Salı, 01 Muharrem 1448 | 2026/06/16
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Avrupa, İran'a Yönelik Savaşta Trump'ın Umutlarını Boşa Çıkarıyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Avrupa, İran'a Yönelik Savaşta Trump'ın Umutlarını Boşa Çıkarıyor

Haber:

İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares 19/03/2026 Perşembe günü, “Avrupa Birliği'nin bizim savaşımız olmayan ve bize bildirilmeyen tek taraflı bir savaşa karşı çıkmakla yükümlü olduğunu” vurguladı ve “Çatışmanın, şu anda enerji fiyatlarındaki artıştan muzdarip olan Avrupalıları etkilediğini” belirtti.

Yorum:

Uluslararası arena, ABD ve Yahudi varlığının İran'a karşı yürüttüğü savaşa ilişkin tutumlarda net bir açılığa tanık olurken, Avrupa Birliği ülkeleri savaşa dahil olmayı şiddetle reddeden bir tutum sergilemekte ve bunun bir Avrupa savaşı olmadığını vurgulamaktadır.

Geçtiğimiz Şubat ayının sonlarında İran'a yönelik saldırının başlamasından bu yana, Avrupa Birliği'nin dışişleri sorumlusu savaşın durdurulması çağrısında bulunarak, çözümün diplomatik yolla sağlanması gerektiğini ve Avrupa'nın bölgeye askeri güç göndermeden gerginliği azaltma çabalarına katkıda bulunmaya hazır olduğunu vurgulamıştı.

Daha sonra Avrupalı liderler ABD'nin baskılarına rağmen savaşa katılmayı reddettiler ve önceliğin Orta Doğu'da yeni bir savaşa girmek değil, ekonomik istikrarı ve enerji güvenliğini korumak olduğunu vurguladılar.

Dünya petrol üretiminin %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlama konusunda Trump’ın yardım talebine yanıt olarak İspanya, İngiltere ve İtalya'nın da aralarında bulunduğu birçok Avrupa ülkesi, Hürmüz Boğazı'na asker veya deniz kuvvetleri göndermeyi reddettiklerini ve siyasi çözümlerin gerekliliğini vurgulayarak çatışmanın bölgesel olarak yayılmasının tehlikelerine karşı uyarıda bulundular.

Avrupa’nın savaşa ilişkin en son tutumları arasında, İspanya Dışişleri Bakanı’nın açıklaması gelmiş ve ABD ve Yahudi varlığıyla aynı safta yer almayı reddetme konusunda ülkesinin en kararlı ve net tutumunu bir kez daha teyit etmiştir.

Avrupa'nın bu tutumu, savaşın sonuçlarına, özellikle de enerji fiyatlarındaki artışa ve yeni göç dalgalarının ortaya çıkma olasılığına yönelik Avrupa’da artan endişelerin gölgesinde gerçekleşmiştir ancak aynı zamanda bu, Amerika ile Avrupa arasındaki bölünmeyi ve Trump'ın en yakın müttefiklerini İran'a karşı savaşına katılmaya ikna edememesini yansıtmakta olup özellikle güçlerinin savaşı sonuçlandırmaya güç yetirememesi ve İran'ın bölgedeki Yahudi varlığına, Amerikan üslerine ve enerji tesislerine yönelik saldırılarının devam etmesi, Trump'ın içinde bulunduğu çıkmazını daha da derinleştirmektedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Sa’d

Devamını oku...

Soluk İlkeler: Prabowo’nun Amerika ve Yahudilerin İran’a Karşı Savaşına Yönelik Temkinli Tutumu

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Soluk İlkeler: Prabowo’nun Amerika ve Yahudilerin İran’a Karşı Savaşına Yönelik Temkinli Tutumu

Haber:

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Amerika ve Yahudi varlığının İran’a karşı savaşında bir rasyonellik görmediğini söyledi ve bunu, İran’ın sadece hayatta kalmayı hedeflediği asimetrik bir çatışma olarak nitelendirdi. İran'ın iki kez aldatıldığını hissettikten sonra ABD ile müzakerelere güvenmediğini belirtti. Prabowo, tek başına hava saldırılarının, rastgele bombalamalar olmadan rejim değişikliğini sağlamasının pek olası olmadığı uyarısında bulundu. Endonezya, Barış Kurulu kapsamında Gazze'ye barış gücü gönderme planlarını askıya aldı. Prabowo, diplomasiye, Filistin için iki devletli çözüme ve Endonezya'nın dış politikadaki savunmacı ve tarafsız tutumuna olan desteğini yineledi. (channelnewsasia.com)

Yorum:

Prabowo’nun ABD ve Yahudi varlığının İran’a karşı yürüttüğü savaşa verdiği tepki, birçok kişinin açık bir egemenlik ihlali olarak gördüğü durumu ele almada endişe verici bir kararlılık eksikliğini yansıtmaktadır. Zira binlerce sivilin öldüğüne ve binlerce kişinin yaralandığına dair haberlere rağmen, yaptığı açıklamalarda ABD ve Yahudi varlığını doğrudan kınamamıştır.

Bu temkinli tutum, saldırıları daha açık bir şekilde kınayan Malezya ve Brunei Darussalam gibi bölgesel odakların daha kararlı tepkileriyle çelişmektedir. Bu nedenle Endonezya’nın tutumu, uluslararası standartlara bağlılığa ve ahlaki sorumluluğa ilişkin tutarlılık konusunda soru işaretleri uyandırmaktadır.

Prabowo’nun yaklaşımı, hükümetinin daha geniş jeopolitik duruşu ışığında kısmen anlaşılabilir. Zira son yıllarda Endonezya'nın, özellikle Trump dönemindeki gümrük vergisi politikalarıyla bağlantılı ekonomik baskıların ardından, Yahudi varlığına karşı daha uzlaşmacı bir tutum ve ABD’ye karşı daha temkinli bir yaklaşım benimsediği görünmektedir. Bununla birlikte bu tür bir pragmatizm, temel ilkelerden taviz vermek olarak görülebilir.

Endonezya’nın anayasal temeli, 1945 Anayasası’nın önsözünde geçtiği üzere sömürgeciliği açıkça reddetmekte ve tüm ulusların bağımsızlığını desteklediğini vurgulamaktadır. Geniş çapta saldırgan ve orantısız olarak görülen eylemlere karşı gösterilen soluk tepki, bu temel değerlerden bir sapma olarak yorumlanabilir.

Maddi hususlar bir yana -dünyanın en büyük Müslüman çoğunluklu ülkesi olarak- Endonezya, ahlaki ve sembolik bir sorumluluk üstlenmektedir. Dolayısıyla onun, sadece ulusal çıkarlarını gerçekleştirmek için değil, aynı zamanda adaleti ve ideolojik ilkelerini korumak için çalışması beklenmektedir. Zira daha güçlü ve etkili bir tutum, bu ikili rolü daha iyi yansıtacaktır.

Endonezya’daki görece özdenetim de Gazze Savaşı’ndan bu yana izlediği daha geniş bir çizgisiyle uyumludur; zira büyük ölçüde tepkiler, önemli bir stratejik etkisi olmayan diplomatik açıklamalarla sınırlı kalmıştır. Bu da Müslüman çoğunluğa sahip birçok ülkedeki daha geniş bir eğilimi yansıtmaktadır.

Sonuç olarak Amerika ve bölgedeki Yahudi varlığının kararlı politikalarını sürdürmesi, onların sadece güçlerinden değil, aksine diğer ülkelerin dağınık ve çoğu zaman olumsuz tepkilerinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla daha fazla birlik ve kararlılık olmadan, bu tür adımlara karşı çıkma çabalarının sınırlı kalması muhtemeldir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Asvar

Devamını oku...

Şeriat ve Selim Akıl Hindu-Yahudi Arasındaki Şeytani İttifaka Karşı Koymanın Tek Çözümü Raşidi Hilafettir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Şeriat ve Selim Akıl Hindu-Yahudi Arasındaki Şeytani İttifaka Karşı Koymanın Tek Çözümü Raşidi Hilafettir

25 Şubat 2026'da, Hindistan devletinin Başbakanı Narendra Modi, Yahudi varlığı parlamentosu önünde bir konuşma yaptı ve konuşmasında Yahudiler ile müşrik Hinduların Müslümanlara karşı şiddetli düşmanlığına dair Kur'an-i bir hakikati vurguladı. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُواْ “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın.” [Maide 8] Nitekim bu düşmanlık, Modi'nin konuşmasında açıkça görülmektedir.

Modi, Gazze’de soykırım suçunu işleyen terörist Yahudi varlığının yanında durmuş ve şöyle demiştir: “Hindistan, bu zamanda ve sonrasında bir kararlılık ve inançla “İsrail'in” yanında duracaktır.” Böylece Hindu devleti, Gazze'de katliamlarına devam eden ve savaşını Batı Şeria, Lübnan, Suriye, Katar, Yemen ve İran'a genişleten Yahudi varlığıyla aynı safta yer almaktadır.

Ardından Modi, aslında İslam’a, cihada ve Müslümanlara karşı savaşı için bir kılıf olan ve kendisinin “terör” olarak adlandırdığı olguya saldırdı ve şöyle dedi: “Terörizmi hiçbir şey haklı çıkaramaz; nitekim Hindistan uzun süredir terörün acısını çekmektedir; zira 26 Kasım Mumbai saldırılarını ve aralarında “İsraillilerin” de bulunduğu masum canların yitirilmesini hatırlıyoruzdur; sizin durumunuzda olduğu gibi bizim de çifte standart olmaksızın terörizme karşı taviz vermeyen sabit bir politikamız vardır.” Dolayısıyla “Terörizmle mücadele” yalanı kılıfına bürünerek Yahudiler ve Hindular Müslümanların topraklarını işgal ettiler, mücahitlerini öldürdüler, çocuklarını katlettiler, kadınlarına tecavüz ettiler ve Müslümanların dinlerine karşı savaştılar.

Daha sonra Modi, özü itibarıyla efendisi Trump’ın İslam’a karşı savaşa liderlik ettiği küresel bir çaba olan "terörle mücadele" için güçlü bir çağrıda bulundu ve şunları söyledi: “Terörle mücadele sürekli ve koordineli bir küresel çaba gerektirir.” Hanif İslam dinini, Yahudi ve Hristiyan şirkiyle eşit hale getirmeyi hedefleyen İbrahim Anlaşmalarını da ihmal etmedi ve şöyle dedi: “Yıllar önce İbrahim Anlaşmalarını imzaladığınızda, cesaretinizi ve bakış açınızın boyutunu övmüştük.”

Daha sonra genel olarak İslam ümmetine ve özel olarak da İslam ümmetinin en güçlü ordusu olan Pakistan ordusuna karşı Yahudiler ile müşrik Hindular arasındaki eski ittifaka değindi. Geçen yüzyılda Pakistan'a karşı Hindistan'a yardım eden Yahudi bir generalden bahsederek şöyle dedi: “1971'de Pakistan ile yapılan savaşta Tuğgeneral Jacob'un kahramanca katkısı geniş çapta bilinmektedir.” Yahudi varlığı ile Hindu devleti arasındaki güvenlik ilişkilerinin gücünü açıkça belirterek şöyle dedi: “Savunma ve güvenlik, ortaklığımızın bir diğer önemli temelini oluşturmaktadır; zira geçtiğimiz Kasım ayında savunma işbirliği konusunda bir mutabakat zaptı imzaladık ve bugün belirsizliklerle dolu bir dünyada, Hindistan ve "İsrail" gibi güvenilir ortaklar arasında güçlü bir savunma ortaklığı son derece önemlidir.”

İslam ümmeti gerçekten bu şerir ittifakın acısını çekmiştir; nitekim 7 Mayıs 2025'te Pakistan, bir gün önce ülkeye yönelik gerçekleştirilen bir dizi Hint saldırısının ardından Hindistan'ın hava sahasına gönderdiği Yahudi varlığı tarafından üretilmiş insansız hava araçlarını düşürmüştü. Ayrıca TV9 Hindi Hint kanalının 7 Şubat 2024 tarihli bir raporuna göre, Haydarabad şehrinde üretilen Hindistan yapımı insansız hava araçları, Yahudi varlığının ihtiyaçlarını karşılamaya katkıda bulunacaktır.

Ey İslam ümmeti ve orduları: Yöneticileriniz, Yahudiler ve müşrik Hindular arasında büyüyen şeytani ittifaka karşı koymayacaktır. Zira fikri olarak bu yöneticiler milliyetçidirler ve "vatanın inşasından" bahsettiklerinde, onların vizyonları Müslümanları parçalayan ve onları zayıflatan milliyetçilik sınırlarının ötesine geçmemektedir. Bu yüzden onlar, dünyanın en büyük devleti olmak için ulusal sınırların kaldırılmasını ve İslam ümmetinin birleşmesini gerektiren bir ümmet inşa etmeyi asla düşünmeyeceklerdir. Ayrıca siyasi olarak bu yöneticiler, Yahudi varlığının ve Hindu devletinin müttefiki olan Amerika'ya tabidirler ve onların rolü, Müslümanlar Batı'da Yahudi varlığı ve Doğu'da Hindu devleti tarafından katledilirken ümmetin ordularını dizginlemektir. O halde bu yöneticileri, İslam'a göre hükmedecek, İslam ümmetini birleştirecek ve ümmetin düşmanlarıyla savaşacak İslami bir liderlikle değiştirmemizin zarureti konusunda geriye hâlâ herhangi bir şüphe kaldı mı acaba?

Ey İslam ümmetinin orduları: Selim akıl, İslam ümmetinin birleşmesini gerektirir; bu ise şu anın talebi olduğu gibi her şeyden önce sizin için şerî bir vaciptir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın.” [Al-i İmran 103] Hafız İbn-i Kesir tefsirinde şöyle demiştir: “Onlara cemaat olmalarını emretmiş ve bölünmelerini yasaklamıştır.” Bu ayet-i kerime, Müslümanların birleşik tek bir varlığın altında bir araya gelmelerinin farz olduğuna dair şerî bir delildir; nitekim Medine’deki Ensar, İslam’ın yönetimini ikame etmek ve Müslümanları tek bir varlığın altında birleştirmek için nusretlerini verdiler; bu yüzden Allah da onlara, kendi zamanlarındaki Yahudileri ve müşrikleri yenilgiye uğratma imkanı vermiştir. Bizim zamanımızda ise, Yahudiler ve müşrik Hindular tarafından maruz kalınan zillet ve ihanetin sayfasını sonsuza dek kapatacak olanlar aranızdaki sadık müminlerdir. Bakın işte Hizb-ut Tahrir, aranızda ve sizinle birlikte çalışmakta, sizin için hayırlı olanı yakından bilmekte ve size, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için kendisine nusret vermenizin vaktinin geldiğini vurgulamaktadır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

İran, Nükleer Silaha Sahip Pakistan'a Yeni Bir Dünya Asrının Anahtarlarını Mı Sunmaktadır?

Haber-Yorum

İran, Nükleer Silaha Sahip Pakistan'a Yeni Bir Dünya Asrının Anahtarlarını Mı Sunmaktadır?

Haber:

11 Mart'ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan şunları söyledi: “Rusya ve Pakistan liderleriyle yaptığım görüşmede, İran'ın bölgedeki barışa olan bağlılığını vurguladım. Siyonist varlık ile Amerika'nın alevlendirdiği bu savaşı sona erdirmenin tek yolu, İran'ın meşru haklarını tanımak, tazminat ödemek ve gelecekteki herhangi bir saldırıya karşı sağlam uluslararası garantiler sunmaktır.”

Yorum:

İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzeni Amerika, nihai küresel hegemonyasını sağlamak hedefiyle, hatta tarihin sonunu ilan etmek için yeniden formüle etmiştir. Nitekim küreselleşme, devletlerin gıda ve enerji gibi hayati öneme sahip mallarda kendi kendine yeterlilikten vazgeçip küresel tedarik zincirlerine bağımlı hale gelmelerini teşvik etmiştir. Ardından kendi düzenini korumak için bu zincirleri siyasallaştırıp silahlandırmıştır; bunu da kendisine düşman gördüğü veya kendi eksenine dahil olmayan ülkelere yaptırımlar uygulamak ve uluslararası ödeme kapılarına erişimlerini kısıtlamak yoluyla yapmıştır. Bugün ise, küresel tedarik zincirinin doğası gereği tüm dünya ülkelerinin ekonomilerini etkileyen kritik darboğaz noktaları bulunmaktadır. Örneğin Hürmüz Boğazı bu noktalardan biridir; zira dünya petrolünün %20’si, tarım için gerekli olan küresel üre üretiminin %35’i ve büyük miktarlarda sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatı buradan geçmektedir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı başarıyla kontrol altına alma kabiliyeti, ABD’nin askeri gücünün uluslararası düzeni korumadaki etkinliğinin gerilediğini ortaya koymuştur. Bu aşamada İran, Hürmüz Boğazı üzerinde kalıcı bir kontrol sağlayabilmek için güçlü bir devletin güvenlik garantisine ihtiyaç duymaktadır.

Bu tür bir güvence, ancak etkili bir nükleer caydırıcılık sağlayabilme gücü olan bir devletten gelebilir. Dolayısıyla küresel olarak tanınan nükleer bir güç olması ve bölgede caydırıcılığı kanıtlanmış güce sahip olması nedeniyle Pakistan, bunun için en güçlü adaylardan biridir. Ancak Müslümanlar arasındaki bu tür koordinasyonları, Amerika ile yapılan müzakereler çerçevesine sığdırmak dar görüşlülük olur; zira Amerika Müslümanlara hiçbir zaman kayıptan başka bir şey getirmemiştir. Dolayısıyla eğer Pakistan, İran'a acil bir güvenlik garantisi vermeyi kabul ederse, bu durum dünya çapında petrol, gaz ve üre fiyatlarında hızla büyük bir artışa yol açacaktır. Bunun dünya ekonomileri üzerindeki etkisi ise bir felaket olacaktır. Bu etkiden, başka bir grup içindeki önlemlerden biri olarak kullanılırsa, Amerika'yı bölgeden çekilmeye zorlamak için yararlanılabilir. Amerika üzerindeki küresel ve yerel baskılar onu, saldırgan devletlerle ilişkilerini kesmiş büyük ve birleşik bir İslam gücünün şartlarını koşulsuz olarak kabul etmeye zorlayabilir.

Bu İslami gücün önceliği, askeri üsleri, büyükelçilikleri ve şirketleri olmak üzere bölgedeki tüm Amerikan varlıklarını ortadan kaldırmak olacaktır. Ayrıca mübarek Filistin topraklarını Yahudilerden temizlemek, Pakistan ve İran’daki Müslümanlar arasında yapılacak koordinasyon yoluyla uygulanabilecek senaryolardan biridir. Böyle bir İslami güç, dünyaya, Amerikan hegemonyasının uluslararası arenada sona erdiğini pratik olarak gösterecek ve İslam ümmetini, tüm uluslararası sahneyi etkileyebilecek güçlü bir bölgesel aktör olarak öne çıkaracaktır. Bunun pratik olarak gerçekleşmesi ise ancak İran, Pakistan ve diğer Müslüman ülkelerindeki Müslümanları, İslam'a göre yönetecek tek bir imamın altında birleştirecek Raşidi Hilafetin gölgesinde mümkündür.

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ “İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.” [Enbiya 92]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ömer Nasruddin – Pakistan

Devamını oku...

Trump, Dünyaya ve Müslümanlara Ne İletmek İstiyor?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Trump, Dünyaya ve Müslümanlara Ne İletmek İstiyor?

Epstein dosyalarında belgelenmiş suçlamalar ve skandallar hakkında ortaya çıkan onca şeyden sonra bile Trump’ın, kibir ve küstahlığı durmamıştır; zira bunlar, onun kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Nitekim Trump, İran'ı vurmakla tehdit ediyor ve İran rejiminin halkına karşı tutumunu bahane göstererek ülkenin iç işlerine müdahale ediyor; bu ise özellikle Lübnan'daki olmak üzere İran'ın bölgedeki uzantılarını ortadan kaldırma planlarıyla eşzamanlı olarak gerçekleşmektedir. Bunu da Amerika'ya olan mutlak bağlılığın gerçekleşmesini pekiştirme ve bölgenin hem kendi iradesine hem de üvey evladı Yahudi varlığının iradesine boyun eğmesini sağlama hedefiyle yapmaktadır ki böylece bölgede, ister bağımlılık safında olsun ister kararlarında bağımsızlık arayanların safında olsun, güç veya kuvvet etkisine sahip olduğunu hisseden hiç kimse kalmasın.

Trump, kendileri için bağımlılığa razı olanlara ve ülkelerini Amerika’nın planları için sadece bir yatırım malzemesi olması için açanlara karşı adeta bir dikte rolünü oynamaktadır; zira istediği gümrük vergilerini dayatmakta ve ülkelerin zenginliklerini ve kaynaklarını sistemli bir şekilde yağmalamaktadır. Trump’ın dünyaya ve İslam ümmetine iletmek istediği şey, kibirle yoğrulmuş benzersiz bir güç gösterisidir; amacı ise ümmetin iradesini kırmak ve ümmetin hakkını geri almayı ya da kendisine zulmedenleri cezalandırmayı düşünmesini bile engellemektir.

Gazze’ye karşı iki buçuk yıldır süren şiddetli savaş boyunca, bu uluslararası güçlerin medyasının kasıtlı olarak katliamları belgelediğini ve bunların dehşet verici ayrıntılarını ekranlara yansıttığını görüyoruz. Bu sistematik yayın, felaketzedelerin yararına olmaktan ziyade İslam beldelerinde ve Batı’da insanları boyun eğmeye ve zillete hazırlamayı hedeflemektedir. Yani sanki bu kaçışı olmayan bir kadermiş gibi ve sanki insanlar kendi işlerinden hiçbir şeye sahip olmayan sürülerden ibaretmiş gibi halkları bu despotluğa alışacak şekilde ehlileştirmeyi hedeflemektedir.

Ancak şu büyük gerçeği idrak etmek gerekir; Trump ve onun gibiler, sırf İslam’ın uluslararası sahnedeki kudretinin yokluğundan dolayı bu çılgınlığı ve insanlık değerlerine karşı bu açık küfrü sergileyebilmektedirler; ümmetin kesinlik, sabır ve kararlılıkla dünyada egemen bir güç olması için vahdetini temsil eden işte bu kudrettir. Ümmetin liderlik konumuna geri dönüşü, Allah’ın dini için çalışanlara yönelik vaadi ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesinden dolayı kaçınılmaz olarak gerçekleşecektir; zira İslam’ın, ancak sınırlarındaki murabıtları ve Allah’tan yardım ve zafer uman mensuplarıyla güçlü ve ayakta durması mümkündür.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ فَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ مُخْلِفَ وَعْدِه۪ رُسُلَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍ “Hilelerinin cezası Allah katında (malum) iken, onlar tuzaklarını kurmuşlardı. Halbuki onların hileleriyle dağlar yerinden gidecek değildi! Sakın Allah’ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.” [İbrahim 46-47]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Zübeyde Ümmü Osman – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Raşta’dan 1447 / 2026 Yılı Mübarek İyd’ul Fıtr Vesilesiyle Tebrik Mesajı

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Raşta’dan
1447 / 2026 Yılı Mübarek İyd’ul Fıtr Vesilesiyle Tebrik Mesajı

Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun Âli’ne, ashabına ve onu dost edinenler üzerine olsun. Ve badu

İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan İslam ümmetine:

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ  “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız.” [Ali İmran 110]

Allah’a davet ederek sözün en güzelini söyleyen ve salih amel işleyen, saf ve muttaki olan —Allah’a karşı kimseyi temize çıkarmayız— dava taşıyıcılarına... Ki Allah bu sıfatlara sahip olanları şöyle övmüştür:

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ  “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?” [Fussilet 33]

Sayfamızı hak ve samimiyetle takip eden, taşıdığı hayra erişmeye çalışan kıymetli takipçilerine... Allah onları hayırla mükafatlandırsın.

Hepinizin mübarek İydü’l Fıtr’ını tebrik ediyorum... Allah, tuttuğunuz oruçları ve yaptığınız ibadetleri kabul etsin, size katından güzel bir ecir ihsan etsin. Şüphesiz Allah, büyük lütuf sahibidir.

Ey değerli kardeşlerim! Bu bayram, Müslümanların durumunun ne dostu sevindirdiği ne de düşmanı çatlattığı bir zamana denk gelmektedir! Zira zorba Trump ve beslemesi Netanyahu, 28 Şubat 2026’dan bu yana İran’a ve Lübnan’a karşı vahşi bir saldırı düzenlemektedir... Tıpkı Gazze ve tüm Filistin’de yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri gibi oralarda da yakıp yıkmakta, bombalamakta, katletmektedirler... Bu saldırganlık devam ederken Trump, saldırıya uğrayanların etrafındaki yöneticilerin bu saldırganlığa karşı herhangi bir etkili eylemde bulunmasını engellemeyi başarmıştır. Bu yöneticiler, olan biteni hareketsiz bir şekilde sadece izlemektedirler! Tarafsızmış gibi davransalar da aslında Trump’a ve Yahudilere daha yakındırlar!

İslam ülkelerindeki yöneticilerin kendi aralarındaki şiddet ve husumetleri giderek şiddetlenmekte, başta Amerika olmak üzere sömürgeci kafirlere olan sadakat ve dostlukları da giderek artmaktadır... Onlar, bu sadakatin kendilerini o eğreti ve çarpık koltuklarında tutacağını sanıyorlar! Oysa bu sadakatin, dünyada kendilerine bir zillet ve küçüklük, ahirette ise elem verici bir azap miras bırakacak büyük bir cürüm olduğunun farkında değiller.

سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ  “Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.” [Enam 124] Amerika’ya olan hizmetleri bittiğinde, Amerika’nın onları bir çekirdek gibi kenara fırlatacağını ya unutuyorlar ya da unutmuş gibi yapıyorlar... Eğer akletselerdi, geçmişte yandaşlarının başına neler geldiğini anlarlardı...

Bu yöneticilerin sömürgeci kâfirlere olan sadakati öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, İslam beldelerinden biri saldırıya uğradığında diğerleri onun yardımına koşmamakta, içlerinden en mutedili ve aklı başında olanı ise, sadece ölüleri ve yaralıları saymakla yetinmektedir! Oysa İslam Ümmeti’nin durumunda aslolan Ümmetin Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadiste buyurduğu gibi olmasıdır: Müslim’in (12/468) Numan b. Beşir’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى  “Birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamette ve birbirlerine atıfet göstermekte müminlerin misali, bir beden misalidir ki, ondan bir uzuv hastalandığında, bedenin sair azasını da uykusuzluk ve ateş sarar.” Fakat bu Ümmet; kendisini Allah’ın indirdikleriyle yönetecek, onunla Allah’ın düşmanlarına karşı cihat edecek, onu, ondan bir uzuv hastalandığında, bedenin sair azasını da uykusuzluk ve ateşin saracağı tek bir vücut haline getirecek olan Hilafetini kaybetmiştir.

Ey Müslümanlar! Şüphesiz izzetiniz, devletiniz olan Raşidi Hilafetin geri dönüşünde saklıdır. Halkına asla yalan söylemeyen bir lider olan Hizb-ut Tahrir, ihlasla ve samimiyetle kendisini İslami hayatı yeniden başlatmaya ve Raşidi Hilafet’i kurmaya adamıştır. O, gerçekten de halkına yalan söylemeyen bir liderdir; O, kokusu tertemiz olan ve bu temizliğe tahammül edemeyenlerin uzak durduğu bir partidir... Biz onun ve onunla birlikte çalışan tüm gençlerin böyle olduğunu düşünüyoruz; onların ciddi, çalışkan, ihlaslı olduklarını, Allah’ın izniyle dünyaya baktıklarından katbekat fazlasıyla ahirete baktıklarını, Allah’ın vaadini ve Rasûlü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini gerçekleştirmek için Allah’ın rahmetini umarak gecelerini gündüzlerine kattıklarını biliyoruz. Kuşkusuz bu, Allah’a hiç de zor değildir.

İşte ümmeti kurtaracak, izzetini geri verecek ve düşmanların ona saldırmadan önce bin kez düşünmesini sağlayacak olan şey budur. Bu da ancak Hilafetinin yeniden geri dönmesiyle ve yeryüzünün onun hayrı ve adaletiyle aydınlanmasıyla mümkündür. Hilafet, geçmişte Kayserlerin ve Kisraların kibrini nasıl yerle bir ettiyse, bugün de zorba Trump ve benzeri sömürgeci kâfirlerin kibrini yok edecektir.

Yahudi varlığına gelince; o, dikkate alınmayacak kadar değersizdir. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ Yahudiler hakkında söyle buyurmuştur:

لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ  “Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.” [Ali İmran 111] Yahudi varlığı, kendi başına ayakta duramaz, çünkü savaş ehli değildir, Aziz ve Kaviyy olan Allah’ın buyurduğu gibi ancak insanların ipi sayesinde ayakta kalabilmektedir:

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ  “Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuştur” [Ali İmran 112] Yahudiler, Allah’ın ipini kesip atmışlardır. Geriye yalnızca Amerika, Avrupa ve Müslüman ülkelerdeki hain ve ajan yöneticilerin ipi kalmıştır. Bu yöneticiler, Yahudilerin acımasız saldırganlığı karşısında parmaklarını bile kıpırdatmamaktadırlar... Eğer o ip olmasaydı, Yahudi varlığının işi çoktan biter ve tarihin tozlu sayfalarında yerini almış olurdu... Dolayısıyla asıl sorun, bugün İslam beldelerinde kurulu olan devletlerdir. Çünkü bu devletlerin yöneticileri, İslam’ın ve Müslümanların düşmanı olan sömürgeci kâfirleri dost edinmişlerdir... İşte Müslümanların musibeti, yöneticileridir; onlar, sömürgeci kâfirleri dost edinmektedirler. Allah Subhânehu ve Teâlâ’yı dost edinmek, O’nun hükümlerini ikame etmek, O’nun yolunda cihat etmek, Rasûlünü örnek almak, İslam ve Müslümanlar ile izzet bulmak, küfür ve kafirleri zelil kılmak yerine; sömürgeci kâfirlere dost edinmekte, onların emirlerine göre hareket edip yasaklarına göre durmaktadırlar.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ  “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

Son olarak ey kardeşlerim; tekrar bayramınızı tebrik ediyor, Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan, bu mübarek ayın oruç ve kıyamını Allah Subhânehu ve Teâlâ ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i razı edecek şekilde eda etmiş olmanızı diliyorum... Ayrıca Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan bu bayramın İslam ve Müslümanlar için hayırlara, bereketlere ve izzete vesile olmasını niyaz ediyorum.

وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ  “Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

Ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

H. 1 Şevval 1447
M. 19 Mart 2026

Kardeşiniz
Ata bin Halil Ebu El-Raşta
Hizb-ut Tahrir Emiri

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER