Perşembe, 07 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir/ Türkiye Vilayeti Müslüman Kardeşlerinin Iyd-ul Adhâsını Tebrik Eder

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Mübarek Iyd-ul Adhânızı (Kurban Bayramınızı) en içten dileklerimizle tebrik eder, Allah [Subhanehu ve Teala]'dan bu bayramı rahmete, mağfirete ve kurtuluşa ulaşmış olarak geçirmenizi dileriz. Rabbimizden içinde bulunduğumuz acınacak halden kurtaracak nusretini ve zaferini hemen göndermesini, iktidarlarının son dönemini yaşayan Amerika, İngiltere ve diğer kâfir devletlerin tasallutundan ve onlara gönül verip peşlerinde koşturan zalim yöneticilerden tüm İslam ümmetini bir an önce kurtarmasını niyâz ederiz.

Peygamber Efendimiz [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] Medîne'ye gittiği zaman, orada iki günün bayram olarak kutlandığını görmüştü. Bunun üzerine şöyle dedi:

أبدلكم الله تعالى بهما خيراً منهما، يوم الفطر والأضحى "Allah bunları sizin için daha hayırlı olanlar ile değiştirdi: Fıtır Bayramı ve Adha Bayramı."

Muhakkak ki, bu iki bayram Allah [Subhanehu ve Teala]'nın Müslümanlara bir ikramıdır. Bayramda Müslümanlar sevinirler, birbirleriyle kucaklaşırlar, hastalar, akrabalar ve komşular ziyaret edilir, ikramlar yapılır, dargınlar barışır, fakirler ve muhtaçlar hatırlanır, gönülleri alınır.

Peki, Allah'ın bize ikram ettiği bu sevinçli bayram gününde, kâfirlerin vahşi saldırıları altındaki kardeşlerimizi de hatırlıyor muyuz? Münkerlere sessiz kalmaktan ve başımızdaki küfür sistemlerine rıza göstermekten kendimizi uzak tutuyor muyuz? En leziz şekilde pişirilmiş etlerimizi yerken ve ikram ederken, zindanlarda aç bırakılan veya iğrenç yemekleri yemeye zorlanan Müslüman kardeşlerimizin durumunu aklımıza getiriyor muyuz? Allah'ın mübah kıldığı hayvanları Allah için feda ediyoruz da Allah yolunda mallarımızı ve canlarımızı da feda etmemiz gerektiğini biliyor muyuz?

Bizler, et ikrâm etmek için sevinç ve heyecanla birbirimizi dâvet ederken kâfirler ile uşakları da vahşi hayvanlar gibi kardeşlerimizin üzerine üşüşmek için birbirlerine çağrıda bulunuyorlar. O halde bizler de Bayram salatında Türk, Kürt, Arap farkı olmaksızın omuz omuza Rabbimize kulluk ettiğimiz kardeşlerimizle birlikte bu zillet, hezimet ve rezâlet ortamından kurtulmak üzere Allah [Subhanehu ve Teala]'nın emrine koşarak İslâmî hayatı yeniden başlatacak Râşidî Hilâfet Devleti'nin yeniden kurulmasına dâvet edip bunun için çalışmalıyız.

Bu sevinçli bayram gününde Irak'ta, Filistin'de, Keşmir'de, Çeçenistan'da, Tayland'da, Doğu Türkistan'da ve işgal altındaki diğer beldelerde katlederek, çocukları yetim, bacıları dul bırakarak, evlerini başlarına yıkarak kardeşlerimize bayramı zehir eden kâfirlerin tüm bu cürümlerine ortak olup destek veren başımızdaki hain yöneticileri de sevinçli günlerini zehir edecek şekilde hesaba çekmeliyiz.

Ey Müslümanlar!

Iyd-ul Adhânızı salih amellerle taçlandırınız ki bunların başında farzların tâcı olan Allah'ın dinini yeryüzünde ikâme edecek, Sömürgeci Kâfirlerin saldırılarına son verecek, Müslümanların başına diktikleri hain ve  ajan yöneticileri  alaşağı edecek ve sizlere bütün kardeşlerinizle birlikte mutlu, müreffeh, huzurlu bir bayram tattıracak Râşidi Hilâfet Devleti'ni kurmak için çalışmak gelir. Dolayısıyla sizleri elli küsur yıldan beri Râşidi Hilâfet Devleti'ni kurma çalışmasının mimarı ve önderi olan onun uğrunda bıkmadan, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan çalışan Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya davet ediyoruz.

 

رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

"Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır! Ayaklarımızı (dinin) üzere sâbit kıl!

Ve Kâfirler topluluğuna karşı bize zafer ver!" [el-Bakara 250]

 

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Hükümet, Hizb-ut Tahrir'i Bastırmak İçin Aşağılık Amerikan Üsluplarına Başvurarak Şebabını Kaçırmaktadır

Soruşturma Bürosu, 30 Ekim Cuma günü Dakka şehrinin farklı bölgelerinden Hizb-ut Tahrir'in beş şebabını kaçırmıştır ki bunlar: Nazım el-Sedat, Muhammed Zülfikar, Mansur Ahmet Râci, Muhammed Kamer el-İslam ve Muhammed Şukeyl'dir. Kaçırma operasyonu, her yerde bu kişileri aramaya koyulan ailelerinde korkuya neden olmuştur. Kayda değerdir ki bu şebabtan üçü, Hizb-ut Tahrir'i yasaklamasından dolayı hükümete karşı bir dava açmak amacıyla avukatın bir müzekkere hazırlaması için toplandıkları bir sırada kaçırılmıştır. Ailelerin hükümete baskı yapmaları sonucu, kaçırılanlar bugün mahkeme karşısına çıkarıldılar.

Hizb-ut Tahrir şu gerçeği vurgulamak ister ki hizbin yasaklanması dışında çıkarları çatışmasına rağmen Amerika, İngiltere ve Hindistan'dan emirler aldıktan sonra Bangladeş'teki nizam Hizb-ut Tahrir'in faaliyetlerini yasaklama kararı almıştır! Zira küfür, tek millettir. Çünkü hizb, Bangladeş'teki sömürgeci kafirlerin yolunda bir engel oluşturmaktadır. Buna ek olarak hizb, Bangladeş'te çalıştığı son on yıl içerisinde Amerika, İngiltere ve Hindistan'ın ülkeye karşı tezgahladığı komplolarını ifşa etmeyi başarmasının yanı sıra Hilafet davetini insanlara taşımayı da başarmıştır ki ümmeti emperyalistlerin pençesinden kurtaracak olan da bizzat Hilafet'tir. İşte bu iki sebepten dolayı sömürgeci güçler, hak sözü söylemekten ve insanlar arasında sesini yükseltmekten asla geri durmayacak olan Hizb-ut Tahrir'in sesini bastırmaya karar vermişlerdir.

Hizb-ut Tahrir'in Resmi Sözcüsü Muhyiddîn Ahmed ile hizbin diğer üç şebabına yönelik ev hapsi dayatmasının üzerinden yaklaşık iki hafta geçmiştir.

İnsanlar ve yargıya hizbi yasaklamayı meşru gösterecek herhangi bir delil yada kanıt sunmada başarısızlığa uğrayan ve aciz kalan hükümet, aşağılık Amerikan üsluplarını takip etmeye başvurmuştur. Dolayısıyla hem İslami değerlerin hem de ifade özgürlüğü, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi iddia ettiği değerlerin tamamını hiç sayarak hizbin şebabını kaçırmıştır.

Hizb-ut Tahrir, Allah'ın izniyle faaliyetlerine devam edeceğini, Allah'ın yardımı ve nusretiyle yakında Hilafet Devleti'ni kurma gayesine ve ümmetin kendisine olan desteğine erişeceğini hükümetin kulağına bir küpe yapmasını ister.

 

Muhyiddîn Ahmed
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmî Sözcüsü ve Genel Koordinatörü
Bangladeş

Devamını oku...

- Basın Açıklaması- Hillary Clinton'un Kana Susamışlığını Gidermek Adına Peşaver'deki Müslümanlar, Acımasızca Katledilmektedir

Bugün Pakistan'a ulaşan Hillary Clinton'ı karşılamak için serilen kırmızı halılara kendisi uğrunda akıtılan Müslümanların masum kanları da eklenmiştir. Amerika'dan gelen resmi ziyaretçileri selamlamak için Müslümanların kanlarının akıtıldığı bu olay bir ilk de değildir.

Amerikan gizli servisleri ve kiralık katil şirketleri, kalabalık bir Pazar yerine bomba yerleştirmek yoluyla Peşaver sokaklarını Müslümanların kanlarıyla doldurdular. Zira Hillary Clinton'ın kana olan susuzluğunu giderilmesi bu şirketlerin çoğu kadın ve çocuklardan olmak üzere seksenden (80) fazla kişiyi katletmesini ve yüzden fazlasını yaralamasını gerektirmiştir.

Artık ümmet, Amerika'nın Pakistan şehirlerinin kalabalık Pazar yerlerinde yaptığı bu tür operasyonlardan maksadının, yanıp tutuşmakta olan kabileler bölgesindeki savaşın fitilini tutuşmuş bir halde devam ettirmek olduğunun tam olarak farkındadır ki bu üslup, Amerika'nın Irak'ta uyguladığı üslubun ta kendisidir. Nitekim medya organları geçenlerde Silhet bölgesindeki polis eğitim kampında Amerikan bomba depolarının olduğu ve bu bombaların bulunduğu depolara bizzat kamp komutanının bile girmesinin yasak olduğuna dair bir haber yayınlamışlardır! Yine bugün medya organları, insanların İslamabad'ta dört Amerikalının, gelişmiş askeri teçhizat taşıyan sahte plakalı bir arabayla gidip korkmadan utanmadan sokaklarda dolaştıklarını gördüklerine dair tartışmaya yol açacak bir haber yayınlanmıştır. Bunun üzerine Pakistan polisine bağlı devriyeler, bu dört kişiyi gözaltına almaya kalkışınca Amerikan Büyükelçilik temsilcisi gelip bu dört kişiyi ve arabalarını bilinmeyen bir tarafa doğru götürmüştür. Hükümet ise bu olayın karşısında derin bir sessizliğe gömülmüştür. Ayrıca İslamabad ve Peşaver'de buna benzer olaylar daha önce de gerçekleşmiş ancak hükümet, onları durdurmak için hiçbir icraatta bulunmamıştır.

Bu olaylar göstermektedir ki; ülkedeki bu tür terörist bombalama eylemlerinden sorumlu olanlar sadece Amerika ile Blackwater ve Dynacorp gibi onun iğrenç şirketleri olmayıp aksine bu şüpheli kirli oyunlar onlarla birlikte hükümet de karışmıştır.

Şüphesiz hükümetin, hak sesi haykırdıklarından dolayı Hizb-ut Tahrir şebabı ile bu ümmetin içerisindeki diğer muhlisleri tutuklamaya kalkışması ve Müslümanları katletsin diye Amerikalı ellere karışmaksızın serbest bırakması hıyanet silsilesine eklediği en büyük hıyanetlerden biridir.

Pakistan'daki mevcut kaostan kurtulmasının tek yolu bölgeden Amerikan varlığını kaldırıp atmaktır. Bu nedenle Müslümanlardan, artık sessizliklerini bozmalarını ve toplu katliam çetelerinin bizzat üyeleri olan ve Kuveyta, Güney Penjap ve Pakistan'ın dört bir tarafına savaşı yayan bu hain yöneticileri kaldırıp atmalarını talep ediyoruz. Bunun yanı sıra silahlı kuvvetlerin muhlislerinden de Pakistan'ı Amerikan sömürgeciliğinden kurtarmaktan geri kalarak daha fazla zaman kaybetmemelerini, fitne ve fesadın sebebi olan bölgedeki Amerikan varlığından kurtulmak amacıyla Hizb-ut Tahrir'e nusret vererek Hilafet Devleti'ni kurmak için ciddi olarak çalışmalarını talep ediyoruz.

Nâvid Butt
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmi Sözcüsü
Pakistan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Mahkemenin 28 Üyeyi Serbest Bırakmasıyla Hizb-ut Tahrir'i Terörizmle İlişkilendirmede Bir Kez Daha Başarısız Olan Hükümet Tekrar Başa Döndü

Her zaman olduğu gibi hükümetin istihbarat birimleri, Hizb-ut Tahrir'i terörizmle ilişkilendirmede başarısız oldu. Zira hizbin avukatı, İslamabad'daki konferansın düzenlendiği yerde polisin kayda geçirdiği tutanaklar arasında hizbin terör eylemlerine karıştığını veya etnik ayrımcılığa davet ettiğini ispat eden tek bir kanıt göstermesi noktasında mahkemede savcıya meydan okudu. Sağlam bir kanıt sunması için kendisine ek bir saat süre verilmesine rağmen savcı, tek bir kanıt dahi sunamadı! Bu durum, hâkimi hizbin 28 üyesini ve destekçilerini serbest bırakmaya sevk ettiği gibi savcıdan bir daha böylesi davaları kendisine getirmemesini talep etti.

İnsanların Hizb-ut Tahrir'e olan desteklerinin artmasından duyduğu korku sonucunda Müşerref'in diktatör rejimi, 2003 yılında hizbi yasaklamış ve kendisini demokrat olarak isimlendiren Pakistan Halk Partisi'nin liderliğini yaptığı mevcut hükümet, Karaçi'deki Terörle Mücadele Mahkemesi Hizb-ut Tahrir'in yasaklanmasının yasal olmadığına dair karar çıkarmasına rağmen bu yasaklamayı sürdürmüştür. Bunun yanı sıra bu yasağın kalkması için hizbin hükümete karşı Yüksek Mahkeme'de açtığı dava, üç buçuk seneden beri dondurulmuş olarak beklemektedir.

Yönetimde ister diktatör isterse demokrat biri olsun emperyalistlerin çıkarlarının korunmaya devam edeceği noktasında Hizb-ut Tahrir tam bir idrak sahibidir. Hizb-ut Tahrir'in yasaklanması işte bundan dolayıdır. Bu nedenle bir kez daha teyit etmek isteriz ki Hizb-ut Tahrir'in yasaklanması, Hilafet Devleti'ni kurmak için fikri ve siyasi çalışmadan asla alıkoyamayacaktır. Artık Hizb-ut Tahrir, dünyanın en büyük siyasi hizbi haline gelmiş ve kırk küsur ülkede var gücüyle çalışmaktadır. Ümmeti müjdelemek isteriz ki hizb, artık sömürgeci kafirle ve Müslümanların yöneticilerinden olan ajanlarıyla çatışmasında son merhaleye girmiş ve Allah'ın izniyle yakında Hilafet Devleti'nin kurulduğunu haber verecektir.

وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِّنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ "Seveceğiniz başka bir şey daha var. Allah'tan nusret ve yakın bir fetih. Müminleri (bununla) müjdele." [es-Saf 13]

Nâvid Butt
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmi Sözcüsü
Pakistan Vilâyeti

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Amerika, İngiltere ve Hindistan'ın Ajanı Olan "Avami Birlik" Hükümeti, Silahlı Kuvvetlerin Yanında Yer Alması ve Hilafet Devleti'ni Kurma Çalışmasına Liderlik Yapması Sebebiyle Hizb-ut Tahrir'i Yasaklamaktadır

Bangladeş Silahlı Kuvvetleri ile Bangladeş halkı, 25 Mart 2009'da Sınır Muhafızlarına karşı işlenen katliamda Bangladeş hükümeti içerisindeki Hindistan ajanlarının rolünün olduğu noktasında tam bir idrak içerisindedirler. Nitekim o zaman Hizb-ut Tahrir, Silahlı Kuvvetleri yok etmeyi hedefleyen komploculara karşı Silahlı Kuvvetlerin yanında yer almış ve hizb, katliamın arkasında Hindistan ile hükümetin olduğunu ifşa etmeyi başarmıştı. Böylece onların durumunu, hem ümmete hem de Silahlı Kuvvetlere ifşa etmişti. Bunun üzerine hükümet, Hizb-ut Tahrir şebabından 31'ini tutuklamıştı. İşte o zamandan beri hükümet, Hizb-ut Tahrir ve şebabına karşı faşist üslupları kullanmayı sürdürmektedir. İşte bu çirkin katliamın üzerinden dokuz ay geçmesine rağmen hükümet, katliamın faillerini bulma, onları adalet önüne çıkarma ve onları cezalandırma yönünde şimdiye kadar bir adım dahi ilerleyememiştir. Bilakis bunun yerine hükümet, kendi yaptıklarını kınayan ordu subaylarını terhis ettirmiştir. Şimdilerde ise hükümet, katliama karışmasını ifşa etmesinden dolayı Hizb-ut Tahrir'i yasaklama kararı almıştır.

İşte bu ifadeler, Hizb-ut Tahrir Resmi Sözcüsü ve Genel Koordinatörü Muhyiddîn Ahmed'in bugün yayınladığı basın açıklamasında geçmektedir. Bunun yanı sıra Hizb-ut Tahrir'in, Amerika, Hindistan ve İngiltere'nin Bangladeş'e yönelik kurduğu komploları ifşa etmeye hala devam edeceğini ifade etmiştir. Zira Hizb, ortak savunma kararı, Bangladeş'teki Amerikan varlığı, geçiş koridorları ve benzeri anlaşmalar gibi İslam'a aykırı olan ve Müslümanlara zarar veren çeşitli kararlar ve anlaşmalara karşı geniş bir kamuoyu oluşturmaya devam etmektedir. Mevcut hükümetin, Amerika, Hindistan ve İngiltere arasında gerçekleşen anlaşmanın bir ifrazatı olup Hizb-ut Tahrir'in yasaklanma kararı Amerika, Hindistan ve İngiltere'nin ülkeye yönelik komplolarına öncülük etmekten başka bir şey olduğunu söylemeye dahi gerek yoktur.

Muhyiddin Ahmed şöyle ekledi; Hizb-ut Tahrir, geçen on yıllar boyunca Kur'an ve sünnete bağlı kalarak metodunda maddi bir eylem kullanmaksızın Bangladeş'te çalışmaktadır. Müslümanların Hilafet Devleti'ni ikame edecekleri metot, İslam'ın siyasi bir akide olduğunu gösteren metottur. Hizb-ut Tahrir'in bu çabası sonucunda Hilafet'e çağrı sesleri güçlü bir şekilde yükselmeye başlamış ve onun fikri Bangladeş'teki insanların güvenini kazanmıştır.

Sömürgeci kafirin sadık bir dostu olan Avami Birlik Partisi ile Ulusal Bangladeş Partisi içerisindeki müttefiklerinden oluşan demokratik laik hükümet, Bangladeş'teki ümmeti terk etmiştir. Nitekim Hizb-ut Tahrir'in samimi ve sürekli çalışmasından dolayı Müslümanlar, kurtuluşlarının ajan yöneticiler ve onların fasit nizamlarının eliyle olmayacağının farkına varmışlardır. Müşrik sömürgeci devletler ise İslam'ın siyasi bir akide olarak dönmesinden korkmaktadırlar. Bu nedenle onlar ve hükümet, İslam'ın varlığını ümmet arasında siyasi bir akide olarak yerleştirmeyi başaran ve böylece ülkede Hilafet için çalışmayı güçlendiren bir parti olmasından dolayı Hizb-ut Tahrir'in fikri ve siyasi çalışmasından korkuya kapılıp endişelenmektedirler.

Ulusal Güvenlik Danışmanlığı ile İçişleri Bakanlığı'nın, hükümeti Hizb-ut Tahrir'i yasaklamaya sevk eden faktörün hizbin insanların güvenliği üzerinde bir tehlike oluşturduğunu iddia etmektedirler. Bu iddialar iğrenç bir espridir. Zira tüm insanlar tarafından bilinip idrak edilmektedir ki Hizb-ut Tahrir, İslami Hilafet Devleti'ni kurmak için fikri çatışma ve siyasi mücadeleyi benimseyip İslami alemde çalışan küresel siyasi bir hizbtir.

Hizb, Hilafet Devleti'nin ikamesinde el-Mustafa Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetinden fikri çatışma ile siyasi mücadele olarak özetlenmiş ve maddi eylemden tamamen uzak bir metot benimsemiştir. Zira ümmetin İslami akideyi bağrına basmasını sağlayan ve günlük hayatında pratik olarak İslam mücadelesini başlatmak için İslam'ı fikirlerinin ve duygularının mihveri kılan bizzat bu metottur.

Muhyiddîn Ahmed şöyle devam etti; dünyanın dört bir tarafındaki İslam düşmanları, ister yasaklama isterse baskı altında tutma yoluyla olsun Hizb-ut Tahrir'in sesini bastırmayı başaramamışlardır. Bilakis bunun aksine hizbin sesi bizzat İslami ümmetin sesi olmuş ve ümmetin tamamı birliği ve kurtuluşu yönünde onun fikirlerinin arkasında saf tutmuştur. Bu nedenle hizb, hedefini gerçekleştirinceye kadar ümmetle birlikte mücadelesine devam edecek, Allah'ın izniyle yakında Hilafet Devleti'ni kuracak, sömürgeci kafirlerin emellerini boşa çıkartacak ve onlar planlarında asla başarılı olamayacaklardır.

وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ "Hatırla ki kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri, yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Şüphesiz Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır." [el-Enfâl 30]

Muhyiddîn Ahmed
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü ve Genel Koordinatörü
Bangladeş

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- El-Halil'deki Mescid-il İbrahim'de Tony Blair'in Suratına Hakkı Haykıran Ali Muhammed Hizb-ut Tahrir'li Bir Şabtır

 

     Yerel ve yabancı medya organları, 20.10.2009 Salı günü Hizb-ut Tahrir şebabından biri olan Ali Muhammed ile dörtlü komisyonun temsilcisi Tony Blair arasında yaşanan siyasi yüzleşme haberini aktardılar. Blair, bazı ileri gelen Filistinli şahsiyetler eşliğinde ve Filistin Otoritesi güvenlik birimlerinin korumasında el-Halil'deki Mescid-il İbrahim'i gezerken Ali, Irak ve Afganistan'da Müslümanları katleden Blair'in suratına hakkı haykırmıştı. Bu bağlamda bizler Hizb-ut Tahrir olarak aşağıdaki hakikatleri vurgulamak isteriz:

1. Blair, İslam'a ve Müslümanlara kin besleyen mücrim bir düşmandır. Nitekim Başbakanlığı sırasındaki fiilleri bu hakikati ortaya koymuş ve Filistin meselesine komplo kuran kimselerle birlikte komplo kurmayı sürdürmektedir.

2. Ali Muhammed, İslami akideyle yetişmiş ve sömürgeci kafire yaklaşım hususunda İslam hükümlerini fehmetmiş birisi olup onurlu tutumunda bu ideolojik dürtülerle hareket etmiştir.

3. Ali'nin hakkı haykırması spontane bir eylemdir. Zira Müslümanların evlatlarını katlettiği ve çocuklarını yetim bıraktığı halde Müslümanların meşhur mescitlerinden birini gezen Blair'in görüntüsü karşısında -herhangi uyanık bir Müslüman gibi- tahrik olmuştur.

4. Ali, kahraman mümin kimseler gibi hareket etmiştir. Zira Tony Blair'e ne uzaktan ne de arkasından bağırmıştır. Aksine sıra dağlar gibi karşısına dikilerek suratına şu hak sözleri haykırmıştır: "Blair sen bir teröristsin", "Binlerce Müslümanı katlettin", "Blair bu mescitten defol git", "Hoş gelmedin sefa da getirmedin." Korumalar, sözünü tamamlamasına izin vermeyip zorla ağzını kapatmalarına rağmen Ali, haykırışını tamamlamaya çalışmış ve sözlerini bitirmesi için güvenlik birimlerinden kendisini serbest bırakmalarını istemişse de buna izin vermemişlerdir.

5. Medya organlarının görüntülü raporları, güvenlik birimlerinin Ali'ye yönelik vahşi muamelelerinin bir kısmını ifşa etmektedir. Her zaman olduğu ve General Dayton'un birimleri üzerinde hegemonya kurmasından beri uygulamalarını yoğunlaştırdığı üzere Filistin Otoritesi'nin Yahudi devletini tanıma ve küfür projeleriyle tutarlılık esasına dayanan projesinin karşısında duran herkese karşı baskı ve kötü muamelede bulunmaktadır.

6. Güvenlik birimlerinin tutukladığı Ali, bu esnada darp ve şiddete maruz kaldığı gibi gözaltı sırasında da fiziksel eziyete maruz kalmıştır. Kendisine aşağılık hakaretlerde bulunulmuş, kemikleri kırılmakla ve işkence yapılmakla tehdit edilmiştir. İşte bu aşağılık davranış, Dayton programı çerçevesinde yetişen güvenlik birimlerinin ahlaki seviyesini açığa çıkarmaktadır.

7. Mevcut rejimler, yöneticiler ve yönetici kılıklı kimseler, ümmetin düşmanlarını dost edinmekteler ve ümmetin boynunu onlara teslim etmektedirler. Onlar, düşmanların ve zalimlerin suratına hakkı haykıran ümmetin evlatlarıyla gurur duymak ve övünmek yerine onları tutuklamaktalar ve işkence etmektedirler.

8. İslami ümmet, nice erler üretecek diri bir ümmet olup Allah'ın izni ve yardımıyla bu mümin kimseler sayesinde dini ikame edecek ve Müslümanları birleştirecek olan Hilafet Devleti'ni kurarak ümmetler arasında kendisine yaraşan mevkisi yönünde yolunu yarmaya devam etmektedir. İşte o zaman Hilafet, ümmetin düşmanları ile dostları zalim yöneticileri uslandıracaktır.

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ "Zulmedenler, nasıl bir yıkılış ile yıkıldıklarını çok yakında bileceklerdir." [eş-Şu'arâ 227]

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Birleşik Devletler'in Veziristan'daki Savaşına Karşı Londra'daki Pakistan Sefaretinin Önünde 24 Ekim Cumartesi Günü Saat: 12:30 Bir Protesto Yapılacaktır

 

24 Ekim 2009 Cumartesi günü yüzlerce gösterici, Londra'da Pakistan hükümetinin Amerikan savaşının bir parçası olarak Veziristan'da sürdürdüğü saldırısına karşı bir gösteri yapacaktır. Hizb-ut Tahrir'in İngiltere'deki Medya Temsilcisi Taci Mustafâ, şu açıklamalarda bulundu:

"Amerika'nın talebi doğrultusunda Zerdari rejimi, Pakistan'ı zayıflatmayı kararlaştıran Amerikan ajandası için bir adım daha atmak amacıyla ordudaki evlatlarının yok olmasına, Veziristan'daki erkeklerin, kadınların, çocukların ölümüne ve yüz elli bin (150.000) Müslümanın yerinden olmasına yol açan Pakistan'da yıkıcı bir iç savaş çıkarttı. Bu kanların akıtılmasının gerçek sebebi ise Obama'nın sözde terörizme karşı savaşı genişletmesi ve Zerdari'nin Birleşik Vilayetleri ile birlikte Pakistan halkına karşı komplo kurmasıdır."

İngiltere'deki tüm Müslümanları aşağıdaki hususlara davet eden kampanyamıza destek vermeye çağırıyoruz:

  • Pakistan'a yönelik Amerikan planlarını durdurmaya.
  • Pakistan ordusunun Veziristan'a yönelik kara saldırısı yoluyla Amerika'nın güvenliğini sağlamak için kullanılmasını durdurmaya.
  • Zerdari rejiminin Amerika ile birlikte kurduğu komployu durdurmaya.
  • Pakistan'a muhlis yeni bir liderlik getirecek olan Pakistan'da Hilafet Devleti'nin kurulmasına destek vermeye.

Editörlere Not:

1. Barışçıl gösteri, 24 Ekim 2009 Cumartesi günü saat 12:30'da Pakistan High Commission [Lowndes

Square, Knightsbridge, London SW1X 8JN]

2. Gösteriyi www.hizb.org.uk web sitesinden canlı olarak seyredebilirsiniz.

 

Devamını oku...

إِنَّ فِي هَذَا لَبَلاَغًا لِقَوْمٍ عَابِدِينَ "Şüphesiz bunda, [Allah'a] kulluk edenler topluluğu için bir bildiri vardır." [el-Enbiyâ' 106]

  • Kategori Afganistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir, sadece haram olmayıp Batının çıkarlarını da gerçekleştirecek olan seçim sürecine katılmaya karşı daha önce sizleri uyarmadı mı? Hizb-ut Tahrir, gerçekte devlet başkanının seçilmesi en büyük sömürgeci kafirin güçleri tarafından gerçekleşmesine rağmen Batılı kafirin sizleri oy kullanma hakkı vermekle aldattığını daha önce sizlere bildirmedi mi? Hizb-ut Tahrir, seçim sürecine katılarak İslami olamayan bu "demokratik" sisteme meşruiyet vermeme noktasında sizleri ikaz etmedi mi? O halde sonucu belli olan seçim sürecine katılanlar kendilerine Allahuteala'nın şu kavlinin intibak etmesinden hiç sakınmazlar mı?

أَوَلاَ يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَّرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لاَ يَتُوبُونَ وَلاَ هُمْ يَذَّكَّرُونَ "Onlar her sene bir kez yahut iki kez imtihân edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tövbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar!" [et-Tevbe 126]

Hizb-ut Tahrir, sihirli bir proje ortaya koymaz. Ancak o, Afganistan'daki siyasi vakıaya ilişkin sahih bir anlayış oluşturmak, bu vakıaya ilişkin şeri hükümleri ortaya koymak ve sorunlara ilişkin çözümlerini İslami akideye bina etmek için çalışır.

Hamit Karzai, 20 Ekim 2009 Çarşamba günü bir konuşma yaptı. Yanında ise Amerikalı Senatör John Kerry ile Birleşmiş Milletler Temsilcisi Kai Eide vardı. Onların bu varlığı geçen haftaya damgasını vuran siyasi çatlakların çözümünde Batılı lobinin Karzai'ye olan güçlü desteğini sağlamlaştırmaktadır.

İslami olmayan seçim sürecinde Afgan halkının sadece %12'si oy kullandı, insanların geriye kalanın tamamı seçim sürecini boykot etti ve bu süreç, Batılı kafirin ülkedeki hedefini tam anlamda gerçekleştirmedi. Dolayısıyla diğer hedefleri gerçekleştirmek için seçim sürecine tekrar ettiler.

O halde -bizzat kendi yayınlarına binaen- ortaya çıkan soru şudur: Halkın sadece çok az bir kısmı tarafından seçilen bir hükümet, demokratik bir hükümet olur mu? Katılımın az olmasının korkudan veya darılmadan kaynaklanmış olması bir yana hem Afgan halkı hem de adaylar demokrasiye inanamamaktalar. Nitekim seçim sürecine hilenin karışması bu hakikati ortaya koymuştur. Zira sonucu belli olan seçim sonuçlarından ne beklenebilir ki? Gelecek seçim sürecine katılacak olan insanların oranının az olması gerçeği göz ardı edildiğinde kafir Batı, bu hükümeti azınlık hükümeti olarak isimlendirmeyi mi düşünmektedir? O halde diğer Afganlıların iradesi nerede kaldı? Oysa demokratlar nezdinde halk iradesi kutsaldır. O halde ne diye bu kutsiyeti ihlal ediyorlar? Onlar, sizlerin demokrasiyi gerçekleştireceğinize inanmamaktadırlar. Dahası onlar, aslında sizlerin ona inanmadığınızı da bilmektedirler. O halde ne diye kendinizi kandırıyorsunuz?

Afganistan halkı şunun farkına varmalıdır ki bu sömürgeciler ve getirdikleri kukla hükümetler ile sistemler, bölgenin tamamındaki kendi çıkarlarını korumak için Afganistan'ın jeostratejik özelliğini kullanarak bizzat kendi çıkarlarını gerçekleştireceklerdir. Zira sizlere demokrasiyi getirmek onların umurunda değildir ve adaylar da buna inanamamaktadırlar. O halde dünyanızı ve ahiretinizi heba edecek şekilde mi hareket edeceksiniz? Bu nedenle seçimlerin karşısında durmalısınız ve sizleri bir kez daha aldatmak için kafirin atacağı her adıma karşı uyanık olmalısınız. Nitekim Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], bunun gibi bir meseleye şu kavli ile işaret etmiştir:

لا يلدغ المؤمن من جحر واحد مرتين "Mümin, bir delikten iki kez sokulmaz."

Gerek aday olarak gerekse oy kullanarak daha önceki seçime katılanların içerisine düşmüş oldukları hata, Afganistan'daki İslami olmayan seçim sürecine meşruiyet kazandırmış, sömürgeci Batılı kafir ordularına azınlık iradesini çoğunluğa dayatma ve akideleri ile çelişmesine rağmen Afganistan'daki Müslümanlara küfrü uygulama fırsatı vermiş olmalarıdır. Nitekim Hizb-ut Tahrir, bu hususta daha önce sizleri uyarmış ve bundan dolayı Batının tesis ettiği hükümetin istihbarat birimleri, sizlere hakikati bildirmelerini engellemek için Hizb-ut Tahrir üyelerini ve taraftarlarını tutuklamıştır.

Ey Adaylar! Ümmetin servetlerini yağmalasın, evlatların katletsin, onurunu alçaltsın, beldelerini yıksın diye alçalan ve Batıya meşruiyet veren siz ve sizin gibiler Müslümanlar lehine kafirlere otorite vermektedirler. Peki, tüm bunları niçin yapıyorsunuz? Sözde kısa ömürlü bir otoriteyi elde etmek ve ceplerinizi parayla doldurmak için mi? Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] siz ve sizin gibiler hakkında şöyle buyurmuştur:

إنما أخاف على أمتي الأئمة المضلين "Ümmetim için saptırıcı liderlerden korkuyorum."

إنكم تحرصون على الإمارة وإنها حسرة يوم القيامة وندامة "Muhakkak ki sizler emirliğe hırs gösteriyorsunuz. Hâlbuki o Kıyamet Gününde hasret (yürek acısı) ve nedamettir."

İşte bu, ümmeti rezil bir duruma sürükleyen siz ve sizler gibi olanların sadece dünyadaki değil bilakis aynı zamanda ahiretteki amellerinizdir. Çünkü sizler, Azim olan Allah'ın inzal ettiklerine dayanan bir otorite oluşturmadınız. Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:

لكل غادر لواء يوم القيامة يرفع له بقدر غدره، ألا ولا غادر أعظم غدرا من أمير عامة "Kıyamet günü her hain için hainliği miktarınca yükselecek olan bir bayrak olacaktır. Dikkat edin! Kamu yöneticisinin hıyanetinden daha büyük hıyanet yoktur."

Ey İslam'ı seven Afganistan halkı! Sizlerin sorunu, özel bir sorun olmayıp tamamen beldelerinizi işgal eden sömürgecilerin dayattığı rejimler tarafından meseleleri yontulan ümmetin diğer kesiminin sorunu gibidir. O halde Rabbinizin vahyettiği İslam dinine yönelik saldırı karşısında seslerinizi yükseltiniz ve Hilafet'i yeniden kurmak için çalışınız. Bugün işlerimize hakim olan tüm sorunların yegane çözümü işte budur.

ثم تکون خلافة على منهاج النبوة "Sonra nübüvvet minhacı üzere Hilafet olacak."

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER