Perşembe, 07 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Haberlere Bakış: 01/07/2026

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haberlere Bakış

01/07/2026

 

Erdoğan, NATO’yu Teksas’tan Ankara’ya uzanan bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmaya çağırıyor

Anadolu Ajansı 29/6/2026 tarihinde, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’da düzenlenen NATO Parlamenter Zirvesi’nde yaptığı açıklamaları aktardı.

Erdoğan, “Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü'nü (NATO), ABD'nin Teksas eyaletinden Türkiye'nin başkenti Ankara'ya kadar uzanan amasız fakatsız bir güvenlik ve savunma oluşturmaya” çağırdı. Ve şöyle ekledi: “Mevcut bölgesel ve uluslararası koşullar ışığında, NATO’nun caydırıcılık kapasitesinin korunması ve müttefik ülkeler arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.” “Türkiye'nin hem bölgesel krizleri yönetme konusundaki müstesna becerisini hem de NATO bünyesindeki engin tecrübesini müttefikleriyle paylaştığını” da açıkladı.

Erdoğan, kâfirlere olan dostluğunu, onların Haçlı ittifakına katıldığını, onların güvenliğini ve topraklarını savunmaya özen gösterdiğini vurguluyor; ayrıca Türkiye’nin bu Haçlı ittifakına olan günahkâr üyeliği aracılığıyla onlara sunduğu hizmetlerin boyutuna da işaret ediyor. İttifakın coğrafi sınırlarına göre en batıdaki Amerika’dan en doğudaki Türkiye’ye kadar sömürgeci kafirleri koruyacak bir savunma ağı inşa ederek bunu kalıcı hale getirmek istiyor; sanki Türkiye’yi Müslüman ülkelerinden çıkaracakmış gibi.

Ve şöyle dedi: "Lahey'deki NATO zirvesinde kabul ettiğimiz taahhütler doğrultusunda savunma harcamalarımızı artırıyor, NATO misyon ve harekatlarına en fazla katkı sağlayan ilk beş müttefik arasında yer alıyoruz." Dolayısıyla Allah’ın yolundan alıkoymak ve Müslümanlarla savaşarak onların ülkelerinin kurtuluşunu, birliğini ve Hilafetlerinin kurulmasını engellemek için Haçlı ittifakına yaptığı harcamaları artırmak istiyor.

Ve şöyle dedi: "Avrupa-Atlantik güvenliği, ittifakın doğu ve güneydoğu sınırlarında cereyan eden savaş, kriz, terör ve düzensiz göç gibi tehditlerin altında tarihî bir dönemeçten geçmektedir." Böylece o; Hilafeti yıkan, topraklarını parçalayıp sömürgeleştiren ve zenginliklerini yağmalayan sömürgeci Avrupa'nın güvenliğine olan hırsını ortaya koymaktadır.

Ve şöyle dedi:“Kriz bölgeleriyle 1.800 kilometreyi aşan kara sınırına sahip Türkiye; 70 yılı aşkın süredir NATO’nun güvenliğine katkı sunan müttefiklerin başındadır. ” Yani Haçlı NATO’nun sınırları Suriye, Irak ve İran gibi Müslüman ülkeleriyle komşudur demektir. NATO güçleri, herhangi bir İslamcı hareketi askeri olarak ortadan kaldırmak için bu sınırlar üzerinde konuşlanmıştır; nitekim bu sınırların ötesinde de harekete geçmiş ve Erdoğan, yirmi yıl Müslüman Afganistan halkına karşı bu kâfirlerle birlikte savaşmıştır. 2011 yılında NATO’nun Libya’ya müdahalesini desteklemiştir. Ayrıca 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesini desteklemiştir. Aynı şekilde 2015 yılında, terörle mücadele bahanesiyle Suriye rejimine karşı ayaklananlara darbe indirmek amacıyla ABD için üsleri açmış ve Irak ile Suriye’de İslam’la savaşmak ve İslam’ın yönetime dönmesini engellemek amacıyla ABD’nin kurduğu ittifaka katılmıştır.

Bu, bu ayın 7 ve 8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO Devlet Başkanları Zirvesi’ne zemin hazırlayan etkinlikler kapsamında gerçekleşmiştir; Avrupa Birliği’nin dış ilişkiler ve güvenlik sorumlusu Kaja Kallas bu zirveyi, bu haçlı ittifakında meydana gelen çatlağı onarmak açısından tarihi olarak nitelendirdi ve Türkiye’nin NATO içinde çok önemli bir konuma sahip olduğunu ve ittifakın ülkelerini savunmak için ikinci en büyük orduya sahip olduğunu vurguladı.

Erdoğan, destekliyormuş gibi göründüğü ancak gerçekte Müslümanların başındaki diğer yöneticiler gibi sırtından hançerlediği Filistin'le ilgili bir açıklama daha ekleyerek şöyle dedi: “Filistin sorununun çözümü, iki devletli çözüm ve 1967 sınırlarında, bağımsız, egemen, toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devletinin kurulması yoluyla mümkündür.” Yani o, Yahudi varlığının tanınmasını ve onun Filistin topraklarının yaklaşık %80’ini gasp etmesini teyit etmektedir. 1959 yılından beri bu projeyi gündeme getiren ve Batı ülkeleri tarafından desteklenen Amerika’nın istediği şey işte budur. Oysa Yahudilerin Filistin’in geri kalan kısmını kontrol ettikleri, orada bir Filistin devletinin kurulmasını reddettikleri, oranın halkına zulmedip topraklarına el koydukları, Erdoğan ve onun gibi kayıtsız yöneticilerin ise sadece kınamakla yetindikleri bilinmektedir!

-----------

ABD, Yahudi varlığı ile Lübnan rejimi arasındaki anlaşmanın uygulanmasını denetleyeceğini açıkladı

Washington Post, 29/6/2026 tarihinde bir ABD'li yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Lübnan ve İsrail ordularının Lübnan'daki çerçeve anlaşmasını uygulama konusundaki taahhütlerini izleme konusunda bizim için de bir rol olacaktır. 2024 yılındaki anlaşmadan bu yana, özel bir gözlem misyonu çerçevesinde Lübnan'da kuvvetler bulunduruyoruz.”

Yahudi varlığının Savaş Bakanı Katz, “ABD Merkez Komutanlığı Komutanı ile kuvvetlerimizin Güney Lübnan'da kalması konusunda anlaştık” dedi. Yani Yahudi varlığı, Amerika’nın emirleri doğrultusunda Güney Lübnan’da kalmaya devam etmekte ve Amerika, Lübnan ve bölgede Amerikan nüfuzunu güçlendirmek için bu varlığı kirli bir araç olarak kullanmaya devam etmek istemektedir.

Lübnan rejimi, Lübnan parlamentosuna talimat veren ve hiç tereddüt etmeden Amerika'nın emirlerini yerine getiren ve siyasi kaderini Amerika’ya bağlamış olan ajanı Joseph Avn’ın seçmeleri için parlamentodaki taraflara baskı uygulayan Amerika’ya tabi olduğunu vurgulamıştır. Görünen o ki ne o, ne de onun birlikte yürüyenler Filistin'i ve onun günahkâr Yahudilerin ellerinde gasp edilmiş olarak kalmasını önemsemiyorlar; nitekim çerçeve anlaşmasında, Yahudi varlığının Lübnan'ın yanında barış ve güven içinde var olma, egemenlikten yararlanma hakkını tanımış ve onunla olan her türlü savaş hâlinin resmî olarak sona erdirilmesini kabul etmiştir; oysa onunla fiili olarak hiçbir şekilde savaşa girmediği bilinmektedir.

Bu nedenle Yahudi varlığının başbakanı Netanyahu, kendisine yönelik herhangi bir saldırıdan emin olarak, 30/6/2026 tarihinde işgal ettiği Lübnan topraklarını ziyaret etmiş ve oradan, kendisine yönelik tehdit oluşturmaya devam ettiği sürece varlığının Güney Lübnan’dan çekilmeyeceğini açıklamıştır; ayrıca varlığının sadece onun sınırlarında değil, komşu topraklarda da güvenlik bölgelerinin oluşturulmasına dayanan yeni bir güvenlik anlayışına geçmekle birlikte askeri operasyonların devam edeceğini ve yer üstü ve yer altındaki savaş altyapının ortadan kaldırılacağını söylemiştir. Bu ise bölgedeki üssü olan Yahudi varlığının güvenliğini sağlamaya çalışan Amerika’nın planlamasıyla gerçekleşmektedir.

Anlaşma, “uluslararası siyasi veya hukuki forumlarda tüm savaş veya düşmanca eylemlerin durdurulmasını” öngörmektedir; yani Lübnan rejimi, on yıllardır Lübnan’da işlediği suçlar ve katliamlar nedeniyle Yahudi varlığının peşine düşmeyecektir; bu da ihaneti, ihmali ve uçuruma yuvarlanmayı teyit etmektedir.

Anlaşma, anlaşmanın uygulanması için ABD’nin katılımıyla, hatta ABD’nin doğrudan denetimi altında bir koordinasyon grubu kurulmasını öngörmektedir; zira ABD, sanki bölge kendi sömürgeleriymiş ve yöneticileri de kendi memurları ya da temsilcileri olarak çalışıyorlarmış gibi, bölge üzerindeki denetimini ve onun işlerini yönetmeyi pekiştirmeye çalışmaktadır!

-----------

Katar’da, mutabakat zaptının uygulanmasına ilişkin Amerika ile İran arasındaki müzakereler

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, 30/6/2026 tarihinde, ABD'li temsilciler Kushner ve Witkoff'un, arabulucularla görüşmek ve mutabakat zaptının uygulanmasına ilişkin Amerika ile İran arasındaki müzakerelerin seyrini değerlendirmek üzere Katar’da bulunduklarını açıkladı ve şunları söyledi: "Washington ile Tahran arasındaki teknik toplantılar kesintiye uğramamış ve arabulucular bu toplantıları kolaylaştırmak için çalışıyorlar."

Taraflar arasındaki teknik toplantılar, mutabakat zaptında geçen temel maddelerin, belirlenen 60 günlük süre içinde ya da tarafların mutabakatıyla uzatılacak süre içinde uygulanabilir pratik düzenlemelere dönüştürülmesine odaklanmaktadır.

Amerika için her şeyden daha önemli olan şey, İran’ın kendi yörüngesinde seyretmesini sağlamak amacıyla İranlı yetkililerle müzakereleri yürütmek ve zamanla İran'ın kendi yörüngesinde hareket etmesini sağlamaya çalışmak ve İran ile iletişimleri sürdürmek, mutabakat zaptındaki maddeleri uygulanmaya ve nihayetinde onunla nihai bir anlaşma imzalamaya çalışmak yoluyla kendisine tabi bir hâle getirmek için İran'ı kazanmaya çalışmaktır.

Bu nedenle Amerika, İran ile şu konuda anlaştığını açıkladı:“Sahadaki sürtüşmeleri önlemek için, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ile Devrim Muhafızları arasında bir iletişim kanalının açılmasına dayanan ayrı bir mekanizma kurulacak ve bu kanal, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin koordine edilmesine, acil uyarıların karşılıklı olarak iletilmesine ve herhangi bir deniz veya askeri olayın daha geniş bir çatışmaya dönüşmeden önce kontrol altına alınmasına tahsis edilecektir. ” Bu adım, başlangıçta mutabakat zaptına karşı çıkan ve İran’ın ABD’den bağımsız olmasını isteyen Devrim Muhafızları ile iletişim kapısını açmak için atılmıştır. Amerika'nın ona yaptırımlar uyguladığı bilinmektedir.

ABD, İran’ı bir “uydu” devletinden bile daha aşağı konuma yani “tabi” bir devlet konuma getirmek için onu her yönden kuşatmaktadır; zira 28/2/2026’da 40 gün sürecek bir savaş açıp başta dini lider olmak üzere yaklaşık 40 üst düzey liderlerini öldürdüğünde hedefini belirlemişti. Amerika savaş yoluyla hedefini gerçekleştiremeyince, bunu müzakereler, siyasi ve diplomatik temaslar, Amerika’nın yörüngesinde yürümeyi kabul eden siyasetçilerle ve aynı şekilde sahada sürtüşmeyi önleme gerekçesi altında acil uyarıların paylaşılması ve benzerleri için askerlerle de iletişim kanalları kurmak gibi başka yollarla gerçekleştirmek istemektedir. Aynı şekilde savaşta direnen ancak azımsanmayacak kayıplara maruz kalan Amerika'ya karşı siyasi eylemde direnemeyen İranlıların ayakları altında hızla patlayacak mayınlar yerleştiren mutabakat zaptında geçtiği gibi ekonomik projeler yoluyla da gerçekleştirmek istemektedir.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur

Devamını oku...

Hayali ve Hain “İki Devletli Çözüm”, Paralı Askerlerin Zihinleri Dışında Her Yerde Buharlaştı!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Hayali ve Hain “İki Devletli Çözüm”, Paralı Askerlerin Zihinleri Dışında Her Yerde Buharlaştı!

 

Haber:

Netanyahu, Filistin devletinin kurulmasına yönelik kesin reddini yineledi ve “gelecekte kurmayı hedeflediği hiçbir hükümette iki devletli çözüme yer olmadığını” vurguladı. (El Cezire)

Yorum:

On yıllardır iktidar çeteleri, ajanlar, dar görüşlüler, paralı askerler, çıkarcılar ve hainler gibi beldelerimizdeki sömürgecinin ajanları, mübarek toprağı halkı ile gaspçısı arasında bölen ve Filistin’in büyük bir kısmını Yahudi varlığına altın tepside sunan iki devletli çözüm projesine sıkı sıkıya sarılmışlardır.

Sömürgeci Amerika'nın çözümü, özünde Yahudi varlığını pekiştirmeye, onu İslami çevreye entegre etmeye ve “mülteciler, sakinler, yerleşim bölgeleri ve ibadet yerleri” gibi işgal ve toprak gaspından kaynaklanan sorunlar ile Yahudi varlığını ve güvenliğini garanti altına alacak diğer sorunları yönetmeye çalışmaktır!!

İki devletli çözümün içerdiği tüm büyük tavizlere rağmen açgözlülükle ve gelecek korkusuyla kıvranan Yahudi varlığı, Filistin halkının, dahası bu mübarek topraklarda tek bir Müslümanın dahi varlığını istememekte, onların varlığını kendisi için varoluşsal bir tehdit olarak görmekte ve tamamen kendisine ait olmasını istediği bu topraklarda sembolik de olsa başka bir varlığa uluslararası meşruiyet tanınmasını ve en azından bu aşamada varlığı hakkında hiçbir meşruiyet olmadan Filistin halkına baskı uygulamak ve onların sırtlarını kırbaçlamak için kendisiyle koordineli olan sırf güvenlik kolundan başka hiçbir şeyi kabul etmemektedir. Filistin otoritesinin şu anda sahada ulaştığı nokta işte budur.

İki devletli çözümün, ortaya çıktığı günden beri sahada hiçbir karşılığı olmamıştır. Zira meşum Oslo Anlaşması’nın uygulandığı yıllar boyunca yerleşim yerleri genişlemiş ve Batı Şeria’da bir devletin var olabileceğine dair her türlü yanılsama ortadan kalkmıştır; dolayısıyla "iki devletli çözüm” olarak adlandırılan bu hayali gerçeklik, sadece sömürgecinin politikalarına, ümmeti saptıran açıklamalara bel bağlayanların ve Amerika’nın serabının ve kirli siyasi finansmanın kırıntılarının peşinde soluyanların zihinlerinde kalmıştır.

Bakın işte Müslümanların başındaki yöneticilerin ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün talep ettiği ve bu mübarek topraklar davasının çözümü olarak onlarca yıldır dillerine bıkkınlık veren klişe bir tekerleme gibi doladıkları iki devletli çözüm, buharlaşıp rüzgârla birlikte uçup gitmiştir; hem de nice konferanslar düzenlenip nice zirveler toplanmasına rağmen! Dahası kaç can kaybedilmiş, kaç ev yıkılmış ve kaç aile, sevdiklerini öldürülerek, hapsedilerek ya da sürgüne gönderilerek kaybetmiştir! İşgalcilerin mızraklarının altında, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İsrası'nda kaç namaz kılınmış olmasına rağmen hain yöneticilerin elinde, iki devletli çözüm serabına çağırmaktan başka bir çözüm var mı?!

Ümmetin akidesi ve kültüründen kaynaklanan ve ümmetin yöneticilerinin on yıllardır ondan gizlemeye çalıştığı gerçek çözüm, orduları, toprakları ve mukaddesatları kurtarmak, ümmetin çözümlerini iki devletli çözüm gibi düşmanlarının zihinlerinden değil, onun aklından ve kültüründen alan ümmetin siretini yeniden tesis etmek için seferber eden Selahaddin ve Kutuz’un somutlaştırdığı çözümü temsil etmektedir; işte o zaman ümmet, kurtuluşun sevincini ve tüm Müslümanların zihninde dolaşan kurtuluşu yaşayacaktır.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah El-Amri

Devamını oku...

Bağımlılık Belgeleri ve Egemenlik Yanılsamaları!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Bağımlılık Belgeleri ve Egemenlik Yanılsamaları!

 

Haber:

Yahudi varlığı ve Lübnan, her bir devletin barış içinde var olma hakkını ve komşu iki egemen devlet olarak güvenli bir şekilde yaşama konusundaki ortak arzularını teyit ediyor. (CNN Arabic)

Yorum:

Bu utanç verici anlaşma, yeni ve duyulmamış bir söz değildir; aksine süregelen ihanet dizisinin yeni bir halkasıdır; zira bu işlevsel rejimler ülkemizde, sadece sömürgeci kafir Batı’nın çıkarlarının bekçisi olmak ve mübarek Filistin topraklarındaki mutant Yahudi varlığını pekiştirmek için bir kol olarak var edilmişlerdir.

Daha önce de bize, Mısır’ı zincirleyen Camp David Anlaşması’nda, Ürdün’ü rehin alan Vadi Araba Anlaşması’nda ve Filistin’i kaybettiren ve halkını teslim eden Oslo Anlaşmalarında aynı yanılsamalar kadehinden içirmemişler miydi? Peki bu gaspçı varlıkla sağlanan sözde barış, daha fazla bağımlılık, yoksulluk, toprakların ve mukaddesatların ihlal edilmesi ve bugün Gazze, Batı Şeria ve Güney Lübnan’da bizzat gözlerimizle gördüğümüz aşağılanmadan başka ne getirdi ki?!

Müslümanların başındaki yöneticilerin, var olma hakkı adı altında gaspçı varlığın meşruiyetini tanımaları, Allah’a, Rasulü'ne ve müminlere ihanettir. Bu, kalkan olan İmamın yokluğunun kaçınılmaz bir sonucudur; bu kalkan ise, ümmetin dağınıklığını bir araya getirecek, ordularına işgalcilerin kökünü kazımak için liderlik edecek, yeryüzünde Allah’ın hükmünü yeniden tesis edecek, ülkeyi kurtaracak ve insanları, yaratılmışlara bağımlılığın boyunduruğundan kurtarıp sadece yaratıcıya kulluğun ferahlığına kavuşturacak olan Raşidi Hilafettir.

Ümmet sessizliğe sığınmaya devam ettiği, şehirlerinin birbiri ardına düşmanlarına teslim edildiğini gördüğü halde seyirci kalmakla yetindiği, bu rejimleri kökünden değiştirip Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak için harekete geçmediği sürece, bu aşağılanma devam edecektir. Zira bu varlığın kökünü kazıyabilecek tek şey, ajanlığın kökünü kazıyacak ve ümmetin gasp edilmiş egemenliğini yeniden tesis edecek samimi bir ayağa kalkıştır.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatice Salih

Devamını oku...

Yemen Halkı İçin Gerçek Kurtuluş Mücadelesi, Sömürgeciliği Kovmakla, Onun Sistemlerini Ortadan Kaldırmakla ve Yüz yılı Aşkın Süredir Yok Olan İslam Sistemini Yeniden Kurmakla Başlar

Hicri 1448 yılına girilmesiyle birlikte, Sana’a hükümetindeki Başbakan Vekili Muhammed Miftah ve Savunma ve Güvenlikten Sorumlu Yardımcısı Celal el-Ruveyşan, 24 Haziran 2026 Çarşamba günü İçişleri Bakanlığı’nın Hicri eğitim yılının açılışına katıldılar. Etkinlikte yaptıkları açıklamalarında “kurtuluş savaşı ve işgali sona erdirme mücadelesi” için hazır olduklarını ilan ettiler. Sana’da bulunan Hadramut, Şebve, Lahic ve el-Mehra valileri de onlara katıldı.

Ey yetkililer! Kurtuluş; elçilikleri, temsilcileri ve onun nizamlarını tatbik eden yöneticilerden oluşan maşaları aracılığıyla ülkemizde gece gündüz faaliyet gösteren sömürgeciliği kovmakla olur. Zira bugün yönetildiğimiz cumhuriyet sisteminin İslam’la uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Nasıl ilgisi olabilir ki? Cumhuriyet sistemi yasama yetkisini insanlara, yani parlamentoya vermiştir.

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılmadıkça iman etmiş olmazlar.” [Nisa 65] Bu sistem, Yemen halkını birbirine bağlayan bağı düşük bağ olan vatanperverlik olarak belirlemiş ve Yemen dışındaki bir Müslümanı yabancı saymıştır!

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ “Müminler ancak kardeştir.” [Hucurat 10] Yargıda İslam hükümlerinin yerini Batılı kanunlar almış; iktisatta vergiler ve gümrüklerle halk soyulmuş, faiz yasallaştırılıp yürürlüğe konmuştur!

وَأَحَلَّ اللهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا “Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır” [Bakara 275] Uluslararası ilişkilerde devlet, BM yasalarını referans almış ve yöneticiler Allah’ın Kitabı Kur’an’dan yüz çevirmişlerdir! Daha nicesi...

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet etmez.” [Maide 51]

Yemen halkı; Husilerin de, devrik rejimin de, kendilerine “meşruiyet” diyenlerin de bu laik Cumhuriyet rejimini koruma, uygulama ve sürdürme konusundaki ısrarlarını ve İslam’ın uygulanması çağrısı yapanlara karşı yürüttükleri savaşı asla unutmayacaktır. İşin acı yanı şudur ki; dün İslam sloganını yükselten, halkın açlığından ve fiyat artışlarından şikâyet ederek dağlarda rejimle savaşan Husiler, bugün düne kadar eleştirdikleri yetkililerin sürdüğü lüks hayatı yaşamaktadırlar. Halkın geri kalanı ise şiddetli bir sefalet, yoksulluk ve bitmek bilmeyen bir çile içinde kıvranmaktadır! İslam hükümlerinden tamamen uzaktırlar. Herkes bunların gerçekliğini çok iyi bilmektedir; hiçbir vizyonları veya projeleri yoktur. Sadece Batı’nın sistemlerini uygulamaktadırlar. Tıpkı El-Alimi hükümeti gibi, halkın çobanı da değillerdir, halka karşı sorumlu da değillerdir. Her birinin halka zulmetmek için kendine has bir yöntemi vardır. Başbakan Miftah’ın iki gün önce açlıktan haykıran birine söyledikleri, onların halkın çobanı olmadıklarının kanıtıdır.

Kapitalist ekonomi sistemi Yemen halkına hâkim olmuş, yıllardır onları açlık ve fakirlikle ezmektedir. Bankalarda faiz ve gayrişahsi muameleler dönerken; Dünya Bankası, IMF ve “ortakları” da Yemen’den çıkmamıştır. Buna ek olarak yöneticiler, Dünya Gıda Programı ve halkı katleden devletlerin organizasyonlarına bel bağlamışlardır! Basit çiftçileri sermaye sahiplerinin ve kooperatiflerin kölesi haline getiren sözleşmeli tarım ve dışarıdan gelen genetiği değiştirilmiş buğday tohumları ile ne tür bir “kendi kendine yetme”den bahsedilebilir!

Uluslararası ilişkilerde de aynı kontrol mekanizmasının izinden gidilerek, sömürgecilik, uluslararası hukuk kavramını dayatmış ve sizleri ona kul köle etmiştir. Birleşmiş Milletler; tarım, sağlık ve eğitim programları kisvesi altında yeryüzünde fesat çıkarmak için uluslararası hukuku kullanmıştır. Elinizdeki 73 casusun varlığı ve Antonio Guterres ile BM temsilcisi Hans Grundberg’in onları serbest bırakmanız için kurduğu baskı buna en iyi delildir! İngiliz ve Amerikan istihbarat adamları, “uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk” kisvesi altında Husilerin sözcüsü Muhammed Abdüsselam’ın etrafına çember örerek ona tavsiye ve danışmanlık hizmeti sunmakta, o da onların gözetimi olmadan hiçbir açıklama yapamamaktadır!

Ey Yemenli yöneticiler! Ey Husiler! Ey Alimi hükümeti! Yolsuzluğunuz çok büyüktür; göklere ulaşmış, her eve girmiştir. Ülkede yayılan uyuşturucular, bu işlere bulaşmış güvenlik birimleri, Güney sahillerinin “Kaptagon” girişine açılması ve ülkeyi boğan Metamfetamin bu fesadın son halkalarıdır!

Alimi hükümeti; ülkeyi Suudi Arabistan ile onun yöneldiği Washington’un ve Birleşik Arap Emirlikleri ile onun yöneldiği Londra’nın çatışma alanına dönüştürmüştür. Onların yolsuzlukları o kadar uzundur ki kalemler bile bunu yazmaktan aciz kalır.

Husilere gelince; halka yaptıkları zulümler yetmezmiş gibi bir de kansere neden olan “Metil Bromür” içerikli tarım ilaçlarını ülkeye sokmuşlardır. Buna rağmen “Yolsuzlukla Mücadele Heyeti” bugüne kadar tek bir gerçek yolsuzluk yapanı bile yargı önüne çıkarmamıştır!

İçişleri Bakanlığı’nın eğitim yılı açılışı da neyin nesi?! “Kurani Yürüyüşünüzün” nefesi tükenmiş, sesi kısılmış ve nihayet tamamen kesilmiştir! Sizler sadece Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e bağlılık türküleri söylemekte ve slogan atmakta mahirsiniz. Sizin için İslam; Hicret ve Mevlit gibi yıl boyu süren kutlamalardan ibarettir. Hangi kurtuluştan bahsediyorsunuz?! Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir kul idi, siz ise kendinizi “efendiler” olarak görüyorsunuz!

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ “Kulunu bir gece Mescidi Haram’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” [İsra 1] Sizinle onun arasında dağlar kadar fark vardır! Kendinizi Batı sistemlerinin ve fikirlerinin kölelik prangalarından kurtarın!

Sizler en kolay yolu seçip “Miladi takvim” duvarının üzerinden atladınız; ancak yıkılması ve dümdüz edilmesi gereken asıl yüksek duvarları; yani yönetim nizamını, iktisat nizamını ve uluslararası ilişkiler düzenini olduğu gibi bıraktınız! Oysa yıkılması gereken asıl bunlardır. Bu enkazın üzerinde Hilafet Devleti kurulmalı; ganimetin, fey’in, öşrün, haracın, kamu mülkiyeti mallarının ve zekâtın toplandığı Beytülmal tesis edilmelidir. Dünya; Dâru’l İslam ve Dâru’l Harb olarak ikiye bölünmelidir ki Müslümanlar Allah Subhânehu ve Teâlâ ’nın şu vaadiyle nimetlensinler:

إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ “Şüphesiz ki, Rasûllerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” [Mümin 51] Ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu müjdesi gerçekleşsin:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER