Cuma, 08 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/21
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Cumhurbaşkanı Sisi Bu Ziyaretten Dolayı Mutlu Mu Yoksa Mutsuz Mu?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Cumhurbaşkanı Sisi Bu Ziyaretten Dolayı Mutlu Mu Yoksa Mutsuz Mu?!

 

Haber:

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, resmi hesabından yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Sisi'nin Kahire'deki İttihadiye Sarayı'nda, Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı'nın da katılımıyla, Büyük Amerikan Yahudi Kuruluşları Başkanları Konferansı'ndan üst düzey bir heyeti kabul ettiğini vurguladı. Açıklamada görüşmenin, bölgesel sıcak durumları yatıştırmaya yönelik Mısır’ın vizyonuna ve çatışma alanının genişlemesini önlemeye yönelik arabuluculuk çabalarına odaklandığı ve ayrıca Kahire ile Washington arasındaki stratejik ilişkilerin derinliğinin ve bölgesel güvenliğin sağlanması için karşılıklı koordinasyon ve düzenli istişareye verilen ortak özenin vurgulandığı belirtildi.

Yorum:

Bu yorumun başında Mısır halkına, “sevinin!” sözünü söylemekten kendimi alamıyorum... Çünkü bu zarif diplomatik sözlerin ve süslü resmi açıklamaların ardında, Mısır rejimi üzerinde gerçek bir sınav ve ağır bir yükü temsil eden son derece karmaşık siyasi bir tablo gizlenmektedir; bu tablo, her şeyden önce bünyesinde Mısır halkına yönelik derin ve doğrudan mesajlar taşımaktadır. -Washington’daki en güçlü siyasi baskı kollarından biri olan- Büyük Amerikan Yahudi Kuruluşları Başkanları Konferansı heyetiyle yapılan bu olağanüstü görüşmenin, Amerikan siyasi çevrelerinin yönettiği erken teşhis odasında yapılan zorunlu siyasi bir inceleme türü olarak yorumlanabilir; zira daha önce 25 Ocak Devrimi’nin ani gelişiyle şoke olan ve bölgedeki en önemli dayanaklarından birinin önceden hiçbir uyarı olmaksızın çöküşünden dolayı şaşkınlık yaşayan ABD yönetimi bugün, giderek artan bir endişe durumunun yanı sıra Mısır sokaklarını sonsuza dek kontrol altında tutma konusundaki geleneksel araçlarının gücüne olan güvenin gerilemesi durumu yaşamaktadır.

ABD’nin Mısır’daki yönetimin istikrarına dair güvenindeki bu gerileme boş yere olmamıştır; aksine Mısır halkının yıpratma ve ekonomik olarak oyalama politikalarına karşı gösterdiği başarı ve direncinin doğrudan bir sonucudur; zira insanı, ümmetinin meselelerinden ve Filistin’deki merkezi davasından izole etmek için geçimini sağlamak amacıyla bitmek bilmeyen günlük koşuşturmanın içinde boğmaya yönelik tüm girişimlere rağmen, biriken kaynama ve artan halk bilinci dış güçlere, rejime verilen siyasi korumanın artık sarsıldığını ve bu şemsiyenin biriken krizler karşısında uzun süre dayanamayacağını kanıtlamıştır. Dolayısıyla bu heyet, denetleyici ve değerlendirici rolünü yerine getirmek, Mısır yönetiminin hâlâ işlerin dizginlerini elinde tutmaya muktedir olup olamadığını, sınırları kontrol edip edemediğini ve işgalin güvenliğini sağlayan ve ABD’nin çıkarlarını destekleyen bölgesel sabitlere yönelik olası herhangi bir halk hareketini bastırıp bastıramayacağını teyit etmek için gelmiştir.

Bu erken incelemenin, Batı’nın, çıkarlarının devam etmesine ve yeni bir sürpriz senaryodan kaçınmaya yönelik garantiler hakkında araştırma yaptığını açıkça yansıtmaktadır; ancak aynı zamanda Kinane halkının önüne, kendi gücünün ve etkisinin boyutunu idrak etmesi için gerçek bir pencere de açmaktadır; ancak geçmiş deneyimlerden, özellikle de Ocak Devrimi’nin aksaklıklarından çıkarılması gereken en önemli ve en belirgin ders şudur; spontane gelişen hareketler ve çerçevesiz halk tepkisi, gerçek ve köklü bir değişim gerçekleştirmek için tek başına yeterli değildir; zira net bir siyasi vizyon olmaksızın gelişigüzel sokağa çıkmak, eski rejimin yeni yüzlerle yeniden üretilmesine açık bir alan bırakmakta ya da dış güçlerin ümmetin fedakârlıklarını boşa çıkarmasına ve kazanımlarını çalmasına imkân tanımaktadır. Bu nedenle yaklaşan ve hak edilen değişimin; Batı hegemonyasından ve onun araçlarından bağımsız mütekamil bir alternatife ve kapsamlı bir hadari projeye sahip olan ve gölgesinde izzet bulduğu İslam ümmetinin akidesinden kaynaklanan siyasi bir liderliğin ve partinin altında çerçevelenmiş ve örgütlenmiş olması gerekir.

İşte bakın siyasi ve fikri liderliği ve mütekamil projesiyle Hizb-ut Tahrir , bu yapısal dönüşümü liderlik etmeye hazırdır; zira Hizb-ut Tahrir 'in sunmuş olduğu bu alternatif, sadece duygusal sloganlardan ibaret değildir; aksine Kur’an ve sünnetten istinbat edilmiş ayrıntılı bir uygulama projesidir; işte bu proje, Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafetin kurulmasıyla ümmetin otoritesinin geri elde edildiğini derhal ilan edecek bir dizi kesin ve somut kararlara odaklanacaktır; zira Hilafet Devleti, aşağıdakileri gerçekleştirmek için çalışacaktır:

- Mevcut anayasanın ve ümmetin egemenliğini zedeleyen tüm insan yapımı kanunların ve uluslararası anlaşmaların, başta da ülkenin kendi davalarına yardım etmesini engelleyen barış ve güvenlik koordinasyonu anlaşmalarının yürürlükten kaldırılması.

- Yapay siyasi sınırların kaldırılması, ordular için genel seferberlik ilan edilmesi ve askeri güçlerin, derhal kuşatmayı kırmaya ve Filistin başta olmak üzere ümmetin davalarına fiili destek sağlamaya yönlendirilmesi.

- Tefeci kapitalist sistemin kaldırılması, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu gibi uluslararası finans kurumlarıyla ilişkilerin kesilmesi ve bağımlılığı ve para birimlerinin çöküşünü sona erdirmek için altın ve gümüşe dayalı para sistemini yürürlüğe konulması.

- Petrol ve gaz gibi doğal kaynakların yabancı şirketlerden ve yatırımcılardan geri alınması, bunların ümmetin kamu mülkiyetine iade edilmesi ve her bireyin temel ihtiyaçlarını karşılamak için gelirlerinin doğrudan dağıtılması...

Bunlar, sadece buzdağının görünen kısmıdır.

Buna göre bugünkü çağrı, Kinane halkına ve onun etkin güçleri içindeki muhlislere yöneliktir; günlük endişelere kapılma sarmalında devam etmek, bağımlılık ve şantaj gerçekliğini değiştirmeyecektir; bu kısır döngüyü kırmanın tek çözümü, spontane gelişen reddetme aşamasından, örgütlü siyasi bilinç aşamasına geçmektir. Mısır'daki ümmet bugün, bu mütekamil hadari projeyi benimsemeye ve Hizb-ut Tahrir içinde çalışanlarla birlikte ciddi ve sıkı bir şekilde çalışmaya davet edilmektedir ki böylece bu vizyonu yaşanabilir bir gerçekliğe dönüşsün; gelecekteki değişim, sömürgeciliğin nüfusunu kökünden söküp atan gerçek bir değişim olsun ve gelecek, kapalı odaların kulislerinden ve Amerikan inceleme odalarından uzak, toprak sahiplerinin elleriyle yeniden formüle edilsin. أَفَمَن يَمْشِي مُكِبّاً عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيّاً عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ “Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?” [Mülk 22]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...

2026 Dünya Kupası: Kriz Zamanlarında Yolsuzluk, Eğlence ve Milliyetçilik

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

2026 Dünya Kupası: Kriz Zamanlarında Yolsuzluk, Eğlence ve Milliyetçilik

 

Haber:

Amerika Birleşik Devletleri, Meksika ve Kanada ile birlikte 10 Haziran 2026’da başlayacak olan bu yılki Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

Yorum:

Amerika, İran’a karşı savaşı sürdürürken ve Filistin’deki Müslümanlara yönelik soykırımında beslemesi Yahudi varlığını desteklerken ve bu varlık, Gazze halkına yönelik cinayet ve işkencenin yanı sıra ilaç ve gıda girişini engellemeye devam ederken o, dünyanın en büyük eğlence etkinliklerinden biri olan Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır.

Dünya çapında milyonlarca insan bu olayı heyecanla takip edecekler ve belki de sürekli krizlerin acısını çektiği bir dünyada günlük hayatın baskılarına karşı bir nefes almak için onu kutlayacaklar! Bununla birlikte başta Amerika olmak üzere ev sahibi ülkelerin itibarını temizlemeye yönelik hiçbir girişim, Amerika’nın öncülüğündeki vahşi savaşların, küresel kapitalist yolsuzluğun ve özellikle İslam beldelerinde desteklediği baskıcı diktatör rejimlerin ağırlığı altında ezilen halkların acılarını hafifletmeye yetmeyecektir.

Aynı zamanda Kuzey Amerika’nın dört bir yanındaki yetkililer ve kuruluşlar, bu Dünya Kupası’nın da daha önceki turnuvalarda olduğu gibi, özellikle genç kadınlar ve kız çocukları olmak üzere savunmasız bireylerin istismar edilmesine ve insan ticaretinin artmasına yol açabileceği konusunda uyarıda bulunmaktadır. Başka bir deyişle, uluslararası eğlence etkinlikleri sadece kitlelerin dikkatini dağıtmak için siyasi bir araç olarak kullanılmamakta, aksine hem yerel halk hem de yabancı işçiler için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.

Büyüklük takıntısı olan ahlaksız Trump’ın başkanlığının gölgesinde, Amerika’nın öncülük ettiği küresel kapitalist sistemin acı gerçeği, herkesin gözleri önünde açığa çıkmıştır. Bununla birlikte yolsuzluk ve krizlerle dolu bu zorlu zamanlarda, Dünya Kupası’nı boykot etmeye ya da onu sömürgeci ABD’nin politikalarına karşı direnişi ifade etmek için bir platform olarak kullanmaya yönelik hiçbir siyasi çağrı işitmiyoruz; bu da dünya liderlerinin ikiyüzlülüğünü ve zayıflığını teyit etmektedir.

Dokunulmazlık gösterisinde bulunan süper bir gücün İran'da aşağılandığı bu kritik günlerde Amerika'yı suçlamak ve bölgedeki Müslümanlara yardım etmek yerine, Müslüman ülkelerin, milli bayrakları altında Dünya Kupası'na takımlar gönderdiğini göreceğiz.

İslam ümmeti için, yolsuzluğu yaygınlaştıran ve İslam düşmanlarının ev sahipliğinde yapılan bir turnuvada, milliyetçi bayrak altındaki futbol stadyumlarında bir zafer olamaz! Bilakis Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetinin, İslam sancağının altında birleşmesi, Batılı sömürgeciler ile Siyonistleri ülkemizden kovarak Allah'ın dinine yardım etmek ve ümmeti koruyacak, onun işlerini gözetecek ve onu anlamsız ve boş şeylerle boğmayacak Raşidi Hilafeti kurmak için çalışması gerekir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İlyas Lamrabet

Devamını oku...

Avrupa, Müslümanların Petrol ve Gazından Mahrum Kalacağı Birkaç Gün İçin Bile Endişeli; Peki Ya Ümmet Uyansa (Kendine Gelse) Ne Olur?!

Fransa Maliye Bakanı Roland Lescure, İran savaşı kaynaklı krizleri hafifletmek amacıyla stratejik petrol rezervlerinden daha fazla çekim yapılıp yapılmayacağı konusunda hükümetlerin karar veremediğini; çünkü çatışmanın ne kadar süreceğinin henüz belli olmadığını söyledi. Aynı bağlamda, daha önce İran’ın Katar’daki dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz tesislerinden biri olan Ras Laffan Gaz Tesisi’ne düzenlediği füze saldırıları, Britanya’nın gaz stoklarında ciddi düşüşe yol açmıştı. Zira İngiltere’de doğal gaz rezervleri, iç tüketimi yalnızca 48 saat karşılayabilecek seviyelere kadar gerilemişti.

Bu açıklamalar ve gelişmeler, her bilinçli gözlemcinin bildiği fakat Batılı yöneticilerle Müslüman ülkelerin yöneticilerinin ümmetin gerçekleri fark edip dengeleri altüst etmesinden korktukları için gizlemeye çalıştıkları hakikati ortaya koymaktadır. Görüldüğü üzere Batının, Müslümanlara ve onların servetlerine ne kadar muhtaç olduğu, zayıf ve çaresiz bir konumda bulunduğu açık ve nettir. Avrupa’nın en güçlü ve en sömürgeci devleti olan İngiltere, Katar gazının kesilmesine iki gün bile dayanamamıştır. Sanki Katar, İngiltere’nin arka bahçesinde günlük tüketim için duran bir depo gibidir! Avrupa’nın ikinci güçlü devleti Fransa için de durum aynıdır; Fransa, acilen savaşın ne zaman biteceğini bilmek gerektiğinden söz ediyor; çünkü stratejik petrol rezervlerinden ne kadar çekim yapacağını buna göre hesaplamak zorunda. Diğer Avrupa ülkeleri için yapılan benzer açıklamalar ise onların daha da zayıf ve çaresiz olduklarını göstermektedir. Müslümanların petrolü ve gazı, Batılı sömürgeci devletlerin günlük yakıtıdır. Bu durum iki önemli gerçeği ortaya koymaktadır:

Birincisi: İslam ümmeti, doğru şekilde değerlendirebildiği takdirde Batı’nın ekonomik hayat damarlarını kontrol edebilecek stratejik bir güce sahiptir. Bu sayede onlara istediği şartları, yükümlülükleri ve bedelleri dayatabilecek; tâbi olan değil, denk olan bir güç hâline gelebilecektir.

İkincisi: Sömürgeci kâfir, Müslümanların zenginliklerinden beslenmektedir. Onun ekonomik hayatının şah damarı Müslüman beldelerinden gelen kaynaklara dayanmaktadır. Mesele yalnızca petrol ve gazla sınırlı değildir; her ne kadar en belirgin olanlar bunlar olsa da, madenler, tarım ürünleri, kimyasallar, gübreler ve daha birçok kaynak için aynı durum söz konusudur. Üstelik sömürgeci Batı, bu kaynakları gerçek değerleriyle de değil; kendisini adeta birer “bağış ve hibe” gibi sunan sömürgeci anlaşmalar yoluyla en ucuz maliyetlerle gasp etmektedir.

Evet, Batı kırılgan ve zayıftır. O, İslam ümmetinin bedenine yapışmış bir asalak gibidir. Müslüman beldelerinin derinliklerinden uzanan hayat damarları kesildiğinde devletleri hızla çökecektir. Savaşın birkaç günü bile bunu gözler önüne sermiştir. Aynı zamanda savaş Batı’nın yenilmez askerî güç efsanesini de yerle bir etmiştir. İslam ümmeti; sömürgeciye bağımlılıktan kurtulmasını, hatta uluslararası arenada onunla rekabet etmesini sağlayacak kaynaklara, kabiliyetlere ve ordulara sahiptir. Ümmetin tek eksiği, işlerini üstlenecek samimi bir liderdir; Raşidi bir Halife, ümmetin imkân ve kabiliyetini seferber ederek onu geçmişte olduğu gibi yüzyıllarca süren dünya liderliği konumuna geri getirecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ“Şüphesiz ordularımız galip gelecektir” [Saffat 173]

Mühendis Selâhaddin Adada
حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi Müdürü

Devamını oku...

Ey İslam Ümmeti ve Orduları! Eğer Allah ve O’nun Kutsalları İçin Öfkelenmeyecek ve Harekete Geçmeyecekseniz, O Halde Ne İçin Öfkelenip Harekete Geçeceksiniz?!

Ey İslam Ümmeti ve Orduları!

Eğer Allah ve O’nun Kutsalları İçin Öfkelenmeyecek ve Harekete Geçmeyecekseniz, O Halde Ne İçin Öfkelenip Harekete Geçeceksiniz?!

Medya organları ve sosyal paylaşım siteleri, 27 Mayıs 2026 Çarşamba günü, mücrim Yahudi varlığı güçlerinin mübarek Mescid-i Aksa’nın kapılarından biri olan Bab-ul Hutta’da Filistinli bir genç kadını feci şekilde darp ettiğine ve onu tutuklamadan önce başörtüsünü zorla çekip çıkardığına dair görüntüleri yayınladılar. Bu olay, işgal güçlerinin mübarek Kurban Bayramı ile eş zamanlı olarak Kudüs eski şehir girişleri ve Mescid-i Aksa kapılarındaki ihlallerini ve güvenlik önlemlerini artırdığı, güvenlik kuşatmasını sıkılaştırdığı, kontrol noktaları kurup kimlik kontrolü yaparak çok sayıda Müslümanı Mescid-i Aksa’ya girmekten mahrum bıraktığı bir dönemde yaşanmıştır.

Bu vahşi saldırı ve Beytülmakdis’in özgür kadınlarından birine yapılan bu insanlık dışı muamele karşısında kalpler acıyla burkulmakta, gözler yaş yerine kan ağlamaktadır. Acıyı ve yürek yangınını katmerleştiren husus ise; Allah’ın gazap ettiği, üzerlerine zillet ve meskenet damgası vurduğu kimselerin, Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra mekânının sadece birkaç metre ötesinde o kadının başörtüsünün zorla açması ve mahremiyetini çiğnemesidir! Daha da acısı, bunun ilk olay olmamasıdır. Mücrim varlık, Mescid-i Aksa’nın kapılarında, avlularında ve Kudüs’ün eski şehrinde kutsal beldenin kadınlarına defalarca saldırmıştır. Bu suçlu yapı, Aksa Tufanı operasyonundan sonra kutsal toprakların halkına ve özellikle kadınlarına yönelik suçlarını ve ihlallerini daha da artırmış; yerleşimci sürülerine bu suçları işlemeleri için tam koruma ve destek sağlamıştır.

“Böylesi bir durum karşısında,

Kalpte İslam ve iman varsa,

Yürek kederden eriyip gider.”

Ey Müslümanlar! Bu acı olay, hacıların ibadetlerini yerine getirdiği haram ayların mübarek günlerinden birinde yaşanmıştır. Allah’ın Müslümanlar için sevinç ve bayram günü kıldığı bugünde, mübarek toprak halkı ve kadınları için sevinçten eser yoktur. Çünkü Batı Şeria’da, Gazze’de ve Kudüs’te kanları akıtılmakta; evleri yıkılmakta; topraklarına el konulmakta; ağaçları sökülerek yerlerine yerleşimler kurulmaktadır. Esirlerine gelince; girenler içeride kaybolmakta, çıkan ise yeniden doğmuş gibi hissetmektedir. Zira cezaevlerinde işkence, cinayet, ırzların çiğnenmesi, açlık ve tıbbi tedaviden mahrumiyet ayyuka çıkmıştır. Onları diyarlarından sürmek için üzerlerindeki kuşatma ve baskı her geçen gün daraltılmaktadır. Allah’ın, hacıların şu günlerde ibadetlerini yerine getirdiği Mescid-i Haram ile aralarında bağ kurduğu Peygamberinizin İsra mekânı ise; yahudileştirilmekte, üzerinde zamansal ve mekânsal bölünme dayatılmaya çalışılmakta, hatta kalıntıları üzerinde sözde “Süleyman Mabedi”ni inşa etmek için yıkım planları alenen ilan edilmekte, yerleşimci sürüleri sabah akşam orayı pis ayaklarıyla kirleterek avlularında Talmudik ayinler icra etmekte ve bayraklarını dalgalandırmaktadırlar.

Peki mübarek toprak halkı bu haldeyken siz nasıl huzur içinde yaşayabiliyorsunuz?! Kadınlar aşağılanırken, saldırıya uğrarken, örtüleri zorla açılırken ve yardım çığlıkları atarken siz nasıl rahat yaşayabiliyorsunuz?! Size ne oldu böyle?! Yoksa vehn hastalığına yakalanıp dünya hayatına mı daldınız?!

Ey güç ve kuvvet sahipleri, ey Müslüman orduları! Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Bu mutant varlık suçlarında sınır tanımamaktadır. Artık ne Allah katında ne de kullar nezdinde hiçbirinizin mazereti kalmamıştır. İnsan, ağaç ve taş demeden her şeye yönelen bu vahşet karşısında hâlâ boyun eğmeye devam mı edeceksiniz?! Eğer Allah ve O’nun kutsalları için öfkelenmeyecek ve harekete geçmeyecekseniz, o halde ne için öfkelenip harekete geçeceksiniz?! Aranızda İslam’a ve Müslümanlara yardım edecek, tam da bu günlerde Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e nusret verip O’na savaş biati ile biat eden Evs ve Hazrec gibi olacak hiç mi kimse yok?! Ey Rabbimiz! dinini üstün kılmak, mazlumların feryadına yetişmek ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafeti kurmak için bize Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Ensar’ı gibi Ensarlar ihsan eyle.

Devamını oku...

Ümmetin Artık Kendi Servetini Kendi Menfaatleri ve Gücünü İnşa Etmek İçin Harcaması Gerektiğini Anlamasının Zamanı Gelmedi Mi?!

Ümmetin servetleri ve zenginlikleri Batı’yı ihya etmek uğruna çarçur edilmeye hala devam ediyor; içeride ise bu kaynaklar, Müslümanları oyalamak ve onları İslami hayattan uzaklaştırmak için harcanıyor. Örneğin Suudi Arabistan Eğlence Kurumu, 21 Mayıs 2026 Perşembe günü, bölgedeki büyük etkinlikler için entegre bir sistem kurmayı hedefleyen yeni bir Suudi-Mısır ittifakını duyurdu. Bu proje, iki ülkeyi tek bir güzergâh içinde birleştirerek sanatçıları ve dünya çapındaki yıldızları çekmeyi amaçlıyor! Buna karşılık Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile Britanya, 20 Mayıs Çarşamba günü yaklaşık 5 milyar dolar değerinde tarihî ve büyük bir serbest ticaret anlaşması imzaladıklarını açıkladılar. Böylece Britanya, G7 ülkeleri arasında Körfez bloğuyla bu tür bir anlaşma imzalayan ilk ülke oldu.

Müslümanların başındaki yöneticiler işte böyle İslam ümmetinin servetlerini israf etmeye devam ediyorlar. Daha dün, piyasa değerlerinden daha yüksek rakamlarla Batılı şirketlerden yüz milyarlarca dolarlık alım anlaşmaları yaptıklarına şahit olduk. Ayrıca iflasın eşiğindeki Batılı şirketleri kurtarmak için egemen varlık fonlarının paralarını nasıl bu şirketlere harcadıklarına da tanık olduk. Tüm bu hamlelerin tek bir gayesi vardır: Ümmetin parasını, bu kez öncekilerden katbekat daha şiddetli olması beklenen mutlak bir çöküşün eşiğindeki Batı ekonomisine pompalamak!

Oysa bu paralar, Müslüman beldelerin ekonomik ve askerî kapasitesini geliştirmek için harcanması gerekir. Eğer böyle yapılsaydı Batı’nın kontrol ettiği teknolojiye bağımlılığın sona ermesi, ekonomik sıkıntılar ve kamusal hayatın kuşatılması nedeniyle yaşanan beyin göçü durdurulması, insanlara iş olanakları sağlanabilmesi mümkün olabilirdi.

Burada tekrar soruyoruz: Ümmetin artık kendi servetini kendi menfaatleri ve gücünü inşa etmek için harcaması gerektiğini anlamasının vakti gelmedi mi?!

Evet, vallahi zamanı gelmiştir; hatta Allah’ın izniyle bunun yakın olduğuna inanıyoruz. Batı ve uşakları; ümmetin enerjisini tüketen politikalarıyla, eğlenceyle ümmeti ne kadar oyalamaya devam ederse etsin ve pespayeliği yayarak Ümmeti ne kadar meşgul etmeye çalışırsa çalışsın; İslam’ın iffeti, nezaheti ve şanlı tarihi bu Ümmetin kalbinin derinliklerinde yaşamaya devam edecektir. Batı ve uşaklarının bunu sökmeye gücü yetmeyecektir.

وَاللَّهُ متِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ“Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlayacaktır.” [Saff 8]

Mühendis Selâhaddin Adada
حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi Müdürü

Devamını oku...

Bozuk Sistem, Bozuk Çözümler Doğurur

Bozuk Sistem, Bozuk Çözümler Doğurur
Yoksullaştırma Politikası, Yöneticilerin Yemen Halkına Kurban Bayramı Hediyesidir!

Şayi ez-Zendani hükümeti, 19 Mayıs 2026 Salı günü yeni bir ekonomik zam paketi uyguladı. Bu doğrultuda gümrük dolarının kurunu yüzde 100’den fazla artırarak 750 riyalden 1550 riyale çıkardı. Ayrıca 20 litrelik dizel bidonunun fiyatını yüzde 24,5 artırarak 29.500 riyalden 36.000 riyale yükseltti. Ardından Yemen halkının gözünü boyamak için kamu çalışanlarına yüzde 20 hayat pahalılığı tazminatı verilmesini, 2021-2024 yılları arasındaki yıllık zamların ödenmesini ve 13 yıldan uzun süredir durdurulan görev düzenlemelerinin yapılmasını kararlaştırdı!

Bunlar, 2026 yılı başında Güney Yemen’i sarsan askeri olayların ardından kurulan Şayi’ ez-Zendânî kabinesinin, Ocak 2026’da Abu Dabi’ye kaçan Ayderus ez-Zubeydi sonrası yaptığı ilk icraatlarıdır. Mübarek Kurban Bayramı yaklaşırken Yemen halkına layık görülen hediye bu mudur?!

Bu ne biçim bir rezalettir?! Bu nasıl bir saçmalıktır?! İnsanların çektiği acılarla nasıl bu kadar alay edilebilir?! Fiyatları kat be kat artırıyorlar, sonra da günlerce bir ailenin açlığını bile gidermeyecek kırıntıları halka sunup sanki lütufta bulunuyormuş gibi davranıyorlar! Açlık, yoksulluk ve mahrumiyet altında ezilen bir halka karşı takınılan bu tavır nasıl bir tavırdır?!

Bu, gümrük doları kuruna yapılan üçüncü zamdır; İlk olarak Temmuz 2021’de 250 riyalden 500 riyale, ardından Ocak 2023’te 500 riyalden 750 riyale çıkarılmıştı. Peki bu uygulamalar halkın yaşamında olumlu bir değişim sağladı mı? Yoksa tam tersine, bugün 1550 riyale ulaşan dolar kuru ve geçen ay artırılan dizel ile benzin fiyatlarının etkisiyle temel mal ve hizmet fiyatlarının daha da yükselmesine mi yol açtı?! Yüzde 20’lik maaş artışı temel ihtiyaç maddelerindeki devasa fiyat artışlarını karşılayabilir mi? Kaldı ki; devlet memuru olmayan ve bu cüzi artıştan dahi faydalanamayacak olan milyonlarca insana kim bakacak, onların haklarını kim gözetecek? Bu sözde çözümler, Merkez Bankası’nın kamu çalışanlarının, ordunun ve güvenlik birimlerinin maaşlarını ödemek ve halkın çobanı olarak sorumluluklarını yerine getirmek için gereken likiditeyi bulamaması üzerine alınmıştır.

Yeni yüzyılın başından beri uygulanan, ekin ve nesli mahveden kapitalist ekonomik çözümlerde neden hâlâ ısrar edildiğini anlamıyoruz. Bu politikalar insanların yaşam koşullarını iyileştirmediği gibi ekonomiyi de her geçen gün daha kötü hâle getirmiştir. “Meşruiyet hükümeti” adı verilen yönetimlerin ardı ardına uyguladığı bu reçeteler, Güney Yemen ekonomisini düzeltmek için değil, onu öldürmek ve ülkenin zenginliklerini kontrol altına almak için yeniden sahneye çıkan Uluslararası Para Fonu’nun eseridir. Bu çözümler; ülke ve halk üzerindeki hâkimiyeti artırmayı amaçlayan kötü niyetli kapitalist reçetelerdir.

İnsanların yaşam koşullarının giderek kötüleşmesine karşı eşi benzeri görülmemiş bir kayıtsızlık örneği olarak; Sekizli Konsey (Başkanlık Liderlik Konseyi) Başkanı, doların ve dizelin artırılmasından üç gün sonra, iman ehlinin (Yemen halkının) Yemen Birlik Günü’nü kutlamıştır! Oysa halk açlıktan kıvranmakta, pahalılık altında ezilmekte, krizlerin pençesinde boğulmakta ve gözlerinin önünde hizmetler çökmektedir; diğer tarafta ise nüfuz sahiplerinin nimetler ve imtiyazlar içinde yüzdüğünü görmektedirler! Hatta çoğu, aileleriyle birlikte halkın acıları pahasına yurtdışında yaşamaktadır.

Ey Yemen halkı, özellikle de Zendani hükümetinin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayanlar! Bu yöneticiler sizin acılarınızı yaşamıyor, dertlerinizi hissetmiyorlar. Onlar fildişi kulelerde kalıyorlar ve onların yaşımı sizinki gibi değildir. Onlar döviz cinsinden maaş almaktadırlar ve aldıkları maaşlar, elinize geçer geçmez uçup giden sizin maaşlarınızdan katbekat fazladır! Sizler, kapitalist ekonomik sistem ile İslam’ın ekonomik sistemi arasındaki farkı anlayana kadar bu durum değişmeyecektir. Kapitalist sistem sizi mahvetmiştir; İslam’ın ekonomik sistemi ise yöneticiyi halkından sorumlu bir çoban olarak görür, onları soyup daha da fakirleştiren bir vergi tahsildarı olarak değil.

Diğer taraftan, Husilerin kontrolü altında yaşayan Yemen halkının durumu da bundan daha iyi değildir; bilakis her iki hükümet de kötülükte birbiriyle yarışmaktadır. Yalnızca yoksullaştırma ve aç bırakma politikalarıyla yetinmemişler; hayatın tüm alanlarını bozmuşlardır. İnsanları korkutmuşlar, hapislere atmışlar, hizmetleri yok etmişlerdir. Bunlardan daha da önemlisi; Allah’ın şeriatini dışlamış ve Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyi terk etmişlerdir. Bu durum, gözü ve basireti olan herkes için apaçık ortadadır. Ne kötü işler yapıyorlar! Böylesi kimseler hakkında Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مَا مِنْ وَالٍ يَلِي رَعِيَّةً مِنْ الْمُسْلِمِينَ فَيَمُوتُ وَهُوَ غَاشٌّ لَهُمْ إِلَّا حَرَّمَ اللهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ“Allah bir halkın başına getirip de, öldüğü gün tebaasını aldatmış olarak ölen hiç bir kul yoktur ki, Allah ona cenneti haram etmesin.”

Halkına asla yalan söylemeyen bir lider olarak Hizb-ut Tahrir sizi, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidî Hilafeti kurmak için kendisiyle birlikte çalışmaya çağırıyor. Hilafetin yöneticileri, halk doymadan kendileri doymayacak yöneticilerdir.

اللَّهُمَّ مَنْ وَلِيَ مِنْ أَمْرِ أُمَّتِي شَيْئاً فَشَقَّ عَلَيْهِمْ فَاشْقُقْ عَلَيْهِ، وَمَنْ وَلِيَ مِنْ أَمْرِ أُمَّتِي شَيْئاً فَرَفَقَ بِهِمْ فَارْفُقْ بِهِ“Allahım! Kim ümmetimin işinden bir şey üstlenir, sonra da onlara sıkıntı verirse, sen de ona sıkıntı ver. Kim de ümmetimin işinden bir şey üstlenir, sonra da onlara nazik ve iyi davranırsa, sen de ona iyi davran.” Hilafet, ümmeti kurtaracak, hayrı yayacak, halkının temel ihtiyaçlarını karşılayacak ve onların refah içinde yaşamalarını sağlayacak tek sistemdir. Bugün ise bu zalim yöneticiler altında durum her geçen gün daha da kötüleşmektedir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً“Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Ve kıyamet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.” [Taha 124]

Devamını oku...

Ramisa’dan Epstein Mağdurlarına: Dünya Hilafet Nizamına Muhtaçtır

Sekiz yaşındaki Ramisa Akter, okulu seven ve kimsenin asla bilemeyeceği hayalleri olan bir çocuktu. Bir komşusunun odasına girdi, orada tecavüze uğradı ve başı kesilerek katledildi! O, sadece bir “etiketten” (hashtag) çok daha fazlasını hak ediyor.

Bangladeş müthiş öfkeli, siyasetçiler idam cezası talep ediyor, bazıları şeriatın uygulanması çağrısında bulunuyor; ancak şeriatı uygulayacak bir sistemin kurulmasını istemiyorlar. Gösteriler ve hastagler hiçbir şeyi çözmez ve hiçbiri başka bir Ramisa’nın katledilmesini engelleyemez. Döngü sürekli tekrarlanıyor: Bir çocuk ölüyor, kamuoyu galeyana geliyor, liderler öfkelenmiş gibi yapıyorlar, yasalar kâğıt üzerinde değiştiriliyor ve sonra da yeniden sessizliğe gömünülüyor... Ta ki bir başka çocuk kurban edilene kadar.

Bedeni kâr için bir meta haline getiren kapitalist bir kültürde yaşıyoruz. Porno endüstrisi milyarlarca dolar değerinde. Kapitalizm, “hazcılığı” (hedonizmi) teşvik ediyor; yani zevki, hayatın en yüce amacı haline getiriyor. Araştırmalar, pornografinin bakış açılarını bozmakla, saldırganlığı artırmakla ve çocukları kullanılabilecek “eşyalar” olarak görmeyi normalleştirmekle ilişkili olduğunu gösteriyor. Bir kültür bu tür bir içerikle beslendiğinde ise canavarlar ortaya çıkıyor.

Ramisa’nın ölümüne zemin hazırlayan bu yırtıcı kültür, seçkin çevrelerde yüceltilen o kapitalist-hazcı kültürün ta kendisidir. Jeffrey Epstein münferit bir canavar değildir; onlarca yıl boyunca bir çocuk cinsel ticareti ağını yönetmiştir. Kurumlar bunu biliyordu, nüfuz sahipleri buna göz yummuştur.

Dünyaya “özgürlük” dersleri veren liberal kapitalizm, bizzat kendi en üst kademelerinde çocuk ticareti yapmaktadır. Ramisa, Ballabi’de dar bir dairenin içinde tecavüze uğrarken Epstein’ın mağdurları ise özel adalarda cinsel ilişkiye maruz kalıyorlardı. Sistematik başarısızlık aynıdır: kapitalist-hazcı bir kültür. Arzu veya kâr için birer araçtan ibaret oldukları için çocukları koruyamamaktadır.

Ramisa gibi bir trajedi her yaşandığında, mevcut sözde demokratik nizam bize “şekli” bir adalet sunmaktadır: Tutuklama ve yargılama gerçekleşmekte, idam edilip sonra da dosya kapatılmaktadır. Ancak toplum korunmamaktadır; çünkü idamı talep eden toplumun kendisi, suçu üreten kültürü tüketmeye devam etmektedir!

Seküler-kapitalist nizam, çocuklar için gerçek bir koruma sağlayamaz, yırtıcı içeriği denetleyemez, toplumsal sorumluluğu dayatamaz ve yargılamaları yıllarca sürer. Kapitalist demokraside tepkisel adalet bir aldatmacadır; kültürün kendisi devam ederken tek bir kişiyi idam etmek adalet değil, bir komedidir.

Ey insanlar! Kadınlarımızı ve çocuklarımızı koruyamayan bu bozuk seküler nizama gerçek bir alternatif aramanın zamanı gelmedi mi? İslam Hilafeti, 1300 yıl boyunca farklı bir yol sunmuştur; bu bir “ütopya” değildir, (çünkü İslam suçun yok olacağını iddia etmez), ancak suçun kaynaklarını tedavi eden, suç işlendiğinde ise hızlı, kararlı ve onurlu bir adalet uygulayan bir nizamdır. Bir efendi, cariyesini fuhşa zorladığında; Halife Ömer o efendinin kırbaçlanmasını ve sürgün edilmesini emretmiş, zorla fuhşa zorlandığı için mağdur olan kadını cezalandırmayı reddederek İslam’ın sorumluluğu zayıfa değil, doğrudan failine yüklediğini vurgulamıştır.

711 yılında Sind’de tacirlerin yetim kızları Raja Dahir tarafından esir edildiğinde, Haccac, Muhammed bin Kasım komutasında bir ordu göndererek onları kurtarmış ve bölgeyi fethetmiştir. Bir çocuk kaçırılıp din değiştirmeye zorlandığında ise Abbasi Halifesi Mehdi, çocuğun geri getirilmesini ve kaçıranların cezalandırılmasını emretmiştir. Hilafet, oturma eylemleri veya hashtagler düzenlenmesi yerine zayıf düşmüş çocuklar için orduları harekete geçirmiştir. Hilafet; fahişeliğin bir eğlence, kadın ve çocukların birer meta olmadığı, pornografinin zihinleri zehirlemediği ve devletin mazlumları koruduğu bir toplum inşa etmiştir. Tek bir kadının çığlığı, koca bir orduyu harekete geçirmeye yetmiştir. İşte fark budur. Vaat edilen Nübüvvet Metodu Üzere Raşidi Hilafet, sadece bir cezalar sistemi değildir; suçun yeşerdiği ortamı kökünden söküp atan yegâne bir çerçevedir.

Devamını oku...

Irak Vilayeti: Bayram Tebriki

Bayram Tebriki

Sevinç ve Hüznün Birbirine Karıştığı Bir Bayram!

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah. Allahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd

Mübarek Kurban Bayramı bu günlerde sevinç ve hüznün bir birine karıştığı bir iklimde gelmektedir. Bir yanda; dünyanın dört bir yanından gelen farklı milletlerden ve renklerden müminlerin, Allah’ın emrine icabet ederek, O’nun rızasını kazanmak için hac ibadetiyle O’nun nidasına cevap vermelerinin verdiği bir sevinç... Diğer yanda; suçlu Mustafa Kemal’in eliyle otoritelerinin yitirilip devletlerinin yıkıldığı günden bu yana yaşadıkları halden dolayı kalplerini sıkan derin bir hüzün...Gazze hâlâ kan ağlarken nasıl bayram olabilir?! Ümmetin düşmanlarının üsleri ve savaş gemileri Müslüman beldelerinin tam kalbine yerleşmişken nasıl bayram olabilir?! Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Myanmar’da ve Hindistan’da Müslüman kadınların onuru çiğnenirken nasıl bayram olabilir?!

Ey Müslümanlar! Nüfusu bir buçuk milyarı aşan, Allah’ın kendisine en yüce akideyi verdiği, büyük zenginlikler ve stratejik konumlarla nimetlendirdiği böylesine büyük bir ümmete, milletlerin en gerisinde olmak yakışır mı?! Bu hususiyetlere sahip olan bu ümmetin, tartışmasız bir şekilde dünyanın birinci devleti olması gerekmez mi?

Ümmetin yürekleri kanatan bu halinin tek, açık ve bariz bir sebebi vardır: ümmetin inandığı devletinin yıkılması ve yaklaşık altmış parçaya bölünmesidir. Bunun tedavisi de gayet açık ve nettir; Ümmetin yeniden otoritesine kavuşması ve Nübüvvet Metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulmasıdır.

Ey Müslümanlar! Allah Subhânehu ve Teâlâ haccı farz kıldığı gibi, çok büyük bir farzı da farz kılmıştır. Hatta bu farz, farzların tacıdır. Çünkü Allah’ın hükümlerinin uygulanması o farza bağlıdır. Bu farz; Allah’ın şeriatını hâkim kılmak ve Hilafet Devleti’ni kurmak için ciddi şekilde çalışmaktır. Yeniden izzetli ve onurlu bir ümmet olabilmenin, hem kendinizi hem de tüm insanlığı tâğût düzeninden, kapitalizmin bozgunculuğundan ve onun yol açtığı sıkıntı, ekin ve neslin helakinden kurtarabilmenin yolu budur.

Şüphe yok ki, Kapitalizmin kokuşmuşluğunun zeval bulacağı ve Hilafet güneşinin doğacağı şafak vakti artık gelmiştir. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ şu buyruğuyla bizlere müjdelemektedir:

وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً“Yine de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.” [İsra 81]

Ramazan Bayramı dolayısıyla tüm Müslümanların ve başta Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Atâ İbn Halil Ebu Raşta (Allah onu korusun ve gözetsin) olmak üzere İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışan samimi davet taşıyıcılarının bayramlarını en içten dileklerimizle tebrik ediyoruz. İslam ümmetini huzur, güven ve barış içinde bir sonraki bayrama kavuşturmasını ve bu bayramı hayır, bereket, zafer ve hakimiyet bayramı kılmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.

Her yılınız hayırlı olsun, Allah’a daha yakın ve O’nun itaatinde daim olasınız.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER