Cuma, 08 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/21
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Mübarek İydü’l Edha Tebriki

Bizler, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak, mübarek Kurban Bayramı’nın gelişi münasebetiyle tüm İslam ümmetinin ve özellikle Sudan halkının bayramını tebrik ediyoruz. Yüce ve Kadir olan Mevlâ’dan, Ümmetin, birleştirici varlığı olan Nübüvvet Metodu üzere Râşidî Hilafet gölgesinde birleştiği, sömürgeci kâfir Batı’ya kul köle olma prangalarından kurtulduğu ve insanları âlemlerin Rabbine kul etmek için değişim sancağını taşıdığı bir halde gelecekte bu bayramı kavuşmayı bizlere nasip etmesini niyaz ederiz.

Ekini ve nesli helak eden, insanların hayatını dayanılmaz bir cehenneme çeviren bu absürt (abes) savaşın devam etmesine rağmen bayramınızı tebrik ediyoruz!

Dördüncü yılına giren bu savaşın ömrü, Amerika ve ajanları tarafından hâlâ uzatılmaktadır. Nitekim Amerika, Darfur’u Sudan’ın gövdesinden koparıp ayırmaya hazırlık amacıyla Libya senaryosuna benzer bir durum inşa etmiştir. Ajanları vasıtasıyla Darfur’da paralel bir varlık; Sudan’ın geri kalanındaki hükümete mukabil, adeta bir devlet gibi hareket eden bir hükümet var etmiştir. Hızlı Destek Kuvvetleri’nin insansız hava araçları ise hâlâ Hartum, Omdurman ve diğer şehirlerde savunmasız sivilleri bombalayarak halkın kalplerine korku ve dehşet salmaya; böylece Darfur’un ayrılması suçunu tamamlamaya zemin hazırlamaya devam etmektedir.

Yöneticileri ve bazı siyasetçileri sebebiyle felakete sürüklenen bu ülkede hepimizin görevi, bu planın farkına varmak ve onu boşa çıkarmak için samimi ve bilinçli insanlarla; Hizb-ut Tahrir’in gençleriyle el ele vermektir. İslami hayatı yeniden başlatmak ve Nübüvvet Minhacı üzere ikinci Raşidi Hilafet’i kurmak için, samimi ve bilinçli gençler olan Hizb-ut Tahrir gençleriyle el ele vermeliyiz. Hilafet, Amerika’nın ve diğer güçlerin ülkemizdeki oyunlarına son verecektir. Vallahi bu, dünya izzetinin ve ahiret mükâfatının en güzelidir.

Allah itaatlerinizi kabul etsin Rabbimize daha da yaklaşacağınız nice bayramlar diliyoruz. Bayramınız mübarek olsun.

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah... Allahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd

Önemli Duyuru:

Bayramlaşma programı inşallah Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nin Port Sudan, Hartum ve Gedaref’teki ofislerinde gerçekleştirilecektir. Tarih: Hicrî 12 Zilhicce 1447 Miladî: 30 Mayıs 2026 Cumartesi Saat: 11.00

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Ümmet, Hayati Davası Olan Vahdet Meselesini Neden Göz Ardı Ediyor?!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ümmet, Hayati Davası Olan Vahdet Meselesini Neden Göz Ardı Ediyor?!

 

İslam ümmeti, yüzyıllar boyunca çeşitli alanlardaki muhteşem başarılar yoluyla gerçekleştirdiği parlak bir tarih yaşamış ve bu başarılar, mevcut asrımızda milletlerin ulaştığı bilimsel ve medeni ilerlemenin aşması mümkün olmayan bir temel olmuştur. Dolayısıyla ümmet, kendisini rakipsiz bir şekilde milletlerin öncüsü kılan bir hadarat yaşamıştır. Bu da ümmetin, dilleri ve renkleri farklı olan halkların hayatlarını aydınlatan ve dünyanın en geniş coğrafi alanlarına sahip tek bir devlet olarak üç kıtaya yayılan halkları tek bir potada eriten Peygamberi Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Rabbani metodunu uygulamada O'nun izinden gittiğinden dolayı gerçekleşmiştir. Bu sırada ümmet izzet ve güven içinde yaşamış; böylece bir Müslüman, bu geniş alanlarda Allah’tan başka kimseden korkmadan başı dik bir şekilde dolaşmıştır. Halife tarafından benimsenen devlet kanunları, Müslüman olsun gayrimüslim tüm tebaa için geçerli olmakla birlikte Halife, tebaanın boyunlarındaki biat yönüne bağlı kalarak şeriata göre onların tüm hakları da korumuştur.

İslam ümmetinin bu zamandaki ilgi alanlarına genel olarak bakıldığında, hayati davalarına gereken önemi vermediği açığa çıkmaktadır; aksine İslam ümmeti, yabancılar tarafından oluşturulan siyasi sınırlara ilişkin milliyetçi ve vatancı meselelere, spora, gece eğlencelerine ve ahlaksız partilere katılmaya, yabancı dizileri izlemeye, spor ve sinema dünyasının ünlülerinin, sanatçıların, kadın ve erkek oyuncuların ve mankenlerin haberlerini takip etmeye büyük ilgi göstermektedir; bu durum da onların, her türlü kötülüğü ve ahlaksızlığı işlemekte hiç tereddüt etmeyen bir toplumun içine sürüklenmelerine yol açmıştır.

Nitekim ümmet, uğrunda canını, malını ve vaktini feda etmesi gereken vahdetle ilgili en önemli davalarını kaybetmiş ya da göz ardı etmiştir. Bu ise, şerefli geçmişine geri dönmek amacıyla birlik ve tek bir saf halinde olması gereken olaylarda, bu davadan uzaklaşmasında açığa çıkmaktadır.

Birçok İslam beldesinde Arap Baharı devrimleri gerçekleştiğinde, Müslümanların çoğu devrime, sanki kendilerini hiç ilgilendirmiyormuş gibi ve sanki o ülkelerin bir iç meselesiymiş gibi baktılar; oysa bu devrimler, gerek değişim gerekse onları birleştirecek İslam nizamını yeniden tesis etmek için altın bir fırsattı. Ümmette bu anlayışın yokluğu nedeniyle, bu hareketlilik on beş yıldan fazla sürmesine rağmen sömürgeci kâfirin bu devrimlerin içini boşaltması kolay olmuştur; zira sömürgeci kâfir, kapitalist sistemin olduğu gibi devam etmesi için yöneticileri değiştirme ve yerlerine yenilerini getirme sürecinde hareketliliği kendi sistemine göre yönlendirmiştir; bu ise ümmeti Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in metoduna göre birleştiren bir projenin yokluğundan dolayı olmuştur. Arap Baharı devrimleri sönmüş ama devrimci ülkelerde yönetim koltuklarına oturan yeni ajanlar aracılığıyla Batı nüfuzunu korumasına rağmen son bulmamıştır.

Aksa Tufanı operasyonunun ardından Gazze'de yaşananlara bakıldığında bu, İslam ümmeti arasında bir tür duygusal birliktelik meydana getirmiştir. Ancak diğer milletlerin ilgisi daha büyük ve daha güçlü olmuştur; zira bu milletler, Müslümanların başındaki yöneticilerin Gazze halkına yardım etmekten kaçındığı bir zamanda, Yahudiler tarafından öldürülmeye, işkenceye, açlığa ve kuşatmaya maruz kalan Gazze halkıyla dayanışma içinde, tüm büyük şehirlerindeki yöneticilerinin yüzüne karşı haykırmışlardır. Hatta Müslümanların başındaki yöneticilerden bazıları Yahudilerin safında yer alarak Gazze halkını öldürmesi için sınırsız lojistik ve gıda desteği sağlamıştır!

Düşman bununla yetinmemiş, aksine savaş teçhizatını, Yahudi varlığı için endişe kaynağı haline gelen bir miktar güce sahip olan Müslüman ülke İran’a yöneltmiştir. Nitekim bu, ümmetin ordularıyla İran’a yardım emek adına saf tutması için bir başka fırsattı ancak bunu yapmadı.

Ümmetin içinde bulunduğu bu içler acısı durumun arkasında, şüphesiz gören ve basiret sahibi olan ve ümmetin yeniden milletlere öncülük yapacağı koltuğuna geri dönme keyfiyeti üzerinde düşünen herkes için gizli olmayan sebepler vardır. Bu sebeplerin en önemlileri şunlardır:

1- Ümmetin, çoğunu dünyadaki süper güç olarak geçirdiği on üç asırdan fazla süren Hilafet zamanındaki dönemden uzaklaşması; zira Hilafet döneminde Müslümanlar, en parlak dönemlerini ve ihtişamlarını yaşamış ve Hilafet onlar için adaleti, güvenliği ve izzeti sağlamıştı.

2- Hilafet Devleti'nin yıkılması ve kendi meselesi hakkında hiçbir şeye sahip olmayan, dahası ümmetin servetlerini yağmalayarak onu yoksullaştırmaya, ilerlemesini ve bağımsızlığını engellemeye çalışan sömürgeci Batılı devletlerin nüfuzu altında kalmaya devam ettiği birçok parçaya bölünmesi.

3- Bu küçük devletçiklerin İslam ile hükmetmesinin engellenmesi; bu ise dinler arası diyalog, dini hoşgörü, İbrahimi kardeşlik, ılımlılık ve benzerleri gibi isimler altında düzenlenen ve gerçek niyetlerini gizleyen konferanslar aracılığıyla doğrudan ve yakından takip edilerek gerçekleştirilmiştir.

4- Batı’nın kontrol ettiği medya araçları yoluyla yayılan güçlü medya etkisi sayesinde ümmetin zihinleri üzerinde hâkimiyet kurulması.

5- İslam’a ve onun sistemine aykırı olan, Batı’nın seküler düşüncesini ve çeşitli ideolojilerini taşıyan partilerin, hayır kurumlarının ve insani yardım kuruluşlarının teşvik edilmesi ve desteklenmesi.

6- Müslümanların servetlerini yağmalama ve bu ülkeler üzerindeki nüfuzlarını koruma ihtiyaçlarını karşıladıkları sürece, ajan bir zümrenin iktidar koltuğuna getirilmesi, desteklenmesi ve korunması.

7- İslam’a ve onun hükümlerine karşı olan Batı kültürüyle donatılmış davetçilerin, alimlerin, düşünürler ve siyasetçilerin çıkarılmasının yanı sıra İslam’ın sadece ruhbani ritüellere indirgenmesi ve İslam ümmetinin gidişatının Batılı laik düşünceyle bir uyumlu hale getirilmesi.

8- Samimi davetçilerin bastırılması, onlara hapis, ölüm ve sürgün yoluyla baskı uygulanması, onların ümmetten izole edilmesi ve her türlü medya organları aracılığıyla ümmete hitap etmesinin engellenmesi.

Ey İslam ümmeti! Bu ve benzeri sebepler daha ne zamana kadar sizi vahdetinizden ve dünyada süper bir devlet olacağınız devletinizi ikame etmekten alıkoyacak?! Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın.” [Al-i İmran 103]

Ayrıca ümmetin dinleyip itaat etmek üzere biat edeceği tek bir imamın (Halifenin) arkasında birleşmesinin kaçınılmazlığını vurgulayan ve bu meseleyi bir ölüm kalım meselesi, yani hayati bir dava haline getiren birçok hadis varit olmuştur; zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: مَنْ أَتَاكُمْ وَأَمْرُكُمْ جَمِيعٌ عَلَى رَجُلٍ وَاحِدٍ يُرِيدُ أَنْ يَشُقَّ عَصَاكُمْ أَوْ يُفَرِّقَ جَمَاعَتَكُمْ فَاقْتُلُوهُ “İşiniz (yönetiminiz) tek bir adam üzerinde birleşmiş iken her kim gelir de asanızı parçalamak veya cemaatinizi (birliğinizi) bölmek isterse onu öldürün.” O zaman cemaati bölmek isteyen kişi için tek çözüm öldürmektir. Bu da ümmetin vahdetinin hayati bir mesele olduğu ve asla ihmal edilmemesi gerektiği anlamına gelmektedir. Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: وَمَنْ بَايَعَ إِمَاماً فَأَعْطَاهُ صَفْقَةَ يَدِهِ وَثَمَرَةَ قَلْبِهِ فَلْيُطِعْهُ إِنِ اسْتَطَاعَ فَإِنْ جَاءَ آخَرُ يُنَازِعُهُ فَاضْرِبُوا عُنُقَ الْآخَرِ “Her kim bir İmama (Halifeye) biat edip elinin ayasını ve kalbinin semeresini verirse, gücü yettiğince ona itaat etsin. Eğer bir diğeri onunla (yönetimi ele geçirmek üzere) çekişmek için gelirse, o diğerinin boynunu vurun!” [Müslim rivayet etti] Başka bir rivayette de şöyle geçmiştir: كَائِناً مَنْ كَانَ “Kim olursa olsun.” O halde meselede, çekişmeye bir yer olmadığı gibi çekişme ise ölümle çözülür; bu da ümmetin vahdetinin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir; dolayısıyla hayati meselelerden olmasından dolayı bu konuda taviz vermek caiz değildir.

Nitekim tablonun tamamlanması için Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanı cahiliye ölümünden koruyacak olan biati onun boynuna bir borç kılmıştır; zira Aleyhissalatu ve’s Selam şöyle buyurmuştur: مَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً “Kim de boynunda Halifeye biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür.

Sahabeler (Allah onlardan razı olsun), bu konuya önem vermişlerdir; bu ise Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in refik-i ala'ya intikal etmesinin ardından Müslümanların Halifesi Ebu Bekir Sıddık’a biat etmelerinde ve aynı şekilde Ömer, Osman ve Ali’ye (Allah hepsinden razı olsun) biat etmelerinde görülmektedir.

Ümmetin ve onun farklı köşelerinde yaşamakta olduğu bu savaşlar ve olaylar, İslam'ı ve Müslümanları izzetli kılacak olan bu devletin kurulmasının işaretlerinden başka bir şey değildir. Ey Müslümanlar ve ey ordular; bu son savaşlar, sömürgeci kafir devletlerin dıştan önce kendi içlerindeki parçalanmayı ortaya çıkararak onların zayıflığı ve güçsüzlüğü ifşa olduktan sonra dizginleri ele almaktan ve Hilafet Devleti’ni ilan etmekten geri durmayın!

Allahu Allah; Müslümanların kadınlarının, çocuklarının, zayıflarının ve yaşlılarının kutsallığı ihlal edilmektedir. Ey Müslüman orduları, onların yanında siz olmayacaksınız da başka kim olacak?! Yardım ancak Allah katındandır; o halde Allah Azze ve Celle’ye tevekkül edin ve Ensar’ın ecrini kazanın; şüphesiz Allah sizin dostunuzdur, onların ise bir dostu yoktur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Veda’a – El-Abyad, Sudan

Devamını oku...

Kırgızistan, Güvenlik Konseyi Üyeliğinden Ne Elde Edecek?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Kırgızistan, Güvenlik Konseyi Üyeliğinden Ne Elde Edecek?

 

Haber:

3 Haziran’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan oylamada Kırgızistan, 142 oyla iki yıllık bir süre için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin geçici üyesi olarak seçildi. Kırgızistan’ın Güvenlik Konseyi’ndeki çalışması, 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren başlayacaktır. Bu olayın akabinde Kabar haber ajansıyla yapmış olduğu röportajda Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Kırgızistan'ın Birleşmiş Milletler'e bir dizi öneri sunacağını açıkladı. Ona göre, hangi ülke olursa olsun, Birleşmiş Milletler kararlarını harfiyen uygulaması gerekir. Ayrıca Birleşmiş Milletler bünyesinde altı komitenin olduğu, ancak bunların beşinin kararlarına artık kimsenin önem vermediği ve bu arada Güvenlik Konseyi kararlarının çoğu zaman uygulanmaya devam ettiği eklemesinde de bulundu.

Yorum:

Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, savaştan galip çıkan büyük devletler tarafından kendi çıkarlarını korumak amacıyla kurulmuştur. ABD, Çin, Rusya, Fransa ve İngiltere, Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleridir. Bu ülkeler, çıkarlarına aykırı olan herhangi bir karar tasarısına karşı veto hakkına sahiptir. Bu nedenle bu devletlere ya da onların işlediği suçlara karşı herhangi bir karar çıkarılması neredeyse imkânsızdır.

Örneğin gaspçı Yahudi varlığın Gazze’de işlediği suçların soykırım olarak kabul edilmesini öngören bir karar tasarısı sunulduğunda, ABD veto hakkını kullanmış ve karar kabul edilmemiştir. Bu da Yahudi varlığı ne kadar suç işlerse işlesin, Birleşmiş Milletler tarafından kendisine herhangi bir kısıtlama dayatılmayacağı anlamına gelmektedir.

Bu yeni bir durum değildir; zira Birleşmiş Milletler, 2001 yılında milyonlarca insanın hayatına mal olan ABD’nin Afganistan'a yönelik saldırısı sırasında ve ardından 2003 yılında Irak işgali sırasında da acizliğini ortaya koymuştu. Ayrıca Amerika, bu yıl İran'a saldırdığında da Birleşmiş Milletleri hiç umursamamıştır.

Aynı durum Rusya için de geçerlidir; o da aynı şekilde kendisine karşı alınan her türlü kararı engellemektedir. Örneğin Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşla ilgili olarak onu eleştiren veya bazı hareketlerini kısıtlayan bir karar tasarısı sunulursa, veto hakkını kullanabilir. Aynı durum Güvenlik Konseyi'nin diğer daimî üyeleri için de geçerlidir.

Bu da bu örgütün, ruhsuz bir beden olduğunu göstermektedir. Zira büyük sömürgeci ülkeler, Güvenlik Konseyi'nden yararlanmakta ancak çıkarları gerektirdiğinde Konsey'e başvurmayı beklememekte, aksine istedikleri zaman tek taraflı önlemler almaya ve savaşları alevlendirmeye devam etmektedirler.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde geçici bir üyelik, hiçbir karara gerçek anlamda etki edemeyen bir örgütte, Kırgızistan'a kayda değer bir fayda sağlamayacaktır. Buna sevinmek saflıktan başka bir şey değildir; özellikle de bu üyelik, Birleşmiş Milletlerin mesajını yerine getirmekten aciz kaldığı ve aynı şekilde boğucu bir mali krizinin acısını çektiği bir zamanda gerçekleşmişse. Zira Trump, ABD başkanlığına geldiğinden beri Birleşmiş Milletler'e sağlanan finansmanı durdurmakla tehdit etmektedir. Buna ek olarak Çin, örgüte ayrılan fonları geciktirmektedir. Bunun sonucunda Birleşmiş Milletler’e bağlı insani yardım kuruluşları ciddi bir krizden geçmektedir.

Bu durum, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden önceki duruma benzemektedir; zira o dönemde sömürgeci devletlerin sınırları daraldığında, yeni işgal edecek bölgeler aramak için savaşlara girişmişlerdi. Bugün de Amerika liderliğindeki sömürgeci devletler, nüfuzlarını genişletmek ve eski sömürgecileri nüfuz bölgelerinden kovmak için çabalarını yoğunlaştırmaktadırlar. Bununla birlikte Amerika'nın kendisi de iç ve dış politikasında derin bir kriz yaşamaktadır.

Sözün özü şudur: Dünyanın eskisi gibi kalmaya devam etmeyeceği artık açıkça ortadadır. Uluslararası kurallara uymamak ve uluslararası kuruluşların kararlarını tanımamak giderek daha yaygın bir hale gelecektir. Özellikle de dünya tek kutuplu bir sistemden çok kutuplu bir sisteme geçerken, bu gerçeklik gayet doğal gibi görünmektedir.

Bu nedenle Müslümanlar olarak bize düşen, Allah’ın bize vaat ettiği ve tüm ümmeti birleştirecek ve ümmetin onurunu, kanını ve canlarını koruyacak Hilafet Devleti’ni kurmak için çalışmamızdır. Çünkü dünyada adaleti sağlayacak, mazlumların haklarını koruyacak ve insanlığa onurlu ve refah içinde bir yaşam modeli sunacak olan işte bu devlettir.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nureddin Asanaliyev

 

Devamını oku...

Marib'de Gelişmiş Bir ABD İnsansız Hava Aracının Düşürülmesi ve Kızıldeniz'in Askerileştirilmesinin Devam Etmesi

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Marib'de Gelişmiş Bir ABD İnsansız Hava Aracının Düşürülmesi ve Kızıldeniz'in Askerileştirilmesinin Devam Etmesi

 

Haber:

1- Husilere bağlı El-Masirah Kanalı, “Grubun hava savunma sistemlerinin, Marib vilayetinde düşmanca görevler yürüttüğü ve ulusal egemenliği açıkça ihlal ettiği sırada, MQ-9 tipi gelişmiş bir Amerikan keşif uçağını düşürmeyi başardığını” bildirdi. (Ek Kuds El Arabi, 29 Mayıs 2026)

2- İngiliz Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu Cuma günü, Yemen'in Sokotra Adası'nın 98 deniz mili kuzeyinde meydana gelen bir olayla ilgili ihbar aldığını söyledi ve kurum, bir tanker gemisinin, içinde 5 kişinin bulunduğu küçük bir teknenin kendisine yaklaştığını doğruladığı eklemesinde de bulundu; kurum, tanker gemisi üzerindeki silahlı güvenlik ekibinin uyarı ateşi açtığını ve bunun üzerine teknenin rotasını değiştirmek zorunda kaldığını bildirdi ve yetkililerin olayı soruşturduğunu belirtti. (El Cezire Web Sitesi, 22/5/2026)

Yorum:

Yemen semalarında ABD insansız hava araçlarının arka arkaya düşmesi ve Kızıldeniz ile Bab el-Mendeb'deki su yollarının çılgınca askerileştirilmesinin devam etmesi, büyük sömürgeci devletlerin ülkemize yönelik açık ve doğrudan müdahalesinin boyutuna bir kez daha ışık tutmakta olup bu olayların, nüfuz, kontrol ve stratejik konum üzerindeki daha derin uluslararası çatışmadan bağımsız olarak okunması mümkün değildir.

Uluslararası barış ve seyri sefer özgürlüğü adına sahte gözyaşları döken sömürgeci Amerika, eylemleri ve casusluk ve savaş uçaklarının uçuşları onun emellerinin gerçeğini ortaya koymaktadır. Zira Amerika, Yemen’i sadece jeopolitik bir nüfuz alanı ve kendi ulusal güvenlik hesaplarına ve bölgeye diz çöktürmeye ve servetlerini yağmalama yönelik projelerine tamamen boyun eğmesi ve kendi egemenliğinden kurtulmaya yönelik her türlü gerçek arzunun kuşatılması gereken stratejik bir konumu olarak görmektedir. Buna karşılık eski İngiltere, diplomatik kanalları ve yerel araçları aracılığıyla elinde geriye kalan tarihi nüfuz bağlarını korumaya çalışmakta olup bu da Yemen topraklarını ve sularını, bizim kanımız ve çocuklarımızın enerjisi üzerinden uluslararası hesaplaşmaları tasfiye etmeye yönelik bir saha haline getirmektedir.

Gerçek trajedi, sadece sömürgeci kafirin kibrinde değil, aksine yerel yöneticilerin ve grup liderlerinin bu uluslararası vekalet savaşlarının yakıtı olmayı kabul etmelerinde yatmaktadır; zira onlar, doğu ve batıdaki dış güçlere kendilerini kabul ettirme kartlarını sunmak için yarışıyorlar ve hiçbir zaman büyük devletlerin çıkarlarını pekiştirmeye ve Müslüman ülkelerin parçalanmasını meşrulaştırmaya yönelik araçtan başka bir şey olmayan Birleşmiş Milletler koridorlarından girişimler ve çözümler dileniyorlar.

Bugün denizlerde ve okyanuslarda toplanan kapitalist askerî güçler, Yemen halkının yaşamına ya da ekonomik ve hizmet alanındaki sıkıntılarına aldırış etmemektedir; aksine bu güçlerin varlık amacı, büyük kapitalist devletin ikmal hatlarını güvence altına almak ve ümmetin petrol, doğalgaz ve limanlar gibi servetlerinin kıtalararası tekelci şirketlerin doğrudan kontrolü altında kalmasını sağlamaktır.

Ey iman ve hikmet sahibi Yemen'deki Müslümanlar: Uçakları düşürmek ve küfür güçlerine karşı askeri gücün gösterilmesi, her ne kadar ümmetin meydan okuma ve dikteleri reddetme gücünü ortaya koysa da bu, ümmetin akidesi ve hadaratından kaynaklanan kapsamlı siyasi ve akidevi bir projeye dönüşmediği sürece eksik ve yetersiz olarak kalmaya devam edecektir. Gerçek zafer, sömürgecinin uluslararası siyasi ve hukuki şemsiyesinin altında kalmakla birlikte onunla sahada yüzleşirken yolun ortasında durmakla gerçekleşmez, aksine onun sisteminden ve şartlarından tamamen kurtulmakla gerçekleşir.

Yemen’deki güç ve kuvvet ehlinden olan muhlislerin şunu anlaması gerekir ki, bu anlamsız çatışmadan ve davamızın kötü niyetli bir şekilde uluslararası arenaya taşınmasından kurtulmanın yolu, bölgesel veya uluslararası aktörlere bağımlı olmak değil; aksine, değersiz anayasaları ve geçici çözümleri bir kenara bırakıp, enerjimizi yüce İslam’ın belirlediği gerçek siyasi yapıya yöneltmektir.

Sizleri, fikri, askeri ve siyasi sömürgeciliğin kökünü kazımak ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'ni kurarak işleri şerî konumuna geri döndürmek için samimi ve ciddi bir şekilde çalışmaya davet ediyoruz; çünkü Allah’ın Kitabı ve Rasulü'nün sünnetinden kaynaklanan bağımsız siyasi iradeye sahip olan sadece Hilafet Devleti olduğu gibi ümmetin dağınıklığını bir araya getirip ordularını birleştirecek, sömürgecileri denizlerimizden ve hava sahamızdan kovarak Bab el-Mendeb, Kızıldeniz ve Müslüman ülkelerdeki tüm geçitlerin sadece İslami olmasını sağlayacak, Müslümanların geçitlerini koruyacak ve sadece İslam’ın otoritesine boyun eğdirecek olan da odur.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ “Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.” [Enfal 30]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abud El-Fakih – Yemen

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Raşta’dan, Genel Olarak Müslümanlara, Özel Olarak Gençlere 1447 / 2026 Yılı Mübarek İyd’ul Fıtr Vesilesiyle Tebrik Mesajı

Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun Aline, ashabına ve onu dost edinenler üzerine olsun.

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah... Allahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd...

Genel olarak İslam Ümmetine; İyiliği emreden, kötülükten nehyeden ve Azîz ve Hakîm olan Allah’a iman eden, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmete...

Özel olarak davet taşıyıcılarına; Allah’ın elleriyle fethi müyesser kılacağı ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmaları için yardımıyla destekleyeceği kimselere...

İnternet sayfasının kıymetli ziyaretçilerine; sayfanın taşıdığı hayra yönelen, hakkın safında durmak ve hak ehline destek olmak için tüm gücünü sarf edenlere...

Bütün bu kimselere diyorum ki Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Mübarek 1447 Kurban Bayramınızı en içten dileklerimle tebrik eder; el-Kaviyy el-Azîz olan Allah’tan, bu bayramın tüm Müslümanlar için hayır ve bereket kapısı olmasını niyaz ederim.

Ey değerli kardeşlerim! Bu bayrama, Amerika’nın desteği ve silahlarıyla Yahudilerin Haşim Gazze ve tüm Filistin’e yönelik saldırılarının hâlâ sürdüğü bir dönemde kavuşmaktayız... İslam beldelerindeki yöneticiler ise olup bitenleri sadece seyretmekte, şehitleri saymakta ve onları sadece ölü olarak isimlendirmektedirler! İçlerinden en aklı başında olanları ise sanki tarafsızlarmış gibi arabuluculuk yapmaktadırlar! Ama aslında Yahudilere daha yakındırlar!

Bugün bu saldırganlığa daha şiddetli ve daha sert bir saldırganlık daha eklemişlerdir. Amerika ve Yahudi varlığı, İran’a karşı ortak ve geniş çaplı bir saldırı başlatmıştır. 28 Şubat 2026’da başlattıkları bu saldırı, İran, Lübnan ve çevre bölgelerde tam üç aydır kesintisiz sürmektedir! Yahudi varlığı, Haşim Gazze’de yaptığı gibi Lübnan’ın güneyinde de bir tampon bölge oluşturmaktadır. Tüm bunlar, Müslüman beldelerindeki yöneticilerin gözü ve kulakları önünde gerçekleşmekte ama onlardan hiçbirinden çıt çıkmamaktadır! Diğer yandan, Trump’ın normalleşme treni, Yahudilerle normalleşen diğer ülkelere yetişmek üzere Lübnan’da da hızla yol almaktadır. Allah’tan, Rasûlü’nden ve müminlerden utanmadan haince müzakereler yürütülmektedir! Lübnan’da iddia ettikleri 10 günlük ve 3 haftalık ateşkesleri bile Yahudi varlığı ayaklar altına almış ve saldırılarını yoğunlaştırmıştır... Aynı şekilde Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın 15 Mayıs 2026 tarihinde ilan ettiği 45 günlük ateşkes de Yahudi varlığı açısından sadece kâğıt üzerindeki mürekkepten öteye geçmemiştir. Sözde ateşkes zerre kadar itibar etmeyen Yahudilerin yoğun saldırıları devam etmektedir. “Nitekim 17/5/2026 tarihinde Yahudi varlığı, Lübnan’ın doğusundaki Bekaa bölgesinde Yahmur ve Sahmur çevresine, ayrıca Güney Lübnan’daki Zotr eş-Şarkiyye’ye hava saldırıları düzenlemiştir.” (17.05.2026 El Cezire) Yahudi varlığının, bu ateşkesi ilan eden Trump’ın onayı olmadan bu saldırıları gerçekleştirmesi elbette düşünülemez! Böylece Yahudilerin oraya ve buraya düzenlediği saldırılar gece gündüz devam etmekte, Müslüman beldelerinin yöneticileri ise sanki bunlar uzak diyarlarda oluyormuş gibi ölüm sessizliğine bürünmektedirler. Hiçbir şey umurlarında değildir. Ne kötü hüküm veriyorlar!

Diğer yandan Çin ziyaretinden dönen Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın kuşatılmasına yönelik köpürte köpürte savurduğu tehditleri de devam etmektedir. “ABD Başkanı Donald Trump, İran liderlerinin hızlı hareket etmemesi halinde ülkenin sonuçlarla karşı karşıya kalacağı tehdidinde bulundu...” Trump, sosyal medya hesabı Truth Social’dan yaptığı paylaşımında, İran’a tanınan zamanın daraldığı noktasında ihtar niteliğinde ifadelere yer verdi. ABD Başkanı, “İran için saat işliyor, derhal ve hızlıca harekete geçseler iyi olur. Zaman kritik bir faktördür!” ifadelerini kullandı.” (17.05.2026 El Arabiya) “Ardından ABD Başkanı İran’a yönelik askeri saldırı tehditlerini yineledi... Pazartesi günü Truth Social platformundaki bir paylaşımda ABD saldırılarının her yönden gelebileceğini ima etti...” (INA, 18/05/2026) Trump küstahlığına şu sözlerle sürdürdü: “Amerikan kuvvetlerinin büyük ölçüde İran ordusunu ve siyasi liderliğini çökerttiğini vurguladı ve İran’ın nükleer silah geliştirmesine asla izin vermeyeceklerini belirtti. (20.05.2026 Middle East online) BBC’nin 21 Mayıs 2026 tarihli son güncellemesinde aktardığına göre Trump, Andrews Hava Üssü’nde gazetecilerin İran ile yapılan görüşmelerdeki gelişmelere dair sorusuna, görüşmelerin bir dönüm noktasında olduğunu belirterek: “Doğru cevapları alamazsak işler çok hızlı bir şekilde kötüye gidecek. Cevaplar %100 eksiksiz olmalıdır” demiştir. (21.05.2026 BBC) Trump, tamamen kendi keyfine göre veya her zaman söylediği gibi bir müzakere istemektedir: “İran ile müzakereler nihai aşamasına gelmiştir ancak görüşmelerin başarısız olması ise daha fazla saldırılara neden olacağı uyarısında bulunmuştur.” (21.05.2026 Iran International)

Görüldüğü gibi Amerika, müzakerelerin Amerikan küstahlığına uygun bir şekilde, yani Güç Yoluyla Barış doktrini çerçevesinde yürütülmesini istemektedir! Bu doğrultuda suç ortağı Netanyahu’yu yıkıma ve saldırganlığa devam etmesi için kışkırtmaktadır. Yahudi varlığı da yukarıda zikrettiğimiz üzere işgal ettiği Lübnan köylerinde ordusu için yeni askeri kamplar kurmakta ve buraları “tampon bölge” ilan etmektedir. Yani Gazze’deki “Hamas ve sarı hat” senaryosunu Lübnan’da yeniden vizyona sokmaktadır! Görünen o ki Trump’ın güç yoluyla barış küstahlığı; haber ajanslarının 24 Mayıs 2026 Pazar günü aktardığına göre, iki ay veya daha fazla sürecek müzakerelerin veya tartışmaların mukaddimesi olarak, içi bubi tuzağıyla dolu bir anlaşma taslağı doğurmuştur... Trump’ın döktüğü kanlara, yıktığı evlere, yerle bir ettiği hayat alanlarına bakmaksızın savaşı dilediği gibi başlatıp dilediği gibi bitirmesi veya durdurması gerçekten çok büyük bir cürümdür... Bütün bunlar Müslümanların bir devletinin olmamasından kaynaklanmaktadır. Müslümanların bir devleti olsaydı, Trump’ın tuzağını başına geçirir, geçmişte Perslere ve Romalılara verdiği bir ders gibi ona da bir ders verirdi. Hatta suç ortağı Netanyahu da Trump’ın planı doğrultusunda hareket etmekte, onun emriyle Filistin’de, Lübnan’da ve çevre bölgelerde insanı, ağacı ve taşı yakıp yıkmaya devam etmektedir!

Sonuç olarak Müslüman beldelerindeki yöneticiler, âlemlerin Rabbi’ni hamdedip tesbih edecekleri yerde sömürgeci kâfirleri övmektedirler... Filistin’i kurtarmak ve Yahudi varlığını ortadan kaldırmak yerine onunla müzakere ve normalleşme peşinde koşmaktadırlar... Bu yöneticiler Trump’ın rızasını elde etmek amacıyla Amerika ve beslemesi Yahudi varlığını dostluk edinmektedirler! Böylece de tağut Trump’ın rızasına nal olmak için Allah’ın gazabına nail olmaktadırlar... Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözünü ya unutuyorlar ya da unutmuş gibi davranıyorlar: «مَنْ أَسْخَطَ اللَّهَ فِي رِضَا النَّاسِ سَخِطَ اللَّهُ عَلَيْهِ، وأَسْخَطَ عَلَيْهِ مَنْ أرضاهُ فِي سَخَطِهِ، وَمَنْ أَرْضَى اللَّهَ فِي سَخَطِ النَّاسِ رَضِي اللَّهُ تَعَالَى عَنْهُ وَأَرْضَى عَنْهُ مَنْ أَسْخَطَهُ فِي رِضَاهُ حَتَّى يُزَيِّنَهُ وَيُزَيِّنَ قَوْلَهُ وَعَمَلَهُ فِي عَيْنِهِ» “Kim insanların rızası uğruna Allah’ı gazaplandırırsa, Allah ona gazap eder ve kendisini razı etmeye çalıştığı insanları da ona musallat eder (ona karşı gazaplandırır). Kim de insanların gazabına rağmen Allah’ı razı ederse, Allah Teâlâ ondan razı olur ve rızası doğrultusunda gazaplandırdığı insanları da ondan razı eder; hatta onun sözünü ve amelini o insanların gözünde süsler.” [Tabarani] Aynı şekilde bu yöneticiler, kafirleri dost edinme cürmünün ne kadar büyük bir tehlike olduğunun, bunun dünyada bir zillet, ahirette ise elim bir azap olduğunun farkında değillerdir:  ﴿سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ“Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.” [Enam 124]

Sömürgeci kâfirlere olan sadakatleri öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, Müslüman ülkelerden biri saldırıya uğradığında diğerleri onun yardımına koşmak için kılını bile kıpırdatmamaktadır. İçlerinden en mûtedili ve aklı başında olanı ise, sadece ölü ve yaralıları saymakla yetinmektedir! Hâlbuki Müslümanlar tek bir ümmettir. Barışları da birdir savaşları da birdir. Ümmetin herhangi bir parçasına yapılan saldırı, tüm ümmete yapılmış bir saldırı sayılır. Ancak Müslüman beldeleri parçalanmış ve yöneticileri de sömürgeci kâfirlere bağlı olduğu sürece böyle bir anlayışın gerçekleşmesi mümkün değildir... Bu ancak Raşidi Hilafet ile mümkün olacaktır. Hilafet Müslümanları yeniden tek bir ümmet haline getirecek, Allah’ın dinine yardım edecek ve O’nun hükümlerini uygulayacaktır. Böylece ümmet, Allah’ın izniyle muzaffer olacak, dünyayı adaleti ve cihadıyla aydınlatacaktır, Allah da onu zaferiyle şereflendirecektir:  ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ“Ey iman edenler! Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.” [Muhammed 7]

Ey Müslümanlar! Haydi Allah’ın çağrısına icabet edin ve Allah’ın şu vaadini ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in içinde yaşadığımız ceberut saltanattan sonraki şu müjdesini gerçekleştirmek üzere Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya koyulun: ﴿وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55] Nitekim Ahmed b. Hanbel’in Huzeyfe b. el-Yeman’dan rivayet ettiğine göre Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:  «ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ. ثُمَّ سَكَتَ»“Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.”

﴿وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ“O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

Son olarak, Yüce Allah’tan bu bayramın İslam ve Müslümanlar için hayır, bereket ve izzet kapısı olmasını niyaz ediyorum.

﴿وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ“Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah... Allahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd diye tekbirler getirecektir...

ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Devamını oku...

Filistinli ve Lübnanlı Çocukların Katledilmesi, Ancak Yahudi Varlığının Ortadan Kaldırılmasıyla Son Bulacaktır!

13 Mayıs’ta UNICEF, önceki hafta Yahudi saldırıları sonucu Lübnan’da en az 59 çocuğun öldürüldüğünü veya yaralandığını bildirdi. 17 Nisan 2026’daki ateşkesin başlamasından bu yana en az 23 çocuk hayatını kaybetti, 93 çocuk da yaralandı. Böylece Lübnan’da 2 Mart’tan bu yana katledilen ve yaralanan toplam çocuk sayısı 200’e ulaştı! Bu ayın başlarında ise, Nebatiye’de 12 yaşındaki bir kız çocuğu ile babasının, Yahudi güçlerinin öldürülmelerini garanti altına almak için düzenlediği üç insansız hava aracı saldırısı sonucu hayatını kaybettiği bildirildi. UNICEF ayrıca, Lübnan’daki 770 bin çocuğun savaş nedeniyle defalarca şiddete, kayıplara ve yerinden edilmeye maruz kalması sonucunda şiddetli bir psikolojik sıkıntı yaşadığını, buna aşırı korku, kâbuslar, uykusuzluk ve umutsuzluk hissinin de dâhil olduğunu ve bu durumun onlarda kronik psikolojik sorunlara yol açabileceğini tahmin ediyor. Yine UNICEF, 12 Mayıs’ta yayınladığı raporda, 2025 yılından bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te başta işgal ordusu ve gaspçı yerleşimciler eliyle olmak üzere 70 çocuğun katledildiğini, 800 çocuğun ise yaralandığını bildirdi. Tüm bunlar, sözde ateşkese rağmen Gazze’de çocuk katliamlarının kesintisiz sürmesiyle eş zamanlı yaşanmaktadır. Nitekim Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de 21 binden fazla çocuk katledilmiştir; bu da ortalama her saat başı bir çocuğun katledilmesi demektir!

Ateşkesin, barış anlaşmasının veya Amerika’nın ya da herhangi bir Batılı gücün ya da Birleşmiş Milletler gibi uluslararası sömürgeci kuruluşların ortaya koyduğu planın; Yahudi varlığının Filistin, Lübnan ve diğer beldelerde gerçekleştirdiği vahşice çocuk katliamlarını durdurmayacağı hala gün gibi aşikâr değil mi? Yahudi varlığı, sözde “Büyük İsrail” vizyonunu gerçekleştirene dek Filistin ve Lübnan halkına yönelik soykırımını durdurmayacağını açıkça ilan etmiştir. Gelecek nesli zayıflatmak ve bu parazit varlığa karşı oluşacak direnişi kırmak amacıyla çocukları hedef almak, onları bedenen ve ruhen ezmek, şüphe yok ki bu sömürgeci planın bir parçasıdır. Tüm bunlar, bu kriminal yapı kökünden sökülüp atılmadıkça asla sona ermeyecektir. Müslüman beldelerinin başında bulunan, hainlikleri ve korkaklıkları tescillenmiş mevcut rejimler ve yöneticiler devam ettiği sürece bu varlığın kökünden sökülüp atılması asla gerçekleşmeyecektir! Bu yöneticiler; Yahudi varlığının bekçileri, koruyucuları ve destekçileri olduklarını, ona varlık ve otorite imkanları sağladıklarını, Müslümanların ordularını ise Ümmetlerini savunmaktan ve mübarek toprakları kurtarmaktan alıkoyduklarını açıkça göstermişlerdir. Hatta bu yöneticiler ve rejimlerin varlığı, işgalciyi Müslümanlara yönelik suçlarını artırma konusunda daha da cesaretlendirmiştir. Çünkü karşısına çıkacak bir devletin ya da bir liderin bulunmadığını bilmektedir. Filistinli, Lübnanlı ve diğer beldelerdeki çocuklar, ancak bu rejimlerin alaşağı edilmesi ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulmasıyla güvenliğe ve izzetli bir hayata kavuşacaktır. Hilafet, ümmetin kalkanıdır, dinin koruyucusudur. Hilafet, bu habis işgali sonsuza dek topraklarımızdan söküp atmak ve mübarek toprağın her bir karışını kurtarmak için ordularını hemen harekete geçirecektir. Harekete geçirmekten zerre kadar tereddüt etmeyecektir.

O yüzden Müslüman ordularındaki kardeşlerimize soruyoruz: Yahudi varlığının bu Ümmetin evlatlarını katletmesine daha ne kadar sessiz kalacaksınız, elleriniz ve kollarınız bağlı oturacaksınız? Mübarek toprağa sırtınızı dönmeye ve Mescid-i Aksa’nın kirletilmesine daha ne kadar seyirci kalacaksınız? Ümmetinizi savunmaktan sizleri alıkoyarak üzerinize zillet lekesi süren bu korkak yöneticilere daha ne kadar hizmet edeceksiniz? Rabbinizin, Müslümanları koruma ve topraklarını kurtarma emrini daha ne kadar görmezden geleceksiniz? Haydi bu hain yöneticileri söküp atarak kendinizi dünyanın zilletinden ve ahiretin elim azabından kurtarın! Ve Hilafet’in kurulması için nusretinizi bir an önce verin! Hilafetin kurulmasıyla Müslümanların ve dininizin koruyucusu ve kurtarıcısı olarak asıl hakiki rolünüzü kuşanacaksınız. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَاباً أَلِيماً وَيَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْئاً وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ “Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” [Tevbe 39]

Devamını oku...

Siyaset Salonu Oturumuna Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu, değerli basın mensuplarını, siyasetçileri ve kamusal meseleler ile ilgilenen herkesi, düzenleyeceği Siyaset Salonu toplantısının yeni bölümüne katılmaya davet etmekten memnuniyet duyar. Programın bu haftaki konuğu, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu üyesi İbrahim Müşerref olacak. Söyleşinin başlığı ise şöyle:

“Sudan Savaşı’nda Komşu Ülkelere Biçilen Rol”

Tarih: 06 Zilhicce 1447 / 23 Mayıs 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Devamını oku...

ACSA (Karşılıklı Edinim ve Hizmet Anlaşması) ve GSOMIA (Askeri Bilgilerin Genel Güvenliği Anlaşması): Uyanık İnsanlar ve Samimi Siyasiler Ülkenin Tabi Bir Devlete Dönüşmesini Engellemek İçin Öne Atılmalıdır!

Çeşitli kaynakların, Amerika ve Bangladeş’in sömürgeci bir karaktere sahip olan Karşılıklı Ticaret Anlaşması (ART) adı altında bir dizi savunma ve ticaret anlaşmasında ilerleme kaydedildiğini doğrulaması, Bangladeş halkı için son derece endişe verici bir durumdur. Amerika’nın GSOMIA anlaşması için yürüttüğü kampanya, Mart 2022’de dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’ın Askeri Bilgilerin Genel Güvenliği Anlaşması (GSOMIA) taslağını sunmasıyla soyut kavramlardan somut bir yol haritasına dönüşmüştür. “Karşılıklı Edinim ve Çapraz Hizmet Anlaşması” (ACSA) resmi olarak Nisan 2019’da önerilmiş ve Dakka’daki 7. Güvenlik Diyaloğu sırasında da pekiştirilmiştir. Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti, halkı ve siyasetçileri uzun zamandır Amerika ile imzalanması planlanan iki büyük askerî anlaşma GSOMIA ve ACSA konusunda sürekli uyarmıştır. Amerika’nın egemenliği baltalayan bu anlaşmaları hızlandırmak için uyguladığı baskıların nihai aşamaya gelmesiyle birlikte, bu anlaşmaların gerçek tehlikeleri artık gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Bu çerçevede GSOMIA anlaşması, Bangladeş’i kendi istihbarat bilgilerini ABD’nin bölgesel hedefleriyle uyumlu hale getirmeye zorlayabilir ve ülkeyi istenmeyen çatışmaların içine çekebilir. Diğer yandan ACSA anlaşması ise Cox’s Bazar’dakine benzer “esnek/yumuşak üslerin” kurulmasının önünü açabilir ki; bu durum, stratejik tarafsızlığı dinamitleyen yeni sömürgeci (neo-kolonyal) nüfuzun ta kendisidir!

2009’dan bu yana Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti, Amerika’nın yumuşak sömürgeciliğine karşı açıkça tavır alan tek siyasî parti olmuş ve 11 Eylül sonrasında stratejik suları kontrol etmek amacıyla Sri Lanka’ya dayatılan ACSA benzeri askerî anlaşmaların bugün Bangladeş’in egemenliği için de benzer bir tehdit oluşturduğu konusunda ümmeti uyarmıştır. Mart 2026’da, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Paul Kapur’un ziyareti ve Amerika’nın GSOMIA ile ACSA anlaşmalarını dayatmak için baskılarını artırması üzerine Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti; Dakka ve Chittagong’da Cuma namazı sonrasında protesto yürüyüşleri düzenlemiştir. Bu yürüyüşlerde parti, Başkan Trump’ın Bangladeş Başbakanı’na egemenliği ihlal eden bu anlaşmaları tamamlaması için kararlı adımlar çağrısında bulunduğunu gözler önüne sermiştir.

Ülke yöneticileri gerçekten de varlıklarının Washington’a bağlı olduğunu mu düşünüyorlar? Oysa Washington, bugüne kadar hiçbir yöneticiyi kendi halkının öfkesinden koruyamamıştır! Aksine, halkına düşman olan rejimlerin çökmeye başladığını görünce anında onları yüzüstü bırakmış, doğrudan halkla ilişki kurmaya yönelerek kendisi için yeni bir uşak arayışına girmiştir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Batı hegemonyasına hizmet eden ve Ümmete ihanet eden sefih ve ahmak bu Ruveybidalar hakkında bizleri uyarmıştır. Buna rağmen yöneticiler, geçici bir güvenlik uğruna Ümmetin geleceğini ipotek altına almaktalar, lider gibi değil birer uşak/uydu gibi hareket etmektedirler. Hal böyleyken Washington’a gür bir sesle “HAYIR” diyemeyen ve Ümmetin egemenliğini korumaktan aciz olan mevcut siyasi partilerden zerre kadar bir hayır beklenir mi?

Peki ya Temmuz İntifadası’nın “Jön Türkleri” nerede? Onlar, Amerika’nın yeni sömürgeciliğine ve egemenlik karşıtı bu anlaşmalara karşı derin bir sessizliğe gömülmüş durumdalar! Diğer partiler gibi onlar da Amerika’nın rızasını kazanmanın peşindeler. Yoksa onlar da Amerikan sömürgeci nüfuzunun birer aparatına mı dönüştüler? Bu sessizlik apaçık bir ihanettir! Bu ticari ve askeri anlaşmalar, halkı temsil ettiğini iddia eden partiler için gerçek bir samimiyet testidir. Tarih bu konuda apaçık uyarılarla doludur. Onlar bu ihaneti, “Hindistan’a karşı bizi koruması için Amerika’ya çağrıda bulunuyoruz” diyerek meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Ayıdan kaçarken kurda tutulmak, ayının pençesinden korunmak için kurdu yardıma çağırmak değil midir bu?!

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti; her bilinçli insanı, her ihlaslı siyasiyi ve ordumuzdaki her dürüst subayı, egemenliğinizi koruma niyeti olmadığını sessizliğiyle kanıtlayan bu partilerle vakit kaybetmeyi bırakmaya çağırıyor. Onların sloganlarına aldanmayın; zira onlar, iktidarda kalmak için sizi anında satmaya hazırdırlar. Sadakat ve ihlasla tanımlanabilecek yegâne siyaset, Nübüvvet Metodu Üzere Hilafeti kurmak için çalışmaktır. Amerikan askeri şantajına, ekonomik baskılarına ve stratejik kuşatmasına karşı durabilecek tek güç Hilafettir. Hilâfet, ticaret anlaşmaları uğruna topraklarını pazarlık konusu yapmayacak; tekstil gümrükleri karşılığında limanlarını takas etmeyecektir. Yalnızca Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya boyun eğecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً“Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir” [Nisa 141]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER