’nın Şam’daki nüfuzunun azaltılması.

Şam devrimi sırasında Türk rejimi, Halep ve diğer şehirlerdeki katliamların tekrarlanmasına asla izin vermeyeceğine dair tehdit ve vaatlerle Şam halkını doyurmuş, yeşil otobüsleriyle Şam halkını yerinden ederek, Suriye rejimi güçlerinin ve avenelerinin bu bölgeleri geri almasına yol açmış ve planına entegre olmayı reddeden savaşçıları ise tasfiye edilip yok edilmeleri için terk etmiştir. Tehcir planı, Türk rejiminin gerçekleştirdiği en tehlikeli hususlardan biriydi.

Mübarek Şam devrimini akamete uğratan asıl etken, Suriyeli grupların üç kategoriye ayrılmasıydı: sadık olanlar, değişime açık olanlar ve tasfiye edilmesi gerekenler; nitekim tam olarak da bu gerçekleşti. Şam halkının tehcir edilmesi, Türkiye’nin himayesinde gerçekleştirilmiştir ki böylece Türkiye, bölgedeki bir ortak olarak Yahudi varlığını korumak olan nihai hedefini gerçekleştirmiş oldu.

Türkiye'nin Yahudi varlığıyla sıkı ilişkileri vardır ve bu varlığın ilan edilmesinden sonra onu tanıyan ilk ülkelerden biridir; nitekim Türkiye’nin liderleri -ya da çoğunluğu- Osmanlı Hilafet Devleti'nin enkazı üzerine laik Türkiye’yi kuran Dönme Yahudilerinden oluşmaktadır. Bu ilişki, bu mutant varlığın Aksa Tufanı operasyonunun ardından yardıma ve desteğe ihtiyaç duyduğu sırada ortaya çıkıp belirginleşmiştir; zira Yahudi varlığının Gazze'deki halkımıza karşı yürüttüğü savaş boyunca ve tarihin en vahşi katliamlarını işlerken ona Azerbaycan enerjisini sağlayan bizzat odur; nitekim Yahudi varlığına enerji, mühimmat, gıda ve ilaç tedarik etmiştir; bu ise araştırmaya ve kanıta gerek olmayacak şekilde kanıtlanmış olup Erdoğan’ın partisinin birçok adamı da zaten bunu kabul etmiştir.

Yahudi varlığı, -ABD ve Türkiye tarafından desteklenen, korunan ve eğitilen “alternatif” teslim aldıktan sonra- Suriye'nin gücünün büyük bir kısmını yok eden 600 hava saldırısı düzenlemiş, hatta cumhurbaşkanlığı sarayını vurmuş ve uçakları ise Erdoğanlı Türkiye rejiminin gözü ve kulağı önünde gece gündüz Suriye semalarını ihlal etmiştir; buna rağmen Türkiye rejiminden utangaç bir eleştiri ve kınamadan, sahte tehdit ve göz dağından, içi boş gürültüden ve Don Kişot’un kahramanlıkları gibi havada kalan kahramanlıklardan başka bir şey görmedik; hatta Yahudi varlığının arbedesinin ateşi, Türkiye’nin Suriye’deki varlığının başlangıcından itibaren onun koruması altında olan Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na kadar ulaşmıştır; peki denklem değişti mi? Kesinlikle hayır; Yahudi varlığının yaptığı şey, eski ABD Başkanı Joe Biden’ın, Yahudi varlığının kendisine atfedilen “uzun kol”, “yenilmez güç” ve “bölgedeki gelişmiş devlet” imajını yitirmesinin ardından dile getirdiği şeydir (Yahudi varlığı, kaybettiği caydırıcı gücünü geri kazanmaya başladı).

Bu nedenle mevcut Türkiye'nin, Yahudi varlığına ve Hilafete yönelik bakış açısı, Mustafa Kemal dönemindeki Türkiye’den farklı değildir. Erdoğan, devletin laik olduğuna inanmakta olup bunu defalarca açıklamıştır; bu nedenle Amerika’nın yörüngesinde dönen ve ona bağlı olan Türk rejiminin, Yahudi varlığı için bir tehdit kaynağı olması mümkün değildir; bu da Yahudi varlığının liderleri tarafından da bilinmektedir. Ancak Aksa Tufanı operasyonu öncesindeki caydırıcılık gücünü, kaybettiği itibarı ve sahip olduğu imajı yeniden kazanması; bu arbedenin ABD, Türkiye ve Arapların iş birliğini gerektirmektedir.

Kaynak: El-Raye Gazetesi-616. Sayı-09/09/2026

Devamını oku...

Bangladeş ve Mekke Anlaşması: Müslümanların Umudu ve Acı Gerçeklik

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Bangladeş ve Mekke Anlaşması: Müslümanların Umudu ve Acı Gerçeklik

Haber:

Bangladeş, bu ayın başlarında Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşmasına katılabilir. Bangladeş Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Hamayun Kabir, Pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, ülkesinin Mekke Anlaşması olarak bilinen anlaşmaya katılmaya davet edildiğini söyledi, ancak davetin kimin tarafından yapıldığını belirtmedi. Anlaşma, üç ülkeden herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörmektedir; bu, NATO gibi büyük askeri ittifakların kolektif savunma mantığına yakın bir formüldür. Bangladeş'in katılımı, Hindistan ve Pakistan gibi iki nükleer rakibin civarında olması göz önüne alındığında, büyük jeopolitik bölünmelerden uzak durmaya çalışan bir ülke olarak sahip olduğu bölgesel konumunu sarsabilir. Bangladeş-Pakistan güvenlik ittifakının, Yahudi devletiyle güçlü ilişkileri bulunan Hindistan tarafından bir tehdit olarak görülmesi muhtemeldir. (Middle East Eye, 25 Ağustos 2026)

Yorum:

Bangladeş'teki ve dünyanın dört bir yanındaki birçok Müslümanda, Bangladeş'in Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ile bir savunma paktına katılma ihtimali haberi derin ve doğal bir duygu uyandırmaktadır. Şüphesiz bu, her müminin kalbinde kök salmış bir duygu olup, İslam ümmetinin tek bir varlık altında birleşmiş olarak durduğunu görme özlemidir. Zira Müslüman ülkelerin birbirlerini savunmaktan söz ettiğini gördüğümüzde, bu bize umut vermektedir. Bu, hepimizin hayalini kurduğu birliğe doğru atılmış küçük bir adım gibi görünmektedir; zira kardeşlerimiz ve bacılarımız sınırlarla bölünmeyecek, aksine onları ortak şehadet sancağı koruyacaktır. Bu özlem güzel ve doğaldır.

Bununla birlikte duygularımızın, durumun hakikatini görmemizi engellemesine izin vermemeliyiz. Nitekim Müslüman ülkeleri arasındaki bu sözde askeri ittifaklar, zahirde göründükleri gibi olmaktan son derece uzaktır. Zira bu askeri ittifaklar, kendi özel İslami gereklilikleri doğrultusunda hareket etmiyorlar, aksine çoğu zaman nihayetinde Batı hegemonyasına fayda sağlayan gizli gündemlere hizmet ediyorlar. Zamanlamaya bir bakın: ABD, özellikle İran olmak üzere yaşadığı çatışmalar nedeniyle tükenmiş durumdadır. Bu yüzden bölgedeki askeri yükünü paylaşmak için yeni bir vekalet ittifakı kurmak istemesi şaşırtıcı değildir. Zira bu anlaşma, ümmetin kalkınmasıyla ilgili değildir; aksine güçlülerin çıkarlarına hizmet etmekle ilgilidir.

Acı gerçek şu ki, gerçek İslam birliğinin, ulus devlet çerçevesi içinde var olması mümkün değildir. Bu yüzden Batı, bizi bölmek için ulus devlet sistemini dayatmaktadır. Ama bizim aramızı ayıran yapay sınırlara tutunarak ümmetin birliğinin sağlanması mümkün değildir. Bunu daha önce de gördük; zira İslam İşbirliği Teşkilatı, tüm sözlerine rağmen Filistin ya da Keşmir için hiçbir şey yapmamıştır. Sözde yöneticilerimiz ise, içi boş vaatlerle insanları defalarca aldatmışlardır.

İslam birliğine giden tek gerçek yol, Batı’nın egemenliğinden kurtulmak, sömürgecinin türettiği bu sınırları yıkmak ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmaktır; zira hepimizi Allah’ın hükümleri altında birleştirecek tek ve adil olan sistem Hilafettir. Bu yüzden o zamana kadar bu anlaşmalar, vehimler ve komplolardan başka bir şey değildir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Şiraz - Bangladeş

Devamını oku...

C5+1 Formatının Ardındaki Jeopolitik Hesaplar Nelerdir?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

C5+1 Formatının Ardındaki Jeopolitik Hesaplar Nelerdir?

Haber:

3 Eylül'de Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Taşkent'te, ABD Senatosu'nun Orta Asya Çalışma Grubu Eş Başkanı Senatör Steve Daines'i kabul etti. Görüşmede stratejik ortaklık, ticari ve yatırım işbirliğinin yanı sıra enerji, hayati öneme sahip madenler, ulaştırma ve lojistik gibi alanlar da ele alındı. Aynı gün Daines, Özbekistan Dışişleri Bakanı Bahtiyor Saidov ile bir araya geldi; zira iki taraf, bölgesel ve uluslararası meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunmanın yanı sıra, C5+1 formatı çerçevesinde düzenlenecek etkinliklerin hazırlıkları hakkında da görüşlerini paylaştılar.

Yorum:

Steve Daines'in Taşkent'teki görüşmesini, olağan protokol çerçevesinde yapılan sıradan diplomatik bir diyalog olarak değerlendirmek zordur. Zira ziyaret öncesinde yaptığı açıklamaları ve bölgeye ulaştığı zamanlama, Washington’ın açıkça Orta Asya bölgesindeki daha geniş çıkarlarına işaret etmektedir. Nitekim Daines, Özbekistan’ı stratejik öneme sahip bir ülke olarak nitelendirerek, bakır, uranyum ve diğer hayati minerallerin yanı sıra yatırım, serbest piyasanın geliştirilmesi ile ulaşım ve lojistik ağlarının birbirine bağlanmasının hepsinin ana öncelikler olduğunu belirtmiştir. Bu çıkarlar tek bir noktada bir araya getirildiğinde, Washington'ın bölgeye ilişkin vizyonunun kaynaklara, pazarlara, ulaşım koridorlarına ve stratejik tedarik zincirlerine büyük önem verdiği açığa çıkmaktadır.

2015 yılında başlatılan C5+1 formatı, başlangıçta güvenlik konuları, terörle mücadele, Afganistan meselesi ve bölgesel işbirliğine odaklanmıştı. Ama bugün, bunun ekonomik ve stratejik boyutları giderek daha da güçlenmekte ve ivme kazanmaktadır.

Özellikle dikkat çeken husus, Daines’in bölgeye yaptığı ziyaretin zamanlamasıdır; zira 31 Ağustos'ta Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinin düzenlenmesiyle eş zamanlı olarak Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan liderleriyle paralel görüşmeler gerçekleştirmiştir. ABD bu örgütün üyesi olmamasına rağmen, Rusya, Çin, İran ve Orta Asya ülkelerini kapsayan bu siyasi alanda alınan kararlar, ABD için son derece stratejik bir öneme sahiptir.

Bu nedenle bu görüşmeleri yalnızca C5+1 için bir hazırlık olarak yorumlamak, aceleci bir değerlendirme olur. Zira Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinde şekillenen tutumlar, anlaşmalar ve bölgesel atmosfer konusunda Washington’un siyasi algısını genişletmesi, hatta belirli bilgilere ulaşma olasılığı bile, bu hummalı diplomatik faaliyetin ardındaki saiklerden biri olarak değerlendirilmektedir. Görüşmelerin ve ele alınan konuların sıralanışı, bu sorunun açıkça ortaya atılmasını gerektirmektedir.

Şanghay İşbirliği Örgütü ve C5+1 formatı, benzer hedefleri olan iki varlık değildir; aksine Orta Asya’daki farklı jeopolitik yaklaşımları yansıtmaktadır. Washington açısından bölge ülkelerinin Rusya ve Çin ile olan ilişkileri, ulaşım koridorları, ekonomik kararlar ve çok kutuplu işbirliğinin şekillenmesi, evet bunların hepsi son derece stratejik öneme sahip konulardır.

2025 yılının Kasım ayında Washington’da düzenlenen ilk C5+1 Başkanlar Zirvesi, bu köklü dönüşümü ortaya koymaktadır. Zira zirvede, hayati mineraller, ulaşım, enerji, yapay zekâ, bilgi teknolojileri ve bankacılık ve finans alanlarındaki işbirliği konuları ele alınmıştır. Bu da C5+1’in artık sadece bir diyalog platformu olmadığı, aksine Washington’un bölgedeki ekonomik ve jeopolitik çıkarlarını ilerletmek için temel mekanizmalardan biri haline geldiği anlamına gelmektedir.

Özbekistan açısından ise, kaynaklar ve yatırımlar bu meselenin merkezinde yer almaktadır. Zira Daines’in özellikle bakır ve uranyuma odaklanması ve Amerika’nın hayati öneme sahip madenlerin tedariki ile nakliye ve lojistik hatlarını güvence altına almasını hayati bir mesele olarak görmesi, Özbekistan'ı hammadde kaynağı, ticari pazar ve Orta Asya'nın derinliklerine açılan bir geçiş kapısı olarak gördüğü anlamına gelmektedir.

Buna ek olarak, Özbekistan’ı Hazar Denizi, Güney Kafkasya ve Avrupa’ya bağlayan alternatif nakliye koridorları da bulunmaktadır; zira kaynakların bulunduğu yer son derece önemli bir husus olduğu gibi, bunların ihracatı için izlenecek güzergâh da bundan daha az önemli değildir.

Buna göre meseleyi sadece “yatırımlar akacak” ya da “teknoloji ülkeye girecek” şeklinde değerlendirmek yeterli değildir. Aksine sorulması gereken asıl sorular şunlardır: Doğal kaynakları kim çıkaracak? Bunları kim rafine edecek ve yeniden işleyecek? Peki katma değer nerede kalacak? Stratejik tesislerin kontrolüne kim sahip olacak? Peki ülkenin, bu sermaye karşılığında üstleneceği uzun vadeli yükümlülükler nelerdir? Bu sorular, bizzat yatırımın gerçekleşmesinden çok daha önemli ve hayati niteliktedir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Özbekistan açısından, herhangi bir sömürgeci ülkeyle yakın işbirliği yapmak, hiçbir şekilde halkının çıkarlarına hizmet etmeyecektir! Zira sömürgeci güçler, her zaman en büyük faydayı sağlayanlar olmaya devam edecektir. Buna göre Özbekistan’daki Müslüman halkın, Batılı sömürgeci devletlerin çıkarlarının, yalnızca bir kâr kaynağı ve ucuz iş gücü olarak kalmasına kesinlikle izin vermemesi gerekir!

Meselenin özü, ülkenin kaynaklarının sömürgeci devletlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde satılmasına tamamen son verilmesinde yatmaktadır; zira stratejik ürünlerin onlara düşük fiyatlarla satılması, siyasi ve ekonomik bir intihar mesabesindedir. Halkının çıkarlarını her şeyin önünde tutan özgür ve aklı başında bir yönetim, asla bu tür kararlar almayacaktır.

Özbekistan’ın servetlerinin, öncelikle Özbekistan halkının ve İslam ümmetinin ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılması ve dış güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek için istismar edilmemesi ya da Gazze ve Batı Şeria gibi kutsal topraklardaki Müslümanlara karşı işlenen katliamlarda kullanılmaması gerekir. Nitekim Allah Tebareke ve Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ “Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin.” [Mümtehine 1]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...

Yaratmak, Yoktan Var Etmek Anlamındadır

(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin “Fıkhî” Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Yaratmak, Yoktan Var Etmek Anlamındadır

Mahmud Sankart’a

Soru:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…Faziletli Şeyhimiz; sizi İslam’ın selamıyla selamlıyorum; Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuhu… Allah’tan sizi korumasını, size yardım etmesini, en kısa zamanda sizin elinizle zaferin gerçekleşmesini ve ümmetin bir asırdır yitirmiş olduğu izzetini, onurunu ve vahdetini yeniden kazanmasını diliyorum...

Celil Şeyhimiz; Şeyh Abdulkadim Zellum’a (Allah ona rahmet eylesin) ait “İslam’da Klonlamanın Hükmü” adlı kitabının ilk sayfasında şöyle geçmektedir: “Zira dakik kanunlar ve muhkem nizam, kadir ve hakîm var edici bir düzenleyicinin varlığını gerektirir. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ “Biz, her şeyi bir kadere göre yarattık.” [Kamer 49] Ve şöyle buyurmuştur: وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيراً “O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir.” [Furkan 2] Yani her şeyi takdir ile tertibin gözetildiği ve kendisi için elverişli şekilde düzenlediği bir yaratışla yaratmıştır. Dolayısıyla takdirsiz bir yaratma değil hakîm bir takdire göre olan bir yaratmadır. Bu yaratma, yoktan var etmektir. Çünkü yaratmak, var olanı icat etmek değil yoktan var etmektir. Çünkü var olandan icat etmek yaratmak değildir.” Bitti. Allah rahmet etsin o; yaratma mefhumunu yoktan var etmek ile sınırlandırmıştır; ancak bizler, Allahu Teala’nın Kitabı’nda geçen Allahu Teala’nın şu kavli; خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ “O insanı bir parça kan pıhtısından yarattı.” [Alak 2] Ve Allahu Teala’nın şu kavli: وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِّن طِينٍ “Gerçek şu ki biz insanı çamurdan, süzülmüş bir özden yarattık.” [Müminun 12] Ve Allahu Teala’nın şu kavli: خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ “Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.” [Rahman 14] Ve Allahu Teala’nın şu kavli: وَخَلَقَ الْجَانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍ “Cin’i de yalın bir ateşten yarattı.” [Rahman 15] gibi birçok ayet ile Allahu Teala’nın mevcut olanı yaratmaktan bahsettiği diğer ayetleri incelediğimizde yaratmak, sadece yoktan var etmek midir? Peki bu mefhum ile var olanı yaratmaktan bahseden ayetlerin içeriğinin arası nasıl bağdaştırılabilir?

Sizden net bir şekilde açıklamanızı rica ediyorum; Allah sizi, bizim adımıza en güzel şekilde mükafatlandırsın…

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekâtuh. Güzel duan için Allah senden razı olsun; biz de senin için daha hayırlısıyla dua ediyoruz.

1- [El-Halku-yaratmanın] lügatte, birçok anlamı vardır; zira o, yoktan var etmek, daha önce benzeri olmayan bir şeyi icat etmek anlamına geldiği gibi takdir etmek ve yapmak anlamına da gelmektedir. Lisanü’l Arab’da şöyle geçmiştir: (Yaratmak)… Allahu Teala’nın sıfatlarından biri de yaratan ve her şeyi yoktan var edendir… Arapların dilinde el-Halku; bir şeyi daha önce örneği olmayan bir şekilde yaratmak demektir; Allah’ın yarattığı her şey, O’nun daha önce örneği olmayan bir şekilde ilk kez var edilmiştir… Dikkat edin, yaratmak da emretmek de O’na aittir; yapıp yaratanların en güzeli olan Allah'tır. Ebû Bekir İbnü’l-Enbârî şöyle dedi: Arapların dilinde [el-Halku-yaratmak]; iki yönde kullanılmıştır: Birincisi, ortaya koyduğu bir örneğe göre inşa etmek (yaratmak) ve diğeri de takdir etmektir… Allah bir şeyi yaratır; yani onu, daha önce var olmadığı halde var eden bir yaratılışla yaratır... Azze ve Celle’nin şu kavli gibi: يخلُقكم في بطون أُمهاتكم خَلْقاً من بعد خَلق في ظُلمات ثلاث “O sizi analarınızın karnında üç karanlık içinde, bir yaratıştan diğerine geçirerek yaratıyor.” [Zümer 6] Yani sizi, nutfeler, sonra alakalar, sonra mudgalar, sonra kemikler hâlinde yaratır, sonra kemiklere et giydirir, ardından onu şekillendirir ve onun içine ruh üfler demektir; işte anlamı budur. (خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ ف۪ي ظُلُمَاتٍ ثَلٰثٍۜ “Üç karanlık içinde, bir yaratıştan diğerine geçirerek yaratıyor.”); karın, rahim ve plasentada denilmiştir; ayrıca sülb, rahim ve karın da denilmiştir…]

[El-Halku] yaratmak: (Bütün şeyleri daha önce mevcut değilken) var etmek, (takdir etmek) ve (bir şeyi daha önce örneği olmayan bir şekilde yaratmak) demektir.

İstenilen anlamı belirleyen şey, siyak ve karinelerdir.

2- Klonlama kitabında geçen siyak, yoktan var etme anlamındaki yaratma siyakıdır; zira şöyle diyor:

[Bu müthiş bilimsel gelişmeler ve son derece gelişmiş teknoloji sayesinde bunların kullanılması, gösterse gösterse Allah'ın azametini, kudretini, hikmetini ve O'nun muhkem icadını gösterir ki O; bu kâinatı var eden yaratıcıdır ve bu kâinat tesadüfen yaratılmamıştır. Çünkü üzerine seyrettiği ondaki dakik nizam, onu kontrol eden ve seyrettiren dakik kanunlar ve bunların uğrunda yaratıldığı şeylere elverişli şekilde düzenlenmiş özellikleri, tesadüfen yaratılmış olmasını ortadan kaldırmaktadır. Çünkü tesadüf, dakik kanunları ve muhkem bir nizamı ortaya çıkaramaz. Zira dakik kanunlar ve muhkem nizam, kadir ve hakîm var edici bir düzenleyicinin varlığını gerektirir. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ “Biz, her şeyi bir kadere göre yarattık.” [Kamer 49] Ve şöyle buyurmuştur: وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيراً “O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir.” [Furkan 2] Yani her şeyi takdir ile tertibin gözetildiği ve kendisi için elverişli şekilde düzenlediği bir yaratışla yaratmıştır. Dolayısıyla takdirsiz bir yaratma değil hakîm bir takdire göre olan bir yaratmadır. Bu yaratma, yoktan var etmektir. Çünkü yaratmak, var olanı icat etmek değil yoktan var etmektir. Çünkü var olandan icat etmek yaratmak değildir.]

3- Nitekim araştırmanın tamamı, yoktan var etme anlamındadır; zira şeylerin tesadüfen var olmadığından, aksine onları yaratan, yani yoktan var eden bir Yaratıcılarının olduğundan ve onlar için dakik bir düzen oluşturduğundan bahsetmektedir... Hatta delil olarak gösterilen ayetler bile yoktan var etmeye delalet etmektedir: إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ “Biz, her şeyi bir kadere göre yarattık.” [Kamer 49] وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيراً “O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir.” [Furkan 2] Ayet-i kerimelerde her şeyden söz edilmektedir; zira ayetler, Allah’ın her şeyi yarattığını belirtmektedir; bu da her şeyin yaratılmış olduğu anlamına gelmektedir; yani şeyler önceden mevcut değildi ve Allah onları yarattı, yani var olmadıkları halde onları var etti demektir; çünkü “her şey” siğası, şeylerin tamamını kapsamaktadır. “Klonlama” hakkındaki sözüne gelince: (Bu yaratma, yoktan var etmektir. Çünkü yaratmak, var olanı icat etmek değil yoktan var etmektir. Çünkü var olandan icat etmek yaratmak değildir.) Bu, özellikle bu bağlamda doğru ve yerinde bir sözdür.

4- Soruda geçen ayetlere gelince: خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ “O insanı bir parça kan pıhtısından yarattı.” [Alak 2] وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِّن طِينٍ “Gerçek şu ki biz insanı çamurdan, süzülmüş bir özden yarattık.” [Müminun 12] خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ “Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.” [Rahman 14] وَخَلَقَ الْجَانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍ “Cin’i de yalın bir ateşten yarattı.” [Rahman 15] Bunlar yaratmanın aşamaları hakkındadır:

A- Örneğin Adem Aleyhisselam'ın yaratılışından bahseden ayetler, onun yaratılış aşamalarını anlatmaktadır; o, topraktan yaratılmıştır; Allah Subhanehu bu toprağı çamur haline getirmiş, sonra kuru bir çamur gibi olmuş, ardından kiremit gibi pişmiş bir çamur gibi olmuş, sonra da ona ruhundan üflemiştir. Kurtubi’nin tefsirinde şöyle geçmektedir: [Allahu Teala’nın; (خَلَقَ الْإِنسَانَ “O insanı yarattı”) kavline gelince; Subhanehu, gökler ve yerden müteşekkil büyük âlemin yaratılışını ve bu ikisinde Kendi vahdaniyetine ve kudretine delalet eden şeyleri zikrettiğinde, küçük âlemin yaratılışını da zikretmiştir. Şöyle buyurmuştur: (خَلَقَ الْإِنسَانَ “O insanı yarattı”) kavli, tevil ehlinin ittifakıyla adem anlamına gelmektedir. (Kiremit gibi pişmiş bir çamurdan); [الصلصال-Salsâl]; vurulduğunda tın tın ses çıkaran kuru çamur olup, kiremit gibi pişirilmiş çamura (fahhâr) benzetilmiştir. Şöyle denilir: Kumla karıştırılmış çamurdur. Ve şöyle denilir: Kokuşmuş çamur; etin bozulması ve kokuştuğunda bozulması gibi; nitekim (Hicr suresinde) geçmiştir. Burada şöyle buyurdu: (من صلصال كالفخار “Pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan.) Orada şöyle buyurdu: (من صلصال من حمأ مسنون “Pişmemiş kuru çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan.”) ve şöyle buyurdu: (اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ “Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.” [Saffât 11]) Ve şöyle buyurdu: (كَمَثَلِ اٰدَمَۜ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ “Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı.” [Al-i İmran 59]) Bu, üzerinde ittifak edilen anlamdır; şöyle ki; yeryüzünün toprağından aldı; onu yoğurdu ve böylece çamur oldu; sonra geçip pişmemiş kuru çamur gibi oldu; ardından geçip pişmiş çamura benzeyen bir balçık gibi oldu.] Ancak bu, hiçbir şekilde yoktan yaratmanın olmadığı anlamına gelmez; öyleyse Adem Aleyhisselam'ın yaratıldığı toprak nereden geldi? Allah Subhanehu onu yoktan var etmedi mi? Peki toprak nasıl ete ve kana dönüştü? Bu yoktan var etmek değil mi? Sonra Allah Subhanehu ve Teala ona ruhundan üfledikten sonra hayatı ona nereden geldi; ruh da Allah’ın yaratması değil mi?! Âdem Aleyhisselam’ın yaratılışından söz eden ayet-i kerimelerde geçenler, onun yaratılış aşamalarının bir tasviri olup, bunlardan Âdem’in yoktan yaratılmadığı anlaşılmaz.

B- Aynı şekilde cinlerin yaratılışından bahseden ayetlerde de onun yaratılış aşamaları şöyle anlatılır; önce ateşten yaratılmış, sonra Allah, Subhanehu'nun katındaki bir hikmet gereği onu cin haline getirmiştir. Kurtubi’nin tefsirinde şöyle geçmiştir: (وَخَلَقَ الْجَانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍ “Cin’i de yalın bir ateşten yarattı.” [Rahman 15]) Hasan şöyle dedi: [الْجَانَّ -el-cân), cinlerin babası olan İblis'tir. Ve şöyle denildi: [الجان – el-cân], cinlerden biridir ve [المارج – el-mâric] ise alevdir. İbn Abbas’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah cinleri saf bir ateşten yaratmıştır. Yine ondan; alevlendiğinde uç kısmında beliren (ateşin alev) dilinden yaratıldığı rivayet edilmiştir. Leys, şöyle dedi: [المارج – el-mâric]; yoğun alevli parlak meşaledir... İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre bu, ateşin üzerinde yükselen ve birbiriyle karışan kırmızı, sarı ve yeşil alevlerdir; Mücahid’den de buna benzer bir rivayet nakledilmiştir ve bunların hepsi anlam bakımından birbirine yakındır… El-Cevherî, es-Sıhâh'ta şöyle demiştir: (مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍ “Yalın bir ateşten”); dumansız ateş olup, cinler ondan yaratılmıştır.] Cinlerin kendisinden yaratıldığı ateşi, Allah Subhanehu yaratmış, onu daha önce mevcut değilken var etmiş; daha sonra Allah, ondan cinleri yaratmış ve onlara yaşamın nedenlerini bahşetmiştir; işte tüm bunlar, cinler henüz mevcut değilken Allah Subhanehu'nun fiilidir... Cinlerin yaratılışının aşamalarla gerçekleşmiş olması, Allah’ın onları yoktan var etmediği anlamına gelmez...

C- Allahu Teala’nın; خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ “O insanı bir parça kan pıhtısından yarattı.” [Alak 2] kavli; Allah’ın insanı yoktan var etmediğine delalet etmez; zira Alak, erkeğin menisi ve kadının yumurtasından oluşur; Allah ikisini et ve kemiğe dönüştürdü, sonra da ona ruh üfledi... Tüm bunların kaynağı Allah Subhanehu'dur; zira bütün bunları, Subhanehu'nun daha önce mevcut değilken yarattığı dakik bir düzene göre var eden O’dur... Dolayısıyla bu, hakikatinde yoktan var etmektir... Bu ayet-i kerimede; خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ “O insanı bir parça kan pıhtısından yarattı.” [Alak 2] ve benzerlerinde geçenler, onun yaratılışının aslını değil, yaratılışının aşamalarını anlatmaktadır. Dahası başka ayetler, onun yaratılış aşamaları hakkında daha fazla ayrıntıyla gelmiştir; tıpkı Allahu Teala’nın şu kavli gibi: وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ * ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍ * ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَاماً فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْماً ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقاً آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ “Gerçek şu ki biz insanı çamurdan alınmış bir özden yarattık; sonra onu sağlam bir korunakta nutfe haline getirdik. Ardından nutfeyi (döllenmiş yumurta) alakaya (rahimde asılıp beslenen embriyo) çeviriyor, alakayı şekilsiz et (görünümünde) yapıyor, bu etten kemikler yaratıyor, daha sonra da kemiklere adale giydiriyoruz; nihayet onu bambaşka bir varlık halinde inşa ediyoruz. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir.” [Müminun 12-14]

Allah Subhanehu, her şeyi başlangıcından sonuna kadar yaratandır ve bunun için Subhanehu’nun şu kavli yeterlidir: إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ “Biz, her şeyi bir kadere göre yarattık.” [Kamer 49] وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيراً “O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir.” [Furkan 2] Böylece Allah’ın mahlukatları yaratmasından söz eden Kur’an ayetlerini takip ettiğimizde, bunların yoktan var etme fikrini kapsadığını görürüz; bu, yaratmanın aslı olduğu gibi Allah Subhanehu hakkında O’nun yaratıcı olduğunu söylememizin de aslıdır; nasslarda Allah’ın bir şeyi başka bir şeyden yarattığının zikredilmesi buna zarar vermez; çünkü birinci şey ve ikinci şey de Allah’ın yaratmasıdır: وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيراً “O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir.” [Furkan 2] Sonuçta yaratmada emir Subhanehu’ya aittir… Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Umarım bu kadarı yeterli olmuştur; en iyi bilen ve hüküm veren Allah’tır.

Son olarak sana selamlarımı iletiyor ve senin için hayır duada bulunuyorum.

Kardeşiniz

Ata İbn Halil Ebu Raşta

H. 24 Rabiu’l Evvel 1448

M. 06/09/2026

Cevaba, Emir’in (Allah onu korusun) web sitesinden bağlanabilirsiniz:

https://www.facebook.com/AtaAboAlrashtah/posts/122150554173129051

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER