Çarşamba, 27 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/09/09
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Temiz ve Takva Sahibi Kişi, Allah Subhanehu ve Teala’ya İtaat Eden ve O’nun Rızasını Kazanmaya Çalışan Kişidir

بسم الله الرحمن الرحيم

Temiz ve Takva Sahibi Kişi, Allah Subhanehu ve Teala’ya İtaat Eden ve O’nun Rızasını Kazanmaya Çalışan Kişidir

Bazı insanlar şöyle diyor: "İyi bir insan olduğumu hissediyorum. Doğru olduğunu düşündüğüm şeyleri yapıyorum, kendimi başkalarının yerine koyuyorum ve onlara eziyet veya sıkıntı veren şeylerden kaçınıyorum. Bu yeterli değil mi? Hayatımda neden İslam'ın hükümlerine uymak zorundayım ki?"

Şer’î açıdan, Allah Subhanehu ve Teala’ya ibadet, hissettiklerimize veya arzuladıklarımıza değil, aksine Allah Subhanehu ve Teala’nın bize emrettiklerine dayanır. Oysa Allah Subhanehu ve Teala, aslında öyle olmadığımız hâlde iyi işler yaptığımızı sanmamamız konusunda bizi uyarmıştır. Zira Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا “De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.” [Kehf 103-104] Bu ayet-i kerime genel olup, Allah Subhanehu ve Teala katında makbul olmayacak şekilde ibadet eden herkesi kapsamaktadır. Kendimizin doğruluk üzere olduğunu hissediyor olabiliriz; ancak yaptıklarımız Allah Subhanehu ve Teala’nın ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hükmettiği şeylere uygun değilse, hüsrana uğrayanlardan oluruz. Bu yüzden cennete girebilmemiz için, nefsimiz için tercih ettiklerimize göre değil, Allah’ın bizim için tercih ettiğine göre amel etmeliyiz. Bu nedenle Müslümanlar olarak bizler, ahlakı ve davranışları belirleyenin beşerin olduğu ve istediği şeyleri yapan Batılı laik bakış açısını kabul etmiyoruz.

Duyguların yanıltıcı olabileceğini bir düşünelim. Nitekim Allah Subhanehu ve Teala, bizi haktan uzaklaştırmaması için arzulara tabi olmamız konusunda uyarmıştır. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ “Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma.” [Maide 49] Ayrıca Allah Subhanehu ve Teala, dünyevi şehvetlerine uyan kimseyi, hevasını ilah edinmiş olarak nitelendirmiş ve bunun hidayete aykırı olduğunu açıklamıştır. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَن يَهْدِيهِ مِن بَعْدِ اللَّهِ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ “(Ey Muhammed!) Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah'ın kendi ilmi dahilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah'tan başka kim hidâyete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?” [Casiye 23] Dolayısıyla hevalarına boyun eğenlerden olmamalı ve nefislerimizin meyil ettiği şeyi mutlak hayır, kerih gördüğümüz yahut meşakkatli bulduğumuz şeyi de mutlak hata saymamalıyız. Aksine vacip olan, İslam’ın emir ve yasaklarına göre kendimizi muhasebe etmemizdir.

Duygularımızı ve fillerimizi disipline etmesi gerekenin vahiy olduğu hatırlayalım. Zira Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem hevâya uyan kimseyi uyarmış ve onun Allah Subhanehu ve Teala’nın rahmetine dair ümidinin boş bir temenniden ibaret olduğunu açıklamıştır. Ebu Ya’le Şeddad ibn Evs Radıyallahu Anh'tan rivayet edildiğine göre, Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ، وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا، ثُمَّ تَمَنَّى عَلَى اللَّهِ “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası (ahiret) için çalışan kişidir. Aciz kişi ise nefsini heva ve hevesine tâbi kılan, sonra da Allah'tan (bağışlanma ve cennet) temenni eden kişidir.” [İbn Mace rivatet etti] Yani akıllı kişi, ahiret hayatında kurtuluşa ermek için nefsini İslam’ın ölçülerine göre muhasebe eden kişi demektir.

Üstelik, İslam'ı tanıma ve uygulama konusunda ilerledikçe duygularımız da değişir. Nitekim kişi başlangıçta namaz kılmayı veya başörtüsü takmayı sevmeyebilir, ancak duyguları bilgi ve uygulamayla değişir. Çünkü ilim ve amel insanı güçlendirir ve onu, hevâya uymaktan Allah’a itaat etmeye yöneltir. Müslümanlar, yerine getirirken meşakkat hissetmiş olsalar bile Allah Subhanehu ve Teala'nın emirlerine tabi olurlar; müminler ise rıza göstererek itaat edenlerdir. Nitekim Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً “Hayır, Rabbine andolsun ki; aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiği hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.” [Nisa 65] Ve Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuştur: لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يَكُونَ هَوَاهُ تَبَعاً لِمَا جِئْتُ بِهِ “Sizden bir kimse hevası benim getirdiğime tabi olmadıkça iman etmiş olmaz.” [İmam Nevevi zikretti]

Buna göre şer'î açıdan salih kişi, Allah Subhanehu ve Teala'ya itaat eden ve O’nun sevdiği ve razı olduğu şeyleri yapmaya çalışan kişidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr - Pakistan

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER