Salı, 05 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Müslümanları Savunmak İçin Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Kim Vekil Olacak?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Müslümanları Savunmak İçin Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Kim Vekil Olacak?

Selahaddin’e, Filistin’deki Kerke valisi olan Frank komutan Arnat’ın Müslüman hacıların yolunu kestiği, kadınları, çocukları ve yaşlıları öldürdüğü ve “Muhammed’inize söyleyin sizi savunsun ve ondan (yardım) isteyin!” dediği haberi geldi; Allah’ın takdiriyle bir adam kaçmayı başardı ve Selahaddin’e ulaşarak ona yaşananları anlattı.

Kibirli ve zorba Arnat’ın sözlerini duyduktan sonra, Selahaddin evine çekilip tam iki gün boyunca ağlayarak şöyle dedi: “Ey Rabbim, ümmetini savunmak için peygamberin Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e vekil olmama izin verir misin?” Sonra ordusunu hazırladı ve onlara şöyle bir konuşma yaptı: “Ey Muhammed Aleyhissalatu ve’s Selam’ın askerleri! Filistin'deki Kerke hükümdarı Arnat zorbalık yapıp kibirlendi; Allah'ın evini ziyarete gelen hacıları katletti, çocukların ve kadınların kanını döktü ve bir de üstelik şöyle diyor: Muhammed’inize söyleyin sizi savunsun. Ben de kendimi ve ruhumu; onun (Arnat) boynunu vurma ve ümmetini koruma konusunda Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in vekili olmaya adadım. Benimle gitmek isteyen peşimden gelsin!” Bunun üzerine tüm askerleri tek bir sesle şöyle dediler: “Hepimizin canı Allah'ın Rasulü için feda olsun!”

Hıttin Savaşı gerçekleşip Selahaddin bu savaşta muzaffer olunca, esir düşen Arnat’a şöyle dedi: “Şöyle diyen sen (miy)din: Muhammed’inize söyleyin sizi savunsun. O da evet, dedi. Bunun üzerine Selahaddin şöyle cevap verdi: Karşında gördüğün şu fakir kul ben var ya, ümmetini savunma konusunda Allah'ın Resulü'nün vekili oldum ve şimdi senin başını keseceğim.” Sonra onun başını kesti.

Bugün de Arnat gibi olan birçok kişinin zorbalık yaptığını görüyor ve işitiyoruz; ancak Müslümanlara yardım etmek ve onları savunmak için (zorbaları) duracak bir Selahaddin yok! Gazze’deki halkımız soykırıma uğruyor, Batı Şeria’da sürgün ediliyor; Uygur kardeşlerimiz her gün İslam akidelerinden koparılıyor; Sudan'da halkı zulüm görüyor ve parçalanıyor; Suriye’nin başına ise devrimin ve onurlu halkının fedakarlıklarının ticaretini yapan biri musallat olmuş ve yeryüzünde Müslümanların yaşadığı her bir köşe acılardan, yaralardan ve sıkıntılı bir yaşamdan hali değildir...

Hilafetlerinin yıkıldığı ve İslam'ın otoritesi hayatlarından kaybolduğu günden beri Müslümanların hali işte böyledir; yani düşmanlar Müslümanların üzerine üşüştüler, çarpık koltuklar karşılığında Müslümanların başına yönetici olarak Ruveybida ve sefih kimseleri tayin ettiler ve onların alimlerini de yöneticilerin mayasından olan dilsiz şeytanlar haline getirdiler.

İslam ümmeti büyük bir sıkıntı içindedir; Allah'ın izniyle lütuf ve ihsanın büyüklüğü sıkıntının büyüklüğü kadar olacaktır; dolayısıyla bizler bu sıkıntının, Hilafet Devleti ve zorba kâfirlere ve onların yardakçılarına şeytanın vesveselerini unutturacak Rabbani bir Halife ve lider sayesinde ortadan kalkacağını düşünüyoruz.

Ey Müslümanların orduları! Bu yaralı ümmetin sarsılmaz kalesi ve güçlü sığınağı kim olacak? Ey Selahaddin'in torunları! Müslümanları savunmak için Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in vekili kim olacak? Ey fatihlerin torunları! Prangaları kırıp beldeleri ve insanları tiranların pençesinden kim kurtaracak?

Hizb-ut Tahrir; kendisine yardım etmeniz için sizlere çağrıda bulunuyor ve azimlerinizi biliyor; haydi o zaman ümmetin üzerindeki boş geçen onlarca yılın tozunu silkeleyin, zilleti izzete dönüştürün ve kendi ellerinizle zaferin ve iktidarın şafağını yazın... Bu çağrıya cevap verin, hakkın ve dinin kelimesini yüceltmek için sadık bir şekilde çalışanların kervanına katılın ki böylece Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurarak ümmetinizi kurtarma şerefine nail olun; zira Vallahi bu, zamanın farzı ve anın vacibidir.

إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İbtihal Ümmü Ata

Devamını oku...

Nüfuz Çatışması ve Orta Doğu Mühendisliği: Kalıpların Dışından Bir Okuma

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Nüfuz Çatışması ve Orta Doğu Mühendisliği: Kalıpların Dışından Bir Okuma

İnsanın kalıpların dışında düşünmesi güzeldir; her ne kadar kalıpların içinde olanlar, onun dışında yapılan analizin üzerine inşa edildiği bir temel olsa da. Nitekim bugün mevcut olan projeler, aslında Orta Doğu'nun konumu, stratejik önemi ve risklerini göz önünde bulundurularak, büyük hedefleri gerçekleştirmek amacıyla yeni Orta Doğu mühendisliği ve onun yeniden formüle edilmesi üzerine inşa edilmiştir.

Orta Doğu, küresel hakimiyetin kapısıdır; burayı sıkı bir şekilde kontrol eden kimse, özellikle büyük ve süper devletler olmak üzere dünyanın boğazına pençesini geçirmiş olur. Dünya yüzölçümü küçük ama önemi büyük olan bu coğrafyada nefesini tutmaktadır; çünkü kıtalar (Asya, Afrika, Avrupa ve Amerika kıtaları) coğrafi ve su yolları bakımından burada bir araya gelmekte olup, dünya ülkelerinin hiçbirinin, Allah'ın buraya bahşettiği doğal kaynaklardan, küresel ölçekteki eşsiz ikliminden ve mesafeleri kısaltan kara geçitlerinden, su boğazlarından ve coğrafi konumundan vazgeçmesi mümkün değildir. Ayrıca dünyanın, buranın dini önemini göz ardı etmesi de mümkün değildir; zira burası, risaletlerin beşiği ve Allah'ın indirildiği andan itibaren küresel sahneyi yönetme görevini verdiği son semavi risaletin başlangıç noktasıdır; bu yüzden siyasi güçler; büyük davanın sahipleri bunun önemini ve ciddiyetini fark etmesin diye gizlemek, yanıltmak ve gözlere kum serpmek amacıyla buna değinmekten kaçınsalar da bu rol geçerliliğini korumaya devam etmektedir.

Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir, çatışmayla ilgili sözünü söyleyip taşları yerine oturttuğunda, bunu önemli bir kaide haline getirmiştir ki bu da, üzerine inşa edebilmek adına İran'ın Amerikan yörüngesinden çıkıp ona mutlak olarak tabi olma dairesine sokmaktır; işte bu da düşünürleri kalıpların dışında düşünmeye sevk etmiştir; Amerika neden İran'ı yörüngesindeki daireden doğrudan ajanlık dairesine sokamadı? Yoksa Amerika bu eylemleriyle, zahiri olarak geri çekilirken, -zımnen İran da dahil olmak üzere- yönetimi görünüşte siyasi güçlere devrederek, vekiller aracılığıyla bölgeyi pençesinde tutmaya devam edecek şekilde onu yeniden mi tasarlıyor?

Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir, çatışmayla ilgili sözünü söyleyip taşları yerine oturttuğunda, bunu önemli bir kaide haline getirmiştir ki bu da, İran'ı Amerikan yörüngesinden çıkarıp ona mutlak olarak tabi olma dairesine sokma çabasının, Washington’un üzerine inşa etmek istediği belirli hedefler doğrultusunda gerçekleşmesi ve bunun da düşünürleri kalıpların dışında düşünmeye sevk etmesidir: Amerika neden İran'ı -şu ana kadar- yörüngesindeki daireden doğrudan ajanlık dairesine sokamadı? Peki bu, Amerika ile gizlice çatışan başka uluslararası güçlerin varlığından mı kaynaklanıyor, yoksa sahadaki gerçeklikler de bunu teyit ettiği gibi Amerika hedeflerine ulaşmakta gerçekten aciz mi kaldı?

Eğer Amerika istediğini gerçekleştirmeye muktedir olursa, İran daha önce (özellikle Çin ile ilgili olarak doğu bölgesinde) Amerika’ya hizmet ettiği gibi bir rolü olmaksızın bir kenara itilmiş olarak mı kalacak, yoksa İran’ın bölgedeki vekilliğinin başarısızlığa uğramasının ve Yahudi varlığının ona karşı çıkmasının ardından Amerika, stratejisini gerçekleştirmek için bölgeyi Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır gibi diğer vekillerin yönetiminin altında mı tutacak?

Peki bu mühendislikten zarar gören uluslararası güçler, Washington’un sahayı dilediği gibi kullanmasına ve kendi çıkarlarına göre şekillendirmesine izin mi verecek? Yoksa bu ülkeler, mesele bir ölüm kalım meselesi olduğu için, doğrudan çatışmaya varacak olsa bile bu çatışmaya dahil mi olacaklar? Peki toprak sahiplerinin ve onun halkının rolü nedir ve onların ne yapmaları gerekir? Peki bu halkların, sınırları aşan ve varlığı yıkıma uğratan bu çatışmada son sözü söylemelerinin önündeki engel nedir?

Tüm bunlar karşısında ehl-i hal ve'l-akd ile rey ve basiret sahipleri hani nerede? Peki, insan ve maddi kaynakları tüketen, toplumsal bütünlüğü, ümmetin akidesini ve dinini hedef alan bu açık saldırıya neden boyun eğiliyor? Bu ümmetin içinde aklı başında bir adam yok mu?

Nitekim bu savaşın hedefi, görünür hedeflerin ötesinde (yapıcılarının bakış açısıyla) daha büyük bir hedefe yöneliktir ki bu da, ümmeti birleştiren, Hanif dinimizin koyduğu izin, şart ve kurallar dışında düşmanlarının kendi topraklarına ayak basmasını engelleyen ve kapitalist ideolojiyi ve onun yozlaşmış değerlerini ortadan kaldıracağına ve insanlığı her şeyi yozlaştıran ve ifsat eden bu kanserden kurtaracağına güvenen bir milyarlık bu ümmeti birleştirecek Hilafeti temsil eden projeyi boşa çıkarmaktır. Zira İslam ümmeti, fesadı ve bozguncuları yok etmekle şer'an mükelleftir ki bu da Allahu Teala’nın şu kavlinden dolayıdır: وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَاIslah edildikten sonra, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” [Araf 56] Ve Subhanehu’nun şu kavlinden dolayı: إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَŞüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” [Kasas 77] Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurmak için çalışmak, mendup ya da tercihe bağlı projelerden biri değildir; aksine derhal ve sadece kendisi için çalışılması vacip olan bir projedir ki bu da Allahu Teala'nın şu kavlinden dolayıdır:وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ Allah ve Rasulü bir konuda hüküm verince, ne bir mümin erkeğin ve ne de bir mümin kadının (o konuda) muhayyerlikleri (tercihleri) olamaz.” [Ahzab 36]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan

Devamını oku...

Çolpon-Ata Bildirisi: Orta Asya'da Nüfuz Mimarisini Kim İnşa Ediyor?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Çolpon-Ata Bildirisi: Orta Asya'da Nüfuz Mimarisini Kim İnşa Ediyor?

Haber:

31 Temmuz 2026'da Çolpon-Ata şehrinde, Beş Orta Asya ülkesi ve Azerbaycan'ın katılımıyla bir istişare toplantısı düzenlendi; toplantıda ulaşım, enerji, ticaret, turizm ve güvenlik alanlarında iş birliğini öngören bir bildiri kabul edildi.

Bildiride Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu, Kambar-Ata-1 hidroelektrik santrali ve ortak turist vizesi gibi stratejik projeler belirlendi. Ancak bu belgenin önemi yalnızca bölgesel iş birliğiyle sınırlı değildir, aynı zamanda son derece önemli jeopolitik boyutlar da taşımaktadır.

Yorum:

Çolpon-Ata Bildirisi'nin kabulü; Avrasya'da Rusya, Çin ve Amerika arasındaki rekabetin tırmandığı bir zamanda gerçekleşti. Her ne kadar Amerika halen dünyanın en nüfuzlu küresel gücü olmaya devam etse de, Çin'in ekonomik ve teknolojik yükselişi, Rusya'nın askeri ve nükleer kapasitesi ve Avrupa'nın kendi çıkarlarını koruma çabası, Amerika'nın önüne yeni stratejik görevler koymaktadır.

Bu nedenle Orta Asya, Amerika için Rusya ile Çin arasında yer alan ve Hazar Denizi üzerinden Kafkasya ile Avrupa'ya erişim sağlayan stratejik bir bölge kabul edilmektedir.

Rusya, Ukrayna'daki savaş nedeniyle devasa kaynaklar tüketmektedir; ancak bölgedeki nüfuzu halen varlığını sürdürmektedir. Bununla birlikte, onun (Rusya'nın) nispi zayıflığı Amerika için bir fırsat sunarken, Çin ise bu boşluğu doldurabilir. Zira Çin, askeri ittifaklar yerine demiryolları, yatırımlar, krediler, enerji, ticaret ve sanayi projeleri aracılığıyla bölgeye nüfuz etmektedir. Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu da bu sürecin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Batı ise Rusya'yı baypas eden Hazar ve Kafkasya koridorlarını güçlendirmeye çalışmaktadır. İşte burada, Orta Asya Beşlisi ve Amerika ”C5+1” grubu ile Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu (TRIPP) gibi iki Amerikan mekanizmasının önemi öne çıkmaktadır; zira C5+1 siyasi diyalog için bir kanal niteliği taşırken, TRIPP ise ekonomik ve jeopolitik bağları ile ulaşım araçlarını güçlendiren bir araç kabul edilmektedir. Bu ikisi arasındaki uyum Orta Asya'da, Rusya'ya bağımlı olmayan ve Çin'in tam kontrolüne girmeyen yeni bir ekonomi ve ulaştırma ortamı oluşturmaktadır.

TRIPP mekanizmasının sadece “Orta Asya’ya yönelik bir ABD ulaşım mekanizması” olmadığını, aksine Güney Kafkasya ve Orta Asya’daki ulaşım, enerji ve stratejik hammadde hatlarını geliştirmeyi hedefleyen ABD’nin benimsediği daha geniş kapsamlı bir ekonomik ve yatırım yaklaşımının bir parçası olduğunu belirtmek gerekir. Ayrıca 2026 yılında kurulan TRIPP+ fonu; ulaştırma, enerji ve stratejik maden sektörlerindeki yatırımları teşvik etmeyi hedeflemektedir.

Bu bağlamda Azerbaycan'ın Çolpon-Ata'daki katılımı özel bir önem kazanmaktadır; zira Azerbaycan; Orta Asya'yı Hazar Denizi üzerinden Kafkasya, Türkiye ve Avrupa'ya bağlayan stratejik bir bağlantı halkasını temsil etmekte ve bu da Orta Asya - Hazar Denizi - Azerbaycan - Türkiye - Avrupa güzergahını, Rusya üzerinden geçen kuzey koridorlarına bir alternatif haline getirmektedir.

Buna göre bildirinin önemi, bölgesel iş birliği sınırlarını aşmaktadır; zira bu bildiri, Rusya'nın nüfuzunun nispeten gerilemesinin ve Çin'in nüfuzunun artmasının gölgesinde yeni ulaşım ve ekonomi bağlarının şekillendiğini ortaya koymaktadır. Ancak bu, henüz Amerika için bir zafer olarak değerlendirilemez; nitekim Amerika bu bildirinin doğrudan tasarımcısı olmayabilir, fakat bildiri bünyesinde devam eden süreçleri kendi Avrasya stratejisiyle ilişkilendirme fırsatına sahiptir.

Bunun yanı sıra Orta Asya ülkelerinin çok boyutlu politikası, gerçek bir bağımsızlık anlamına gelmemektedir. Zira güvenlik, ekonomi, yatırım ve dış pazarlar alanlarında farklı güçlere dayanan bu rejimlerin manevralarını, bağımsız bir jeopolitik strateji olarak adlandırmak zordur.

Bu nedenle temel soru, Orta Asya'nın ABD'yi mi yoksa Çin'i mi seçeceği değildir? Aksine temel soru; bölgedeki ulaştırma, ekonomi ve güvenlik mimarisini kimin belirleyeceğidir?

İslami açıdan bakıldığında, Müslüman ülkelerin, Amerika, Rusya veya Çin'in nüfuz alanlarına bölünmesi bir çözüm değildir. Zira sorun, Müslümanların siyasi dağınıklığında ve akıbetlerinin dış güçler arasındaki çatışmalara bağlı olmasında yatmaktadır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın.” [Al-i İmran 102]

Bu nedenle çözüm, Amerikan nüfuzunun Rus nüfuzuyla ya da Çin nüfuzunun Amerikan nüfuzuyla değiştirilmesinde değil; aksine Müslüman ülkeleri dış güçlerin nüfuzundan kurtaracak tek bir siyasi iradede yatmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Raşidi Hilafete; Müslümanları Avrasya'da bir rekabet konusu olmaktan çıkarıp bağımsız bir jeopolitik güce dönüştüren siyasi bir çözüm olarak bakılmaktadır. İşte o zaman yollar sadece Avrupa'ya açılmakla kalmayacak, aksine yeryüzünün batı uçlarına kadar uzanacaktır.

Buna göre Çolpon-Ata Bildirisi'nin gerçek sınavı, kabul edildiği günde olmayacaktır; aksine gelecekteki yatırımlara, ulaştırma koridorlarına, stratejik hammadde tedarik zincirlerine ve dış bağlantılara da yansıyacaktır. Çolpon-Ata'daki jeopolitik oyun henüz bitmemiş; aksine daha yeni başlamıştır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...

Müslümanların Başındaki Yöneticiler, İslam Ümmetinin Sorunlarına Zerre Kadar Değer Vermiyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Müslümanların Başındaki Yöneticiler, İslam Ümmetinin Sorunlarına Zerre Kadar Değer Vermiyorlar

Haber:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres Çarşamba günü, bölünmüş adanın her iki tarafının liderleri ve üç garantör ülkenin temsilcilerinin katılımıyla Kıbrıs uyuşmazlık dosyasını ele almak için yeni görüşmeler yapılacağını duyurdu ve Guterres, bir tarih belirtmeksizin, "Her iki taraf ve garantör ülkeler arasında, uygun bir hazırlıkla birlikte 5+1 formatında bir toplantı düzenlenmesi konusunda uzlaşı sağlandığını" söyledi. Görüşmelere Kıbrıs ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti liderlerinin yanı sıra Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık temsilcilerinin de katılacağını belirtti ve uluslararası alanda tanınan ve nüfusunun çoğunluğunu Rum Kıbrıslıların oluşturduğu Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in yaptığı açıklamayı memnuniyetle karşıladı. Ayrıca 2017’deki görüşmelerin çöküşünden bu yana “Kıbrıs sorununun özüne” ilk kez değinildiğini belirterek iyimserliğini ifade etti. (Ajanslar)

Yorum:

Kıbrıs Adası, üçüncü Halife Osman ibn Affan Radıyallahu Anh döneminde Müslümanlar tarafından fethedilen İslam beldelerinden biridir; dolayısıyla o, Filistin, Irak, Mısır ve Şam beldesi gibi zorla fethedilmiş olmasından dolayı haraci bir topraktır; bu yüzden bu toprakların bir karışından bile feragat edilmesi caiz değildir; o yani Kıbrıs şu anda, adada iki askeri üssü bulunan İngiltere’nin nüfuzu altındadır; zira İngiltere, Müslümanların Avrupa’da İslam’ı yayma görevlerini yerine getirmelerini engellemek amacıyla Osmanlı Hilafet Devleti'nin yıkılmasının ardından adayı işgal etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yükselişe geçen Amerika, bağımsızlık ve halkların özgürlüğü sloganı altında eski Avrupa sömürgeciliğini tasfiye ederek onun yerini almıştır; nitekim Amerika, Mısır, Şam beldesi ve Irak’tan sömürgeci İngilizleri çıkarmış ve kendi fikirlerini ve duygularını taşıyan ajanlarını iktidara getirmek ya da Birleşmiş Milletler gibi araçları yoluyla onun yerini kendisi almıştır.

Bu nedenle Müslümanların sorunları, büyük güçler arasında bir halat çekme oyununa dönüşmüş ve Birleşmiş Milletler, müdahil olduğu tek bir sorunu bile çözmeyi başaramamıştır; bilakis aksine; bakın işte Sudan, kuzey, güney ve Darfur bölgesi olarak parçalanmış durumda olup onun öncesinde de Filistin meselesi, Cezayir ile Fas arasındaki Batı Sahra meselesi, Doğu Türkistan meselesi, Burma ve Bosna-Hersek meseleleri vardı... Şimdi ise görünen o ki Amerika, aracı Birleşmiş Milletler yoluyla Kıbrıs Adası’nda İngiltere’nin geri kalan nüfuzunu ortadan kaldırmak istemektedir; Müslümanlar için ise Avrupa’nın ya da Amerika’nın nüfuzuna boyun eğmeleri arasında bir fark yoktur; bu nedenle Müslümanların inisiyatifi yeniden ele almaları ve sorunlarını kendilerinin çözmeleri gerekir; çünkü düşmanları onlar hakkında bir anlaşma ve zimmet gözetmezler. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: مَّا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلَا الْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَاللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَن يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ(Ey iman edenler!) Ehl-i Kitaptan kâfirler ve putperestler de Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Halbuki Allah rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” [Bakara 105]

İşte Hizb-ut Tahrir sizleri, Birleşmiş Milletler'in serabının peşinden gitmek yerine Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti'ni kurmak için dünya ve ahiret hayrına davet etmektedir. يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاء حَتَّى إِذَا جَاءهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئاًSusamış kimse su zanneder; sonunda gelip ona ulaşınca orada bir şey bulamaz.” [Nisa 39]

Ey Müslüman orduları: Suçlu Amerika’nın, birbirlerini vurmaları için Müslüman güçleri kullanarak neler yaptığını gördünüz; zira İran’ı vurmak için Körfez'deki Ruveybida yöneticileri kullanmış ve Körfez'deki Amerikan üslerini korumak için de Pakistan ordusunu kullanmıştır; Gazze ise üç yıldır soykırım savaşına maruz kalmakta ama ona yardım etmek için harekete geçmemektedirler; bu nedenle sizin göreviniz; sorunlarımızı kendi başımıza çözmemiz, Filistin başta olmak üzere işgal altındaki Müslüman beldelerimizi özgürleştirmemiz, İslam ülkeleri arasındaki yapay sınırları kaldırmamız, İslam'ı tüm dünya halklarına taşımamız ve kıyamet gününde emaneti tebliğ ettiğimize dair insanlığa şahitler olmamız için İslam'ı yönetime taşımak için halkına asla yalan söylemeyen lider olan Hizb-ut Tahrir'e nusret vermenizdir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطاً لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيداًİşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resul’ün de size şahit olması için sizi vasat bir ümmet kıldık.” [Bakara 143]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Abdulhamid – Irak

Devamını oku...

SAYI 612 Çıktı - Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi El-Raye Gazetesi

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi

El-Raye Gazetesi Yeniden Yayında

 

Biz, Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi olarak takipçilerimiz ve Merkezi Medya Bürosu Web Sayfası misafirlerimize, Hizb-ut Tahrir tarafından 1954 yılında başlatılan El-Raye Gazetesinin tekrar yayına başlatılmasını duyurmaktan gurur duyarız. Karanlık ve zorba rejimlerin baskısı sonucu haftalık yayınlanan gazete durdurulmuştu. Şimdi Hizb-ut Tahrir El-Raye Gazetesini Allah’ın izniyle tekrar başlatacaktır.

Devamını oku...

Utanmıyorsan Dilediğini Yap!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Utanmıyorsan Dilediğini Yap!

Haber:

El Hades Kanalı, 06/08/2026 Perşembe günü X platformunda paylaştığı bir tweet’te, Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi’nin, Kudüs konulu bakanlar toplantısının sonunda, Yahudi varlığının ihlallerini ortaya koymak üzere bir medya platformu kurulması konusunda mutabakat sağlandığını belirten açıklamasını aktardı.

Yorum:

Kudüs şehrinde Yahudi varlığının işlediği ihlallerle ilgili Arap bakanlar toplantısı 5/8/2026 Çarşamba günü sona erdi ve Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi’den, en hafif tabirle hem komik hem de trajik olarak nitelendirilebilecek birkaç açıklama geldi! Açıklamalarında, eğer Haşimi vesayeti olmasaydı Kudüs’teki mukaddesatların Yahudi varlığının kontrolünde olacağı geçmektedir! Ardından, bakanlar toplantısının sonucunda Yahudilerin işlediği ihlalleri ortaya çıkarmak amacıyla bir medya platformu kurulacağını duyurmuştur! Yahudilerin ihlallerine işte böyle karşılık veriliyor; yani sanki Yahudi varlığı sizi ve medya platformunuzu umursuyormuş gibi ihlalleri ortaya çıkaran bir medya platformu kurarak karşılık veriliyor!

Gerçekten de Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu gibi: إِنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلَامِ النُّبُوَّةِ إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ “İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmıyorsan dilediğini yap!” Evet, bakanlar ve liderlerden, hatta Müslümanların ülkelerindeki tüm zararlı devletler ve utanç verici rejimlerden oluşan bu bölük pörçük güruhta zerre kadar bir hayâ veya utanma duygusu yoktur; eğer halkların huzursuzluğundan ve ayaklanmasından korkmamış olsalardı, içlerinden tek bir kişi bile mücrim Yahudileri üzecek veya onları öfkelendirecek tek bir kelime bile etmezlerdi; aksine gazaba uğramışların tüm ihlallerine, zorbalıklarına ve zulümlerine cesaret veren şey, yönetimin ve liderliğin başında bu Ruveybidaların bulunmasından başka bir şey değildir; zira onlar, bu mutant varlığın muhafızı ve koruyucularıdırlar.

Mukaddesatlara yönelik ihlallerini ortaya çıkarmak için bir medya platformu kurmak konusunda anlaşmışlardır; sanki suçlu Yahudiler, mübarek Mescid-i Aksa'nın avlusuna yaptıkları baskınları ve orayı kirletmelerini gizliyorlar da gece gündüz bunları işlemekten dolayı böbürlenmiyorlarmış gibi! Bu zelil ve utanç verici rejimler, Gazze Haşim'deki halkımızın sürekli soykırıma uğramasına aldırış etmiyorlar ve vahşi Yahudi ordusunun koruması altında yerleşimci sürülerinin Batı Şeria’da işlediği zulümlere karşı kabir sessizliği gibi sessiz kalıyorlar...

Bu meseledeki belirleyici söz, Hizb-ut Tahrir'in kurucusu Allâme Takiyyuddîn en-Nebhânî'nin (Allah ona rahmet etsin) söylediği şu sözüdür: Yahudi varlığı, mevcut rejimlerin gölgesidir; bir şey ortadan kalktığında onun gölgesi de ortadan kalkar. O halde ey Müslümanlar topluluğu, bu rejimleri devirin ki onların devrilmesiyle birlikte Yahudi varlığı da devrilsin ve ümmetin tarihinden bu kapkara sayfayı kapatalım ki böylece İslam ümmeti, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet konumuna geri dönsün.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Velid Belibel

Devamını oku...

Yahudilerin, Haçlıların ve Hinduların Saldırganlığını Caydıracak Bir Anlaşma Ne Zaman Olacak?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Yahudilerin, Haçlıların ve Hinduların Saldırganlığını Caydıracak Bir Anlaşma Ne Zaman Olacak?

Haber:

Bugün, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında Mekke’de düzenlenen Ortak Savunma Zirvesi’nde ortak bir bildiri yayınlandı. Anlaşma, herhangi bir saldırgan eyleme karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi hedeflemekte ve üç ülkeden herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, tamamına yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörmektedir. Ayrıca üç ülke arasındaki savunma işbirliğinin her yönünün güçlendirilmesini de öngörmektedir. (SPA)

Yorum:

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın yöneticileri, neden daha önce değil de şimdi askeri bir anlaşma yapmaya karar verdiler? Zira 2023 yılının Ekim ayında başlayan ve hâlâ devam eden Yahudi varlığının Gazze’ye yönelik saldırısına karşı toplu caydırıcılığı güçlendirmek amacıyla herhangi bir anlaşma imzalamadılar. Eğer bunu yapmış olsalardı, Filistin’i ve Mescid-i Aksa'yı kurtarırlardı. 2026 yılının Şubat ayında başlayan ve hâlâ sona ermemiş olan Haçlı Amerika’nın İran’a yönelik saldırısına karşı herhangi bir anlaşma imzalamadılar. Eğer bunu yapmış olsalardı, ümmetin ordularına liderlik ederek Amerikan güçlerini, yani evimizde yuvalanmış ve İslam ülkelerini birer birer ısıran yılanı İslam ülkelerinden çekilmeye zorlayabilirlerdi.

O halde neden şimdi bir anlaşma imzaladılar? Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın yöneticileri, İran’daki Müslümanlar Trump'ın saldırısını cesurca püskürttükten, onun güçlerinin zayıflığını ortaya çıkardıktan, silah stoklarını tükettikten ve onların saflarının arasına korku saldıktan sonra, sadece Trump’a yardım etmek amacıyla bir anlaşma yaptılar. Şu anda bir anlaşma yapmalarının tek amacı, Devrim Muhafızları’na baskı uygulayarak İran’ın Amerika’ya tabi bir devlet olmasını kabul etmesini sağlamak içindir. Şu anda bir anlaşma yapmalarının tek amacı, Washington’un Müslümanların Müslümanlarla savaşmasını istemesidir ki böylece Yahudiler ve Amerika lehine Müslümanların hepsine karşı bir zafer gerçekleşebilsin.

Dolayısıyla bu yöneticileri şu anda bir ortak savunma anlaşması üzerinde uzlaşmaya ve bir anlaşmaya imzalamaya iten şey, kâfirlere bağımlı olmalarıdır. Mübarek toprak Filistin’in ise, bu yöneticileri kendisiyle ilişkilendirerek onları onurlandırmaları yakışık almaz; zira onlar, Filistin’i savunma şerefine layık olmayı hak etmiyorlar. Onlar aşağılık kimseler olup, İslam ümmeti ve ordularının ayağa kalkıp kendilerini ortadan kaldırmaları gerektiğini teyit etmişlerdir.

Ey İslam ümmeti ve orduları: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmeti olarak bizler, zalimler ve hainlerin, kâfirlerin kanunları, politikaları ve dikteleriyle bizi yönetmelerine nasıl tahammül edebiliriz?! Bizleri İslam’a göre yönetecek tek bir Raşid Halifenin yokluğunun yıkıcı sonuçlarına nasıl katlanabiliriz? İbn İshak’tan rivayet edildiğine göre, ilk Raşid Halife olan Ebu Bekir es-Sıddık (Allah ondan razı olsun) hutbesinde şöyle demiştir: “Müslümanlar için iki emirin olması caiz değildir; çünkü ne olursa olsun işleri ve hükümleri farklı olur, cemaatleri dağılır ve kendi aralarında anlaşmazlığa düşerler; böylece sünnet terk edilmiş, bidat ortaya çıkmış ve fitne büyümüş olur ki hiç kimsenin buna hakkı yoktur.

Birbiri ardına gelen sıkıntılar içerisindeyiz; zira bir sıkıntı sona ermeden bir diğeri başlamaktadır; oysa Allah Celle Celaluhu, vahdeti bölünmeden, hayrı şerden, salih olanı hainden ve şerî vacibi günah olan ihmalden açıkça ayırt etmiştir. Nitekim Allah Celle Celaluhu bizlere, İkinci Raşidi Hilafeti kurmayı lütfedene kadar hepimizin gecesini gündüzüne katması gerekir; işte o zaman ümmet ve orduları, Haçlıların, Yahudilerin ve Hinduların saldırganlığına tek bir seferde ve sonsuza dek son vermek için harekete geçecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr - Pakistan

Devamını oku...

Bu Zamanın Ruveybidalarının Görevi, Umutsuzluk ve Acziyet Yaymaktır!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Bu Zamanın Ruveybidalarının Görevi, Umutsuzluk ve Acziyet Yaymaktır!

Haber:

Ürdün, Yahudi varlığının Kudüs'teki ihlallerine karşı koyma yollarını görüşmek üzere Dışişleri Bakanları toplantısına ev sahipliği yapıyor. (Khaberni)

Yorum:

Görüşmeler ve toplantılar oluyor, bunu kınama ve eleştiriler takip ediyor ama bu boyun eğmiş ajan rejimler kıllarını dahi kıpırdatmıyorlar.

Bu rezil güruh, demiri ancak demirin keseceğini bilmiyor mu?! Bu mutant varlığın, adam gibi adamlara karşı koyacak gücü olmadığını, İslam’a ve Müslümanlara karşı kinini izhar etmesinin ve Müslümanların kanını hafife almasının tek sebebinin bu ümmetin işlerini elinde tutanlardan doğru bir yanıt alamamış olmasından olduğunu, bu yüzden Filistin, Lübnan, Suriye ve diğer yerlerde, İslam beldelerinin hiçbir yöneticisine zerre kadar değer vermeden öldürdüğünü, yıktığını ve işgal ettiğini bilmiyor mu? Bunu da Mütenebbî’nin şu sözü doğrulamaktadır:

Kişi (kendini) alçaltırsa, alçaklık/zillet ona kolay gelir *** Ölüye yara açmak (yaralamak) acı vermez

Bu mutant varlıkla yapılan savaşta ümmet ağır bir yükle karşı karşıya bırakılırken yöneticiler ise kardeşlerine yardım etmek, Yahudi varlığını ve onu destekleyenleri silip süpürmek için yanıp tutuşan Müslüman askerleri harekete geçirmek yerine, kâfir Batı'nın ve onun beslemesi Yahudi varlığının postallarını yalamak için birbirleriyle rekabet ediyorlar; hatta kardeşlerine yardım etmek için harekete geçmesinler diye Müslüman kitlelerin arasında umutsuzluk ve acziyet yaymaya çalışıyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar!

Topraklar ve kutsallar gasp edilmekte, kanlar akıtılmakta ve iktidarda yalancı şahitler bulunmakta ve ümmet ise, kullanması engellenen imkân ve kapasitelere sahip olmasına rağmen kendisini çevreleyen sınırları aşmaktan acizmiş gibi seyretmektedir!

Canlı bir akideye, köklü bir tarihe, insan kaynaklarına, muazzam servetlere ve stratejik bir konuma sahip olan bir ümmet kalkınmaktan aciz değildir; ancak ümmetin, Allah Celle Celaluhu'ya takvalı olan, doğru bir vizyona sahip olan, akidesinden kaynaklanan bir proje taşıyan, ümmeti bu Ruveybidalardan kurtaracak, saflarını birleştirecek, ülkeyi ve insanları Yahudilerin ve kâfir Batı’nın pisliğinden kurtaracak muhlis bir liderliğe ihtiyacı vardır.

Ey Müslümanlar! Allah'a nefsinizden hoşnut olacağı şeyleri gösterin! Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışın; adaletsizlik ve zulmün yerine adalet ve huzuru yayacak bu devleti kurması için orduların içindeki evlatlarınızı ve kardeşlerinizi Hizb-ut Tahrir 'e nusret vermeye teşvik edin. Yarışanlar işte bunun için yarışsınlar!

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ “Allah kendi dinine yardım edenlere muhakkak yardım edecektir. Kuşkusuz Allah güçlüdür, mutlak galiptir.” [Hac 40]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER