Pazar, 22 Rebiu’s Sânî 1448 | 2026/10/04
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Müslüman Orduların Genelkurmay Başkanları Neden Düşman Orduların Genelkurmay Başkanlarıyla Bir Araya Geliyor?

Axios haber sitesine göre medya organları son günlerde; Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Ürdün ve Mısır ordularının komutanları ile ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper ve Yahudi varlığının Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir arasında Almanya’da, Almanya Savunma Bakanlığı’nın haberi olmadan gizli ve kapalı bir toplantı gerçekleştirildiğini ortaya çıkardı. Yine aynı siteye göre Amiral Brad Cooper, İran’ın bölgedeki Amerikan üslerine yönelik saldırılarına rağmen Amerikan ordusunun bölgedeki kuvvetlerini çekmeyeceği konusunda toplantıya katılan ülkeleri güvence verdi. Ayrıca Amerika’nın Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini artırmaya yönelik planı hakkında katılımcı ülkelere bilgi verdi. Yahudi varlığından bir yetkili de General Eyal Zamir’in, Yahudi varlığı ordusunun farklı cephelerde yürüttüğü operasyonlar hakkında toplantıya katılanları bilgilendirdiğini açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının yayımladığı açıklamaya göre ise komutanlar, Ortadoğu’da güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme imkânlarını ele aldılar.

Ordularımızın komutanlarının gerçekleştirdiği bu vahim toplantı karşısında Hizb-ut Tahrir Merkezî Medya Ofisi şu hususları beyan eder:

Birincisi: Ümmet bu komutanlardan; yöneticilerinin ihanetlerini ve ümmetin düşmanlarıyla kurdukları tezgâhları görüşmek, onları görevden alıp Müslümanlar için tek bir halifeye biat etmek üzere toplanmalarını bekliyordu. Ne var ki onlar da ihanet ve tezgâhta yöneticilerinin izinden giderek Filistin, Lübnan ve Suriye’de Müslümanların kanı henüz ellerinden kurumamış olan Yahudilerin Genelkurmay Başkanı ile bir araya geldiler. Aynı şekilde Irak, Afganistan, Yemen ve İran’daki Müslümanların katilleri olan ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı Komutanı ile de bir araya geldiler. Vallahi bu, altından kalkılamaz büyük bir vebaldir!

İkincisi: Amerika’nın İslam beldelerindeki faaliyetlerinin amacı, bu ülkeler üzerindeki hâkimiyetini sağlamlaştırmak, stratejik bölgeler üzerindeki nüfuzunu genişletmek ve geleneksel Avrupalı rakiplerini buralardan uzaklaştırmaktır. Amerika bu planını yürütürken, tıpkı Ruveybida (aşağılık ve değersiz) yöneticilere yaptığı gibi, bu askeri komutanları da sadece kendi politikasını uygulayan birer maşa olarak kullanmaktadır.

Üçüncüsü: Amerika, Yahudi varlığını bölgedeki güvenlik sisteminin bir parçası hâline getirmeyi hedeflemektedir. Bu komutanlar, sanki bu operasyonlar kendi ülkelerinde değil de Kaf Dağı’nın ardında yapılıyormuşçasına ucube varlığın çeşitli cephelerdeki operasyonlarını anlatan Yahudi varlığının genelkurmay başkanına kulak vermişlerdir! Şayet içlerinden birinde zerre kadar hayâ olsaydı, Amerika’nın bakış açısına göre güvenlik iş birliğini güçlendirmeyi amaçlayan böyle bir toplantıya katılmayı asla kabul etmezdi.

Hizb ut-Tahrir Merkezi Medya Ofisi, toplantıya katılan ve İslam ülkelerindeki diğer tüm genelkurmay başkanlarını; düşmanlarıyla birlikte ümmete komplo kuran ve ihanete ortak olan ve Ruveybida yöneticilerin ihanetleri karşısında sessiz kalan herkesi, dünyada ve ahirette ihanetlerinin sonuçları konusunda uyarmaktadır. Ey genelkurmay başkanları! Durumunuzu gözden geçirin! Bir an önce ümmetin safına dönün ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya tövbe edin. O Ruveybida yöneticileri azletmek ve Nübüvvet Metodu üzere Raşidi Hilâfetin gölgesinde Ümmeti birleştirmek için tek bir Halifeye biat etmek üzere derhal bir araya gelin.

Hizb-ut Tahrir, halkına asla yalan söylemeyen bir öncüdür, Nübüvvet metodu üzere Hilafet’i kurmak için kendisine nusret vermek üzere ümmetin ihlaslı evlatlarına ve komutanlarına elini uzatmaktadır. Zira bunda dünyanın ve ahiretin izzeti vardır, Allah’ın rızası ise hepsinden daha büyüktür.

وَلَيَنصُرَنَّ اللهُ مَنْ يَنصُرُهُ إِنَّ اللهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ“Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” [Hac 40]

Devamını oku...

Savaşın Ateşi Altında Orta Doğu Mühendisliği İran ve Çin Çatışmasında Amerika'nın Stratejik Hedefleri

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Savaşın Ateşi Altında Orta Doğu Mühendisliği
İran ve Çin Çatışmasında Amerika'nın Stratejik Hedefleri

Amerika, Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesini savaşın ateşi altında olgunlaştırmak amacıyla İran'la savaşı uzatıyor mu? Yoksa mevcut savaş, Amerika'nın isteği ve planlamasının aksine mi gelişti ve Amerika kendisini bu savaşın içinden çıkaracak bir yol bulamadı mı?

Daha önce krizin başlangıcında bu konudan bahsetmiştim; Amerika, Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek istiyor; bu ise çoğu Amerikan başkanının da dile getirdiği bir konu olduğu gibi aynı zamanda Henry Kissinger’ın da tavsiyesidir. Amerika'nın formülünün, bölgede rakipleri ve eski sömürgeciliğin kalıntıları varken gerçekleşmesi mümkün değildi; aksine ancak satranç tahtasındaki bu taşları yöneten elleri, yani iki temel oyuncu olan İngiltere ve Fransa’yı ortadan kaldırarak gerçekleşebilirdi. Bu yüzden Amerika, bu eski sömürge kalıntılarını ortadan kaldırmak ve kendisine sadakat borçlu olmasının yanı sıra rakipsiz veya sorunsuz kendisine tam anlamıyla boyun eğen yeni bir dünya inşa etmek için çeşitli yöntemler izlemiştir -ki Afrika ile Asya'da hâlâ aynı yöntemleri izlemektedir-.

Bu yüzden Amerika düşmanlar imal edip dostlar uydurmaktadır; böylece onun farazi ve gerçek düşmanları olsun ki bunların başında Avrupa gelmektedir; bu nedenle Avrupa'yı, pençesi "NATO" ile zincire vurmayı başarmıştır; yani Avrupa üzerindeki pençesini sıkılaştırıp nefesini kesmiş ve gücünü yeniden inşa etmesini ve elinden alınmış ihtişamını düşünmesini engellemiştir. Avrupa'daki son çalışmaları ise, büyük projesine odaklanabilmek için Avrupa'nın enerjisini kendisine bağlamak ve bu sayede Avrupa'ya yüz milyarlara mal olan dev Rus enerji kaynağını ortadan kaldırmaktır. Nitekim Amerika, Rusya’yı Avrupa bataklığına sürükledi ve onu hiçbir çıkış yolu olmayacak şekilde oraya sıkıştırdı; Avrupa’yı kendi enerjisine yönelmeye ve Rus gazından tamamen vazgeçmeye zorladı ve bunda da olağanüstü bir başarı elde etti; ayrıca Avrupa’yı Avrupa ile Rusya arasındaki acımasız çatışmanın bedelini üstlenmeye mecbur bıraktı ki bu da hem Rusya’yı hem de Avrupa’yı tüketti. Dolayısıyla Amerika, bu çatışmayı sınırsız bir şekilde açık bıraktı ki Rusya ve Avrupa da çözümün ve anahtarlarının Amerika'nın elinde olduğunu çok iyi biliyor. Böylece Amerika, Kissinger ve Brzezinski'nin tavsiyesini yerine getirerek Rusya'yı Çin'den uzaklaştırmayı ve ikisinin bir araya gelmesini engellemeyi başardığı gibi Rusya ile Avrupa arasında yıkılmayacak ve kapanmayacak bir uçurum açmayı da başardı.

Böylece yeniden şekillendirip formüle etmek için Ortadoğu bölgesine yöneldi; zira Amerika orada iki düşman olduğunu çok iyi biliyordu ki bunlardan biri, kendisi ve çıkarları için en büyük tehlike olan siyasi sistemi ile İslam’dı; zira İslam, vakıada mevcut olmasa da fakat dünyanın bir ucundan diğer ucuna iki milyar Müslümanın özlemle beklediği ve bir avuç insanın bu fikri ihya etmek, onu canlı tutmak ve bu ümmetin kalbinde onun meşalesini yakmak için gece gündüz bıkıp usanmadan çalıştığı hayati bir projedir. Bu nedenle, Amerika ve müttefiklerinin -çıkarlarının çelişmesine rağmen- öncülük ettiği bu büyük komplonun olması, bu fikirle savaşması ve bu fikrin zaman zaman Avrupa, Amerika ve Rusya’daki politikacıların, dünya liderlerinin, düşünürlerinin ve medya mensuplarının lisanı üzerinden dile getirilmesi hiç de şaşırtıcı değildir. Amerika her zaman bu kartı sallamakta, bunu açıkça dile getirmekte ve bunun yankısı dünya liderlerinin borazanlığını yapanların dillerinden işitilmektedir; zira Putin gibi küresel bir liderin Hilafet projesinin tehlikesini ve ona olan düşmanlığını açıkça ifade ettiğini işittiğimizde aslında o, bu söylemle, dünyanın zihinlerinde ve sahnelerinde; kendilerine, Batı medeniyetine ve küresel düzene yönelik yaklaşan tehlikenin İslam ve onun hadaratı olduğu şeklindeki bu fikri körükleyen Amerika'nın sesinin bir yankısını tekrarlamaktadır. Batılı yazarlar İslam hakkında ister olumsuz ister olumlu yazsınlar, aslında onların kendi çevrelerinde ve politikacılarının kapıları ardında olup bitenleri yazdıklarını görmekteyiz.

Amerika, Ukrayna-Rusya savaşını ateşleyip Avrupa'yı da buna sürükledikten sonra, ekonomik açıdan kendisine rakip olan küresel fabrika Çin'e, yani açık düşmanına yöneldi. Zira ABD rakip istemiyor; Çin’in ölümcül noktası ise ekonomisinin üzerine dayandığı enerjidir; eğer enerjiye darbe vurulur ya da küresel enerji kaynaklarının boğazı sıkılırsa, Çin tüm büyüklüğüne rağmen ABD’nin rehinesi ve takipçisi olacaktır. Bunun nedeni, Çin’in siyasetçilerinin zihniyetinde, uluslararası sahnede Amerika ile rekabet etmek ve onun kurallarının şekillendirilmesine katılmak gibi bir kavramın bulunmamasıdır. Bu da Çin’i “büyüklük” kavramından yoksun bırakmaktadır. Aslında Çin, sömürgeci bir zihniyete sahip değildir; ancak ekonomik güce ve rekabet yeteneğine sahiptir. Bu da Amerika’nın bu sahada oynamasının önünü açmaktadır. Nitekim fosil enerji kaynakları Amerika, Venezuela, Rusya ve Orta Doğu’da bulunmaktadır; üstelik tedarik yolları ve koridorları da Orta Doğu olduğu gibi İslam ve projesi de oradadır; bu nedenle siyasi bir analistin zihninde, bu faktörleri bundan uzak tutması doğru değildir. Çin, sınırlarına yakın ve bitişik olan Orta Doğu'nun tehlikesinin farkındayken, Venezuela ise Amerika'nın arka bahçesi ve avlusu olarak kabul edilmektedir; bu yüzden Avrupa, Çin veya Rusya bu avluda oynayamaz; Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ile Amerika arasındaki Rus füzeleri meselesinde gördüğümüz şey de budur. Amerika, Avrupa hayaletini Orta Doğu'dan büyük oranda uzaklaştırmayı başarmış olup artık onun hiçbir etkisi kalmamıştır; nitekim Avrupa'nın tutumlarda gördüğümüz şey de budur; zira Amerika'nın uydurduğu krizlerin altında ezilen bitkin devletler olarak görülmekte olup, Avrupa bu krizlere herhangi bir çözüm bulmaktan acizdir; bu yüzden Amerika'ya yalvarmakta ve onun peşinde solumaktadır.

Çin'in boğazını sıkmak için geriye sadece Amerika'nın Orta Doğu'yu yeniden şekillendirmesi kalmıştır.Bu nedenle, Venezuela'nın işini bitirdikten sonra Orta Doğu'ya yönelmiş ve müdahale etmesine neden olarak bir sorun oluşturacak krizler türetmiştir.Nitekim birtakım gayeler doğrultusunda İran ile nükleer anlaşmayı imzalayan Amerika olduğu gibi karşısında duran engelleri kaldırdıktan sonra vakti geldiğinde istediği bir gayeyi gerçekleştirmek için o anlaşmayı fesheden de yine Amerika'dır.Bu nedenle İran ile yapılan anlaşmanın feshedilmesi, Orta Doğu mühendisliği projesinin uygulanmasına başlanması anlamına geldiği gibi bu projenin anahtarı da İran’ın nükleer meselesidir.Bilindiği üzere İran, Amerika'nın yörüngesinde dönen bir devlettir; bu yüzden Amerika'nın bu rolü sonlandırması ve onu tam bir itaat evine sokması kaçınılmazdı; çünkü İran'ın yörüngede dönmeye devam etmesi, yörüngesinde döndüğü Amerika'nın çıkarlarını gerçekleştiriyor olsa bile kendi çıkarlarının da peşinden koşmasından dolayı Amerika’ya rakip olan ve karşı koyan diğer devletlerle daha geniş bir hareket ve ilişki kurma özgürlüğü sağlayan bir faktördür.

Bu nedenle İran’ı yörünge dairesinden çıkarıp tabiilik alanına sokmak gerekiyordu. Şimdi soru şudur: Amerika bu hedefini başarabildi mi?Çünkü onun başarısının göstergesi, savaşın durması, çatışmanın İran’ın teslim olması, tamamen boyun eğmesi ve Amerika’nın şartlarını yerine getirmesiyle sona ermesi ya da İran’la, bölgede ağırlığı olan, dünyanın en önemli damarlarından biri olan enerji, su yollarını ve uluslararası deniz geçişlerini kontrol eden bir devlet olarak bir anlaşma yapılmasıdır.İşte soru bu ve cevap da burada yatmaktadır.Lütfen bunu ve buna işaret eden göstergeleri; Yemen cephesinin Husi milisler ile Yemen hükümeti arasında bir iç çatışma olarak açılması ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile Birleşmiş Milletler'e sunulan Amerikan-Avrupa kararı gibi devam eden olaylara bakarak araştırın.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Salim Ebu Sebeytan

 

Devamını oku...

Haber-Yorum Ahmed Şara, Birleşmiş Milletler’de: Suriye Ayağa Kalkıyor ve Yahudi Varlığı Sahadaki Emrivakilerini Değiştiriyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Ahmed Şara, Birleşmiş Milletler’de: Suriye Ayağa Kalkıyor ve Yahudi Varlığı Sahadaki Emrivakilerini Değiştiriyor!

Haber:

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Suriye’nin birleştiğini ve ayağa kalkma sürecine başladığını vurgulayarak şöyle dedi: “Geçen yıl Suriye’nin geri döndüğünü söylemiştim; bugün ise Suriye’nin yeniden ayağa kalktığını söylüyorum.”Yahudi varlığının ihlallerini bir sapkınlık olarak nitelendirerek, Aralık 2024’ten bu yana yaklaşık 500 hava ve topçu saldırısı, 1200’den fazla sınır ihlali ve askeri sızma ve Suriyelilere yönelik yaklaşık 300 tutuklamanın olduğuna işaret etti.Ülkesinin 1974 tarihli anlaşmaya bağlı olduğunu açıklayarak, işgal güçlerinin 8 Aralık 2024 tarihli sınırlara çekilmesini talep etti. (El Cezire, 23 Eylül 2026)

Yorum:

Suriye ayağa kalkıyor! Umudu ateşleyen ve coşkuyu uyandıran bir söz. Peki bu nasıl bir ayağa kalkıştır ki; Suriye toprakları Yahudi güçlerinin beş yüz hava saldırısına ve bin iki yüz sınır ihlaline tanık oluyorken konuşmacının ise 1974 tarihli anlaşmayı hatırlatmaktan başka bir cevabı yok?!

Ahmed Şara, Birleşmiş Milletler kürsüsünde, Yahudi varlığının saldırılarını bir sapkınlık olarak nitelendirdi!Lügatte sapkınlık, kuralın dışına çıkma anlamına gelmektedir.Ancak Yahudilerin İslam ümmetine yönelik saldırıları bir sapkınlık ya da bir istisna değil; aksine değişmeyen sabit bir politika ve sarsılmaz bir inançtır. Eşyaları isimleri dışında adlandırmak diplomasi değildir; aksine saldırgana hizmet eden bir çarpıtmadır.

Bu nitelendirmeden daha tehlikeli olan ise önerilen çözümdür! Zira Ahmed Şara, geri çekilme talebinin referansı olarak 1974 Anlaşmasına bağlı kalacağını ilan etmiştir.İşte asıl ikilim de burada yatmaktadır; zira bu anlaşma, bölgedeki Yahudi varlığına meşruiyet kazandıran ve onun sınırlarını onaylayan anlaşmanın ta kendisidir.Öyleyse özünde haktan feragat etmek olan bir şeyle hak nasıl geri kazanılabilir ki?!Bizzat bu anlaşmanın kendisinin orada kalmasına imkan veren birinden, nasıl 1974 sınırlarına çekilmesi talep edilebilir ki?!

Aynı Birleşmiş Milletler salonunda, 1947 yılında Filistin’in bölünmesine ilişkin karar alınmış ve onun koridorlarında da, Filistin’in kurtuluşunu on yıllarca erteleyen kararlar formüle edilmiştir.Çünkü bu örgüt bir adalet mahkemesi değil, aksine sömürgeci devletlerin iradelerini hukuk diliyle ifade ettikleri bir kürsüdür! Dolayısıyla umut onun üzerine inşa edilip çözüm ona bağlandığında, savaş başlamadan önce yenilgi başlar.

Evet, Suriye, yıllarca süren öldürme ve yerinden edilmenin ardından gerçek bir ayağa kalkmayı hak ediyor.Ancak ayağa kalkma, düşmanların referansları üzerine inşa edilmez, onların minberlerinden ilan edilmez ve onların diliyle formüle edilmez. Gerçek bir ayağa kalkma, Suriye’nin tüm bağımlılıklardan kurtulup, sadece güç dilinden anlayan işgalcinin karşısında tek başına durmak yerine, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sancağı altında birleşmekle başlar.Golan, New York’taki bir konuşmayla geri dönmeyeceği gibi Aralık sınırları da, imzalandığı günden beri taraflarını zayıflatan bir antlaşma hatırlatılarak da pekiştirilmeyecektir.

وَأَعِدُّوا لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını ve sizin düşmanınızıkorkutursunuz.” [Enfal 60]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Muhammed Nasır

 

Devamını oku...

Özbekistan'daki Stratejik Madenler: Çin ile Japonya Arasındaki Rekabetin Bir Sahası mı?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Özbekistan'daki Stratejik Madenler: Çin ile Japonya Arasındaki Rekabetin Bir Sahası mı?

 

Haber:

18 Eylül'de Tokyo'da Özbekistan ve Japonya dışişleri bakanları arasında ikinci bir stratejik diyalog gerçekleştirildi ve görüşmede, kritik madenler, yapay zekâ ve Kafkasya üzerinden (Hazar Denizi üzerinden) ulaşım koridoru alanlarındaki iş birliği konuları ele alındı.Ayrıca 2027-2028 yılları için iki ülkenin dışişleri bakanlıkları arasındaki iş birliği programı da imzalandı.

Bundan bir gün önce de Özbekistan Dışişleri Bakanı Bahtiyar Saidov, Japon “JOGMEC” Kurumu Başkanı ile bir araya geldi ve iki taraf, arama, madencilik ve kritik madenlerin işlenmesi konularını görüştüler.

Yorum:

Bu olaylar, sıradan ticari ve ekonomik iş birliğinden çok daha geniş kapsamlı bir süreci ortaya koymaktadır. Zira kritik mineral hammaddeler, modern elektronik, bataryalar, enerji, ileri teknoloji ve diğer stratejik sektörlerin temel hammaddeleridir.İlginç olan şu ki Çin de bu alanda Özbekistan ile iş birliğini güçlendirmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla asıl mesele, Özbekistan'ın sahip olduğu maden rezervlerinin büyüklüğünde değil; aksine onları kimin çıkardığında, kimin işlediğinde, teknolojinin kime ait olduğunda ve katma değerin nerede kaldığında yatmaktadır.

Japonya'nın Özbekistan'daki stratejik madenlere olan ilgisi, Çin'in varlığıyla bir ölçüde rekabet edebilir.Ayrıca onun Hazar Denizi üzerinden geçen ulaşım koridoruna olan ilgisi, hammaddelerin Hazar Denizi, Kafkasya ve Türkiye üzerinden dış pazarlara ihraç edilme fırsatını artırmaktadır. Bununla birlikte, şu ana kadar bunu, "Japonya'nın Özbekistan'daki kritik mineraller konusunda Çin için ciddi bir rakip hâline geldiği" şeklinde yorumlamayı gerektirecek bir kanıt bulunmamaktadır.

Özbekistan'a gelince; temel sorun tamamen farklıdır: Stratejik maden kaynakları dış güçler arasındaki rekabetin bir aracına mı dönüşecek, yoksa halkın sanayisi ve teknolojisi ile ekonomik bağımsızlığının yararına mı kullanılacak?

İslam'da, ümmete genel fayda sağlayan doğal kaynakların hiçbir şekilde dar ve özel çıkarlara dönüştürülmesi caiz değildir; aksine bunların kamu maslahatı temelinde yönetilmesi gerekir; zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلَاثَةٍ: فِي الْمَاءِ وَالْكَلَإِ وَالنَّارِ “Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, merada ve ateşte.”

Bu hadis, toplumun yaşamı için gerekli olan servetlerin kamu mülkiyeti olduğunu göstermektedir.Bu nedenle stratejik madenlerin yalnızca ham madde olarak ihraç edilmesi yeterli değildir. Zira ham madde Özbekistan’dan çıkarılırken, rafinaj, teknoloji, yüksek katma değer ve nihai ürün diğer ülkelerin elinde kalırsa, ekonomik üstünlük de yine o ülkelerde kalmaya devam edecektir.

Buna göre halkın çıkarına dayalı alternatif yol, Batılı yatırımcıların veya rejimin çıkarlarına göre değil, kaynakları ülke içinde üretmek ve işlemek, yerli sanayi ve teknolojiyi geliştirmek, kadroları ve uzmanlıkları hazırlamak ve stratejik sektörleri İslam’ın hükümlerine göre yönetmektir.

Bu nedenle meseleye, Çin mi yoksa Japonya mı gibi sınırlı bir bakış açısıyla yaklaşılmamalıdır.Aksine şu doğru soruyu sormak gerekir: Özbekistan’daki yeraltı zenginliklerinin mülkiyeti kime aittir ve bunların kimin geleceği için kullanılması gerekir?

İslami yönetim açısından devletin, ümmetin kamuya ait servetlerini gözetip koruması, bunları adaletle dağıtması ve nesillerin haklarını ve ümmetin maslahatını gözeterek yönetmesi gerekir. Zira ülkenin doğal kaynakları, Özbekistan rejiminin başındakilerin miras yoluyla sahip oldukları bir mülk değil, aksine Allah’ın yeryüzünde İslam ümmeti için yarattığı zenginliklerdir. Bu nedenle onların yerinde ve hak sahiplerinin ihtiyaçlarına göre harcanması gerekir. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ إِنَّ اللهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ إِنَّ اللهَ كَانَ سَمِيعاً بَصِيراً “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” [Nisa 58]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...

Demokrasi Yanılsaması: Veri Merkezleri ve Şirketlerin Otoritesi

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Demokrasi Yanılsaması: Veri Merkezleri ve Şirketlerin Otoritesi

Haber:

Veri merkezlerine yönelik olumsuz tepkiler, bir topluluktan diğerine Amerikan politikasını yeniden şekillendiriyor. (Ajanslar)

Yorum:

Yapay zeka ve veri merkezlerinin hızla yaygınlaşması; Amerikan demokrasisinde daha derin bir krizi, yani hükümetin, sıradan insanların pahasına zenginlerin ve nüfuz sahiplerinin çıkarlarına hizmet ettiği bir krizi ortaya çıkarmaktadır.Zira ülkenin dört bir yanındaki toplumlar, veri merkezi projelerine karşı çıkmakta, gizli anlaşmaları sorgulamakta ve temsil ettikleri varsayılan halkın çıkarlarına yanıt vermekten daha çok yatırımcı şirketlerin çıkarlarına yanıt veren seçilmiş yetkililerle karşı karşıya gelmektedir.

Bu çatışmanın önemi, sadece devasa sanayii tesislerinin inşa edilmesinde değil; aksine daha geniş kapsamlı bir soruda yatmaktadır: Demokraside gerçek otorite sahibi kimdir ve hükümet nihayetinde hangi çıkarları korumaktadır?Veri merkezleri konusundaki tartışma, halk ile otorite arasındaki uçurumu ortaya koymaktadır.Nitekim toplumlar, kapalı kapılar ardında müzakere edilen ve bazen hükümet yetkilileri tarafından imzalanmış gizli anlaşmaları içeren kalkınma projeleriyle giderek daha fazla karşı karşıya kalmaktadır.Dolayısıyla hayati kararlar, şeffaflık ve insanların katılımı olmadan ve hatta bazı durumlarda insanların bilgisi bile olmadan alınmaktadır.

İnsanların giderek artan güvensizliği; hükümetlerin ihaneti, yerine getirilmeyen vaatler, şirketlerin boyun eğmesi, ekonomik ile siyasi otoriteyi az sayıdaki nüfuzlu çıkar grubunun eline bırakan politikalar gibi uzun bir geçmişe dayanmaktadır.Birçok insan için veri merkezleri etrafında dönen tartışma, münferit bir anlaşmazlığı değil, aksine bir dizi dezenformasyon operasyonunun bir başka bölümünü temsil etmektedir.Ayrıca bu, siyasi kararların yalnızca zenginlerin faydasına olan yapısal bir bozukluğu da ortaya koymaktadır.

İnsanların ABD hükümetine duyduğu güvensizlik, 11 Eylül olaylarından ve Epstein dosyalarından başlayıp, COVID-19 salgınının yönetimine ve İran’a karşı savaşa kadar uzanan defalarca aldatılmaya maruz kaldıkları tarihsel deneyimlerin bir sonucu olarak şekillenmiştir.Bu da hükümetin ihanet ve ihmallerinden kaynaklanan bir mirası yansıtmaktadır. Veri merkezleri etrafında dönen tartışmalar, insanların şirketlerin nüfuzuna duydukları hayal kırıklığının bir ifadesi olarak kabul edilmektedir.

İnsanların endişeleri, bireysel tesislerin doğrudan etkilerinin ötesine geçerek teknolojik ilerlemenin gidişatını, ekonomik gücün dağılımı ve gerçekten söz sahibi olup olmadıkları hakkındaki soruları da kapsamaktadır. Bu nedenle veri merkezlerine yönelik artan muhalefetin, sadece teknolojik ilerlemeye yönelik bir direniş olarak değil, aynı zamanda kapitalizme ve demokratik hesap verebilirlik araçlarına yönelik bir güvensizlik olarak da anlaşılması gerekir.İnsanlar, güçlü şirketlerin çıkarları ve yatırımları güvence altına almanın peşinde koşan hükümet yetkilileri karşısında seslerinin gerçekten bir ağırlığı olup olmadığını sorgulamaktadır.

Müslümanlar olarak bizim için Allahu Teala, insanlığın işlerini gözetme sorumluluğunu dakik yönlendirmeler olmadan başıboş bırakmamıştır; zira ümmeti etkileyen kararlar iki kategoriye ayrılmaktadır: Allahu Teala’nın koymuş olduğu, tartışmaya veya reddedilmeye kabul etmeyen ve hem yönetenin hem de yönetilenin eşit şekilde boyun eğmek zorunda olduğu kararlar; bir de tartışılması caiz olan, sorgulamanın sadece insani etkiyle sınırlı olduğu ve sadece maddi kazanımlara dayalı olmayan kararlardır.

İç politikayı içeren yönetimle ilgili pratik meseleler Ümmet Meclisi aracılığıyla Halife'nin meşveretine sunulur ve onu bu konudaki görüşü bağlayıcıdır. İnsan nefsinin kutsallığı ve onuru iki temel unsur olup, şirketlerin çıkarlarından etkilenmezler.

İslam’da şeffaflık ve hesap verebilirliğin şer'î delillere dayanması ve siyasetin tek gayesini, yöneticinin otoritesi altındaki kişilerin gözetilmesi olarak belirleyen Allahu Teala'ya olan iman; evet tüm bunlar, güvenin her zaman karar alma sürecinin merkezinde olmasını sağlayacaktır. Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: أَلَا كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ فَالْإِمَامُ الَّذِي عَلَى النَّاسِ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالرَّجُلُ رَاعٍ عَلَى أَهْلِ بَيْتِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلَى أَهْلِ بَيْتِ زَوْجِهَا وَوَلَدِهِ وَهِيَ مَسْئُولَةٌ عَنْهُمْ وَعَبْدُ الرَّجُلِ رَاعٍ عَلَى مَالِ سَيِّدِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْهُ أَلَا فَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ “Dikkat edin, hepiniz çobansınız ve hepiniz tebaanızdan sorumlusunuz. İnsanlar üzerindeki imam bir çobandır ve tebaasından sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve onların gözetiminden sorumludur. Kadın, eşi ve çocuklarının ailesinin çobanıdır ve onlardan sorumludur. Adamın kölesi, efendisinin malının çobanıdır ve ondan sorumludur. Dikkat edin, hepiniz çobansınız ve hepiniz tebaanızdan sorumlusunuz.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Heysem İbn Sabit - Amerika

Devamını oku...

On Yıllık Sloganlar… Tavırlar Söylemin Hakikatini Ortaya Çıkardığında!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

On Yıllık Sloganlar… Tavırlar Söylemin Hakikatini Ortaya Çıkardığında!

Haber:

Husilerin, batı kıyısının bazı bölgelerini ve Bab el-Mandeb Boğazı’na bakan stratejik mevzileri ele geçirmesinin ardından Reuters ajansı 16 Eylül 2026 tarihinde, ABD'li yetkililerin Umman Sultanlığı'nın Maskat kentinde Husi grubunun temsilcileriyle bir araya geldiğini ve görüşmede bölgedeki durumla ilgili bir dizi dosyaların ele alındığını bildirdi.(Reuters, 16/9/2026)

Yorum:

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَمِنَ النَّاسِ مَن يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ * وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ “Kimi insan var ki, dünya hayatı ile ilgili konuşması hoşunuza gider ve en amansız düşman olduğu halde kalbindeki duyguların samimi olduğuna Allah’ı şahit gösterir. İş başına geçince yeryüzünde kargaşa ve bozgunculuk çıkarmaya ekini ve nesli mahvetmeye çalışır. Oysa Allah kargaşa ve bozgunculuk çıkarmayı kesinlikle sevmez.” [Bakara 204-205]

Husi grubunun “Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm” sloganı altında ve yabancı nüfuzla mücadele etme ve ülkeyi sömürgecilikten kurtarma bahanesiyle liderlik ettiği savaşın gölgesinde, on yıl boyunca canlar kaybedildi ve Yemen’e büyük zararlar verildi.Bu örgütün, savaşını İslam’a yardım etme ve kendi deyimiyle büyük şeytan (Amerika) ile mücadele sloganlarıyla meşrulaştırdığı ve Husi örgütünün terörist örgüt olarak nitelendirildiği bir zamanda, iki tarafın da çıkarlar ve siyasi dosyalar üzerine müzakere etmek için aynı masaya oturduklarını görmekteyiz!

Bu görüşmeyi ele alan raporların, Husilerin ABD gemilerini ve Yahudi varlığını hedef almayacağına dair taahhütlerden bahsetmesi dikkat çekicidir.İşte burada şu soru öne çıkmaktadır: Pratik sınama anı geldiğinde, “Amerika’ya ölüm” ve “İsrail’e ölüm” sloganları nereye gitti?!

Bu grup, Amerikan karşıtı sloganlar atıp kendini İslam yolunda savaşa giren bir grup olarak sunduğu halde Amerika ile müzakerelere girip taahhütlerde bulunuyorsa, o halde bu savaşı tetikleyen hedefler gerçekten İslam için mi, yoksa otorite, nüfuz ve hakimiyet için bir çatışma mıdır?

Buradan da açığa çıktığı üzere, sloganlar tek başına bu yönelimin samimiyetini kanıtlamak için yeterli değildir; aksine bu yönelimlerin hakikatini ortaya çıkaran şey pratik tavırlardır. Dolayısıyla İslam ve kutsallar meselesi, ihtiyaç duyulduğunda atılan, ancak çıkar dengeleri ve siyasi baskılar değiştiğinde terk edilen sloganlardan ibaret değildir.

İslam’a ve kutsallara yardım etmenin doğru yolu, uluslararası güçlerin projelerinin rehinesi olmak ya da büyük devletlerin şemsiyesi altında yürümek değildir; aksine bu bağımlılıktan çıkmak ve İslam akidesine dayalı bir devleti, yani Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Dr. Fuad Sabri – Yemen

Devamını oku...

Mekke İttifakı… Müslümanların Birliği mi, Yoksa Vesayet Altındaki İttifaklar mıdır?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Mekke İttifakı… Müslümanların Birliği mi, Yoksa Vesayet Altındaki İttifaklar mıdır?!

Haber:

Pakistan, Suudi Arabistan ile iki savunma anlaşmasına bağlıdır: “2025 Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması” ve Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması.”

Her iki anlaşmada da, taraf devletlerden herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırı, tüm taraf devletlere yönelik bir saldırı olarak kabul edilmektedir; bu madde, NATO Antlaşması’nın 5. maddesine benzemektedir. Bu benzerlik analistleri, “Mekke İttifakı”nı “İslam NATO’su” olarak nitelendirmeye itmiştir. (El Cezire Net)

Yorum:

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın Mekke'deki ittifakı karşısında bizler; Müslümanlar için gerçek bir gücün başlangıcıyla mı, yoksa bölgesel ve uluslararası hesapların yön verdiği yeni bir ittifakla mı karşı karşıyayız?

Şüphesiz ki büyük askeri, ekonomik ve siyasi imkânlara sahip üç Müslüman ülkenin bir araya gelmesi etkili bir güç oluşturabilir; ancak gerçek güç sadece anlaşmalar imzalamakla değil, bağımsız karar iradesine ve net bir gayeye sahip olmakla elde edilir.

Sorun şu ki, Müslümanların çağdaş tarihi uluslararası sistem dahilinde hareket eden ittifaklarla doludur; oysa siyasi ve askeri kararlar çoğu zaman başta Amerika ve Batı olmak üzere küresel güçlerin etkisinde kalmaya devam etmektedir. Bu nedenle şu soru meşruiyetini korumaktadır: Bu ittifak, çağrıda bulunulduğu gibi Müslümanların çıkarlarına hizmet etmek ve onların davalarını savunmak için mi olacak, yoksa büyük devletlerin çıkarlarına hizmet eden düzenlemeler kapsamında kalmaya mı devam edecek?

İslam ümmetinin parası, silahı ve adamları eksik değildir; aksine onda eksik olan şey, bu potansiyelleri bir araya getirip Müslümanların hizmetine sunan gerçek bir birliktir. Filistin, Mescid-i Aksa ve ümmetin diğer meseleleri gerçek eylem alanının dışında kaldığı sürece, sınırlı bir ittifakın ne değeri var ki?!

Müslümanlar tarihlerinde, tek bir siyasi varlığa, tek bir orduya ve ümmeti ve onun çıkarlarını savunan bir karara sahip oldukları zamanlarda birliğin gücünü tanıdılar. Oysa bugün bölünmüşlük gerçekliği, Müslümanların, muazzam kaynaklara sahip olmalarına rağmen ancak bunları birleşik bir güce dönüştürmek aciz kalmalarına neden olmaktadır!

Bu nedenle gerekli olan, sadece bazı devletler arasındaki geçici ittifaklar değil; aksine Müslümanların gerçek birliği, karar almada gerçek bir bağımsızlık ve ümmeti korumak, onun kutsallarını ve çıkarlarını savunmak için kullanılan bir güçtür.

Müslümanların görevi ise, bu ittifakları takip etmekle ya da rejimlerin ne yapacağını beklemekle yetinmek değildir; aksine birliği için bilinçli ve ciddi bir şekilde çalışmak, ümmetin çıkarlarını koruyacak bağımsız bir karar talep etmek ve ümmetin birleşmesi ve gücünü geri kazanması meselesini, ümmetin tüm enerjisiyle kendisi için çalışacağı genel bir proje haline getirecek bir bilinç inşa etmektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdulazim Haşlemon

Devamını oku...

Rusya ile Avrupa Arasındaki Son Tırmanış

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Rusya ile Avrupa Arasındaki Son Tırmanış

Haber:

Avrupa kıtası genelinde “hibrit” olarak nitelendirilen saldırıların tırmanmasının ve buna paralel olarak NATO ülkelerinin aldığı olağanüstü tedbirlerin gölgesinde ve ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını azaltabileceğine dair endişelerin ortasında Avrupalı liderler, Rusya ile doğrudan askeri bir çatışmanın patlak vermesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu (En-Najah Haber)

Yorum:

Ukrayna-Rusya savaşı, geride bıraktığı yıkım ve kaybettirdiği canlar nedeniyle İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en kanlı savaş olarak kabul edilmektedir.

Bu tırmanış; Amerikalı temsilci Witkoff ve Kushner'in Rusya ve ardından Ukrayna'ya gerçekleştirdiği ziyaretin ve savaşı sona erdirip yaşlı kıtada barışı yeniden tesis etmek üzere iki çatışan tarafı doğrudan müzakere masasında toplama vaatleri ile bir dizi güvencenin sonrasında yaşanmıştır.

Avrupa ülkeleri, Amerika’nın, kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan bu savaşta kendilerini yarı yolda bıraktığının farkındadır; bilakis aksine Amerika onun planlarını altüst etmiş ve uzun zamandır hayal ettikleri umutlarını boşa çıkarmıştır; bu nedenle Avrupa ülkeleri, Amerika ile yaşadığı anlaşmazlığın ardından yeniden silahlanmanın faturasını ödemektedirler; zira Amerika’nın kendilerinden istediği şeyi yerine getirmekte, yani savunma harcamalarını artırmakta ve geri dönüşü olmayan güvenlik faturasını üstlenmektedirler.

Rusya ise, savaş sınırları dışındaki insansız hava araçları ve benzerleriyle yapılan bombalamalarla gerçekleşen ve düşmancıl hibrit eylemleri olarak nitelendirilen faaliyetler yoluyla Avrupa'nın ve NATO'nun hazır olma boyutu konusunda nabız yoklaması yapmaktadır.Ayrıca Rusya ateşin, Ukrayna'nın tasmasını elinde tutan, savaşın devam etmesini kışkırtan, kendi adına savaşması için ona para ve silah sağlayan kişiye de sıçraması gerektiği gibi Avrupa ülkelerini Ukrayna konusunda hesaplarını yeniden yapmaya sevk etmek gerektiğinin de farkındadır.Ayrıca Rusya Devlet Başkanı, Avrupa'nın tırmanış ve yaygara propagandasını küçümseyerek, Avrupa liderlerinin kendi ülkelerinde çöken popülerliklerini artırmak istediklerini söylediği gibi Rusya'nın savaşı genişletme niyetinde olmadığını da ifade etmiştir.

Amerika ise her olayı kendi lehine kullanmaktadır; bu yüzden Amerikan başkanı, Rusya'nın herhangi bir NATO ülkesine girmesini olasılık dışı görmekte, hatta Başkan Putin'i övmeye devam etmektedir.

Bu nedenle kuvvetle muhtemel olan şudur ki; son tırmanışın hedefi, Ukrayna'nın direnişinin ana destekçisi olan Avrupa'ya baskı uygulayarak Zelenski'yi desteklemesini durdurmak ve Avrupa'nın, savaşı genişletmeye, Avrupa ile Amerika'yı doğrudan bir çatışmaya sürüklemeye çalışan İngiltere'nin kışkırtmalarına kapılmasını engellemektir; belki de bu, yaşlanıp ihtiyarladıktan sonra ona yeniden bir umut kapısı açabilir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Dr. Muhammed Süleyman

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER