Çarşamba, 03 Muharrem 1448 | 2026/06/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 03/03/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 03/03/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Sayın Mahmut Kar, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

- ABD - İran Savaşı
- 3 Mart 1924'ün Üzerinden 102 Yıl Geçti

H. 14 Ramazan 1447 - M. 3 Mart 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

Devamını oku...

İran'a Karşı Ortak Amerikan-Yahudi Saldırısı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İran'a Karşı Ortak Amerikan-Yahudi Saldırısı

ABD Başkanı Trump, Truth Social platformunda yayınladığı bir videoda, Ortadoğu'daki güçlerinin İran'da büyük çaplı askeri operasyonlar başlattığını açıkladı.Bu saldırının gerekçelerini sıralamış ve bunun İran'dan kaynaklanan yakın tehditleri, onun Amerika'ya, dışarıdaki kuvvetlerine ve dünyadaki müttefiklerine yönelik doğrudan tehditlerini ve  Amerika'ya ölüm sloganları atmak, 1979'da Tahran'daki Amerikan büyükelçiliğinde yaşanan rehine krizi, 1983'te Beyrut'taki Deniz Piyadeleri karargahının bombalanması ve 2000'de Aden limanında USS Cole gemisine yapılan saldırı gibi 47 ​​yıl boyunca Amerika'ya karşı yaptığı eylemleri ortadan kaldırmak yoluyla Amerikan halkını savunmak için olduğunu söylemiştir. Hedefinin İran'ın nükleer silah elde etmesini ve Avrupa'yı ve belki de Amerikan topraklarını tehdit eden uzun menzilli füzeler geliştirmesini engellemek olduğunu belirterek, İran halkına iktidarı ele geçirme çağrısında bulunmuştur.

Yahudi varlığının başbakanı Netanyahu da ortak saldırıyı ilan ederek, hedefin İran'ın nükleer silah üretmesini engellemek ve rejimini devirmek olduğunu açıklamıştır.

İran, bu saldırganlığa karşılık olarak Yahudi varlığına füze saldırıları düzenlemeye ve Körfez ülkelerindeki Amerikan hedeflerine füzeler fırlatmaya başlamıştır.

Geçtiğimiz ay Amerika ve İran arasında üç tur görüşme yapılmış olup bunların sonuncusu 26/02/2026'da gerçekleşmiş ve iki taraf arasında ilerlemenin kaydedildiği ve bir tur daha görüşme yapılacağı yönündeki açıklamalar dışında herhangi bir anlaşmaya varılamamıştı. Nitekim bu açıklamaların yanıltmak ve bu saldırıyı başlatmak amacıyla yapıldığı ortaya çıkmaktadır. Amerika geçen yıl da aynı şeyi yapmıştı; zira İran'ı yanıltarak Yahudi varlığına 13-24/6/2025 tarihleri arasında İran'a saldırı düzenleme talimatı vermiş ve bu da Amerika'nın İran'ın nükleer reaktörlerine saldırmasıyla sonuçlanmıştı.

Amerika'nın bir aydır bölgedeki kuvvetlerini seferber ettiği ve saldırıya hazır olduğunu açıkladığı bilinmektedir; zira Amerika, müzakerelerde hedeflerine ulaşamazsa, yani İran nükleer programından, %60 oranında zenginleştirilmiş uranyumdan yaklaşık 400 kg uranyumu teslim etmekten ve 3.000 km menzilli füzeler geliştirme programını durdurmaktan vazgeçmezse saldırıya geçecekti.

Ancak son müzakere turunun üzerinden bir gün bile geçmeden bu saldırı duyurulmuş ve ilk olarak Tahran'daki cumhurbaşkanlığı konutu hedef alınmıştır; bu da saldırının rejimi devirmeyi veya liderlerini öldürmeyi ve onların yerlerine başkalarını geçirmeyi hedeflediğini teyit etmektedir. Nitekim İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın iyi olduğunu duyurması da bunu doğrulamaktadır.

Haçlı Amerika ve bölgedeki suç üssü olan Yahudi varlığının bu saldırıyı gerçekleştirmeleri, gelecekte kendi nüfuzlarını tehdit edebilecek herhangi bir gücün ortaya çıkmasını önlemek için Ortadoğu bölgesindeki kontrollerini sıkılaştırma hedefleri doğrultusunda gerçekleşmiştir.Aynı şekilde Netanyahu'nun da açıkladığı gibi Yahudilerin “Büyük İsrail”i kurmak için bölgeyi kontrol etme hedefleri de vardır.

Bu saldırganlık sadece İran için değil, Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan ve bölgedeki tüm ülkeler, özellikle de gelecekte Amerikan nüfuzunu ve Yahudi varlığını tehdit etme potansiyeline sahip ülkeler için de bir tehdit oluşturmaktadır.

5/12/2025 tarihli en son ABD'nin strateji müzekkeresi, Orta Doğu'nun ABD için öneminden ve “yarım asırdır ABD politikasının ön saflarında yer aldığından” bahsetmektedir; bunun hedefi ise, “bölgeyi, petrol ve gazın yanı sıra nükleer enerji, yapay zeka ve savunma teknolojisi gibi sektörlerde uluslararası yatırımların kaynağı ve hedefi haline getirmek ve tedarik zincirlerini güvence altına almak”tır.Müzekkerenin hedeflerinden biri de “bölgedeki aşırıcılıkla mücadele etmektir”; bu da İslam'a ve Müslümanların sömürgeci Batı'nın fikri, askeri, siyasi ve ekonomik tüm biçimlerinden kurtulma çabalarına ve Nübüvvet Minhacı üzere Hilafetin temsil ettiği İslami yönetimi kurmak için çalışmaya karşı savaş açmak içindir.Ayrıca “Amerika'nın İbrahim Anlaşmalarını genişletme konusunda da açık bir çıkarı vardır”; bu da bölgedeki tüm ülkelerin Filistin'i gasp eden Yahudi varlığını tanımalarını ve onunla ilişkilerini normalleştirmelerini sağlamak içindir. Zira Mısır, Ürdün, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas gibi birçok ülke onunla ilişkileri normalleştirmiştir.Çünkü Yahudi varlığına odaklanmak, Amerikan politikasında en öncelikli konudur ki böylece Filistin’i Müslümanların elinden çekip alabilsin ve bölgede ümmetin herhangi bir hareketi karşısında kullanabileceği istikrarlı bir üs kurulabilsin.

İran rejiminin sorumluları, olaylara bu açıdan bakmadılar; zira onların bakış açıları dar ve sınırlıydı; bu yüzden ümmetin çıkarlarını pahasına rejimlerini ve bölgedeki nüfuzlarını güçlendirmeye odaklanmışlardır; bu nedenle bazı liderlerinin de itiraf ettiği gibi, Amerika'nın yörüngesinde hareket ettiler ve Afganistan ve Irak'ta Amerika'ya yardım ettiler. Ayrıca Suriye'de de Amerika'ya yardım ettiler ve Amerikan ajanı Beşar Esad rejimini, Suriye halkını aldatmak, devrimin Şam'da İslam yönetimini yeniden kurma hedeflerine düşük yaptırmak ve Yahudi varlığına teslim olmak için Ahmed Şara gibi bir alternatif gelene kadar muhafaza ettiler.Nitekim Amerika bir alternatif bulmuş ve artık İran'a ihtiyacı kalmamıştır; dahası İran'ı bir uydu devleti değil, tabi devlet haline getirmek istediğini ortaya koymuş ve bu yüzden de İran rejimini devirmeyi hedeflediğini açıklamıştır.

Büyük Şeytan olarak nitelendirdikleri Amerika ile işbirliği yaparak, bu Şeytan'ın dahili ve bölgesel hedeflerini sonsuza kadar gerçekleştirmelerine izin vereceği yanılgısına düştürler. Eğer bu bölgelerde Amerika'ya yardım etmemiş olsalardı, Amerika buralarda nüfuzunu güçlendiremez, dolayısıyla bölgeyi kontrol edemezdi. Şimdi ise sıra onlara gelmiştir.

Amerika, Yahudi varlığı ve tüm Batı ülkeleri, karşılaştıkları her türlü tehdidi ortadan kaldırarak bölgeyi sonsuza kadar kontrol altında tutmayı hedeflemektedirler.Dahası onlar, İslam'ı ortadan kaldırmayı hedeflemektedirler.1924 yılında İslam'ın devletini yıktıktan ve topraklarını işgal ederek kendilerine bağlı rejimler olarak yaklaşık 57 parçaya böldükten sonra, bu rejimler, onların emirlerini uyguladılar, İslam'a aykırı anayasalarına dayandılar ve onların İslam'ın iktidara dönüşüne karşı savaşan, İslam'ın fikirleriyle mücadele eden ve Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmaya çalışan politikalarını uyguladılar.

Bizler, İran'ın rejiminin yozlaşmış olmasına rağmen onun bizim ülkelerimizden biri olduğu için İran’ın başına gelenden dolayı sevinmiyoruz ve ona yönelik yapılan saldırganlığa da karşıyız; çünkü bu saldırganlık tüm ümmete karşı bir saldırganlıktır; tıpkı Amerika'nın Afganistan ve Irak'a karşı saldırganlığının tüm ümmete karşı bir saldırganlık olması gibi.Ancak bizler, Müslümanların başındaki tüm yöneticileri aynı akıbet konusunda uyarıyoruz.Belki de bir sonraki hedef, özellikle Afganistan'da Amerika'nın istediği şeyleri uygulayan ve bu vahşi düşmandan ve onun ülkelerini vurmakla tehdit eden vahşi kolu Yahudi varlığından kurtulacaklarını zanneden Pakistan olacaktır.

Bu yöneticiler bir ders almadıkları gibi akıllarını başlarına alıp Amerika, Batı ve Yahudilere olan dostluklarından vazgeçmemektedirler; bu yüzden ümmetin kıskanç evlatları için geriye kalan tek seçenek, kardeşleriyle birlikte çalışarak bu yöneticileri ve rejimlerini devirmek ve onların kafir efendilerini bölgeden silip süpürmektir. Zira İslam ümmetinin evlatlarının kardeşleri, Kerim Peygamberleri Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği gibi Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurmak için çalışmaktadırlar; çünkü ümmeti kalkındırmak, onu birleştirmek, onu her bir bölgeden saldırmaya devam eden düşmanlarından kurtarmak ve onu dünyanın birinci devleti haline getirerek hayrı dünyanın dört bir tarafına yaymak için tek yol Hilafettir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur

Devamını oku...

Ramazan Serisi - İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları | Birinci Bölüm | Daru’l Erkam: Devlet Kurulmadan Önce Bir Ümmet Nasıl İnşa Edilir?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ramazan Serisi - İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları

Birinci Bölüm

Daru’l Erkam: Devlet Kurulmadan Önce Bir Ümmet Nasıl İnşa Edilir?

Daru'l Erkam (Erkam'ın evi), Mekke'deki bir sokakta bulunan küçük bir evden ibaret olmadığı gibi siret sezonlarında ziyaret edip sonra savuşup gittiğimiz yüzeysel bir ayrıntı da değildir. Aksine Daru'l Erkam, bir inşa merkezi, derin bir hazırlık merhalesi ve tarihin çehresini değiştiren bir nesli şekillendiren gerçek bir laboratuvardı. Dolayısıyla Daru'l Erkam'ın rolünü iyi anlayan kimse, büyük dönüşümlerin nasıl başladığını ve günümüz gerçekliğinde birçok girişimlerin neden tökezlediğini de iyi anlayacaktır.

Mekke'de güç dengesi tamamen bozulmuştu.Kureyş para, kabile, silah ve itibara sahipti. Müslümanlar ise siyasi korumaya sahip olmayan ve işkence ve zulüm gören mazlum bir azınlıktı. Böyle bir gerçeklikte, uzlaşmalar, tavizler veya mevcut yapının içinde tedrici-aşamalı entegrasyon gibi hızlı çözümler dayatılabilirdi. Ama olanlar tamamen farklıydı. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kavmini hoşnut etmeye veya gerçekliğe boyun eğmeye başvurmamış ve merhalelerinin ötesine atlamamıştır; aksine dakik bir plana bağlı kalmıştır ki o da; daveti taşıyan adamların yanı sıra kılıç taşımadan önce fikri taşıyacak devlet adamları inşa etmek ve devletin omuzlarında kurulacağı bir cemaat inşa etmekti.

Daru'l Erkam'ın seçilmesi, gelişigüzel olmamıştır. Zira Erkam ibn Ebu Erkam Radıyallahu Anh genç biriydi ve evi de şüphe uyandırmıyordu; zira Beni Haşim ile husumet içinde olan Beni Mahzum kabilesine mensuptu ve bu da oranın takip edilmesi olasılığını azaltıyordu. Bu seçim, derin bir bilinci ortaya koymaktadır. Zira ilk merhalede davet, sadece ruhani bir vaazdan ibaret olmamış, aksine adımlar hesap edilerek atılmış düzenli bir çalışma olmuştur.

O evde eğitim, sadece sırf ahlaki bir eğitim olmadığı gibi gerçeklikten kaçıp ruhani bir uzlete çekilmek de değildi. Bilakis ideolojiyi pekiştiren ve beşeri otoritenin tamamından tam bir kurtuluş olarak akideyi düşüncenin temeli yapan akidevi bir oluşum olduğu gibi, cahiliye ile olan çatışmanın doğasını tanımlayan ve İslam'ın sadece mevcut sisteme eklemlenen bir ritüel değil, aksine temelde farklı bir proje olduğunu ortaya koyan siyasi bir oluşumdu. Bu merhalede nazil olan Kur'an, fikirleri inşa ediyor ve bu fikirleri mefhumlar olarak formüle ediyor ve bunları ölçülere ve kanaatlere dönüştürüyordu: İnsan kim? Ubudiyetin anlamı nedir? Yasa koyma yetkisi kime aittir? Adalet nedir? Dolayısıyla o evde, sadece bireysel tavsiyeler değil, yeni bir yaşam tarzı için gerçek bir fikir ve hayata yönelik tam bir vizyon formüle ediliyordu.

Daru'l Erkam'dan mezun olan bu nesil, Ebu Talib'in vadisinde sabreden, Medine'ye hicret eden, Bedir'de kılıç kuşanan ve Medine'de devleti yöneten aynı nesildir. Bu, zayıflıktan yönetime ani bir geçiş şeklinde olmamıştır, aksine uzun bir hazırlığın sonucunda olmuştur. Bu nedenle eziyetin şiddetine rağmen Mekke'de savaşmaya izin verilmemiştir; çünkü düzenli siyasi bir varlık olmadan savaşmak, semeresiz kan dökülmesi anlamına gelecekti. İşte o zaman kan heder olacak ve güç dengesi de değişmeyecekti. Bu yüzden öncelikle net bir fikre bağlı bilinçli bir cemaat oluşturmak, ardından bu projeyi kabul edecek ve koruyacak bir toprak aramak gerekiyordu; tıpkı İkinci Akabe biatında olduğu gibi.

Gerçekliğimize dönersek, acı verici bir paradoksun olduğunu göreceğiz. Zira bazıları gençleri, net bir vizyon veya birleştirici bir proje olmaksızın kontrolsüz bir patlamaya doğru itmektedir; bu da öfkeyi, hızla sona eren veya sahiplerine karşı istismar edilen izole bir eyleme dönüştürmektedir. Bazıları da kamu işleri veya yönetim ve adalet meselelerine hiç önem vermeden İslam'ı, izole olmuş bireysel bir dine ve namaza, oruca ve kişisel ahlaka indirgemektedirler.

Daru'l Erkam açıkça şunu söylüyor: İnşa olmadan değişim olmaz. Yönü belirleyecek egemen bir akide olmadan da inşa olmaz. İnsanların hayatını düzenleyen bir proje içermediği sürece de hiçbir egemen akide hayatta kalmaya devem edemez. Değişim, cahiliyeyi süslemeye çalışarak ona entegre olmak olmadığı gibi bir anda alevlenip sonra da sönüp giden duygusal bir devrim de değildir. Bilakis bu, fikir ve mefhumları düzeltmekle ve vahye dayalı siyasi bir bilinç inşa etmekle başlayıp, projesine inanan, çatışmanın doğasını idrak eden ve sloganlara aldanmayan bir kitle oluşturmakla devam eden uzun soluklu bir çalışmadır.

Siyasi parçalanma, ekonomik bağımlılık ve iç çatışmalar gibi bugünkü krizlerimize baktığımızda, bunların çoğunun, çağdaş bilincimizde Daru'l Erkam'ın merhalesinin yokluğundan kaynaklandığını görürüz. Dolayısıyla hızlı sonuçlar isteriz, iktidar hakkında araştırma yaparız ve değişimin, hamasi söylemler veya geçici ittifaklarla satın alınabileceğini sanırız. Ancak sünnetler değişmez. Zira Medine'de devleti taşıyan nesil, Mekke'deki ışıklarından uzak küçük bir evde, vahiy alarak ve nefsini bu temele göre yeniden şekillendirerek oluşmuştur.

İşte Ramazan bu anlamı yeniden canlandırıyor. Zira bu ay, içsel inşanın olduğu, önceliklerin yeniden düzenlendiği ve ruhun saf bir akideyle beslendiği bir aydır. Ancak aynı zamanda bu ayın, değişim hakkındaki mefhumumuzu gözden geçirdiğimiz bir bilinç ayı da olması gerekir. İşlevsiz sistemler içinde yamalı çözümler mi arayacağız? Yoksa fikir ve insandan başlayan gerçek bir yeniden yapılanma üzerinde mi düşüneceğiz?

Daru'l Erkam gerçeklikten bir kaçış değildi, aksine onunla yüzleşmek için bir hazırlıktı. Yani çatışmadan bir kaçış değil, çatışmayı derinlemesine anlamaktı. Bunu idrak eden kimse, kalkınmanın öfke anında değil, aksine ilk başta birçok kişinin ilgi duymayacağı ancak bir gelecek inşa edecek sakin ve derin bir tesis etme merhalesinde doğduğunu anlayacaktır.

Böylece Mekke'deki küçük bir ev ile daha sonra değişen dünya arasında şu kaide tecelli etmiştir: Fikirler adamların göğüslerinde inşa edildiğinde, devletlere dönüşür, tarihin haritasını yeniden çizer ve insanların hayatında bir devlet ortaya çıkarır; Allah'tan, bize, bizim ellerimizle Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti bahşetmesini diliyoruz.

Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti Medya Bürosu

DİĞER BÖLÜMLER
SONRAKİ BÖLÜM >>
Devamını oku...

“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur.” [Al-i İmran 28]

Haber-Yorum

لَّا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ

“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur.” [Al-i İmran 28]

Haber:

İran'ın Hormozgan eyaletindeki Minab şehrinin savcısı, Amerikan-Yahudi güçlerinin düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısının 148'e, yaralıların sayısının ise 95'e yükseldiğini açıkladı.

İran haber ajansı Tesnim, Hormozgan eyaletinin vali yardımcısının, İran'ın güneybatısındaki Minab şehrinde bulunan bir kız ilkokuluna saldırı düzenlendiğini ve Hormozgan eyaletinin, birçok İran deniz üssüne ev sahipliği yaptığını söylediğini bildirdi.Olay, Körfez Kıyısı yakınlarındaki Minab bölgesinde meydana geldi. Raporlara göre, saldırı sırasında okulda yaklaşık 170 öğrenci bulunuyordu. (RT, 01/03/2026)

Yorum:

İran, Afganistan, Irak ve Suriye'deki savaşlarında ABD'ye yardım etmesine ve ABD'nin yörüngesinde dönen bir ülke olmasına rağmen ABD’nin, İran'ın üslerinin bulunduğu bir eyaletteki ilkokulda onlarca kız öğrencinin ölümüne neden olan bir saldırı düzenlemesi, Amerika'nın sadece kendi çıkarlarını önemseyen ve sömürgeci hırslarını ve çıkarlarını gerçekleştiren, çizen ve planlayanların ve kendi bayrağı altından yürüyenlerin ve emirlerine itaat edenlerin dışında dostu olmayan bir ülke olduğunu ortaya koymaktadır.

Amerika, İran ile ilişkilerinde, kendi yörüngesinde dönen bir ülke olmaktan çıkarıp onu bir ajan devlet haline getirmeye çalıştı ancak, Fordo, Natanz ve İsfahan'daki nükleer tesislerini hedef alan saldırılara rağmen bunu başaramamıştır.Bakın işte Amerika yine aynı formülü uygulayarak kız öğrencilerin okulunu, hatta ondan önce İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'i vurarak, kendisine karşı çıkan ve isteklerine uymayan herkesi tereddüt etmeden bir kenara atacağını ve hiçbir pişmanlık duymadan onlardan vazgeçeceğini teyit etmektedir.

İnsan haklarını savunduğunu iddia eden ve özgürlük sloganları atan bu ülke, masumların kanını mubah kılmakta, çocukları ve kadınları öldürmekte, onları gözetmemekte ve masum siviller ile askeri savaşçılar arasında hiçbir ayrım yapmamaktadır.

Kız öğrenciler şehit oldular; çünkü onların tek suçları, yöneticilerinin ülkeyi Amerika'nın abasına büründürdüğü bir ülkede yaşamaktı; bu yüzden ülke, nerede olursa olsun Amerika'nın yörüngesinde dönmektedir; oysa onlar, Allah’ın bize dost edinmemizi ve üzerimizde otorite vermemizi nehyettiği kâfirlerdir. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُواْ لِلّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُّبِينًاEy iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah'a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” [Nisa 144]

Amerika, Yahudi varlığı ve genel olarak Batı, Müslümanlara eziyet etmek, onları öldürmek ve yok etmek için bir araya gelmiş tek bir millettir.Bu yüzden İslam'ı ve Müslümanları ortadan kaldırmak, dünyayı yozlaşmış kapitalist medeniyetlerinin emirlerine göre kontrol etmek ve yönetmek için çok çalışıyorlar; oysa bu medeniyet her gün daha da açığa çıkmaktadır; zira onun kusurları ve kokuşmuşluğunun yanı sıra en son olarak da Epstein skandalı ortaya çıkmıştır

Amerika ve Batılı müttefiklerinin liderlik ettiği savaş, kendi hegemonyalarını dayatmaya, İslam'a ve Müslümanlara boyun eğdirip onları aşağılamaya çatıştıkları bir medeniyet savaşıdır.Bu yüzden bu dini kıskanan herkesin, İslam ümmetinin, onları bir araya getiren, birleştiren ve bu savaşa liderlik eden bir devlet olması için çalışması gerekir; böylece küfür ehlinin İslam’a zarar vermesi zorlaşacak ve saldırmadan önce binlerce kez hesap yapacaklardır. Tarih, insanlığın bildiği en büyük ve en asil bir devlet olmasının yanı sıra insanlar arasında hayrı, merhameti ve barış yayan ve Müslümanların gölgesinde izzet ve onura tanık olduğu devletlerinin altındaki Müslümanların şanları, kahramanlıkları ve zaferleriyle doludur.كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْراً لَّهُم مِّنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkeri nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız. Eğer Ehli Kitap’da (Yahudiler ve Hıristiyanlar) iman etseydi kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler vardır, fakat çoğu fasıktır.” [Al-i İmran 110] 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Zinet es-Sâmit

Devamını oku...

Onun Yok Olacağı Kesin; Ancak Rejimlerle Değil Ümmetle Yapılan Bir Savaşta

Haber-Yorum

Onun Yok Olacağı Kesin; Ancak Rejimlerle Değil Ümmetle Yapılan Bir Savaşta

Haber:

El Cezire kanalı, Yahudi varlığının Savaş Bakanı'nın şu açıklamalarını aktardı: Varlığını yok etmekle tehdit edenlere dokunulmazlık yoktur ve varlığı, bekasını tehdit edenlerin varlığını izin vermeyecektir.

Yorum:

Bu buluntu sapığın açıklamasından, İran rejiminden ya da iki gün önce kendi varlığındaki baş suçlunun aşırı Şii ekseni olarak adlandırdığı şeyden veya aşırı Sünni ekseni olarak adlandırdığı şeyden bahsettiği anlaşılıyor; ancak o ve onun gibilerin söylemek istemediği gerçek şu ki; onun varlığını tehdit eden ve onu tamamen yok etmek isteyen, dahası bölgedeki tüm Batı varlığını ortadan kaldırmak isteyen varlık, mevcut herhangi bir rejimin başını çektiği bir eksen ya da rejimlerin araçlarından bir araç değildir, aksine Doğu Asya'dan Batı Afrika'ya kadar uzanan Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetidir.

İslam ümmetini tehdit eden bu buluntu adam, Amerika ve Batı'nın onun ipini kesmesi veya Müslüman ülkelerdeki mevcut rejimlerden oluşan ve onu koruyan demir kubbenin çökmesi halinde, kendi varlığının bir saat bile ayakta kalamayacağını göz ardı ediyor.

Sapkınlar ve onların arkasındaki Amerika, bugün yürüttükleri şeyin savaş olduğuna dair kendilerini kandırıyorlar veya kandırmak istiyorlar; ama gerçekte bu, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmeti tarafından hepsine karşı açılacak gerçek savaşı geciktirmek için yaptıkları girişimlerden başka bir şey değildir; zira ümmetin bu savaşında Gazze'yi tekellerine alamayacaklar, Lübnan ve Suriye'de istedikleri gibi gezip dolaşamayacaklar, varlıkları İran'ın askeri gücüne saldırmak için kendilerine uygun zamanı seçemeyecek, savaşın zamanı, doğası ve alanı Yahudi varlığı veya Amerika tarafından seçilemeyecek, aksine tüm bunları kendisine yardım ve iktidar vaat edilen ümmet belirleyecektir. Ayrıca bu savaşın başında, tek endişesi iktidarda kalmak, misyonu sömürgeciye hizmet etmek ve görevi de Yahudi varlığını korumak olan yöneticiler olmayacak, aksine bu savaşın başında, Allah'ı razı etmek ve dünyanın ve ahiretin izzetini kazanmak için en değerli şeylerini feda edecek liderler olacaktır. Bu ise Allah’ın izniyle çok yakındır. فَعَسَى اللَّهُ أَن يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَىٰ مَا أَسَرُّوا فِي أَنفُسِهِمْ نَادِمِينَUmulur ki Allah müminlere katından bir fetih veya bir emir getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.” [Maide 52]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Hamad el-Vadi – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Yahudi Varlığı ve Amerika'nın İran'a Karşı Savaşı

Haber-Yorum

Yahudi Varlığı ve Amerika'nın İran'a Karşı Savaşı

Haber:

Tüm haber ajansları Cumartesi sabahı, İranlı liderleri hedef alan Amerikan saldırıları ve ABD Başkanı Trump'ın İran'ın Dini Lideri'nin öldürüldüğünü doğrulaması hakkında haberler yayınladı. (28/2/2026)

Yorum:

Müslümanlar, Yahudi varlığı ve Amerika'nın İran'a savaş ilan ettiği haberini büyük bir üzüntüyle karşıladılar; zira İran, Amerika ve Yahudi varlığının niyetlerine ikinci kez inanmış ve Amerikan askeri yığınağı tamamlanana ve Yahudi varlığı 2025 Haziran savaşında tükenen hava savunma stoklarını yenileyene kadar onlarla müzakereye devam edip tavizler vermiştir; nitekim bu gerçekleştiğinde aynı formülü tekrarladılar ve İran'a savaş açtılar.

Amerika ve Yahudi varlığının Ürdün, Suriye, Irak ve Körfez ülkelerindeki İslam beldelerini İran'a saldırmak için kullandığı ve bunun onlar için büyük bir nokta olduğu doğru olduğu gibi İslam beldelerindeki mevcut rejimlerin bir şekilde Amerika ve Batı'ya tabi olduğu ve onların taleplerini reddetmediği de doğrudur; zira birkaç hafta önce Trump onları, Yahudi varlığını güvence altına almak için onunla işbirliği yapmaya ve İran'ı caydırmaya çağırmış ve öyle de olmuştur.

Tüm bunlar doğrudur; ancak Müslümanlar için üzücü olan şey, bir zamanlar büyük bir devletmiş gibi göklere çıkartılan İran'ın gücünün, savaş sayesinde bundan çok daha az olduğunun ortaya çıkmasıdır.İran'ın gücü, 2003 yılından bu yana Irak'ın işgalinde ve aynı şekilde Amerikan'ın Afganistan'ı işgalinde ABD'ye sağladığı yardımda açıkça görülmüş olup bu bir sır değildir; aksine bunun haberi tüm dünyada yayılmıştır.Nitekim İran'ın eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad birkaç gün önce bir açıklama yapmış ve şöyle demiştir: Amerika bize Saddam Hüseyin'in kaderinden tattırdı. Ancak bu yöneticiler hala bir ders çıkarmıyorlar; zira Amerika'ya güvendiler ve Irak, Afganistan ve Suriye'de ona hizmet ettiler.

Bugün Amerika'da iktidara Başkan Trump'ın yönetimi geldi ve tüm bunları değiştirmek istiyor.Zira ABD Suriye'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG)'ninrolünü sona erdirmeye karar verdiğinde birkaç hafta önce ABD'nin Suriye temsilcisi Tom Barrack, SDG'nin rolünün sona erdiğini ve ABD'nin artık bu rolü Şam'daki Ahmed Şara'ya vermek istediğini söylemiştir; dolayısıyla durum, üstlendiği rolü sona eren ve ABD'nin kendisinden nükleer program, füze ve vekiller olmadan yeni vizyona uyum sağlamasını istediği İran'da da çok farklı değildir; ancak İran buna bu kadar çabuk uyum sağlayamamış, dolayısıyla savaş çıkmıştır...

O halde bu yöneticiler ibret alsınlar ve Amerika ile Yahudi varlığının düşman olduğunu açıkça ilan etsinler, onları vurmaya başlasınlar ve onların üslerini, Müslümanların beldelerinden, Müslümanların eylemlerle örtüşmediğinden dolayı dinlemekten bıktığı boş sözlerle değil, savaş ve eylemle çıkarsınlar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Et-Temimi

Devamını oku...

Tunus Vilayeti: "Ramazan, Kuran'ın Ayıdır ve Kuran Bir Yaşam Tarzıdır"

  • Kategori Tunus
  •   |  

Tunus Vilayeti:

"Ramazan, Kuran'ın Ayıdır ve Kuran Bir Yaşam Tarzıdır"

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti, Hammamet'te "Ramazan, Kuran'ın Ayıdır ve Kuran Bir Yaşam Tarzıdır" başlığı altında halka hitabet etti.

Cuma, 3 Ramazan 1447 H - 20 Şubat 2026 M

İlgili Linkler:

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Resmi Websitesi
Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Tahrir Dergisi Resmi Sitesi
Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Tahrir Dergisi Facebook Sayfası

Devamını oku...

Mısır Borç Kıskacında, Ümmet Sömürülürken Egemenlik Gasp Edilmekte

Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (IIF) Mısır’ın toplam borcunun yılın son çeyreği itibarıyla 316,5 milyar dolara ulaştığını; bir önceki çeyrekteki 302,5 milyar dolardan yalnızca üç ay içinde yaklaşık %5 artış gösterdiğini açıklaması, sıradan bir ekonomik veri değildir. Aksine bu veri, giderek boğulan ve nefessiz kalan bir ekonomik gidişatın tehlikeli bir göstergesidir. Borçluluk oranındaki bu hızlı sıçrama ve bunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, devletin finansmanında borçlanmanın kalıcı bir temel direk haline geldiğini ve bağımlılığın boyutunu ortaya koymaktadır.

Mısır’da borç artık soğuk raporlarda tartışılan mali bir rakam olmaktan çıkmış; halkın boynunda sallanan bir kılıca, ülkenin servetlerini yağmalamanın ve siyasi iradesini boyunduruk altına almanın doğrudan bir aracına dönüşmüştür. Borcun üç ayda 316,5 milyar dolara fırlaması, ekonominin ıslah değil çöküş yolunda, kalkınma değil bağımlılık rotasında ilerlediğinin sarsılmaz bir kanıtıdır.

Bu rakamlar öyle rejimin iddia ettiği gibi “geçici zorluklar” değildir, aksine temeli faizli borçlanmaya dayanan, ülkeyi küresel kapitalist nizamın çarklarına bağlayan yozlaşmış bir ekonomik modelin gerçekliğidir. Bu modelde devlet, insanların işlerini güden bir çoban olmaktan çıkıp, uluslararası alacaklılar lehine çalışan bir vergi tahsildarına ve borç aracısına dönüşmüştür. Borç; üretken bir ekonomi inşa etmek, gerçek sanayi kurmak için değil; kronik açıkları kapatmak, gösterişli projeleri finanse etmek ve serveti yönetemeyen bir sistemin gediklerini yamamak için kullanılmaktadır.

Genel bütçe artık borç servisinin (faiz ödemelerinin) esiri olmuştur. Her yıl milyarlarca dolar faiz ödemesine gitmekte; bu yük zenginlerden önce fakirlerin omzuna bindirilmektedir. Fiyat artışları, yeni vergi kalemleri ve temel harcamalardaki kısıntılar; halkın iradesi dışında alınmış kararların faturası doğrudan halka ödetilmektedir. İnsanlar, kararına ortak olmadıkları tercihlerin bedelini ödemeye zorlanırken, bu politikalar mecburiyet veya reform ambalajıyla halka sunulmaktadır. Oysa hakikatte bunlar, alacaklıların dayattığı teslimiyet şartlarıdır.

Sömürgeci uluslararası nizamda dış borç, mali bir yükümlülükten ziyade siyasi bir prangadır. Alınan her yeni kredi; yeni şartlar, iç işlerine daha fazla müdahale ve egemenlikten daha fazla taviz demektir. “Ekonomik Reform” denilen şey, ekonominin ümmetin maslahatına değil, sömürgeci mali kuruluşların çıkarına göre yeniden dizayn edilmesidir. Yerel borçlanma ise bankacılık sistemini hükümetin finansman aracına dönüştürmüş; böylece özel sektör boğulmuş, sanayi gerilemiş ve kalkınma ufku kararmıştır.

Borcun gayrisafi yurt içi hasılanın dörtte üçüne yaklaşması bir güven tablosu değil, bir tehlike çanıdır. Bu durum, herhangi bir dış şokun (küresel faiz oranlarının artması, döviz kıtlığı, gıda ve enerji fiyatlarındaki dalgalanma) yeni enflasyon dalgalarını tetiklemeye, paranın değerini düşürmeye ve yoksulluğu derinleştirmeye yeteceği anlamına gelir. O zaman bu sarmalın tek çözümü olarak yine daha fazla borçlanma gerçekleşecek, böylece ekonomi, krizleri çözmek yerine krizleri biriktiren kısır bir riba döngüsüne girecektir.

Asıl sorun, kısmî yönetim hataları değildir; aksine parayı ihtiyaçların değişimini kolaylaştıran bir araç değil de para üreten bir meta haline getiren faize dayalı bir ekonomik sistemin benimsenmesidir. Bu sistem doğası gereği serveti halklardan emmekte, onu bir azınlığın elinde toplamakta ve zayıf devletleri bağımlı pazarlara ve daimî ödeme kaynaklarına dönüştürmektedir. Mısır bu çerçeveye mahkûm kaldığı sürece, “iyileşme veya toparlanma” adına söylenen her söz, rakamların kısa sürede yalanlayacağı bir medya illüzyonundan ibaret kalacaktır.

Bu gidişatın devam etmesi; daha ağır krizlerin yaşanacağı, halkın üzerindeki baskının artacağı, daha fazla kamu varlığının satılacağı, geri kalan tesislerin özelleştirileceği ve belki de krizleri daha da derinleştiren şartlarla borçların zorunlu olarak yeniden yapılandırılacağı bir sürecin habercisi olacaktır. Tüm bunlar halka kaçınılmaz bir kader olarak sunulsa da aslında yozlaşmış bir ekonomik sisteme rehin olmanın doğrudan bir sonucudur.

Ey Mısır Kinane halkı! Bilin ki yaşadığınız bu pahalılık ve darlık tesadüfi bir olay değildir. Aksine borç, riba ve mülkiyet hürriyeti üzerine kurulu sistemin acı meyvesidir. Parçalanmış rakamların diline ve ertelenmiş iyileşme vaatlerine aldanmayın. Yaşamsal onurunuzu geri kazanmak; sorunun ayrıntılarda değil temelde olduğunu, kurtuluşun fasit bir nizamı yamamakla değil onu kökünden değiştirmekle, sizi soymayan ve işlerinizi güden bir ekonomi kurmakla mümkün olduğunu idrak etmekle başlar.

Ey Kinane askerleri! Siz bu ümmetin gücü ve kalkanı, bu halkın eti ve kemiğisiniz. Onların yandığı ateşle yanıyor, onların çektiği acıyı çekiyorsunuz. Orduların gücü silah sayısıyla veya mühimmat yığmakla değil; akidesinin gücüyle, Ümmetinden yana ne kadar tavır aldığıyla, onun derdini ne kadar taşıdığıyla ve kendisine dayatılmak istenen projenin ne kadar farkında olduğuyla ölçülür. Borçlara ipotek edilmiş bir ekonomiyi koruyan ve bağımlılığa yol açan bir gidişata bekçilik eden bir ordu, ülkeyi korumuş olmaz; bilakis krizin bekçiliğini yapmış olur.

Ülkeyi korumak sadece sınırlarda olmaz; egemenliği muhafaza etmekle, ülkenin kararları dışarıdan yönetilen ve kaynakları bitmek bilmeyen faizci borçları ödemeye tahsis edilen ülkeyi alacaklıların elinde bir rehine olmaktan kurtarmakla olur. Ülkenin servetlerini Batı’ya peşkeş çeken ve faizle yönetilen bir ekonomi, devleti içeriden zayıflatır, kararlarını prangalar ve askeri gücü ruhsuz bir araca dönüştürür. Ümmet derinlemesine tükenirken, bu askeri güç sadece görünürdeki istikrarı korumak için göreve çağrılır.

Ümmetinizin üstünde değil, yanında olun; onun acılarından kopuk değil, acılarıyla dertlenin. Gücü hakkın hizmetine veren, silahı onur ve izzetin emrine amade kılan, kararı fon sağlayıcıların şartlarından değil Ümmetin iradesinden alan o büyük uygarlık projesini omuzlayın. Ümmet sizden sadece disiplin değil, uyanıklık bekliyor. Sizden görevinizin dışına çıkmanızı değil; hakka yardım etmek, egemenliği korumak ve gelecek nesilleri himaye etmek için görevinizi hakkıyla yerine getirmenizi talep ediyor.

Unutmayın ki Ümmetin tarihinde ölümsüzleşen ordular, silahça en güçlü oldukları için değil; en sadık duruşu sergiledikleri, en net vizyona sahip oldukları ve insanları zulümden adalete, bağımlılıktan kurtuluşa, beşerî sistemlerin karanlığından İslam’ın aydınlığına ve adaletine çıkaran uygarlık projesine en sıkı şekilde bağlı oldukları için ölümsüzleşmişlerdir. Bu sorumluluğun gereğini yerine getirin! Ümmetin omzuna yük bindiren bu sürecin bekçileri değil, İslam’ın ve onun devleti olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’in gölgesinde Ümmetin izzetini, iradesini ve kerametini geri kazanmasının yardımcıları olun.

إِنَّ اللهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ“Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.” [Nisa 58]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER