Çarşamba, 06 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/19
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

İhanet Bir Devletin Politikası Haline Geldiğinde!

Haber-Yorum

İhanet Bir Devletin Politikası Haline Geldiğinde!

Fas Rejimi, Gazze'nin Uluslararası Düzeyde İşgalini Desteklemek İçin Güçlerini Gönderiyor!

Haber:

Fas, Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılım için yasal çerçeveyi imzaladı. (Hespress, 15 Temmuz 2026 Çarşamba)

ABD Başkanı Trump’a bağlı Barış Kurulu Salı günü, geçtiğimiz Şubat ayında konuşlandırılacağı duyurulan Fas ordusuna mensup subayların, Gazze’ye destek vermek üzere kurulmakta olan uluslararası güce katılmak üzere Yahudi varlığına ulaştığını açıkladı. Kurul’dan bir yetkili, kimliğinin açıklanmaması şartıyla AFP’ye yaptığı açıklamada, birliğin 18 Haziran’da Güney Filistin’deki Uluslararası İstikrar Gücü karargahına ulaştığını belirtti. (Arab News, 24 Haziran 2026)

Yorum:

Sömürgecinin bir ürünü ve sömürgecinin bir ağılı olan ulusal devlet; tüm büyük günahları mubah kılmakta ve ihaneti bir devlet politikası ve yönetim sistemi haline getirmektedir!

Trump Kurulu gerçekte, ABD liderliğinde Gazze’nin işgalini uluslararası düzeyde yöneten bir kuruldur; zira uluslararası tüzel kişiliğe sahip bir geçiş yönetimi olarak kurul, geçiş yönetimini uygulamak ve geçiş aşamasından sonra Gazze’yi yönetmek için Filistin halkından yeni ajanların hazırlanmasını denetlemek yoluyla Gazze’yi kapsamlı bir şekilde yönetecek olan bir kuruldur; Gazze Uluslararası İşgal Kurulu’nun tanımlamasına göre süreç, “Gazze Şeridi sakinlerinden seçilen yetkin kişilerden siyasi olmayan teknokrat bir Filistin komitesine denetim ve destek sağlanmasını kapsamaktadır."

Gazze’ye uygulanan bu uluslararası işgalin utancını ve yükünü ise, askeri ve finansal olarak Müslüman ülkelerindeki hain ve utanç verici rejimler üstlenmektedirler; zira bunlar, Trump’ın işgal kuruluna davet ettiği üyeler olarak ona boyun eğerek gelmişler ve Trump da onların hain görev ve sorumluluklarını belirlemiştir; “Barış Kurulu ile birlikte çalışan üye devletlere ve Kurul'un kendisine, terörist ve saldırgan altyapıların imha edilmesini ve bunların yeniden inşa edilmesinin engellenmesini kapsayacak şekilde Gazze Şeridi'ndeki silahsızlanmanın garantin altına alınması yoluyla Gazze'deki sınır bölgelerinin güvenliğini ve güvenli bölgenin istikrarını sağlamaya yardımcı olmak amacıyla eğitimli ve personeli titizlikle seçilmiş yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte... Gazze’deki Barış Kurulu tarafından kabul edilen tek bir komuta altında konuşlandırılacak ve katılımcı devletlerin kuvvetlerinin katkıda bulunacağı geçici bir uluslararası istikrar gücü kurulmasına izin vermiştir..." Yani İslam'ın evlatlarının orduları ve Müslümanların paralarıyla oluşan hain ve utanç verici rejimlerin görevi, ellerindeki kıt silahları da onlardan almak için Gazze'nin hayırlı ve erdemli mücahitleriyle karşı karşıya gelmek olacaktır.

Fas rejimi, bu aşağılık ve utanç verici durumun öncüsü olmuş ve Gazze’yi uluslararası düzeyde işgal etmek amacıyla Trump Kurulu'na katılmış, Dışişleri Bakanı Nasser Bourita, Davos’ta Kurul'un kuruluş sözleşmesini imzalamış ve ardından rejim, İngiliz Financial Times gazetesine bilgi veren diplomatik kaynakların ortaya koyduğu üzere, uluslararası düzenlemeleri desteklemek amacıyla 3 milyon Dolarlık acil bir mali katkı sağlamıştır; bu, Rabat rejiminin Trump’ın Gazze’yi uluslararası düzeyde işgal etme planındaki işlevsel rolünü pekiştirmek ve savaş sonrası dönemi şekillendirmek bağlamında 20 milyon Dolara ulaşabilecek daha geniş bir taahhüt paketinin ilk taksitidir; böylece Fas rejimi, Trump Kurulu'nun neredeyse fiilen ilk finansörlerinden biri haline gelmişken, diğer ülkelerin taahhütleri ise kağıt üzerindeki mürekkepten ibaret kalmıştır.

Bakın işte o, ihanetinin utancı içinde Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılma anlaşmasını imzalamış olup Fas Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre anlaşma Rabat'ta, Fas Dışişleri Bakanı Nasir Bourita, üst düzey askeri yetkililer ve “Trump Kurulu” olarak da bilinen Barış Kurulu'nun Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov'un yanı sıra Gazze Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı Amerikalı General (ABD askeri valisi ve Gazze'deki uluslararası işgalin komutanı) Jasper Jeffers'i içeren bir heyetin katıldığı bir toplantı sırasında imzalanmıştır.

Daha sonra bu hain rejim; Uluslararası İstikrar Gücü'nün Ortak Komutanlığı bünyesinde ordudan üst düzey subaylar ile Fas Kraliyet Jandarması ve Ulusal Güvenlik Genel Müdürlüğü kadrolarını konuşlandırıp, ayrıca bir askerî saha hastanesi kurarak Gazze'nin işgali utancına dahil olmuştur; tüm bu utanç verici eylemler, uluslararası alanda Gazze işgaline destek ve yardım sağlamak ve gaspçı varlığı güvence altına almak, mübarek İslam topraklarında işgal altında yaşayan Müslümanları gözetlemek ve casusluk yapmak ve onların hayırlı ve erdemli mücahitlerine karşı koymaktan başka bir şey değildir.

Bu rejim nasıl bir ihanete bulaştı Allah aşkına; daha dün Gazze'deki soykırımın ortaklarıydılar, bugün de Gazze'nin işgal edilmesinin ve onun Haçlı Trump'a teslim edilmesinin suç ortakları ve katılımcıları oluyorlar.

هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ
Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onları kahretsin. Nasıl da döndürülüyorlar.” [Münâfikun 4]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Münâci Muhammed

Devamını oku...

İyiliği Emretmek ve Kötülükten Sakındırmak Artık Kamu Düzenini ve Kamu Huzurunu Bozmak mı Sayılıyor?!

19 Temmuz 2026 Pazar günü, Hizb-ut Tahrir üyesi Nasruddin Muhammed Sâmin Âdem (25), Eş-Şevvâk şehrinde askerî istihbarat tarafından, Facebook hesabında yaptığı bir paylaşım nedeniyle gözaltına alındı. Söz konusu paylaşımda iyiliği emredip kötülükten sakındıran Nasruddin, Eş-Şevvâk’ta yaşanan güvenlik zafiyetlerine ve uyuşturucunun yayılmasına dikkat çekmiş; hükümete güvenliği sağlama, fitne çıkaranları engelleme ve bunun ancak İslam’ın hükümlerinin, Nübüvvet metodu üzere kurulacak Hilafet Devleti çatısı altında uygulanmasıyla mümkün olacağını ifade ederek görevini yerine getirmesi çağrısında bulunmuştur.

Biz de Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak, 20 Temmuz 2026 Pazartesi günü “Güvenlik Güçleri, Eş-Şevvâk Şehrinde Bir Hizb-ut Tahrir Gencini Gözaltına Aldı” başlıklı bir basın açıklaması yayımladık. 21 Temmuz 2026 Salı günü saat 07.00’de Nasruddin, Eş-Şevvâk Polis Merkezi’ne sevk edildi ve hakkında 1057 numaralı soruşturma dosyası açıldı. Kendisine yöneltilen suçlama, Sudan Ceza Kanunu’nun 69. maddesi kapsamında yer alan şu hükümdür: “Kim kamu düzenini bozarsa veya kamu düzenini ya da huzurunu bozma kastıyla bir eylemde bulunursa veya bu fiil kamu düzenini veya genel huzuru bozma ihtimali taşırsa ve bu eylem kamusal bir alanda gerçekleşmişse, bir ayı geçmemek üzere hapis cezası, para cezası veya yirmi kırbacı geçmeyecek şekilde kırbaç cezası ile cezalandırılır.”

Biz Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak, hakkın sesinden korkan ve suçluları koruyup kollayan bu iş birlikçi yönetimlerden böyle zalimane uygulamalara alışığız. İnsanları korkuya sürükleyen suçluları himaye eden, tonlarca uyuşturucunun ülkeye sokulmasına göz yuman ve bunların da ötesinde Allah’ın indirdiği hükümlerle yönetmeyen; ayrıca Amerika’nın Sudan’ı bölüp parçalamaya yönelik planlarını uygulayan bu yönetimlerin, böylesine asılsız ve kasıtlı davalar açması bizim için şaşırtıcı değildir. Eğer adalet ve yargı mekanizmalarında meslek ahlakına sahip, hukuku uygulayan ve her şeyden önce Allah korkusu taşıyan kişiler olsaydı, bu davaları derhal düşürürlerdi. Şayet birileri çıkıp Allah’tan değil de otoritenin baskısından korkar ve Hizb-ut Tahrir gençleri hakkında zulüm ve haksızlıkla hüküm verirse, bu durum sadece Hizb-ut Tahrir ve gençlerinin hak üzerindeki sebatını ve Allah’ın yardımı gelip Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet kurulana dek Sevgili Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hidayeti üzerine yürüme azmini ve kararlılığını artıracaktır.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ“O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Pakistan Yöneticileri, Körfez Ülkeleriyle Yapılan Güvenlik Anlaşmaları Maskesi Altında, Orta Doğu’daki Amerikan Askeri Üslerini ve Tesislerini Korumak İçin Müslüman Pakistan Ordusunu Bölgeye Göndermeye Hazırlanıyor!

Reuters haber ajansı 17 Temmuz’da; Pakistan ile Kuveyt’in, Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki düzenlemeye benzer geniş kapsamlı bir savunma anlaşması üzerinde müzakere yürüttüğünü bildirdi. Basında yer alan haberlere göre Pakistan, hâlihazırda binlerce askerini ve askerî teçhizatını Suudi Arabistan’a sevk etmiş durumda. Ayrıca medyada Katar, Bahreyn ve diğer Arap ülkeleriyle de benzer anlaşmalar yapıldığına dair haberler yer aldı. Ancak bu savunma anlaşmaları Müslüman beldelerini korumak için değildir; Pakistan askeri gücünü, bölgede sarsılmakta olan Amerikan güvenlik yapısının bekasını sağlamak, Amerikan askeri üslerini, tesislerini ve bölgede konuşlanmış Haçlı-Sömürgeci kuvvetlerini korumak için kullanmaya yönelik anlaşmalarıdır.

Böylelikle Pakistan’ın hain siyasî ve askerî yönetimi, tıpkı kendilerinden öncekiler gibi, bazı ekonomik çıkarlar karşılığında Amerika’nın bölgedeki nüfuzunu koruma görevini yeniden üstlenmiş durumdadır.

Biz, Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti olarak soruyoruz: Pakistan ordusunun Körfez ülkelerine sunduğu güvenlik garantilerinden sonra, bölgedeki Amerikan askeri üsleri ve tesisleri sökülüp atılacak ve Amerika Orta Doğu’dan çıkarılacak mı? Bu anlaşmalar, söz konusu Arap ülkelerinin, Amerika’nın kendi topraklarından İran’a saldırılar düzenlemesini engelleyeceğine dair bir taahhüt içeriyor mu? Bu anlaşmalar, Amerika’nın saldırılarına karşılık İran bölgedeki Amerikan tesislerini hedef aldığında, Pakistan ortak savunma anlaşmaları gerekçesiyle Amerika ve Yahudi varlığının yanında İran’a karşı savaşacağı anlamına mı geliyor? Neden bu anlaşmalar şimdi imzalanıyor? Amerika İran’ı boyunduruk altına alamadığı gibi İran da Amerikan tesislerine saldırılar düzenlemiştir. Neden bu savunma anlaşmaları Amerika tarafından destekleniyor? Bu anlaşmalar ile Müslüman silahlı kuvvetlerini Amerika’nın emrine veren General Asım Munir’in neden Amerika’nın en gözde mareşali olduğu anlaşılıyor? Gerçek son derece açıktır: Bu anlaşmaların amacı kutsal mekânları korumak değil; Haçlı Amerika’nın çıkarlarını korumaktır. Bu sebeple Müslüman ordular bölgeye sevk edilmektedir.

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri İçindeki Güç ve Kuvvet Ehli Subaylar! Amerika hâlâ Arap ülkelerindeki askerî üslerinden İran’a yönelik saldırılar düzenliyor. Bu saldırılar sonucunda bugüne kadar masum kız öğrenciler de dâhil olmak üzere binlerce Müslüman hayatını kaybetmiştir. Bu üsler arasında; Amerika’nın bölgedeki Merkez Komutanlığı karargahı olan Katar’daki El-Udeid Hava Üssü; Bahreyn’deki ABD Donanması 5. Filo Karargahı; Kuveyt’teki Arifcan Kampı, Ali es-Salim Hava Üssü ve Buehring Kampı; istihbarat, gözetleme ve hava operasyonları merkezi olan BAE’deki ez-Zafra Hava Üssü ve Ürdün’deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü bulunmaktadır. Ayrıca Irak’taki Ayn el-Esed Hava Üssü ve Erbil Hava Üssü ile Suudi Arabistan’daki Emir Sultan Hava Üssü, İran’a yönelik saldırılarda kullanılan başlıca Amerikan üsleridir. Hal böyleyken, İran’ın bu şer üslerine yönelik saldırıları Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik saldırılar olarak hangi mantıkla kabul edilebilir? Oysa İran’ın son birkaç günde bu üslere düzenlediği saldırılar, düşman haçlı Amerikan askerlerini cehenneme göndermiş ve Amerikan askeri teçhizatını imha etmiştir! İran’ın Amerikan üslerine düzenlediği saldırılar tamamen meşrudur, hatta gerçekte farzdır.

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri! Bu net tablo karşısında sizler sadece birer seyirci olarak mı kalacaksınız, yoksa bu gaspçı yöneticileri ortadan kaldırarak Amerika’yı bölgeden kovmak için önünüze çıkan bu altın fırsatı değerlendirecek misiniz?

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri İçindeki Güç ve Kuvvet Ehli Subaylar! Bu ajan yöneticiler; Amerikan uluslararası düzenine direnme girişimlerinin beyhude olduğunu ve bu düzene boyun eğmekten başka çaremiz olmadığını kanıtlamak için; Gazze’deki direniş tugaylarına, Afganistan Talibanı’na, İran’da Amerikan nüfuzundan kurtulmak için savaşan Devrim Muhafızları içindeki unsurlara ve her Müslüman direniş gücüne karşı topluca Amerika ile işbirliği yapmaktadırlar. Bu yöneticiler bu ümmetin asıl hastalığı ve kanseridir; yoksa kâfirleri yenilgiye uğratmak asla zor bir iş değildir. Körfez ülkeleriyle yapılan bu savunma anlaşmaları, bu yöneticilerin yeni bir komplosundan başka bir şey değildir. Nübüvvet Minhacı üzere Hilâfet’i kurarak Orta Doğu bölgesini tek bir devlet çatısı altında birleştirmek ve Amerika’nın “Büyük Orta Doğu Projesi”ni Hürmüz Boğazı’nda boğmak için, Amerika’nın uşağı olan bu yöneticilerin koltuklarından sökülüp atılması elzemdir. O halde gelin ve Yüce Allah’ın şu kelamına iman ederek Hilâfet’i ikame etmek için Hizb-ut Tahrir’e nusret verin:

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلَىٰ لَهُمْ“Bu, Allah’ın, inananların yardımcısı olmasından dolayıdır. Kâfirlere gelince, onların yardımcıları yoktur.” [Muhammed 11] Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuştur:

قُولُوا اللَّهُ مَوْلاَنَا وَلاَ مَوْلَى لَكُمْ“Deyin ki: Allah bizim Mevla’mızdır, sizin ise hiçbir Mevla’nız yoktur.” [Buhari]

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 21/07/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 21/07/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Üyesi Sayın Muhammed Emin Yıldırım, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

◾️ Gazze Halkına Yalan Söylediler
◾️ Lozan Antlaşması'nın 103. Yıl Dönümü

H. 7 Safer 1448 - M. 21 Temmuz 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER