Perşembe, 25 Zilhicce 1447 | 2026/06/11
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

İpler Kopuyor; Kamuoyunda Büyük Bir Dönüşüm

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İpler Kopuyor; Kamuoyunda Büyük Bir Dönüşüm

Haber:

Anket: Trump'ın İran'la savaşı, Irak ve Vietnam savaşlarında olduğu gibi halkın reddetme düzeylerine ulaşmıştır. (Washington Post)

Yorum:

Son kamuoyu yoklamaları, Amerikan halkının İran'a karşı savaşı, geniş çaplı bir şekilde reddettiğine işaret etmektedir.Washington Post, ABC News ve Ipsos tarafından yapılan bir anket, Amerikalıların %61’inin İran’a karşı askeri güç kullanılmasının bir hata olduğuna inandıklarını ortaya koymuştur.Bu reddetme düzeyinin, 2003 Irak Savaşı’na yönelik erken muhalefetten çok daha yüksek olduğu görülmektedir. Buna ek olarak katılımcıların %60’ı bu çatışmanın ekonomik durgunluk yaşanma olasılığını artırmasından endişe ederken, %56’sı ise bunun Amerika Birleşik Devletleri’ni zayıflattığını düşünmektedir. Bu rakamlar bir araya geldiğinde, çoğu Amerikalının, bu savaşı ulusal güvenliği sağlamaktan daha çok istikrarsızlığı artıran bir faktör olarak gördüklerine işaret etmektedir.

Bu reddediş aynı zamanda ülkedeki mali hayal kırıklığının artmasıyla da bağlantılıdır. Zira akaryakıt fiyatlarının son dört yılın en yüksek seviyelerine ulaşmasıyla birlikte, Amerikalıların yarısı, benzin istasyonlarındaki fiyatların önümüzdeki yıl daha da artmasını beklemektedirler. Bunun sonucunda birçok aile, günlük yaşam tarzlarını fiilen değiştirmeye başlamıştır. Zira %40'ı, Başkan Trump'ın 2025'te göreve geri döndüğü zamana kıyasla mali durumlarının daha kötüye gittiğini ifade ederken -ki bu oran sadece birkaç ay önce %33 idi-, %23'ü ise mali olarak fiili bir şekilde gerilediklerini söylemiştir. Ayrıca Amerikalıların %40’ından fazlası da, artan yakıt maliyetleri nedeniyle araç kullanımını azaltmış veya diğer ev harcamalarını da kısmıştır.

Aynı zamanda yönetim kamuoyuna, İran’ın felce uğradığı, Amerika’nın tamamen kontrolü elinde tuttuğu ve bu çatışmanın büyük bir stratejik zafer olduğu yönünde bir yanılsamayı pazarlamaya devam etmektedir. Ancak bu sloganların arkasında, iç değerlendirmeler tamamen farklı bir tablo ortaya koymaktadır. Zira İran, füze fırlatma kapasitesinin büyük bir kısmını, hava kuvvetlerinin yaklaşık üçte ikisini ve dünyanın en önemli enerji koridorlarından birini devre dışı bırakmak için Hürmüz Boğazı'nda yeterli deniz gücünü hala korumaya devam etmektedir.Buna karşılık -dokunulmaz bir süper güç olduğu varsayılan- Amerika, bitmek bilmeyen bir dizi siyasi başarısızlık nedeniyle stokların fiilen büyük baskının acısını çektiği bir zamanda, Tomahawk füzelerini, önleyici füzelerini ve diğer önemli mühimmatlarını endişe verici bir hızla tüketmektedir. Dolayısıyla burada gerçeklik, bir hakimiyet değil, aksine bir tükenmedir.

Sıradan Amerikalılardan bayrak sallamaları ve “Önce Amerika” sloganını haykırmaları istenirken, bedelini ödeyenler de yine onlar olmaktadır. Zira yakıt fiyatlarındaki artış, artan yaşam maliyetleri, ekonomik istikrarsızlık ve enerji, gübre, petrokimyasallar ve hatta helyum kıtlığı tehdidinin giderek artması, evet bunların hepsi, bu yanlış hesaplanmış çatışmanın doğrudan sonuçlarıdır.

Gerçek şu ki; yeni bir savaş dalgası askeri stokların daha da tükenmesine yol açacak, Körfez’deki sözde Amerikan güvenlik şemsiyesinin zayıflığını ortaya çıkaracak ve ağır yaptırımlara maruz kalan bölgesel bir güçle olan çatışmayı bile sonuçlandırmaktan aciz kalan “tarihin en güçlü ordusu” efsanesini ifşa edecektir.

Burada temel soru şudur:ABD yönetimi gerçekten sıradan Amerikalının refahıyla ilgileniyor mu?Neden kayıplarını azaltıp geri çekilmiyor?Cevap, bunun imkansız olması değildir; aksine bunu yapmaya kalkışmanın hem Amerika’nın hem de Yahudi varlığının sömürgeci dış politika öncelikleriyle çelişmesi olabilir.İşte burada “Önce Amerika” sloganının gerçeği ve bunun sadece boş bir propaganda olduğu ortaya çıkmaktadır. Vergi mükellefleri zor durumda bırakılırken, iç ekonomik istikrar tehlikeye maruz kalırken ve ülke, Amerikan sömürgeciliğine hizmet etmek ve kanser gibi yayılan Yahudi varlığını korumak adına sonu gelmeyen yeni bir savaşa sürüklenirken, bu politikalarda Amerika'yı öne çıkaran hiçbir şey yoktur.

7 Nisan'da Pew Merkezi tarafından yayınlanan bir araştırma, Amerikalıların %60'ının Yahudi varlığına olumsuz baktığını ortaya koymuştur; bu da ABD'deki kamuoyunda dikkate değer bir dönüşümü temsil etmektedir.Bu bölünme özellikle parti temellerinde açık bir şekilde görülmektedir; zira demokratların yaklaşık %80’i Yahudi varlığına karşı olumsuz bir bakış taşımaktadır; ayrıca reddetme, Cumhuriyetçiler arasında da artmıştır; zira genel olarak oran %41’e ulaşmış olup, yaşları 18 ile 49 arasında değişen Cumhuriyetçiler arasında ise %57’ye ulaşmıştır.

Bu dönüşüm, Amerika’nın Yahudi varlığının en önemli destekçisi olduğu göz önüne alındığında dikkat çekicidir; zira Amerika bu varlığa milyarlarca Dolarlık askeri yardım sağlamakta, savunma teçhizatının büyük bir kısmını temin etmekte ve en büyük ticari ortağı sayılmasının yanı sıra BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkını kullanmak da dahil olmak üzere sürekli ona diplomatik destek sağlamaktadır.Bu desteğin maliyeti her yükseldiğinde, savaşı ve Yahudi varlığını reddeden bu halkın ruh halinin büyümesi de muhtemeldir.

Hilafetin yeniden geri dönüşünün, özellikle insanların, bu desteğin sürdürülmesinin maliyetinin, iddia edilen kazançlardan çok daha fazla olacağı yönündeki farkındalığının artmasıyla birlikte, sömürgeci Amerika ve Yahudi varlığına yönelik halk desteğinin aşınmasını hızlandıracağı açıktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Heysem İbn Sabit - Amerika

Devamını oku...

Yahudi Varlığının Küresel Sumud Filosu’na Düzenlediği Operasyon, Pusulanın Yönünü Yeniden Doğru Yöne Çevirmek Zorunda

Yahudi varlığına bağlı güçler, kuşatma altındaki Gazze’ye insani yardım ulaştırmak ve ablukayı kırmak amacıyla “Küresel Sumud Filosu” adı altında yola çıkan ve uluslararası sularda seyreden 20’den fazla tekneye el koyarak 175 aktivisti gözaltına aldı. Saldırı sonucunda 31 aktivist yaralandı. Filo tarafından yapılan açıklamaya göre yaralılar arasında Yeni Zelanda, Avustralya, İtalya, ABD, Kanada, Hollanda, İspanya, İngiltere, Kolombiya, Almanya, Macaristan, Ukrayna, Fransa, Polonya ve Portekiz gibi pek çok farklı ülke vatandaşı bulunuyor. İşgalci varlığın başbakanı Netanyahu ise, Küresel Sumud Filosu’nun abluka altındaki Gazze Şeridi’ne ulaşmasını engellemekle övünerek, operasyonun doğrudan kendi talimatıyla gerçekleştirildiğini söyledi. Netanyahu, açıklamasını alaycı bir ifadeyle bitirerek; “Gazze’yi YouTube’dan izlemeye devam edecekler” dedi.

Bu durum, artık hiç kimseyi umursamayan ve hiç kimsenin tepkisinden korkmayan bir varlığın gözle görülür bir küstahlığıdır. Öyle ki bu varlık, işi kendisine hiçbir tehdit oluşturmayan ve sadece mazlum Gazze halkıyla dayanışma gibi sembolik bir mesaj taşıyan sivil ve barışçıl bir filoya saldıracak kadar ileri götürmüştür.

Yahudi varlığı, bu filonun ne ablukayı kaldırabileceğini ne de savaşı durdurabileceğini çok iyi bilmektedir. Buna rağmen, uluslararası yasaları, gelenekleri veya eylemcilerin uyruklarını hiçe sayarak uluslararası sularda onlara müdahale etmiştir. Bu varlık, adeta tüm dünyaya hiç kimseye değer vermediğini ve hiç kimseden korkmadığını açıkça haykırmaktadır. Onun bu tavrı, güç aldığı ve küstahlığından esinlendiği Amerika Başkanı Trump’ın küstahlığı ile birebir örtüşmektedir.

Bu olay, Gazze’nin bu hale gelmesinin arkasında yatan nedenlere ve sömürgecilerin elebaşlarının oyununu bozacak gerçek çözümlere yeniden ışık tutmaktadır.

Eğer Müslümanların yöneticilerinin ihaneti olmasaydı ve ümmetin orduları da Gazze ile tüm Filistin’e karşı görevlerini yerine getirmiş olsaydı, Gazze ve halkı bu hale gelmezdi. Eğer Gazze halkı bu hale gelmişse, bu ancak Müslüman yöneticilerin ihaneti ve ümmetin ordularının Gazze ve tüm Filistin’e karşı görevlerini yerine getirmemesi sebebiyledir. Halbuki Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَإِنِ اسْتَنصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ“Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, yardım etmek üzerinize borçtur.” [Enfal 72] Orduların harekete geçmemesi sebebiyle Yahudi varlığı kibir sarhoşluğuna ve büyüklük kompleksine kapılmış ve karşısında kimsenin duramayacağını sanmıştır. Nasıl öyle sanmasın ki? Zira ümmetin ordularının harekete geçmediğine ve Müslümanların başındaki yöneticilerin de ölüm sessizliğine büründüklerine ve sadece medya kürsülerinden içi boş kınama açıklamaları yaptıklarına tanık olmuştur. Hatta birçoğu, perde arkasında veya açıkça, Gazze üzerindeki hakimiyetini sıkılaştırması, güvenliğini sağlaması ve varlığını sürdürmesi için kendisiyle işbirliği bile yapmıştır.

Batılı yöneticilere gelince; ya Yahudi varlığı ile işbirliği yapıp ve onunla birlikte komplo kurup işlediği cürümleri ve yürüttüğü savaşı desteklemişler ya da gözleri önünde olup bitenleri sessiz sedasız izlemişlerdir. En iyi durumda olanları ise, Müslümanların bazı yöneticileri gibi sadece kınamakla ve tepki göstermekle yetinmişlerdir.

Yahudi varlığının ve arkasındaki Trump Amerika’sının oyununu bozmanın ve planlarını başlarına geçirmenin yegâne yolu, Filistin’i özgürleştirmek ve halkına yardım etmekle yükümlü olan Müslüman ordularının harekete geçmesidir. Bu mesele, sadece savaş meydanlarında, askeri olarak çözülebilecek bir meseledir. Ne uluslararası mahfiller, ne diplomatik girişimler, ne siyasi manevralar ne de insani dayanışma adımları; fesadı arş-ı alaya ulaşan bu zalim düşmana gerçek bir darbe indirebilir. Bu çerçevenin dışında kalan her türlü eylem —yani ümmetin ordularının görevini yapmak üzere harekete geçmemesi—, sadece zaman kaybından ya da Yahudilerin küstahlığına, liderlerinin pervasızlığına ve varlıklarının cürümlerine son verecek olan doğru yoldan sapmaktan başka bir şey değildir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER