Perşembe, 07 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Amerikan Sömürgeciliği ve Veziristan'daki Askeri Operasyonlar Karşıtı Kamuoyu Oluşturmalarından Dolayı Otuzun Üzerinde Hizb-ut Tahrir Şebabı Tutuklandı! Hükümet Tüm Bunlarla Hizb'in Hak Sözü Söylemesini Zinhar Engelleyemeyecektir

 

Hizb-ut Tahrir, İslam'ın ve Müslümanların izzeti için çalıştığı elli küsur yıl boyunca pek çok fedakarlıklarda bulunmuştur ki Hükümetin yaptığı bu tutuklamalar, bu fedakarlıkların sadece küçük bir örneğinidir.

Hizb-ut Tahrir'in, hükümetin Veziristan-Kahnanana'daki masum sivillere yönelik bugünlerde başlattığı askeri operasyonlar karşıtı bir kamuoyu oluşturmasına bu hareketlerden ürken Hükümet beyhude bir tepkide bulundu.

Bugün, ümmetin karşı çıkışını dile getirmek üzere Hizb'in düzenleyeceği barışçıl konferansı dağıtmak amacıyla apar topar bir araya toplanıp konferans mekanını basan polis güçleri 30'un üzerinde şebabı ve taraftarını tutuklayarak Hizb-ut Tahrir'e göz açtırmazken İslamabad sokaklarında fitne ve fesat saçan Blackwater ve Dynacorp Şirketlerinden olan Amerikalı teröristleri takip etmek ve engellemek için hiçbir polis görevlendirilmemiştir. Peki, emniyet güçleri Veziristan operasyonları lehinde kamuoyu oluşturmak amacıyla ülkede meydana gelen patlama silsileleri karşısında neden kıllarını dahi kıpırdatmadılar? Yoksa Hükümet, bu güçleri Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışanları takip etmekle görevlendirdi de gerçek düşmanı takip etmeye fırsat mı bulamadılar?!

Enerjisini ve zamanını kendilerini ümmete ve meselelerine adayan Hizb-ut Tahrir şebabını tutuklamakla heder etmek yerine Hükümetten Blackwater ve Dynacorp Şirketlerinden olan teröristleri takip etmek için çaba sarfetmesini istiyor, tüm tutukluları da derhal serbest bırakmasını talep ediyoruz.

Artık dünyadaki tüm devletlerce bilinmektedir ki Hizb-ut Tahrir, askeri bir Hizb olmayıp Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in hiçbir silahlı eylem içermeyen metodunu takip ederek Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışan siyasi bir Hizb'tir. Bu nedenle Hizb-ut Tahrir, kendisini siyasi mücadeleye, fikri çatışmaya ve İslam ile yönetmek için güç ve kuvvet ehlinden nusret talep etmeye adamıştır.

Sömürgeci kafir ile ajan yöneticileri topluma fesat saçmak için sözde şahsi ve ifade özgürlüklerinin arkasına gizlenirlerken despotik kampanyaları yoluyla Hizb-ut Tahrir'in fikrinin insanlar ulaşmasını engellemektedirler! Bu nedenle Müslümanların beldelerinde sömürgecinin bulunduğu her yerde Hilafet Devleti'ni kurarak İslami ümmeti birleştirmesini engellemek amacıyla Hizb-ut Tahrir şebabının faaliyetlerinin takibata alındığını görmekteyiz. Hükümet bilmez mi ki Hizb-ut Tahrir, İkinci Raşidi Hilafet Devleti'ni kurana kadar mücadelesine devam edecek, tutuklamalar veya eziyetler asla onu bundan vazgeçiremeyecektir. Bu ruveybida yöneticiler ve efendileri şunu iyi bilsinler ki Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdelediği Hilafetin geri dönüşünü engellemek için gece-gündüz çalışsalar dahi vaat edilen o günü bir an bile geciktiremeyeceklerdir. Nitekim Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur: ثُمَّ تَكُونُ خِلافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ "Sonra nübüvvet minhacı üzere Hilafet olacaktır."

 

 

Nâvid Butt

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmi Sözcüsü
Pakistan Vilâyeti

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Sömürgeci Güçlerin İnisiyatifinde Toplanan Bir Örgütten Ne Beklenir ki!

09.11.2009 Pazartesi günü Türkiye'nin ev sahipliğinde ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığında İslam Konferansı Teşkilatı [İKT], Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesinin [İSEDAK] 25. toplantısını yaptı. İki gün süren zirveye 11 devlet başkanı, 3 cumhurbaşkanı yardımcısı, 6 başbakan, 20 bakan ve 57 ülkeden heyetler katıldı.

Her zaman olduğu zirveye katılan İslam ülkeleri liderleri yediler, içtiler, muhabbet ettiler, birtakım klişeleşmiş etkisi ve ağırlığı olmayan açıklamalarda bulundular, kameralar karşısına geçerek deniz manzaralı bol bol poz verdiler ve zirve sonunda klasik bir sonuç bildirgesi yayınlayarak biri dahi İslam ümmetinin lehine olmayan kararlar aldılar.

Hiç kuşkusuz bu zirveye damgasını vuran ve bu örgütün vakıasını ortaya koyan en çarpıcı olay Uluslararası Ceza Mahkemesinin hakkında tutuklama emri çıkarttığı Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'in zirveye katılıp katılmayacağı meselesi olmuştur. Zira Ömer el-Beşir'in zirveye katılmasının gündeme gelmesi üzerine Avrupa Birliği, bu hususta duyduğu rahatsızlığı Türkiye Cumhuriyeti'ne iletmiş ve bu olay basına "Avrupa Birliği Türkiye Cumhuriyeti'ne nota verdi" şeklinde yansıması üzerine Abdullah Gül, ''Onlar ne karışırmış ki. Kim kime nota veriyormuş'' açıklamasında bulunmuştur. Ancak Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir, sudan bir mazeret öne sürerek zirveye katılma kararından vazgeçmiştir. İşte sadece bu olay bile örgütün ve örgüte üye ülke liderlerinin nasıl bir zavallılık içerisinde olduklarını, kimlerin emriyle toplandıklarını, kimlerin inisiyatifiyle kararlar aldıklarını ve kararlarının kimlerin çıkarına hizmet ettiğini açık seçik ortaya koymaktadır.

Ey Müslümanlar!

Kendi iradeleri ve inisiyatifleri ile bir zirveye katılmaktan dahi aciz olan bu liderlerden bir hayır beklenmez. O halde sürekli zarara yol açan bu liderleri alaşağı edip gerçekten sizlerin maslahatları için kararlar alarak dünyanın efendisi haline getirecek olan Râşidi Hilâfet Devleti'ni kurmanızın zamanı gelmiştir. وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لاَ يَعْلَمُونَ "İzzet ancak Allah'a, Rasûlü'ne ve mü'minlere aittir. Velâkin münâfıklar bunu bilmezler." [el-Munâfikûn 8]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcü Yardımcısı
Türkiye Vilâyeti

Devamını oku...

Bir Sorunun Cevabı

Soru: Dün, 23.10.2009 günü NATO Genel Sekreteri "Rasmussen", Obama'nın planı gereği NATO'nun alternatif füze savunma planını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Ayrıca Çek Cumhuriyeti de Polonya'nın kabul etmesinden iki gün sonra bu savunma sisteminin bir parçası olmaya hazır olduğunu teyit etti. O halde bu nasıl olur? Obama, 17.09.2009'da Polonya'ya füze savunma üsleri ve Çek Cumhuriyeti'ne radar üsleri kurmaktan vazgeçtiğini açıklamamış mıdır? Yoksa Obama'nın vazgeçtiğine dair bu açıklaması gerçek olmayıp güvenlik açısından Rusya'yı geçici olarak sakinleştirmeye yönelik bir aldatma mıdır? Şayet böyleyse Amerika, Rusya'nın gücünün büyümesine yönelik hesaplar yapmakta dolayısıyla onu sakinleştirmeyi önemsemekte dolayısıyla da Amerika'nın askeri üstünlüğü sarsılmış ve devletlerarası konjonktüre tahakkümü de zayıflamış mı olmaktadır?

Cevap: Obama, Bush'un belirlediği füze savunma sisteminin şeklinden vazgeçmiş olsa da onun yerine bazı yönleri Bush'un siteminden daha güçlü olan başka bir şekildeki füze savunma sistemi ortaya koymuştur. Ancak Obama, genel olarak bunu Bush'un ortaya koyduğundan daha az kışkırtıcı bir şekilde ortaya koymuştur. Görüntünün netleşmesi ve mezkur sorunun dallarına cevap verilmesi için aşağıdaki noktaların göz önüne alınması kaçınılmazdır:

1. Amerikalı politikacıların yanı sıra Amerikalı uzmanlar, 1950'den bu yana çeşitli yollar ve yöntemlerle Amerika'yı, Sovyet Balistik Füze Sistemi [ICBMS] tehlikesine karşı korumak için çalışmaktadırlar. Ancak bu çabalar, daha sonraları olası Sovyet nükleer saldırı tehditlerine karşı füze kalkanı sistemiyle sonuçlanan Ulusal Füze Savunma Sistemiyle [NMD] sınırlı kalmıştır. Nitekim 1961 yılında bir takım teknik hususlardan dolayı bu programın çalışması durdurulmuş ve onun yerini bir takım savunma projeleri almıştır. Ancak Sovyet balistik füzelerine karşı koyma ve bunlardan caydırma gücünün ortaya koyulamamasından dolayı bu projeler üzerindeki çalışmalar uzun sürmemiştir. Ayrıca bu projeler, oldukça maliyetli olmalarının yanı sıra büyük teknolojik sorunlardan kaynaklanan sıkıntılar da çekmekteydiler. Ancak füze ve füzelerden korunma rekabeti açsından bu programlar ve füze kalkanı programları, Amerika ve Sovyetler Birliği olmak üzere her iki ülkeyi de 1972 yılında Anti Balistik Füze Antlaşmasını [ABM] imzalamaya sevk etmede etkili olmuşlardır. Bu anlaşma uyarınca her iki devlet de balistik füze tehlikesine karşı füze savunma sistemi inşa etmeyi başarmış olsalar da her iki ülkeyi de coğrafi sınırlarla ve kendilerini savunma amacıyla konuşlandırılmalarına izin verilen füze sayısıyla sınırlandırmıştır. Örneğin Sovyetler Birliği, sadece Moskova'yı korumak için Galoş Füze Sistemi [A-35] adında bir füze sistemi konuşlandırırken Amerika da Sovyet Balistik Füze Sistemi'ne [ICBM] bağlı herhangi bir üsten fırlatılacak her türlü füzeye karşı Birleşik Devletleri savunmak ve korumak için etrafına bir füze savunma sistemi konuşlandırmıştır.

2. 23.03.1983'te Ronald Reagan tarafından başlatılan Stratejik Savunma Girişimi, Amerika'nın Sovyetler Birliği ile imzaladığı Anti Balistik Füze Antlaşmasının [ABM] bir ihlali sayılacağı gibi Sovyetler Birliği'ni de Amerika ile yarışma kulvarına sokmuştur. Bu da Sovyetler Birliği üzerinde bir ekonomik baskıya yol açmasının yanı sıra diğer faktörlerle birlikte çökmesine yol açmıştır. Stratejik Savunma Girişimi [SDA] yada Yıldız Savaşları olarak ta bilinen bu program, füze kalkanı sistemi inşa etmek için Amerikalıların geçmişte en çok yapmak istedikleri projelerden biridir. Zira yıldız savaşları programı, hava, deniz ve uzay olmak üzere yeryüzüne füzeler, radarlar ve kalkanlar konuşlandırmayı içermekte olup bunlar arasında Uzay Tabanlı Lazer Savaş İstasyonları, Nükleer Pompalı X-Işını Lazer Uyduları, İleri Düzeyde Gelişmiş Komut Sistemleri ve Tahakküm Sistemleri gibi birçok sistemler de bulunmaktadır. Ayrıca Yıldız Savaşları Programı [SDA], önceki diğer programlardan da farklıdır. Zira bu, sadece Birleşik Devletleri korumaya dönük [NMD] Ulusal Füze Savunma Sistemi gibi değildir. Bilakis bu, Amerika'nın Avrupa'daki müttefiklerini Sovyet Balistik Füze tehlikesine karışı korumak amacıyla hazırlanmıştır. Sovyetler Birliği'nin 1991 yılında çökmesinden sonra yıldız savaşları programı gerilemiş ve doğal olarak buna ilişkin çalışma durmuş olsa da Ulusal Füze Savunma Sistemi [NMD], aktif olarak kalmış ve Bil Clinton döneminde bu sistem geliştirilerek dönem dönem üzerinde çalışılmıştır. Böylece bu, oğul Bush döneminde hem Amerikan yönetiminin ilgi odağı hem de Amerikan-Rus ilişkilerinin gerilmesinde odak noktası haline gelmiştir. Nitekim Bush, 13.12.2001'de Anti Balistik Füze Antlaşması'ndan çekildiğini açıklamıştır ki bu olay, silaha yönelik devletlerarası büyük bir anlaşmadan çekilen Amerika'nın modern tarihinde bir ilk sayılır. Bu olayın sonucunda ise görevlerinden biri Ulusal Füze Savunma Sistemi'nin yenilenmesine yönelik iddialı bir plan belirlemek olan Amerikan Füze Savunma Ajansı'nın oluşturulması ortaya çıkmıştır.

3. Bush, 16.12.2002'de her an fırlatılmaya hazır balistik füzelere karşı savunma sistemlerinin başlatılmasına ilişkin özet bir plandan ibaret olan "23 nolu Ulusal Güvenlik Yönergesini" çıkarttı. Ertesi gün de Amerika, resmen hem İngiltere'nin hem de Danimarka'nın imkanlarını Ulusal Füze Savunma Sistemi'nin restorasyonu sürecinin bir parçası olarak kullanma talebinde bulundu. Bush, Ulusal Füze Savunma Sistemi'ne Küresel Füze Savunma Sistemi adında başka bir isim verdi. Fiilen Ulusal Füze Savunma Sistemi, uzay üssü ve diğer deniz ve hava projelerini içermektedir. Amerika, Küresel Füze Savunma Sistemi [GMD] çalışmasını kolaylaştırmak amacıyla Şubat 2007'de resmen Polonya ve Çek Cumhuriyeti ile füze kalkanı üsleri inşasına başlama konusunu ele almaya başladı. Amerika, Küresel Füze Savunma Sistemi'nin başlatılmasına gerekçe olarak da özellikle İran olmak üzere Kuzey Kore gibi Avrupa ile İsrail'deki Amerikan çıkarlarını tehdit eden nükleer başlıklar taşıyabilen uzak menzilli füzeleri geliştirmeye çalışan şer devletleri olduğunu gösterdi! Oysa gerçek Rusya'yı kuşatmak ve onu Amerikan füze kalkanı tehdidi dairesi içerisinde bırakmaktı. Rusya da bu gerçeği fark etti ve Küresel Füze Savunma Sistemi'ni kendi güvenliği için öldürücü bir tehdit olarak gördü. Nitekim Rusya NATO Büyükelçisi  Dmitri Rogozin, Kasım 2008'de "Polonya'daki Amerikan füzelerinin dört dakika içerisinde Moskova'yı vurabileceğini" ifade etmiştir. Amerika'yı zor durumda bırakmak ve bunun İran için olduğuna dair iddiasının yalan olduğunu ortaya çıkarmak için de Rusya, Amerika'ya radarlarını Azerbaycan'nın "Kabala" üssündeki kendi radarlarının yanına konuşlandırması teklifinde bulunmuştur. Zira eğer hedef İran'sa burası Çek Cumhuriyeti ile Polonya'ya oranla İran'a daha yakındır! Amerika ise bunu kabul etmedi. Çünkü hedef, Rusya'yı tehdit etmek için Doğu Avrupa'ya üsler kurmaktı... Ve hedef bizzat Rusya olduğu sürece Amerika'nın gözetimi altında kalması için Rusya'nın kendi üssüne ortak olmasını isteyemezdi!

Böylece Rusya, füze kalkanının bu şer devletlerine karşı değil kendisine karşı yöneltilmiş olduğunu fark etti! Bu nedenle Putin, Nisan 2007'de Amerika'nın Orta Avrupa'ya füze kalkanı konuşlandırmada ısrar etmesi halinde yeni bir soğuk savaş tehdidinde bulundu. Bunun yanı sıra Amerikan tehditlerine bir tepki olarak Putin, önce 1978 yılında Amerika ile imzaladığı Nükleer Kuvvetler Anlaşması'ndan çıkmakla, ardından da Polonya yakınındaki Baltık Denizi boyundaki Klingrard bölgesine füzeler konuşlandırmakla tehdit etti. Hatta bir Rus generali daha da ileri giderek Amerikan füze kalkanının bir parçası olmakta ısrar etmesi halinde Polonya'yı bombalamakla tehdit etti. Zira Rus Generali Anatoliy Nogovitsyen, Ağustos 2008'de şöyle diyordu: "Polonya'nın füze kalkanına ev sahipliği yapması kendisini yüzde yüz hedef haline getirecektir ve bu hedefin imhası ilk sırada gelir."

4. Obama, Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ndeki Amerikan füze kalkanı planından vazgeçtiğine dair resmi açıklama yapmadan önce 2009 Eylül aynın başlarında bir Amerikan savaş gemisi üzerine monte edilmiş füze savunma kalkanı sistemi karşılığında Doğu Avrupa'daki füze savunma planından vazgeçeceğini açıkladı. Bu nedenle Obama'nın 17.09.2009'da Amerikan füze kalkanından vazgeçtiğini açıklaması beklenmekteydi ve bu açıklama Bush'un Küresel Füze Savunma Sistemi [GMD] programının değerlendirmeye alınmasının talep edilmesinden sonra yapılmıştır.

5. Obama'nın, Bush'un Küresel Füze Savunma Sistemi projesinden vazgeçmesinin gerçek mi yoksa güvenlik açısından geçici olarak Rusya'yı tatmin ve teskin etmeye yönelik bir aldatmaca mı olduğuna gelince; bu, aşağıdaki hususların incelenmesiyle anlaşılır:

a. Obama, proje hakkındaki yeni konuşmasında şöyle demiştir: "Savunma bakanı ile genelkurmay başkanının olası herhangi bir balistik füze saldırısına karşı Amerikan korumasını güçlendirmeye yönelik birçok önerilerini onayladım. Bu yaklaşım, füze tehditlerine karşı 2007 Avrupa füze savunma programından daha hızlı bir kapasite oluşturacak, daha verimli bir sistem inşa edecek ve daha büyük bir savunma şekli temin edecektir." Ve şöyle ekledi: "Özellikle kara ve deniz füze bataryaları ile bunların destek donanımları olmak üzere kendi füzelerimizi geliştirme alanında önemli ilerlemeler kaydettik... Yeni yaklaşımımız modern ve gelişmiş tekniği önceki sistemden daha hızlı bir şekilde yaymamıza fırsat verecektir... Avrupa'daki yeni sistem, Amerikan gücünü ve müttefiklerini korumada önceki sistemden daha güçlü, daha akıllı ve daha hızlı olacaktır. Bu sistem, daha verimli ve etkin kapasitede yayılacak, Amerika'yı balistik füze tehditlerine karşı koruma sözümüze güven oluşturacak ve NATO'daki müttefiklerimizi korumayı güvenli ve güçlü hale getirecektir."

b- Savunma Bakanı Robert Gates, Obama'nın kararına yöneltilen bir çok eleştirileri şu sözleriyle çürüttü: "Avrupa'daki füze savunma sistemini kaldırıp attık diyenler ya haberi doğu şekilde dinlemediler yada konumun hakikatini anlamamışlardır." Ayrıca Gates yeni sistemin, "Yaklaşık üç sene önce başlatılan eski programdan daha iyi füze savunma kapasitesi temin edeceğini" teyit ederek şöyle ekledi: "Artık -yakın gelecekte- İran ve başka yerlerden gelecek füzelere karşı koyma imkanı verecek Avrupa'nın Kuzeyi ile Güneyine füze sensörleri ve önleyicileri konuşlandırma fırsatına sahibiz."

c- Obama ve savunma bakanının konuşmalarından Küresel Füze Savunma Sistemi'nden vazgeçtiklerine değinmedikleri görünmektedir. Bunun aksine onlar, daha karmaşık bir programdan bahsetmektedirler. Nitekim Gates, yeni nesle ait olan Ulusal Füze Savunma Sistemi planını şöyle diyerek ifşa etmiştir: "İkinci aşama ise 2015 yılında SM-3 karasal füze üslerinin konuşlandırılmasını içerecektir." Aynı şekilde "Euronet" web sitesi Genelkurmay Başkan Yardımcısı James Cartwright'in füzelerin konuşlandırılması önerisine ilişkin yorumunda şu sözlerine yer vermiştir: "Erken uyarı noktalarına daha yakın olacağından dolayı radarlar genel olarak Kafkas bölgesine konuşlandırılacaktır."

6. Binaenaleyh Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ndeki Küresel Füze Savunma Sistemi'nden [GMD] vazgeçilmesinin Rusya'yı hoşnut etmek amacıyla geçici olacağı görünmektedir. Zira Gates, kurnazlık yaparak Pentagon'un Polonya ve Çek Cumhuriyeti ile SM-3 sistemine ait karasal model ile sistemin diğer donanımlarına ev sahipliği yapmaları hususunda görüşmelere başladığına değinmemiştir. Aynı şekilde Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan'ın da Amerikan füzelerinin konuşlandırılması sistemine dahil olabileceği hakkında görüşmelerin yapıldığına dair haberler de sızmıştır. Dışarı sızan bu haberlerin sonucunda Rusya aşırı kaygı duymuştur. Çünkü bu demektir ki karasal füze üslerinin konuşlandırılması Rusya'nın arka bahçesine kadar uzanabilir. Ayrıca Obama ile savunma bakanının konuşmaları da aşırı bir kaygıya neden olmuştur. Bu nedenle Rusya, Obama'nın 17.09.2009'daki vazgeçme kararını memnuniyetle karşılamış ve Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev 25.09.2009'da Klingrard bölgesine füzelerin konuşlandırılmasına ilişkin kararını geri çekeceğini açıklamış olsa da vermiş olduğu son tepkisi Obama'nın kararından tatmin olmadığını göstermektedir. Bundan dolayı Rus Bilgi Ajansı Resmi Sözcüsü, Obama ve savunma bakanının yukarıda geçen konuşmalarına bir tepki olarak şu yorumda bulunmuştur: "Tahmin ettiğimiz gibi Barack Obama 24.09.2009'daki konuşmasında vazgeçme veya herhangi bir şeyin ertelendiği konusuna değinmemiştir. Aksine mevcut füze tehditlerine daha iyi bir şekilde karşı koyabilen gelişmiş ileri teknoloji esasına dayalı yeni bir füze savunma programı benimsemiştir. Zira Obama, Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ni içine alan programın eski programdan daha verimli olduğunu ifade etmiştir."

7. Amerika'nın askeri üstünlüğünün sarsıldığına, dolayısıyla devletlerarası konjonktüre tahakkümünün zayıfladığına ve Rusya'nın askeri gücünün büyümesine karşı hesaplar yapıp yapmadığı sorusuna gelince; açıktır ki Amerika, şu anda Irak saldırısından önce sahip olduğu gibi dünya üzerinde bir hegemonyaya sahip değildir. Zira Irak ile Afganistan, hem gücünü hem de kaynaklarını tüketmelerinin yanı sıra küresel ekonomik kriz de Amerika'nın dünyadaki konumunu daha da zayıflatmıştır. Ancak tüm bunlara rağmen Amerika, hala hem askeri alanda büyük bir üstünlüğe hem de devletlerarası konjonktürde büyük bir hegemonyaya sahiptir. Dolayısıyla Amerika, hala hem dünyanın çalışma takvimini belirlemeye hem de devletlerarası konjonktüre tahakküm etmeye muktedirdir. Ancak Amerika, diğer büyük güçlerin birçok meydan okumaları ve rekabetleriyle karşı karşıyadır ve yukarıda bahsedilen krizlerin ortaya çıkmasıyla da hasımlarının meydan okumaları büyük oranda artmıştır.

Rusya'ya gelince; ekonomik servetin bir kısmını askeri kaynaklara ve siyasi güce dönüştürmek üzere Amerika'nın krizlerini istismar etmeyi ve petrol fiyatlarının yükselmesinden faydalanmayı başarmıştır. Keza belli ölçüde Orta Amerika, Kafkaslar, Avrupa ve Orta Asya'da da Rus rolünün olduğu gözlemlenmiştir. Hatta artık mevcut Rus konumunu tanımlamak için "gelişen Rus ayısı" tabiri dolaşmaya başlamıştır... Ancak her şeye rağmen Rusya'nın geçmişteki altın günlerine dönmesi oldukça uzaktır. Zira Rusya, hala siyasi ve iktisadi yönlerdeki yapısal zayıflık krizlerinin sıkıntısını çekmekte olup bu da onun yakın gelecekte devletlerarası konjonktürde bir güç olarak yükselmesini engellemektedir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- UNESCO Müdiresi Peçeye Karşı Saldırı Çalışmasına Başladı

Birleşmiş Milletler, Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü [UNESCO] Müdiresi "Irina Bokova", 15.10.2009'da Hollanda Dünya Radyo kanalı ile yaptığı röportajda uğraştığı ve gerçekleştirmeye çalıştığı en önemli işin farklı din mensupları arasında karşılıklı hoşgörü ve saygıyı yerleştirmek olduğunu ifade ederek şöyle ekledi: "Peçe takılmasının karşısındayım. Peçe takan bazı kadınlar, ışığı bile tam olarak görememekteler. Peçe kadının değerini düşürmekte ve pek çok soruna yol açtığı gibi kadınlarda erkeklere eşit olmadıkları duygusu uyandırmaktadır." UNESKO Müdiresi, "Batılı Avrupa ülkelerinde şehirlerde taciz edilen peçenin çözüm getirilmesi gereken bir tür kültürel çatışmayı ifade ettiğini ve kendince bu olası çözümlerden birisinin peçe takılmasının yasaklanması olduğunu" düşünmektedir.

Deriz ki: Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], ne kadar da doğru söylemiştir:

إذا لم تستح فاصنع ما شئت "Haya etmiyorsan dilediğini yap."

Zira bu müdire, konuşmasına karşılıklı hoşgörü ve saygı ile başladı ardından peçeye saldırıp peçe takan Müslüman kadına hakaret ederek kendi kendini yalanlayan kimselerin ilki oldu. Bunun da ötesine giderek mazide kalan diktatör komünizmden aldığı bazı derin mefhumları açığa vurdu ve küstahça olası çözümlerden birinin peçe takılmasının yasaklanması olduğunu ifade etti. Böylece Birleşmiş Milletler, Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü [UNESCO], despotik çözümlere teşvik etmeye başlamıştır.

Dolayısıyla Birleşmiş Milletler, Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütüne ne mutlu ki kendi kendini yalanlayan böylesi bir müdireye sahip! Birleşmiş Milletler, Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütüne ne mutlu ki örs ve çekiçle de olsa dünyayı Batılı fikirlere ve liberal değerler ikna etmeye çalışan böylesi bir müdireye sahip!

Okay Pala [Ebu Zeyn]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Medya Temsilcisi
Hollanda

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Pakistan'ı Amerika'dan ve Terörden Kurtarın

Geçen iki hafta silahlı unsurların Ravalpindi'deki ordu karargahına yönelik saldırılarına, Kahot ve Peşaver'deki patlamalara ve Lahor'daki polis binalarına yönelik eş zamanlı saldırılara şahit olduk. Aynı zamanda Amerikan yönetiminin Pakistan ordusunu Güney Veziristan'da başlatmaya sevk ettiği yakında yapılacak olan saldırı hazırlığına da şahit olduk. Bu gelişmeler bağlamında aşağıdaki hususlara dikkat çekmek isteriz:

1. Şüphesiz Zerdari rejimi, Veziristan'a yönelik bir saldırı yapılmasının gerekliliğini haklı çıkarmak için mevcut saldırıları kullanacaktır. Bu saldırı, Pakistan'ın güvenliği için değildir. Aksine bu saldırı, işgal edilen Afganistan'daki savaşında Amerika'nın yüzsuyunu korumak içindir.

2. Pakistan'da terörün tırmanması, bu güne kadar devam eden insansız Amerikan uçaklarının Pakistan topraklarına yönelik saldırılarını beraberinde getirmiştir. Zerdari rejimi tarafından tam destek verilen -bu saldırılar ile Veziristan'da bir savaşa girilmesinden- Amerika'nın maksadı, Pakistan'ı felç ederek Irak ve Afganistan'da olduğu gibi onu diğer bir Amerikan üssüne çevirmektir.

3. Hizb-ut Tahrir, masumların silahlı operasyonlarda katledilmesini ve ordunun kendi halkını öldürmesini kınar ve kınamaya da devam edecektir. Çünkü her iki durum da İslam'da haramdır:

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا "Her kim bir mümini kasten öldürürse onun cezası, içinde ebediyen kalacağı Cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır." [en-Nîsa 93]

Bu nedenle Amerika'nın hedeflerini gerekleştirmeye dönük ordunun saldırıları ve sivil noktalara yönelik silahlı operasyonlar olmak üzere her iki duruma da derhal son verilmelidir.

4. Ordu, Pakistan'ı parçalanmaktan korumak için Amerika'yı kovmalı ve bunun tek yolu ise Amerika'nın planlarına yakıt ikmali sağlayıp lojistik ve siyasi destek vererek Amerika'nın Pakistan'daki planlarının gerçekleşmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapan Zerdari gibi hain Pakistan yöneticilerini değiştirmektir.

5. Pakistan'da etki sahibi tüm muhlisleri, bu fasit Hükümete olan desteklerini geri çekmeye ve Pakistan'da İslami Hilafet'i kurmaya dönük yoğun çabalarında Hizb-ut Tahrir'e destek vermeye çağırıyoruz. Zira bu saldırılar ile karşılıklı saldırıları durdurmaya ve -ülkeyi gerçek düşmanı olan- bölgedeki Amerika ile müttefiklerine karşı birleştirmeye muktedir ve liderlik etmeye sahip olan sadece muhlis ve mucit bir Müslüman komutandır.

6. İngiltere'deki tüm Müslümanları Pakistan'ı Amerika'dan ve terörden kurtarmak için aşağıdaki hususlara davet eden kampanyamıza davet ediyoruz: a-Amerika'nın Pakistan'a yönelik planlarını durdurmaya. b-Sivillere yönelik silahlı operasyonları ve terörü durdurmaya. c-Veziristan'a yönelik kara saldırısı yoluyla Amerika'nın güvenliğini gerçekleştirmek için Pakistan ordusunun kullanılmasını durdurmaya. d-Zerdari rejiminin Amerika ile birlikte kurduğu komployu durdurmaya. e-Pakistan'a muhlis yeni bir liderlik getirecek olan Hilafet Devleti'nin kurulmasına destek vermeye. Hizb-ut Tahrir, önümüzdeki haftalarda Müslüman nesle yönelik bir dizi etkinlikler düzenleyecektir.

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Konferans: Müslüman Kadınlar, Tantavi ve Batılı Hükümetlerin Peçeye Saldırmasına Meydan Okudular

Londra'nın dört bir tarafındaki Müslüman kadınlar, 17.10.2009 Cumartesi günü Hizb-ut Tahrir / İngiltere Hanımlar Kısmının, Şeyh Tantavi ve Batılı Hükümetlerin peçeye saldırma zamanlamasının altında yatan gerçek ajandayı ele almak üzere düzenleyeceği konferansa katılacaklar. Zira geçen hafta meşhur İslami el-Ezher Üniversitesi Şeyhi olan Mısırlı Alim Tantavi, Kahire'de genç bir kız öğrenciden peçesini çıkartmasını talep etmesiyle haber başlıklarına konu olmuş, el-Ezher'e bağlı tüm okullarda peçeyi yasaklama niyetinde olduğunu açıklamış ve bu yorumu, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde peçenin yasaklanması önerilerine yeşil ışık yakmıştı.

Hizb-ut Tahrir / İngiltere Hanımlar Kısmı Medya Temsilcisi Dr. Nevaz Nesrin, şöyle bir değerlendirmede bulundu: "Peçe, laik Batılı Hükümetlerin ve politikacılarının İslam'ın her türlü bariz simgelerini toplumlarından uzaklaştırma uğraşısı içerisinde sürdüregeldikleri senaryonun son perdesidir. Şüphesiz burada yargılanmakta olan peçeden ziyade İslam ve onun Batıdaki konumudur. Müslüman kadının kıyafetine saldırılması, bir truva atı gibi Batıdaki Müslüman kadınları laikleştirmeye ve onları İslam'dan uzaklaştırmaya hizmet etmektedir. Söz konusu yasaklama, liberal laikliği reddederek İslam'ı ruhi, içtimai ve siyasi bir ideoloji olarak benimseyen Müslümanların artan sayısını kontrol etmek için saman çöpüne yapışan Batılı Hükümetlerin karamsarlığını yansıtmaktadır. Bu nedenle Tantavi'nin bu yorumları, İslam düşmanı bu ajandanın ekmeğine yağ sürmektedir."

"Müslüman kadınlar, sayıları artan sol seçmenlere yaranarak seçim bölgelerinde kazanımlar elde etmeye göz diken eyyamcı politikacılar tarafından İslami kıyafetlerine yöneltilen aşağılayıcı hakaretlerin tamamen karşısında yer alacaklardır. Kadınlara kötü muamelede bulunduğu şeklinde İslam'a yöneltilen kadim suçlamayı canlandırmak amacıyla bir kez daha Müslüman kadının kıyafetinin istismar edilmesine karşı çıkacağız ve peçe hususundaki görüşlerinin farklılığına bağlı olarak bu meselenin Müslümanların parçalanmasının kaynağı olmasına da izin vermeyeceğiz."

"Ekonomik kaos, etik dışı siyaset, asosyal davranışlar, salgın suçlar, ailelerin ve toplumsal ilişkilerin çökmesi, kadına kötü muamelede bulunulması ve istismar edilmesi, egosantrik ve materyalist eğilimin artması, gençler arasında uyuşturucu ve alkollü içecek alımının yükselmesi sıkıntısı çeken Batılı devletler açısından sanık sandalyesine oturulacak olan ne peçedir ne başörtüsüdür ne de İslam'dır. Bilakis sanık sandalyesinde olması gereken bizzat kapitalizm, laiklik ve liberal değerlerdir. Müslüman kadınlar olarak bizler, söylediklerimizin doğruluğunu kanıtlamak üzere bu tür bir tartışmaya her zaman hazırız."

Devamını oku...

Hukuk Devletinin Yeni Skandalı

  • Kategori Irak
  •   |  

Dün 13.10.2009 Salı günü Irak parlamentosu, İngiltere ile Irak arasındaki yeni güvenlik anlaşmasını meclisten geçirmek için bir oturum düzenledi... Nitekim istedikleri de oldu. Zira sayıları 138'i bulan üyelerin çoğunluğu anlaşma lehinde oy kullanırken diğer milletvekilleri meclis başkanı ile yardımcısı Halit Atiyye'yi yasal ve anayasal tarihi bir ihlal işlemekle suçlayarak oy kullanmadılar... Nitekim Sadır Bloku Resmi Sözcüsü, oylama işleminin hemen sonrasında düzenlediği basın toplantısında bunu "geçersiz" olarak nitelendirdi.

Bu anlaşmanın açığa çıkan küçük bir kısmı ise tam teçhizatlı 100 İngiliz askerinin anlaşmanın onaylandığı tarihten itibaren bir yıllığına sivil destek mürettebatı ile birlikte Şat-tul Arap sularında bulunmalarına izin verilmesinin yanı sıra bu kıta sahanlığını nasıl koruyacakları hususunda Irak kuvvetlerini eğitmekle görevlendirilmeleridir!

Ey Irak'taki Müslümanlar!

İşgalci kafirin bu asil İslami beldenin başına diktiği Irak Hükümeti'nin uşaklığına ve onun küresel terörün lideri Amerika ile İngiltere'nin elinde itaatkar bir kukla olduğuna dair kesin kanıtlar çerçevesinde ortaya çıkan bu vakıa, kesinlikle yeşil bölgenin simgeleri ile koruma görevlerinin vatanın hamileri olduklarına dair yalanlarını su yüzüne çıkarmaktadır. Aklı başında olan bir kimse şunu sormaz mı: Kopartılan tüm bu yaygaralar (hukuk) devletinin kendi evlatlarından alternatifini oluşturmaktan aciz kaldığı bu 100 asker için mi? Doğrusu bu, bu kerim ümmetin düşmanlarını hoşnut etmek adına dinini ve ahretini satarak yolunu kaybedenler açısından trajik komik bir durumdur!

Ey Irak'taki Müslümanlar!

Şayet İslami akideye dayanan ve İslami şeriatı yasamanın tek kaynağı edinen bir devletiniz olmuş olsaydı kesinlikle bu tür anlaşmalar onaylanmazdı. Çünkü şeriat, müminler üzerinde kafirler aleyhine egemenlik olmasını haram kılmıştır.

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!" [en-Nîsa 141]

Bu ümmet, Nübüvvet Minhacı Üzere Râşidi Hilâfet gölgesinde birleşip bu yöneticilerin tarihin çöplüğüne atılacağı o gün gelmedikçe mevcut durumundan kurtulamayacaktır.

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER