Salı, 05 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Bangladeş, Yenilgiden Kurtulup Batı’nın Egemenliğine Meydan Okumak İçin Batı’yla Bağlantısı Olmayan Bir liderliğe İhtiyaç Duymaktadır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Bangladeş, Yenilgiden Kurtulup Batı’nın Egemenliğine Meydan Okumak İçin Batı’yla Bağlantısı Olmayan Bir liderliğe İhtiyaç Duymaktadır

Haber:

ABD Özel Temsilcisi Sergio Gor, 30 Temmuz-1 Ağustos 2026 tarihleri arasında Bangladeş’i ziyaret etti; bu, Gor’un ABD’nin Hindistan Büyükelçisi olarak göreve başlamasından bu yana ülkeye yaptığı ilk resmi ziyaret oldu. Ziyaret, Bangladeş’in dış politika yönelimini, özellikle de Çin ile ilişkilerinin derinleşmesini ve büyük güçler arasında stratejik bir denge kurma çabalarını değerlendirmeye odaklandı. Ziyaret sırasında Gor, Başbakan Tarık Rahman, Dışişleri Bakanı Halilur Rahman ve Hindistan Yüksek Komiseri Dinesh Trevidi ile bir araya gelerek ikili ilişkiler, ticaretin genişletilmesi ve bölgesel güvenlik konularını ele aldı. Diplomatik gözlemciler, ziyaretin hedefinin, Washington’un Bangladeş’teki askeri ve ticari varlığını genişletme ve kapsamlı demokrasi olarak adlandırdığı kavramı pekiştirme çabalarını değerlendirmek ve aynı zamanda Dakka’nın Çin’e yönelmesi ve önerilen ekonomik koridor projeleriyle ilgili endişelere çözüm bulmak olduğuna işaret ettiler. (Daily Star, Times of India)

Yorum:

Bu ziyaret kritik bir dönemde gerçekleşmiştir. Zira Bangladeş, Kızıldeniz’deki Husi tehdidine karşı koymak amacıyla Suudi Arabistan’ın liderliğindeki bir deniz koalisyonuna katılmanın eşiğindedir. Bu ittifak, savunma amaçlı bir adım olarak sunulmuş olsa da, öncelikle ABD’nin çıkarlarına hizmet etmektedir. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri halihazırda Hürmüz Boğazı'nda İran ile bir çatışma halinde olup başka bir kapanmaya daha tahammül edemez; bu nedenle politikalarını uygulamak için Bangladeş gibi bölgesel müttefiklerini kullanmaktadır ki bu da açıkça vekalet yoluyla olan bir girişimdir.

Ancak Bangladeş, neden kendini bu tutumun içinde buluyor? Cevap, ülkenin Batılı uluslararası sistemin içindeki konumunda yatmaktadır. Çünkü ülkenin laik liderliği, milliyetçilik iddiaları hangi boyutta olursa olsun, kendisini Batı egemenliğinin çerçevesi dışında tasavvur edemez. Ayrıca ülke, bir yandan Bangladeş’in Çin’den uzaklaşmasını isteyen ABD, diğer yandan ise Bangladeş’in çok ihtiyaç duyduğu ekonomik desteği sağlayan Çin olmak üzere iki süper güç arasında sıkışmış durumdadır. Bununla birlikte Bangladeş, ABD’nin ticaret anlaşmaları, şartlar ve Gore’un ziyareti gibi diplomatik ziyaretler yoluyla uyguladığı baskılar nedeniyle Çin’in desteğini elde etmek için bağımsız bir şekilde çalışamamaktadır. İşte bu zor denge, Bangladeş’i sürekli bir çatışma halinde tutacaktır.

ABD’nin şu anki konumu göz önüne alındığında, bu denklem çok daha tehlikeli bir hale gelmektedir. Zira onun İran karşısında gerilemesinin ve Orta Doğu’daki nüfuzunun tükenmesinin gölgesinde, bu tür ziyaretler baskı noktaları oluşturmaktadır. Gerçek hedef ise, Amerika’nın hedeflerine hizmet etmek için Bangladeş’teki Müslüman silahlı kuvvetleri, diğer Müslümanlarla savaşmak için bir araç olarak kullanmaktır. Bu ise sadece jeopolitik bir çatışma değildir; aynı zamanda Allah Subhanehu ve Teala'ya ve ümmete karşı ahlaki bir başarısızlık ve emanete bir ihanettir.

Bu nedenle Bangladeş’in, Batı’nın çıkarlarıyla ya da laik tavizlerle bağlantılı olmayan farklı bir liderlik tarzına şiddetle ihtiyacı vardır. Yani onun, Nübüvvet Minhacı üzere bir liderliğe ihtiyacı vardır. Çünkü sadece böyle bir liderlik, mevcut yenilgi durumundan kurtarmaya ve Batı’nın egemenliğine meydan okumaya muktedirdir. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُZulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız).” [Hud 113] Dolayısıyla Bangladeş'in, ister Amerika olsun ister onun vekilleri olsun zalimlere meyletmekten vazgeçmesi ve kendi ilkeleri üzerinde durmaya başlaması gerekir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İrtiza Çudrî – Bangladeş

Devamını oku...

Sanki Mısır Halkının Daha Fazla Yoksulluğa ve Hayat Pahalılığına İhtiyacı Varmış Gibi!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Sanki Mısır Halkının Daha Fazla Yoksulluğa ve Hayat Pahalılığına İhtiyacı Varmış Gibi!

Haber:

Mısır hükümetinin, ev tipi kullanım kademelerinin çoğunda elektrik tarifelerini ortalama %12 oranında artırma ve ilk kademedeki fiyatı sabit tutma kararı, parlamentoda tepkilere ve eleştirilere yol açmıştır; zira bazı milletvekilleri, hükümetten bu kararın gerekçelerini ve insanlar üzerindeki etkilerini açıklamasını talep ederken, diğerleri ise kararın gözden geçirilmesini ve yaşam maliyetlerini hafifletmek için alternatiflerin araştırılmasını talep etti.

Milletvekili Hasan Ammar, hükümete bir soru önergesi sunarak elektrik fiyatlarının artırılmasının nedenleri ve bu kararın doğuracağı etkiler hakkında yazılı bir cevap talep etti ve CNN El Arabiya'ya yaptığı özel açıklamada, tarife artışının sadece elektrik faturasına yansımayacağını, aksine etkilerinin diğer mal ve hizmet fiyatlarına da uzanabileceğini belirterek, hükümetten kararın gerekçelerini ve beklenen sonuçlarını açıklamasını talep etti. Kararın uygun olmayan bir zamanda alındığını ve mevcut ekonomik ve bölgesel koşulların dikkate alınmadığını söyledi; ayrıca hükümetin açıkladığı gerekçelerin zammı haklı çıkarmak için yeterli olmadığını belirtti ve bu aşamada devletin destek maliyetini üstlenmeye devam etmesinin, insanlara ek yük yüklemek yerine daha iyi olacağını vurguladı.

Yorum:

Mısır’da resmi ve tahmini yoksulluk oranı, planlama verileri ve gelir anketlerine göre %33 ile %34 arasında değişirken, gayri resmi tahminler ve analistlere göre bu oran, baskılar ve enflasyon nedeniyle %50 ile %60 oranına ulaşabilmektedir; ayrıca Mısır’da son dönemde yaşam maliyetleri önemli ölçüde artış göstermiştir; zira son on yılda kümülatif enflasyon %310’u aşan bir oranda yükselmiş ve yoksulların sayısı yaklaşık 33 milyon kişiye ulaşırken, işsizlerin sayısı da 2 milyon kişiyi aşmıştır. Rakamlar ve oranlar, Sisi rejimi ve hükümetinin felaket getiren planlarının gölgesinde Mısır halkının yaşadığı trajik durumu yansıtan dehşet verici ve yıkıcı bir niteliktedir.

İnsanların günlük çileleri, gözlerden kaçırılmayacak ve kalplerin görmezden gelemeyeceği kadar açık ve hissedilebilirdir; zira insanların çoğunun hayatı zorlu ve yorucu olup günlük geçim, pek çok ailenin arzusuyken, bir ev sahibi olmak ise milyonlarca insan için bir hayaldir!

Şu anda içinde bulunduğumuz yoksulluk ve sefaletten daha büyük bir ekonomik felaket olabilir mi ki, hükümet bize elektrik fiyatlarını %12 oranında artıracak yeni bir kararla karşı karşıya bırakıyor; bu da halkın yaşamını ve mal fiyatlarını doğrudan etkileyecek?!

Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: اللهُمَّ مَنْ ولِي من أمْرِ أُمَّتِي شيئاً فَشَقَّ عليهم فاشْقُقْ علَيهِ، ومَنْ ولِيَ من أمرِ أُمَّتِي شيئاً فَرَفَقَ بِهمْ فارْفُقْ بِه Allah’ım! Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye sen de zorluk çıkar. Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara yumuşak davrananlara sen de yumuşaklık göster.” Dolayısıyla bir yöneticiden şer'an talep edilen, ümmetine şefkat göstermesi, ona hizmet etmek için çalışması ve yaşamlarını kolaylaştırması olup, Mısır’a sadece sıkıntı ve eziyet miras bırakan yozlaşmış programlar, planlar ve harcamalarla halkını yoksullaştırarak yaşamlarını zorlaştırması değildir.

İslam’dan başka bir hayat olmadığı gibi İslam Devleti'nin, yani merhamet, iyilik ve bereket dininin gölgesi dışında da bir mutluluk yoktur; dolayısıyla Mısır, İslam'dan başka bir sistemle yönetmeye devam ettiği ve işlerini Allah’ın şeriatını uygulamayan yöneticiler üstlendiği sürece, bizler de en büyük acıları çekmeye ve hayatta kalmak için mücadele etmeye devam edeceğiz. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَىٰ وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاًKim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de beni zikrimden yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacaktır.” [Taha 123-124]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Said Fazıl - Mısır

Devamını oku...

Sömürgeci Batı, Mekke ve Medine’nin Hemen Yanı Başında Bir Çatışma Yürütmektedir Ey İslam Ümmeti! Kalk ve Onları Kov, Bu Toprakları Onların Kötülüklerinden Temizle!

Suudi Arabistan, aralarında 13 ülkenin daha bulunduğu devletlerle birlikte kendi liderliğinde çok uluslu bir deniz savunma ittifakı kurduğunu açıkladı. Yapılan açıklamada, bu adımın Kızıldeniz, Bâbülmendep Boğazı ve Aden Körfezi’nde giderek artan tehditlere karşı uluslararası deniz taşımacılığını, ticaret yollarını ve enerji arzını korumayı amaçladığı ifade edildi. Bu girişim, İran ile müttefik olan Husilerin saldırıları sonucunda dünyanın en yoğun ticaret güzergâhlarından birinin sekteye uğramasının ardından geldi.

Bu girişime bakan kişi, asıl amacının sömürgeci kâfir Batılı ülkelerin ekonomilerini korumak ve petrolün onlara ulaşmasını güvence altına almak olduğunu açıkça anlar. Üstelik bu, petrolün asıl sahibi olan Müslümanların zararına ve ümmeti her yerde ezen kâfirlerin ekonomisini döndürmek için hammadde akışını sağlayan hain yöneticilerin elleriyle yapılmaktadır! Toplantının sonunda yayımlanan bildiride, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Pakistan, Türkiye, Mısır, Ürdün, Yemen, Bangladeş, Nijerya, Sudan, Cibuti ve Federal Somali olmak üzere 14 ülkenin katılımıyla kurulan bu ittifak memnuniyetle karşılandı. Buna karşın Abu Dabi ve Maskat’ın bu ittifakın kuruluşunu açıkça desteklemediği görülürken, davet edilen diğer ülkelerin listesi ise gizli tutuldu.

Bu ittifak, Müslüman beldelerinin merkezinde istikrarsızlığı artıracak ve mezhep temelli bir çatışmanın zeminini hazırlayacaktır. Nitekim Suudi Arabistan, 27 ve 28 Temmuz 2026 tarihlerinde Suudi topraklarına saldırılar düzenlemekle suçladığı Irak’ın doğusuna 29 Temmuz 2026’da ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) ile birlikte hava saldırıları düzenlemiştir. Bu tablo, Washington’un ittifakı bizzat yönlendirdiğini ve varlığıyla onu kontrol altında tuttuğunu, yokluğunda ise çatışmaların alevlenebileceğini göstermektedir.

Bu şaibeli ittifak, Amerika ile beslemesi Yahudi varlığının 28 Şubat 2026’da İran’a karşı başlattığı ve bugün de Hürmüz Boğazı çevresinde devam eden saldırılar ile Husilerin 20 Temmuz 2026’da Bâbülmendep Boğazı’nda Suudi gemilerine deniz ablukası uygulamasının ardından kurulmuştur.

Riyad yönetimi, 2015 yılında Amerika’nın İslam uygarlığına karşı yürüttüğü planlar doğrultusunda, 1916 Sykes-Picot Anlaşması’nın yüzüncü yılına yaklaşılırken Orta Doğu’nun yeniden şekillendirilmesi amacıyla Arap Koalisyonu’nun başına geçirilmiştir.

Konuyu derinlemesine inceleyenler, Mekke-i Mükerreme’deki Beytullah’a ve Medine-i Münevvere’deki Mescid-i Nebevi’ye komşu olan Kızıldeniz’in uzun yıllar boyunca tamamen bir İslam denizi olduğunu; Portekizli, İngiliz ve Fransız Avrupalı denizcilerin buraya yaklaşmasına izin verilmediğini görecektir. Ancak Hilafet Devleti güneşinin batmasıyla birlikte burası, eski sömürgeci İngiltere ile yeni sömürgeci Amerika arasında bir çatışma sahasına dönüşmüştür.

Uluslararası bloklaşmalar barış ve diğer devletler için bir tehlike oluşturmakta, uluslararası sahnede büyük kötülüklere yol açmaktadır. Amerika, öncelikle kendi çıkarlarını gerçekleştirmek üzere 1991’de Irak’a, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te yeniden Irak’a karşı uluslararası askerî koalisyonlara liderlik etmiştir. Dolayısıyla, bloklaşma fikrini benimseyen halklar ve devletler nezdinde uluslararası bloklaşma anlayışının değiştirilmesi şarttır.

Ey iman ve hikmet halkı! Aranızda, sizi yoksulluğa ve felaketlere mahkûm eden, kâfir sömürgecilerin isteklerine zemin hazırlayan ve çıkarları uğruna kanınızı akıtan ajan yöneticileri tarihin çöplüğüne atacak yiğitler yok mu?! Aranızda, Haremeyn-i Şerifeyn’in yanı başındaki bu yaralı toprakları kirletenleri kovmak ve Hilafet Devletinde olduğu gibi o toprakları yeniden eski temizliğine kavuşturmak için bu yeryüzü pisliklerini bu topraklardan temizleyecek kimse yok mu? Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti, Nazır Daklal ve Nazır Şekilay ile Görüştü

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezi Temas Komitesi Başkanı Üstad Nasır Rıza Muhammed Osman başkanlığındaki Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti heyeti; Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Meclis Üyesi Üstad Muhammed Muhtar ile Hizb-ut Tahrir üyeleri Üstad Muntasır Kerrar ve Üstad Muhammed Sirac eşliğinde 03 Ağustos 2026 Pazartesi günü iki ayrı ziyaret gerçekleştirdi.

İlk ziyarette heyet, Kassala şehrindeki evinde Benî Âmir Kabilesi Nazırı Ali İbrahim Daklal ile bir araya geldi. Görüşmede Üstad Nasır, sömürgeci kâfirin ülkeyi kabilecilik ve ırkçılık üzerinden kutuplaştırarak parçalamayı hedefleyen planına sürüklenmenin tehlikesine dikkat çekti. İslam’ın projesi olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’in ümmeti bir araya getiren ve safları birleştiren tek proje olduğunu vurguladı. Nazır Daklal da Üstad Nasır’ın sözlerini destekleyerek, “İslam’ın projesi, insanları bir araya getiren doğru projedir.” dedi.

İkinci ziyarette heyet, yine Kassala şehrindeki evinde Halenka Kabilesi Genel Nazırı Mühendis Ali Abdülkadir Şekilay ile bir araya geldi. Görüşmede Nazırın vekili Abdülkadir Seyyid Ahmed, Şeyh Hasan İsmail ve başka isimler de hazır bulundu. Üstad Nasır, bugünlerde ülkede yaşanan kabile seferberliklerine değinerek, her kabilenin kendi gençlerini çağırdığını ve her kabilenin kendisine ait silahlı bir yapı oluşturmaya başladığını ifade etti. Bunun, insanlar arasına ayrılık sokmak ve ülkeyi parçalayarak devleti zayıf ve bölünmüş yapılara dönüştürmek isteyen sömürgecinin bir projesi olduğunu söyledi. Nasır, bu komplodan kurtuluşun ancak İslam’a sımsıkı sarılmakla mümkün olacağını belirtti. Ardından Nazır’ı, tıpkı Ensar’ın İslam’a yardım edip Yüce Allah’ın övgüsüne mazhar olduğu gibi, dinin desteklenmesi ile İzzet Sahibi Rabbin vaat ettiği ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’in kurulmasında kabilenin rolünden faydalanmaya teşvik etti.

Nazır, Üstad Nasır’ın sözlerine katıldığını belirterek heyete ziyaretleri için teşekkür etti ve güzel temennilerde bulundu. Ardından Nazır Vekili söz alarak, “Biz bu yolda sizinleyiz” dedi. Mescidin imamı olan Şeyh de bu sözleri övgüyle karşılayıp tekbir getirdi ve “Vallahi bu devletin yarın değil, hemen bugün kurulmasını temenni ediyoruz” dedi. Allah’a hamdolsun ki buluşma oldukça güzel ve başarılı geçti.

Devamını oku...

Bangladeş, ABD’nin Çıkarlarına Hizmet Etmek İçin Suudi Arabistan Liderliğindeki Deniz Koalisyonuna Katıldı! Peki Neden Mescid-i Aksa’yı Kurtarmak İçin Ümmete Önderlik Etmiyoruz?!

Suudi Arabistan, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’ndaki seyrüseferi korumak için 14 ülkenin yer aldığı bir deniz ittifakı kurdu ve Bangladeş bunun kurucu üyelerinden biri. Bu gelişme; İran destekli Husi hareketinin Suudi petrol tankerlerine saldırdığı, abluka ilan ettiği ve ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapandığı bir dönemde gerçekleşti.

Bu savaş, küresel deniz ticaretinin hayati bir bölümünü sekteye uğrattığından, Washington’un da bu güzergâhın güvenliğini sağlamada güçlü bir çıkarı bulunmaktadır. Bu durum Suudi Arabistan üzerinde Bâbülmendep Boğazı’nı açık tutması yönünde baskı oluşturmuştur. Bu çerçevede Bangladeş yöneticileri, Amerika’nın önde gelen ajanlarından biri olarak nitelenen Muhammed bin Selman’ın liderliğindeki askerî ittifaka katıldıklarını vurgulamışlardır.

Amerika’nın bu sinsi planı, Orta Doğu’daki savaşın doğasını değiştirmeyi amaçlamaktadır. Bugün savaş, Amerika ile Yahudi varlığının Filistin ve İran’daki Müslümanlara karşı yürüttüğü bir savaştır. ABD, Yahudi ve Haçlı güçlerinin üzerindeki baskıyı hafifletmek için bu savaşı İslam beldelerindeki mevcut ulus-devletler arasında bir savaşa dönüştürmeye çalışmaktadır. Böylece Bangladeş yöneticilerinin de aralarında bulunduğu İslam coğrafyasındaki yöneticiler, Müslüman ordularını Mescid-i Aksa’yı özgürleştirmek için seferber etmek yerine, bu orduları Müslümanların birbirini öldüreceği bir fitne savaşına hazırlamaktadırlar!

Başbakanın Dış İlişkiler Danışmanı Humayun Kabir, Suudi Arabistan’ın Mekke ve Medine’deki Haremeyn’in hizmetkârı olması sebebiyle özel bir konuma sahip olduğunu ve Bangladeş’in, dünyanın en büyük Müslüman nüfuslu ülkelerinden biri olarak, Suudi Arabistan’dan gelecek her türlü güvenlik yardım talebine “ahlaki ve ideolojik temeller” doğrultusunda karşılık vereceğini ifade etmiştir.

Bu durum temel bir soruyu akıllara getirmektedir: Mübarek Mescid-i Aksa’nın toprakları saldırıya uğrarken, kutsalları çiğnenirken ve oradaki Müslümanlar katledilirken bu ittifak nerededir? Eğer Bangladeş, Amerika’nın Kızıldeniz’deki çıkarlarını korumak için asker göndermeye hazırsa, en kutsal üçüncü Harem-i Şerif saldırıya uğrarken sessiz kalmasının ahlaki dayanağı nedir?!

Ey Müslümanlar! Bangladeş’in mücahit silahlı kuvvetlerinin, Amerika’nın Müslümanlar arasında çıkardığı fitne savaşında kullanılmasına asla izin vermemeliyiz. Aksine, şimdiye kadar olduğu gibi, cesur evlatlarımızın Mescid-i Aksa ve nehirden denize kadar bütün Filistin’i kurtarmak için seferber edilmesi gerektiğini talep etmeliyiz. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

هَذَا كِتَابٌ مِنْ مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ ﷺ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُؤْمِنِينَ مِنْ قُرَيْشٍ وَيَثْرِبَ وَمَنْ تَبِعَهُمْ فَلَحِقَ بِهِمْ وَجَاهَدَ مَعَهُمْ أَنَّهُمْ أُمَّةٌ وَاحِدَةٌ دُونَ النَّاسِ“Bu, Peygamber Muhammed SallAllahu Aleyhi veSellem tarafından Kureyş ve Yesrib’deki Müslümanlar ve müminler ile onlara tabi olup kendilerine katılan ve onlarla birlikte cihat edenler arasında yazılmış bir belgedir. Şüphesiz onlar, diğer insanlardan ayrı tek bir ümmettir.” [Beyhaki]

İslam ümmeti tek bir ümmettir; onun kâfirlere karşı savaşı da tektir. Haçlılar ve Yahudilerin topraklarımıza, mallarımıza ve canlarımıza saldırdığı bir dönemde Müslümanların birbirleriyle savaşması nasıl kabul edilebilir?

Neden İslam Ümmeti’ne şu anki bölünmüşlük ve yenilgi halinden çıkması için liderlik etmiyoruz? Bizler yüzyıllar boyunca İslam Ümmeti içinde zeki, cesur, ideolojik ve dinamik bir halk idik. 1857 yılında Dakka ve Çittagong, İngiliz sömürgeciliğine karşı verilen cihadın önemli merkezleri olmuştu. Yüce Allah’ın lütfuyla, bizler her zaman İslam’ı seven ve Müslümanlara yardım eden kimseler olduk.

Şimdi, Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmanın tam zamanıdır. Hilafet Devleti, tüm ümmete ve ordularına, bize düşmanlık eden kâfirlere karşı girilecek belirleyici savaşlarda liderlik edecektir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER